<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cinsiyet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/cinsiyet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 17 Oct 2022 08:02:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cinsiyet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hz. Âdem ve Hz. Havvâ: Sadece İki Cinsiyet</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-adem-ve-hz-havva-sadece-iki-cinsiyet/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-adem-ve-hz-havva-sadece-iki-cinsiyet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Oct 2022 14:58:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18490</guid>

					<description><![CDATA[يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثٖيراً وَنِسَٓاءًۚ (Nisa 4/1) &#160;“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve o nefisten de eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.” Açıklama Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’dan sıkça bahsedilmesinin hikmeti sadece onların ilk insanlar olduğunu bildirmek değil, insan cinsinin erkek ve kadın cinsiyetinden ibaret olduğunu açıklamaktır. Buradan mülhem kelam-fıkıh edebiyatında insan cins, kadın ve erkek onun türleri kabul edilmiştir. (bk. Cağfer Karadaş, Kelam Düşüncesinde Evren ve İnsan, s. 101-107) Evrim düşüncesinin aksine Yüce Allah, Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’yı en baştan insan olarak yaratmış ve insan neslinin çoğalmasını ve devamını iki karşı cinsin birlikteliğine bağlamıştır. Hz. Peygamber’in “Allah Âdem’i onun kendi suretinde yaratmıştır” (Buharî, İsti’zân 1) hadîsi de bunu desteklemektedir. Buna göre insan bir başka varlıktan dönüşerek değil, daha baştan insan suretinde yaratılmıştır. Her ne kadar kişisel farklılıklar olsa bile ilk insanlar olan Hz. Adem ve Havva’nın sureti neyse sonraki insanların suretleri de odur. Ayrıca bu sözün “yüze vurulmasının yasaklanmasının” gerekçesi kılınması, yüzün insanı temsil etme özelliği dolayısıyladır. (bk. Ebü’l-Muîn Nesefî, Tabsıratü’l-edille, I, 175; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-Avasım mine’l-kavâsım, s. 203) Bir başka hadîste “Cennete girecek &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذٖي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالاً كَثٖيراً وَنِسَٓاءًۚ</p>



<p class="has-text-align-right">(Nisa 4/1)</p>



<p>&nbsp;“Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve o nefisten de eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın üretip yayan rabbinize itaatsizlikten sakının.”</p>



<p><strong>Açıklama</strong></p>



<p>Kur’an-ı Kerîm’de Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’dan sıkça bahsedilmesinin hikmeti sadece onların ilk insanlar olduğunu bildirmek değil, insan cinsinin erkek ve kadın cinsiyetinden ibaret olduğunu açıklamaktır. Buradan mülhem kelam-fıkıh edebiyatında insan cins, kadın ve erkek onun türleri kabul edilmiştir. (bk. Cağfer Karadaş, <em>Kelam Düşüncesinde Evren ve İnsan</em>, s. 101-107)</p>



<p>Evrim düşüncesinin aksine Yüce Allah, Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’yı en baştan insan olarak yaratmış ve insan neslinin çoğalmasını ve devamını iki karşı cinsin birlikteliğine bağlamıştır. Hz. Peygamber’in “Allah Âdem’i onun kendi suretinde yaratmıştır” (Buharî, İsti’zân 1) hadîsi de bunu desteklemektedir. Buna göre insan bir başka varlıktan dönüşerek değil, daha baştan insan suretinde yaratılmıştır. Her ne kadar kişisel farklılıklar olsa bile ilk insanlar olan Hz. Adem ve Havva’nın sureti neyse sonraki insanların suretleri de odur. Ayrıca bu sözün “yüze vurulmasının yasaklanmasının” gerekçesi kılınması, yüzün insanı temsil etme özelliği dolayısıyladır. (bk. Ebü’l-Muîn Nesefî, Tabsıratü’l-edille, I, 175; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, el-Avasım mine’l-kavâsım, s. 203)</p>



<p>Bir başka hadîste “Cennete girecek olanlar Âdem’in yaratıldığı surette gireceklerdir” (Buharî, Enbiyâ 1) buyrulması insanın doğallığının korunmasına işarettir. Demek ki inkâr, isyan ve günah insan doğasına aykırıdır ve fıtratı bozan işlerdir. Bu yanlışlardan kurtuluş ancak Hz. Âdem ve Hz. Havvâ’nın yaşadığı pişmanlık ve tövbe tecrübesiyle mümkündür. Dünya hayatı süresinde küfürden, günahtan ve hatadan dönüş her zaman mümkün ve makbuldür. &nbsp;Çünkü Yüce Allah insana umut, rahmet ve bağışlama kapasını hep açık tutacağını bildirmiştir (Zumer 39/53).</p>



<p>Ayette “Hz. Âdem’in eşinin aynı nefisten yaratılmasını” bazı âlimler Hz. Âdem’le Hz. Havvâ’nın “aynı cinsten ve aynı cevherden yaratılmış olması” şeklinde anlamışlardır (bk. Matürîdî, <em>Te’vilât</em>, III, 103; Razî, <em>et-Tefsîrü’l-Kebîr, </em>IX, 161). Demek ki Hz. Âdem ve Hz. Havvâ insan cinsinin zıt cinsiyetleri olarak yaratılmışlardır. Buradaki ifadeyi “aynı özden yaratma” şeklinde anlamak da mümkündür. Hadislerde geçen Hz. Havvâ’nın “eğe kemiğinden yaratıldığı” şeklindeki ifade kadının ince ruhluluğuna ve duygusal kırılganlığına yönelik benzetme olarak düşünülebilir. Zira bir başka hadîste “Kadınlar eğe kemiği gibidir, kendinize göre düzeltmeye kalkışırsanız kırarsınız” (Buharî, Nikâh 80) buyurulmaktadır. Zaten kadınla erkek arasındaki en temel farklılık biyolojik ve psikolojik bakımdandır. Bu iki temel farkı ortadan kaldırmak imkânsızdır, görmezden gelmek veya inkâr etmek de gözünü yumup güneş yok demek gibidir. Çünkü bu farklılıklar, kadın ve erkeğin doğal yapıları ve halleridir. Demek ki kadın ve erkek iki farklı/zıt cinsiyet olarak aynı özden yaratılmışlardır. Ayetin devamında insanın üremesinin ve çoğalmasının bu ikisi vesilesiyle gerçekleştiğinin belirtilmiş olması da bu doğal yapıya işarettir.</p>



<p>Sonuç olarak insan cinsinin devamı, iki cinsiyetin varlığına ve birlikteliğine bağlıdır. Cinsiyetsizlik veya üçüncü bir cinsiyet iddiası hem temelsiz hem de insan doğasına aykırıdır. Çünkü doğal insan üremesi, mucizevî olan Hz. Âdem, Hz. Havvâ ve Hz. Îsâ’nın yaratılışları hariçte tutulursa, karşı cinsiyetlerin birlikteliğiyle mümkündür. Bu birlikteliğin meşru zemini ise doğal ve hukukî aile yapısıdır. İnsanlık tarihindeki ilk aile de Hz. Âdem ve Hz. Havvâ tarafından kurulmuştur. Bu gerçeğin aksini savunmak ve gerçekleştirmeye kalkışmak hem aile kurumunu tahrip etmek hem de insanlığın geleceğine dinamit koymak anlamına gelir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-adem-ve-hz-havva-sadece-iki-cinsiyet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Futbolun Cinsiyet Kimliği Gelişimine Katkısı -Futbol Sadece Futbol Değildir-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/futbolun-cinsiyet-kimligi-gelisimine-katkisi-futbol-sadece-futbol-degildir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/futbolun-cinsiyet-kimligi-gelisimine-katkisi-futbol-sadece-futbol-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 May 2022 12:54:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18256</guid>

					<description><![CDATA[Futbolla ilgili paylaşımlarım bazı dostlarımı şaşırtmış olabilir. Benden böyle bir paylaşım herhalde beklemiyorlardı. Net bir şekilde ifade edemeseler de seziyorum bunu. Ben tabii ki fanatik bir futbol taraftarı ve takipçisi değilim. Futboldaki aşırılıkların da farkındayım. Ancak son yıllarda yaptığım cinsiyet kimliği konusundaki çalışmalarım futbola bakışımı yeniden formatladı. Futbolun sadece futbol olmadığını -bir başka açıdan- ben de fark ettim. Biraz izah edeyim. Hatırlarsanız, cinsiyet kimliği gelişimi ile ilgili muhtelif paylaşımlar yapmıştım. Her birey cinsiyet kimliğini ağırlıklı olarak 1-6 yaş arasında hemcinsi olan ebeveynini modelleyerek [erkek çocuk babası ile kız çocuk annesi ile özdeşim kurarak] geliştirir. Bu süreç 1-6 yaş arasında gelişirse de pekişmesi ve tam olarak yerleşmesi ergenlik sonuna kadar devam eder. Özdeşim sürecinde meydana gelen aksamalar çocukta cinsiyet hoşnutsuzluğuna [cinsiyet kimlik bozukluklarına] ve bu durumun ergenlik sonrası döneme uzanması halinde de transseksüelliğe ve eşcinselliğe neden olabilir. Transseksüelliğin ve eşcinselliğin en sık nedeni budur. Nitekim eşcinsel erkeklerin hemen tamamında [çocukluk döneminde yaşadıkları sorunlar nedeniyle] babaya karşı büyük bir öfke ve nefret vardır. Çünkü baba oğlunun özdeşim sürecini [özerkliğini kazanma çabalarını] desteklememiş, onun erkeksi dünyaya adımını kolaylaştırmamış, onaylayıcı bir baba olmamış, reddedici bir baba modeli sergilemiştir. Kısaca oğlunun erkeksi dünyaya girebiomesi için mutlak manada ihtiyaç duyduğu onayını vermemiş,&#160; onun erkeksi alana girişini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Futbolla ilgili paylaşımlarım bazı dostlarımı şaşırtmış olabilir. Benden böyle bir paylaşım herhalde beklemiyorlardı. Net bir şekilde ifade edemeseler de seziyorum bunu. Ben tabii ki fanatik bir futbol taraftarı ve takipçisi değilim. Futboldaki aşırılıkların da farkındayım. Ancak son yıllarda yaptığım cinsiyet kimliği konusundaki çalışmalarım futbola bakışımı yeniden formatladı. Futbolun sadece futbol olmadığını -bir başka açıdan- ben de fark ettim. Biraz izah edeyim.</p>



<p>Hatırlarsanız, cinsiyet kimliği gelişimi ile ilgili muhtelif paylaşımlar yapmıştım. Her birey cinsiyet kimliğini ağırlıklı olarak 1-6 yaş arasında hemcinsi olan ebeveynini modelleyerek [erkek çocuk babası ile kız çocuk annesi ile özdeşim kurarak] geliştirir. Bu süreç 1-6 yaş arasında gelişirse de pekişmesi ve tam olarak yerleşmesi ergenlik sonuna kadar devam eder. Özdeşim sürecinde meydana gelen aksamalar çocukta cinsiyet hoşnutsuzluğuna [cinsiyet kimlik bozukluklarına] ve bu durumun ergenlik sonrası döneme uzanması halinde de transseksüelliğe ve eşcinselliğe neden olabilir. Transseksüelliğin ve eşcinselliğin en sık nedeni budur. Nitekim eşcinsel erkeklerin hemen tamamında [çocukluk döneminde yaşadıkları sorunlar nedeniyle] babaya karşı büyük bir öfke ve nefret vardır. Çünkü baba oğlunun özdeşim sürecini [özerkliğini kazanma çabalarını] desteklememiş, onun erkeksi dünyaya adımını kolaylaştırmamış, onaylayıcı bir baba olmamış, reddedici bir baba modeli sergilemiştir. Kısaca oğlunun erkeksi dünyaya girebiomesi için mutlak manada ihtiyaç duyduğu onayını vermemiş,&nbsp; onun erkeksi alana girişini bloke etmiştir. Bu durumdaki erkek çocuklar bu yüzden kızlarla ve kızların oyuncakları ile oynarlar, çünkü erkeksi alana giremedikleri için erkeksi rekabetten korkarlar, erkek akranları ile de bu yüzden oynayamazlar.</p>



<p>Peki futbolun bu işle ne ilgisi var? Şöyle; özdeşim sürecindeki bir erkek çocuğun babası ile yaptığı tüm aktiviteler/etkileşimler, onun eril cinsiyet kimlik gelişimine yapılan büyük bir katkıdır. Ve futbol bu aktivitelerin en iyilerindendir, çünkü hem baba-oğul etkileşimini hem akran etkileşimini sağlar. Ve her halükarda erkeksi rekabeti, dayanışmayı ve aidiyeti temsil eder. Sadece oynamak değil, taraftar olarak izlemek bile aynı faydaları sağlayabilir. Takımı yense de yenilse de erkeksi takım oyununu, taraftarlığı, rekabeti, erkeksi didişmeyi kısaca erkeksi dünyaya aidiyeti yansıtır [&#8220;bu bir erkek oyunudur ve biz erkeğiz, ben erkeğim&#8221;].</p>



<p>Dün akşam [Ankara&#8217;dan gelen kızımla ailecek dolaşırken] İstanbul sokaklarında babasının omzunda bayrak sallayan, haykıran, coşan, horin oynayan onlarca erkek çocuk gördüm mesela. Bu aktiviteler, o çocuğun eril cinsiyet kimlik gelişimine yapılmış büyük bir katkıdır, babası bunun farkında olsun veya olmasın, çünkü o çocuk erkeksi bir aktivite yapıyor ve bunu babası ile yapıyor.</p>



<p>Şimdi ekteki görsellerde yer alan [babaları ile stadyuma gelen ve zevkten dört köşe olan] bu çocukların halini düşünün; onlar artık erkeksi aleme kabul edilmiş ve erkek oldukları onaylanmış [cinsiyet kimliği büyük oranda gelişmiş ve pekişmiş] bir erkek oldular. Evet, erkek çocukların bu onaya mutlak manada ihtiyaçları var. Özellikle baba ve akran onayına,&nbsp; hepsi de var burada. Takımı yense de yenilse de bu onayların tümü var burada[grup aidiyeti].</p>



<p>Eğer bir oğlunuz varsa oğlunuzu –oynamak için de izlemek için de- futbola teşvik edin. Çünkü futbol her yönüyle erkeksi bir spor ve oğlunuzun eril kimliğini geliştirir/pekiştirir. Ekran değil akran. O kadar önemli ki bu, hele de internetin çocuklarımızı esir aldığı günümüzde. Anneler/babalar, oğlunuzun akranları ile sokakta oynamasına, didişmesine, dizini yaralamasına, evinizin içinde top koşturmasına, hatta evinizi dağıtmasına vs. kızmayın, sevinin. Bazılarınız için bu anlamsız gelebilir ama bunun kıymetini bunları yapmayan bir oğlunuz olsaydı o zaman anlardınız. Oğlunuz odasında hayran olduğu bir futbolcunun posterini asıyorsa, buna mani olmayın, sevinin. Hatta babası olmayan erkek çocuklar için sevdiği bir futbolcu onun özdeşim objesi bile olabilir. Çocuğunuz eril cinsiyet kimliğini onunla özdeşim kurarak geliştirebilir. Bu konularda bilinçli olun ve hata&nbsp; yapmayın [daha detaylı bilgiler için ekteki kaynaklara bakılabilir (1,2)].&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Hareketli oyunlar oynamak, fiziksel temas, hoplayıp zıplamak, itişip-kakışmak, didişmek ve hatta aşırı olmayan kavgalar erkek çocuklar için karakteristiktir. Erkek çocukların aşırıya kaçmayan [kendilerine zarar vermeyecek] tarzda fiziksel hareketliliğine ve didişmelerine izin vermek gerekir. Çünkü erkek çocuklar için akranları ile iletişim-etkileşim çok önemlidir. Grup içindeki erkek çocuklar, birbirlerinin maskülen potansiyellerini çok hızlı bir şekilde harekete geçirerek rekabete dayalı sert oyunlarla karşılıklı olarak dayanıklılıklarını artırmış olurlar. Meydan okuma ve destekleme yöntemlerini dengeli bir biçimde kullanarak “çivi çiviyi söker” misali bir süreçle alaya almayı, itişip kakışmayı, hakaret etmeyi, arka çıkmayı ve sevgi göstermeyi harmanlarlar. Erkeklerin iyi niyetli boğuşmaları ve alayları, hassas gençler için incitici ve kafa karıştırıcı olabilir ama erkeksi şefkat ve merhametin bir parçası olarak birbirleriyle önce didişen erkekler, arkasından da birbirlerine&nbsp; el uzatırlar. Bu, kızların birbirleriyle anlaşma şekillerinden çok farklıdır ve grup içindeki erkek çocuklar bu şekilde [homoseksüel öncesi evredeki erkek çocuğun sahip olamadığı] duygusal esnekliği ve diğer erkeklere güvenmeyi birbirlerine öğretmiş olurlar [Bayraktar, 2021;Nicolosi, 2011].</p>



<p>İşte futbol bunu sağlayabilir/sağlar. Bu nedenle futbol sadece futbol değildir. Trabzonspora gelince, tekrar edelim, TS da&nbsp; futbol takımının ötesinde bir olgudur, o bir şehrin takımı değil sadece, o bir simfe; azmin, inadın, inancın, başarının ve en önemlisi -adil olmayan- hegemonik güçlere karşı isyanın bir simgesi&#8230;</p>



<p>80 yaşındaki nine ve dedelerin tribünlere gelerek desteklediği bir takım, sadece bir futbol takımı olabilir mi?</p>



<p>Bu vesile ile Trabzonspor ve taraftarlarını şampiyonlukları için tekrar tebrik ederken, Fenerli, Beşiktaşlı, Galatasaraylı, Bursalı, Konyalı… tüm taraftarların, kısaca herkesin, hepinizin&nbsp; bayramını da şimdiden tebrik ediyorum.</p>



<p>1-Bayraktar Z. İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel, Motto y, 2021</p>



<p>2-Nicolosi J. Homoseksüelliği Önleme Rehberi, Kaknüs y, 2011</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/futbolun-cinsiyet-kimligi-gelisimine-katkisi-futbol-sadece-futbol-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Basın Açıklaması-2</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/basin-aciklamasi-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/basin-aciklamasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 05 Jul 2019 06:11:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsiyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11722</guid>

					<description><![CDATA[TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ PROJESİNDE KAVRAMLARIN ARKASINA SAKLANAN GERÇEKLER Düzenli şekilde yapacak olduğumuz basın açıklamalarıyla; “Cinsiyet”, “Toplumsal cinsiyet”, “Toplumsal cinsiyet eşitliği”, “Cinsiyet rolleri” , “Nötr cinsiyet hareketi”, “Homoseksüel”, “Ensest ilişkiler”, “Seviyeli birliktelik”, “Sex işçisi”, “Onur yürüyüşü” vb. kavramsallaştırmalar ile bu milletten saklanan gerçeklerin perde arkasını toplumun anlayacağı bir şekilde ifade etmeğe çalışacağız. Türkiye’de, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCEP)” kavramsallaştırılmasında geçen “eşitlik” kelimesinin muhtevasının sebebiyet verdiği “çarpma etkisinden” dolayı, projenin arka planına, yol boyu sisteme eklenen kavramlara, kavramlara yüklenen anlamlara bakılmamakta, konu ayrıntılı bir şekilde tartışılmamaktadır. Bu tartışma yapılırsa, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramsallaştırılması üzerinden ailenin hedef alındığı, çocuksuz aile, ailesiz toplum, kimliksiz, bireyselleştirilerek sürüleştirilmiş bir dünya insanlığı inşa edilmek istendiği görülebilecektir. Bunun için; öncelikle, Şekilde de görüldüğü gibi, “Cinsiyet ile İlgili Kavramlar Kümesi”nde, kullanılan kavramların tablosunu ve ne anlama geldiklerini ifade etmek gerekmektedir. Cinsiyet (Sex): Kadın ve erkek arasındaki doğuştan getirilen biyolojik farklılık, Toplumsal Cinsiyet (Gender): Kadın ve erkeğe dinin, toplumun, kültür ve medeniyetin yüklediği anlam; ondan beklentilerini, rol ve görev tanımlarını içermektedir. Cinsel yönelim: Bir kişinin, cinsel arzusunun, hemcinsine, karşı cinse ya da her ikisine birden yönelebileceğini” anlatmak için kullanılan ve meşruiyetini savunan bir kavramdır. • LGBTİQ+: Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans, İntersex, Queer’in kısaltılmış şekli. • Heteroseksüellik: Cinsel arzunun karşı cinse yönelmesi, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>TOPLUMSAL CİNSİYET EŞİTLİĞİ PROJESİNDE<br />
KAVRAMLARIN ARKASINA SAKLANAN GERÇEKLER</p>
<p>Düzenli şekilde yapacak olduğumuz basın açıklamalarıyla; “Cinsiyet”, “Toplumsal cinsiyet”, “Toplumsal cinsiyet eşitliği”, “Cinsiyet rolleri” , “Nötr cinsiyet hareketi”, “Homoseksüel”, “Ensest ilişkiler”, “Seviyeli birliktelik”, “Sex işçisi”, “Onur yürüyüşü” vb. kavramsallaştırmalar ile bu milletten saklanan gerçeklerin perde arkasını toplumun anlayacağı bir şekilde ifade etmeğe çalışacağız.</p>
<p>Türkiye’de, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği (TCEP)” kavramsallaştırılmasında geçen “eşitlik” kelimesinin muhtevasının sebebiyet verdiği “çarpma etkisinden” dolayı, projenin arka planına, yol boyu sisteme eklenen kavramlara, kavramlara yüklenen anlamlara bakılmamakta, konu ayrıntılı bir şekilde tartışılmamaktadır. Bu tartışma yapılırsa, “Toplumsal Cinsiyet Eşitliği” kavramsallaştırılması üzerinden ailenin hedef alındığı, çocuksuz aile, ailesiz toplum, kimliksiz, bireyselleştirilerek sürüleştirilmiş bir dünya insanlığı inşa edilmek istendiği görülebilecektir.</p>
<p>Bunun için; öncelikle, Şekilde de görüldüğü gibi, “Cinsiyet ile İlgili Kavramlar Kümesi”nde, kullanılan kavramların tablosunu ve ne anlama geldiklerini ifade etmek gerekmektedir.</p>
<p>Cinsiyet (Sex): Kadın ve erkek arasındaki doğuştan getirilen biyolojik farklılık,<br />
Toplumsal Cinsiyet (Gender): Kadın ve erkeğe dinin, toplumun, kültür ve medeniyetin yüklediği anlam; ondan beklentilerini, rol ve görev tanımlarını içermektedir.<br />
Cinsel yönelim: Bir kişinin, cinsel arzusunun, hemcinsine, karşı cinse ya da her ikisine birden yönelebileceğini” anlatmak için kullanılan ve meşruiyetini savunan bir kavramdır.<br />
• LGBTİQ+: Lezbiyen, Gay, Biseksüel, Trans, İntersex, Queer’in kısaltılmış şekli.<br />
• Heteroseksüellik: Cinsel arzunun karşı cinse yönelmesi,<br />
• Homoseksüel¬lik: Cinsel arzunun aynı cinse yönelmesi, ibnelik.<br />
• Gey, Gay (G): Erkek eşcinsel,<br />
• Lezbiyen (L): Kadın eşcinsel,<br />
• Biseksüel (B): Her iki cinse cinsel yönelimi olan,<br />
• Transseksüel (T): Operasyon geçirerek bedenlerini karşı cinsiyetin bedenine dönüştüren,<br />
• Travesti: Di¬ğer cinsiyetin giyim ve tavırlarını benimseyen,<br />
• Queer (Q): Heteroseksüel olmayan ve azınlıkta kalan cinsiyet ve cinsel yönelimlerin hepsini içine alan bir şemsiye terim.<br />
• + : Kendini herhangi bir cinsiyet kimliğinde tanımlamayanlar,<br />
• Pedofili : Çocuklara cinsel yönelim, çocuklarla seks,<br />
• Zoofili, bestialite: Hayvanlara cinsel yönelim, hayvanlarla seks,<br />
• Ensest: Aile içi yasak olan ilişki; Birinci derece akraba olan anne, baba ve<br />
kardeşler arası ilişkiler ile ikinci derece akraba olan kardeş çocuğu, teyze, hala,<br />
dayı, amca, anneanne, babaanne ve dede ile olan cinsellik içeren ilişkiler ensest<br />
olarak kabul edilir.<br />
• Robotlarla seks: Robotla cinsel ilişkiye girmek,<br />
• Grup seksi: Kadın ve veya erkeklerin birlikte cinsel ilişkiye girmesi,<br />
• Partner: Kadın veya erkeğin nikâhsız birlikte yaşadığı kimse.</p>
<p>Cinsel yönelim kapsam alanına giren bütün bu kavramlar, İstanbul Sözleşmesi&#8217;nin 4. Maddesi tarafından yasal güvence altına alınmıştır. 6284 Sayılı Kanun&#8217;un 2. Maddesinde de, 6284 sayılı yasanın İstanbul Sözleşmesi&#8217;ni esas aldığı belirtilmektedir. Dolayısıyla Cinsel yönelim 6284 sayılı yasa tarafından meşru olarak tanınıp koruma altına alınmıştır.</p>
<p>Unutmayalım;<br />
“Buyruğumuz gelince oraların altını üstüne getirdik; üzerine Rabbinin katından, işaretli olarak yığın yığın sert tas yağdırdık.” (11 Hud 82) ayetinde Lût Kavmi’nin başına gelen felaket bizim başımıza gelmeden gereken tedbirleri almamız gerekir.</p>
<p>HENÜZ VAKİT VARKEN!</p>
<p>UMRAN KÜLTÜR VE MEDENİYET HAREKETİ</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/basin-aciklamasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
