<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Nov 2021 07:44:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Balkan Planı…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-balkan-plani/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-balkan-plani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Nov 2021 07:44:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17883</guid>

					<description><![CDATA[Dış politikada yoğun geçen bir haftayı geride bıraktık.  Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin 8. Zirvesi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası&#8217;nda toplandı. Önemli kararların alındığı zirvede bir de isim değişikliği kararı alındı. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin adı, &#8220;Türk Devletleri Teşkilatı&#8221; olarak değiştirildi. Zirve kararları elbette önemliydi ancak bu isim değişikliği bile başlı başına bir mesajdı. Türk Devletleri Teşkilatı isminin arkasında oldukça kadim bir tarih yatmaktadır. Bu konuya devam edeceğiz ancak geçtiğimiz günlerde yine son derece önemli başka bir ziyaret vardı. Zirvenin kapanış seremonisinde konuşmasına da yer verilen Macaristan Başbakanı Victor Orban’ı, Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’de kabul etti. Bu sıradan bir ziyaret değildi elbette. Bosna Hersek’te son dönemde yaşanan gerginlik ve bölgede fitili ateşlenmek istenen bir çatışmanın önünün alınması da denilebilir. Macaristan ile Türkiye’nin ilişkileri her zaman dostça olmuştur. Bu ziyaret de bir dostluk göstergesi olarak görülebilir. Ancak konuk Başbakan’ın ziyaretteki mesajları bunu bir adım daha öteye taşımış oldu. Şimdi bu ziyaretin hem tarihi arka planına hem de son dönemdeki olayları göz önüne alarak perde arkasına bir bakalım. Avrupa Birliğine ve NATO’ya sonradan üye olan tüm ülkelerle ilişkilerimiz her daim güçlü olmuştur. Burada iki ülkeyi özellikle vurgulamak istiyorum, Polonya ve Macaristan… Tarih boyunca bu iki ülkeyle çok özel ilişkilerimiz olduğunu yukarda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dış politikada yoğun geçen bir haftayı geride bıraktık.  Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin 8. Zirvesi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası&#8217;nda toplandı. Önemli kararların alındığı zirvede bir de isim değişikliği kararı alındı. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin adı, &#8220;Türk Devletleri Teşkilatı&#8221; olarak değiştirildi. Zirve kararları elbette önemliydi ancak bu isim değişikliği bile başlı başına bir mesajdı. Türk Devletleri Teşkilatı isminin arkasında oldukça kadim bir tarih yatmaktadır. Bu konuya devam edeceğiz ancak geçtiğimiz günlerde yine son derece önemli başka bir ziyaret vardı. Zirvenin kapanış seremonisinde konuşmasına da yer verilen Macaristan Başbakanı Victor Orban’ı, Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’de kabul etti.</p>



<p>Bu sıradan bir ziyaret değildi elbette. Bosna Hersek’te son dönemde yaşanan gerginlik ve bölgede fitili ateşlenmek istenen bir çatışmanın önünün alınması da denilebilir. Macaristan ile Türkiye’nin ilişkileri her zaman dostça olmuştur. Bu ziyaret de bir dostluk göstergesi olarak görülebilir. Ancak konuk Başbakan’ın ziyaretteki mesajları bunu bir adım daha öteye taşımış oldu.</p>



<p>Şimdi bu ziyaretin hem tarihi arka planına hem de son dönemdeki olayları göz önüne alarak perde arkasına bir bakalım.</p>



<p>Avrupa Birliğine ve NATO’ya sonradan üye olan tüm ülkelerle ilişkilerimiz her daim güçlü olmuştur. Burada iki ülkeyi özellikle vurgulamak istiyorum, Polonya ve Macaristan… Tarih boyunca bu iki ülkeyle çok özel ilişkilerimiz olduğunu yukarda söylemiştim. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortak basın toplantısında da söylediği gibi bölgesel ve uluslararası platformlarda Macaristan, gerçekten stratejik ortağımız. Ziyaret sonrası yapılan basın toplantısında konuk Başbakan, ‘Macaristan için Moskova, Berlin ve İstanbul önemlidir. Ama şimdi ‘Ankara’ demek daha doğru. 20 yıldır bu süreci görüyorum’ diyerek bulunduğu noktayı tarif etti. Ardından Avrupa’nın Türkiye’nin müttefikliğine ihtiyacı olduğunu aksi durumda Avrupa’nın dağılacağını da ifade etti. En sonunda da Bosna Hersek’te denklemi değiştirecek bir açıklama yaptı.</p>



<p>Bosna Hersek Başkanlık Konseyinin Sırp üyesi Milorad Dodik’in son zamanlarda dile getirdiği silahlanma, ordu kurma ve Bosna’yı parçalama isteklerine karşılık, ‘Türkiye Sırbistan üzerinde baskı kurmalı’ demiştik. Bu baskı ebedi dostumuz Türk Konseyi gözlemci üyesi de olan Macaristan üzerinden geldi. Macaristan Başbakanının ziyaretinde Bosna’daki durum toplantının ana maddelerindenmiş.&nbsp;</p>



<p>Bosna Hersek’te önceki yazılarımda da belirttiğim üzere tansiyon çok yüksekken Macaristan Başbakanının Türkiye ziyareti sonrasında basın önünde Türkiye’yi kastederek ‘’Her ikimiz için de Bosna’daki barış ve istikrar çok önemlidir. Herkes istikrar ve barış istiyor bölgede. Orada yaşayanlarla istikrar yakalanabilir. Balkanlardaki istikrarı orada yaşayanlarla yakalayabiliriz’’ demesi bölgeye dönük önemli bir mesajdı. Macaristan ile Bosna’nın kara sınırı yoktur. Ancak Bosnalı Sırplara ordu kurup ayrılması için destek veren Sırbistan içerisinde iki tane özerk bölge vardır. Bunlardan biri Boşnak nüfusun yaşadığı Sancak bölgesi, diğeri de halkının çoğunluğunu Macarların oluşturduğu zaman zaman bağımsızlık yanlısı seslerin çıktığı Voyvodina Özerk Bölgesi.</p>



<p>Yugoslavya iç savaşından sonra yedi ülke bağımsızlığını ilan etti. Ancak bölgede hala özerk statüsünü koruyan ve bağımsızlık talebinde bulunduğunda haksız karşılanmayacak oluşumlar var. Bunlardan ikisi Sırbistan’da ve Sırbistan’ın yüzölçümünün büyük bir kısmına denk geliyor.</p>



<p>1945’te Yugoslavya’nın sosyalist bölgelerinden biri olarak kurulan Voyvodina, savaş sonrası Sırbistan’ın özerk bölgesi haline geldi. 2008 yılında Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden sonra gözler Voyvodina’ya çevrildi. Bunun önünü kesmek için Sırplar, 2009’da Voyvodina Tüzüğünü parlamentoda kabul ederek yürürlüğe koydular. 2012’de Voyvodinalı Macarlar tekrar daha güçlü şekilde bağımsızlık istediler. Bu kez Bosna Hersek’teki gibi iki etnisiteli bir yönetim istiyorlardı. “Voyvodina Cumhuriyeti ve Sırbistan.” Bu girişimleri sonuçsuz kaldı ama bir yıl sonra 2013’te Voyvodina Özerk Bölgesi parlamentosu Novi Sad’ı idare merkezi statüsünden çıkararak başkent ilan eden, anayasal ve yasal hakların korunmasına dair deklarasyonu kabul etti. Tabi ki Belgrad makamları tarafından reddedildi. Sonuç olarak Voyvodina’nın bağımsızlık veya özerkliğini genişletme ihtimali hep canlı kaldı ve hala Sırbistan için büyük bir problem olmaya devam ediyor.</p>



<p>Türkiye’nin Voyvodinalı Macarlara destek vermesi ihtimali bile balkanlarda büyük bir kırılmaya yol açar. Bosnalı Sırpların kendilerini ait hissetmedikleri Bosna Hersek’ten ayrılma talepleriyle Voyvodina Özerk Bölgesinin kendini ait hissetmediği Sırbistan’dan ayrılma isteği çok benzerdir. Bu sebeple Macaristan Başbakanıyla ortak basın toplantısında bu konuda açıklama yapılmış olması başlı başına bir anlam taşır. Toplantı sonrası açıklama yapılmış olmasına rağmen basından bu konuda bir soru sorulmamasını yadırgadım. Avrupalı yetkili gördüğümüzde hemen göç konusunda bir soru sormayı tercih ediyoruz. Macaristan ile sınırımız bile olmamasına rağmen yine göç ve göçmenlerle ilgili soru soruldu. Sayın Başbakanın Bosna ile ilgili bu kadar net açıklamasından sonra konuyla ilgili bir soru sorulsaydı bugün kamuoyunun dikkatini çekmek biraz da olsa başarılmış olurdu.</p>



<p>Ben eksik kalan kısmı tamamlayayım; konuk Başbakanın ağzından çok net bir mesaj verilmiş oldu; Bosna Hersek parçalanırsa Sırbistan da parçalanır. Bosnalı Sırplar ayrılırsa Voyvodinalı Macarlar da ayrılır. Sanırım bu açıklama acil durumlarda verilen dilaltı hapı gibi Bosna Hersek’te tansiyonu hızlıca düşürecektir. Bununla birlikte Voyvodina ve Sancak Özerk bölgelerinde de kış ayının artık kendini hissettirdiği bu günlerde hava biraz ısınacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-balkan-plani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna Ziyaretinin Perde Arkası…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 14:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17763</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir. Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı. Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım. &#160;Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı. Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir.</p>



<p>Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı.</p>



<p>Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım. &nbsp;Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı.</p>



<p>Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte Paris’te imzalanmıştır.</p>



<p>BÇGA’nın imzalanmasını takiben 8-9 Aralık 1995’te anlaşmanın korunması ve sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla bir konferans düzenlenmiş, neticesinde de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 55 ülke ve uluslararası organizasyon tarafından&nbsp; ‘Barış Uygulama Konseyi’nin kurulması kararlaştırılmıştır. Kısaca bu konseyin karar organı olarak ‘BUK’ yürütme kurulu (Türkiye, bu yürütme kurulunun üyesidir) icra organı olarak da Bosna Hersek’te sivil sorunların çözüm yetkisine de sahip bir yüksek temsilcilik ofisi kurulması ve bir yüksek temsilci atanmasına karar vermiştir. 9-10 Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen konsey toplantısında da yüksek temsilcinin gerek gördüğünde sivil alanda nihai kararlar alma yetkisi tanımlanmıştır. Böylece yüksek temsilci ‘Bonn Yetkileri’ diye tabir edilen Başkanlık Konseyi üyeleri veya devlet başkanını görevden almak dâhil olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. &nbsp;</p>



<p>Bosna Hersek iki etnititeden müteşekkildir. Bosna Hersek Federasyonu ve Republika Srpska. Çerçeve anlaşmasına 4 numaralı ek olarak dâhil edilen Bosna Hersek anayasasına göre Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplardan oluşan üç kurucu halk arasında eşit güç paylaşımı öngörülmüştür. Bu sebeple her üç ırkı temsilen üç ayrı Başkandan oluşan Devlet Başkanlığı Üyeleri Konseyi 8’er aylık dönemlerle sırayla Başkanlık koltuğuna oturmaktadır. Basın toplantıları veya resmi törenlerde üç Devlet Başkanı bulunmasının sebebi de budur.</p>



<p>2009 yılından bu yana Bosna Hersek’te yüksek temsilci olarak görev yapan Avusturyalı diplomat Valentin İnzko, görev süresinin dolmasına çok az bir zaman kala ‘soykırımın inkârının cezalandırılmasına ilişkin’ yasanın Bosna Hersek Parlamenterler Meclisinde onaylanana kadar geçici olarak yürürlüğe girdiğini açıkladı. Bu yasayla birlikte uluslararası mahkemelerde veya Bosna Hersek mahkemelerinde kanıtlanmış soykırım, insanlığa karşı suçları ve savaş suçlarını inkâr, yüceltme, önemsizleştirme, aklamaya çalışan kimseler 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasının önü açıldı. Bu yasayla soykırım, insanlığa karşı suç veya savaş suçundan hüküm giyen kişileri ödüllendiren, yücelten, ayrıcalık tanıyan; isimlerini sokaklara, meydanlara, köprülere, kurumlara, şehirlere veren kimselerin en az 3 yıl hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.</p>



<p>Bosna gündemine özellikle de Republika Srpska tarafına bomba gibi düşen bu yasadan sonra 2006 yılından beri Yüksek Temsilciliğin sonlandırılması için Rusya’nın desteğiyle türlü girişimlerde bulunan Sırp tarafı tarafından çeşitli tepki açıklamaları oldu. Bunların en güçlüsü de ülkenin Devlet Başkanı koltuğunda oturan Dodik’ten geldi. Açıklamasında ‘bu Bosna’nın tabutuna çakılan son çividir. Bosna Hersek bundan sonra işlev göremez hale gelecek. Birilerinin sadece web sitesinde yayınlayarak yasa koyabileceği bir ülkede yaşamayacağız’ dedi. Sırp Cumhuriyeti Meclis Başkanı Nedeljko Cubrilovic de ‘Başkanlık Konseyi başta olmak üzere Başkanlar Konseyi ve Parlamento’da görev alan tüm Sırp yetkililer görevlerini boykot edecekler’ dedi.</p>



<p>Böylece çok enteresan bir durum oluştu; Mirolad Dodik, Devlet Başkanı olduğu ülkeyi protesto etmek, tanımamak gibi komik bir konumda kaldı. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında da karşılama için resmi törene katılmamak için Sırbistan’a gitti. Sonrasında ne olduysa hızlıca geldi görüşmelere katıldı ve basın toplantısına da çok gergin bir halde çıkıp kontrolsüz tavırlar sergiledi. Buna rağmen Cumhurbaşkanımız konunun üstünde durmadan, restorasyonu tamamlanan camiden, ikili ekonomik ilişkilerimizden ve güçlü bir vurgu ile de Boşnaklara olan desteğimizden bahsetti. Çerçeve anlaşmasına atıfla Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü, Republika Srpska Meclisinin yetki çerçevesinin hatırlatılması veya Sırpların açıkça dile getirdiği ayrılıkçı isteklerine cevap verilmesi gibi başlıklar gerek Müslüman Boşnaklarca özellikle de soykırım kurbanı ailelerce beklense de hiçbir politikaya hizmet etmeyecek bu açıklamalardan tamamen kaçınıldı. Bunun yerine Türkiye konuyu tamamen görmezden gelerek gündem oluşmasına dahi izin vermemiş oldu. Ancak ziyaret sonrasında da bu konudaki trafik hızlandı. 31 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu dolu bir ajandayla Sırbistan’a gitti. Yeni Pazar Başkonsolosluğunun açılması (gerçekten Dışişleri Bakanının da tabiriyle, ‘tarihi bir olaydır’ başka bir yazıda detaylıca yazmak isterim) ana gündem maddesi olsa da Bosna Hersek’teki durumun konuşulmamış olması imkânsız. Ama açıklamalar da hiç geçmedi. Bu kez Sırp tarafı da gündeme getiremedi. Henüz mutabık kalınmamış olan kimlikle seyahat dâhil birçok konuda ikili işbirliği açıklamaları yapılırken Bosna’daki Soykırım Yasası veya Yüksek Temsilciliğin konumu hakkında bir cümle bile açıklamalara yansımadı. Bütün bu süreci, tavizsiz davrandığı anlaşılan Çavuşoğlu’nun başarısı olarak değerlendiriyorum.</p>



<p>Bu ziyaretin hemen arkasında da 6 Eylül’de görevden ayrılırken ‘Annelere verdiğim sözü tuttum’ diyerek, ‘Soykırımı İnkâr Yasası’nı çıkartan Bosna Hersek eski Yüksek Temsilcisi Valentin İnzko Ankara’da Çavuşoğlu’nun konuğuydu. Gündem artık belliydi. Açıklamada da Çavuşoğlu, Yüksek Temsilcilik Ofisine desteğimizi vurguladı. Yoğun diplomasi devam etti. 13 Eylül’de bu kez Almanya’nın aday göstermesiyle Valentin İnzko’nun yerine Yüksek Temsilciliğe atanan Chiristian Schmitt, Ankara’daydı. Bu defa Çavuşoğlu, ‘Bosna Hersek Yüksek Temsilciliğinin, Bosna Hersek’in istikrarı ve bütünlüğüne yönelik çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz’ açıklamasıyla ilk kez Bosna gündemine dair bir açıklama yapmış oldu.</p>



<p>Türkiye tarihi ve müstesna bağlarımız bulunan Bosna Hersek özelinde ve tüm Balkan coğrafyasında çok kritik bir görev yükleniyor. Çok doğru bir politikayla tavizsiz ilerliyor. Bu gün Bosna’da Müslüman Boşnak halk, Türkiye’nin her platformda vurguladığı desteği ve diplomatik başarısı sayesinde güven içinde; ayrılık yanlısı Sırp tarafı ise gündemde kalabilmek için yaptıklarıyla artık komik duruma düşen taraf pozisyonunda. Hariciyemizin hakkını burada teslim etmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan Cumhurbaşkanı Olamaz (!)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdogan-cumhurbaskani-olamaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdogan-cumhurbaskani-olamaz/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 07:44:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15448</guid>

					<description><![CDATA[Selamı kelama bağlayalım belki birilerinin okuyunca “İşte bu!” deyip sevinecekleri bir cümle yazalım… Evet, Erdoğan Cumhurbaşkanı Olamaz… Evet, size bu kadar sevinç yeter&#8230; Şimdi neden Erdoğan cumhurbaşkanı olamaz onu açıklamaya çalışalım. Cumhurbaşkanlığı kelimesi bir ülkenin sınırları içinde yaşayan toplumları yöneten ve temsil eden en üst bürokratik statüdür. Bürokrasiden ayıran en belirleyici özelliği seçilmiş olmasıdır. Türkiye, sınırları belli ve uluslararası hukukun tanıdığı haklar ve yüklediği sorumlulukları içerisinde olan devletlerden bir devlettir. Hatta kuramsal olarak baktığımızda bu anlamda tüm devletler aynı haklara ve sorumluluklara sahiptir. Her devletin hem kendi sınırları içinde hem de sınırlarının dışında o toplumu temsil eden cumhurbaşkanı ve başbakanı vardır. Çok az devletin başbakanı da yoktur. Bu sosyolojik durum bir kayıp değil kazançtır. Siyaset sosyolojisine göre bir güç göstergesidir. Başbakanlık statüleri daha çok bir ülkenin sınırları içindeki yönetimler için geçerlidir. Evet, Erdoğan’ın sahip olduğu karizmatik liderlik gücü için cumhurbaşkanlık dar bir kalıptır. Türkiye her ne kadar 2013 yılına kadar aynı politik yapı tarafından temsil edilmiş ve yönetilmiş olsa da 2013 bir kırılma noktasıdır. 2013 ile 2016 yılları arasında küresel güçlerin tek planı Erdoğan’ın artık durdurmasının zamanı geldi de geçiyor şeklinde ortak bir karardı.2016 yılı Temmuz 15 gecesi bıçak kemiğe dayanmış ve “Outcome Moment” küresel güçler ve küresel lobiler kısacası &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Selamı kelama bağlayalım belki birilerinin okuyunca “İşte bu!” deyip sevinecekleri bir cümle yazalım… Evet, Erdoğan Cumhurbaşkanı Olamaz…</p>



<p>Evet, size bu kadar sevinç yeter&#8230; Şimdi neden Erdoğan cumhurbaşkanı olamaz onu açıklamaya çalışalım. Cumhurbaşkanlığı kelimesi bir ülkenin sınırları içinde yaşayan toplumları yöneten ve temsil eden en üst bürokratik statüdür. Bürokrasiden ayıran en belirleyici özelliği seçilmiş olmasıdır.</p>



<p>Türkiye, sınırları belli ve uluslararası hukukun tanıdığı haklar ve yüklediği sorumlulukları içerisinde olan devletlerden bir devlettir. Hatta kuramsal olarak baktığımızda bu anlamda tüm devletler aynı haklara ve sorumluluklara sahiptir.</p>



<p>Her devletin hem kendi sınırları içinde hem de sınırlarının dışında o toplumu temsil eden cumhurbaşkanı ve başbakanı vardır. Çok az devletin başbakanı da yoktur. Bu sosyolojik durum bir kayıp değil kazançtır. Siyaset sosyolojisine göre bir güç göstergesidir. Başbakanlık statüleri daha çok bir ülkenin sınırları içindeki yönetimler için geçerlidir.</p>



<p>Evet, Erdoğan’ın sahip olduğu karizmatik liderlik gücü için cumhurbaşkanlık dar bir kalıptır. Türkiye her ne kadar 2013 yılına kadar aynı politik yapı tarafından temsil edilmiş ve yönetilmiş olsa da 2013 bir kırılma noktasıdır.</p>



<p>2013 ile 2016 yılları arasında küresel güçlerin tek planı Erdoğan’ın artık durdurmasının zamanı geldi de geçiyor şeklinde ortak bir karardı.2016 yılı Temmuz 15 gecesi bıçak kemiğe dayanmış ve “<strong>Outcome Moment</strong>” küresel güçler ve küresel lobiler kısacası bunu “<strong>OM</strong>” olarak kullanır. Bu <strong>Karar Anı</strong> zayıflar için değil onlara göre söz dinlemeyenler içindir.</p>



<p>Bir gerçeği ifade etmek gerekir ki “OM” sonu verilen kararlar 2016 yılına kadar hep istedikleri ve planladıkları gibi olmuştur. Bunun bir tek istisnası 2013 yılında start alan planlamaların 15 Temmuz 2016 günü verilen &nbsp;“OM” sadece başarısız olmakla kalmamış küresel güçler için tam bir hüsran olmuştur. Bu hüsranın psikolojik yenilgisi geçtiğimiz günlerde Libya için “OM” kararı ile yeniden gündem olmuştur.</p>



<p>Dönelim şimdi Erdoğan’ı neden bir cumhurbaşkanı olarak görmediklerine… Erdoğan’ı onlar şifacı olarak görüyorlar. Zayıf ve güçsüz hatta felç halde olan toplumları ayağa kaldırabilecek bir toplumsal şifacı olarak görüyorlar.</p>



<p>Haksızlar mı asla…</p>



<p>Erdoğan dünyada en çok ismi diğer ülke toplumları tarafından da telaffuz edilen hatta en çok ismi telaffuz edilen&nbsp; liderler arasında… Asya’dan Afrika’ya hatta Amerika’ya kadar uzanan bir sevgi seli var. Avrupa ciddi anlamda Erdoğan karşısında açık kart oynama cesaretini gösteremiyor.</p>



<p>Küresel diplomaside gözlerin en fazla odaklandığı isim Erdoğan oluyor. Aslında bu bilinçaltı bir korku… İsrail temsilcisine kameralar karşısında verdiği tepki dünya liderlerinin unutamadığı hatta takdir ettiği bir tepki olarak tarih kitaplarına geçmiş bulunmaktadır.</p>



<p>Şimdi önemli bir noktaya dikkat çekelim… Küresel güçler Erdoğan’ı sıkıştırmak için sürekli iki kod ve motif kullanılmaktadır. İlki “Cinsiyet Ayrımcılığı ve Kadına Şiddet” diğeri ise “Basın Özgürlüğü” bu konuda vizyon açısından küresel veri merkezleri ile ciddi pazarlıklar yapılmaktadır.</p>



<p>Bizi ilgilendiren boyutu misyon boyutudur… Küresel güçler her ne kadar gündem etmeseler de Erdoğan’ı Osmanlıyı canlandırmak istemesiyle damgalasalar da aslında lobisel çalışmalarında sürekli Erdoğan için “<strong>New Age Ottoman</strong>” tanımlamasını kullanmaktadırlar. Ve Osmanlıya karşı çöküş ve dağılış dönemindeki atalarının kullandığı stratejileri modellemektedirler.</p>



<p>Türkiye için asıl tehlike “Bürokrasi Krallığı” Erdoğan siyasi, askeri hatta son günlerde denenen ekonomik cephelerden yenilgiye uğratılamayacağı onlar tarafından da kabul edilmiştir.</p>



<p>Demokratik yollar ile Erdoğan’ın Türkiye’den uzaklaşması yakın tarih için öngörülmüyor.</p>



<p>&nbsp;Aslında Türkiye’de “Kadın” motif ve kodu kişi olarak kadın hakları savunuculuğu değildir. Zaten Kapitalizm için kadın sistemin yakıtı demektir. Kapitalizmden kadını çıkardığınız an sistem “Error” verecektir. Bu sebeple kadın kapitalizm için sınırlama konulmadan kullanılacak bir sistem girdisidir.</p>



<p>“OM” kararı verenlerin masasında bir veri vardır. O veri Erdoğan’ın zaafları “OM” kararını verenlere göre Erdoğan’ın en büyük zaafı kadına karşı olan zaafıdır. Şimdi malum çevreler organize olup basın açıklaması yapıp “Cumhurbaşkanımıza kadınlara karşı zaafı var!” diyen kişi için suç duyurusunda bulunacağız diyebilirler artık bunlar beklenmedik tepkiler değil…</p>



<p>Erdoğan’ın zaafını çalışma masasında daima duran anası ile yan yana olan görselden çıkarıyor küresel iletişimciler… Erdoğan’ın yumuşak karnı, ikna noktası “Kadın” kadın kendisi için değerlidir ama hiçbir kadın anası kadar değerli değildir.</p>



<p>İşte ülkemizdeki kadının öne çıkması kadın konusunda Erdoğan’ın ikna edilemez oluşu buradan kaynaklanmaktadır.</p>



<p>Sosyolojik olarak inancı hatta yaşam tarzı İslam’a taban tabana zıt toplumlarda karşılık bulmayan İstanbul Sözleşmesi’nin yaşam tarzı İslam olduğunu söyleyenler hatta sözlerine İslam’ın kod ve motifleri ile başlayıp bitirirken de inançlarını referans gösteren kişilerin savunması meşru bir zemine oturtmaya çalışması ise tam bir kara mizahtır. Son yaşadıklarımız ise kara mizah değil olsa olsa&nbsp; “Keçilerin Türküsü” olabilir.</p>



<p>Evet, Erdoğan bir cumhurbaşkanı olamaz… Çünkü ülke sınırlarını aşan bir gücü… Sınırları aşan bir küresel düşmanları ve sınırların dışından kendisine akan dualar…</p>



<p>Biri de kalkıp Erdoğan “Halife” de rahatla diyebilir. Evet, tartışmasız Erdoğan bir “Emir Sahibi” ,inancımızda emir sahipleri için geçerli olan kendisi içinde geçerlidir… Halifeliğe gelince bu beni aşar ancak şunu söyleyeyim halifelik bir krallık değildir. Ben halifeyim demekle halife olunmaz kaldı ki halifelik kabullenmek ile olur…</p>



<p>Son olarak Türkiye’de ne rejim bir İslam devletidir ne de iktidarın böyle bir iddiası var o nedenle korkmayın halifelik söz konusu değil rahat olun… Ama korkunuz buysa inancımız o ki Rabbim bu ümmeti şeksiz şüphesiz bir halife ile aziz kılacaktır… Duamızı sorarsanız dualarımızda hep bir hilafet ve halifelik vardır… Allah Resulünün halifelerinin halifesi olacak bir halife…</p>



<p>Okuyanların sabrını zorlamadan…</p>



<p>Cumhurbaşkanını sevenler öncelikle hata yaptılarsa hatalarını hatta ihanet ettilerse ihanetlerini ikrar etsinler toplumsal hafızalarda olanlar toplumsal vicdanı daha fazla kanatmadan müsaade istesinler ülkede adam kıtlığı yok kendileri bulunmaz hint kumaşı da değiller…</p>



<p>Hatalarını örtbas edenler bunu yapmazsanız Erdoğan sadece sizin de hatalarınızı üzerinde taşıyan bir ülkenin cumhurbaşkanı olarak kalacak; tavsiye ettiğimi yaparsanız Erdoğan zalimlerin korkulu rüyası mazlumların ellerini açtıklarında dua ettikleri Allah’ın izni ve inayeti ile yardım bekledikleri olacak …</p>



<p>Kadınlar sizin maslahatınız hiçbir zaman ümmetin maslahatından öncelikli değildir… Birilerini sevindirmemek için az sukut etseniz hikmete ulaşacaksınız zihniniz ve gönlünüz de “Kavvam” olan erkekler ile huzura erecek…</p>



<p>yazar@ercanharmanci.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdogan-cumhurbaskani-olamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ayasofya&#8217;nın Yeniden Cami Olmasına Ramak Kaldı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ayasofyanin-yeniden-cami-olmasina-ramak-kaldi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ayasofyanin-yeniden-cami-olmasina-ramak-kaldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jun 2020 07:34:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14682</guid>

					<description><![CDATA[Star gazetesine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan. Ayasofya Müzesi&#8217;nin statüsünün yeniden iyi araştırılması talimatını verdi. Bu talimatla 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülen ve Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olan&#160;İstanbul’un fethinin sembolü niteliğindeki Ayasofya’nın&#160; &#160;yeniden cami olarak ibadete açılabileceği belitildi. Başkan Erdoğan Ayasofya için talimatı verdi Başkan Erdoğan&#8217;ın, 1934&#8217;te Danıştay kararıyla müze yapılan Ayasofya&#8217;nın statüsünün değiştirilmesi için talimat verdiği öğrenildi. Erdoğan, “Ayasofya cami olarak turistler tarafından ziyaret edilmeye devam edilebilir. Sultanahmet&#8217;te olduğu gibi. Buna milletimiz karar vermeli” dedi. Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında önceki gün toplanan AK Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, son günlerde ibadete açılması tartışılan Ayasofya da gündeme geldi. Hürriyet Gazetesin&#8217;den Gizem Karakış&#8217;ın haberine göre,&#160;Erdoğan’ın bu konuda “Ayasofya’da namaz da kılınır, Fetih Suresi de okunur. Buna ancak ve ancak aziz milletimiz karar verir” değerlendirmesini yaptığı belirtildi. Edinilen bilgiye göre Erdoğan, Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olan ve İstanbul’un fethinin sembolü niteliğindeki Ayasofya’nın 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldüğünü anımsattı. Erdoğan, kurmaylarına “Ayasofya için bir çalışma yapın, değerlendirip konuşalım” talimatı verdi. ÇOK HASSAS OLUN, İYİ ARAŞTIRIN Erdoğan, “Ayasofya cami olarak turistler tarafından ziyaret edilmeye devam edilebilir. Sultanahmet’te olduğu gibi. Buna milletimiz karar vermeli” değerlendirmesini yaptı. Erdoğan toplantıda, “Bu konuda çok hassas olun” talimatını da vererek, acele edilmemesini, konunun iyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Star gazetesine göre Cumhurbaşkanı Erdoğan. Ayasofya Müzesi&#8217;nin statüsünün yeniden iyi araştırılması talimatını verdi. Bu talimatla 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülen ve Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olan&nbsp;İstanbul’un fethinin sembolü niteliğindeki Ayasofya’nın&nbsp; &nbsp;yeniden cami olarak ibadete açılabileceği belitildi.</p>



<p><strong>Başkan Erdoğan Ayasofya için talimatı verdi</strong></p>



<p>Başkan Erdoğan&#8217;ın, 1934&#8217;te Danıştay kararıyla müze yapılan Ayasofya&#8217;nın statüsünün değiştirilmesi için talimat verdiği öğrenildi. Erdoğan, “Ayasofya cami olarak turistler tarafından ziyaret edilmeye devam edilebilir. Sultanahmet&#8217;te olduğu gibi. Buna milletimiz karar vermeli” dedi.</p>



<figure class="wp-block-image"><img decoding="async" src="https://resize.yandex.net/mailservice?url=https%3A%2F%2Fimgs.stargazete.com%2Fimgsdisk%2Fmaintmps%2F2020%2F06%2F05%2Fbaskan-erdogan-ayasofya-i-256_2-41.jpg&amp;proxy=yes&amp;key=934dda4a9b9795d814483230f1702001" alt=""/></figure>



<p>Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başkanlığında önceki gün toplanan AK Parti Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında, son günlerde ibadete açılması tartışılan Ayasofya da gündeme geldi.</p>



<p><strong>Hürriyet Gazetesin&#8217;den Gizem Karakış&#8217;ın haberine göre,&nbsp;</strong>Erdoğan’ın bu konuda “Ayasofya’da namaz da kılınır, Fetih Suresi de okunur. Buna ancak ve ancak aziz milletimiz karar verir” değerlendirmesini yaptığı belirtildi. Edinilen bilgiye göre Erdoğan, Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait olan ve İstanbul’un fethinin sembolü niteliğindeki Ayasofya’nın 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürüldüğünü anımsattı. Erdoğan, kurmaylarına “Ayasofya için bir çalışma yapın, değerlendirip konuşalım” talimatı verdi.</p>



<p><strong>ÇOK HASSAS OLUN, İYİ ARAŞTIRIN</strong></p>



<p>Erdoğan, “Ayasofya cami olarak turistler tarafından ziyaret edilmeye devam edilebilir. Sultanahmet’te olduğu gibi. Buna milletimiz karar vermeli” değerlendirmesini yaptı. Erdoğan toplantıda, “Bu konuda çok hassas olun” talimatını da vererek, acele edilmemesini, konunun iyi araştırılmasını istedi. Toplantıda ayrıca, Ayasofya’da Fetih Süresi okunmasının tüm partilerden büyük ilgi gördüğü de değerlendirildi.</p>



<p><strong>SEÇİM BARAJI İÇİN KOMİSYON</strong></p>



<p>Siyasi Partiler Yasası ve seçim düzenlemeleri de toplantıda gündeme geldi. Erdoğan, “Bir çalışma yapalım, sonra bu çalışmayı değerlendiririz” derken AK Parti bu amaçla hemen komisyon kurdu. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin seçim barajının düşürülmesi önerisi gündeme gelirken, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yüzde 10 seçim barajının sıfıra indirilmesi ile ilgili de öneri yaptığı hatırlatıldı. Muhalefetin de olumlu yaklaştığı bu konuda yeniden bir çalışma yapılabileceği değerlendirildi.</p>



<p><strong>VEKİL TRANSFERİNE KARŞI ÇALIŞMA</strong></p>



<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ayrıca milletvekili transferini kısıtlayacak yeni çalışma ile ilgili de bilgi verildi. Avrupa modelleri incelenerek yapılan çalışmaya göre, partisinden ayrılan, tekrar dönemeyecek ve bağımsız kalabilecek. Transfer milletvekili ile grup kurulamayacak. Toplantıda kurmaylar, Avrupa’da transfer edilen vekillerle grup kurulamadığını, seçimle gelenlerle kurulabildiğini anlattı. Erdoğan da, “Biz siyasi ahlak ile ilgiliyiz. Bu çalışma yapılırken bu konuda hassas olun” dedi.</p>



<p>Erdoğan’ın toplantıda ayrıca, “Yeni kurulan partilerle de polemiğe girmeyin” dediği öğrenildi.</p>



<p><strong>KARİYE ÖRNEĞİ</strong></p>



<p>Toplantıda Danıştay’ın, 1945’te Bakanlar Kurulu kararıyla müzeye dönüştürülen İstanbul’daki Kariye Camisi’yle ilgili geçen yıl aldığı karar da gündeme geldi. Danıştay kararında Kariye Camisi’nin Osmanlı döneminde özel hukuk hükümlerine göre vakfedildiği, mazbut Fatih Sultan Mehmet Vakfı’na ait hayrat taşınmazlardan olduğu kaydedilmişti. Hayrat taşınmazların, vakfın belirlediği kullanım şekli dışında bir kullanım amacına tahsis edilemeyeceği belirtilerek “Bu vakıfların devletin koruması altında olması, devletin istediği zaman ve istediği şekilde vakıf malları üzerinde tasarrufta bulunması anlamına gelmez” denilmişti.</p>



<p>Kariye’nin yeniden cami olmasının önünü açan kararın, tartışma konusu olan Ayasofya için emsal olabileceği değerlendirildi. AK Parti Grup Başkanvekilleri, hukukçu milletvekilleri ile bu kararı da göz önünde bulundurarak bir formül arayacak.</p>



<p>Kaynak: Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ayasofyanin-yeniden-cami-olmasina-ramak-kaldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanımızın Amerika Seferi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimizin-amerika-seferi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimizin-amerika-seferi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 16 Nov 2019 08:25:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13041</guid>

					<description><![CDATA[Şunu öncelikle kabul edelim ki, biz bu şekilde sık yapılan Amerika seferlerine alışkın değiliz. İkinci olarak, Özal sonrasında, bu şekilde eşit şartlarda yapılmış, eşit şartlarda oturulmuş görüşmelere de alışkın değiliz. Biz yeni yetme, yerden bitme iki IMF görevlisini iki ay öncesinden karşılamaya hazırlanan, geldiklerinde bayram şenliğiyle karşılayan, talimatlarını harfiyen yerine getirmek için devletçe, milletçe azami gayret gösteren, gittiklerinde asgari iki ay süreyle bu iki yeni yetme yerden bitme IMF görevlisinden bahseden ortamlara alışkındık. Kimi örtülü lobilerin yol ve yön göstermesiyle seçtiğimiz Cumhurbaşkanları, millete değil de lobilere dayanmış olmanın ezikliği ve güçsüzlüğüyle seslerini yüksek sesle çıkaramazlar, milletin değil, kendilerini oraya seçtiren lobilerin talimatıyla otururlar, kalkarlar, gerektiğinde kitapçık fırlatırlar ve kendilerini oraya getiren lobilere kazandırırlardı. Evet, biz bu tür yönetimlere ve bu tip yöneticilere alışmıştık. Sayın Cumhurbaşkanımız bizim bütün bu alışkanlıklarımızı ve elbet ezberlerimizi bozdu. Seleflerinin yedi yıllık iktidarları boyunca gidemedikleri, gitseler bile şamar oğlanı muamelesi gördükleri ülkeleri su yolu yaptı&#8230; İki süper güç olarak kabul edilen Amerika ve Rusya devlet başkanlarıyla hep eşit şartlarda görüştü; ülkemizin çıkarları doğrultusunda gerekli olan şeyleri olanlara söyledi&#8230; Avrupa&#8217;nın devleri olarak kabul edilen Fransayı ve Almanyayı gerektiğinde fırçaladı&#8230; Bu çıkışlarıyla hem İslam ülkelerinin hem de diğer mazlum ülkelerin halkları nezdinde muazzam bir itibar kazandı. Bütün bunlara &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Şunu öncelikle kabul edelim ki, biz bu şekilde sık yapılan Amerika seferlerine alışkın değiliz.</p>
<p>İkinci olarak, Özal sonrasında, bu şekilde eşit şartlarda yapılmış, eşit şartlarda oturulmuş görüşmelere de alışkın değiliz.</p>
<p>Biz yeni yetme, yerden bitme iki IMF görevlisini iki ay öncesinden karşılamaya hazırlanan, geldiklerinde bayram şenliğiyle karşılayan, talimatlarını harfiyen yerine getirmek için devletçe, milletçe azami gayret gösteren, gittiklerinde asgari iki ay süreyle bu iki yeni yetme yerden bitme IMF görevlisinden bahseden ortamlara alışkındık.</p>
<p>Kimi örtülü lobilerin yol ve yön göstermesiyle seçtiğimiz Cumhurbaşkanları, millete değil de lobilere dayanmış olmanın ezikliği ve güçsüzlüğüyle seslerini yüksek sesle çıkaramazlar, milletin değil, kendilerini oraya seçtiren lobilerin talimatıyla otururlar, kalkarlar, gerektiğinde kitapçık fırlatırlar ve kendilerini oraya getiren lobilere kazandırırlardı.</p>
<p>Evet, biz bu tür yönetimlere ve bu tip yöneticilere alışmıştık.</p>
<p>Sayın Cumhurbaşkanımız bizim bütün bu alışkanlıklarımızı ve elbet ezberlerimizi bozdu.</p>
<p>Seleflerinin yedi yıllık iktidarları boyunca gidemedikleri, gitseler bile şamar oğlanı muamelesi gördükleri ülkeleri su yolu yaptı&#8230;</p>
<p>İki süper güç olarak kabul edilen Amerika ve Rusya devlet başkanlarıyla hep eşit şartlarda görüştü; ülkemizin çıkarları doğrultusunda gerekli olan şeyleri olanlara söyledi&#8230;</p>
<p>Avrupa&#8217;nın devleri olarak kabul edilen Fransayı ve Almanyayı gerektiğinde fırçaladı&#8230;</p>
<p>Bu çıkışlarıyla hem İslam ülkelerinin hem de diğer mazlum ülkelerin halkları nezdinde muazzam bir itibar kazandı.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen içimizdeki Bizanslılar ve Feto projesinde yer alan siyasiler Cumhurbaşkanının siyasetini beğenmiyorlar mı?</p>
<p>Bırakın, beğenmesinler&#8230;<br />
Seyit Mehmet Şen</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskanimizin-amerika-seferi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump karşıtları ve Erdoğan karşıtları nerede ortaklaşıyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trump-karsitlari-ve-erdogan-karsitlari-nerede-ortaklasiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trump-karsitlari-ve-erdogan-karsitlari-nerede-ortaklasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Nov 2019 08:10:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13010</guid>

					<description><![CDATA[Uzunca bir süredir Türk dış politikasını iç politik çekişmelerden bağımsız olarak ele alamıyoruz. Elbette dış politikanın iç politikadan ayrık olmadığı öne sürülebilir, ki bu doğrudur. Halkının yönelimlerini, hissiyatlarını ve menfaatlerini gözetmeyen diktatörler ancak ülkelerinin dış politikalarını iç politikadan bağımsız yürütme lüksüne sahiptir çünkü aldıkları kararların hesabını halklarına vermek zorunda değillerdir. Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin yönetim makamlarını işgal eden kişiler, halkın tercihiyle orada olmadıklarından koltuklarını muhafaza etmek için de halkın onayına muhtaç değiller. Dolayısıyla kendilerini halklarına değil de koltuklarını borçlu oldukları başka mercilere karşı sorumlu hissediyorlar. Bu yüzden de ülkelerinin menfaatlerinden daha önce geliyor sorumlu hissettikleri aktörlerin menfaatleri. Ortadoğu’nun kalbine saplanmış bir hançer gibi duran İsrail devleti her an İslam dünyasını kanatmaya devam ederken sözde “Asrın Anlaşması” gibi Filistin’i Müslümansızlaştırma politikasına destek veren yöneticilerin durumu bu işte. Konsoloslukta gazeteci katletmekten dahi çekinmemeleri, Muhammed Dahlan gibi maşaları kullanarak başka ülkelerde darbe finanse edebilmeleri, petro-dolarlarla himaye aldıkları Batılı dostları sayesinde mümkün olabiliyor. *** Türkiye’de darbelerin sebebi hikmeti de seçilmiş iktidarın dış politik kararlarında ‘birilerinin’ kuyruğuna basması oldu genelde. O birileriyle teması güçlü siyasi ve askeri elitler, ya doğrudan emir alır ya da durumdan vazife çıkartır ve ülkeyi laiklik-irtica, sağcı-solcu sarkacında bir süre sallandırıp gerekli görülen müdahaleyi yapardı. Bu çok yakın zamana kadar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Uzunca bir süredir Türk dış politikasını iç politik çekişmelerden bağımsız olarak ele alamıyoruz. Elbette dış politikanın iç politikadan ayrık olmadığı öne sürülebilir, ki bu doğrudur. <strong>Halkının yönelimlerini, hissiyatlarını ve menfaatlerini gözetmeyen diktatörler ancak ülkelerinin dış politikalarını iç politikadan bağımsız yürütme lüksüne sahiptir çünkü aldıkları kararların hesabını halklarına vermek zorunda değillerdir</strong>. Mısır, Suudi Arabistan, BAE gibi ülkelerin yönetim makamlarını işgal eden kişiler, halkın tercihiyle orada olmadıklarından koltuklarını muhafaza etmek için de halkın onayına muhtaç değiller. Dolayısıyla kendilerini halklarına değil de koltuklarını borçlu oldukları başka mercilere karşı sorumlu hissediyorlar. Bu yüzden de ülkelerinin menfaatlerinden daha önce geliyor sorumlu hissettikleri aktörlerin menfaatleri.</p>
<p>Ortadoğu’nun kalbine saplanmış bir hançer gibi duran İsrail devleti her an İslam dünyasını kanatmaya devam ederken sözde “Asrın Anlaşması” gibi Filistin’i Müslümansızlaştırma politikasına destek veren yöneticilerin durumu bu işte. Konsoloslukta gazeteci katletmekten dahi çekinmemeleri, Muhammed Dahlan gibi maşaları kullanarak başka ülkelerde darbe finanse edebilmeleri, petro-dolarlarla himaye aldıkları Batılı dostları sayesinde mümkün olabiliyor.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Türkiye’de darbelerin sebebi hikmeti de seçilmiş iktidarın dış politik kararlarında ‘birilerinin’ kuyruğuna basması oldu genelde. O birileriyle teması güçlü siyasi ve askeri elitler, ya doğrudan emir alır ya da durumdan vazife çıkartır ve ülkeyi laiklik-irtica, sağcı-solcu sarkacında bir süre sallandırıp gerekli görülen müdahaleyi yapardı.</p>
<p>Bu çok yakın zamana kadar böyle devam etti. 15 Temmuz darbe girişimi de esasen budur, ülkenin ana muhalefet partisinin böylesi kanlı bir darbe girişimine tiyatro diyebilecek cüreti göstermesi de.</p>
<p>Türk dış politikasını iç politikadan bağımsız konuşamıyoruz bahsine dönersek şayet; bugün yaşanan da aslında seçilmiş iktidarın aldığı kararlardan döndürülememesi, darbe ve sair yöntemlerle dahi ekarte edilememesi ve buna mukabil elinde tokmak olanların mütemadiyen davulu dövmesidir.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan ve heyeti bugün Washington’da Türkiye namına en kritik görüşmelerden birini yapıyor. Muhalefet partisi CHP ise <strong>Türkiye’nin tezlerinin arkasında durmak yerine günlerdir Trump’tan gelen yakışıksız mektup üzerinden Erdoğan’ın ziyaretini sorunsallaştırıyor.</strong> Çünkü tıpkı Trump karşıtı ABD derin devleti gibi CHP de güney sınırımızı güvenlik altına almak ve burada bir terör devleti kurulmasına mani olmak için başlatılan Barış Pınarı Operasyonuna destek veremiyor. Oysa Türkiye’nin egemen bir devlet olarak rüştünü ispat edeceği bu zor kavşakta iktidarı ve muhalefetiyle birlikte hareket edebilmesi çok önemli. CHP bu desteği iktidar partisinden değil Türkiye’den esirgemektedir.</p>
<p><strong>Suriye’de PKK ile mücadelemizde kat ettiğimiz yolu adeta sabote etmeye</strong> <strong>çalışırcasına hem Meclis kürsülerinden malum mektubu büyük bir hazla okumak hem de “Mektuba özür gelmeden Cumhurbaşkanı ABD’ye gitmesin” demek uzun yıllar iktidar yüzü görmemiş olmaktan kaynaklı bir iş bilmezlik değil ise Suriye’de Türkiye’den çok ABD ve PYD’nin menfaatlerini kollamaktır.</strong></p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Türkiye ABD ilişkilerinin seyri bir süre daha olumluya dönmeyecek, bu belli. Ama önemli olan bu süreçte Türkiye’nin kendi menfaatlerinin savunucusu olmaktan vazgeçmemesi ve bunun için eski stratejik ortağını ve bu arada Rusya’yı olabildiğince kendi tezlerine yakın bir yerde tutabilmesidir.</p>
<p><strong>Muhalefet, AK Parti ve Erdoğan düşmanlığı ile dış politikaya bakmaya devam ettiği müddetçe Türkiye’ye zarar verdiğinin farkına varmalıdır.</strong> Buradan toplayacağını zannettiği kısa günün karı ise en çok kendine zarar verecektir.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trump-karsitlari-ve-erdogan-karsitlari-nerede-ortaklasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Erdoğan&#8217;dan 29 Ekim mesajı!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baskan-erdogandan-29-ekim-mesaji/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baskan-erdogandan-29-ekim-mesaji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Oct 2019 08:53:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[29 Ekim]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12858</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti 96 yaşında&#8230; Törenler kapsamında devlet erkanı Anıtkabir&#8217;i ziyaret etti. Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Anıtkabir özel defterini imzalayarak, &#8220;Barış Pınarı Harekatı ile terör koridorunu dağıtarak kararlılığımızı bütün dünyaya gösterdik. Ruhun şad olsun&#8221; dedi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet erkanı, parti liderleri 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında Anıtkabir&#8217;i ziyaret etti. Aslanlı Yolun ardından Atatürk&#8217;ün mozelesine çelenk bırakıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı&#8217;nın okunmasının ardından Başkan Erdoğan, Misak-ı Milli Kulesi&#8217;ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri&#8217;ni imzaladı. Başkan Erdoğan Anıtkabir özel defterini imzalayarak şu mesajları paylaştı: Aziz Atatürk, bugün millet olarak büyük bir heyecanla Cumhuriyetimizin 96’ıncı yıl dönümünü kutluyoruz. Bu gurur günümüzde zatıaliniz ve istiklal harbimizin tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz. Bağımsızlığımıza ve milli bekamıza yönelik saldırıların arttığı bir dönemde, kurtuluş savaşımızı zafere taşıyan direniş ruhuyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz. 9 Ekim’de başlattığımız ve başarılara imza attığımız Barış Pınarı harekatıyla Suriye sınırı boyunca kurulmak istenen terör koridorunu dağıtarak kararlılığımızı tüm dünyaya gösterdik. Ruhun şad olsun. ANKARA&#8217;DAKİ TÖRENLER Cumhurbaşkanlığı Külliyesi&#8217;nde tebrikatı kabul edecek Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi&#8217;nde Cumhuriyet Bayramı kabul törenine ev sahipliği yapacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi önündeki bando konserinin ardından TBMM&#8217;den Ulus&#8217;taki Birinci Meclis Binası&#8217;na Cumhuriyet Bayramı Kortej Yürüyüşü düzenlenecek. Kaynak: Akşam]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Cumhuriyeti 96 yaşında&#8230; Törenler kapsamında devlet erkanı Anıtkabir&#8217;i ziyaret etti. Başkan Recep Tayyip Erdoğan, Anıtkabir özel defterini imzalayarak, &#8220;Barış Pınarı Harekatı ile terör koridorunu dağıtarak kararlılığımızı bütün dünyaya gösterdik. Ruhun şad olsun&#8221; dedi.</p>
<div id="textalan">
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, devlet erkanı, parti liderleri 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kapsamında Anıtkabir&#8217;i ziyaret etti. Aslanlı Yolun ardından Atatürk&#8217;ün mozelesine çelenk bırakıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı&#8217;nın okunmasının ardından Başkan Erdoğan, Misak-ı Milli Kulesi&#8217;ne geçerek Anıtkabir Özel Defteri&#8217;ni imzaladı.</p>
<p><img decoding="async" src="https://cdn2.aksam.com.tr/aksam/fotogaleri/haber_icerik/images/291020191137189409988.jpg" alt="" /></p>
<p><strong>Başkan Erdoğan Anıtkabir özel defterini imzalayarak şu mesajları paylaştı:</strong></p>
<p>Aziz Atatürk, bugün millet olarak büyük bir heyecanla Cumhuriyetimizin 96’ıncı yıl dönümünü kutluyoruz. Bu gurur günümüzde zatıaliniz ve istiklal harbimizin tüm kahramanlarını, aziz şehitlerimizi rahmetle yad ediyor, gazilerimize şükranlarımızı sunuyoruz.</p>
<p>Bağımsızlığımıza ve milli bekamıza yönelik saldırıların arttığı bir dönemde, kurtuluş savaşımızı zafere taşıyan direniş ruhuyla mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyoruz.</p>
<p>9 Ekim’de başlattığımız ve başarılara imza attığımız Barış Pınarı harekatıyla Suriye sınırı boyunca kurulmak istenen terör koridorunu dağıtarak kararlılığımızı tüm dünyaya gösterdik.</p>
<p>Ruhun şad olsun.</p>
<p><strong>ANKARA&#8217;DAKİ TÖRENLER</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanlığı Külliyesi&#8217;nde tebrikatı kabul edecek Erdoğan, Beştepe Millet Kongre ve Kültür Merkezi&#8217;nde Cumhuriyet Bayramı kabul törenine ev sahipliği yapacak.</p>
<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi önündeki bando konserinin ardından TBMM&#8217;den Ulus&#8217;taki Birinci Meclis Binası&#8217;na Cumhuriyet Bayramı Kortej Yürüyüşü düzenlenecek.</p>
<p>Kaynak: Akşam</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baskan-erdogandan-29-ekim-mesaji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sövüp, tehdit ederlerdi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sovup-tehdit-ederlerdi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sovup-tehdit-ederlerdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 10:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12778</guid>

					<description><![CDATA[Yığınak yaptılar adeta Türkiye’ye. Geliyor, gidiyorlar. Son misafirlerimiz ABD Başkan Yardımcısı Pence, Dışişleri Bakanı Pompeo, Ulusal Güvenlik Danışmanı O’Brien ve Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey. Hedefleri de belli: Suriye’deki harekâtı durdurmamızı istiyorlar. Alışık olmadıkları bir durum bu! Eskiden olsa şantaj yaparlar, tehdit ederler; olmadı söverler, istedikleri sonucu alırlardı. Ama devir de muhatapları da değişti artık. Çırpınıyorlar, çoğu zaman da istedikleri sonucu alamıyorlar. 21 Kasım 1995 Dayton Toplantısı’nı hatırlayalım… Balkanlar’da yaşanan soykırımın ardından Slobodan Miloşeviç, Franjo Tudjman ve Aliya İzzetbegoviç, Ohaio’da bir araya gelmişlerdi. Haftalarca süren görüşmelerden sonuç çıkmadı. Hepsi valizlerini toplayıp ayrılmaya hazırlanıyorlardı ki, ABD Başkanı Clinton’ın Danışmanı Richard Holbroooke oteli bastı. Fırtına gibi içeri dalıp, bağırıp çağırmaya başladı… Çıldırmış gibiydi. Sinkaflı küfürlerle “Nereye gidiyorsunuz?” diye seslendi. Hepsini kafalarına birer kurşun sıkmakla tehdit etti. Yetmedi, toplantıya katılan liderleri Saraybosna, Zagrep ve Belgrad’a bomba yağdırmakla tehdit etti. Çantasından bir metin çıkarıp önlerine attı ve anlaşma böyle sağlandı. Rahmetli İzzetbegoviç işte bu yüzden “Acı ilacı içmek zorunda kaldık” dedi. Aradan yıllar geçti. Anadolu’dan çıkan bir ses, bütün dünyanın gözü önünde “Dayton Anlaşması’nın gözden geçirilmesi artık şart oldu” çıkışını yaptı. İşte o sesin sahibi Recep Tayyip Erdoğan, çok yoruyor bunları. Alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kaldılar. Eskiden olduğu gibi ne tehdit, ne de şantajla sonuç alabiliyorlar. O yüzden de gidiyorlar, geliyorlar… *** ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’ye gelirken Suriye Harekâtımız için “istila” ifadesini kullandı. Türkiye’ye “Bir an önce sonlandırılması” çağrısını yaptı. Erdoğan ise, bir gün önce Ak Parti TBMM Grup Toplantısı’nda bu zihniyet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yığınak yaptılar adeta <strong>Türkiye</strong>’ye. Geliyor, gidiyorlar. Son misafirlerimiz <strong>ABD Başkan Yardımcısı</strong> P<strong>ence, Dışişleri Bakanı Pompeo</strong>, <strong>Ulusal Güvenlik Danışmanı O’Brien</strong> ve <strong>Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey</strong>. Hedefleri de belli: <strong>Suriye</strong>’deki harekâtı durdurmamızı istiyorlar.</p>
<p>Alışık olmadıkları bir durum bu!</p>
<p>Eskiden olsa şantaj yaparlar, tehdit ederler; olmadı söverler, istedikleri sonucu alırlardı. Ama devir de muhatapları da değişti artık. Çırpınıyorlar, çoğu zaman da istedikleri sonucu alamıyorlar.</p>
<p><strong>21 Kasım 1995 Dayton</strong> <strong>Toplantısı’nı</strong> hatırlayalım…</p>
<p><strong>Balkanlar’</strong>da yaşanan soykırımın ardından<strong> Slobodan Miloşeviç, Franjo Tudjman</strong> ve <strong>Aliya İzzetbegoviç, Ohaio</strong>’da bir araya gelmişlerdi. Haftalarca süren görüşmelerden sonuç çıkmadı. Hepsi valizlerini toplayıp ayrılmaya hazırlanıyorlardı ki, <strong>ABD Başkanı Clinton</strong>’ın <strong>Danışmanı Richard Holbroooke</strong> oteli bastı. Fırtına gibi içeri dalıp, bağırıp çağırmaya başladı…</p>
<p>Çıldırmış gibiydi. Sinkaflı küfürlerle <strong>“Nereye gidiyorsunuz?”</strong> diye seslendi. Hepsini kafalarına birer kurşun sıkmakla tehdit etti. Yetmedi, toplantıya katılan liderleri <strong>Saraybosna, Zagrep</strong> ve <strong>Belgrad’</strong>a bomba yağdırmakla tehdit etti. Çantasından bir metin çıkarıp önlerine attı ve anlaşma böyle sağlandı.</p>
<p><strong>Rahmetli İzzetbegoviç</strong> işte bu yüzden <strong>“Acı ilacı içmek zorunda kaldık”</strong> dedi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti. <strong>Anadolu</strong>’dan çıkan bir ses, bütün dünyanın gözü önünde <strong>“Dayton Anlaşması’nın gözden geçirilmesi artık şart oldu”</strong> çıkışını yaptı.</p>
<p>İşte o sesin sahibi <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, çok yoruyor bunları. Alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kaldılar. Eskiden olduğu gibi ne tehdit, ne de şantajla sonuç alabiliyorlar. O yüzden de gidiyorlar, geliyorlar…</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p><strong>ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye</strong>’ye gelirken <strong>Suriye Harekâtımız</strong> için <strong>“istila”</strong> ifadesini kullandı. <strong>Türkiye</strong>’ye <strong>“Bir an önce sonlandırılması”</strong> çağrısını yaptı. <strong>Erdoğan</strong> ise, bir gün önce <strong>Ak Parti TBMM Grup Toplantısı’nda</strong> bu zihniyet sahiplerine toptan bir cevap verdi. <strong>“Aynaya bakmalarını”</strong> istedi.</p>
<p>Yine vicdanlı davrandı <strong>Erdoğan</strong>. Bütün kirli çamaşırları ortaya dökmedi. Oysa asırlar öncesinden bu güne uzanan bir zihniyet var karşımızda. <strong>Papa İnnocent</strong>, yıllar önce <strong>“Türkler ya Hıristiyanlaştırılmalı, ya kılıçtan geçirilmeli ya da Orta Asya’ya sürülmeli”</strong> fikirlerini çaktı bunların kafalarına. İlerleyen yıllarda da sık sık güncellendi bu fikirler.</p>
<p>İşte o öğretiler ışığında bakıyorlar bize. O yüzden kendilerine her şeyi hak, bize kabahat görüyorlar. Yoksa <strong>Suriye</strong>’de boşalttıkları <strong>Münbiç</strong>’i <strong>Ruslara </strong>değil, <strong>NATO</strong> müttefikleri olan <strong>Türkiye</strong>’ye devredip giderlerdi.</p>
<p>Tarihi ve müzmin bir problemiz biz onlar için!</p>
<p>Üstelik <strong>“uyanan bir dev”</strong> durumundayız. <strong>Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı</strong> ve <strong>Barış Pınarı</strong> operasyonlarını gerçekleştiriyoruz. <strong>Doğu Akdeniz</strong>’de hak ve hukukumuza sahip çıkıyoruz. Tehditlerine boyun eğmeyip, savunma hattımızı <strong>S-400</strong>’lerle güçlendiriyoruz. <strong>BM</strong>’de karşılarına dikilip, <strong>“küresel adaletten”</strong> bahsediyoruz.</p>
<p>Çıldırıyorlar tabii…</p>
<p>Günlük mesele ve tartışmalardan uzaklaşıp, yaşananlara daha geniş çerçeveden bakarsak, daha iyi anlarız olan biteni ve iyice kenetlenmemiz gerektiğini!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sovup-tehdit-ederlerdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devlerle Tarihi Satranç</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devlerle-tarihi-satranc/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devlerle-tarihi-satranc/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 29 Aug 2019 08:29:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[satranç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12282</guid>

					<description><![CDATA[Kritik bir dönemin eşiğindeyiz. Küresel ölçekte geleceği şekillendirecek önemli gelişmeler yaşanıyor. Türkiye ise hem oyunculardan biri, hem de oyunun sergilendiği alan! Bilek güreşi de diyebiliriz buna, tarihi bir satranç da… Şu anda taraflar birbirini yokluyor. Gücünü ters ediyor. Atacağı adımları ve sergileyeceği oyunları tahmin etmeye çalışıyor. Tabir-i caizse, ata sporumuz güreşte olduğu gibi el enseler çekiliyor. Malum, Rusya’dan S-400’lerin ikinci bataryasının sevkıyatı başladı. Tam bu esnada T.C. Başkanı Erdoğan,Rusya’da Putin’le görüştü. Bizler, başlangıçta, İdlib konusuna odaklansak da, gördük ki Erdoğan’ın ziyaretinin anlamı tahminlerden çok daha derin! Öyle fotoğraflar verildi, öyle diyaloglar yaşandı ki, her birinde çok derin anlamlar ve son derece önemli mesajlar var. Biliyorsunuz, bu ziyaret ABD’nin Türkiye’ye yönelik olarak aldığı F-35 ambargosunun ardından gerçekleşti. Erdoğan, önce Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı’nı gezdi. F-35’lerin yerine ikame edilmesi tartışılan SU-54 muharebe uçağının önüne gelindiğinde, Rus Devlet Başkanı’na sordu: -Biz bundan mı alacağız? Putin’den de “İstiyorsanız alabilirsiniz” cevabı geldi. Bu, Washington’a verilen son derece güçlü bir mesajdır. “Biz size muhtaç değiliz” anlamına gelir. Üstelik, Putin de “evet, öyle” diyerek onaylamıştır! Ayrıca, Amerika tarafından daha önce test edilip, kuru gürültü olmadığı anlaşılmış bir tavırdır! Patriot’ları vermediler; biz de onca tehdide rağmen, daha iyisi olan S-400’leri aldık. Bu da F-35’leri vermemelerinin bizi SU-54 ya da başka alternatiflere yönlendireceğinin net bir göstergesidir. Yine de ABD içinde bunu anlamayan ve algılamayan çevreler var. Bu gelişmelere rağmen, ABD Temsilciler Meclisi, Başkan Trump’a yeni bir Türkiye çağrısı yaptı. Önce, Türkiye’nin menfaatlerine en uygun ortaklığın Kremlin ile değil, Amerika ile yapılacağı iddia edildi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Kritik bir dönemin eşiğindeyiz. Küresel ölçekte geleceği şekillendirecek önemli gelişmeler yaşanıyor. <strong>Türkiye</strong> ise hem oyunculardan biri, hem de oyunun sergilendiği alan!</p>
<p>Bilek güreşi de diyebiliriz buna, tarihi bir satranç da…</p>
<p>Şu anda taraflar birbirini yokluyor. Gücünü ters ediyor. Atacağı adımları ve sergileyeceği oyunları tahmin etmeye çalışıyor. Tabir-i caizse, ata sporumuz güreşte olduğu gibi el enseler çekiliyor.</p>
<p>Malum, <strong>Rusya</strong>’dan <strong>S-400</strong>’lerin ikinci bataryasının sevkıyatı başladı. Tam bu esnada <strong>T.C. Başkanı</strong> <strong>Erdoğan,</strong><strong>Rusya</strong>’da <strong>Putin</strong>’le görüştü. Bizler, başlangıçta, İdlib konusuna odaklansak da, gördük ki <strong>Erdoğan</strong>’ın ziyaretinin anlamı tahminlerden çok daha derin!</p>
<p>Öyle fotoğraflar verildi, öyle diyaloglar yaşandı ki, her birinde çok derin anlamlar ve son derece önemli mesajlar var.</p>
<p>Biliyorsunuz, bu ziyaret <strong>ABD</strong>’nin <strong>Türkiye’</strong>ye yönelik olarak aldığı <strong>F-35</strong> ambargosunun ardından gerçekleşti. <strong>Erdoğan</strong>, önce <strong>Uluslararası Havacılık ve Uzay Fuarı</strong>’nı gezdi. <strong>F-35</strong>’lerin yerine ikame edilmesi tartışılan <strong>SU-54</strong> muharebe uçağının önüne gelindiğinde, <strong>Rus Devlet Başkanı’</strong>na sordu:</p>
<p><strong>-Biz bundan mı alacağız?</strong></p>
<p><strong>Putin</strong>’den de <strong>“İstiyorsanız alabilirsiniz”</strong> cevabı geldi.</p>
<p>Bu, <strong>Washington</strong>’a verilen son derece güçlü bir mesajdır. <strong>“Biz size muhtaç değiliz”</strong> anlamına gelir. Üstelik, <strong>Putin</strong> de <strong>“evet, öyle”</strong> diyerek onaylamıştır! Ayrıca, <strong>Amerika</strong> tarafından daha önce test edilip, kuru gürültü olmadığı anlaşılmış bir tavırdır! <strong>Patriot</strong>’ları vermediler; biz de onca tehdide rağmen, daha iyisi olan <strong>S-400</strong>’leri aldık. Bu da <strong>F-35</strong>’leri vermemelerinin bizi <strong>SU-54</strong> ya da başka alternatiflere yönlendireceğinin net bir göstergesidir.</p>
<p>Yine de <strong>ABD</strong> içinde bunu anlamayan ve algılamayan çevreler var. Bu gelişmelere rağmen, <strong>ABD Temsilciler Meclisi</strong>, <strong>Başkan Trump</strong>’a yeni bir <strong>Türkiye</strong> çağrısı yaptı. Önce, <strong>Türkiye’</strong>nin menfaatlerine en uygun ortaklığın <strong>Kremlin </strong>ile değil, <strong>Amerika </strong>ile yapılacağı iddia edildi. Ardından, <strong>Trump</strong>’tan <strong>S-400</strong> alımı için <strong>Türkiye</strong>’ye yaptırım uygulaması istendi.</p>
<p>Sağlıklı bir tavır değil bu: Birincisi, neyin menfaatine uygun olup olmadığına <strong>Türkiye</strong> karar verir. İkincisi de tecrübe ile sabit ki, yaptırım tehditleri <strong>Türkiye</strong>’yi yolundan çevirmez. Aksine daha da biler. Çünkü karşılarındaki ülke, eski <strong>Türkiye</strong> değil!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Washington</strong>’daki bu gelişmelere <strong>Moskova</strong>’dan anında karşı hamle geldi. <strong>Rusya’</strong>nın <strong>Federal Askeri Teknik İşbirliği Servisi Direktörü Dmitriy Şugayev</strong>, <strong>“SU- 35 ve SU-57 tipi savaş uçaklarının Türkiye’ye teslimini görüşüyoruz” </strong>dedi. Üstüne bir de üzerinde çalıştığımız <strong>5. Nesil TF-X</strong> savaş uçağının geliştirilmesine yardımcı olabileceklerini açıkladı.</p>
<p>İşte bu kadar!</p>
<p><strong>Türkiye</strong> de <strong>“Hayır öyle bir şey yok”</strong> demedi. Sonuçta, artık <strong>ABD</strong>’nin dümen suyuna kapılmış bir <strong>Türkiye </strong>yok. Uzun süredir, çok yönlü, çok kutuplu ve milli menfaatleri öne alan bir dış politika uyguluyoruz. Ne <strong>Amerika</strong>’nın ne de <strong>Rusya</strong>’nın peşine takılıp gidiyoruz.</p>
<p><strong>Başkan Erdoğan</strong>, her fırsatta bu gerçeği ortaya koyuyor. Tarihi hamlelerle gerekli mesajları verip, tarafları test ediyor. O yüzden, başta <strong>ABD </strong>olmak üzere herkesin bin düşünüp, bir adım atması lazım artık.</p>
<p>Kendileri bilir!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devlerle-tarihi-satranc/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Başkan Erdoğan&#8217;dan Erbil&#8217;deki Saldırıyla İlgili İlk Açıklama</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baskan-erdogandan-erbildeki-saldiriyla-ilgili-ilk-aciklama/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baskan-erdogandan-erbildeki-saldiriyla-ilgili-ilk-aciklama/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 17 Jul 2019 14:00:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Erbil]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11868</guid>

					<description><![CDATA[Başkan Erdoğan, &#8220;Erbil’de konsolosluk çalışanlarımıza yönelik düzenlenen menfur saldırıyı kınıyorum. Saldırıda şehit olan çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Saldırının faillerinin süratle bulunmaları için Irak makamları ve yerel yetkililer nezdinde girişimlerimiz sürmektedir.&#8221; dedi. Başkan Erdoğan, Irak&#8217;ın kuzeyinde Erbil şehrinde bir Türk diplomatın şehit edildiği saldırıyla ilgili Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, &#8220;Erbil’de konsolosluk çalışanlarımıza yönelik düzenlenen menfur saldırıyı kınıyorum. Saldırıda şehit olan çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Saldırının faillerinin süratle bulunmaları için Irak makamları ve yerel yetkililer nezdinde girişimlerimiz sürmektedir.&#8221; ifadelerini kullandı. Güneş]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Başkan Erdoğan, &#8220;Erbil’de konsolosluk çalışanlarımıza yönelik düzenlenen menfur saldırıyı kınıyorum. Saldırıda şehit olan çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Saldırının faillerinin süratle bulunmaları için Irak makamları ve yerel yetkililer nezdinde girişimlerimiz sürmektedir.&#8221; dedi.</strong></p>
<div class="detail">
<p>Başkan Erdoğan, Irak&#8217;ın kuzeyinde Erbil şehrinde bir Türk diplomatın şehit edildiği saldırıyla ilgili Twitter üzerinden yaptığı açıklamada, &#8220;Erbil’de konsolosluk çalışanlarımıza yönelik düzenlenen menfur saldırıyı kınıyorum. Saldırıda şehit olan çalışanımıza Allah’tan rahmet diliyorum. Saldırının faillerinin süratle bulunmaları için Irak makamları ve yerel yetkililer nezdinde girişimlerimiz sürmektedir.&#8221; ifadelerini kullandı.</p>
<p><a href="https://twitter.com/RTErdogan/status/1151484871954567168" target="_blank" rel="noopener"><img decoding="async" src="https://cdn.gunes.com/Content/Resimler/images/erdogan2(5).JPG" alt="" /></a></p>
<p>Güneş</p>
</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baskan-erdogandan-erbildeki-saldiriyla-ilgili-ilk-aciklama/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
