<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>coğrafya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/cografya/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 30 Jul 2023 15:48:42 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>coğrafya &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İki Dağın Düşündürdükleri: “Sevr ve Hira’dan Yansımalar”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iki-dagin-dusundurdukleri-sevr-ve-hiradan-yansimalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iki-dagin-dusundurdukleri-sevr-ve-hiradan-yansimalar/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mahmut Haldun Sönmezer]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Jul 2023 15:44:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[Hira]]></category>
		<category><![CDATA[sevr]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18833</guid>

					<description><![CDATA[&#8220;Hayır, Allah Teâlâ bana ondan daha hayırlısını vermedi. Halk bana inanmazken o inandı. Herkes bana yalancı derken o doğru söylediğimi kabul etti. Kimse bana bir şey vermezken o beni malıyla destekledi ve Cenâb-ı Hak bana ondan çocuklar ihsân etti.&#8221;&#160;(İbn-i Hanbel, VI, 118) “Bana Cebrail geldi, ben de ona, benimle hicret edecek olanın kim olduğunu sorunca dedi ki: ‘Ebu Bekir&#8217;dir. O senden sonra ümmetinin işlerini üzerine alıp yürütecek kimsedir ve ümmetinin en hayırlısıdır.’ ”&#160;(Kenzul-Ummâl, 10/550-551) Hayli bozuk ve taşlı bir dağ yolu. Dinlenerek çıkıyorsanız zirveye ulaşmak en az iki buçuk saatinizi alır. Kısa molalar vermeden çıkmak da pek mümkün değil zâten. Oldukça yorucu olmasına rağmen her yaştan insan en tepeye çıkabilmek adına olağanüstü bir çaba içinde. Adımlar nefeslere, nefesler de adımlara karışıyor yol boyunca. Akıp geçen insanların kiminin yüzünü kimininse sırtını görüyorsunuz. Çünkü birileri inerken birileri çıkıyor dâima. Burada hiç bitmeyen bir cevelân var. Dünya durdukça da olmaya devam edecek. Güneşin bunaltıcı tesirinden kaçanlar, ekseriyetle günün siyah örtüye büründüğü vakti tercih ediyor. Dağın eteklerinden tepelere doğru baktığınızda, sürü hâlindeki karıncaları andıran insan manzaraları çarpıyor gözünüze. Gecenin kızıl karanlığında bir bölük halk, Hacca niyet etmiş karınca misâli yavaş fakat kararlı adımlarla ağır ağır ilerliyor. İnenler çıkanları; “Ha gayret, az kaldı!” türünden doping &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p class="has-text-align-center"><em>&#8220;Hayır, Allah Teâlâ bana ondan daha hayırlısını vermedi. Halk bana inanmazken o inandı. Herkes bana yalancı derken o doğru söylediğimi kabul etti. Kimse bana bir şey vermezken o beni malıyla destekledi ve Cenâb-ı Hak bana ondan çocuklar ihsân etti.&#8221;&nbsp;(İbn-i Hanbel, VI, 118</em>)</p>



<p class="has-text-align-center"><em>“Bana Cebrail geldi, ben de ona, benimle hicret edecek olanın kim olduğunu sorunca dedi ki: ‘Ebu Bekir&#8217;dir. O senden sonra ümmetinin işlerini üzerine alıp yürütecek kimsedir ve ümmetinin en hayırlısıdır.’ ”&nbsp;(Kenzul-Ummâl, 10/550-551)</em></p>



<p>Hayli bozuk ve taşlı bir dağ yolu. Dinlenerek çıkıyorsanız zirveye ulaşmak en az iki buçuk saatinizi alır. Kısa molalar vermeden çıkmak da pek mümkün değil zâten. Oldukça yorucu olmasına rağmen her yaştan insan en tepeye çıkabilmek adına olağanüstü bir çaba içinde. Adımlar nefeslere, nefesler de adımlara karışıyor yol boyunca. Akıp geçen insanların kiminin yüzünü kimininse sırtını görüyorsunuz. Çünkü birileri inerken birileri çıkıyor dâima. Burada hiç bitmeyen bir cevelân var. Dünya durdukça da olmaya devam edecek.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-18835" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-1024x768.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-300x225.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-768x576.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-1536x1152.jpg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-95x71.jpg 95w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004-320x240.jpg 320w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0004.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Güneşin bunaltıcı tesirinden kaçanlar, ekseriyetle günün siyah örtüye büründüğü vakti tercih ediyor. Dağın eteklerinden tepelere doğru baktığınızda, sürü hâlindeki karıncaları andıran insan manzaraları çarpıyor gözünüze. Gecenin kızıl karanlığında bir bölük halk, Hacca niyet etmiş karınca misâli yavaş fakat kararlı adımlarla ağır ağır ilerliyor. İnenler çıkanları; “Ha gayret, az kaldı!” türünden doping etkisi yapacak sözlerle destekliyor. İstisnasız herkes o sözlerden meşrebine uygunlukla nasibini alıyor. Kimisi için gayret, kimisi içinse muhabbet sebebi… Fakat kimsenin aklından kesinlikle aksi bir ihtimal geçmiyor. Yorulup tükenseler de geri dönmek, vazgeçmek yok gündemlerinde. Hayatlarında en az bir kez o tecrübeyi yaşamak istiyor yola düşenlerin hepsi. Habîb-i Ekrem’in rûhâniyetinde kaybolmayı istiyor dağa tepeye meydan okuyan inanmış yürekler.</p>



<p>Buranın yolcuları ekseriyetle Türk. Bir ara yalnız başına yürüyen ihtiyar bir kadınla yan yana geliyoruz. Bakıyorum, o da bizden. Her hâlinden belli çilekeş bir Anadolu kadını olduğu… Fakat yaşına rağmen ne vücudunda bir bozgun alâmeti var, ne de yüzünde en ufak bir bıkkınlık ifadesi. Evet, burada herkes birer yorgun savaşçı. Ama hepsinde ortak olan bir boyut var: Yolundan dönmemeye ahdetmiş kesin bir kararlılık.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-18836" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-1024x768.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-300x225.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-768x576.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-1536x1152.jpg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-95x71.jpg 95w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005-320x240.jpg 320w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0005.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Kendisine dönüp; “Helâl olsun teyzecim sana!” diyorum içimden gelen bir coşkuyla… Ve hemen ardından iki kez daha tekrarlıyorum aynı his ve heyecanla… Belli etmemeye çalışsa da memnun ve müteşekkir… Gözlerinin içi gülüyor.<br></p>



<p>Adımlarda dahi sıra dışı bir hâl, bir ihtiram edâsı var. Çünkü herkes farkında soylu bir yürüyüşte olduğunun. O yüzden de edebi muhafaza hususunda azamî bir gayret gösteriliyor.</p>



<p>Biraz sonra yanımdan geçen ve yol arkadaşıyla konuşan bir başka ihtiyarın sözleri yalıyor kulaklarımı. “Hiçbir kalem yazamaz burayı.” diyor saf bir yürekle inanmış adam. Şaşırıyor muyum? Hayır! Hattâ “Ne doğru tespit!” de diyorum içimden. Zîrâ inip çıkmanın hiç de kolay olmadığı burayı en azından her kalem yazamaz. Belki de bizimkisi cahil cesareti.</p>



<p>Tabiî yorgunluk zaman zaman insanoğlunun belini bükmüyor da değil. İşte o dem şu çerçevede gelişen konuşmalara da şâhit oluyoruz: “Şu yola bir asfalt dökseler ne iyi olurdu.” diyor birisi. Tıknefes kalmış bir başkası ise; “Acaba buraya bir teleferik kurulamaz mıydı?” serzenişinde bulunuyor. Fakat bu tür diyaloglar yanlarından geçen bir hanımefendinin şu sözüyle hemen kesiliyor: “Ben bu yolu bu şekilde çıkmayı tercih ederim.”</p>



<p>İşin aslına bakılırsa, herkesin tercihi o istikamette. Gönlünde muhabbeti mayalayıp zihninde anlam inşâ etmek isteyen her mü’min kul, onu asr-ı saâdettekine benzer bir biçimde yaşamak istiyor. Aynı soruyu ben de soruyorum kendime. Fakat onca yorgunluğa rağmen aynı cevabı vermekten alamıyorum kendimi. Evet, böyle bir tecrübe aslına uygun yaşanmalı. Ayrıca Resûlullah ve ashâbının, bin türlü çileye göğüs gererek çıktıkları bir tepeye, rahatından ödün vermeden ulaşmaya çalışmak edebe de aykırı düşmez mi?</p>



<p><br>Tefekkür ehli için hayat tedâîlerle güzel. Zihnim bu düşüncelerle meşbû iken Mısır Seferi sırasında Sina Çölü’nü yürüyerek geçen Yavuz Sultan Selim Han geliyor aklıma. Elli dereceye varan sıcakta yürüyen hünkâra ata binmesi için rica edildiğinde, gözü yaşlı verdiği şu cevap yüreğimi titretiyor: “Görmüyor musunuz, Resûlullah önümde yürürken ben nasıl ata binerim?” Ecdatta, Efendimiz ve ashâbına karşı böylesine derin bir hürmet hissi varken herhalde o yokuşu yorulmadan çıkmayı düşünmek bile bir züldür bizim için. Yavuz gibi görmesek göremesek de biliyoruz ki Resûlullah önümüzde yürüyor, biz o dağa nasıl başka bir şekilde çıkmayı düşünürüz?<br></p>



<p>Bakışlarınızı dağdan yara doğru çevirdiğinizde, Mekke’nin feri gözlerinizi alıyor. Şehri baştan ayağa kuşatan ışık demeti âdeta bir şehrâyini andırıyor. Mübârek beldeden yansıyan nur hem yolunuzu hem de serâpâ gönlünüzü aydınlatıyor.</p>



<p>Sevr Dağı’nın eteklerindeyiz. Fahr-i Kâinat’ın yâr-ı gârı olan Sıddık-ı Ekber’le beraber üç gün boyunca kaldıkları mağaranın bulunduğu noktaya doğru emin adımlarla ilerliyoruz. Mekke yedi dağın çevrelediği bir şehir. Ayrıca etrafında başka dağ ve tepeler de var. Kutsal şehir tam anlamıyla bir dağ silsilesinin ortasında yer alıyor. O dağlardan ikisi ise diğerlerini kıskandıracak kadar emsâlsiz bir imtiyâza sahip. Ötekilerin ismini kimseler bilmese de bu ikisinin ismi, mağripten maşrıka&nbsp;kadar gönlü tevhîde adanmış bütün yüreklere ta çocukluğundan itibaren kazınıyor. Bunun da sebebi, yaratılmışların en üstünüyle yollarının kesişmiş olması. Her ikisinin de varlığın tâcına kucak açmış olması.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="1024" height="768" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-1024x768.jpg" alt="" class="wp-image-18838" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-1024x768.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-300x225.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-768x576.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-1536x1152.jpg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-95x71.jpg 95w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006-320x240.jpg 320w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0006.jpg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Mekke-i Mükerreme’de ziyaretçisi hiç eksik olmayan tek yer yalnızca Mescid-i Harâm değil. Ziyaretçisi onun kadar çok olmasa da muhipleri yirmi dört saat boyunca hiç eksilmeyen başka mahaller de var. Eteklerinde sürekli bir med-cezir hâlinin yaşandığı Sevr ve Cebel-i Nur dağlarından bahsediyoruz. Hira Mağarası’nın bulunduğu Cebel-i Nur, göklerden gelen mesajın nazargâhı. Sevr ise Medine’ye hicret eden Hâtemü’l Enbiyâ’nın Mekke’deki son istinatgâhı…</p>



<p>Önce Sevr’e çıkıyoruz, birkaç gün sonra ise yolumuz Hira’ya düşüyor. Daha doğrusu biz yolumuzu oraya düşürüyoruz. Zîrâ her iki dağı da selâmlamadan Mekke’den ayrılmak olmaz.</p>



<p>Yalnızlık insanoğlunun en büyük sığınağı. Beşerin kalabalıklar ve hayatın keşmekeşinden kaçarak derûnuna yol bulduğu bir melce. Kişinin sırf kendisine yönelebilmek için değil, insanları anlayabilmek için de bazen bir kuytu köşeye çekilmesi gerekiyor. Zaman zaman herkes onu arıyor. İçe dönük derinliğe sahip, mânevî nafakası yüksek ruhlarsa ona herkesten daha fazla ihtiyaç duyuyor. Verimli olabilmek, potansiyelini kullanabilmek açısından da insanoğlunun yalnızlık rıhtımına demir atması şart.</p>



<p>Sanıldığının aksine yalnızlığa kaçış, modern hayatın bir cilvesi değil. Onun, içinde yaşadığımız asra mahsus bir ihtiyaç olmadığını, evvelemirde Hazreti Peygamberin yaşadığı olağanüstü tecrübeden anlıyoruz. Ruhlarda insanlığın ilki, kendine dönmek, varlığında meknuz olanı keşfedebilmek adına, insanlardan uzaklaşmayı tercih etmiş. Kalabalıklardan kaçarak arınmış, durulmuş, gönlünü ve ruhunu vahyin aydınlığına hazır hâle getirmiş. Nitekim ilk vahiy de burada, yine yalnız olduğu bir anda iniyor.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img loading="lazy" decoding="async" width="768" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0001-768x1024.jpg" alt="" class="wp-image-18839" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0001-768x1024.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0001-225x300.jpg 225w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0001-1152x1536.jpg 1152w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/07/IMG-20230729-WA0001.jpg 1200w" sizes="(max-width: 768px) 100vw, 768px" /></figure>



<p>Yirmi üç yıl boyunca dünya tarihinin en kutlu ve kutlu olduğu kadar da ağır ve mesuliyetli vazifesini omuzlarında taşıdı Hazreti Peygamber. Tarih boyunca hiçbir beşere öylesine ağır bir sorumluluk yüklenmedi. İşte o büyük vazifenin hazırlık devresinin son beş yılı burada geçiyor. Yani Muhammedü’l-Emin olmaktan Resûlullah olmaya giden sürecin son günleri…</p>



<p>Hira’ya Muhammedü’l-Emin çıkıyor, Sevr’e ise Muhammed Mustafa… Hira onu peygamberliğe hazırlamış, Sevr ise sinesinde saklayıp müşriklere karşı siper olmuş. İlki “İkra (Oku!)” diğeriyse “La Tahzen (Üzülme!)” âyetiyle özdeşleşip ebediyete mâl olmuş.</p>



<p><br>Nur Dağı’nın eteklerinde adımlarken gönlümüze bunlar düşüyor. Burada Hz. Peygamber’den sonra aklımıza gelen ilk isimse Hz. Hatice oluyor. Çünkü oraya tırmanan herkes bir yönüyle ona benziyor. Oraya Efendimizi anlamak, gönül zenginliğinden nasibdâr olmak için çıkılıyor. Tıpkı beş yıl boyunca oraya Efendisi için çıkmış o her zerresi aşkla yüklü anamız gibi…</p>



<p><br>Nübüvvet ehlini anlamak zor. Resûlullah’ı anlamaksa hepsinden de zor. Biz onları hakkıyla anlayamayız. Ancak vahye muhatap olan ruhlar anlar birbirini. O yüzden her iki dağa da Resûlullah’a inanmış yürekleri hakîkî veçheleriyle tanımak, insanî derinliklerine nüfûz etmek için çıkıyoruz.</p>



<p>Hira’ya yalnızca bir sefer çıkan, oraya beş yıl boyunca çıkmış Hz. Hatice’yi de daha iyi anlıyor. Ve kendisine niçin Haticetü’l-Kübra denildiğini de…</p>



<p>O latif ruh, aşk denilen mefhûmun mücessem ifadesi. Evet, âşığa mâşûkuna kavuşmak uğruna her seferînde bir maratonu göze aldıran nasıl bir aşk, nasıl bir muhabbetmiş o öyle… “Allah Teâlâ bana ondan daha hayırlısını vermedi.” diyen Peygamber sözünün muhatabını olanca derinlik ve ihtişamıyla seyrediyoruz burada.</p>



<p><br>Birisi bana; “Sen aşkın resmini yapabilir misin?” diye sorsaydı, Hira’ya inip çıkmış bir kul olarak tereddütsüz o dağı gösterirdim. Hiç şüphesiz Haticetü’l-Kübra ile yan yana geldiğinde bu dağ, aşkla muhabbetin, îmân ile teslimiyetin de resmidir. İşte o yüzdendir ki, ilk Müslüman olma şerefi de o yüce ruhlu insana nasip oluyor.</p>



<p>Buraya tırmanan herkes aynı zamanda Hz. Peygamberin dünyanın en şanslı ve sevilmiş erkeği olduğu gerçeğini de kavrıyor. Hiçbir erkek, bir kadın tarafından onun kadar sevilmedi ve sevilmeyecek de… Attığımız her adımda bu engin hakikat iliklerimize kadar işliyor.</p>



<p>Muhakkak ki o dağa her iniş-çıkışında Hz. Hatice de yoruluyordu. Fakat ruhunda bestelediği mânâlarla diriliyor, oraya yeniden çıkmak için kendisinde güç buluyordu. Her seferinde yeniden doğuyor, tazelenmiş olarak yola koyuluyordu. O yolu teperken sadece zevcine erzak taşımıyor, aşkla muhabbetin, ferâgat ile fedakârlığın da zirvesine çıkıyordu.</p>



<p>Resûlullah’a duyduğu aşkla dereyi tepeyi düz eden Haticetü’l-Kübra’nın azim ve muhabbeti, Peygamberin bir sözüne, “Anam, babam sana feda olsun Ya Resûlallah!” hitâbıyla karşılık veren sahâbenin îmân ve sadakati canlanıyor gözlerimizin önünde…</p>



<p><br>Hiçbir günü diğerine benzemeyen ve her anı da ezâ ve cefâyla örülmüş bir hayatın sahibi olan sahâbeler için bu ne ki! Onlar bu yolda daha ne zulümlere muhatap olup daha ne çilelere katlandılar.</p>



<p>İki dağın koynunda geçirdiğimiz zaman, varlığımıza tutulmuş bir ayna olup kendimizle ilgili daha mühim fark edişlerin de kapısını açıyor bize. En başta da îmân iddiamızla yüzleşiyoruz burada. Mensubiyetin bedelini, Müslüman olmanın borcunu ödemeden hayat sürdüğümüzü anlıyoruz.</p>



<p>Sahâbe-i Kirâm’daki asâlet ve sadakati hecelerken Hak kelâmında geçen; “Ey iman edenler! İman ediniz.” âyetinin ne anlama geldiğini, sanki onun bu asrın Müslümanı, yani bizler için inmiş olduğunu hissediyoruz.</p>



<p><br>Sahâbedeki îmân ve itâat şuûrunun kaçta kaçı bizde var diye düşünmeden de edemiyoruz. Doruklara tırmanma tecrübesi, âlemlerin nurunu dünya gözüyle görenleri daha iyi anlama imkânı verirken kendi îmânımızı da sorgulama fırsatı sunuyor bize.</p>



<p><br>Burada mânâlar ete kemiğe bürünüyor. Çocukluğumuzdan beri işittiklerimiz, bir kuru ezber olmaktan çıkıp gözümüzün önünde canlanıyor. Resûlullah’la özdeşleşen bu iki dağ, gönül ufkumuzda daha ulvî menzillere doğru kanat açıyor.</p>



<p>&#8220;Her dem yeniden doğarız, bizden kim usanası.” diyen derviş Yunus gibi biz de burada atmış olduğumuz her adımla birlikte her an yeniden doğduğumuzu hissediyoruz. Her iki dağın zirvesinden Kâbe’ye doğru dönüp secde ederken ruhumuza çarpan lâhûtî bir esintiyle ferahlıyor, bir diriliş ve uyanış muştusunun râyihasıyla kendimizden geçiyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iki-dagin-dusundurdukleri-sevr-ve-hiradan-yansimalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>2</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İzlanda’ya Dair</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/izlandaya-dair/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/izlandaya-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Bahattin Yaman]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Apr 2022 08:48:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[coğrafya]]></category>
		<category><![CDATA[Gezi]]></category>
		<category><![CDATA[İzlanda]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18223</guid>

					<description><![CDATA[Benim için hiçbir bilimsel araştırma ya da  akademik amacın olmadığı, kişisel bir geziydi. Ucuza uçak bileti görünce almış, sonrasında ise İzlanda’ya inene kadar gözümde büyüyen, gerek zamanlama gerekse diğer masraflar için almasam daha iyiymiş dediğim bir seyahatti. Ama iyi ki gaza gelip bilet almışım. Aslında İzlanda maceram 15-20 öncesine dayanıyor. Üniversite mail sisteminden&#160; İzlanda’dan Erasmus kapsamından partner arayan birinin maili gelmişti. Ben de, volkanlar ve buzullarıyla&#160; tam da İzlanda’yı temsil eden yarısı buz yarısı ateş olan melek minyatürünü göndererek ateş ve buz kültürü&#160; ile ilgili proje önermiştim. Karşı taraf da çok istekli olsa da&#160; sonuçta gerçekleşmemişti.&#160; Kısmet bugüne imiş. İzlanda toplamda 350.000 civarında nüfusu, yani yaşadığım şehir olan Isparta nüfusu kadar bir ülke. Isparta’ya haftada, sadece İstanbul’a ve&#160; sadece 4&#160; uçak seferi varken, hatta&#160; o bile yeterli talep görmezken, İzlanda’nın başkenti Reykjavik de biri iç hatlar biri dış hatlar olmak üzere,&#160; vızır vızır işleyen birbirinden uzak&#160; iki havaalanı var.&#160; Sadece 350 bin nüfuslu, yani Isparta kadar olan ülkenin diğer&#160; şehirlerinde irili ufaklı 100’e yakın havaalanı varmış. Şuan Nisan ayı ortaları olmasına rağmen güneş saat 5:30 da doğuyor 9:20 de batıyor. Yani gün bir türlü bitmiyor. İzlanda’nın&#160; Kuzey tarafları bilmiyorum ama güney kısmından gördüğüm kadarıyla, arada vadiler olsa da genelde dağlardan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Benim için hiçbir bilimsel araştırma ya da  akademik amacın olmadığı, kişisel bir geziydi. Ucuza uçak bileti görünce almış, sonrasında ise İzlanda’ya inene kadar gözümde büyüyen, gerek zamanlama gerekse diğer masraflar için almasam daha iyiymiş dediğim bir seyahatti. Ama iyi ki gaza gelip bilet almışım.</p>



<p>Aslında İzlanda maceram 15-20 öncesine dayanıyor. Üniversite mail sisteminden&nbsp; İzlanda’dan Erasmus kapsamından partner arayan birinin maili gelmişti. Ben de, volkanlar ve buzullarıyla&nbsp; tam da İzlanda’yı temsil eden yarısı buz yarısı ateş olan melek minyatürünü göndererek ateş ve buz kültürü&nbsp; ile ilgili proje önermiştim. Karşı taraf da çok istekli olsa da&nbsp; sonuçta gerçekleşmemişti.&nbsp; Kısmet bugüne imiş.</p>



<p>İzlanda toplamda 350.000 civarında nüfusu, yani yaşadığım şehir olan Isparta nüfusu kadar bir ülke. Isparta’ya haftada, sadece İstanbul’a ve&nbsp; sadece 4&nbsp; uçak seferi varken, hatta&nbsp; o bile yeterli talep görmezken, İzlanda’nın başkenti Reykjavik de biri iç hatlar biri dış hatlar olmak üzere,&nbsp; vızır vızır işleyen birbirinden uzak&nbsp; iki havaalanı var.&nbsp; Sadece 350 bin nüfuslu, yani Isparta kadar olan ülkenin diğer&nbsp; şehirlerinde irili ufaklı 100’e yakın havaalanı varmış.</p>



<p>Şuan Nisan ayı ortaları olmasına rağmen güneş saat 5:30 da doğuyor 9:20 de batıyor. Yani gün bir türlü bitmiyor.</p>



<p>İzlanda’nın&nbsp; Kuzey tarafları bilmiyorum ama güney kısmından gördüğüm kadarıyla, arada vadiler olsa da genelde dağlardan oluşan, taşlık, ot haricinde başka bir şeyin yetişmediği bir toprağa sahip. Rehber sadece güneyde birkaç yerde tarım yapılabildiğini söyledi. Ben de geçerken sadece&nbsp; birkaç köyde ekili tarlalar görmüştüm. Birkaç küçük bölgede&nbsp; ağaçlandırma nedeniyle ağaç gördüm. Her yerden su fışkırıyor. Hatta tarım yapılan yerlerde, tarlaların etrafına derin kanallar açıp toprağın suyunu tahliye etmeye çalışıyorlar. Bazı yerlerde toprağı jeotermal su ile ısıtıp seracılık yapılıyormuş. Su&nbsp; bol olunca vadilerde bol miktarda ot yetişiyor. Buna karşılık hayvancılık da öyle yaygın değil. Nüfus az olunca&nbsp; araziler bomboş haliyle. En temel geçim kaynağı balıkçılık ve buna bağlı endüstri imiş.</p>



<p>Turizm de en önemli gelirlerinde biri. Turizm içişini çok profesyonel yapıyorlar. Katıldığım bir turda bunu çok güzel tecrübe ettim. En küçük değeri bile turizme kazandırmışlar. Aslında çok fazla Turizm alternatifi yok ama olan kısıtlı güzellikleri mükemmel şekilde değerlendirip bu işten çok ciddi para kazanıyorlar. Kaldığım kapsül otelde kendimi kaptan Spark’ın uzay gemisinde gibi hissettim.</p>



<p>Nerdeyse hiçbir şeyin yetiştirilemediği topraklarda zengin, medeni bir toplum oluşturulmuş. Hayat bize göre burada&nbsp; çok pahalı. İngiltere ile yarışıyor hatta daha da pahalı diyebilirim. 1 tl 9 izlanda kronu ama, küçücük bir anahtarlık alayım dedim 1000 kron, yaklaşık 110 tl. Bir elma 180 kron, yani 20 tl.</p>



<p>Yollar, sokaklar, caddeler kaldırımlar ve yaya geçitleri çok düzenli ve bakımlı. Araçlarda genelde çivili lastikler kullanıyorlar. Marketlerde, dükkanlarda, alışveriş yerlerinde naylon poşet görmedim, kağıt torbalar kullanıyorlar. O nedenle çevrede hiç poşet görmüyorsunuz.</p>



<p>İnsanları çok nazik. Bir mağazanın kapısından&nbsp; çıkarken 5-6 yaşlarında çok hızlıca yanımdan geçti. Ben hiç fark etmedim bile. Anlaşılan kolu hafifçe bana dokunmuş. İlerde anne babası hemen uyardı ve çocuk dönüp gelip benden özür diledi. Ben utandım, halbuki farkında bile değilim. Çocuk terbiyesi açısından benim için güzel örnekti.</p>



<p>Başkent Reykjavik de 3 cami varmış. Reykjavik Grand Masjid en büyükleri imiş. Cami kültürü açısından çok güzel örnek. Caminin içinde mutfak yemek yiyecek yer, kütüphane oturulacak mekan, market toplantı yeri, çalışma ofisi vs. Yani sosyal ortam için her şey düşünülmüş. Çocuklar içerde top oynuyor ve kimse bir şey demiyor. Burada hergün iftar ve sahur yemekleri veriliyor. Yani cami sahura kadar açık. Yemekler harika.&nbsp; Buradaki Müslümanlar genellikle Ortadoğulu ve Afrikalı göçmenlerden oluşuyor. Tabi yıllar önce gelip vatandaşlık almışlar.</p>



<p>Öğrendiğim kadarıyla dünyanın bir uçunda olan İzlanda bile Ukrayna’dan çok sayıda mülteci kabul etmiş. Görüldüğü kadarıyla Ukrayna’nın mülteci yükünü Avrupa paylaşınca hiç kimseye aşırı yük binmemiş.</p>



<p>Vatanı için ölüme gitmek sadece bize has durum değil. Cami cemaatinden Ömer amcanın anlattığına göre, aslen Ukraynalı olup&nbsp; burada yaşayan, buranın vatandaşı olan Ukraynalı Müslüman bir aile varmış. Savaş çıkınca baba, eşini ve çocuklarını İzlanda’da bırakıp Ukrayna’ya gitmiş. Ailesine biz gözkulak oluyoruz dedi.</p>



<p>Haliyle soğuk ve yağışlı bir yer. Şansımdan iki gündür hava güneşli. Ancak rehber, bu güneş ve sıcaklık sizi aldatmasın, anormal bir durum. Bu havayı biz ancak yazda görürüz, yoksa bu mevsimde böyle bir hava pek olmaz dedi. Yine rehberin anlatımı ve tavrından anladığım kadarıyla, soğuk bir ülke olsa da insanlar iklim sıcaklığının artmasına ve buzulların erimesine çok üzülüyorlar. Yani sıcaklık artsa da domates yetiştirsek demiyorlar.</p>



<p>İzlandaca diye kendi dilleri varmış ve başkası için öğrenmek çok zormuş. 8-10 yıldır burada yaşayan resepsiyon görevlisi ben hala öğrenebilmiş değilim diyor. Genelde herkes İngilizce biliyor.</p>



<p>Dışardan bakıldığında çok cazip doğa harikaları olsa da, bizim gibi çok farklı iklim ve bitki örtüsüne alışkın birinin, mecbur kalmadıkça uzun süre yaşayabileceği bir yer değil. Çarşısında turistik bölge dışında hiçbir hareketlilik yok. Belirli güzellikleri gördükten sonra artık insan sıkılmaya başlıyor. Hele bir de, bitmeyen, uzun süren gündüz saatlerini göz önüne alırsak…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/izlandaya-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
