<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>corona &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/corona/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 11 Oct 2021 08:21:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>corona &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>&#8220;Aşıya Değil Dayatmaya Karşıyım&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asiya-degil-dayatmaya-karsiyim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asiya-degil-dayatmaya-karsiyim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 08:21:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17754</guid>

					<description><![CDATA[Bu da aşı karşıtlarının beylik laflarından biri. Peki doğru mu? Değil. İki açıdan doğru değil;1-Aşı kanunen mecbur değil [dolaylı dayatma var iddiası da doğru değil],2-Bunu söyleyenler samimi değil [aşıya karşılar, kanıtı sunacağım].‘’Aşı dayatılıyor’’ denebilmesi için aşının kanunen mecbur olması gerekir. Ama değil. ‘’Kanunen mecbur değil ama dolaylı yoldan dayatılıyor’’ ifadesi de doğru değil. Çünkü devlet ‘’illa aşı olacaksın’’ demiyor, ‘’ya aşı ol ya da kamusal alana çıkarken kurallara uy’’ diyor. Aşı konusunda da tek seçenek [mRNA aşısı] sunmuyor, klasik [inaktive] aşı seçeneğini de sunuyor. Sen ikisini de reddediyorsun. O zaman kamusal alana çıkarken koyduğum kurallara uy diyor. Bunu da kabul etmiyor ve dayatma var diyorsun. O zaman kamusal alanı sesten, gürültüden, görüntüden, kaza riskinden vs koruyan tüm kurallar [mesela trafik kuralları] da mı bir dayatma?Devlet [bilim] diyor ki, ‘’kalabalıkların olduğu kamusal alana girerken virüs bulaştırma riskini en aza düşür, bunun için de ya aşı ol, ya da enfekte olmadığını PCR ile kanıtla’’, hadi aşıyı vücuduma yabancı madde enjekte ettirmem diye reddettin, peki PCR testini niye reddediyorsun? PCR ile herhangi bir madde enjekte edilmiyor, vücuduna giren bir ilaç/madde olmuyor, sadece boğazından bir sürüntü alınıyor, buna niye itiraz ediyorsun?Çünkü sen sadece aşıya değil, salgın kurallarına da karşısın!Eğer gerçekten aşıya değil de [dayatma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu da aşı karşıtlarının beylik laflarından biri. Peki doğru mu? Değil. İki açıdan doğru değil;<br><br>1-Aşı kanunen mecbur değil [dolaylı dayatma var iddiası da doğru değil],<br>2-Bunu söyleyenler samimi değil [aşıya karşılar, kanıtı sunacağım].<br><br>‘’Aşı dayatılıyor’’ denebilmesi için aşının kanunen mecbur olması gerekir. Ama değil. ‘’Kanunen mecbur değil ama dolaylı yoldan dayatılıyor’’ ifadesi de doğru değil. Çünkü devlet ‘’illa aşı olacaksın’’ demiyor, ‘’ya aşı ol ya da kamusal alana çıkarken kurallara uy’’ diyor. Aşı konusunda da tek seçenek [mRNA aşısı] sunmuyor, klasik [inaktive] aşı seçeneğini de sunuyor. Sen ikisini de reddediyorsun. O zaman kamusal alana çıkarken koyduğum kurallara uy diyor. Bunu da kabul etmiyor ve dayatma var diyorsun. O zaman kamusal alanı sesten, gürültüden, görüntüden, kaza riskinden vs koruyan tüm kurallar [mesela trafik kuralları] da mı bir dayatma?<br><br>Devlet [bilim] diyor ki, ‘’kalabalıkların olduğu kamusal alana girerken virüs bulaştırma riskini en aza düşür, bunun için de ya aşı ol, ya da enfekte olmadığını PCR ile kanıtla’’, hadi aşıyı vücuduma yabancı madde enjekte ettirmem diye reddettin, peki PCR testini niye reddediyorsun? PCR ile herhangi bir madde enjekte edilmiyor, vücuduna giren bir ilaç/madde olmuyor, sadece boğazından bir sürüntü alınıyor, buna niye itiraz ediyorsun?<br>Çünkü sen sadece aşıya değil, salgın kurallarına da karşısın!<br><br>Eğer gerçekten aşıya değil de [dayatma diye nitelediğin] yönteme karşı olsa idin, aşını yaptırırdın. Çünkü aşıya karşı değilsen, faydalı olduğuna inanıyorsun demektir. Bu durumda başkasının yaptığı bir hata nedeniyle bu faydadan kendini alıkoymazsın, mantık bunu gerektirir, tıpkı şunun gibi, devlet eğitim sisteminde bir sürü hata yapıyor ama çocuğunu okula gönderiyorsun, neden? Çünkü eğitimin faydalı olduğuna inanıyorsun da ondan. Neden ‘’eğitime karşı değilim ama dayatmaya [12 yıllık eğitimin zorunlu olmasına] karşıyım’’ demiyorsun?<br><br>Ve en önemlisi de şu; ‘’aşıya karşı değilim, dayatmalara karşıyım’’ diyen biri samimi ise aşı konusunda olumsuz bir propaganda yapmaz. Velev ki aşı olmasa bile. Ama hemen hepsi [en azından benim gördüklerim] aşı aleyhinde propaganda yapıyor; ne kadar aşı karşıtı yazı-video varsa onları paylaşıyor, aşılarla ilgili delilleri görmezden geliyor, tahrif ediyor ve aşı karşıtı yalanları reklam ediyor. Aşı ile ilgili bilimsel verileri delil olarak sununca da hemen bunları önüne çıkarıyor, seni dinlemiyor bile, çünkü aşı ile ilgili verilere değil, yalan ve tahrif içeren karşıt argümanlara inanıyor, elli defa yalanlansa, elli defa yalan olduğu ispatlansa bile zerre kadar değiştirmiyor tavrını. E hani sen aşıya değil de dayatmaya karşı idin? Bu yaptığın propagandalar ne?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asiya-degil-dayatmaya-karsiyim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hadi Bakalım Yeni Tedbirler Hayırlı Olsun</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hadi-bakalim-yeni-tedbirler-hayirli-olsun/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hadi-bakalim-yeni-tedbirler-hayirli-olsun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 27 Apr 2021 07:14:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17186</guid>

					<description><![CDATA[Bence hayırlı değil ama böyle demekten başka bir sözüm yok. İşler o noktaya geldi ki bulaş sayısında Avrupa liderliğine oynar olduk. O nedenle devletin aldığı bu tedbirler başka çare kalmadığındandır. Buna rağmen yetersiz tedbirlerdir. Azaltacaktır ama kalıcı çözüm üretmeyecektir. Mecburen aşıya talim edeceğiz. Bu &#8216;tam kapanma&#8217; değildir. Daha sıkı tedbirler alınmalıydı. Ama o zaman da başka değişkenler işin içine giriyor, yorganı başımıza çekince ayaklarımız açıkta kalıyor. Yorgana sığabilmemiz için büzülmemiz gerekiyor ama vatandaş büzülmeye yanaşmıyor tam tersine yayla gibi yayılıyor. Bir vurdum duymazlık, bir sorumsuzluk almış başını gidiyor. Kapanmanın bu haliyle bile ülkemize maliyeti çok yüksek olacaktır. En başında ekonomik kayıplarımızın sıradan yaşamımıza olumsuz yansıması bizlerin tahmin edebileceğinden daha büyük olacaktır. Hem enflasyon yükselecek hem de Türk parası değer yitirecektir. Ayrıca hazırdan yediklerimizin yerine yenisini koymak epey zaman alacaktır. N&#8217;apalım ecele çare yok. Peki bu ecel miydi? Değildi ama el birlik bu durumu biz yarattık. Ecel-i müsemma değil ama ecel-i kazadır. Lakin bu &#8216;kaza&#8217; işini alkollü araç kullanarak biz kendimiz hallettik. Nasıl oldu bu? Bir kere zamanında alınmış tedbirlere uymayanlar baş sorumludur. Af edersiniz, maskeyi bir kıçına takmadığı kalanlar. Sahte belgeyle, sudan bahanelerle sokaklarda fink atanlar. Kumar oynamayı, partilerde ağız ağza dans edip aynı kadehten alkol yudumlamayı ölümden daha fazla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bence hayırlı değil ama böyle demekten başka bir sözüm yok. İşler o noktaya geldi ki bulaş sayısında Avrupa liderliğine oynar olduk. O nedenle devletin aldığı bu tedbirler başka çare kalmadığındandır. Buna rağmen yetersiz tedbirlerdir. Azaltacaktır ama kalıcı çözüm üretmeyecektir. Mecburen aşıya talim edeceğiz.</p>



<p>Bu &#8216;tam kapanma&#8217; değildir. Daha sıkı tedbirler alınmalıydı. Ama o zaman da başka değişkenler işin içine giriyor, yorganı başımıza çekince ayaklarımız açıkta kalıyor. Yorgana sığabilmemiz için büzülmemiz gerekiyor ama vatandaş büzülmeye yanaşmıyor tam tersine yayla gibi yayılıyor. Bir vurdum duymazlık, bir sorumsuzluk almış başını gidiyor.</p>



<p>Kapanmanın bu haliyle bile ülkemize maliyeti çok yüksek olacaktır. En başında ekonomik kayıplarımızın sıradan yaşamımıza olumsuz yansıması bizlerin tahmin edebileceğinden daha büyük olacaktır. Hem enflasyon yükselecek hem de Türk parası değer yitirecektir. Ayrıca hazırdan yediklerimizin yerine yenisini koymak epey zaman alacaktır. N&#8217;apalım ecele çare yok. Peki bu ecel miydi? Değildi ama el birlik bu durumu biz yarattık. Ecel-i müsemma değil ama ecel-i kazadır. Lakin bu &#8216;kaza&#8217; işini alkollü araç kullanarak biz kendimiz hallettik.</p>



<p>Nasıl oldu bu? Bir kere zamanında alınmış tedbirlere uymayanlar baş sorumludur. Af edersiniz, maskeyi bir kıçına takmadığı kalanlar. Sahte belgeyle, sudan bahanelerle sokaklarda fink atanlar. Kumar oynamayı, partilerde ağız ağza dans edip aynı kadehten alkol yudumlamayı ölümden daha fazla önceleyenler.</p>



<p>Pandemiye inanmayanlar. Olmadık komplo teorileri üretip yayanlar. Alın görün işte görmeniz gereken yeri şimdi. Bu işin içinde &#8216;komplo&#8217; olabilir mi; elbette olabilir, ama komploya kurbanlık kuzu gibi boyun uzatmak bile bile lades.</p>



<p>Aşı karşıtları. Sırası gelmiş ama %25 aşı olmamış. Ne ilginçtir ki dünyanın, mevcut aşıları kapış kapış yaptığı bir zamanda devletimizin bin bir güçlükle bulup getirdiği ve pek çok ülkede ücretli iken ücretsiz, hatta ayağımıza gelerek kullanıma sunduğu aşıya burun kıvıranlar. Neymiş; olmama hürriyeti varmış. Bence olmama hürriyeti var olmazsa olmasın. Ama bu kızamık aşısı değil ki, pandemi aşısı. Aşı olmamakla pandemiyi yayma riskini arttırıyor. Kul hakkına tasallut ediyor. Olmak istemeyenin olmaması bana göre en tabi hakkı. Lakin, kendini savunmak adına bunun propagandasını yapması doğru değil. Buna fırsat verilmemelidir. Nasıl cinayetin propagandası yapılamazsa bu da yapılamamalı. Başkalarına &#8216;olmayın&#8217; denilememeli, fikirleri çelecek şeyler söyleyememeli. Kıs sesini otur di mi?</p>



<p>Bir de düştüğümüz bu durumdan yarar umanlar var. Daha kötü olsun diye beddualar edenler. O kendisi izoleli yaşıyor ya, beter olsunlar diye ateşe benzin dökenler. Devleti, daha da sıkı tedbirlere zorlayanlar. Tam kapanma isteyenler. Bilmez ki tam kapanmayı ne devletin ne de vatandaşın kaldıracak ekonomik gücü yok. Ama olsun, ağzı olan konuşuyor. Belki de kötü olsun ki armut bizim kucağımıza düşsün hesabı yapıyor. Bu iktidar gitsin de isterse memleketin yarısı telef olsun, buna razı olanlar var. Üstelik bunun suçunu da hükümete yıkar, yalancı pehlivan olarak ortada peşrev çekerler.</p>



<p>Bu kadar olumsuzluğa rağmen çıkış yolu var mı; elbette var ama bizim aklımızı başımıza almamız lazım. Tabi varsa akıl. O olmadan kötü şeyleri yaşamamız, kötü sonuçlara katlanmamız kader değildir; bizim kendi kendimize ettiğimizin resmidir. İşte böyle kendimize bayramı da zehir ederiz, başımızdaki belayı da el birlik büyütmüş oluruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hadi-bakalim-yeni-tedbirler-hayirli-olsun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Corona ve Corona’ya Karşı Alınan Önlemler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/corona-ve-coronaya-karsi-alinan-onlemler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/corona-ve-coronaya-karsi-alinan-onlemler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Apr 2021 09:30:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[Covid]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17075</guid>

					<description><![CDATA[Kovid-19 saygınından korunmada vücut direncinin (bağışıklık sistemi sağlamlığının) önemli bir rolü olsa da, asla tek başına koruma sağlayacak bir güvence değil. Sürekli uyarısı yapılan maske-mesafe kuralı da aynı şekilde. Aşılanma derseniz, antikor oluşturması amaçlanan virüs ve ona çok yakın mutasyon türlerine karşı etkili, ama yapısı çok aykırı yepyeni türdeki mutasyon virüslere karşı koruyamayacak bir uygulama. Ekranlarda şov yapma döneminin henüz başlamadığı ilk salgın döneminde akil insanlar bizlere çok daha yararlı bilgiler sunmaktaydılar. Eminim, bugüne kadar Corona belasının bulaşmadığı insanların büyük kısmı da geçen 14 ay içinde bu uyarıları dikkatle uygulayan kişilerdir. Çünkü bazılarının &#8220;grip de bir virüs canım&#8221; diye küçümsediği Corona etkeni, en riskli ortamda bile anında sizi hasta edecek sayıda vücudunuza giremez; öncelikle vücuda giren öncü virüslerin uygun bir ortamda hızla çoğalarak belli bir sayıya ulaşmaları gerekir. İlk dönem sıklıkla vurgulanan ve asla unutmamamız gereken uyarılar ise şöyle: 1- Virüsün vücuda giriş ve yerleşip ürediği yer öncelikle burundur. Girişten sonraki ilk 4 saat virüsün buradaki üreme sürecidir. Virüs ancak belli sayıya ulaştıktan sonra önce ağız içine, sonra da akciğerlere iner. Bu sebeple dış ortamda bulunan veya riskli insanlarla temas sonrasında tercihen 2 saatte bir, ama asla 4 saati geçmeyecek süreler içinde (elbette elleri dikkatlice sabunladıktan sonra) mutlaka ağız içi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kovid-19 saygınından korunmada vücut direncinin (bağışıklık sistemi sağlamlığının) önemli bir rolü olsa da, asla tek başına koruma sağlayacak bir güvence değil. Sürekli uyarısı yapılan maske-mesafe kuralı da aynı şekilde. Aşılanma derseniz, antikor oluşturması amaçlanan virüs ve ona çok yakın mutasyon türlerine karşı etkili, ama yapısı çok aykırı yepyeni türdeki mutasyon virüslere karşı koruyamayacak bir uygulama.</p>



<p><br>Ekranlarda şov yapma döneminin henüz başlamadığı ilk salgın döneminde akil insanlar bizlere çok daha yararlı bilgiler sunmaktaydılar. Eminim, bugüne kadar Corona belasının bulaşmadığı insanların büyük kısmı da geçen 14 ay içinde bu uyarıları dikkatle uygulayan kişilerdir. Çünkü bazılarının &#8220;grip de bir virüs canım&#8221; diye küçümsediği Corona etkeni, en riskli ortamda bile anında sizi hasta edecek sayıda vücudunuza giremez; öncelikle vücuda giren öncü virüslerin uygun bir ortamda hızla çoğalarak belli bir sayıya ulaşmaları gerekir.</p>



<p><br>İlk dönem sıklıkla vurgulanan ve asla unutmamamız gereken uyarılar ise şöyle:<br></p>



<p>1- Virüsün vücuda giriş ve yerleşip ürediği yer öncelikle burundur. Girişten sonraki ilk 4 saat virüsün buradaki üreme sürecidir. Virüs ancak belli sayıya ulaştıktan sonra önce ağız içine, sonra da akciğerlere iner. Bu sebeple dış ortamda bulunan veya riskli insanlarla temas sonrasında tercihen 2 saatte bir, ama asla 4 saati geçmeyecek süreler içinde (elbette elleri dikkatlice sabunladıktan sonra) mutlaka ağız içi ve buruna 4-5 kere derin su çekip tükürmek/sümkürmek gerekir.</p>



<p><br>2- Bizi virüse karşı tek başına koruyacağına güvenmemek şartıyla, bol sebze-meyve, zencefil-zendeçal, sarımsak vs gibi (zaten herkesin bildiği) bağışıklık sistemi kuvvetlendirici malzemeler belli ölçü dahilinde tüketilmelidir.</p>



<p><br>3- Bu malzeme desteği yanında endişe, aşırı sıkıntı, hastalık korkusu vs. gibi bağışıklık sistemini dolaylı yoldan zayıflatıp kişide moralman çöküntüye sebep olacak etkenlerden kaçınmak ve manevi gücümüzü ve tevekkül duygumuzu kuvvetlendirmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/corona-ve-coronaya-karsi-alinan-onlemler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rakamlar Gizleniyor Mu?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rakamlar-gizleniyor-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rakamlar-gizleniyor-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Resul Tosun]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 09:00:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16289</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin pandemi sürecini yönetmedeki başarısı tüm dünyada takdir edilirken, muhalefetin&#160;bu başarıya gölge düşürebilmek&#160;için fırsat kullandığını üzülerek müşahede ettik. Salgın baş gösterdiğinde, hemen konunun uzmanlarından oluşan bir&#160;bilim kurulu&#160;oluşturup onların tavsiyeleri istikametinde&#160;tedbirler alması, Sağlık Bakanı’nın bu konuda yaptığı ciddi çalışmalar başlangıçta muhalefet çevrelerince de takdir edildi. Erdoğan nefretiyle siyaset yapanlar bile sağlık bakanının özverili gayretlerini görmezden gelemediler. Türkiye&#160;hem yurt içinde aldığı tedbirlerle hem yurt dışından vatandaşlarını tahliye operasyonlarıyla bu ülke vatandaşlarının göğsünü kabarttı. Dünya Sağlık Örgütü&#160;bile korona ile mücadelede Türkiye’yi takdir eder oldu. Ama hükûmetin başarısından rahatsız olan muhalefet çevreleri, önce kısa sürede 250 milyon maske dağıtılmasına rağmen, kimi küçük aksaklıklar sebebiyle&#160;‘maske dağıtmayı bile beceremediler’&#160;diyerek karalama kampanyasına başladılar. Sonra gerçek rakamlar gizleniyor diyerek hem hükûmete hem de özelde Sağlık Bakanı’na saldırmaya başladılar. Toplu taşıma araçlarında sefer sayılarını artırarak korona ile mücadeleye destek vermesi gereken&#160;İstanbul’un şovmen başkanı&#160;bile, tüm bulaşıcı hastalıkları korona sayıp elindeki defin bilgileriyle vefat sayılarının doğru verilmediğini söyleyerek doğrudan Bakan’a sataşma yolunu tercih etti. Bakan&#160;vak’a ile hastalığın aynı şey olmadığını&#160;defaetle açıklamasına rağmen Bakan’a ve iktidara saldırı durmadı. Yine konunun uzmanları hasta sayısının en az on katının toplumda dolaşarak virüs yaydığını, bu nedenle de maske, mesafe ve temizliğe özen gösterilmesi gerektiği gerçeğini hatırlattılar. Bakan, Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi&#160;belirti göstermeyen vak’aları değil, sadece &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye’nin pandemi sürecini yönetmedeki başarısı tüm dünyada takdir edilirken, muhalefetin&nbsp;<strong>bu başarıya gölge düşürebilmek</strong>&nbsp;için fırsat kullandığını üzülerek müşahede ettik.</p>



<p>Salgın baş gösterdiğinde, hemen konunun uzmanlarından oluşan bir&nbsp;<strong>bilim kurulu</strong>&nbsp;oluşturup onların tavsiyeleri istikametinde&nbsp;<strong>tedbirler alması</strong>, Sağlık Bakanı’nın bu konuda yaptığı ciddi çalışmalar başlangıçta muhalefet çevrelerince de takdir edildi.</p>



<p>Erdoğan nefretiyle siyaset yapanlar bile sağlık bakanının özverili gayretlerini görmezden gelemediler.</p>



<p><strong>Türkiye</strong>&nbsp;hem yurt içinde aldığı tedbirlerle hem yurt dışından vatandaşlarını tahliye operasyonlarıyla bu ülke vatandaşlarının göğsünü kabarttı.</p>



<p><strong>Dünya Sağlık Örgütü</strong>&nbsp;bile korona ile mücadelede Türkiye’yi takdir eder oldu.</p>



<p>Ama hükûmetin başarısından rahatsız olan muhalefet çevreleri, önce kısa sürede 250 milyon maske dağıtılmasına rağmen, kimi küçük aksaklıklar sebebiyle&nbsp;<strong>‘maske dağıtmayı bile beceremediler’&nbsp;</strong>diyerek karalama kampanyasına başladılar.</p>



<p>Sonra gerçek rakamlar gizleniyor diyerek hem hükûmete hem de özelde Sağlık Bakanı’na saldırmaya başladılar.</p>



<p>Toplu taşıma araçlarında sefer sayılarını artırarak korona ile mücadeleye destek vermesi gereken&nbsp;<strong>İstanbul’un şovmen başkanı</strong>&nbsp;bile, tüm bulaşıcı hastalıkları korona sayıp elindeki defin bilgileriyle vefat sayılarının doğru verilmediğini söyleyerek doğrudan Bakan’a sataşma yolunu tercih etti.</p>



<p>Bakan&nbsp;<strong>vak’a ile hastalığın aynı şey olmadığını</strong>&nbsp;defaetle açıklamasına rağmen Bakan’a ve iktidara saldırı durmadı.</p>



<p>Yine konunun uzmanları hasta sayısının en az on katının toplumda dolaşarak virüs yaydığını, bu nedenle de maske, mesafe ve temizliğe özen gösterilmesi gerektiği gerçeğini hatırlattılar.</p>



<p>Bakan, Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi&nbsp;<strong>belirti göstermeyen vak’aları değil</strong>, sadece belirti gösteren hastaları açıkladıklarını söylemesine rağmen bu eleştiri devam etti.</p>



<p><strong>GEREKEN TEDBİRLER ALINDI</strong></p>



<p>Bu saldırılar ve eleştirilerle, sanki hükümet tespit edilen vak’alara karşı gerekli tedbir almıyormuş gibi bir algı oluşturmaya çalıştılar.</p>



<p>2. dalga başlayıp vak’alarda patlama yaşanınca, Bakanlık bence toplumu tedbirlere uymada etkili olacağı amacıyla belirti gösteren hastalarla birlikte açık belirti göstermeyen vak’aları da açıklayınca&nbsp;<strong>‘Biz demedik mi?!</strong>’demeye getirdiler ve&nbsp;<strong>dünyanın en başarılı Sağlık Bakanı’nı</strong>&nbsp;istifaya davet edecek kadar işi ileriye götürdüler.</p>



<p>Oysa gerçek şu ki Bakanlık ciddiyetle yürüttüğü bu mücadelede belirti gösterenleri tedavi için hastanelere alırken,&nbsp;<strong>testi pozitif çıkıp belirti göstermeyenlere de evlerinde karantina uyguladı ve 14 gün boyunca takibe aldı ve almaya devam ediyor.</strong></p>



<p>Belirti göstermemesine rağmen testi pozitif çıkıp evlerinde karantinaya alınanlar da 1, 3, 7 ve 14. günlerde bizzat doktorlar tarafından kontrol edildiler ve ediliyorlar.</p>



<p>Bu bağlamda, sağlık çalışanlarının fedakârlıklarının tüm takdirlerin üstünde olduğunu belirtmek ve teşekkür etmek hepimiz için bir insanlık borcudur.</p>



<p><strong>MİLLET OLARAK CİDDİYE ALMADIK</strong></p>



<p>Fakat millet olarak tedbirlere uymakta gösterdiğimiz&nbsp;<strong>kayıtsızlık&nbsp;</strong>sebebiyle, hem kimi karantinada kalması gerekenlerin hem de hastalığı tespit edilmemiş olanların -hepimizin- kayıtsızlığı salgının patlamasına sebep oldu.</p>



<p>Bakanlık bu kez işin vahametini göstermek için vak’a sayılarını da açıkladı.</p>



<p>Keşke vaka ve hasta sayıları başından beri birlikte açıklansaydı da muhalefetin bu algısına meydan verilmeseydi.</p>



<p>Şimdi 30 binlere yaklaşan vak’a sayısının sadece Türkiye’de arttığını iddia etmeye çalışıyorlar.</p>



<p>Oysa Türkiye’nin uyguladığı test politikasını Avrupa ülkeleri de uygulasa oralarda da büyük rakamlar görülecektir.</p>



<p><strong>TÜRKİYE GERÇEĞİ</strong></p>



<p><strong>Gözlerden kaçan bir gerçek</strong>&nbsp;var, o da dünyada hiçbir ülkenin hastaya temaslılar üzerinde test yapmıyor olmasıdır.</p>



<p>Batıda sıradan belirti gösterenlere bile hasta muamelesi yapılmadığını ve test uygulanmadığını biliyoruz.</p>



<p>Batıda açıklanan rakamlar sadece belirti gösteren hasta sayısıdır.</p>



<p>Hatırlayın<strong>&nbsp;İsveç’te</strong>&nbsp;bir Türk vatandaşı kimi belirtilere rağmen hastaneye alınmamıştı da, Türkiye o vatandaşı özel uçakla getirip tedavi etmişti.</p>



<p><strong>Türkiye’nin dünya devletlerinden farkı ve üstünlüğü</strong>&nbsp;insan merkezli bir politika takip etmesidir. Koronayla mücadelede hiçbir devletin uygulamadığı&nbsp;<strong>serbest test yöntemiyle</strong>&nbsp;(filyasyon) hasta ile temaslı olan herkese belirti göstermese bile test yapmakta, pozitif çıkanları evlerinde karantinaya almaktadır.</p>



<p>Dolayısıyla rakamların yükselmesinin nedeni muhalefetin iddiasının aksine Bakanlığın başarısızlığı değil, halkımızın meseleyi maalesef ciddiye almamasıdır. Caddeler, AVM’ler toplantılar, toplu taşıma araçlarındaki manzaralar ortada.</p>



<p>Bu arada&nbsp;<strong>temizlik, maske ve mesafe</strong>&nbsp;konusuna camilerin tamamında azami dikkat edildiğinin altını kalın çizgilerle çizmek ve bu hassasiyeti için&nbsp;<strong>Diyanet camiasını tebrik etmek</strong>&nbsp;gerekir.</p>



<p>Vak’a sayılarının açıklanmaması meselenin ciddiyetinin kavranmasında olumsuz etki ettiği düşünülebilir. O yüzden ben de&nbsp;<strong>keşke açıklansaydı diyorum.</strong></p>



<p>Bununla birlikte vak’a sayılarının açıklanmaması Bakanlığın&nbsp;<strong>vak’alarla ilgilenmediği anlamına gelmiyor</strong>.</p>



<p>Tam tersine &#8211;<em>vak’a sayılarının açıklanmamasını bir hata olarak kabul etsek bile</em>&#8211; korona ile mücadelede&nbsp;<strong>dünyanın en başarılı bakanlığının TC Sağlık Bakanlığı ve dünyanın en başarılı Bakanının Sayın Koca olduğu</strong>&nbsp;gerçeğini görmezden gelmemeliyiz.</p>



<p>Korona bir siyasi mesele değildir. Korona partiler arasında ayırım da yapmıyor. AK Partili Yıldırım da, CHP’li Ağbaba da, DP’li Babacan da, GP’li Ahmet Davutoğlu da koronaya yakalanabiliyor.</p>



<p>Konuya insan sağlığı olarak bakmak ve o istikamette politikalar belirlemek gerekiyor.</p>



<p>Hükümet de bilim kurulunun tavsiyeleriyle konuyu ele alıp tedbirler uyguluyor. Başından beri alınması gereken tedbirleri alarak hem vatandaşlarını mağdur etmemek adına tahliyesinden tedavisine, ekonomik tedbirlerinden (ekonomik tedbirlerin maliyeti 530 milyar lirayı aşmıştır) aşı stoku ve yerli aşı faaliyetlerine kadar ne gerekiyorsa yaptı/yapıyor.</p>



<p>Koronayla yapılan mücadelede herkese düşen sorumluluk tedbirlere azami düzeyde riayet etmektir.</p>



<p>Eğer riayet edilmezse Cumhurbaşkanının söylediği gibi daha sert tedbirlerin alınması icap eder ki, mesela birkaç hafta tam kapanma gibi bir tedbiri uygulamak zorunda kalırsa devlet olarak da toplum olarak da zarar ederiz.</p>



<p>Vefat edenlere rahmet, hastalara acil şifalar dileğiyle.</p>



<p><strong>Temizlik, maske mesafe!</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rakamlar-gizleniyor-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Covid-20… Loading…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/covid-20-loading/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/covid-20-loading/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ercan HARMANCI]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2020 06:52:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16231</guid>

					<description><![CDATA[Selamı kelama bağlayıp toplumun hatta iletişim ve bilişim ağlarının en çok kullandığı kelime üzerine düşünelim istiyorum… Daha cümlem bitmeden bu kelimenin  “Covid-19” ya da “Corona” olduğunu tahmin edenler oldu. Evet, tahmin doğru ve bu tahminin doğru olması da ben de “Nasıl bildiler” şaşkınlık ifadesi oluşturmadı. Ben farklı bir kelimeyi kullanarak düşünmeye devam edeceğim… Covid-20 Covid-20… Covid-19 , Covid-20’ye&#160; göre&#160; daha az zararlıdır.Covid-19 kişilerin ve toplumun beden sağlığına göz dikmişken ; Covid-20 hem zihin hem ruh hatta&#160; hem de kişilerin&#160; ve toplumların&#160; namusuna&#160; göz dikmiştir. Hiç düşündünüz mü yayılma hızı ve ölüm oranı en az olan bu virüs salgını nasıl oldu da dünyanın ekonomisinden, siyasetine hatta dinine kadar söz sahibi oldu? Ve bilim ultra-sonik ilerlemişken bu küresel salgına karşı sadece maske-mesafe ve hijyen önleminden başka bir önlem konusunda uzlaşabilmiş olmadıkları bir yana başka bir önlem bulamamaları size masumca geliyor mu? Gerçekten İspanyol Gribi olarak bilinen ve sapa sağlam insanları birkaç saat ya da gün içinde öldüren bir virüs ile dünyanın bir numaralı gündemi olan New Age Corona salgını aynı mı? Ölüm oranı %2 bile değilken ve aslında bu salgının ölüm semptomları konusunda bilim insanları bile anlaşamamışken okulların hatta ibadet hanelerin bile kapatılmasını zorunlu kılan neydi? Covid-20 İçin Haydi Eller Duaya Ben &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Selamı kelama bağlayıp toplumun hatta iletişim ve bilişim ağlarının en çok kullandığı kelime üzerine düşünelim istiyorum… Daha cümlem bitmeden bu kelimenin  “Covid-19” ya da “Corona” olduğunu tahmin edenler oldu. Evet, tahmin doğru ve bu tahminin doğru olması da ben de “Nasıl bildiler” şaşkınlık ifadesi oluşturmadı.</p>



<p>Ben farklı bir kelimeyi kullanarak düşünmeye devam edeceğim… Covid-20</p>



<p><strong>Covid-20…</strong></p>



<p>Covid-19 , Covid-20’ye&nbsp; göre&nbsp; daha az zararlıdır.Covid-19 kişilerin ve toplumun beden sağlığına göz dikmişken ; Covid-20 hem zihin hem ruh hatta&nbsp; hem de kişilerin&nbsp; ve toplumların&nbsp; namusuna&nbsp; göz dikmiştir.</p>



<p>Hiç düşündünüz mü yayılma hızı ve ölüm oranı en az olan bu virüs salgını nasıl oldu da dünyanın ekonomisinden, siyasetine hatta dinine kadar söz sahibi oldu? Ve bilim ultra-sonik ilerlemişken bu küresel salgına karşı sadece maske-mesafe ve hijyen önleminden başka bir önlem konusunda uzlaşabilmiş olmadıkları bir yana başka bir önlem bulamamaları size masumca geliyor mu?</p>



<p>Gerçekten İspanyol Gribi olarak bilinen ve sapa sağlam insanları birkaç saat ya da gün içinde öldüren bir virüs ile dünyanın bir numaralı gündemi olan New Age Corona salgını aynı mı? Ölüm oranı %2 bile değilken ve aslında bu salgının ölüm semptomları konusunda bilim insanları bile anlaşamamışken okulların hatta ibadet hanelerin bile kapatılmasını zorunlu kılan neydi?</p>



<p><strong>Covid-20 İçin Haydi Eller Duaya</strong></p>



<p>Ben şahsen bir sosyolog olarak bu virüsün hem dinine sıkı sıkıya bağlı hem de ilim aşkı ile yanan bir virüs olduğuna inanıyorum… Nereden çıkardım? Düşünsenize eğlence mekânları alış-veriş mekânları hatta virüslerin ve bakterilerin cirit attığı mekânlara denetimler neredeyse yok… Zaten ben bu canlıları ister zararlı ister yararlı olsun bir hikmet üzere var olan Allah’ın askerleri olarak görüyorum… Allah’ın askerleri ile savaş olur mu olmaz… Buradan da kimse şu anlamı çıkarmasın “Kimse önlem almasın!”. Hoş önlem alınsa da benim tartışmaya açık olmayan şu cümlem bu konuda ne düşündüğümü açık ve net ortaya koyacaktır… Tedbir takdiri değiştirmez… Takdir değişse değişse dua ile değişir… Haydi, eller duaya… Kimsede bilim dururken duaya insanları davet etmek yobazlıktır diyemez… Bilim adına ne var ki?</p>



<p>Şimdi Covid-20 hakkında biraz daha derin düşünelim…</p>



<p>Covid-19 ekranlarda ve sayfalarda konuşulduğunda ilk konuşulması gereken <strong>Loeffler Enstitüsü</strong> hiç konuşulmadı. Oysa Baltık Denizi’ndeki Riems Adası üzerinde kurulu bu “Forbidden Zone” olan hatta özel izin ile bile girilemeyen klinikler olan bu enstitü hakkında kimse konuşmadı.</p>



<p>Küresel olarak gündem olmuş ve hatta olacak tüm virüslerin merkez üssü burasıdır. Neden Çin Wuhan konuşuldu da <strong>Riems Adası</strong> hiç konuşulmadı? Nasıl oluyor da New Age Corona virüsünden binlerce kat daha zararlı yayılım ve ölüm hızı çok yüksek olan virüsler ile oradaki uzmanlar kuzu ciğer sarma birlikte yaşayıp gidiyor…</p>



<p>Corona virüs ailesinin soy kütüğüne kayıtlı olduğu söylenen <strong>SARS-COV-2</strong> gerçekten var mı? Bu virüsün patolojik anatomisi ve onaylanmış verileri var mı? Bu virüsün diğer virüslerden ayırıcı olan zararları tespit edilip onaylanmış mıdır? Yoksa bir hipotez ve varsayım üzerine mi küresel teyakkuz ilan edildi? Bunlar virologların cevaplayabileceği sorular olduğu için biz sadece sormuş olalım…</p>



<p>Covid-20 bir virüs salgını değildir. Covid-19 ile uzaktan yakından kelime benzerliği dışında bir benzerliği yoktur. Covid-19 tecrübesi dünyanın politik, kültürel ve ekonomisini dizayn etmek için gece gündüz kafa yoranların kafasında bir ışık yaktı. Ve biz bunu daha önce niye düşünemedik dediler…</p>



<p>Küresel güçleri temsil eden 70 yaşın üzerinde politika ya da ekonomiyi yöneten kaç kişi Covid-19 sebebi ile sağlığını ya da canını kaybetti…</p>



<p>Neden Covid-19 sonrası zengin olanlar daha zengin oldu…</p>



<p>Küresel olarak yaşanılanlar bir karantina sosyal gerçeği değildi. Bir karantina varsa yani herkes olduğu yerden çıkmayacak. Ve kimse de yeni bir yere girmeyecek olursa bir karantinadan bahsedile bilinir. Örnek, öğrenci ve öğretmen bazı kamusal alanlara girip çıkması serbest olacak ama okula girmeleri yasak olacak. Covid-20 yoksa okulları mesken tuttu da eğlence mekânlarını unuttu mu (!)?</p>



<p>Covid-19 olunca insanlar “hasta oldum iyiyim evde dinleniyorum” mesajı paylaşacak kadar sağlı değillerdi. Lakin viral şekilde Covid-20 olan herkes bazen de emojiler eşliğinde “Testim pozitif çıktı ailecek dinleniyoruz” şekilde sosyal medya paylaşımları yapar oldular…</p>



<p>Sosyolojik olarak Covid-20 testinin (+) çıkması bir toplumsal prestij göstergesi haline geldi.</p>



<p>Covid-20 birilerinin rejim değişikliği iştahını da kabarttı. Sağlıklı bir zihin şu cümleyi kurması gerekirken… Covid-19 için devlet bizden beş kuruş para almadı bizde değil dünyada bir ekonomik gerileme var buna da şükür demesi gerekenler… Bir yerden düğmeye basılmışçasına “Hükümet istifa” şeklinde kimi köşelerinden kimi de programlarından bu ifadeyi kendi hayallerine nakarat yaptılar.</p>



<p>Covid-20 ile birlikte bir kavram gündemimize girdi “Zoom” kısacası yaklaşmak… Sadece profesyonellerin iş görüşmeleri için eş zamanlı görüşme ve toplantı alt yapısı dünyanın eğitim öğretimin olmazsa olmaz alt yapısı olarak pazarlandı.</p>



<p>Özgür dünyada kişisel verilerin güvenceye alındığı dünyada hiçbir şekilde güvence teminatı vermeyen programlarla bilgiler lojistiğine başlandı. Birileri yine mi komplo teoriler diyebilir… Diye dursunlar…</p>



<p>Covid-19 başlarken temel ihtiyaç ürünlerinin değil de lüks tüketim ürünlerinin mantıkla açıklamayacak şekilde artması bir rastlantı mıdır?</p>



<p>Covid-20 ve kadın pozitif ayrımcılığı… Covid olan ailelerde kadınların aile içi şiddet göreceğini bilimsel bir sosyal gerçek olarak kabul ettikleri için daha ilk günden hibe kararları alınmıştı.</p>



<p>Covid-20 tüm dinlerin ritüellerini alt üst etti… Aslında Covid-20 ile kişiler önce aileye karşı ötekileştirilecek ve akabinde de inançlarına karşı yabancılaştırılacaktı. Buyurun size bir komplo teori diyeceğiniz bir cümle daha… Birileri gerçek niyetlerini ve planlarını daha rahat hareket edebilmek adına “Komplo” etiketiyle kendileri damgalar.</p>



<p>Neden özellikle Johns Hopkins Üniversitesi Covid-20 kompetanı oldu? Neden özellikle ne basılı ne de görsel medyada <strong>Loeffler Enstitüsü </strong>ismi hiç kullanılmadı. Bu ismin kullanılmasından J.Hopkins ve Fox neden rahatsız olur? Covid-20 deyince neden ilk akla gelen medya Fox olmuştur?</p>



<p>Covid-20 hakkında farklı görüşler öne süren ve bunları dillendiren uzmanlar neden susturuldu ve itibar suikastına maruz bırakıldı?</p>



<p>Selamı kelama bağlarken Rabbim nefsimizi, ehlimizi, sevdiklerimizi ve ümmeti Covid-20 yalanından korusun… Önceden maske ile dolaşanlar masum değildi artık maske takmayanlar masum değil…</p>



<p>yazar@ercanharmanci.com</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/covid-20-loading/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trump&#8217;ı Öldürebilirler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trumpi-oldurebilirler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trumpi-oldurebilirler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 04 Oct 2020 07:39:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15900</guid>

					<description><![CDATA[Amerikan devleti kendi başkanlarını öldürmekte mahirdir. Dört ABD başkanı suikastla öldürülmüştür. Beş başkan (bunlardan Ford iki kez) suikasta uğramış ama kurtulmuştur. Bu suikastların çoğu saçma sapan sebeplerle yapılmış görünse de dünyanın ücra bir köşesindeki karınca kolonisinin yuvasını bilen CIA&#8217;in bu işlerden haberdar olmadığını sanmak pek akıl işi değildir. Ayrıca eceliyle öldü sanılan bazı başkanların gerçekten eceliyle ölüp ölmediğinden pek emin değilim. Amerikan devleti sadece başkanlarını değil, kimi daha alt kademeden (senatör, vali, belediye başkanı gibi) siyasetçilere de hatta dünyanın dört bir tarafında muhtelif siyasetçilere de (bunlara bizim cumhurbaşkanımız Erdoğan da dahildir) suikastlar düzenlemiştir. Çağının vebası gibidir. Trump&#8217;ın covid 19&#8217;a yakalandığını duyunca içime bir şüphe düştü. Şimdilik haberlere yansıyan kendisinin ve eşinin durumunun pek önemli olmadığı yönünde. Fakat suikastlar konusunda sicili fevkalade yüksek bir devletin başkanı söz konusu olunca olmayacak iş de değil. ABD BAŞKANLARINI KİM ÖLDÜRMEK İSTER? ABD&#8217;de siyasete lobiler yön verir. Bu lobiler dinsel ya da etnik temelli olabildiği gibi, çeşitli toplumsal örgütlenmeler biçiminde de olabilir. Ayrıca siyasette etkin olmaya çalışan muhtelif sermeye çevreleri de vardır. Bunların Amerikan derin devletiyle ilişkileri vardır. Kendi çıkarlarıyla çelişen başkan olduğu zaman kinlenirler. Amerikan siyasetine asıl yön veren finans kapitaldir. Finansa kapital tekelci kapitalle içi içe geçmiş, bütünleşmiş, banka sermayesidir. Bu gün dünya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Amerikan devleti kendi başkanlarını öldürmekte mahirdir. Dört ABD başkanı suikastla öldürülmüştür. Beş başkan (bunlardan Ford iki kez) suikasta uğramış ama kurtulmuştur. Bu suikastların çoğu saçma sapan sebeplerle yapılmış görünse de dünyanın ücra bir köşesindeki karınca kolonisinin yuvasını bilen CIA&#8217;in bu işlerden haberdar olmadığını sanmak pek akıl işi değildir. Ayrıca eceliyle öldü sanılan bazı başkanların gerçekten eceliyle ölüp ölmediğinden pek emin değilim. Amerikan devleti sadece başkanlarını değil, kimi daha alt kademeden (senatör, vali, belediye başkanı gibi) siyasetçilere de hatta dünyanın dört bir tarafında muhtelif siyasetçilere de (bunlara bizim cumhurbaşkanımız Erdoğan da dahildir) suikastlar düzenlemiştir. Çağının vebası gibidir.</p>



<p>Trump&#8217;ın covid 19&#8217;a yakalandığını duyunca içime bir şüphe düştü. Şimdilik haberlere yansıyan kendisinin ve eşinin durumunun pek önemli olmadığı yönünde. Fakat suikastlar konusunda sicili fevkalade yüksek bir devletin başkanı söz konusu olunca olmayacak iş de değil.</p>



<p>ABD BAŞKANLARINI KİM ÖLDÜRMEK İSTER?</p>



<p>ABD&#8217;de siyasete lobiler yön verir. Bu lobiler dinsel ya da etnik temelli olabildiği gibi, çeşitli toplumsal örgütlenmeler biçiminde de olabilir. Ayrıca siyasette etkin olmaya çalışan muhtelif sermeye çevreleri de vardır. Bunların Amerikan derin devletiyle ilişkileri vardır. Kendi çıkarlarıyla çelişen başkan olduğu zaman kinlenirler.<br></p>



<p>Amerikan siyasetine asıl yön veren finans kapitaldir. Finansa kapital tekelci kapitalle içi içe geçmiş, bütünleşmiş, banka sermayesidir. Bu gün dünya ekonomisine yön veren beş temel aile var. Bunlar dünya siyasetini parmaklarında oynatmaktadırlar. Küreselcilik akımı, bu oligarşik yapının tüm dünyayı tek çatı altında ve kendi egemenliklerinde toplama projesidir. Kendilerine zorluk çıkaracak her engeli ezip geçmekte kararlıdırlar. Günümüzün ulus devletlere yönelik saldırı ve onları zayıflatma girişimlerinin arkasında bu yapı vardır.</p>



<p>Bugün gelinmiş olan oligarşik dünya hegemonu olma yolundaki kapitalizmin en üst düzey aşamasının bir tek ilahı vardır; PARA… Bu sermaye yapılarının yüksek karlar için yapmayacağı kötülük, işlemeyeceği cinayet yoktur. Bunların gözünde halkların, sıradan insanların olduğu kadar isim yapmış ve önemli görevlerde bulunan devlet yöneticilerinin de zerre kadar önemi yoktur.</p>



<p>TRUMP&#8217;I NEDEN ÖLDÜRMEK İSTESİNLER?</p>



<p>Trump küreselleşmenin önündeki en büyük engeldir. Ulus devleti savunmaktadır. Devletini, silah tekellerine büyük karlar sağlayan ama devleti (dolayısıyla Amerikan halkını) aşırı ölçüde borçlandırıp boyunduruk altına sokan sonu gelmez savaşlardan çekip çıkarmaya çalışmaktadır.</p>



<p>Trump&#8217;ın karşısında bulunan Biden globalizmin adamıdır. Amerikan derin devleti ve küresel finans çevreleriyle ilişkilidir. Her ne kadar anketler Trump&#8217;a karşı önde olduğunu gösterse de ben öyle olmadığını düşünüyorum. Çünkü önceki seçimde de Clinton&#8217;ı önde gösteriyordu ama Trump kazandı. Sonra da kalkıp Rusya seçimleri manipüle etti saçmalığını yaydılar. Ama seçim sonucunu seve seve olmasa da kabullendiler. Çünkü değil Rusya&#8217;nın, hiç kimsenin Amerikan seçimlerini manipüle edemeyeceğini dünyanın en salağı bile bilir. Ama bunlar bu seçimde Trump&#8217;a karşı (eğer seçime girebilirse tabi) bunu deneyecekler.</p>



<p>Amerika&#8217;da küresel sermayenin dayandığı siyasi güç Demokrat Partidir. Finans kapital siyasi hesaplarını bunlar üzerinden yapmaktadır. Yönetimini kendi kontrollerinde tutmak istedikleri ülkeler dünyanın en güçlü ülkeleridir. Bunların en başında ABD gelmektedir. Eğer Biden seçtirilebilirse ellerine büyük güç geçecektir. Diğer devletleri dizginlemek kolaylaşacaktır. Onların halkları için değil de finans oligarşisi için çalışması sağlanacaktır. Bu devletler arasında Türkiye de vardır.</p>



<p>Dünyamız ve insanlık önemli bir sınavdan geçmektedir. Halklar ve ulus devletler böylesi bir güce karşı mücadele vermektedir. Finans oligarşisinin dünya üzerindeki kesin hakimiyeti, bağımsızlık, özgürlük, demokrasi gibi kavramların tarihe karışmasına yol açacaktır. İnsanlar tek tipleşecek, numaralanacak, hatta çiplenecek daha mekanik bir yaşam egemen olacaktır. Bu iyi bir şey ve kaçınılmaz mıdır yoksa engellenebilir, insan ırkının çeşitliliği korunabilir ve daha insancıl bir gelecek mümkün müdür sorusunun cevabı ise başka bir yazı konusudur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trumpi-oldurebilirler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarih İstikbaldir ve Covid-19 Sonrası Yeni Dünya</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tarih-istikbaldir-ve-covid-19-sonrasi-yeni-dunya/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tarih-istikbaldir-ve-covid-19-sonrasi-yeni-dunya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet Erdoğan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 24 Apr 2020 10:13:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13964</guid>

					<description><![CDATA[Tarih, bir milletin hem ilmihâli hem de istikbalidir. Ana karakteri süreklilik ve değişim olan böyle bir olgu için herhangi bir başlangıçtan veya kesintiden söz edilemez çünkü o, bir bütünler manzumesidir. Tarihe sadece değişim cephesinden bakarsak yabancılaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Aynı şekilde süreklilik cephesini öne çıkarırsak yenilenme ve gelişmenin önünü tıkarız. Bu sebeple tarihi, her iki cepheden birlikte okumak gerekir. Böyle bir okuma, bize hayata dair değer yargıları kazandırır. Bununla yaşadığımız zamanı anlamaya ve hayatımızı şekillendirmeye çalışırız. Böylece yeni bir değişimin ve sürekliliğin zeminini hazırlar, istikbale açılma imkânı bulmuş oluruz. Tarih ilmiyle iştigal edenler, yaptıkları işin kuram ve yöntemini bugünün bakış açısıyla şekillendirir. Onlar, istikbal için kendilerinin ve yaptıkları işin tarihî bir malzeme olacağının şuurundadır. Tarihe ideolojik perspektiften bakanlar onu bütünüyle kavrayamaz. Çünkü tarih, hayat gibi canlı ve karmaşık bir olgudur. Duygular, düşünceler, arzular, ihtiyaçlar hep iç içe ve birbirine bağlıdır. Yine tarihe dinlerin terminolojisiyle yaklaşanlar da bu karmaşıklığı yeterince kavrayamaz. Çünkü inanç kriterleri kabul ve ret üzerine kuruludur. Oysa tarih, kabul ve ret yaklaşımıyla anlaşılamaz. Onun bütünlüğünü parçaladığınız zaman, elinizdeki parçalar değerini büyük ölçüde kaybeder. Tarih için doğrular ve yanlışlar yoktur. Sebepler, olaylar ve sonuçlar vardır. Bunlar, öncesiyle ve sonrasıyla hep birbirine bağlıdır. İçlerinden birini çekerek gerçeği göremezsiniz. Sebepleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih, bir milletin hem ilmihâli hem de istikbalidir. Ana karakteri süreklilik ve değişim olan böyle bir olgu için herhangi bir başlangıçtan veya kesintiden söz edilemez çünkü o, bir bütünler manzumesidir.</p>
<p>Tarihe sadece değişim cephesinden bakarsak yabancılaşma tehlikesiyle karşı karşıya kalırız. Aynı şekilde süreklilik cephesini öne çıkarırsak yenilenme ve gelişmenin önünü tıkarız. Bu sebeple tarihi, her iki cepheden birlikte okumak gerekir. Böyle bir okuma, bize hayata dair değer yargıları kazandırır. Bununla yaşadığımız zamanı anlamaya ve hayatımızı şekillendirmeye çalışırız. Böylece yeni bir değişimin ve sürekliliğin zeminini hazırlar, istikbale açılma imkânı bulmuş oluruz.</p>
<p>Tarih ilmiyle iştigal edenler, yaptıkları işin kuram ve yöntemini bugünün bakış açısıyla şekillendirir. Onlar, istikbal için kendilerinin ve yaptıkları işin tarihî bir malzeme olacağının şuurundadır. Tarihe ideolojik perspektiften bakanlar onu bütünüyle kavrayamaz. Çünkü tarih, hayat gibi canlı ve karmaşık bir olgudur. Duygular, düşünceler, arzular, ihtiyaçlar hep iç içe ve birbirine bağlıdır. Yine tarihe dinlerin terminolojisiyle yaklaşanlar da bu karmaşıklığı yeterince kavrayamaz. Çünkü inanç kriterleri kabul ve ret üzerine kuruludur. Oysa tarih, kabul ve ret yaklaşımıyla anlaşılamaz. Onun bütünlüğünü parçaladığınız zaman, elinizdeki parçalar değerini büyük ölçüde kaybeder.</p>
<p>Tarih için doğrular ve yanlışlar yoktur. Sebepler, olaylar ve sonuçlar vardır. Bunlar, öncesiyle ve sonrasıyla hep birbirine bağlıdır. İçlerinden birini çekerek gerçeği göremezsiniz. Sebepleri anlamaya, olayları bilmeye ve sonuçları değerlendirmeye mecbursunuz. Bütün bunları bir tek yöntemle başarmak da mümkün değildir. Anlamak, bilmek ve değerlendirmek için ayrı ayrı ama birbiriyle bağlantılı yöntemler kullanmak durumundasınız. Tarih, millet şuurunun hayat bulduğu en sahih alandır. Millet olma şuuru ise dil şuuruyla ortaya çıkar. Ait olduğu bütün içinde kendini anlama ve ifade etme, sonra da istikbale açılma gayreti, tarihin bize sağladığı bir imkândır.</p>
<p>Tarih, sosyal bilimlerin bir kolu olduğu ve yazana/okuyana göre farklı algılandığı için gerçeklik tarafı tartışmalı kabul edilir. Çünkü tarihin sunduğu bilgi, tecrübeye dayalı öznel bir bilgidir. Diğer taraftan o, yaşanmış bir gerçektir. O hâlde tarihin gerçekliği nesnel ve pozitif değerlerle sınırlandırılabilecek türden bir olay değildir. Onun gerçekliği, değişkenlik ve süreklilik karakterinde aranmalıdır. Esasında yaşanmış bir hayatı sonradan okumaya/anlamaya çalışmak da yeni bir hayat kurma girişiminden başka bir şey değildir. İşte tarihî birikimleri değerlendirmenin önemi burada ortaya çıkmaktadır.</p>
<p>***</p>
<p>Osmanlı Devleti, Tanzimat Döneminde içinde bulunmuş olduğu askerî, ekonomik ve siyasî şartlar sebebiyle Batıyla, Batının dünya görüşüyle ve değerler sistemiyle ciddî bir şekilde yüzleşir, böylece Batıyı yeniden tanıma ve kendi durumunu anlama sürecine girer.</p>
<p>Bu dönemde Osmanlıdan Batıya, Batıdan İslâm’a medeniyetler çatışması ekseninde geliştirilen eleştiriler ve yorumlar, ilmî ve fikrî birçok eserin ortaya çıkmasını sağlar. Bugünden bakıldığında, o dönemde kaleme alınan eserlerin üslûp ve muhteva açısından belli bir seviyeyi temsil ettikleri ve hâlâ kıymetini korudukları görülecektir. Taraflarca hemen her konu ele alınmış, birbirini etkileyen ve birbirinin ufkunu açan çalışmalar ortaya konulmuştur. Aynı şekilde Cumhuriyetin ilk çeyrek yüzyılında yeni bir dünya görüşünün tesisi amacıyla Türk dili, tarihi ve kültürünün özgünlüğü, yeni kurumlar, kalkınma düşüncesi, çağdaşlaşma gibi alanlarda ilmin ve fikrin ürünü birçok çalışmanın yapıldığı bilinmektedir. Türk ilim, düşünce ve irfan hayatının vazgeçilmez temel taşlarından olan bu verimlerin günümüze aktarılması, değerlendirilmesi ve üzerinde tartışılması, müelliflerinin genç nesillere tanıtılması ülkemizin geleceği açısından stratejik bir önem taşımaktadır.</p>
<p>Türkiye, İslâm dünyasında Batıyla doğrudan yüzleşebilecek donanıma sahip tek ülkedir. İslâm dünyası siyasal, ekonomik ve kültürel birçok sebeple XIX. yüzyılın ikinci yarısıyla XX. yüzyılın ilk yarısında Batıyla bir şekilde karşı karşıya geldi. Batı, bu dünyaya vadettiklerinin karşılığında onların özgürlüklerine el koydu. Bu durum Müslüman toplumların ciddî tepkilerine yol açtı. Dinî hareketler kendilerine böyle bir zeminden çıkış yolu aradılar. Mısır, Cezayir, Suriye, Irak, İran, Pakistan, Afganistan, Hindistan gibi ülkelerde Batıya karşı duyulan tepki, kısa zamanda dinî ihya ve direniş hareketine dönüştü.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşından sonra İslâm ülkelerinin büyük bir çoğunluğu siyasal bağımsızlıklarına kavuştu. Ancak bu defa Soğuk Savaş Dönemi başladı ve siyasal bağımsızlığına kavuşan her İslâm ülkesi, ekonomik yönden Batının sömürgesi hâline geldi. Bu sebeple İslâm ülkelerinde yönetici kesimle halk arasında gitgide büyüyen bir uçurum oluştu. Yönetici kadrolar, kitleleri elde tutabilmek için baskılarını yoğunlaştırırken halk da direniş gücünü artırdı. Bu bağlamda Türkiye, hiçbir zaman Batının bir sömürgesi olmadı. İstiklâl Savaşını kendi imkânlarıyla ve Batıya rağmen kazanıp demokrasiye geçti. Ekonomik alanda büyük sorunları olsa da yine kendi ayakları üzerinde durmasını bildi. Bir taraftan tarihî sürekliliğe sahip bir misyonu ve devlet anlayışını, diğer taraftan da çağa uygun bir değişimi ve bunun gereklerini yerine getirmeyi başardı.</p>
<p>İslâm dünyası hiçbir zaman Türkiye’nin yaşadığını yaşamadı, belki başka şeyler yaşadı. Onlar, tarihî süreklilik açısından ciddî bir devlet tecrübesine sahip olmadıklarından hızlı bir şekilde sömürgeleştirildi. Batıyla doğrudan yüzleşemedikleri için de değişim olgusunu zamanında göremedi ve çağdaş dünyanın gerisinde kaldılar. Durum bu olunca kitleler, ister istemez tepki ideolojileri üretmeye başladı. İşte dinî ihya ve direniş hareketleri böyle bir sürecin eseri olarak ortaya çıktı.</p>
<p>Türkiye 1960’lı yıllardan sonra İslâm ülkeleriyle ilişkilerini yeniden geliştirme dönemine girdi. Devletler arası ilişkiler, toplumların kültürel olarak birbirlerini etkilemelerini sağladı. Meselâ bu yıllarda, İslâm ülkelerindeki dinî ihya hareketlerinin temel eserleri hızlı bir şekilde Türkçeye tercüme edildi. Bir taraftan Batıdan, diğer taraftan İslâm ülkelerinden yapılan tercümeler, yeni nesil Türk okuyucusuna Türkiye’nin farklılığını ve birikimlerini unutturdu. Batı, tarihî sürekliliğimizi tehdit eden bir değişim öneriyordu. İslâm ülkeleri ise çağdaş dünyaya karşı geleneksel bir direniş ve tepki içindeydi. Bu iki telkin arasında kalmış Türkiye’ye nasıl bir rol biçilmeliydi?</p>
<p>Türkiye bugün, hâlâ bu konuda bir ikilem içindedir. Bir taraftan tarihî süreklilik anlayışını, diğer taraftan değişim arzusunu sağlam bir zemine oturtmuş sayılmaz. Toplumların doğru tecrübelerden mahrum kalması onları, yanlış tecrübelerin kucağına iter. Çünkü toplumsal hayat, herhangi bir kesinti veya boşluk kabul etmez bir süreçtir. Yıllardır Avrupa Birliğine girme çabası içinde olan Türkiye’nin beklentileri bir gün gerçekleşirse acaba dinî, tarihî ve kültürel alanlarda ne gibi sorunlar yaşayacağı ve bunlara karşı hangi önlemlerin alınması gerektiği üzerinde yeterince kafa yorulmuş mudur? Ne yazık ki Türkiye, Batıdaki oluşumlara teklif sunan değil, Batıdan gelen tekliflere tepki veren bir konumda olmayı sürdürmektedir. Oysa Türkiye’nin tarihî ve coğrafî konumu, dünyanın gidişini etkileyebilecek bir güce sahiptir. Ne var ki o, her alanda olduğu gibi bu alanda da herhangi bir hazırlık içinde değildir ve gününü kurtarmakla meşguldür.</p>
<p>Meselâ Türkiye, komşusu olduğu ülkelerin dillerine ve kültürlerine karşı bilgisizliğini ve kayıtsızlığını devam ettirmektedir. Aynı şekilde Batı ilâhiyatı, modern çağlar boyunca İslâm hakkında belli bir yetkinliğe ulaşırken İslâm dünyasını etkileyip yönlendirmişti. Ancak Türkiye, Batıdaki bu çalışmaların bütününe sadece misyonerlik faaliyetleri çerçevesinden bakmayı tercih etmiş ve bir öz eleştiri yapma ihtiyacı duymamıştı. Bugün Batıda, dünya çapında İslâm’ı ve Müslümanların sorunlarını bilen ilim adamları varken Türkiye’de, Hristiyanlığı ve Yahudiliği, o dinlerin sıradan müntesipleri kadar bilen kaç ilim adamı vardır? Türkiye, bu yetersiz hâliyle Avrupa Birliğine girerse sorunlarına yeni sorunlar ekleyecek ve umduğunu bulamayacaktır.</p>
<p>Direniş ve tepki ideolojilerinin tasallutundan kurtulmak ve çağdaş dünyada kendimize ait özgün bir yer edinmek istiyorsak ülkemizin tarihî birikimlerini, özellikle Tanzimattan Cumhuriyete arayışlar devri birikimlerini doğru okumak ve iyi değerlendirmek zorundayız.</p>
<p>Evet, tarih bir milletin hem ilmihâli hem de istikbalidir. İstikbali yakalamak için bu ilmihâli değişim ve süreklilik karakteriyle doğru okumak her aydının aslî görevi olmalıdır.</p>
<p>Yeni tip koronavirüs (Covid-19) salgınından sonra belli ki dünya eskisi gibi olmayacak; bütün dengeler, sınırlar ve düzenler değişecek, her şey yeniden kurulup şekillenecek. Bu süreci zamanında ve doğru okuyanlar kazanacak. Bundan böyle dünyada bir taraftan dijitalleşme hızlanırken bir taraftan da toprağa, aileye ve dine bağlı bir hayat önemini artıracak; beslenme, barınma, iletişim, eğitim, savunma ve şehirleşme düzeni yeniden şekillenecek. Zevkler, alışkanlıklar, değerler anlayışlar ve hedefler değişecek; bilim ve teknoloji, ekonomi ve ticaret, savaşlar ve çatışmalar artık başka şekillerde icra edilecek. Eski dünyada giderek yalnızlaşan insan, belki yeniden kendini keşfetme imkânına kavuşacak. Kendisiyle, çevresiyle, varlıkla, tabiatla ve yaratıcıyla barışacak, şahsiyet sahibi olacak. Bunu umuyor ve bunun için dua ediyoruz. Bütün kalbimizle inanıyoruz ki her zorluğun yanında bir kolaylık vardır. (İnşirah suresi) Yeter ki Rabbimize yönelelim, yalnız ona kulluk edelim ve yalnız ondan yardım isteyelim. Şüphesiz o, bizi doğru yola iletecektir. (Fatiha suresi)</p>
<p>Mehmet Erdoğan</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tarih-istikbaldir-ve-covid-19-sonrasi-yeni-dunya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Covid-19&#8217;un Şakası Yok.!!!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/covid-19un-sakasi-yok/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/covid-19un-sakasi-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 Apr 2020 07:44:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13941</guid>

					<description><![CDATA[Coronavirüs cân almaya devam ediyor. Ölüm Allâh&#8217;dan.! Sağlık câmiasından bir ismi daha yitirdik. 56 yaşındaki Karamanlı Dr. Yavuz Kalaycı.!!! Eyyûb Sultân Nişanca Âile Sağlığı Merkezi hekimiydi. Kapı kollarına dahi dokunmayan Yavûz Kalaycı, covid 19&#8217;a yakalandıktan sonra 19 nisanda hayâtını kaybetmişti. Bu gün anma töreni yapılıyor. Meslektaşlarına vasiyeti şuydu; &#8220;Kızlarım çok küçük, sâhip çıkarsınız değil mi?&#8221; Bir hafta arayla Anne ve babası da Covid-19&#8217;dan ölmüştü. Hanımı çocukları ve ağabeyi sağlıklılar hamdolsun.!!! İstanbul Sağlık Müdürlüğü Twitter hesâbından duyurmuştu; &#8220;Nişanca Âile Sağlığı Merkezi hekimlerimizden Dr. Yavûz Kalaycı Kovid-19 nedeni ile vefât etmiştir. Merhûm Dr. Yavûz Kalaycı&#8217;ya ve hayâtını kaybeden tüm sağlık personelimize Allâh&#8217;tan rahmet, âilelerine ve sağlık câmiamıza başsağlığı dileriz&#8221;.!!! Kezâ; Küçükçekmece Mustafa Kemâl Paşa Ortaokulu Müdürü Cemîl Mutlû da genç yaşta Covid-19&#8217;dan hayâtını kaybedenler arasında.!!! Cem&#8217;i cümlesine Rabb&#8217;imden rahmet diliyorum. E. Hâk. Yusuf Zabun]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Coronavirüs cân almaya devam ediyor. Ölüm Allâh&#8217;dan.!<br />
Sağlık câmiasından bir ismi daha yitirdik. 56 yaşındaki Karamanlı Dr. Yavuz Kalaycı.!!!</p>
<p>Eyyûb Sultân Nişanca Âile Sağlığı Merkezi hekimiydi. Kapı kollarına dahi dokunmayan Yavûz Kalaycı, covid 19&#8217;a yakalandıktan sonra 19 nisanda hayâtını kaybetmişti.</p>
<p>Bu gün anma töreni yapılıyor.<br />
Meslektaşlarına vasiyeti şuydu;<br />
&#8220;Kızlarım çok küçük, sâhip çıkarsınız değil mi?&#8221;</p>
<p>Bir hafta arayla Anne ve babası da Covid-19&#8217;dan ölmüştü.<br />
Hanımı çocukları ve ağabeyi sağlıklılar hamdolsun.!!!</p>
<p>İstanbul Sağlık Müdürlüğü Twitter hesâbından duyurmuştu;<br />
&#8220;Nişanca Âile Sağlığı Merkezi hekimlerimizden Dr. Yavûz Kalaycı Kovid-19 nedeni ile vefât etmiştir. Merhûm Dr. Yavûz Kalaycı&#8217;ya ve hayâtını kaybeden tüm sağlık personelimize Allâh&#8217;tan rahmet, âilelerine ve sağlık câmiamıza başsağlığı dileriz&#8221;.!!!</p>
<p>Kezâ; Küçükçekmece Mustafa Kemâl Paşa Ortaokulu Müdürü Cemîl Mutlû da genç yaşta Covid-19&#8217;dan hayâtını kaybedenler arasında.!!!<br />
Cem&#8217;i cümlesine Rabb&#8217;imden rahmet diliyorum.</p>
<p>E. Hâk. Yusuf Zabun</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/covid-19un-sakasi-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Faşizmin Çıplak Yüzü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fasizmin-ciplak-yuzu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fasizmin-ciplak-yuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 08:05:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[ali demirsoy]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[faşizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13872</guid>

					<description><![CDATA[Faşizmle coronanın ne ilgisi var diyecekler olacaktır şimdi, ben anlatayım da okuyup ondan sonra karar versinler. Çünkü muhalefet cephesinde öylesine hastalıklı bir kesim (tümünü tenzih ederim, hasta ruhluları kastediyorum sadece) var ki, sürekli olarak arıza çıkaracak bir şeyler bulup çıkarıyorlar. Ondan sonra da &#8216;gün birlik beraberlik günü, kutuplaşmayı bir kenara bırakalım&#8217;gibi beylik laflarla pisliklerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Muhalif düşüncede olup da bu pislikler gibi düşünmeyenler de, el mecbur, bu &#8216;birlik beraberlik&#8217; söylemini kullanıyor. Çünkü &#8216;alçaklığın&#8217; savunulabilir başka yolu olmadığını görüyorlar. Halbuki bu tiplerin yaptığını görmezden gelmeye çalışmak, söylediklerinin üzerinde durulmaması gerektiğini düşünmek, alçaklığı deşifre etmemek ülkemizin virüse karşı mücadelesine zarar veriyor. Çünkü bu pislikler, canla başla mücadele veren insanları yıldırmaya, pasifize etmeye, cepheden çekilmelerini sağlamaya çalışıyor. O insanlar fedakarca çalışırken bu haksız, böyle yersiz, böyle densiz, eleştiri adı altında kara çalmaları, saçma sapan fikirleri duydukça moral ve şevk kaybına uğrayacaklardır. Sabah sabah &#8216;Günün Manşeti&#8217;nde bir video izledim. Prof. Dr. Ali Demirsoy; corona ilk ortaya çıktığında hemen nasıl önlem alacağını anlatıyor. Ne yaparmış bu &#8216;sözde bilim insanı, biyolog&#8217;; virüse yakalanan ilk 50-60 kişiyi &#8216;itlaf&#8217;edermiş. Hem de &#8216;Hipokrat yemini etmiş&#8217; olduğundan bunu kendisi yapmaz, yemin etmemiş birine &#8216;tavsiye&#8217; edermiş. Buna da &#8216;bilim&#8217; dermiş. Allah&#8217;ım nasıl prof olmuş bu insanlar? Birkaç gün önce &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Faşizmle coronanın ne ilgisi var diyecekler olacaktır şimdi, ben anlatayım da okuyup ondan sonra karar versinler. Çünkü muhalefet cephesinde öylesine hastalıklı bir kesim (tümünü tenzih ederim, hasta ruhluları kastediyorum sadece) var ki, sürekli olarak arıza çıkaracak bir şeyler bulup çıkarıyorlar. Ondan sonra da &#8216;gün birlik beraberlik günü, kutuplaşmayı bir kenara bırakalım&#8217;gibi beylik laflarla pisliklerinin üstünü örtmeye çalışıyorlar. Muhalif düşüncede olup da bu pislikler gibi düşünmeyenler de, el mecbur, bu &#8216;birlik beraberlik&#8217; söylemini kullanıyor. Çünkü &#8216;alçaklığın&#8217; savunulabilir başka yolu olmadığını görüyorlar.</p>
<p>Halbuki bu tiplerin yaptığını görmezden gelmeye çalışmak, söylediklerinin üzerinde durulmaması gerektiğini düşünmek, alçaklığı deşifre etmemek ülkemizin virüse karşı mücadelesine zarar veriyor. Çünkü bu pislikler, canla başla mücadele veren insanları yıldırmaya, pasifize etmeye, cepheden çekilmelerini sağlamaya çalışıyor. O insanlar fedakarca çalışırken bu haksız, böyle yersiz, böyle densiz, eleştiri adı altında kara çalmaları, saçma sapan fikirleri duydukça moral ve şevk kaybına uğrayacaklardır.</p>
<p>Sabah sabah &#8216;Günün Manşeti&#8217;nde bir video izledim. Prof. Dr. Ali Demirsoy; corona ilk ortaya çıktığında hemen nasıl önlem alacağını anlatıyor. Ne yaparmış bu &#8216;sözde bilim insanı, biyolog&#8217;; virüse yakalanan ilk 50-60 kişiyi &#8216;itlaf&#8217;edermiş. Hem de &#8216;Hipokrat yemini etmiş&#8217; olduğundan bunu kendisi yapmaz, yemin etmemiş birine &#8216;tavsiye&#8217; edermiş. Buna da &#8216;bilim&#8217; dermiş.</p>
<p>Allah&#8217;ım nasıl prof olmuş bu insanlar? Birkaç gün önce de bir başka sözde prof, &#8216;virüs ölümlerinin sorumlusu tek adam rejimi&#8217; demişti. O da bir adım daha atsa, bu sorumluları &#8216;itlaf&#8217; etme noktasına varabilirdi. Biraz &#8216;insaflı&#8217; davranmıştı da sadece &#8216;istifa etsin&#8217; demekle yetinmişti.</p>
<p>Bunlar, yıllar önce &#8221;Milliyetçilik lazımsa onu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz.&#8221; diyen zihniyetin takipçileri. Demek ki &#8216;itlaf edilecekleri&#8217; de itlaf edilebilir bulmak ve bu işi yapmaya, ya da &#8216;Hipokrat yemini&#8217; etmiş olduklarından kendileri yapamayacakları için birilerine yaptırmaya çalışacaklar. Hipokrat yemini Tıp biliminin temel taşıdır ve insanları öldürmeyi değil, yaşatmayı temel alan bir yemindir. İnsanları itlaf edilmeye layık bulacak, ama yeminini bozmamak adına bu pis işi başkalarına havale edecek. Böylece &#8216;yeminini&#8217; korumuş olacak. Keşke yemin ederken bir ayağını kaldırmış olsaydı. O zaman bu işi keyifle yapabilirdi.<br />
Evet; Ülkeye faşizmin gerekli olduğuna inandıklarında, Faşizmi de bunlar getirmeye çalışacaktır. Hiç kuşkumuz olmasın.<br />
Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fasizmin-ciplak-yuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlığın ev hapsi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insanligin-ev-hapsi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insanligin-ev-hapsi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Mar 2020 07:52:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[covid 19]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13827</guid>

					<description><![CDATA[Dünya üzerinde milyarlarca insan ev hapsinde. Kimi gönüllü kimi zorunlu. Ne fark eder? Aynı korkuyu, endişeyi hasılı trajediyi yaşıyor insanoğlu. Hep birlikte ve istisnasız. Krallar, kraliçeler, devlet başkanları, soylular, zenginler dahil. Savaş yıllarında ve sonrasında çektikleri sıkıntıları, açlığı, sefaleti anlatan dedeleriyle belki de benzer bir akıbeti yaşıyor olacak milyarlarca genç adam. Ataları savaşmış, ölen ölmüş kalanları ülkelerini yeniden imar etmişlerdi. Torunları hazıra kondular. Şimdi sıra onlarda. Bugünün torunlarının ileride kendi torunlarına anlatacakları ‘buhran yılları’ hikayeleri olacak. Ne yaşıyorsak bugün, anlatacağız bir gün. Sanırım hayatta kalanları zor günler bekleyecek. Yıkılan, bozulan her şeyi yeniden imar etmek zorundalar. Daha çok çalışacaklar, daha çok yorulacaklar. Günün sonunda sahip olduklarının kıymetini çok iyi bilecekler. Tuhaf ama gerçek! Dünya kurulduğu günden bu yana böylesi bir döngü var. Muhakkak bundan sonra da olacak. İçinizi bir ürperti kapladıysa, bir an karamsarlığa kapıldıysanız, canınız sıkıldıysa; boşuna. Sonbaharın gelmesi gibi bir şey. Ama son olmuyor o bahar. O yılın sonbaharı oluyor. Yeniden ilkbahar gelecek, ardından yaz. Demem o ki bir dönemin sonbaharını yaşıyor tüm dünya. İlkbahara hazırlanıyor. Siz de hazırlanın. ‘Ne zaman gelecek’ diye tasalanmayın. Gelecek elbet, rahat olun. Korona virüsün bir mesajı vardı tüm insanlığa. Herkes hissesine düşeni aldı. Dünyanın en zengin adamı olsanız ne olur? Virüs her &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p>Dünya üzerinde milyarlarca insan ev hapsinde.</p>
<p>Kimi gönüllü kimi zorunlu.</p>
<p>Ne fark eder?</p>
<p>Aynı korkuyu, endişeyi hasılı trajediyi yaşıyor insanoğlu. Hep birlikte ve istisnasız. Krallar, kraliçeler, devlet başkanları, soylular, zenginler dahil.</p>
<p>Savaş yıllarında ve sonrasında çektikleri sıkıntıları, açlığı, sefaleti anlatan dedeleriyle belki de benzer bir akıbeti yaşıyor olacak milyarlarca genç adam.</p>
<p>Ataları savaşmış, ölen ölmüş kalanları ülkelerini yeniden imar etmişlerdi. Torunları hazıra kondular. Şimdi sıra onlarda. Bugünün torunlarının ileride kendi torunlarına anlatacakları ‘buhran yılları’ hikayeleri olacak.</p>
<p>Ne yaşıyorsak bugün, anlatacağız bir gün.</p>
<p>Sanırım hayatta kalanları zor günler bekleyecek. Yıkılan, bozulan her şeyi yeniden imar etmek zorundalar. Daha çok çalışacaklar, daha çok yorulacaklar.</p>
<p>Günün sonunda sahip olduklarının kıymetini çok iyi bilecekler.</p>
<p>Tuhaf ama gerçek! Dünya kurulduğu günden bu yana böylesi bir döngü var.</p>
<p>Muhakkak bundan sonra da olacak.</p>
<p>İçinizi bir ürperti kapladıysa, bir an karamsarlığa kapıldıysanız, canınız sıkıldıysa; boşuna. Sonbaharın gelmesi gibi bir şey. Ama son olmuyor o bahar. O yılın sonbaharı oluyor. Yeniden ilkbahar gelecek, ardından yaz. Demem o ki bir dönemin sonbaharını yaşıyor tüm dünya. İlkbahara hazırlanıyor.</p>
<p>Siz de hazırlanın.</p>
<p>‘Ne zaman gelecek’ diye tasalanmayın.</p>
<p>Gelecek elbet, rahat olun.</p>
<p>Korona virüsün bir mesajı vardı tüm insanlığa. Herkes hissesine düşeni aldı. Dünyanın en zengin adamı olsanız ne olur? Virüs her yerde! Uçağına atlayıp kaçacak bir yerin yok. Paris’te kahvaltı, Londra’da akşam yemeği; zor!</p>
<p>Markette ne kaldıysa onunla idare edeceksin.</p>
<p>Annene babana en son ne zaman sarıldın?</p>
<p>Yahut bir daha ne zaman sarılacaksın?</p>
<p>Sarılabilecek misin?</p>
<p>Allah bilir!</p>
<p>Henüz kaç gün oldu? Ama neleri özledik değil mi?</p>
<p>Hem de ne basit şeyleri.</p>
<p>Daha doğrusu basit sandığımız şeyleri. Oysa en kıymetli hazinemiz, özgürce aldığımız nefesmiş değil mi?</p>
<p>Neydi o açgözlülüğümüz?</p>
<p>Neydi o şımarıklığımız?</p>
<p>Dahası bencilliğimiz.</p>
<p>Virüs bir şey anlatıyor tüm insanlığa.</p>
<p>Ve son bir not.</p>
<p>Uyarılara harfiyen riayet edin. Koruyun, korunun. İsyan etmeyin, sabredin. Kötülerden uzak durun, onlara kulak asmayın. Asla şükürsüzlük yapmayın. Hamd edin. Ümitsiz olmayın. Allah’a sığının. İmkânınız varsa çevrenizdeki ihtiyaç sahiplerini gözetin.</p>
<p>Dua edin.</p>
<p>İlacı bulunacak elbet.</p>
<p>Şüphesiz çaba insandan, ilham Allah’tan.</p>
<p>Düşünüp hakkedelim öyleyse.</p>
<p>Turgay Güler/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insanligin-ev-hapsi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
