<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cumhurbaşkanı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/cumhurbaskani/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 10 Nov 2024 14:01:24 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cumhurbaşkanı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cumhurbaşkanının Hatası Gerçeklerle Yüzleşmek mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskaninin-hatasi-gerceklerle-yuzlesmek-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskaninin-hatasi-gerceklerle-yuzlesmek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 10 Nov 2024 12:22:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=19188</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Siz meseleyi Suriye mi sanıyorsunuz? Suriye&#8217;yi istemelerinin tek bir nedeni vardır. O da Türkiye&#8217;yi işgal etmek için zemin hazırlamaktır. Eğer bir gün mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye&#8217;dir. Bu söylediklerimi bir gün anlayacaksınız.&#8221; Necmettin Erbakan Cumhurbaşkanı yeni bir şey söylemedi. Sadece mâlûmu îlâm etti. Bazılarımızın hurda teferruatına kadar bilip telaffuz etmekten çekinmediği, çoğunluğunsa ya bilmediği ya da bilse dahi görmezden gelip bastırarak iç dünyasının derinliklerine ittiği bir hakikati üst perdeden ifşâ etti. Ne yazık ki tarafgir zihinler bunu, onun millî görüş günlerinden kalma bir takıntısı olarak görüyor. Mal bulmuş mağribi gibi de eleştiriyor. Kendisi ise bundan dolayı ne eleştirilebilir ne de muâheze olunur. Zîrâ bir devlet başkanının aslî görevlerinden biri de sorumluluğunu taşıdığı topluma yaklaşmakta olan tehlikeyi işâret etmek ve hakikî düşmanını göstermektir. Anlaşılır iş değil! Cumhurbaşkanının kapıya kadar gelen tehlikeye vurgu yapması, milleti uyandırıp bilgilendirmesi maalesef bazı çatlak seslerin çıkmasına sebep oldu. Ayrılıkçı hareketin mümessili bir milletvekili cumhurbaşkanını kast ederek “Eğer bunu söyleyen benim öğrencim olsaydı, sınavdan geçer not alamazdı.” diyecek kadar bayağılaştı. Bu, bir hedef saptırmadır, ustaca ve kurnazca tehlikenin üzerini örtmektir. Dikkatleri oradan uzak tutmaya çalışmaktır. Abdülhamit’ten bu yana hiçbir devlet adamımız bugünkü cumhurbaşkanımız kadar aralıksız olarak icranın başında bulunmadı. Bu kadar uzun bir süre fâsılasız &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-right">&#8220;<em>Siz meseleyi Suriye mi sanıyorsunuz? Suriye&#8217;yi istemelerinin tek bir nedeni vardır. O da Türkiye&#8217;yi işgal etmek için zemin hazırlamaktır. Eğer bir gün mesele Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye&#8217;dir. Bu söylediklerimi bir gün anlayacaksınız.&#8221;</em></p>



<p class="has-text-align-right"><em>Necmettin Erbakan</em></p>



<p>Cumhurbaşkanı yeni bir şey söylemedi. Sadece mâlûmu îlâm etti. Bazılarımızın hurda teferruatına kadar bilip telaffuz etmekten çekinmediği, çoğunluğunsa ya bilmediği ya da bilse dahi görmezden gelip bastırarak iç dünyasının derinliklerine ittiği bir hakikati üst perdeden ifşâ etti. Ne yazık ki tarafgir zihinler bunu, onun millî görüş günlerinden kalma bir takıntısı olarak görüyor. Mal bulmuş mağribi gibi de eleştiriyor. Kendisi ise bundan dolayı ne eleştirilebilir ne de muâheze olunur. Zîrâ bir devlet başkanının aslî görevlerinden biri de sorumluluğunu taşıdığı topluma yaklaşmakta olan tehlikeyi işâret etmek ve hakikî düşmanını göstermektir. </p>



<p>Anlaşılır iş değil! Cumhurbaşkanının kapıya kadar gelen tehlikeye vurgu yapması, milleti uyandırıp bilgilendirmesi maalesef bazı çatlak seslerin çıkmasına sebep oldu. Ayrılıkçı hareketin mümessili bir milletvekili cumhurbaşkanını kast ederek “Eğer bunu söyleyen benim öğrencim olsaydı, sınavdan geçer not alamazdı.” diyecek kadar bayağılaştı. Bu, bir hedef saptırmadır, ustaca ve kurnazca tehlikenin üzerini örtmektir. Dikkatleri oradan uzak tutmaya çalışmaktır.</p>



<p>Abdülhamit’ten bu yana hiçbir devlet adamımız bugünkü cumhurbaşkanımız kadar aralıksız olarak icranın başında bulunmadı. Bu kadar uzun bir süre fâsılasız olarak devletin mahreminde yaşamadı. Eğer bir şey söylüyorsa bu, yalnızca bizim gördüğümüzü onun da görüyor olmasından değildir. Bizim göremediklerimiz ve dahi duyamadıklarımızı da hem görüyor hem de duyuyor olmasındandır. O yüzden de yapılan açıklamayı ciddiye almak zorundayız.</p>



<p>Son günlerde yaşadığımız hâdiselerin basamak taşı olan Ortadoğu’nun işgal süreci 1990 senesinin Ağustos ayında Irak’ın Kuveyt’e saldırması ve akabinde de ABD öncülüğündeki Batı ittifakının mes’eleye el koymasıyla birlikte başladı. O günlerde büyük resmi bu kadar net okuyamıyorduk. Irak’ta yaşananlar, 32 ilâ 36. paralel arasında kalan sahanın uçuşa yasak bölge ilân edilmesi, Kaddafi’nin öldürülmesi, Mursi’nin devrilmesi, PKK, YPG ve türevlerinin ABD’nin öncülüğünde üzerimize çullanması ve Suriye’nin kaosa teslim edilmesiyle birlikte milyonların mülteci durumuna düşürülmesi ve takip eden daha bir yığın gelişme o resmi netleştirdi. Kısacası Saddam’ın Kuveyt’i işgale zorlanması ve ardından da ABD’nin körfeze müdâhalesi bugünler için atılmış ilk adımdı.</p>



<p>Gazze’de yaşanan katliam ve son günlerde İsrail’in Hizbullah’ı bahane ederek Lübnan’a yönelik orantısız güç kullanımı ise artık hedefin biz olduğunu ve büyük hesaplaşmanın er ya da geç bizimle olacağını gösteriyor. Bunu görmemek için ya fazla iyimser ya da su katılmamış bir ahmak olmak lazım. Bir ihtimal daha var ki, onu söylemeye dilim varmıyor. </p>



<p>Haçlı sürülerinin Saddam’ın Kuveyt’i işgalini bahane ederek Körfez’e çullandığı günden itibaren nihâî hedefin Türkiye olduğunu dönemin cumhurbaşkanı Turgut Özal bilmiyor muydu sanki. Hiç şüphesiz Süleyman Demirel ve Bülent Ecevit gibi siyasiler de işin başından beri bu hakikate vakıftı. Hepsi bunun Irak ile Kuveyt arasındaki bir sınır ihtilâfından ibâret olmadığını biliyordu. </p>



<p>Fakat riya devrinin politik figürleri olan bu şahıslar bilseler de söyleyemezlerdi. Bilmezden gelmeye, bilmiyormuş gibi yapmaya mecburlardı. Bazı beyânatları ise zaman zaman iç âlemlerinde bu gerçekle yüzleşip sınırları zorladıklarını gösteriyor. Süleyman Demirel’in cumhurbaşkanı iken söylediği şu sözler mızrağın çuvala sığmadığının işâretidir: </p>



<p>“<em>Bunların (Batı’nın) istediğini ben biliyorum. Sevr’i istiyorlar. Fırat’ın ötesini istiyorlar. Ne yapsak Batı’yı tatmin edemeyiz. Biz Osmanlı bakiyesiyiz. Osmanlı’dan yirmi beş devlet çıkmış. İki devlet çıkamamış. Kürt devleti ve Ermeni devleti. Şimdi adam ne diyor? Uzat kolunu… Ne yapacaksın? Keseceğim. Kolumuzu kestirmeyiz.</em>”*</p>



<p>Yukarıdaki sözler, barajın taşması, tahammül sınırlarının zorlanmasıdır. Gerçeklerle yüzleşmenin neticesinde ortaya çıkan bir vicdan infialidir. Ama ne yazık ki gerek Demirel ve de gerekse diğer siyasiler onunla ancak bıçak kemiğe dayanınca yüzleşmiştir. Devamını da getirememişlerdir. Ve de çok geçmeden yeniden sessizliğe gömülmüşlerdir. Bulundukları makam ve devrin şartları da bunu onlara dikte etmiştir. </p>



<p>Yalnızca Necmettin Erbakan yıllar öncesinden bu hakikati hiç yüksünmeden her platformda ifade etti. Kendisiyle dalga geçilmesine, sürekli aşağılanıp hor görülmesine rağmen bu konuda taviz vermedi ve de asla geri adım atmadı. İnandığını söylemekten çekinmedi. Böylelikle kendisine gönül veren kitlenin zihnine ufukta görünen bir tehdit olarak Yahudinin arz-ı mev’ûd fikrini yerleştirdi.</p>



<p>Artık riya devri kapanmıştır. Bilip de bilmezden gelme devri sona ermiştir. Bundan böyle soğuk savaş döneminden kalma reflekslerle hareket edemeyiz. Çünkü kralın çıplak olduğunu söylemesek de kral çıplaktır. Görünen köyün kılavuz istemediği ise açıktır. </p>



<p>Bu tür eleştirilerin üzerindeki örtü kaldırılırsa, altındaki gücün ülkemizdeki gizli Yahudi lobisi olduğu görülür. Hakikati ters yüz etme gayretlerinin arkasındaki niyetin de ne olduğu hemen anlaşılır.  </p>



<p>Burnumuzun dibinde yaşananlar, birkaç komşu devlet arasında cereyan eden basit birer sınır çatışması değildir. Bizim de bir parçası olduğumuz coğrafya, birinci ligde oynayan devletlerin top koşturduğu ve küresel menfaatlerin söz konusu olduğu büyük bir hesaplaşmanın yaşandığı yerdir. İşte bizler bugün, öylesine bir kıyametin ortasındayız. </p>



<p>Yaklaşık bir yıl önce, bir dönem Cumhurbaşkanının yakın çalışma arkadaşı olan Cüneyt Zapsu’nun Malatyalı İşadamları Derneği’nde yaptığı bir konuşmada sarf ettiği şu sözler, Erdoğan’ın yıllar öncesinden tehlikenin farkında olup ne kadar öngörülü, müdebbir ve kararlı olduğunu gösteriyor: </p>



<p>&#8220;<em>Ben Sayın Cumhurbaşkanımız ile beraber çok yakın çalıştım. İlk başlarda hele neredeyse günde 18-19 saat. O sıralar anlaşamadığım bir tane önemli husus vardı. 2000’li yılların başları işte. Ben diyordum ki parayı savunma sanayiine değil, şuralara yatıralım. Haklı çıktı. Hem de öyle haklı çıktı ki. Bunu da açıkça söyleyeyim. Ben bu kadar böyle anti-militarist, globalist bir adamım, haklı çıktı. Çünkü bizim şu anda savunma sanayimiz bu durumda. O zamanlar yatırımlar başladı. Rahmetli babam da söylerdi; ya baba komplo teorileri bunlar, diye düşünüyordum. Babamdan özür dilerim. Öyle değil paramparça ederlerdi. Lübnan, Suriye, Irak, Libya bir de Türkiye derdi, olur biterdi.</em>&#8220;</p>



<p>Şu sözler, muhasebesini yapmış, eksiğini görmüş ve yıllar sonra da olsa bunu söylemekten imtinâ etmeyen, sürecin ve hâdisâtın birinci dereceden şâhidi bir aydının itiraflarıdır.</p>



<p>Son yirmi yılda atılan adımlar bugün meyvesini veriyor. Savunma sanayinde yaptığımız dev atılımlar sayesinde çıkacak bir savaşa karşı askerî açıdan hazırlıklıyız. En az onun kadar zor olansa böyle bir hesaplaşmaya zihnen de hazırlıklı olmaktır. Temenni etmesek de bir gün onunla yüzleşebiliriz. Mevcut gelişmelerse bize artık onun bir hayli yakınımızda olduğunu gösteriyor. </p>



<p>Eğitim sisteminin daha ilk aşamasında nesillerinin zihnine İslâm düşmanlığını yerleştirip rûhlarını kirleten ve Mescid-i Aksâ’nın yıkılarak yerine tapınağın inşâ edileceği fikrini aşılayan bir zihniyetinse Nil ile Fırat arasının kendisine vaat edildiği iddiasından uzak olduğunu düşünmek yalnızca ham bir hayaldir. </p>



<p>Basit gibi görünse de cumhurbaşkanının açıklamalarını bu çerçevede okumak ve de hiç vakit kaybetmeden sınırlarımız dâhilinde ortaya çıkması muhtemel tehdit ve tehlikelere karşı devlet ve millet olarak hazırlık yapmak zorundayız. Ve tabiî en başta da zihnen kendimizi buna hazırlamakla mükellefiz.</p>



<p>* Milliyet Gazetesi, 2 Mayıs 1995 Salı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskaninin-hatasi-gerceklerle-yuzlesmek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna Ziyaretinin Perde Arkası…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 14:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17763</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir. Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı. Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım. &#160;Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı. Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir.</p>



<p>Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı.</p>



<p>Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım. &nbsp;Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı.</p>



<p>Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte Paris’te imzalanmıştır.</p>



<p>BÇGA’nın imzalanmasını takiben 8-9 Aralık 1995’te anlaşmanın korunması ve sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla bir konferans düzenlenmiş, neticesinde de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 55 ülke ve uluslararası organizasyon tarafından&nbsp; ‘Barış Uygulama Konseyi’nin kurulması kararlaştırılmıştır. Kısaca bu konseyin karar organı olarak ‘BUK’ yürütme kurulu (Türkiye, bu yürütme kurulunun üyesidir) icra organı olarak da Bosna Hersek’te sivil sorunların çözüm yetkisine de sahip bir yüksek temsilcilik ofisi kurulması ve bir yüksek temsilci atanmasına karar vermiştir. 9-10 Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen konsey toplantısında da yüksek temsilcinin gerek gördüğünde sivil alanda nihai kararlar alma yetkisi tanımlanmıştır. Böylece yüksek temsilci ‘Bonn Yetkileri’ diye tabir edilen Başkanlık Konseyi üyeleri veya devlet başkanını görevden almak dâhil olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. &nbsp;</p>



<p>Bosna Hersek iki etnititeden müteşekkildir. Bosna Hersek Federasyonu ve Republika Srpska. Çerçeve anlaşmasına 4 numaralı ek olarak dâhil edilen Bosna Hersek anayasasına göre Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplardan oluşan üç kurucu halk arasında eşit güç paylaşımı öngörülmüştür. Bu sebeple her üç ırkı temsilen üç ayrı Başkandan oluşan Devlet Başkanlığı Üyeleri Konseyi 8’er aylık dönemlerle sırayla Başkanlık koltuğuna oturmaktadır. Basın toplantıları veya resmi törenlerde üç Devlet Başkanı bulunmasının sebebi de budur.</p>



<p>2009 yılından bu yana Bosna Hersek’te yüksek temsilci olarak görev yapan Avusturyalı diplomat Valentin İnzko, görev süresinin dolmasına çok az bir zaman kala ‘soykırımın inkârının cezalandırılmasına ilişkin’ yasanın Bosna Hersek Parlamenterler Meclisinde onaylanana kadar geçici olarak yürürlüğe girdiğini açıkladı. Bu yasayla birlikte uluslararası mahkemelerde veya Bosna Hersek mahkemelerinde kanıtlanmış soykırım, insanlığa karşı suçları ve savaş suçlarını inkâr, yüceltme, önemsizleştirme, aklamaya çalışan kimseler 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasının önü açıldı. Bu yasayla soykırım, insanlığa karşı suç veya savaş suçundan hüküm giyen kişileri ödüllendiren, yücelten, ayrıcalık tanıyan; isimlerini sokaklara, meydanlara, köprülere, kurumlara, şehirlere veren kimselerin en az 3 yıl hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.</p>



<p>Bosna gündemine özellikle de Republika Srpska tarafına bomba gibi düşen bu yasadan sonra 2006 yılından beri Yüksek Temsilciliğin sonlandırılması için Rusya’nın desteğiyle türlü girişimlerde bulunan Sırp tarafı tarafından çeşitli tepki açıklamaları oldu. Bunların en güçlüsü de ülkenin Devlet Başkanı koltuğunda oturan Dodik’ten geldi. Açıklamasında ‘bu Bosna’nın tabutuna çakılan son çividir. Bosna Hersek bundan sonra işlev göremez hale gelecek. Birilerinin sadece web sitesinde yayınlayarak yasa koyabileceği bir ülkede yaşamayacağız’ dedi. Sırp Cumhuriyeti Meclis Başkanı Nedeljko Cubrilovic de ‘Başkanlık Konseyi başta olmak üzere Başkanlar Konseyi ve Parlamento’da görev alan tüm Sırp yetkililer görevlerini boykot edecekler’ dedi.</p>



<p>Böylece çok enteresan bir durum oluştu; Mirolad Dodik, Devlet Başkanı olduğu ülkeyi protesto etmek, tanımamak gibi komik bir konumda kaldı. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında da karşılama için resmi törene katılmamak için Sırbistan’a gitti. Sonrasında ne olduysa hızlıca geldi görüşmelere katıldı ve basın toplantısına da çok gergin bir halde çıkıp kontrolsüz tavırlar sergiledi. Buna rağmen Cumhurbaşkanımız konunun üstünde durmadan, restorasyonu tamamlanan camiden, ikili ekonomik ilişkilerimizden ve güçlü bir vurgu ile de Boşnaklara olan desteğimizden bahsetti. Çerçeve anlaşmasına atıfla Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü, Republika Srpska Meclisinin yetki çerçevesinin hatırlatılması veya Sırpların açıkça dile getirdiği ayrılıkçı isteklerine cevap verilmesi gibi başlıklar gerek Müslüman Boşnaklarca özellikle de soykırım kurbanı ailelerce beklense de hiçbir politikaya hizmet etmeyecek bu açıklamalardan tamamen kaçınıldı. Bunun yerine Türkiye konuyu tamamen görmezden gelerek gündem oluşmasına dahi izin vermemiş oldu. Ancak ziyaret sonrasında da bu konudaki trafik hızlandı. 31 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu dolu bir ajandayla Sırbistan’a gitti. Yeni Pazar Başkonsolosluğunun açılması (gerçekten Dışişleri Bakanının da tabiriyle, ‘tarihi bir olaydır’ başka bir yazıda detaylıca yazmak isterim) ana gündem maddesi olsa da Bosna Hersek’teki durumun konuşulmamış olması imkânsız. Ama açıklamalar da hiç geçmedi. Bu kez Sırp tarafı da gündeme getiremedi. Henüz mutabık kalınmamış olan kimlikle seyahat dâhil birçok konuda ikili işbirliği açıklamaları yapılırken Bosna’daki Soykırım Yasası veya Yüksek Temsilciliğin konumu hakkında bir cümle bile açıklamalara yansımadı. Bütün bu süreci, tavizsiz davrandığı anlaşılan Çavuşoğlu’nun başarısı olarak değerlendiriyorum.</p>



<p>Bu ziyaretin hemen arkasında da 6 Eylül’de görevden ayrılırken ‘Annelere verdiğim sözü tuttum’ diyerek, ‘Soykırımı İnkâr Yasası’nı çıkartan Bosna Hersek eski Yüksek Temsilcisi Valentin İnzko Ankara’da Çavuşoğlu’nun konuğuydu. Gündem artık belliydi. Açıklamada da Çavuşoğlu, Yüksek Temsilcilik Ofisine desteğimizi vurguladı. Yoğun diplomasi devam etti. 13 Eylül’de bu kez Almanya’nın aday göstermesiyle Valentin İnzko’nun yerine Yüksek Temsilciliğe atanan Chiristian Schmitt, Ankara’daydı. Bu defa Çavuşoğlu, ‘Bosna Hersek Yüksek Temsilciliğinin, Bosna Hersek’in istikrarı ve bütünlüğüne yönelik çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz’ açıklamasıyla ilk kez Bosna gündemine dair bir açıklama yapmış oldu.</p>



<p>Türkiye tarihi ve müstesna bağlarımız bulunan Bosna Hersek özelinde ve tüm Balkan coğrafyasında çok kritik bir görev yükleniyor. Çok doğru bir politikayla tavizsiz ilerliyor. Bu gün Bosna’da Müslüman Boşnak halk, Türkiye’nin her platformda vurguladığı desteği ve diplomatik başarısı sayesinde güven içinde; ayrılık yanlısı Sırp tarafı ise gündemde kalabilmek için yaptıklarıyla artık komik duruma düşen taraf pozisyonunda. Hariciyemizin hakkını burada teslim etmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Reis ve Dondurmacı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/reis-ve-dondurmaci/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/reis-ve-dondurmaci/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Jun 2021 13:35:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[reis]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17368</guid>

					<description><![CDATA[Normal koşullarda Cumhurbaşkanımızın bir dondurmacıya girip dondurma yemesi ve gençlerle sohbet etmesi, sembolik açıdan vatandaşla Cumhurbaşkanı arasında engelin olmadığına ve ulaşılabilir olduğuna dikkat çekmek için iyi bir yöntemdir. Peki, maksat hasıl oldu mu?Cumhurbaşkanımız ulaşılabilir biri olarak kabul gördü mü? Yine biz biliriz ki, Başbakanlığı döneminde sıklıkla simitçi, balıkçı ve taksi esnafına uğrar onların dertlerini dinlerdi… Acaba bugünlerde bu tür yaklaşımlar faydadan daha çok zarar mı vermektedir? Ulaşılmaz olduğu bir kez daha mı hatırlansın istenmiş oldu ? Amaç nedir o halde? Kanaatimce, sorun yaşayan, mağdur olan, sıkıntısını gideremeyen, haksızlığa uğrayan ve sesini bir türlü ilgili ve yetkililere duyuramayanlar, dondurmacıda yenilen dondurmadan yürekleri soğumuyor daha çok kırılıp ve de üzülüyorlar. Çünkü dertli insanlar olarak ulaşacak makam ve mevki bulamıyorlar. Ne yazık ki sistem henüz, dert dinleyen ve çözüm üreten bir yapıya kavuşturulamamıştır. Oysa, hatalara ve yanlışlara engel olacak şekilde düzenlenmiş kurumsal yapıya sahip olsak, Cumhurbaşkanına dert yanmaya gerek kalmaz. Böyle bir yerde de Cumhurbaşkanımızın vatandaşıyla dondurma yemesi nostaljik bir iş olarak kayıtlara geçerdi. Ancak bugün durum öyle değil, Başkanlık sisteminden sonra Ak Partili yetkililer dert dinleyemiyor, dinlese de nasihat etmek ve üzülmek dışında ellerinden hiç bir şey gelmediğini söylüyorlar. Yıllardır siyasetin içindeyiz…Çok haklı gerekçeyle olsa bile Cumhurbaşkanımızla bir dakika görüşme imkanı bulabilir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Normal koşullarda Cumhurbaşkanımızın bir dondurmacıya girip dondurma yemesi ve gençlerle sohbet etmesi, sembolik açıdan vatandaşla Cumhurbaşkanı arasında engelin olmadığına ve ulaşılabilir olduğuna dikkat çekmek için iyi bir yöntemdir. Peki, maksat hasıl oldu mu?Cumhurbaşkanımız ulaşılabilir biri olarak kabul gördü mü?</p>



<p>Yine biz biliriz ki, Başbakanlığı döneminde sıklıkla simitçi, balıkçı ve taksi esnafına uğrar onların dertlerini dinlerdi…</p>



<p>Acaba bugünlerde bu tür yaklaşımlar faydadan daha çok zarar mı vermektedir? Ulaşılmaz olduğu bir kez daha mı hatırlansın istenmiş oldu ? Amaç nedir o halde?</p>



<p>Kanaatimce, sorun yaşayan, mağdur olan, sıkıntısını gideremeyen, haksızlığa uğrayan ve sesini bir türlü ilgili ve yetkililere duyuramayanlar, dondurmacıda yenilen dondurmadan yürekleri soğumuyor daha çok kırılıp ve de üzülüyorlar. Çünkü dertli insanlar olarak ulaşacak makam ve mevki bulamıyorlar. Ne yazık ki sistem henüz, dert dinleyen ve çözüm üreten bir yapıya kavuşturulamamıştır.</p>



<p>Oysa, hatalara ve yanlışlara engel olacak şekilde düzenlenmiş kurumsal yapıya sahip olsak, Cumhurbaşkanına dert yanmaya gerek kalmaz. Böyle bir yerde de Cumhurbaşkanımızın vatandaşıyla dondurma yemesi nostaljik bir iş olarak kayıtlara geçerdi. Ancak bugün durum öyle değil, Başkanlık sisteminden sonra Ak Partili yetkililer dert dinleyemiyor, dinlese de nasihat etmek ve üzülmek dışında ellerinden hiç bir şey gelmediğini söylüyorlar.</p>



<p>Yıllardır siyasetin içindeyiz…Çok haklı gerekçeyle olsa bile Cumhurbaşkanımızla bir dakika görüşme imkanı bulabilir miyiz? Hayır!</p>



<p>Cumhurbaşkanımızı kötülüklerden korumak adına milletimizden büsbütün kopardılar. Koparanlar da vatandaşın sorunlarıyla asla ilgilenmiyorlar. Vatandaşla ilgilenmek ve sorunlarını çözmek yerine çok ilginç bir yöntem uyguluyorlar. Karşılaşılan sorunlara çözüm bulmak yerine, binlerce kilometre uzaklıktaki mesafelerde ülkemizin yaptığı başarılı çalışmalardan örnekler anlatıyorlar. Bu taktik, faydadan çok zarar veriyor.</p>



<p>İlk defa böylesini görüyorum…</p>



<p>Bir yandan gözüne sivri topluklu ayakkabıyla basılan vatandaşlarımıza Karabağ&#8217;ın Ermeni işgalinden kurtulmasında ülkemizin rolü anlatılıyor…Önce ayağını adamın gözünün üzerinden çeksene!</p>



<p>Çelme takılıp kolu kırılan kişiye, İHA ve SİHA&#8217;lar dahil olmak üzere savunma sanayinde ülkemizin geldiği teknolojik üstün seviye anlatılıyor…Adamın kolunu tedavi etsene! Haksız şekilde kol kıran kişiyi hesaba çeksene!</p>



<p>Eli mühürlü bir yetkilinin kafa atıp burnunu kırdığı ve mağdur ettiği bir vatandaşımıza, İsrail&#8217;in kafa atıp burnunu kırdığı Filistinli bir çocuğun çektiği acıyı anlatabilir misiniz? Önce kendi acımızı dindirmemiz gerekmez mi?</p>



<p>İçeriden gelen çığlıklara öncelikle kulak asalım lütfen!</p>



<p>Yazık oluyor…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/reis-ve-dondurmaci/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Neden İptal Edildi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-neden-iptal-edildi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-neden-iptal-edildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 12:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[İptal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17012</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne karşı çıkılmasının iki genel gerekçesi var. Birincisi, sözleşme batı toplumunun normlarına göre hazırlandığı için Türk toplumunun hassasiyetleriyle çatışmaktadır. İkincisi, kadın hakları meselesi LGBT odaklı tartışmalara kurban edilmiştir.Detaya girmeden bu iki gerekçe sözleşmeden çıkmak için yeterli sebeptir. Detay için elimde yeterli çalışma var ancak bir köşe yazısının kapasitesini aşacak boyutta olduğu için bu hususta bilimin sesine kulak vererek&#160;Prof. Dr. Nevzat Tarhan&#160;hocanın sözleşmeye yaptığı itiraz gerekçelerini aynen iktibas ediyorum. Diyor ki Tarhan hoca: &#8220;1-İstanbul Sözleşmesinde kadın erkek eşitliği kavramı tanımlanmamıştır 2-İstanbul sözleşmesi Kadın kavramını&#160;18 yaşın altındaki kızlar için&#160;de kullanarak, halen anne babanın doğal vesayetinde olan gençlerde&#160;&#8216;rastgele cinselliği&#8217; teşvik&#160;etmesi bizim doğrularımız olamaz. 3-Eş yerine&#160;partner&#160;kelimesini kullanarak evlilik ve nikah karşıtı ideolojileri desteklemiştir bu bizim doğrularımız olamaz. 4- Şiddet kavramını erkek cinsiyet kimliğine indirgemektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı, kadına yönelik şiddet nedir? Kıskançlık paranoyası şiddeti, patolojik aşk şiddeti, &#8216;Kriminal&#8217; kişinin şiddeti, klinik vakaların şiddeti, hepsini &#8216;toplumsal cinsiyete dayalı şiddet&#8217;&#160;veya erkek şiddeti olarak tanımlamak İstanbul sözleşmesinin tarihi yanılgısıdır.&#160;Erkek karşıtlığını destekleyen bir sözleşme adaleti sağlayamaz. 5-Eşi evden uzaklaştıran tavsiyeler yerine öncelikle zorunlu tedavi ve rehabilitasyon yapan yasalar ve yöntemler önerilmeli idi. Kadın ve erkek ilişkisini hak ve özgürlük odaklı değil güç odaklı olduğunu savunan kültürlerde aile bağları ve değerleri zayıflar, şiddet olayları ve boşanmalar artar, çocuklar mutsuz &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul Sözleşmesi&#8217;ne karşı çıkılmasının iki genel gerekçesi var.</p>



<p><strong>Birincisi</strong>, sözleşme batı toplumunun normlarına göre hazırlandığı için Türk toplumunun hassasiyetleriyle çatışmaktadır.</p>



<p>İkincisi, <strong>kadın hakları meselesi LGBT odaklı tartışmalara kurban edilmiştir.</strong><br><br>Detaya girmeden bu iki gerekçe sözleşmeden çıkmak için yeterli sebeptir.</p>



<p>Detay için elimde yeterli çalışma var ancak bir köşe yazısının kapasitesini aşacak boyutta olduğu için bu hususta bilimin sesine kulak vererek&nbsp;<strong>Prof. Dr. Nevzat Tarhan</strong>&nbsp;hocanın sözleşmeye yaptığı itiraz gerekçelerini aynen iktibas ediyorum.</p>



<p>Diyor ki Tarhan hoca:</p>



<p>&#8220;1-İstanbul Sözleşmesinde kadın erkek eşitliği kavramı t<strong>anımlanmamıştır</strong></p>



<p>2-İstanbul sözleşmesi Kadın kavramını&nbsp;<strong>18 yaşın altındaki kızlar için</strong>&nbsp;de kullanarak, halen anne babanın doğal vesayetinde olan gençlerde&nbsp;<strong>&#8216;rastgele cinselliği&#8217; teşvik</strong>&nbsp;etmesi bizim doğrularımız olamaz.</p>



<p>3-Eş yerine&nbsp;<strong>partner</strong>&nbsp;kelimesini kullanarak evlilik ve nikah karşıtı ideolojileri desteklemiştir bu bizim doğrularımız olamaz.</p>



<p>4- Şiddet kavramını erkek cinsiyet kimliğine indirgemektedir. Toplumsal cinsiyete dayalı, kadına yönelik şiddet nedir? Kıskançlık paranoyası şiddeti, patolojik aşk şiddeti, &#8216;Kriminal&#8217; kişinin şiddeti, klinik vakaların şiddeti, hepsini &#8216;<strong>toplumsal cinsiyete dayalı şiddet&#8217;</strong>&nbsp;veya erkek şiddeti olarak tanımlamak İstanbul sözleşmesinin tarihi yanılgısıdır.&nbsp;<strong>Erkek karşıtlığını destekleyen bir sözleşme adaleti sağlayamaz.</strong></p>



<p>5-Eşi evden uzaklaştıran tavsiyeler yerine öncelikle zorunlu tedavi ve rehabilitasyon yapan yasalar ve yöntemler önerilmeli idi. Kadın ve erkek ilişkisini hak ve özgürlük odaklı değil güç odaklı olduğunu savunan kültürlerde aile bağları ve değerleri zayıflar, şiddet olayları ve boşanmalar artar, çocuklar mutsuz yetişirler.</p>



<p>6-Şiddeti&nbsp;<strong>fiziksel, cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddet</strong>&nbsp;olarak ayrı ayrı belirtip tanımlamasının yapılmaması bulanık bir kavram olarak aile içi ilişkilere zarar vermektedir. Sorunların çözümünde &#8216;ombusmanlık&#8217; anlamında &#8216;aile hakemlik kurumunu&#8217; teşvik etmeyip kutsal kitabımızda olan bu kavramı, bir seçenek olarak sunmaması bizim değerlerimize aykırıdır. Çünkü boşananların %20 si geri dönmektedirler. Sonuç olarak evlenmekten korkan insanlar artmakta ve batı kültüründe çok yaygınlaşan %50 nin üzerine çıkan,&nbsp;<strong>nikahsız beraberlik ve çocuk sahibi olmak gizlice teşvik edilmektedir.</strong></p>



<p>7-<strong>Şiddetle mücadele</strong>&nbsp;için kimlik savaşları önerilmesi yanlıştır. Şiddetle mücadele şiddete şiddetle karşılık vererek olmaz&nbsp;<strong>uzman yardımını artırmakla olur.</strong></p>



<p>Aile kutsal değil birey kutsaldır diyen kişiler evlenmemeliler.</p>



<p>Çünkü kimse kutsal ve değişmez değildir.</p>



<p>Çünkü evlilik takım çalışmasıdır. Güç ve kişilik çatışmasını hızlandıran<strong>&nbsp;feminizm öğretisi ailenin en büyük düşmanıdır.</strong></p>



<p>Bu öğreti bazen pembe bazen yeşil renkte ortaya çıkabilir, yani kültürel rengimize girip bizi içerden yaralayabilir.</p>



<p>8-Kadın ve erkek biyolojik cinsiyet olarak farklı genetik yapıdadır.</p>



<p>Taraflar sosyal ve cinsel kimlik olarak kültürün öğretisine sahiptirler.</p>



<p>Kültürümüzü değiştirme kararı verenler sonuçlara razı olmalıdırlar.</p>



<p>9-Aile içi şiddetin kök nedeni araştırıldığında&nbsp;<strong>ego savaşları,&nbsp;</strong>sorun çözme yöntemi geliştirilememesi ve<strong>&nbsp;bağımlılık</strong>&nbsp;gibi etkenler vardır. Bununla ilgili hiçbir çalışmayı önermeyen sadece ceza yöntemlerini sözleşmenin %80 ine yazan batı değerlerini bize dayatan bir sözleşme yeni doğrulara da uymamaktadır. (&#8230;)</p>



<p>10-Rol paylaşımı bozuluyor mu?</p>



<p>Eğer küresel ideoloji olarak toplumsal kimlik eşitliği adı altında kadın ve erkek kimlik öğretilerimizi değiştirirsek önümüzdeki on yıllarda aile bir arada tutan rol paylaşımı bozulacağı için evlilikler hızla dağılacak insanlar evliliği ayak bağı olarak görecekler ve dünya nüfusunun artışı duracaktır.</p>



<p>Ancak toplumun yapı taşı ve güvenli alanı yani sığınağı olan aile dağıldığı için toplumun ruh sağlığının bozulması mukadderdir.</p>



<p>11-Eğer toplumda ve ailelerde kadına ve çocuklara yönelik şiddet artıyorsa bunun çözümü&nbsp;<strong>kadın erkek ilişkisini düzeltmek mi yoksa erkek karşıtlığı ile rekabeti artırmak mı</strong>? Namus algısının erkek zulmünü artırdığı doğrudur, ama namusun erkek ve kadın için eşit önemde olduğunu savunmak yerine anayasal bir kavram olan ırz ve namus karşıtı söylemler oyuna gelmektir. Aile içi şiddetti önlemek amacı ile çıkarılmış bu sözleşme Ceza yasası niteliğindedir, bu konuda namus algısı ile ilgili eğitim ve toplum bilgilendirme ikinci planda kalmıştır.</p>



<p>12- Ensest, pedofili, eşcinsel evlilikler sosyal öğretilerdir, her kültür kendi kimliğinde özgür olmalıdır, onaylamama haklarını önlemek hiledir. Homofobi cinsiyet ayrımcılığıdır doğru ama evlilik karşıtlığı olan heterofobi de cinsiyet ayrımcılığıdır bunu da görmemek sinik felsefedir, hesap içinde olmaktır.&nbsp;<strong>Yerel olmadan evrensel olamayız yerelliğimizi korumak zorundayız.</strong></p>



<p>13- Her türlü şiddet lanetlenmelidir, şiddeti hak arama ve sorun çözme yöntemi olarak öneren öğretilerle mücadele etmek yerine&nbsp;<strong>şiddet sadece erkek kimliğine indirgeme algısı oluşturmak adil değildir</strong>, erkeklerin niyetini okuyarak şiddet uygulayabilir diye potansiyel suçlu olarak gören anlayış &#8216;<strong>kadının beyanı yorumsuz şekilde yeterli gören anlayış&#8217;</strong>&nbsp;adil değildir. Erkek beyanının da aynı şekilde yeterli görülmemesi masuniyet karinesine aykırıdır.</p>



<p>Bu sebeplerle<strong>&nbsp;toplumsal cinsiyet eşitliği küresel bir ideolojidir,&nbsp;</strong>kabul edip etmemek sosyal politikaları belirleyenlerimizin sorumluluğundadır ve vebalindedir.</p>



<p>Lütfen İstanbul sözleşmesinin bize dayattığı toplumsal cinsiyet eşitliği kültürel psikolojik savaşının sonucunu görelim. Cinsiyet eşitliği değil cinsiyet adaletini savunalım.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-neden-iptal-edildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fesh Edilmesinin Ardından İstanbul Sözleşmesi Raporu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fesh-edilmesinin-ardindan-istanbul-sozlesmesi-raporu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fesh-edilmesinin-ardindan-istanbul-sozlesmesi-raporu/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Feyzullah Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 22 Mar 2021 07:03:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16997</guid>

					<description><![CDATA[Nihayet uzun yıllardır gündemimizde olan İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanı Kararıyla çekildik. Haberin duyulduğu Cuma gecesinden beri yer yerinden oynuyor. Çekilme nedenimiz hakkında Sayın Cumhurbaşkanımız’dan bir açıklama gelmese de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un açıklamalarından anladığımız kadarıyla sözleşmenin kadına yönelik şiddeti önlemede işe yaramadığı için iç dinamiklerle bu işin halledilmesi yoluna gidileceğidir. &#160;Tabi bununla beraber milletimizin sözleşmeye olan güveni de ciddi oranda sarsılmıştı. Artık sözleşmenin kadını şiddetten koruma amacında olan masum bir sözleşme olduğu iddiası inandırıcılığını kaybetmişti. Milletimizde bu kanaati oluşturan en önemli etkenlerden biri de sözleşmeye yöneltilen son derece makul eleştirilerin dahi feminist ve LGBT bağlantılı malum mor dernekler tarafından tehdit ve baskıyla sindirilmeye çalışılmasıydı. &#160;Sözleşme aleyhine ağzını her açana “homofobik, seksist, kadın düşmanı, cinsiyetçi” gibi etiketlerle saldıran malum lobi İstanbul Sözleşmesi’ni adeta bir put haline getirip ağzını açana saldırıyordu. Bardağı taşıran son damla ise malum derneklerin çatı kuruluşu olan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün geçtiğimiz günlerde “İstanbul Sözleşmesi kaldırılsın diyenlere dava açacağız” açıklaması oldu. Bu resmen milletimizi tehdit etmek demekti. &#160;Binlerce akademisyenin, yazar ve entelektüelin haklı itirazlarına bir darbe girişimiydi; ifade özgürlüğünün gaspı demekti. Bence bir süredir sözleşmeden çekilme sinyalleri veren Cumhurbaşkanımız için de bu cüretkârlık bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye’nin asli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nihayet uzun yıllardır gündemimizde olan İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanı Kararıyla çekildik. Haberin duyulduğu Cuma gecesinden beri yer yerinden oynuyor. Çekilme nedenimiz hakkında Sayın Cumhurbaşkanımız’dan bir açıklama gelmese de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun’un açıklamalarından anladığımız kadarıyla sözleşmenin kadına yönelik şiddeti önlemede işe yaramadığı için iç dinamiklerle bu işin halledilmesi yoluna gidileceğidir.</p>



<p>&nbsp;Tabi bununla beraber milletimizin sözleşmeye olan güveni de ciddi oranda sarsılmıştı. Artık sözleşmenin kadını şiddetten koruma amacında olan masum bir sözleşme olduğu iddiası inandırıcılığını kaybetmişti. Milletimizde bu kanaati oluşturan en önemli etkenlerden biri de sözleşmeye yöneltilen son derece makul eleştirilerin dahi feminist ve LGBT bağlantılı malum mor dernekler tarafından tehdit ve baskıyla sindirilmeye çalışılmasıydı.</p>



<p>&nbsp;Sözleşme aleyhine ağzını her açana “homofobik, seksist, kadın düşmanı, cinsiyetçi” gibi etiketlerle saldıran malum lobi İstanbul Sözleşmesi’ni adeta bir put haline getirip ağzını açana saldırıyordu. Bardağı taşıran son damla ise malum derneklerin çatı kuruluşu olan Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü’nün geçtiğimiz günlerde “İstanbul Sözleşmesi kaldırılsın diyenlere dava açacağız” açıklaması oldu. Bu resmen milletimizi tehdit etmek demekti.</p>



<p>&nbsp;Binlerce akademisyenin, yazar ve entelektüelin haklı itirazlarına bir darbe girişimiydi; ifade özgürlüğünün gaspı demekti. Bence bir süredir sözleşmeden çekilme sinyalleri veren Cumhurbaşkanımız için de bu cüretkârlık bardağı taşıran son damla oldu. Türkiye’nin asli unsurlarından olan dindar kesimin blok halinde İstanbul Sözleşmesi’ne itiraz ettiğini gören ve bu kesimi tehdit eden Canan Güllü’ye gereken cevabı milletinin yanında duruş sergileyerek Cumhurbaşkanımız vermiştir. Bu kararda birçok dindar tabana sahip parti ve STK’nın aynı safta buluşması da bu konuda Cumhurbaşkanımızın elini rahatlattı. Keşke her konuda böyle bir birlik sağlayabilsek. İnşallah bu kararla millete ayar vermeye kalkışan tüm odaklar bu milletin tehditlere boyun eğmeyeceğini anlamıştır.</p>



<p><strong>İSTANBUL SÖZLEŞMESİNDEN NEDEN ÇEKİLDİK?</strong></p>



<p>&nbsp;Sözleşmenin feshi ile malum kesim tarafından öyle bir algı oluşturuldu ki Türkiye’deki kadınlar durmadan şiddete maruz kalıyor imajı dış dünyaya yansıtıldı. Hatta İngilizce “Türkiye kadınlar için güvenli bir yer değil” tagları ile Avrupa ve ABD’den konuya müdahil olmaları için yardım istendi. Peki, gerçekler bu mu? Türkiye gerçekten dünyadaki en güvensiz yer mi? Malum kesim gerçekten kadınların şiddetten kurtulmasını mı istiyor yoksa hesapları başka mı? Gelin hep beraber madde madde İstanbul Sözleşmesi’nin arızalarını anlatalım. Bu sayede neden çekildiğimiz de daha net anlaşılır. İdeolojik bataklığa saplanmış bağnaz ve yobaz zihniyeti ikna edemeyeceğimi elbette biliyorum. Zira onların derdi kadınlarımız da değil aslında.</p>



<p>&nbsp;Bu maddeleri yıllardır sahada çalışan bir psikolojik danışman ve İstanbul Sözleşmesi üzerine detaylı bir literatür çalışması yapmış bir ruh sağlığı çalışanı olarak yazıyorum.</p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Kadına Yönelik Şiddet ve Ev içi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi (İstanbul Sözleşmesi) 2011 yılında İstanbul’da imzaya açıldı ülkemizce imzalandı ve 2014 yılında yürürlüğe girdi. Türkiye sözleşmeye şerhsiz imza atan ilk ülke olarak tarihe geçti.</li><li>Sözleşme 81 maddedir. Sözleşmenin giriş kısmında kadına yönelik şiddetin yapısal nedeninin yani esas nedeninin toplumsal cinsiyet kavramından kaynaklandığı iddia edilerek sözleşmenin tüm maddeleri toplumsal cinsiyet kavramı üzerine bina edilmiş. Oysa toplumsal cinsiyet kavramının varlığı dahi bilimsel literatürde son derece tartışmalı. Ayrıca şiddetin temel nedeninin toplumsal cinsiyet kavramından kaynaklı olduğuna dair tek bir bilimsel çalışma bile yokken hangi mantıkla uluslararası bir sözleşmenin esas kavramı olabiliyor?</li><li>Kadına yönelik şiddeti bitirmeye çalıştığını iddia eden bu sözleşmede alkol kelimesi bir defa dahi geçmiyor. Oysa Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı çalışmalara göre kadına yönelik şiddetin %70’i alkollüyken meydana geliyor. Alkolün şiddetin baş müsebbibi olduğu daha birçok bilimsel çalışmayla kanıtlanmışken alkole yönelik herhangi bir madde içermeyen bu sözleşmenin samimiyetine nasıl güveneceğiz?</li><li>Sözleşme şiddet kavramının sınırlarını olabildiğince geniş tutarak dört tür şiddetten bahsetmektedir. Bunlar fiziksel, ekonomik, cinsel ve psikolojik şiddettir. Ancak bu şiddet türlerinin ne tanımı ne de sınırları açık ve net bir biçimde ortaya konulmamıştır. Bu durum pratikte neyin şiddet olduğu neyin olmadığı hususunda keyfiliğe kapı açmaktadır. Bununla beraber İstanbul Sözleşmesi’nin uygulama kanunu olan 6284 nolu kanunda da aynı durum geçerlidir.</li><li>Sözleşmenin şiddet türlerinin tanım ve sınırlarını açıkça ortaya koymaması 4. maddenin 3. fıkrasında cinsel yöneliminden dolayı hiç kimseye şiddet uygulanamayacağı ifadesiyle birleşince işler sarpa sarıyor. Zira psikolojik şiddetin ne olduğu kesin olarak bilinmiyor. Siz dininize göre “eşcinsellik sapıklıktır” dediğiniz anda İstanbul Sözleşmesine göre LGBT’li bireylere psikolojik şiddet uygulamakla itham ediliyorsunuz. Bunun apaçık örneği Diyanet İşleri Başkanımız Ali Erbaş’ın Cuma Hutbesinde “eşcinsellik sapıklıktır” demesiyle hakkında yapılan suç duyurularıdır. Suç duyurusunda bulunanlar dava gerekçelerinde istisnasız olarak İstanbul Sözleşmesi’ni referans göstermişlerdi. Bence gerek hükümette gerekse de halkımızın çoğunda sözleşmenin bu tehlikeli tarafı ilk kez bu olayla anlaşıldı. Bu sözleşme resmen dinimizin emrettiklerini ifade etmemizi engelliyordu.</li><li>İstanbul Sözleşmesi imzacı tüm ülkeleri aynı şiddet tanımında (daha doğrusu tanımsızlığında) buluşturmak istemektedir. Oysa her milletin, kültürün ve coğrafyanın şiddetten anladığı farklıdır. Bu yönüyle de toplum sosyolojisini zerrece dikkate almayan bir çalışmadır.</li><li>Sözleşmede genel yükümlülükler bölümü, Madde 12/5’te “Taraflar kültür, örf ve adet, gelenek, din veya sözde “namus”un işbu Sözleşme kapsamındaki herhangi bir şiddet eylemini için mazeret oluşturmamasını sağlar” denmektedir. Burada şiddetin yukarıda vurgulanan geniş içeriğinin göze alınması önemlidir. Bir aile üyesinin, diğer bir aile üyesine dini veya kültürel değerler üzerinden herhangi bir müdahalesi, uyarısı durumun şiddet olarak kodlanması için yeterli olabilecektir. Ayrıca bu madde ve 42. maddede namus ifadesi “sözde” vurgusuyla verilmekte, bu şekilde hem kadın, hem de erkek için bağlayıcılığı bulunan namus kavramı tahfif edilmektedir. Özellikle Batı&#8217;da &#8220;Müslüman ve terörist&#8221; kavramlarının sürekli birlikte kullanılması gibi &#8220;din ve namus&#8221; &#8220;şiddetle&#8221; ilişkilendirilerek kullanılmakta, sanki namus, din, gelenek kavramları şiddetin kaynağıymış gibi sunulmaya çalışılmaktadır. (Bu madde aileakademisi.org adlı siteden iktibastır.)</li><li>İstanbul Sözleşmesi’nin neredeyse her bir maddesinde toplumsal cinsiyete atıf vardır. Şiddetin başka bileşeni yokmuş gibi davranılmaktadır. Oysa yukarıda belirttiğim gibi toplumsal cinsiyet kavramının varlığı dahi tartışmalıdır. Sözleşmede alkolün yanı sıra uyuşturucu, medya, yoksulluk gibi şiddetin en önemli etkenlerinden de bahsedilmemektedir. Yani “kadın ve erkek rollerinin kökünü kazıyınca” şiddet bitecek demeye çalışır sözleşme.</li><li>Sözleşmenin 48. maddesi arabuluculuğu yasaklamakta, “Taraflar işbu Sözleşme kapsamındaki her türlü şiddete ilişkin olarak, arabuluculuk ve uzlaştırma da dâhil olmak üzere, zorunlu alternatif uyuşmazlık çözüm süreçlerini yasaklamak üzere gerekli hukuki veya diğer tedbirleri alır.” demektedir. Sözleşmedeki şiddetin fiziksel, cinsel, ekonomik ve psikolojik şiddeti içerdiği göz önüne alındığında, bu maddede sadece fiziksel şiddete yönelik değil, tüm şiddet türlerine yönelik bir yasağın konduğu görülmektedir. Bu maddeden de anlaşılacağı üzere, sözleşmede aileyi koruyabilecek tedbirlere yer verilmemekte, toptancı bir yaklaşımla arabuluculuğun faydalı olabileceği durumlar da dışlanmaktadır. (Bu madde aileakademisi.org adlı siteden iktibastır.)</li><li>İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdiğinden bu yana kanun, yönetmelik ve genelgelerle çok güçlü bir şekilde uygulanmıştır. Hatta kalkınma planlarımıza bile girmiş bir sözleşmeden bahsediyoruz. Son beş yılda 6284 nolu kanunla 2 milyona yakın erkek evlerinden uzaklaştırılmıştır. Buna rağmen kadın cinayetleri her yıl istikrarlı bir şekilde artmaktadır. Bu durum sözleşmenin en önemli işlevini yerine getiremediğini de göstermektedir.</li><li>İstanbul Sözleşmesi uygulanmıyor itirazında bulunan malum kesime sözleşmeyi ve toplumsal cinsiyet eşitliğini tüm güçleriyle uygulayan İskandinav Ülkelerinde de kadına yönelik şiddetin ve cinayetlerin durmadan arttığını bilimsel delillerle ortaya koyduğumuzda cevap verememektedirler.</li><li>Amnesty Interntional’ın (Uluslararası Af Örgütü) 3 Nisan 2019’da yayınladığı raporu Euro News şu şekilde haberleştirdi: “Cinsiyet Eşitliğinde Zirvedeki İskandinav Ülkelerinde Tecavüz Oranları Korkutucu Seviyede”. Uluslararası Af Örgütü’nden Kumi Naidoo, bu dehşet verici tabloyu şu sözlerle yorumluyor: “<em>Cinsiyet eşitliğini sürdüren güçlü kayıtlara sahip İskandinav ülkelerinin şoke edici derecede yüksek tecavüz oranlarına sahip olmaları bir paradoks</em>.”</li><li>Durum buyken İstanbul Sözleşmesi’nin ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının uygulanıp da şiddetin düştüğü tek bir ülke bile gösteremeyen malum kesim milletimizi tehdit etmekten başka çare bulamamaktadır. Kaldı ki Türkiye’nin kadına yönelik şiddet oranları Avrupa’dan çok daha iyi durumda olduğu da tüm çalışmalarla ortaya konulmuştur.</li></ol>



<p>&nbsp;Aslında çok daha fazla garabeti yazabilirim buraya ancak bu kadarının kâfi olduğunu düşünüyorum. İnsaf nazarını kaybetmemiş her insanın bu gerçekler karşısında İstanbul Sözleşmesi’nin samimiyetten uzak, son derece problemli bir metin olduğunu bu satırları okuduktan sonra anlayacağını düşünüyorum.</p>



<p><strong>Bundan Sonrası İçin Öneriler</strong></p>



<ol class="wp-block-list" type="1"><li>Şiddete bütüncül yaklaşmalıyız<strong>. </strong>Zira ülkemizde ve tüm dünyada yükselen bir şiddet dalgası var.</li><li>İstanbul Sözleşmesinin iptali tek başına her şeyi halletmiyor. İstanbul Sözleşmesinin dayandığı ve İstanbul Sözleşmesine dayanarak çıkarılan tüm yasal düzenlemelerin de iptal edilerek yerine adil düzenlemelerin yapılması gerekiyor. Bu noktada İstanbul Sözleşmesinin uygulama yasası olan 6284 nolu kanun karşımıza çıkıyor.</li><li>Kadın-erkek ayrımı yapılmamalıdır<strong>. </strong>Şiddet mağdurunun ve şiddetin failinin kadını erkeği olmaz. Şiddet şiddettir. Cinsiyet ayrımına gidilmesi bizi kısır bir döngüye sokacaktır. Kaldı ki şu an her yıl Dünyada öldürülen erkek sayısı öldürülen kadın sayısından 4 kat fazladır.</li><li>Şiddetin tanım ve sınırının netleştirilmesişarttır. Şiddet kavramının kültür, coğrafya ve sosyolojiyle direkt alakalı olduğu akıldan çıkarılmayarak sahadan çalışmalarla ülkemize özgü şiddet tanımının yapılması gerekmektedir.</li><li>Şiddeti merkezine varlığı dahi tartışmalı olan toplumsal cinsiyet kavramını koymak yerine medya, alkol, kumar üçlüsüne odaklanılmalıdır.</li><li>Şiddeti doğuran etkenlerden biri de yoksulluk ve işsizliktir. Enerjimizi bu konulara harcamalıyız.</li><li>Fıtratı reddeden tüm ideolojik yönelimlere mesafe koymalıyız<strong>. </strong>Zira fıtratı reddetmek hakikati reddetmektir. İstanbul Sözleşmesi fıtratı temelden reddeden bir sözleşmedir.</li><li>Temellerini tüm araçlarıyla sosyolojimizden alan genel şiddet eylem planları hazırlamalıyız. Kavramlarıyla, sosyolojisiyle tamamen bize ait şiddeti engellemeye yönelik düzenlemeler yapılmalı. Bunlar yapılırken insanımızı çok iyi analiz etmiş uzmanlarla ve sivil toplum kuruluşlarıyla çalışılmalıdır.</li><li>Aile okulu, ebeveyn okulu, evlilik okulu gibi çalışmalarla aile içi iletişimi güçlendirip aile kurumunu tahkim etmeliyiz. Evlilik öncesinde de aile okulu çalışmaları yapılmalı. Ancak çalışmaların muhtevası yine bizim kültürümüzü esas almalıdır. Her coğrafyanın sosyolojisinin farklı olduğu unutulmamalıdır.</li><li>Zamana cevap veremeyen bir takım kültürel kabullerimizi yine kültürümüzden kopmadan zamana ve zemine uyarlamalıyız.</li><li>Aile içi şiddet konularında devlet-aile-aile büyükleri-danışmanlık hizmetleri etkin bir işbirliği içerisinde olmalıdır. Aile içi anlaşmazlıklarda boşanma en son çözüm olarak görülüp uzmanlar aracılığıyla terapiler ve çeşitli aile atölyeleri mekanizmaları geliştirilmeli. Bu süreçlerde ailenin diğer fertleri de sürece dâhil edilmeli. Polisiye tedbirler en son çare olmalıdır.</li><li>Cinsiyetsizleştirme amacı güden tüm çalışmalara karşı uyanık olmalıyız. Bu şeytani planlara gücünü kendi medeniyet kodlarından alan çok güçlü devlet politikalarıyla karşı koymalıyız. Aksi takdirde küreselleşme süreci en başta gençlerimizi ifsad edip yarınımızı mahvedecektir.</li><li>Tüm çalışmalarımızın merkezinde aile kavramı olmalıdır. Yapılacak tüm çalışmalarda belli bir cinsiyetin menfaati değil toplamda ailenin menfaati gözetilmelidir. Unutulmamalıdır ki aile biterse her şey biter.</li><li>Cezaların caydırıcılığı, içeriği ve çeşitliliği arttırılmalıdır.</li></ol>



<p><strong>GÜÇLÜ AİLE, GÜÇLÜ TOPLUM</strong></p>



<p><strong>DOĞRU PERSPEKTİF, DÜŞÜK ŞİDDET</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fesh-edilmesinin-ardindan-istanbul-sozlesmesi-raporu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanımızın Tensipleriyle…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimizin-tensipleriyle/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimizin-tensipleriyle/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 26 Jan 2021 06:40:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Görev]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16647</guid>

					<description><![CDATA[Bu veya buna benzer cümleler görür, duyar veya okuruz… Çoğunlukla parti veya devlet kadrolarına yapılan atamaların başına getirilir bu cümle! Fakat böyle başlayan bir icraat gördüğümde de hep ürkerim…Çünkü çoğu zaman hoşuma gitmeyecek bir haber olur sonrasında gelen açıklamada! Yoksa aklın alacağı, vicdanın kabulleneceği, adaletin teşvik edeceği liyakat ve ehliyet sahibi &#8220;Ömerler&#8221;&#8216;in göreve atanmasıyla veya kişinin hak ettiğini elde etmesi ile ilgili bir hususta ihtiyaç değildir &#8220;Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle&#8221; ifadesi… Bu cümle endişe verir hale gelmiştir. Neden biliyor musunuz?Tecrübemizle öğrendik ki çoğu zaman böyle bir cümle ancak muhtemel itiraz edilecek, kabullenmekte zorluk yaşanılacak hatalı işlerin başına getiriliyor ve bu yolla kabulü sağlanıyor. Çoğu zaman bu tür atamalar Cumhurbaşkanımıza ve seçmenine de çok ciddi zarar vermekte ve idarede kaliteyi düşürmektedir… Görev yaptığı kurumda haksızlığa uğrayan bir çalışanına haklı olduğunu söylemesine rağmen sahip çıkamayan bir adam, bir de duyuyorsunuz ki 83 milyonun haklarını savunmak üzere bir ülkeye &#8220;Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle başlayan bir ifadeyle Büyükelçi olarak atanabilmektedir. Ancak böyle bir atamanın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle kabullenilmesi mümkündür de ondan…! Çünkü ehliyet ve liyakat şartı atamada etkin değildir… Yine çok önemli bir devlet kurumunun idareciliğini vekaleten yürüten bir kişinin sanki çok önemli işler yapmış ve de başarmış gibi görevine asaleten atanmasının da aynı kalıpla duyurulması şarttır. Yoksa onun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu veya buna benzer cümleler görür, duyar veya okuruz…</p>



<p>Çoğunlukla parti veya devlet kadrolarına yapılan atamaların başına getirilir bu cümle!</p>



<p>Fakat böyle başlayan bir icraat gördüğümde de hep ürkerim…Çünkü çoğu zaman hoşuma gitmeyecek bir haber olur sonrasında gelen açıklamada!</p>



<p>Yoksa aklın alacağı, vicdanın kabulleneceği, adaletin teşvik edeceği liyakat ve ehliyet sahibi &#8220;Ömerler&#8221;&#8216;in göreve atanmasıyla veya kişinin hak ettiğini elde etmesi ile ilgili bir hususta ihtiyaç değildir &#8220;Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle&#8221; ifadesi…</p>



<p>Bu cümle endişe verir hale gelmiştir. Neden biliyor musunuz?<br>Tecrübemizle öğrendik ki çoğu zaman böyle bir cümle ancak muhtemel itiraz edilecek, kabullenmekte zorluk yaşanılacak hatalı işlerin başına getiriliyor ve bu yolla kabulü sağlanıyor.</p>



<p>Çoğu zaman bu tür atamalar Cumhurbaşkanımıza ve seçmenine de çok ciddi zarar vermekte ve idarede kaliteyi düşürmektedir…</p>



<p>Görev yaptığı kurumda haksızlığa uğrayan bir çalışanına haklı olduğunu söylemesine rağmen sahip çıkamayan bir adam, bir de duyuyorsunuz ki 83 milyonun haklarını savunmak üzere bir ülkeye &#8220;Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle başlayan bir ifadeyle Büyükelçi olarak atanabilmektedir. Ancak böyle bir atamanın Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle kabullenilmesi mümkündür de ondan…! Çünkü ehliyet ve liyakat şartı atamada etkin değildir…</p>



<p>Yine çok önemli bir devlet kurumunun idareciliğini vekaleten yürüten bir kişinin sanki çok önemli işler yapmış ve de başarmış gibi görevine asaleten atanmasının da aynı kalıpla duyurulması şarttır. Yoksa onun da kabulü zordur.</p>



<p>Bu işleri bilenlerden biri olarak diyebilirim ki çoğu zaman Cumhurbaşkanımızın yakinen tanımadığı ve fakat yakınındakilerin akrabalık ilişkileri ve de cemaat bağlantıları neticesinde teşvikleri, tavsiyeleriyle iş başına getirdiği kişiler göreve geldikten sonra yetersizlikleri, hataları, ehliyet ve liyakat eksiklikleri yüzünden Cumhurbaşkanımıza çok ciddi zarar da vermektedirler.</p>



<p>&#8220;Cumhurbaşkanı tensipleriyle&#8221; başlayan atamanın en sorunlu hali de şöyle bir atamadır. Geçmişinde iyi, dürüst bilinen birine bir devlet kurumda işler kanunlara ve adalete uygun yolunda gitsin diye görev verilir. Fakat bu iyi kişi de idare bilmez, hak hukuktan anlamaz, ehliyet ve liyakat sahibi olmaz, basiret ve feraseti yoksa kötü niyetli diğer idarecilerin oyuncağı haline gelebilmektedir. Bu durumda bu iyi adam ne yazık ki hatayı doğrudan ayırt edemediğinden çoğu zaman yapılan yanlışları meşru hale getiren büyük bir günahın parçası haline de gelebilmektedir. Bu yolla &#8220;falan iyi adam, abi, hoca… orada varsa yanlış da olmaz&#8221; algısı bir çok yanlışın meşruiyet kazandığı ve ruhsata dönüştüğü mekanizma halini almaktadır. Çünkü bu kişiler iyi niyetli olsalar bile kasıtlı yapılan hataların ortaya çıkmasına engel olmakta ve hataları örten perde vazifesi görmektedirler.</p>



<p>O halde atamalar bu saydığım sorunlar ortadan kalkıncaya kadar &#8220;Cumhurbaşkanımızın tensipleriyle&#8221; ifadesiyle başlamamalıdır…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimizin-tensipleriyle/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dünya Basınının Cumhurbaşkanı Erdoğan Düşmanlığı Zirveye Ulaştı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dunya-basininin-cumhurbaskani-erdogan-dusmanligi-zirveye-ulasti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dunya-basininin-cumhurbaskani-erdogan-dusmanligi-zirveye-ulasti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Apr 2019 06:18:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9549</guid>

					<description><![CDATA[Dünya basınının 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak kullandıkları düşmanca dil, ABD merkezli Bloomberg’in haberiyle zirveye taşındı. ABD merkezli Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik düşmanlığını, 31 Mart yerel seçimleri üzerinden zirveye taşıyarak ABD ve Avrupa’ya çağrıda bulundu. Her sandık kurulduğunda dünyaya demokrasi dersi veren Türkiye hakkında, “Normal bir demokraside seçim sonuçlarına itiraz etmek doğaldır, fakat Türkiye’de itiraz edilmesi, keyif kaçırıcı bir durumdur.” diye yazan Bloomberg, “ABD ve Avrupa, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ankara ve İstanbul’daki seçim sonuçlarını geçersiz kılmasına izin veremez.” ifadelerini kullandı. Karalama kampanyasının ve kara propagandanın ötesine geçen haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tamamen asılsız ve temelsiz ithamlarla suçlayan Bloomberg, “ABD ve Avrupa, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ankara ve İstanbul’daki seçim sonuçlarını geçersiz kılmasına izin veremez.” spotuyla kaleme aldığı yazısını, “Erdoğan’ın seçimleri çalmasına izin vermeyin” başlığıyla okuyucularına sundu. Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın oylarının kaydırma yoluyla diğer partilere aktarıldığının anlaşılması üzerine itirazların yapılmasına ve YSK’nın henüz kesin sonuçları açıklamamış olmasına rağmen, Bloomberg’in skandal haberinde şu ifadelere yer verildi: “Normal fonksiyonları işleyen bir demokraside, seçim sonuçlarına itiraz etmek çok olağan bir durumdur. Fakat bu itirazlara Türkiye’de itiraz edilmesi, keyif kaçırıcı bir durumdur.” Bloomberg’de Eli Lake imzasıyla kaleme alınan yazının her satırında algı operasyonu yürütülürken, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya basınının 31 Mart Mahalli İdareler Genel Seçimleri üzerinden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik olarak kullandıkları düşmanca dil, ABD merkezli Bloomberg’in haberiyle zirveye taşındı.</strong></p>
<p>ABD merkezli Bloomberg, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik düşmanlığını, 31 Mart yerel seçimleri üzerinden zirveye taşıyarak ABD ve Avrupa’ya çağrıda bulundu. Her sandık kurulduğunda dünyaya demokrasi dersi veren Türkiye hakkında,<strong> “Normal bir demokraside seçim sonuçlarına itiraz etmek doğaldır, fakat Türkiye’de itiraz edilmesi, keyif kaçırıcı bir durumdur.” diye yazan Bloomberg, “ABD ve Avrupa, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ankara ve İstanbul’daki seçim sonuçlarını geçersiz kılmasına izin veremez.”</strong> ifadelerini kullandı.</p>
<p>Karalama kampanyasının ve kara propagandanın ötesine geçen haberde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tamamen asılsız ve temelsiz ithamlarla suçlayan Bloomberg, <strong>“ABD ve Avrupa, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın Ankara ve İstanbul’daki seçim sonuçlarını geçersiz kılmasına izin veremez.” </strong>spotuyla kaleme aldığı yazısını, <strong>“Erdoğan’ın seçimleri çalmasına izin vermeyin” </strong>başlığıyla okuyucularına sundu.</p>
<p>Cumhur İttifakı’nın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın oylarının kaydırma yoluyla diğer partilere aktarıldığının anlaşılması üzerine itirazların yapılmasına ve YSK’nın henüz kesin sonuçları açıklamamış olmasına rağmen, Bloomberg’in skandal haberinde şu ifadelere yer verildi:</p>
<p><strong>“Normal fonksiyonları işleyen bir demokraside, seçim sonuçlarına itiraz etmek çok olağan bir durumdur. Fakat bu itirazlara Türkiye’de itiraz edilmesi, keyif kaçırıcı bir durumdur.”</strong></p>
<p>Bloomberg’de Eli Lake imzasıyla kaleme alınan yazının her satırında algı operasyonu yürütülürken, Fetullahçı Terör Örgütü’nün (FETÖ) 15 Temmuz 2016’da gerçekleştirdiği hain darbe girişiminin ardından devlet içine yuvalanan teröristlerin tespit edilerek yakalanmasını ve terör örgütü PKK destekçiliği yapan diğer bir kesimin tutuklanmasını “otoriterlik” olarak yorumladı.</p>
<p>ABD’nin eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman’ın küstah açıklamalarına da yer veren Bloomberg,<strong> “Eğer seçim sonuçları hükümsüz kılınırsa, bu durum Türkiye’deki seçimlerin sonunun geldiği anlamı taşır.”</strong> satırlarını kullandı.</p>
<p><em><strong>TM Dijital Haber Merkezi</strong></em></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dunya-basininin-cumhurbaskani-erdogan-dusmanligi-zirveye-ulasti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;dan Önemli Açıklamalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdogandan-onemli-aciklamalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdogandan-onemli-aciklamalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 21:05:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[g20]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5370</guid>

					<description><![CDATA[Arjantin&#8217;in başkenti Buenos Aires&#8217;de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sona erdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Arjantin&#8217;deki G20 zirvesindeki temaslarının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan Doğu Akdeniz&#8217;de KKTC&#8217;nin haklarının emrivakilerle gaspedilmesine ve Suriye&#8217;nin kuzeyinde Türkiye&#8217;nin güvenliğine tehdit oluşturan hiçbir yapıya izin verilmeyeceğinin altını çizdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Arjantin&#8217;deki G20 zirvesindeki temaslarının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan Doğu Akdeniz&#8217;deki KKTC&#8217;nin haklarının emrivakilerle gasp edilmesine ve Suriye&#8217;nin kuzeyinde Türkiye&#8217;nin güvenliğine tehdit oluşturan hiçbir yapıya izin verilmeyeceğinin altını çizdi. Erdoğan ayrıca &#8216;Cemal Kaşıkçı&#8217; cinayeti ile ilgili ise, Kaşıkçı&#8217;nın 7.5 dakika içerisinde boğularak öldürüldüğünü söyledi Arjantin&#8217;in başkenti Buenos Aires&#8217;de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sona erdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G-20 Zirvesi programı kapsamında gerçekleştirdiği görüşmeler sonrası açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın konuşmasından satır başları: G20 zirvelerinin 13&#8217;ncüsünü bugün Arjantin&#8217;de gerçekleştirdik. Arjantinli dostlarımızı bu yılki zirveyi başarılı yaptıkları için tebrik ediyorum. Hayata geçirdiğimiz projeleri diğer liderlerle paylaştım.Eğitim konusu ilk kez Arjantin G20&#8217;de gündeme gelmiştir. Biz de Türkiye olarak kız çocuklarının eğitimine dikkat çektik, gerekli tavsiyelerimizi ilettik. Önümüzdeki dönemde Hazar enerji kaynaklarının ülkemiz üzerinden Batı ülkelerine iletilmesi için düzen göstereceğiz. Avrupa&#8217;nın enerji arz güvenliğini de katkı yapıyoruz. DOĞU AKDENİZ VURGUSU Türkiye Doğu Akdeniz&#8217;de kendi hukukunu korumakta kararlı. Rum kesimi, Kıbrıs Türkü&#8217;nün asli haklarını görmezden gelen mütecaviz politikalarını devam ettirdikçe gerekli önlemleri almayı sürdüreceğiz. Doğu Akdeniz&#8217;deki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Arjantin&#8217;in başkenti Buenos Aires&#8217;de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sona erdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Arjantin&#8217;deki G20 zirvesindeki temaslarının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan Doğu Akdeniz&#8217;de KKTC&#8217;nin haklarının emrivakilerle gaspedilmesine ve Suriye&#8217;nin kuzeyinde Türkiye&#8217;nin güvenliğine tehdit oluşturan hiçbir yapıya izin verilmeyeceğinin altını çizdi.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Arjantin&#8217;deki G20 zirvesindeki temaslarının ardından açıklamalarda bulundu. Erdoğan Doğu Akdeniz&#8217;deki KKTC&#8217;nin haklarının emrivakilerle gasp edilmesine ve Suriye&#8217;nin kuzeyinde Türkiye&#8217;nin güvenliğine tehdit oluşturan hiçbir yapıya izin verilmeyeceğinin altını çizdi. Erdoğan ayrıca &#8216;Cemal Kaşıkçı&#8217; cinayeti ile ilgili ise, Kaşıkçı&#8217;nın 7.5 dakika içerisinde boğularak öldürüldüğünü söyledi</p>
<p>Arjantin&#8217;in başkenti Buenos Aires&#8217;de düzenlenen G20 Liderler Zirvesi sona erdi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, G-20 Zirvesi programı kapsamında gerçekleştirdiği görüşmeler sonrası açıklamalarda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın konuşmasından satır başları:</p>
<p>G20 zirvelerinin 13&#8217;ncüsünü bugün Arjantin&#8217;de gerçekleştirdik. Arjantinli dostlarımızı bu yılki zirveyi başarılı yaptıkları için tebrik ediyorum.</p>
<p>Hayata geçirdiğimiz projeleri diğer liderlerle paylaştım.Eğitim konusu ilk kez Arjantin G20&#8217;de gündeme gelmiştir. Biz de Türkiye olarak kız çocuklarının eğitimine dikkat çektik, gerekli tavsiyelerimizi ilettik.</p>
<p>Önümüzdeki dönemde Hazar enerji kaynaklarının ülkemiz üzerinden Batı ülkelerine iletilmesi için düzen göstereceğiz. Avrupa&#8217;nın enerji arz güvenliğini de katkı yapıyoruz.</p>
<p><img decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5375" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a46797.jpeg" alt="" width="770" height="980" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a46797.jpeg 770w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a46797-236x300.jpeg 236w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a46797-768x977.jpeg 768w" sizes="(max-width: 770px) 100vw, 770px" /></p>
<p><strong>DOĞU AKDENİZ VURGUSU</strong></p>
<p>Türkiye Doğu Akdeniz&#8217;de kendi hukukunu korumakta kararlı. Rum kesimi, Kıbrıs Türkü&#8217;nün asli haklarını görmezden gelen mütecaviz politikalarını devam ettirdikçe gerekli önlemleri almayı sürdüreceğiz. Doğu Akdeniz&#8217;deki hidrokarbon kaynaklarının asli sahiplerinden KKTC&#8217;nin haklarının emrivakilerle gasp edilmesine asla izin vermeyeceğiz.</p>
<p><strong>&#8220;FIRAT&#8217;IN DOĞUSUNU DA KURTARACAĞIZ&#8221;</strong></p>
<p>Fırat&#8217;ın batısını olduğu gibi doğusunu da bölücü terör örgütünün zulmünden ve işgalinden çok yakın bir zamanda kurtaracağız. Suriye&#8217;nin kuzeyinde ülkemizin ve bölgemizin güvenliğine tehdit oluşturan hiçbir yapıya asla izin vermeyeceğiz.</p>
<p>Maalesef bugün dünya genelinde yaklaşık 1 milyar insan hayatını elektrikten mahrum geçirmek zorunda kalıyor.</p>
<p><strong>33 MİLYAR DOLAR HARCADIK</strong></p>
<p>Suriyeliler için 33 milyar dolar harcadık. Mülteciler toplama kamplarına hapsedilemez. G20 ülkeleri mültecilere ağırlık vermeli. Türkiye içinde eylem yapan militanlar siyasi sığınmacı adı altında batıda dolaşıyor</p>
<p>PKK&#8217;lı teröristlerin binlerce TIR silahla desteklendiğine hergün şahit oluyoruz. FETÖ&#8217;cüler kimi ülkeler tarafından korunuyor.</p>
<p>Yemen halkının acıları en kısa sürede dindirilmeli. Yemen&#8217;in bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunmalıdır.</p>
<p>Suudi Arabistan vatandaşı Cemal Kaşıkçı cinayeti konusunda ortaya konan tavır sınama olmuştur. Türkiye vicdanın ve hukukun yanında olmuştur. Kaşıkçı cinayetini aydınlatmak için tüm imkanlarımızı ortaya koyduk.</p>
<p>Kaşıkçı cinayetini siyasi mesele olarak görmedik. Suudi yönetimi gerekli desteği vermedi. Cemal Kaşıkçı&#8217;nın 7.5 dakikada boğularak öldürüldüğünün kanıtı var. Biz bunu dünyayla paylaştık.</p>
<p>Suudi yetkililer suçluları bize vermiyor. Suudi Arabistan&#8217;dan gelen savcı elindeki bilgileri bizimle paylaşmadı. Yerel işbirlikçiyi açıklayacaksınız</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-5376" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a467a1.jpeg" alt="" width="770" height="520" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a467a1.jpeg 770w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a467a1-300x203.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/5c02ea00c03c0e1910a467a1-768x519.jpeg 768w" sizes="(max-width: 770px) 100vw, 770px" /></p>
<p><strong>TRUMP&#8217;LA GÖRÜŞMENİN DETAYLARI</strong></p>
<p>Amerika ile Türkiye ilişkilerinin stratejik ortaklığa bağlı olduğu ortadır. Şu anda Kuzey Suriye&#8217;de Fırat Doğusu Münbiç, bu çevrede Fırat Kalkanı ve İdlib&#8217;i değerlendirme imkanı bulduk. Münbiç&#8217;i kendileriyle ele aldık.&#8221;</p>
<p>Halkbank konusunda kendileriyle görüştük. Gerekli bilgileri verdik. Bankamızın yetkilileri de şuan oradalar.</p>
<p>Ayrıca FETÖ konusunuda konuştuk. Ben bu konuda ümidimi yitirmek istemiyorum hala umutluyum. Umarım FETÖ konusunuda çözeceğiz.&#8221;</p>
<p><strong>RUSYA İLE VİZELER</strong></p>
<p>Putin vizeleri kısmi olarak kaldırma kararı verdi. Vizelerin tamamen kalkacağını ümit ediyoruz.</p>
<p>Bir defa &#8220;Türkiye, Ermenilere karşı soykırım uygulanmıştır&#8221; diyemez. Benim ülkemde şuan 100 bin Ermeni yaşıyor. İnsanı davranıyor ve hala bu şekilde yaşamaya devam ediyorlar. Soykırım meselesinde gelelim bunu tarihçilere bırakalım. Bizim tarihimizde böyle bir olay yok. Her türlü tartışmaya da gireriz.</p>
<p>(Kerç Boğazı) Şuanda 4 ülke (Almanya Fransa Rusya Ukrayna) aralarında zirve yapacaklar. Temenni ederimki bu zirvede yeni bir süreç başlamış olur.</p>
<p><strong>&#8220;SÜRECİ TAKİP EDECEĞİZ&#8221;</strong></p>
<p>İnanamadığım sözü &#8220;Suç sabit olmadıktan sonra kalkıpta Suudi Arabistan&#8217;ı suçlamak olmaz&#8221; ifadesiydi. Planlı bir operasyon olduğunu zaten kendi yetkilileri söylüyor. Kaldı ki savcılarını yolladılar biz gerekli tüm belgeleri kendilerine ilettik fakat onlar bize hiçbir döküman vermedi.</p>
<p>Burada önemli olan durum şu; 22 kişi şuan tutuklu 5&#8217;inin idamı isteniyor. Süreci takip edeceğiz.</p>
<div class="cf">
<div class="adv-main-container collapsed-adv-area 3 inlineAd">
<div class="adv-wrapper"></div>
</div>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdogandan-onemli-aciklamalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>G-20&#8217;de Erdoğan-Trump görüşmesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/g-20de-erdogan-trump-gorusmesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/g-20de-erdogan-trump-gorusmesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Dec 2018 19:20:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[başkan]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5365</guid>

					<description><![CDATA[Erdoğan&#8217;ın, zirvenin yapıldığı Costa Salguero Fuar Alanı&#8217;ndaki temasları kapsamında ikili görüşmeleri devam ediyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın, ABD Başkanı Trump ile görüşmesi 50 dakika sürdü. Görüşme öncesi Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino, Erdoğan ve Trump ile aynı fotoğrafta yer aldı. İKİ LİDERİN ZİRVEDEKİ İKİNCİ GÖRÜŞMESİ Dün zirvenin ilk programı olan &#8220;Adil ve Sürdürülebilir Gelecek&#8221; temalı özel oturuma katılan Erdoğan ve Trump, oturum başlamadan önce bir süre sohbet etmişti. Böylece iki lider, G20 Liderler Zirvesi kapsamında ikinci kez bir araya gelmiş oldu. İLK FOTOĞRAF GELDİ Cumhurbaşkanlığı, ikilinin görüşmesinden ilk görüntüyü sosyal medyada paylaştı.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Erdoğan&#8217;ın, zirvenin yapıldığı Costa Salguero Fuar Alanı&#8217;ndaki temasları kapsamında ikili görüşmeleri devam ediyor.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan&#8217;ın, ABD Başkanı Trump ile görüşmesi 50 dakika sürdü.</p>
<p>Görüşme öncesi Uluslararası Futbol Federasyonları Birliği (FIFA) Başkanı Gianni Infantino, Erdoğan ve Trump ile aynı fotoğrafta yer aldı.</p>
<p>İKİ LİDERİN ZİRVEDEKİ İKİNCİ GÖRÜŞMESİ</p>
<p>Dün zirvenin ilk programı olan &#8220;Adil ve Sürdürülebilir Gelecek&#8221; temalı özel oturuma katılan Erdoğan ve Trump, oturum başlamadan önce bir süre sohbet etmişti.</p>
<p>Böylece iki lider, G20 Liderler Zirvesi kapsamında ikinci kez bir araya gelmiş oldu. </p>
<p>İLK FOTOĞRAF GELDİ</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı, ikilinin görüşmesinden ilk görüntüyü sosyal medyada paylaştı.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/trump_1616.jpg" alt="" width="600" height="468" class="alignnone size-full wp-image-5366" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/trump_1616.jpg 600w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/trump_1616-300x234.jpg 300w" sizes="(max-width: 600px) 100vw, 600px" /></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/g-20de-erdogan-trump-gorusmesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan, Bin Selman İle Görüşecek mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdogan-bin-selman-ile-gorusecek-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdogan-bin-selman-ile-gorusecek-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2018 08:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[g20]]></category>
		<category><![CDATA[kalın]]></category>
		<category><![CDATA[reis]]></category>
		<category><![CDATA[salman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5010</guid>

					<description><![CDATA[Kalın, Görüşme İhtimalinden Bahsetti Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği Komisyonu G20 ülkelerini oluşturuyor. Kimler Katılacak? Kasım ayının son günlerindeArjantin’in Buenos Aires  kentinde yapılacak G20zirvesine   ABD&#8217;yi temsilen Donald Trump, Arjantin&#8217;i temsilen Mauricio Macri, Avustralya&#8217;yı temsilen Malcolm Turnbull, Birleşik Krallık&#8217;ı temsilen Therese May, Brezilya&#8217;yı temsilen Michel Temer, Çin&#8217;i temsilen Şi Cinping, Endonezya&#8217;yı temsilen Joko Widodo,Fransa&#8217;yı temsilen Emmanuel Macron, Güney Afrika&#8217;yı temsilen Jacob Zurna, Güney Kore&#8217;yi temsilen Hwang Kyo-ahn, Hingistan&#8217;ı temsilen Narendra Modi, İtalya&#8217;yı temsilen Paolo Gentiloni, Japonya&#8217;yı temsilen Shinzo Abe, Kanada&#8217;yı temsilen Justin Trudeau, Meksika&#8217;yı temsilen Enrique Pena Nieto, Rusya&#8217;yı temsilen Vladimir Putin, Suudi Arabistan&#8217;ı temsilen Selman bin Abdülaziz Kral ve Türkiye&#8217;yi temsilen Recep Tayyip Erdoğan katılım sağlayacak.Zirveye Avrupa Birliği adına katılım sağlayacak iki isim bulunuyor. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Cleude Juncker yer alacak. G-20&#8217;ye davet edilen konuklar arasında ise 2017 Afrika Birliği dönem başkanı Alpha Conde, Norveç Başbakanı Erna Solberg, Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall, Singapur Başbakanı Lee Hsien Loong, İspanya Başbakanı Mariano Rajoy ve Vietnam Başbakanı Nguyen Xuan Phuc yer alıyor. G20&#8217;ye üye 19 ülkenin hepsinin milli geliri dünyada ilk 31&#8217;de yer alıyor. İspanya, İsviçre, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Kalın, Görüşme İhtimalinden Bahsetti</strong></p>
<p>Almanya, Amerika Birleşik Devletleri, Arjantin, Avustralya, Brezilya, Çin, Endonezya, Fransa, Güney Afrika, Güney Kore, Hindistan, İngiltere, İtalya, Japonya, Kanada, Meksika, Rusya, Suudi Arabistan, Türkiye ve Avrupa Birliği Komisyonu G20 ülkelerini oluşturuyor.</p>
<p><strong>Kimler Katılacak?</strong></p>
<p>Kasım ayının son günlerindeArjantin’in Buenos Aires  kentinde yapılacak G20zirvesine   ABD&#8217;yi temsilen Donald Trump, Arjantin&#8217;i temsilen Mauricio Macri, Avustralya&#8217;yı temsilen Malcolm Turnbull, Birleşik Krallık&#8217;ı temsilen Therese May, Brezilya&#8217;yı temsilen Michel Temer, Çin&#8217;i temsilen Şi Cinping, Endonezya&#8217;yı temsilen Joko Widodo,Fransa&#8217;yı temsilen Emmanuel Macron, Güney Afrika&#8217;yı temsilen Jacob Zurna, Güney Kore&#8217;yi temsilen Hwang Kyo-ahn, Hingistan&#8217;ı temsilen Narendra Modi, İtalya&#8217;yı temsilen Paolo Gentiloni, Japonya&#8217;yı temsilen Shinzo Abe, Kanada&#8217;yı temsilen Justin Trudeau, Meksika&#8217;yı temsilen Enrique Pena Nieto, Rusya&#8217;yı temsilen Vladimir Putin, Suudi Arabistan&#8217;ı temsilen Selman bin Abdülaziz Kral ve Türkiye&#8217;yi temsilen Recep Tayyip Erdoğan katılım sağlayacak.Zirveye Avrupa Birliği adına katılım sağlayacak iki isim bulunuyor. Avrupa Konseyi Başkanı Donald Tusk ve Avrupa Komisyonu Başkanı Jean-Cleude Juncker yer alacak.</p>
<p>G-20&#8217;ye davet edilen konuklar arasında ise 2017 Afrika Birliği dönem başkanı Alpha Conde, Norveç Başbakanı Erna Solberg, Senegal Cumhurbaşkanı Macky Sall, Singapur Başbakanı Lee Hsien Loong, İspanya Başbakanı Mariano Rajoy ve Vietnam Başbakanı Nguyen Xuan Phuc yer alıyor.</p>
<p>G20&#8217;ye üye 19 ülkenin hepsinin milli geliri dünyada ilk 31&#8217;de yer alıyor. İspanya, İsviçre, Norveç, İran, Tayvan ve Venezüella ekonomik olarak bazı üyelerden daha büyük olmalarına rağmen G20&#8217;de bulunmuyor. Birçok Avrupa Birliği ülkesi de, G20&#8217;de bağımsız olarak değil sadece AB Komisyonu olarak temsil ediliyor.</p>
<p><strong>Kalın: Erdoğan veliaht prensle görüşebilir</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın gelecek hafta yapılacak G20 zirvesi sırasında, Kaşıkçı cinayeti sonrası Suudi Veliaht Prens bin Selman&#8217;la ilk kez yüz yüze görüşebileceği açıklandı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan&#8217;ın Suudi Arabistan&#8217;ın Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile Arjantin&#8217;de gelecek hafta yapılacak G20 zirvesinde görüşebileceği belirtildi. Olası görüşme için Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, &#8220;Programa bakıyoruz, böyle bir şey olabilir&#8221; dedi.</p>
<p>Eğer gerçekleşirse, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın öldürülmesinin ardından Erdoğan&#8217;ın Suudi Prensle ilk yüz yüze görüşmesi olarak kayıtlara geçecek. Erdoğan ve bin Selman, Kaşıkçı cinayetinin aydınlatılması çabaları çerçevesinde geçtiğimiz ay bir telefon görüşmesi gerçekleştirmişti.</p>
<p>Suudi Arabistan ve Türkiye arasında ilişkiler, Kaşıkçı&#8217;nın Suudi Arabistan&#8217;ın İstanbul Başkonsolosluğu&#8217;nda öldürülmesinin ardından gerilmişti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, cinayetle ilgili Veliaht Prense açık bir şekilde suçlamada bulunmamış, ancak &#8220;Kaşıkçı&#8217;nın katledilmesi emri, Suudi hükümetinin en üst makamlarından geldi&#8221; açıklamasını yapmıştı.</p>
<p>Cinayete ilişkin elindeki ses kayıtlarını Batılı ülkelerle paylaşan Türkiye&#8217;de başsavcılık, evlenmek için gerekli belgeleri almak üzere başkonsolosluk binasına giren Kaşıkçı&#8217;nın daha önceden yapılan planlama doğrultusunda boğularak öldürüldüğünü açıklamıştı. Cesedinin parçalanarak yok edildiği tespit edilmişti.</p>
<p>CIA&#8217;in Kaşıkçı olayına ilişkin hazırladığı raporunda da cinayet emrinin Veliaht Prens&#8217;ten geldiği sonucuna yer verildiği öne sürülmüştü. Soruşturma kapsamında 21 kişiyi gözaltına alan Suudi yetkililer, beş kişi için idam cezası istemişti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdogan-bin-selman-ile-gorusecek-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
