<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cinsellik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/cinsellik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 29 Aug 2023 14:09:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cinsellik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Bekârlık Dönemindeki Seksüel Deneyim (Partner/ler) Evlilikleri Nasıl Bozuyor? -Seksüel Deneyim, Cinsel Kimya, Ten Uyumu, Durulma Mitleri-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bekarlik-donemindeki-seksuel-deneyim-partner-ler-evlilikleri-nasil-bozuyor-seksuel-deneyim-cinsel-kimya-ten-uyumu-durulma-mitleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bekarlik-donemindeki-seksuel-deneyim-partner-ler-evlilikleri-nasil-bozuyor-seksuel-deneyim-cinsel-kimya-ten-uyumu-durulma-mitleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 14:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18853</guid>

					<description><![CDATA[ABD-Brigham Young Üniversitesi Wheatley Enstitüsü tarafından yayınlanan güncel bir araştırma raporu, evlilik öncesindeki cinsel deneyimlerle ilgili bazı inançların bir mit/hurafe olduğunu gösterdi. Daha doğrusu bu tür inançların yanlış olduğunu söyleyen önceki çalışmaları güçlü bir şekilde teyit etti. ‘’The Myth of Sexual Experience-Cinsel Deneyim Miti’’ başlığını taşıyan bu rapora göre; Evlilik öncesindeki seksüel deneyim evliliğin kalitesini şu 4 ana kategoride bozuyor; İlişki doyumu, ilişki istikrarı, cinsel doyum ve duygusal bağ. Evlilik öncesinde cinsel ilişkiden kaçınanlar daha başarılı, daha istikrarlı ve daha mutlu evlilikler yapıyor. Evlilikte ‘’çok yüksek düzeyde ilişki istikrarı’’ bildirme olasılığı, yalnızca eşleriyle seks yapmış evli bireylerde %45 iken, bu oran, evlilik öncesi 5-9 cinsel partneri olan evli bireylerde %25; 10 veya daha fazla cinsel partneri olan evli bireylerde ise %14 bullunmuş [yani 3 kat az]. Evlilik öncesi seksüel partner sayısı/deneyimi arttıkça evlilik ve cinsellikteki bozulma da artıyor. Her ek cinsel partner, evlilikteki cinsel doyum ve mutluluk düzeyini %4, evliliğin ‘’oldukça istikrarlı olma olasılığını’’ %6,5 azaltıyor. Sadece eşiyle seks yapmış bireylerde her 5 evli erkek ve kadından yaklaşık 1&#8217;i evlilikteki cinsel ilişkilerinin birçok yönünden &#8220;çok memnun&#8221; olduklarını bildirmekte iken, bu oran evlilikten önce 10&#8217;dan fazla cinsel partnere sahip olan bireylerde 10’da 1&#8217;e düşüyor. Evlenmeden önce cinsel deneyime sahip olmayan evli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD-Brigham Young Üniversitesi Wheatley Enstitüsü tarafından yayınlanan güncel bir araştırma raporu, evlilik öncesindeki cinsel deneyimlerle ilgili bazı inançların bir mit/hurafe olduğunu gösterdi. Daha doğrusu bu tür inançların yanlış olduğunu söyleyen önceki çalışmaları güçlü bir şekilde teyit etti. ‘’The Myth of Sexual Experience-Cinsel Deneyim Miti’’ başlığını taşıyan bu rapora göre;</p>



<p>Evlilik öncesindeki seksüel deneyim evliliğin kalitesini şu 4 ana kategoride bozuyor; İlişki doyumu, ilişki istikrarı, cinsel doyum ve duygusal bağ.</p>



<p>Evlilik öncesinde cinsel ilişkiden kaçınanlar daha başarılı, daha istikrarlı ve daha mutlu evlilikler yapıyor.</p>



<p>Evlilikte ‘’çok yüksek düzeyde ilişki istikrarı’’ bildirme olasılığı, yalnızca eşleriyle seks yapmış evli bireylerde %45 iken, bu oran, evlilik öncesi 5-9 cinsel partneri olan evli bireylerde %25;</p>



<p>10 veya daha fazla cinsel partneri olan evli bireylerde ise %14 bullunmuş [yani 3 kat az].</p>



<p>Evlilik öncesi seksüel partner sayısı/deneyimi arttıkça evlilik ve cinsellikteki bozulma da artıyor. Her ek cinsel partner, evlilikteki cinsel doyum ve mutluluk düzeyini %4, evliliğin ‘’oldukça istikrarlı olma olasılığını’’ %6,5 azaltıyor.</p>



<p>Sadece eşiyle seks yapmış bireylerde her 5 evli erkek ve kadından yaklaşık 1&#8217;i evlilikteki cinsel ilişkilerinin birçok yönünden &#8220;çok memnun&#8221; olduklarını bildirmekte iken, bu oran evlilikten önce 10&#8217;dan fazla cinsel partnere sahip olan bireylerde 10’da 1&#8217;e düşüyor.</p>



<p>Evlenmeden önce cinsel deneyime sahip olmayan evli bireylerin yaklaşık %80&#8217;i evliliklerinde en yüksek düzeyde duygusal yakınlık bildiriyor. Bu oran evlilik öncesi dönemde yalnızca birden fazla cinsel partneri olan bireylerde bile beşte bir düzeyinde azalıyor [partner sayısı arttıkça bozulma da artıyor].&nbsp;</p>



<p>Kısaca ‘’evlilik öncesi seksüel deneyim/tecrübe’’, ‘’cinsel kimya’’, ‘’ten uyumunun test edilmesi’’ ve ‘’durulma’’ gibi [uygun partner/eş seçimi için faydalı olduğu sanılan] deneyim ve görüşlerin bir mit/hurafe olduğu [bilimsel dayanağının bulunmadığı] bir kez daha gösterilmiş oluyor. Çünkü bu sonuçlar önceki çalışmalarda da tespit edilmişti. Birkaç farklı ulusal veri setini kullanan önceki araştırmalar benzer şekilde flört yıllarında birden fazla cinsel partnere sahip olmanın gelecekteki evliliklerde daha yüksek boşanma oranlarına yol açtığını gösteriyor. Hatta bu çalışmalar, bir kişinin evlenmeden önce sahip olduğu seks partneri sayısının boşanmanın en güçlü yordayıcılarından [ön göstergelerinden] biri olduğu sonucuna varıyor. Ancak Wheatley Enstitüsünün bu raporu ayrıca evli yetişkinler üzerinde yapılan yeni bir ulusal anketin bulgularını da sunuyor; buna göre &#8220;cinsel açıdan deneyimsiz&#8221; bireyler veya ‘’yalnızca eşleriyle seks yapmış’’ olanlar, evlilikte eşleriyle en yüksek düzeyde ilişki doyumu, cinsel doyum ve duygusal yakınlık bildirme olasılığı en yüksek olan bireyler oluyor [1].</p>



<p>PEKİ BU NİYE BÖYLE? EVLİLİKTEN ÖNCE CİNSELLİKTEN KAÇINMA EVLİLİĞE NASIL FAYDA SAĞLIYOR? [raporun tartışma bölümünden özet nakiller]</p>



<p>İlk yapılması gereken açıklama ‘’seçim’’dir. Evlilik öncesi dönemde cinsel deneyimi olmayan bireyler,&nbsp; hem birden fazla seks partnerinden kaçınma hem de evliliğin ilerleyen dönemlerinde sağlıklı ilişki geliştirebilme olasılığı daha yüksek olan benzersiz bir insan tipini temsil ediyor.</p>



<p>Uzun vadeli bir ilişkinin uygulanabilir olup olmadığına karar vermek için, bir partnerle potansiyel cinsel kimyayı değerlendirme arzusu birincil kriter haline geldiğinden, günümüzde erken cinsel başlangıçlar yaygındır. Ancak bu amaçlananın aksine yanlış tercihlere neden olabilir. Çünkü cinsel kimyayı değerlendirme arzusundaki birçok çift, ilişkilerinin başlarında cinsel olarak iç içe geçer ve birbirleriyle güçlü fiziksel ödüller deneyimlemiş olurlar. Ne var ki bu güçlü fiziksel ödüller onların sonraki yıllarda ortaya çıkacak ve evliliklerini bozabilecek daha derin uyumsuzlukları görmezden gelmelerine neden olabilir.</p>



<p>İnsan beyni ve vücudu seks sırasında sadece zevk almaz; ayrıca güçlü bağlanma hisleri de oluşturur. Hızlı cinsel başlangıç, yoğun zevk ve bağlanma duygularını gerçek yakınlık ve kalıcı aşkla karıştırılabilir, bu da genellikle daha zayıf eş seçimine neden olur. Yani erken seks, iki kişinin birbirlerine gerçekte olduğundan daha yakın olduklarını düşünmelerine neden olan bir tür &#8220;sahte yakınlık&#8221; yaratır. Bu, insanların uzun vadede kendileri için iyi bir seçim olmayan birine &#8220;aşık olmasına&#8221; ve hatta evlenmesine neden olabilir. Buna karşı cinsel kısıtlama çiftlere yarar sağlar çünkü kasıtlı eş seçimini kolaylaştırır. Flört partnerinizle cinsel ilişkiye girmediğinizde, flört konusunda daha iyi kararlar verme şansınız daha yüksek olur.</p>



<p>Flört aşamasındaki seksle, fiziksel yakınlık,&nbsp; duygusal yakınlıktan/bağlılıktan ayrılarak veya parçalanarak sahte bir yakınlık/bağlılık yaratılır. Dr. Victor L. Brown bu fenomeni şöyle açıklıyor:</p>



<p>‘’Parçalanma, kullanıcılarının samimiyet taklidi yapmasını sağlıyor… Birbirimizle parçalar halinde ilişki kurarsak, en iyi ihtimalle tam ilişkileri [ilişkinin diğer yönlerini] kaçırmış oluruz. En kötüsü, kendi zevkimiz için başkalarını manipüle eder ve sömürürüz. Cinsel parçalanma özellikle zararlı olabilir çünkü yanılsama olsa da bizi genel ilişkideki ciddi açıkları gözden kaçırmaya geçici olarak ikna edebilen güçlü fizyolojik ödüller verir. İki kişi fiziksel tatmin için evlenebilir ve sonra da birlik yanılsamasının entelektüel, sosyal ve ruhsal uyumsuzluklarının ağırlığı altında çöktüğünü keşfedebilir… [bu nedenle] cinsel parçalanma özellikle zararlıdır çünkü özellikle aldatıcıdır. Zevk alınması ve cinsel birliktelikle sembolize edilmesi gereken yoğun insan mahremiyeti, kabullenmeyi, anlayışı ve sevgiyi öneren -ama sağlayamayan- şehvetli epizotlarla taklit edilir. Bu tür karşılaşmalar, amacı araç yerine koyar.’’</p>



<p>Cinsel Deneyim Miti;</p>



<p>Herhangi bir aktivitede deneyim arttıkça, yeterlilik ve başarı da artar. Cinsel deneyim miti [efsanesi] de bu varsayıma dayanır; birey cinsel deneyim kazandıkça, cinsel ihtiyaçlarını ve arzularını daha iyi iletebilir varsayılır, bu da ilişki memnuniyetini ve istikrarını geliştirmenin temel bir unsurudur. Ancak Wheatley Enstitüsü Raporu bunun tersini gösteriyor. Daha iyi sonuçlar ve başarı ile ilişkilendirilen daha fazla cinsel deneyim yerine, evlilik öncesi ilişkilerde cinsel kısıtlama uygulamak, daha iyi ilişkilere giden yol gibi görünüyor. Cinsel karar verme söz konusu olduğunda, deneyimsizlik ve kendini tutma, mutlu ve sağlıklı ilişkileri artırmanın temel bileşenleri olabilir.</p>



<p>Evlilik öncesinde seksten kaçınma,&nbsp; çiftlerin yararına olur çünkü bu partnerlerin birbirlerine olan çekimlerinin temeli olarak iletişime ve bağlılığa öncelik vermelerini gerektirir. Bu da çiftlere, ilişkilerini fiziksel çekim ve cinsel tatmin üzerine kuran çiftlerden farklı bir temel sağlar. Bu fark, çiftler doğal olarak başlangıçtaki yoğun çekim ve heyecan dönemini aşıp daha çok arkadaşlık ve ortaklıkla karakterize edilen bir ilişkiye geçtiklerinde özellikle kritik hale gelir. Cinsel kısıtlama aynı zamanda çiftlerin ilişkilerinin duygusal yönlerine odaklanmalarına ve bunları değerlendirmelerine de olanak tanır. Evlilik öncesindeki çiftler için cinsel kısıtlamanın değeri, en iyi, duygusal yakınlığın sağlıklı bir evlilikte cinsel yakınlığın gerçek temeli olduğu görüldüğü zaman anlaşılır. İki kişi arasındaki bir ilişkide gerçek duygusal yakınlık, bu iki kişi arasında güven, destek, saygı, rahatlık ve güvenliğin diğer unsurları var olduğunda yaşanır. Flört etmede duygusal yakınlığa odaklanmak, çiftler için sadece dıştan içe değil –aynı zamanda- içten dışa tanıma sürecidir.</p>



<p>Durulma Miti;</p>



<p>Pek çok kişi bekâr yetişkinlerin cinsellikle ilgili dürtüselliği ve rastgeleliği &#8220;sistemlerinden çıkarmak&#8221; için flört yıllarında cinsel deneyim kazanmaları gerektiğine inanıyor. Varsayım şudur; cinsel dürtüler bu şekilde –sözde- tasfiye edilirse, yetişkin bireylerin tek eşli bağlılıktan daha memnun olmalarına yardımcı olacak ve evliliklerinin ilerleyen dönemlerinde &#8220;gözlerini başka yöne çevirme&#8221; ve eşlerine sadakatsizlik etme şanslarını azaltacaktır. Ancak evlilikle ilgili hiçbir araştırma bu varsayımı doğrulamıyor. Tüm analizler şunu gösteriyor; evlilikten önce birden fazla seks partnerine sahip olmak, daha az ilişki istikrarı ve daha yüksek boşanma riskini anlamlı bir şekilde artırıyor. Çünkü evlilik öncesi seks [pre-marital sex] ile evlilik dışı seks [extra-marital sex] yani aldatma arasında çok yakın bir bağ var; evlilik öncesi dönemde cinsel ilişki kuranlar daha fazla aldatma eğilimi içinde oluyorlar[2]. Bu da evlilik istikrarını bozuyor. Çünkü cinsel münhasırlık [sadakat] tüm toplumlarda evliliğin tanımlayıcı bir özelliği olarak kabul edilen ve hemen her kültürde yaygın olarak kabul gören bir sosyal normdur. Bu norm ihlal edildiğinde ortaya çıkan eylem ‘’sadakatsizlik’’ veya ‘’aldatma’’ olarak nitelenmektedir; aldatma ise geleneksel kuralları önemsemeyen çiftlerde bile evlilik istikrarını bozmakta, huzursuzluk ve boşanmalara neden olmaktadır[3].</p>



<p>Peki bu neden böyle oluyor? Evlilik öncesi seks evlilikte aldatma riskini niye artırıyor?</p>



<p>Bunun en kolay açıklaması şu olabilir; evlilik öncesi cinsel deneylerle sisteminizden bir şeyler çıkarmak [ve durulmak]&nbsp; yerine, aslında bu tür davranışlarla sisteminize yeni bir şeyler sokuyorsunuz. Örneğin, bunu yapanlar, başlangıçtan itibaren cinsellik ve cinsel tercihler konusunda yeniliğe veya yeni partnerlerle cinsel deneyimlere başlamanın heyecanına alışıyor olabilir. Oysa başarılı tek eşlilik, eşlerin, ‘’deneyim merkezli’’ bir çekim yerine ‘’kişi merkezli’’ bir sevgi geliştirmelerini gerektirir. Ve bu da evli çiftlerin, yalnızca erken dönem romantik ilişkilerde deneyimlenen cinsel çekimler ve uyarılmalar yerine, bu&nbsp; heyecanlardan farklı olarak, birbirleriyle derin aşklarına, dostluklarına ve ortak yaşamlarına dayanan sürekli bir bağ oluşturmalarını ve ilişkilerini istikrarlı bir şekilde sürdürmelerini sağlar.</p>



<p>Ayrıca evlilik öncesi seks yapan bireyler şöyle bir sisteme girmiş oluyorlar; mevcut partnerlerini[eşlerini] eski partnerleri veya potansiyel partnerleri ile karşılaştırıyor ve değerlendirme eğilimine giriyorlar. Bu karşılaştırma zihniyeti, ilişki uzmanlarının &#8220;alternatif arama&#8221; dediği şeye yol açıyor. Potansiyel partner olabilecek kişiler düşünülmeye, aranmaya başlanıyor. Bu, mevcut ilişkiniz dışındaki partnerler hakkında düşünme veya onları aktif olarak takip etme sürecidir ve bu takip oldukça geniş bir yelpazede gerçekleşebilir; internet ortamında veya şahsen yeni partnerler aramak veya eski bir ortak, iş arkadaşı veya spor salonunda yeni bir tanıdık ile yeni bir ilişkinin nasıl olabileceği hakkında hayaller kurmak gibi.</p>



<p>Gençlik döneminde birden fazla cinsel partneri olan insanların öğrendiği temel şey aslında budur; mevcut partneri önceki partnerlerle nasıl karşılaştıracağı[kıyaslama]. Hatta bu durum, yani önceki partnerlerin varlığı, mevcut partnerde[eşte] hata ve hayal kırıklığı bulmayı da daha kolay hale getirir. Bu da yeni partner arayış ve takiplerini [yani aldatmaları] tetikler.</p>



<p>Evlilik öncesinde seksüel deneyimi [birden çok cinsel partneri] olanlar yakın ve sıkı bir şekilde bağlı oldukları insanlarla ilişkilerini bitirmenin sorun olmadığını da öğrenmiş oluyorlar. Bireyler, bu şekilde ayrıldıkları her seks partnerinden sonra yeni bir partnerin ortaya çıkacağını, kişisel mutluluk ve doyumun devam edeceğini öğreniyorlar. Böylece bir ayrılığa doğru gitme ve ayrılma konusunda daha hızlı karar verir hale geliyorlar. Önceki ilişkiler ve çoklu ayrılıklar, mevcut ilişkinin [evliliğin] istikrarı üzerinde en güçlü olumsuz etkisini bu şekilde göstermiş olabilir. Bu durum bireylerin bir ayrılıktan sonra daha hızlı toparlanmalarına yardımcı olabilir, ancak insanların bir arada kalmasına [evlilik istikrarına] yardımcı olmuyor.</p>



<p>Yazarlar araştırma raporunu şu sonuç cümleleri ile bitiriyorlar;</p>



<p>‘’Modern flört anlayışında cinsel kimyanın kültürel nosyonuna yapılan vurgu ve flörtte cinsel deneyimin varsayılan önemi, birçok bekâr yetişkine, cinsel odaklı flörtün gelecekte ömür boyu sürecek başarılı bir evlilik arzusunu gerçekleştirmelerinde yardımcı olacağına inandırdı. Ya da en azından, bekârlık dönemindeki bu tür davranışların kişinin gelecekteki evlilik ve aile hayatından kopuk olduğuna ve evlilik üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığına inanıldı. Ancak sonuçlarımız, evliliğe kadar seksten kaçınmanın daha sonraki evlilik başarısı için gelişimsel olarak en yararlı ve daha az riskli yol olduğunu gösteriyor, bu&nbsp; konuda yapılan önceki çalışmaların bulgularını doğruluyor. Deneyimin faydası hayatın birçok alanında görülebilse de cinsel deneyimsizlik aslında çoğu insanın hayatlarında arzuladığı evlilik başarısına giden en iyi yol olabilir’’[1].</p>



<p>Araştırma raporunun başyazarı Dr.Willoughby de şöyle diyor; &#8220;Çalışmamız, son yıllarda yapılan diğer ulusal çalışmaları doğruluyor; cinsel açıdan deneyimsiz [seksten kaçınarak] flört eden çiftlerin oldukça istikrarlı bir evlilik içinde olma ihtimali iki ila üç kat daha fazladır. Görünüşe göre eşler arasındaki cinsel münhasırlık, evlilikteki yakınlıklar için [günümüzde] yeterince takdir edilmeyen bir temel sağlıyor ve eşlerin duygusal yakınlık ve sağlıklı iletişim üzerine kurulu, karşılıklı olarak tatmin edici bir ilişki kurmasına yardımcı oluyor.&#8221;[3]</p>



<p>Demek ki sağlıklı bir eş seçimi yapmak ve evlilikte mutluluğu yakalamak için yapılması gereken şeylerden biri de evlilik öncesi dönemde cinsellikten kaçınmaktır.&nbsp; Ama günümüzdeki flört kültürü bunu zorlaştırıyor. Araştırma yazarları haklı olarak şunu soruyorlar; ‘’Günümüzün flört kültüründeki ortalama insan bile neden uzun vadeli ve istikrarlı ilişki umutlarını riske atmaya yetecek kadar düşük kaliteli birliktelikler ve cinsel deneyimler biriktiriyor?’’</p>



<p>Cevabı da yine kendileri veriyor; ‘’Çünkü evlilik öncesi cinsel deneyim/tecrübe, cinsel kimya ve durulma hipotezi gibi kanıta dayalı olmayan kültürel mitlere inanılıyor.’’</p>



<p>Demek ki modern flört anlayışının dayattığı cinsellikle ilgili mitlere inanmamak gerekiyor. Özellikle gençlerimizin bu konuya dikkat etmeleri gerekiyor. Yazımızı Wheatley Enstitüsü raporunun şu sözleri ile bitirelim;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;‘’Cinsel ilişkilere dair mevcut kültürel bakış açılarımızın çoğu insan cinselliğini en çok tanımlayan özellikleri -sevgiyi, yakınlık kapasitemizi ve cinsel deneyime derin duygusal anlamlar yükleme yeteneğimizi- hesaba katmıyor. Oysa sevgi dolu ve kalıcı evlilikler, cinsel yakınlığın eşler arasında paylaşılan duygusal yakınlığın anlamlı bir fiziksel sembolü olduğu evliliklerdir [evlilik ancak bu takdirde,&nbsp; cinsel yakınlık, eşler arasındaki duygusal yakınlığın anlamlı bir fiziksel simgesi olabildiğinde sevgi dolu ve kalıcı olabilir]. Bu yoksa seks sadece fizikseldir ve uzun vadede tatmin edici olmaktan çıkar, tatminkâr olması için gereken anlamdan yoksun kalır. Flört eden ve evlenmeyi umut eden çiftler, arkadaşlık ve iletişim temelli bir ilişki geliştirmeye odaklanmalıdırlar, çünkü bu onlara evlendiklerinde cinsel yakınlıklarını süreğen kılma konusunda yardımcı olacak. Aksi halde &#8220;gerçek aşkı beklerken&#8221; tam tersi de olabilir, –beklemek [ise], duygusal yakınlığa, ortak değerlere ve etkili iletişime odaklanan flört deneyimlerini teşvik ederek gerçek aşkı yaratır’’[1].</p>



<p>Son mesajımız şu olsun;</p>



<p>Evlilik için ‘’el değmemiş kız’’ arayan erkekler; bunu talep edebilmeniz için öncelikle sizin de elinizin değmemiş olması lazım ki bunu hak etmiş olun, unutmayın, kadınlara haram olan şey size de haramdır.</p>



<p>Evlilik için ‘’aşk ve bağlılık’’ bekleyen kadınlar; bunu talep edebilmeniz için öncelikle sizin de ‘’aşık ve bağlı’’ olabilmeniz lazım ki bunu hak etmiş olun, unutmayın, yaşamınızı modern flört kültürünün dayattığı mitlere göre düzenlerseniz, erkeklerin başaramadığını siz de başaramazsınız.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>1-Willoughby BJ, Carroll JS, Dover C, Sullivan JT (2023). The Myth of Sexual Experience: Why Sexually Inexperienced Dating Couples Actually Go On to Have Stronger Marriages. The Wheatley Institute. https://wheatley.byu.edu/The-Myth-of-Sexual-Experience</p>



<p>2-Adamczyk A, Hayes B. American Sociological Review 2012;77[5] 723–746&nbsp; doi:10.1177/0003122412458672</p>



<p>3-Previti D, Amato PR. Journal of Social and Personal Relationships, 2004;21, 217-30.</p>



<p>4-https://wheatley.byu.edu/00000187-7c64-d575-ad9f-7c77a1a40001/the-myth-of-sexual-experience-press-release-pdf</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bekarlik-donemindeki-seksuel-deneyim-partner-ler-evlilikleri-nasil-bozuyor-seksuel-deneyim-cinsel-kimya-ten-uyumu-durulma-mitleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>TBMM Anayasa Komisyonunda Ne Dedim? Nasıl Linç Edildim?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tbmm-anayasa-komisyonunda-ne-dedim-nasil-linc-edildim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tbmm-anayasa-komisyonunda-ne-dedim-nasil-linc-edildim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Feb 2023 11:24:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18649</guid>

					<description><![CDATA[Geçtiğimiz Salı günü [24 Ocak 2023], Anayasa Komisyonunun daveti üzerine meclisteydim. Komisyon, görüşülmekte olan Anayasa değişikliği maddeleri üzerindeki görüşmeler kapsamında ‘’bilgi ve görüşlerime başvurulmak üzere’’ beni de davet etti. Malum, değişiklik önerisi 24. madde [başörtüsüne anayasal güvence] ve 41. madde ile ilgili idi. Ben 41. madde ile ilgili olarak davet edilmiştim. Çünkü tasarı ile olası eşcinsel evlilik ve evlat edinme taleplerinin önü, maddeye ‘’Evlilik birliği, ancak kadın ile erkeğin evlenmesiyle kurulabilir’’ ifadesi eklenerek kesilmek isteniyordu. Yapılmak istenen buydu, ben bu nedenle, eşcinsellikle ilgili kitabı ve çalışmaları olan bir ürolog akademisyen/yazar olarak [41. madde hakkında görüş beyan etmek üzere] davet edilmiştim. Ancak olan biteni olduğu gibi [doğru] nakleden gazeteler olduğu gibi [Sabah, Takvim, Türkiye], komisyon üyesi CHP Ankara milletvekili Murat Emir’in itirazını ön plana çıkaran, bilimsel verilere dayalı olarak sunduğum bilgileri yani asıl beyanlarımı görmezden gelen, verdiğim cevapları çarpıtan, söylemediklerimi isnad eden, dalga geçen, cehaletle suçlayan, iftira atan gazeteler ve siteler de oldu [Cumhuriyet, Evrensel, T24 vb]. Hatta olayı ‘’Başörtüsü teklifi görüşmelerinde ürolog dinlendi…’’ manşeti ile veren -manipülasyon yapan- siteler oldu [artigercek]. Sosyal medyada ise tam bir lince tabi tutuldum, özellikle KAOS GL başta olmak üzere eşcinsel lobi ve aktivistlerin domine ettiği mecralarda türlü türlü hakaretlere, aşağılamalara vs uğradım. Peki bunlar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçtiğimiz Salı günü [24 Ocak 2023], Anayasa Komisyonunun daveti üzerine meclisteydim. Komisyon, görüşülmekte olan Anayasa değişikliği maddeleri üzerindeki görüşmeler kapsamında ‘’bilgi ve görüşlerime başvurulmak üzere’’ beni de davet etti. Malum, değişiklik önerisi 24. madde [başörtüsüne anayasal güvence] ve 41. madde ile ilgili idi. Ben 41. madde ile ilgili olarak davet edilmiştim. Çünkü tasarı ile olası eşcinsel evlilik ve evlat edinme taleplerinin önü, maddeye ‘’Evlilik birliği, ancak kadın ile erkeğin evlenmesiyle kurulabilir’’ ifadesi eklenerek kesilmek isteniyordu. Yapılmak istenen buydu, ben bu nedenle, eşcinsellikle ilgili kitabı ve çalışmaları olan bir ürolog akademisyen/yazar olarak [41. madde hakkında görüş beyan etmek üzere] davet edilmiştim.</p>



<p>Ancak olan biteni olduğu gibi [doğru] nakleden gazeteler olduğu gibi [Sabah, Takvim, Türkiye], komisyon üyesi CHP Ankara milletvekili Murat Emir’in itirazını ön plana çıkaran, bilimsel verilere dayalı olarak sunduğum bilgileri yani asıl beyanlarımı görmezden gelen, verdiğim cevapları çarpıtan, söylemediklerimi isnad eden, dalga geçen, cehaletle suçlayan, iftira atan gazeteler ve siteler de oldu [Cumhuriyet, Evrensel, T24 vb]. Hatta olayı ‘’Başörtüsü teklifi görüşmelerinde ürolog dinlendi…’’ manşeti ile veren -manipülasyon yapan- siteler oldu [artigercek]. Sosyal medyada ise tam bir lince tabi tutuldum, özellikle KAOS GL başta olmak üzere eşcinsel lobi ve aktivistlerin domine ettiği mecralarda türlü türlü hakaretlere, aşağılamalara vs uğradım.</p>



<p>Peki bunlar beni şaşırttı mı? Tabii ki hayır, ben bunların olacağını biliyordum, zaten bu konularda yazan-konuşan biri olarak ben bunlara alışkınım, hatta bunlarla birlikte yaşıyorum, çünkü bu lobinin organize propagandist, etiketleyici, saldırgan, müfteri, çatışmacı yapısını ve hatta bunun eşcinselliğe içkin bir durum olduğunu biliyorum. Bu nedenle de tedbirimi baştan alıyorum. Nedir o? Naklettiğim tüm bilgileri mutlaka bilimsel bir çalışma verisine dayandırmak. Yani bilimsel olmayan [literatürde karşılığı bulunmayan] hiçbir bilgi nakletmemek, ki her halükarda sözlerimin arkasında durabileyim. Nitekim komisyonda naklettiğim tüm bilgiler de böyledir, konuşmayı irticalen yaptığım için tabii ki kaynak zikretmedim orada ama bilimsel dayanağı bulunmayan hiçbir veri nakletmedim, birazdan komisyon tutanaklarını nakledecek ve bunun böyle olduğunu kanıtlayacağım, hadi buyursunlar, görelim bakalım, bilimsel olan, literatürle konuşan kim, bilimsel olmayan, delilsiz konuşan, bazı mitleri bilimsel görüşlermiş gibi soslayarak sunan [dogmatik olan] kimmiş?</p>



<p>Anayasa Komisyonunun herkese açık tutanaklarını [24 Ocak 2023’teki konuşmamı] TBMM’nin sitesinden naklediyorum [sadece eş anlamlı 1-2 parantez ve naklettiğim bilgilerle ilgili literatürleri ekleyerek; cümle sonlarında […1,2] şeklinde eklediğim parantezler yani kaynaklar konuşmayı irticalen yaptığım için tutanaklarda yoktur];TBMM ANAYASA KOMİSYONU 24 OCAK 2023 TARİHLİ OTURUM</p>



<p>…</p>



<p>‘’OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Sayın Küçük, çok teşekkür ediyorum. Son söz, Profesör Zeki Bayraktar, Hocam, herhâlde siz Sağlık Üniversitesi olduğu için aile kısmı ve bu husus [la ilgili konuşacaksınız]?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – [Evet] 41’inci maddeyle ilgili.</p>



<p>OTURUM BAŞKA NI ALİ ÖZKAYA – Evet, buyurun. Sizden de orayı alabilirsek.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Sayın Başkan, sayın millet vekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ben, ürolog akademisyenim, hukukçu değilim. Görüşlerimi 41’inc i maddeyle ilgili teknik bağlamda [sunacağım], üç dakikaya neyi sığdırabilirsek…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Hocam, size üç dakika daha ilave veririz, bize yeter ki konuyu tam anlatın ama bir dakika daha istemeyin.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Evet, benim çağrılma nedenim, gerekçe, sanıyorum Türkiye’de [yazılan], tercüme olmayan, alandaki tek kitap yazarı olmam herhâlde, “İnterseks-Hermafrodit ve Eşcinsel” isimli kitap ve başka çalışmalarımız var. Şimdi, hukuki bağlamda zaten benim herhangi bir şey söyleme yetkinliğim yok, o konuya girmeyeceğim fakat bu konuda yirmi beş yıldır alanda çalışan bir ürolog olarak gördüklerimizi ve literatürde olan bilgileri harmanlayarak şunu söyleyebilirim: Bir dip dalgayla karşı karşıyayız ve henüz bunun kamuoyu tarafından da [tam] algılanabildiğini düşünmüyoruz çünkü bu dip dalga kamuoyunun algılayabileceği şekle [henüz] gelmemiş. Kamuoyu eşcinsel ve transseksüel bireyleri görür, biz ise bunun öncüllerini görüyoruz şu anda. 2019’da bu konuda yapılan akademik bir çalışmaya göre Türkiye ’de eşcinsellik oranı yüzde 4 olarak raporlanmıştır [1]. Bu konuda yapılan muhtelif [çalışmalar ve] sayılar var ama ben bu akademik çalışmayı naklediyorum, Rahman ve arkadaşları tarafından [yapılmış], İngiltere’de [bulunan] bir akademisyendir bu, bu çalışmaya göre Türkiye’de eşcinsellik oranı yüzde 4, Hollanda’da yüzde 15, en yüksek oran Hollanda’da tespit edilmiş, fakat bütün literatür verileri son on yılda, bunun da özellikle son beş yılında daha önce görmediğimiz yeni bir durumla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor [2-7], hatta bu kelime sizi ürkütebilir ama yine bir salgın var [3,5], fakat bu enfeksiyon salgını değil, “ergen karmaşası” dediğimiz, “ergenlerde biseksüel konfüzyon” dediğimiz, aslında eskiden beri var olan ama yüzde 98’i geçici olan bir durumun günümüze özgü koşullar nedeniyle, özellikle internet ve sosyal medya etkileşimleri bağlamında kalıcı hâle gelmesi sonucunda gördüğümüz ve teknik terimle “ergenlerde hızlı başlangıçlı cinsiyet hoşnutsuzluğu” adı verilen bir durum var, bu yeni bir klinik antite [5,7]. Eğer biz bu süreci doğru yönetemezsek; hekimler olarak, yöneticiler olarak, devlet olarak bu süreci rasyonel biçimde, akılcı yöntemlerle, panik yapmadan doğru bir şekilde yönetemezsek ne yazık ki önümüzdeki yıllarda eşcinsel ve transseksüel vakalarda bir patlamayla karşı karşıya kalabiliriz. Çünkü bu [cinsiyet hoşnutsuzluğu], eşcinselliğin ve transseksüelliğin öncülü olan bir durumdur [8-11].&nbsp;</p>



<p>Aslında eşcinsellik ve transseksüellik büyük oranda erken çocukluk döneminde “cinsiyet kimlik bozukluğu” dediğimiz, ki bu [gelişiminde] hatalı ebeveyn davranışlarının da etkili olduğu, akran etkileşimlerinin rol oynadığı, ergenlik döneminde yaşanan bu karmaşaların rol oynadığı bir süreçtir [8,9,12], busüreci iyi yönetemezsek önümüzdeki yıllarda böyle bir patlamayla karşı karşıya kalabiliriz. [Peki] Şu denilebilir mi: “Olsun -çünkü bizim bunu söyleyen arkadaşlarımızın da var olduğunu biliyoruz; bu bir karşıt görüş olarak da ele alınabilir, bir görüş olarak da ele alınabilir- eşcinsellik diyelim ki önümüzdeki yıllarda Hollanda gibi yüzde 15 ’lere, yüzde 25’lere çıksın, neticede bu da bir tercihtir [yönelimdir], niçin bundan kaygılanalım?” denilebilir mi?</p>



<p>Cevabı şöyle verelim: Devlet, vatandaşının, özellikle gençlerin beden ve ruh sağlığını korumakla yükümlüdür. Bu, devletin Anayasal görevidir, benim bildiğim kadarıyla.</p>



<p>FETİ YILDIZ (İstanbul) – Doğrudur.</p>



<p>PROF. DR. ZEK İ BAYRAKTAR – Eşcinsellik ve transseksüellik, adına ister “hastalık” deyin, ister “tercih” deyin, ister “yönelim” deyin, ister “normatif bir davranış ” deyin… ne derseniz deyin, öyle bir şeydir ki bireyin yaşam süresini on altı yıl ile yirmi yedi yıl arasında kısaltan yani ömrü ortalama yirmi beş yıl kısaltan bir durumdur [13-15]. Niye bu böyle? Çünkü eşcinseller, eşcinselliğe özgü davranışlar nedeniyle multipartnerli bir yaşam sürerler yani çok fazla partnerli bir yaşamları olur; 100’lü, 200’lü, 300’lü, 500’lü [partnerler], ve bu yaşamın getirdiği zührevi hastalıklar, riskler nedeniyle başta HIV olmak üzere bütün cinsel temasla geçen hastalıklara çok yüksek oranda yakalanırlar ve bu nedenle de başta kaposi sarkomu, lenfoma, anal-genital kanserler olmak üzere, kanserler ve enfeksiyonlar çok sık görülür ve bunlardan dolayı bağışıklık sistemi baskılanır ve ortalama yirmi, yirmi beş yıl ömür kısalır bu bireylerde [15]. Ayrıca, yaşadıkları sürede de yüksek oranda psikolojik sorunlar yaşarlar, yani madde bağımlılığı, anksiyete, depresyon, intihara eğilim ve bizatihi intihar, 7 kat ile 16 kat arasında fazla görülür bu bireylerde [15-27]. Dolayısıyla, sanıyorum hepimiz çocuklarımızın, torunlarımızın böyle bir durumla karşılaşmasını arzu etmeyiz. Devletin de vatandaşlarının beden ve ruh sağlığını korumakla görevli olduğunu düşündüğümüz zaman -teknik detayını ben bilemem ama- bu konuda belli önlemlerin alınması gerektiği ortadadır ve hatta bunun aslında yine benim görebildiğim kadarıyla, daha sistematik bir şekilde [yapılması gerekir], sadece Anayasa veya yasal düzenlemelerle değil, devletin etkin kurumları, Bakanlıklar devreye girerek, bütün ebeveynlerin bu konuda bilinçlendirilmesini, bütün öğretmenlerin bu konuda bilinçlendirilmesini sağlayarak, özellikle bu ergen karmaşasını nasıl yöneteceğimiz konusunda bilinçlendirme yaparak bu süreci iyi yönetmemiz gerekiyor. Bu konuda biz elimizden geldiğince STK&#8217;lerde katkı vermeye çalışıyoruz, bugün de burada bu sunumu yaparak [inşallah] katkı vermiş olduk. Süremi aştım mı bilemiyorum.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Yok, teşekkür ediyoruz Sayın Hocam yani size özellikle teşekkür ediyorum. İsminizi duyuyorduk ama ilk defa gördük. Bu konuyu bu kadar kısa sürede bu kadar vazıh anlattığınız için ayrıca teşekkür ediyorum.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Bir soru var Sayın Başkanım.</p>



<p>FETİ YILDIZ (İstanbul) – Hangi sene yapıldı bu [çalışma]?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Az önce verdiğim eşcinsellik oranı 2019’da yapıldı, 25 ülke incelemesi var.</p>



<p>FETİ YIL DIZ (İstanbul) – Yaş aralığı?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BA YRAKTAR – Erişkinlerde, 20 yaşın üzerindeki [bireylerde], ama o “Ergenlerle ilgili salgın var.” dediğimiz şey ergen grubunda, yani 12 -18 yaş arası grupta.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Evet, Millet vekilimiz Sayın Murat Emir hem doktor hem de hukukçu. Buyurun.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Sayın Başkan, ben bir Komisyon üyesi olarak şimdiye kadar söz almadım ve soruyu da birkaç dakikalık bir açıştan sonra soracağım eğer izin verirseniz.</p>



<p>MURAT EMİ R (Ankara) – [Önce 24. madde ile ilgili görüşlerini beyan ettikten sonra] …&nbsp;</p>



<p>Devam ediyorum, şimdi ben geçen haftaki oturumda bir talepte bulunmuştum. Hiç olmazsa bakın “ sapkınlık,” “sapıklık” falan deniyor, Türk Psikiyatri Derneğinin bir temsilcisini çağırın demiştim. Bilim insanı gelsin, birkaç kişi gelsin, Türk Tabipler Birliğinden de gelsin ve bu konuda bizi aydınlatsınlar, ben burada derin bir cehalet görüyorum. Kendi pozisyonumu ifade edeyim önce yanlış anlamalara izin verilmemesi için. Türkiye’de, bu ülkede, bu toplumda çocuklarımızı, ergenlerimizi korumak birincil görevimizdir ve bunun için millî eğitimden tutun birçok alanda yapılması gereken birçok şey olduğuna inanıyorum, bu alanın başıboş bırakılmaması gerektiğine inanıyorum.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Çok özür diliyorum ama Genel Kurul ara vermiş, Meclis kapanmış.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Geliyorum, geldim, bir dakika kaldı Sayın Başkan.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Yine kapattırırsınız Genel Kurulu.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara ) – Bakın, sayın uzmanı çağırdınız, sayın meslektaşımı çağırdınız, önemli bilgiler verdi, teşekkür ederim ama…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ Ö ZKAYA – Hocama sorun ki…</p>



<p>MURAT EMİ R (Ankara ) – Soruyorum, şimdi soruyorum. Bakın, kullandığı kelimeleri söylüyorum, sizi şey yapmak için söylemiyorum, siz çünkü ürologsunuz hâliyle. Bakın, ergenlik karmaşası, cinsel kimlik bunalımı, cinsel kimlik arayışı, normatif davranış, psikolojik sorunlar, intihar, depresyon, ya bunlar üroloğun işi değil arkadaşlar, bunlar psikiyatristlerin işi, psikologların işi, ergen psikiyatrisiyle uğraşanların işi; getirin bir tane uzman onlar anlatsın bunları. Ya, bu yüce Meclis bunlara mahkûm mu?</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ Ö ZKA YA – Bak, bu hiç olmadı, bu hiç olmadı Murat Bey.</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Evet, bakın bu soruların hangisi ürolojinin alanıdır?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Bir cevap verebilir miyim?</p>



<p>MURAT EMİ R (Ankara ) – Hocam, bakın söylediğiniz kelimeler. Ergenlik karmaşası ürolojinin alanı mıdır? Psikolojik sorunlar ürolojinin alanı mıdır? İntihar, depresyon ürolojinin alanı mıdır? Ruh sağlığını korumak, cinsel kimlik ürolojinin alanı mıdır Hocam?</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Teşekkür ediyorum. Şimdi bu [konu] konuşulurken ifade edilen bir kısaltma var, biliyorsunuz, LGBTİ. L, lezbiyen; G, gey, B, biseksüel; T, transseksüel; İ, interseks. Bu kitabım bunların tamamını anlatan bir kitaptır. Mesela interseks dediğimiz hasta grubu tamamen ürolojinin alanındadır, psikiyatristler tek bir interseks [vaka] görmezler, bir. Transseksüeller yani cinsiyet değiştirme ameliyatları, …</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara) – Ya yapmayın, ameliyata son anda size geliyorlar.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Müsaadenizle…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Evet, Sayın Emir, Hocam cevap versin. Ben kapatmak durumundayım, bir ara vermek durumundayım, Genel Kurula geçeceğiz.</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Cinsiyet değiştirme ameliyatları da keza ürologların dâhil olduğu bir şeydir. Geyler, biseksüeller psikiyatristlerin terapi alanıyla alakalıdır ama bunlar p sikiyatristlerden 10 kat daha f azla bize gelirler, biyolojik-zührevi hastalıklar nedeniyle yani benim yirmi beş yılda gördüğüm gey, biseksüel…</p>



<p>AYSU BANKOĞL U (Bartın) – Ne alakası var Anayasa değişikliğiyle.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ Ö ZKAYA – Sayın Bankoğlu, lütfen…</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Ama meslektaşımın şu dediği doğru: Buraya bir psikiyatrist de çağırılmalı, çağrılabilir fakat ben burada terapiyle ilgili bir şey söylemedim, dik kat ed erseniz…</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Hocam, mesele …</p>



<p>PROF. DR. ZEKİ BAYRAKTAR – Altını çizmek istiyorum Sayın Başkan. Bakın, ben psikiyatristlerin terapi alanına karışmadım hatta eşcinselliği bir hastalık olarak nitelemedim, yönelim olarak niteledim, normatif veya normatif değil diye de nitelemedim çünkü bu tartışmaları ben biliyorum. Dedim ki: Nasıl nitelerseniz niteleyin sonuca bakıyoruz. Sonuç: Eşcinsellik öyle bir durumdur ki bireyin ortalama yaşamını on altı yıl ile yirmi altı yıl arasında kısaltan bir durumdur. Neden bu [böyle bir] durumdur? İşte bunu [eşcinsellerin maruz kaldığı biyolojik-zührevi hastalıkları ve sonuçlarını] psikiyatristler bilmezler. Bir psikiyatrist arkadaşım olsa tartışırdık. Çünkü ben…</p>



<p>MURAT EMİR (Ankara ) – Olsun diyoruz işte, biz gelsin istiyoruz.</p>



<p>OTURUM BAŞKANI ALİ ÖZKAYA – Onu da biz konuşacağız. Hocam, teşekkür ediyorum, ara vereceğim.’’</p>



<p>Evet, komisyonda naklettiğim bilgiler bunlardı, şimdi bu bilgileri hangi tıbbi literatüre dayalı olarak verdiğimi [kaynaklarımı] naklediyorum, bilimsel olan/olmayan, delille konuşan/konuşmayan kimmiş görelim.</p>



<p>Naklettiğim bu bilgilerin hangisi yanlış?</p>



<p>Hodri meydan…</p>



<p>.</p>



<p>KAYNAKLAR</p>



<p>1-Rahman Q, Xu Y, Lippa RA, Vasey PL.Prevalence of Sexual Orientation Across 28 Nations and Its Association with Gender Equality, Economic Development, and Individualism. Arch Sex Behav. 2019 Dec 3. doi: 10.1007/s10508-019-01590-0.</p>



<p>2- Wood H, Sasaki S, Bradley SJ, et al. Patterns of referral to a gender identity service for children and adolescents (1976–2011): Age, sex ratio, and sexual orientation [Letter to the Editor]. Journal of Sex and Marital Therapy, 2013;39, 1-6.</p>



<p>3-Marchiano L. Outbreak: On transgender teens and psychic epidemics. Psychological Perspectives: A Quarterly Journal of Jungian Thought, 2017;60, 345-66.</p>



<p>4-de Graaf NM, Giovanardi G, Zitz C, Carmichael P Sex ratio in children and adolescents referred to the Gender Identity Development Services in the UK (2009–2016) [Letter to the Editor]. Archives of Sexual Behavior, 2018;47, 1301-304.</p>



<p>5-Zucker KJ. Adolescents with Gender Dysphoria: Refections on Some Contemporary Clinical and Research Issues. Arch Sex Behav. 2019 Oct;48(7):1983-1992.</p>



<p>6-Kaltiala R, Bergman H, Carmichael P, et al. Time trends in referrals to child and adolescent gender identity services: a study in four Nordic countries and in the UK. Nord J Psychiatry. 2020 Jan;74(1):40-44.</p>



<p>7-Littman L. Correction: Parent reports of adolescents and young adults perceived to shown signs of a rapid onset of gender dysphoria. PLoS ONE. 2019; https ://doi.org/10.1371/journ al.pone.02141 57.</p>



<p>8-Bradley SJ, Zucker KJ. Gender identity disorder psychosexual problems in children and adolescents. Canadian Journal of Psychiatry, 1990;35 (6), 477-486.</p>



<p>9-Bailey JM, Zucker KJ. Childhood sex-typed behavior and sexual orientation: a conceptual analysis and quantitive review. Developmental Psychology, 1995;31 (1), 43-55.</p>



<p>10-Wallien MS, Cohen-Kettenis PT. Psychosexual outcome of gender-dysphoric children. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry.2008;47:1413-1423.</p>



<p>11-Drummond KD, Bradley SJ, Peterson-Badali M, Zucker K. A follow-up study of girls with gender identity disorder. Dev Psychol. 2016;44:34-45.&nbsp;</p>



<p>12-van den Aardweg GJM. On the Psychogenesis of Homosexuality. Linacre Q. 2011, Aug;78(3):330-354.</p>



<p>13-CDC, “HIV Cost-effectiveness: HIV Survival,”&nbsp;</p>



<p><a href="http://web.archive.org/web/20131107173550/http://www.cdc.gov/hiv/prevention/ongoing/costeffectiveness/">http://web.archive.org/web/20131107173550/http://www.cdc.gov/hiv/prevention/ongoing/costeffectiveness/</a></p>



<p>14-Hogg R, Lima V, Sterne JAC et al; Antiretroviral Therapy Cohort Collaboration. Life expectancy of individuals on combination antiretroviral therapy in high-income countries: a collaborative analysis of 14 cohort studies. Lancet 2008 Jul 26;372(9635):293-9.</p>



<p>15-Camenker B. The health hazards of homosexuality: what the medical and psychological research reveals/Eşcinsel Hayat Tarzının Sağlık Tehlikeleri [Çeviren:Gül Aktaş], Kaknüs y., 2021, s.82, 352</p>



<p>16-Fergusson DM, Horwood LJ, Beautrais AL. Is sexual orientation related to mental health problems and suicidality in young people? Arch Gen Psychiatry. 1999 Oct;56(10):876-80.</p>



<p>17-Fergusson DM, Horwood LJ, Ridder EM, Beautrais AL Suicidal behaviour in adolescence and subsequent mental health outcomes in young adulthood. Psychol Med. 2005 Jul;35(7):983-93.</p>



<p>18-Bostwick WB, Boyd CJ, Hughes TL, McCabe SE. Dimensions Of Sexual Orientation And The Prevalence Of Mood And Anxiety Disorders In The United States. American Journal of Public Health, 2010;100(3), 468-75.</p>



<p>19-Remafedi G, Resnick M, Blum R, Harris L. Demography of sexual orientation in adolescents. Pediatrics. 1992 Apr;89(4 Pt 2):714-21.</p>



<p>20-Lourie MA, Needham BL. Sexual Orientation Discordance and Young Adult Mental Health. J Youth Adolesc. 2017 May;46(5):943-954.</p>



<p>21-Lytle MC, De Luca SM, Blosnich JR, Brownson C. Associations of racial/ethnic identities and religious affiliation with suicidal ideation among lesbian, gay, bisexual, and questioning individuals. J Affect Disord. 2015 Jun 1;178:39-45.</p>



<p>22-Lock J, Steiner H. Gay, lesbian, and bisexual youth risks for emotional, physical, and social problems: results from a community-based survey. J Am Acad Child Adolesc Psychiatry. 1999 Mar;38(3):297-304.</p>



<p>23-Haas AP, Eliason M, Mays VM et al.&nbsp; Suicide and Suicide Risk in Lesbian, Gay, Bisexual, and Transgender Populations: Review and Recommendations, J Homosex. 2011;58(1):10-51.</p>



<p>24-Sandfort TGM, de Graaf R, Bijl RV et al. Same-sex sexual behavior and psychiatric disorders: findings from the Netherlands Mental Health Survey and Incidence Study (NEMESIS). Arch Gen Psychiatry 2001;58:85–91.</p>



<p>25-Sandfort TG, de Graaf R, Ten Have M, Ransome Y, Schnabel P. Same-sex sexuality and psychiatric disorders in the second Netherlands Mental Health Survey and Incidence Study (NEMESIS-2). LGBT Health. 2014 Dec;1(4):292-301. Epub 2014 Oct 16.</p>



<p>26-Yavuz MF,&nbsp; Dalkanat N, Gölge B, Müderrisoğlu S. Eşcinsel erkeklere yönelik fiziksel şiddetin değerlendirilmesi. Adli Tıp Dergisi 2006;20(2):15-21.</p>



<p>27-Zhao Y, Montoro R, Igartua K, Thombs BD. Suicidal ideation and attempt among adolescents reporting &#8220;unsure&#8221; sexual identity or heterosexual identity plus same-sex attraction or behavior: forgotten groups? J Am Acad Child Adolesc Psychiatry. 2010 Feb;49(2):104-13.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tbmm-anayasa-komisyonunda-ne-dedim-nasil-linc-edildim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel Münhasırlık, Aldatma ve İntiharlar: TV ve Dizilerle Yapılan Modern Zorbalık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinsel-munhasirlik-aldatma-ve-intiharlar-tv-ve-dizilerle-yapilan-modern-zorbalik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinsel-munhasirlik-aldatma-ve-intiharlar-tv-ve-dizilerle-yapilan-modern-zorbalik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Jan 2022 09:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<category><![CDATA[zorbalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18030</guid>

					<description><![CDATA[Modern yaşam etiketi ile takdim edilen [karikatürize edilmiş] romantizm ve serbest cinsellik diktası her iki cinsi de mağdur ediyor. Ancak kadınlar her halükârda daha çok mağdur oluyor.  Çünkü kadınların kırılganlıkları [frajiliteleri] daha fazla. Ayrıca toplumsal cinsiyet normları da kadınların bu kırılganlıklarını artırıyor. Duygusal ve toplumsal yapı kadınların kırılganlık eşiğini [ikisi birlikte] olabildiğince düşürüyor.  İster ihbar deyin ister uyarı, günümüzde evlilik öncesi serbest cinsellik yaşayan erkeklerin hemen hepsi çok partnerlidir. Lakin her bir kadın partner, kendisini yegâne sevgili [arkadaş ve müstakbel eş adayı] olarak görüyor. Öyle olduğunu sanıyor. Bunun böyle olmadığını bir şekilde anlayınca da arzu nesnesi olarak kullanıldığını anlıyor ve büyük bir travma yaşıyor. Depresyona giriyor. Akut veya subakut intiharlar meydana gelebiliyor. Nitekim hemen her gün bunun örneklerini görüyoruz.&#160; Dünyanın her yerinde [her toplumda/kültürde], evli veya değil tüm çiftler, cinsel münhasırlık normuna sadık kalınmasını [sadakat] ister Bu norm ihlal edildiğinde geleneksel kuralları önemsemeyen çiftlerde bile ilişki bozulur ve büyük travmalar yaşanır [1,2]. Modern yaşam, romantizm ve serbest cinsellik mottosu ile [romantizm ve erotizmi] öldürdüğü gibi gençlerimizi de öldürüyor. İnternet ve TV’ler, diziler aracılığı ile bu çarka su taşıyorlar. Diziler ergenliğe giren her gencin hemen [anında] sevgili yapması gerektiğini dikta ediyor. Tüm telkinler bu yönde. Bu o kadar yaygın ve güçlü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modern yaşam etiketi ile takdim edilen [karikatürize edilmiş] romantizm ve serbest cinsellik diktası her iki cinsi de mağdur ediyor. Ancak kadınlar her halükârda daha çok mağdur oluyor.  Çünkü kadınların kırılganlıkları [frajiliteleri] daha fazla. Ayrıca toplumsal cinsiyet normları da kadınların bu kırılganlıklarını artırıyor. Duygusal ve toplumsal yapı kadınların kırılganlık eşiğini [ikisi birlikte] olabildiğince düşürüyor. </p>



<p>İster ihbar deyin ister uyarı, günümüzde evlilik öncesi serbest cinsellik yaşayan erkeklerin hemen hepsi çok partnerlidir. Lakin her bir kadın partner, kendisini yegâne sevgili [arkadaş ve müstakbel eş adayı] olarak görüyor. Öyle olduğunu sanıyor. Bunun böyle olmadığını bir şekilde anlayınca da arzu nesnesi olarak kullanıldığını anlıyor ve büyük bir travma yaşıyor. Depresyona giriyor. Akut veya subakut intiharlar meydana gelebiliyor. Nitekim hemen her gün bunun örneklerini görüyoruz.&nbsp;</p>



<p>Dünyanın her yerinde [her toplumda/kültürde], evli veya değil tüm çiftler, cinsel münhasırlık normuna sadık kalınmasını [sadakat] ister Bu norm ihlal edildiğinde geleneksel kuralları önemsemeyen çiftlerde bile ilişki bozulur ve büyük travmalar yaşanır [1,2].</p>



<p>Modern yaşam, romantizm ve serbest cinsellik mottosu ile [romantizm ve erotizmi] öldürdüğü gibi gençlerimizi de öldürüyor. İnternet ve TV’ler, diziler aracılığı ile bu çarka su taşıyorlar. Diziler ergenliğe giren her gencin hemen [anında] sevgili yapması gerektiğini dikta ediyor. Tüm telkinler bu yönde. Bu o kadar yaygın ve güçlü bir dikta ki hiç kimse bu konuda en ufak bir itirazda bulunamıyor. Çünkü gerici ve bağnaz diye damgalanma riski var!&nbsp;</p>



<p>Peki sonuç ne oluyor? Henüz ergenlik çatışmaları stabilleşmeyen gençler yani 15-16 yaşındaki çocuklar bile bu diktanın empoze ettiği tarzda sevgili hayatı yaşıyorlar [son vakalardan birinde 16 yaşındaki kız balkondan atlayarak intihar ediyor, 16 yaşındaki erkek ise polis tarafından son anda yakalandı].&nbsp;</p>



<p>Tabii bir de özgürlük ve ‘’kimsenin özel yaşamına karışılamaz’’ mottosu var. Doğru, karışılamaz. Ama siz karışıyorsunuz işte. Bu diktalarınız sayesinde hemen her kesimin özel hayatına karışmış oluyorsunuz. Ayrıca ateş düştüğü ocağı yakıyor, değil mi? Sizin bu mottolarınız&nbsp; evlatlarını kaybeden anne-babaların yüreklerindeki ateşi söndürebiliyor mu?</p>



<p>Bu çanağa su taşıyan kim varsa; dizilerde sürekli olarak açık ve örtük mesajlarla bu telkinleri yapanlar, senaristler, yapımcılar, reyting uğruna bunları yayınlayan TV’ler, gazeteler vs&#8230;</p>



<p>Kısaca bu modern zorbalığa çanak tutan herkes!</p>



<p>Gençlerimizin katlediyorsunuz! Evet, gençlerimizin bir kısmını gerçekten, çoğunu da ruhen katlediyorsunuz!</p>



<p>Gençlerimizi elimizden alıyorsunuz! Evimizdeki konukları almaya gelen Lut kavminin zorbaları gibisiniz [29/29]. Lakin zorbalıklarınız o kadar ustaca ve sofistike ki, kimse sizin yolları kestiğinizi ve eşkiyalık yaptığınızı fark edemiyor!</p>



<p>Keşke size karşı bir gücümüz olsa!</p>



<p>1-Previti D, Amato PR. Is infidelity a cause or a consequence of poor marital quality? Journal of Social and Personal Relationships, 2004;21, 217-30.</p>



<p>2-Nock SL. Marriage in men’s lives. New York: Oxford University Press, 1998, s.22</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinsel-munhasirlik-aldatma-ve-intiharlar-tv-ve-dizilerle-yapilan-modern-zorbalik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Celal Şengör’ün Pornografiyi Öven Sözleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/celal-sengorun-pornografiyi-oven-sozleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/celal-sengorun-pornografiyi-oven-sozleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Aug 2021 08:55:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17532</guid>

					<description><![CDATA[‘’Yangınlar nedeniyle ciğerlerimiz yanarken, salgın nedeniyle yorgun ve bitkin düşmüşken, bu konu da nereden çıktı şimdi?’’ diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama dünden beri Jeolog Prof. Dr. Celâl Şengör’ün pornografiyi ve porno sitelerini öven videoları soruluyor bana. Oldukça yanlış ve yanıltıcı bilgiler içeren bu sözlere cevap vermek de bizim işimiz. Şengör’ün bu videolarını daha önce görmemiştim. Tam ne diyor diye baktım. O bu düşüncelerini 2011 yılında Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi’nde yayımlanan “Porno siteleri ve sayısız faydaları” başlıklı yazısında da dile getirmiş. Şöyle diyor Şengör (1); “Öğrencilik yıllarımdan beri porno filmleri seyretmeyi severim. Hatta bunların muhtelif kültürlerde yapılmış olanları arasındaki farkları düşünmek, insana çok ilginç bakış açıları kazandırır. Cinsel faaliyet zevkli, hem de çok zevklidir. Bunu adam gibi yaparak ondan en üst düzeyde zevk almak da bir eğitim işidir. Çiftleşme öncesi sevişme oyunları, çiftleşmenin muhtelif pozisyonları, çiftleşmenin süresinin ayarlanabilmesi ve daha nice faydalı bilgiler çiftleşmeyi yapacak çiftler için gerekli bilgilerdir. İlkel kültürlerin pek çoğu, çiftleşmeyi ayıp saydığı için, gençler bu bilgilerden mahrum kalarak cinsel hayatlarında mutsuz olur ve tabiatın bizlere sunduğu bu müthiş hediyeden istifade edemezler. Porno sitelerinin ve filmlerinin ilk ve en önemli faydası bu eğitimi görsel olarak bireye vermesidir. Bu eğitimi alamayanların ne haltlar ettiklerini her gün gazetelerde okuyoruz: Irza geçme, namus &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>‘’Yangınlar nedeniyle ciğerlerimiz yanarken, salgın nedeniyle yorgun ve bitkin düşmüşken, bu konu da nereden çıktı şimdi?’’ diyebilirsiniz. Haklısınız. Ama dünden beri Jeolog Prof. Dr. Celâl Şengör’ün pornografiyi ve porno sitelerini öven videoları soruluyor bana. Oldukça yanlış ve yanıltıcı bilgiler içeren bu sözlere cevap vermek de bizim işimiz. Şengör’ün bu videolarını daha önce görmemiştim. Tam ne diyor diye baktım. O bu düşüncelerini 2011 yılında Cumhuriyet Bilim Teknoloji Dergisi’nde yayımlanan “Porno siteleri ve sayısız faydaları” başlıklı yazısında da dile getirmiş. Şöyle diyor Şengör (1);</p>



<p>“Öğrencilik yıllarımdan beri porno filmleri seyretmeyi severim. Hatta bunların muhtelif kültürlerde yapılmış olanları arasındaki farkları düşünmek, insana çok ilginç bakış açıları kazandırır.</p>



<p>Cinsel faaliyet zevkli, hem de çok zevklidir. Bunu adam gibi yaparak ondan en üst düzeyde zevk almak da bir eğitim işidir. Çiftleşme öncesi sevişme oyunları, çiftleşmenin muhtelif pozisyonları, çiftleşmenin süresinin ayarlanabilmesi ve daha nice faydalı bilgiler çiftleşmeyi yapacak çiftler için gerekli bilgilerdir. İlkel kültürlerin pek çoğu, çiftleşmeyi ayıp saydığı için, gençler bu bilgilerden mahrum kalarak cinsel hayatlarında mutsuz olur ve tabiatın bizlere sunduğu bu müthiş hediyeden istifade edemezler.</p>



<p>Porno sitelerinin ve filmlerinin ilk ve en önemli faydası bu eğitimi görsel olarak bireye vermesidir. Bu eğitimi alamayanların ne haltlar ettiklerini her gün gazetelerde okuyoruz: Irza geçme, namus cinayetleri, çocuklarla cinsel ilişkiye girme gibi sapıklıklar adam gibi cinsel eğitim almamış ve bu nedenle tabiatın kendisine verdiği çiftleşme dürtüsünü kontrolden aciz erkeklerin yarattığı vahşet örnekleridir.</p>



<p>İnternetin bir faydası da bazı porno filmlerde gösterilen ve sağlığa zararlı olan hareketleri tartışmaya açması, bunların zararlarını anlatmasıdır. Bazı porno filmlerinin kendileri seyircilerini ikaz eden ibareler taşırlar: ‘Burada seyrettiklerinizi evde denemeye kalkışmayınız.’ Bu da porno film endüstrisinin öğretici görevlerinden biridir” (1).</p>



<p>Şengör’ün pornoyu öven bu açıklamaları tabii ki yanlış, bilimsel hiçbir dayanağı yok. Konu hakkında ‘’Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz Cinsellik’’ adlı kitabımın ilgili bölümünü naklediyorum. Metnin içinde yer alan ama burada görülemeyen bilimsel kaynaklar kitabımızdan görülebilir (2).&nbsp;</p>



<p> Pornografinin Zararları </p>



<p>Günümüzde bilgisayar teknolojilerinin gelişmesi ve internetin yaygınlaşması nedeniyle pornografik yayınların izlenmesinde ciddi artışlar gözlenmektedir.&nbsp; Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya gibi sınırsız internet erişimine sahip gelişmiş ülkelerde yapılan epidemiyolojik çalışmalar pornografinin erkeklerin çoğunluğu [%64-70] tarafından kadınların da yaklaşık dörtte biri [%23-33] tarafından kullanıldığını göstermektedir.&nbsp; Ancak pornografi kullanımı gelişmekte olan ülkelerde de yaygınlaşıyor. Örneğin son araştırmalar Etiyopya ve Bangladeş&#8217;teki öğrencilerin yarından fazlasının pornografiye maruz kaldığını gösteriyor.&nbsp; En büyük çevrimiçi pornografik web sitelerinden alınan veriler de bu bulguları destekliyor. Erkeklerin çoğunluğu [%74] bu siteleri ziyaret ediyor ve pornografik yayınlar [siteler] her geçen yıl daha da büyüyor.</p>



<p>Çeşitli medya organlarında görünen sosyal temsiller cinsel deneyimlerin algılanma ve anlaşılma biçimini etkileyebilir. Pornografi orgazmın tasvir edildiği tek ortam olmasa da bu tasvirlerin en yaygın ve en açık olanıdır. Erişimi internet nedeniyle oldukça kolay hale gelmiştir. Montreal Quebec Üniversitesinden Seguin ve ark. tüm zamanların en çok izlenen 50 pornografi videosunu erkek ve kadın orgazmının sıklığı, orgazma neden olan cinsel eylemler [kadın orgazmlarını tetikleyen aktivitenin klitoral uyarımı içerip içermediği] ve işitsel [sözlü, sesli] ve görsel [bedensel] orgazm göstergelerini incelediler. Bu videoların 45&#8217;inde heteroseksüel bir çift, 5’inde ise grup seks varyasyonları mevcuttu. Oyuncuların 60’ı kadın 50’si erkekti. Veriler kodlanarak cinsel senaryo teorisi ve önceki orgazm araştırmaları ışığında analiz edildiğinde görüldü ki, bu videolarda, erkeklerin %78&#8217;ine karşı kadınların sadece %18,3&#8217;ü orgazma ulaşıyordu [bunların da %45’i vajinal, %35’i anal ilişki ile geriye kalanı da diğer yollarla sağlanıyordu]. Semen görünümü haricinde orgazm tasvirlerinde cinsiyet farklılıkları da belgelendi. Sonuçta orgazmın pornografik tasvirleri erkek performans senaryosunu destekliyor ve erkek-kadın orgazmının temsilleri, kadın orgazmı ve erkek cinsel performansı ana akım pornografik görüntülerde gerçekçi olmayan inançları ve beklentileri sürdürmeye hizmet ediyordu.</p>



<p>Bu bulgular pornografinin cinsel tatmini neden ve nasıl azalttığına daha doğrusu ne kadar yanlış bilgiler verdiğine dair önemli veriler sunuyor. Öncelikle seksi erkek performans senaryosu üzerinden tanıtıyor ve kadınların nadiren [%18] orgazm yaşadıkları mesajını veriyor. Üstelik bunların çoğu da penetratif vajinal ilişkiler haricindeki ilişkilerle sağlanıyor. Oysa gerçekte kadınların çoğu orgazma vajinal ilişki ile ulaşmaktadır. Dolayısıyla pornografi seksi erkek performans senaryosu üzerinden tanıtmaktadır. Seks pornografide erkekler için tek boyutlu, kadın partnerlerin nesneleştirildiği ve tatmin edici olmayan düşük kaliteli bir eylem olarak sunulmaktadır. Cinselliğin bu görüntüler üzerinden öğrenilmesi çok ciddi seksüel ve hatta davranışsal problemlere neden olur. Nitekim pornografinin cinsel işlevin tüm parametrelerini olumsuz etkilediğini ve cinsel işlevi bozduğunu gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır. Pornografi kullanımına bağlı olarak uyarılma eşiğinde değişiklikler meydana gelmekte, cinsel istek,&nbsp; uyarılma ve ereksiyon problemleri yaşanmakta,&nbsp; boşalma zamanı gecikmekte&nbsp; ve cinsel tatmin her iki cinste de azalmaktadır.</p>



<p>Pornografi uyarılma eşiğini yükselterek normal partnere [eşe] karşı uyarılma ve orgazma ulaşım zamanını uzatmakta, eşin cinsel olarak daha az çekici bulunmasına neden olmakta ve orgazma ulaşımı zorlaştırmaktadır.&nbsp; Pornografi alışkanlığı bulunan erkekler uyarılma problemlerini aşmak için daha sık mastürbasyon yapmaktadırlar. Cinsel işlev bu erkeklerde bundan dolayı da bozulmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Pornografi cinsel tatmini erkekte de kadında da azaltmaktadır. Çiftlerde paylaşılan pornografi, partnerleri gerçek ilişki sırasında daha fazla cinsel keşif için teşvik edici olabilir gerekçesiyle pornografinin cinsel tatmin üzerinde olumlu etkileri bulunabileceğini savunan kısıtlı bazı çalışmalar bulunmaktadır.&nbsp; Ancak pornografi cinsel tatmini genel olarak olumsuz etkilemektedir.&nbsp; Bunu gösteren pek çok çalışma mevcuttur.</p>



<p>Pornografiye sık maruz kalmak cinsel tatmini potansiyel olarak şu faktörlere bağlı olarak olumsuz etkilemektedir;&nbsp; 1-Gerçek partnerin pornografik filmlerdeki idealleştirilmiş beden özellikleri ve oyunculuk rolleriyle karşılaştırılması,&nbsp; 2-Gerçek partnerin pornografik materyallerde gözlemlenen sahneleri yeniden oluşturamaması, 3-Gerçek partnerle pornografik materyallerde sunulduğu gibi geniş bir cinsel yelpazenin elde edilememesi, bunların oluşturduğu hayal kırıklıkları,&nbsp;&nbsp; 4-Gerçek bir partnerle cinsel ilişki yerine seçilen pornografiyle temas,&nbsp; 5-Uyarılma eşiğinin değişmesi,&nbsp; 6-Pornografi ile ödül merkezinin yoğun bir şekilde uyarılması ve cinselliğe duyarlı ödül sisteminin değişmesi.&nbsp;</p>



<p>Netice itibari ile pornografi cinsel işlevi ve cinsel tatmini birçok etkene bağlı olarak bozmaktadır. Nörobiyolojik çalışmalar da bu verileri teyit etmektedir. Uzun süreli pornografi kullanımı cinselliğe duyarlı ödül sistemindeki değişikliklere bağlı olarak cinsel istek üzerinde olumsuz etkiler yapmaktadır. Gerçek cinsel ilişkiden daha aktif uyaranlar içeren pornografinin tercih edilmesi ödül sisteminin cinselliğe duyarlılığını değiştirmekte ve sonuçta da cinsel işlev bozulmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Pornografinin cinsel işlev üzerindeki etkileri erkeklerde ve kadınlarda farklılık gösterebilmektedir. Ayrıca pornografi kullanımının sıklığı, zamanı ve tüketilen pornografi türü de sonucu etkilemektedir.&nbsp; Yaşları 18-76 arasında toplam 754 kadının dahil edildiği bir çalışma&nbsp; uzun süreli bir ilişkisi bulunan ve pornografiyi daha sık kullanan kadınların, partnerlerine karşı artan cinsel isteklerini ortaya çıkarabildiklerini ve cinsel çeşitlilik için daha yüksek bir istek bildirdiklerini raporlamaktadır.&nbsp; Bu sonuç erkekler ve kadınlar arasındaki farklılıklardan veya partner etkisinden kaynaklanıyor olabilir. Libido bu kadınlarda pornografi kullandıkları için mi artıyor yoksa bu kadınlar libidoları yüksek olduğu için mi pornografi kullanıyorlar? Bu durum net değildir. Nitekim yaş ortalamaları erkeklerde 35 kadınlarda 33 olan 240 çiftin dahil edildiği kesitsel bir araştırma, kadınlardaki cinsel istekle pornografi kullanımı arasındaki pozitif ilişkiyi teyit etmiş ancak erkeklerde böyle bir ilişki gözlenmemiştir; erkekte pornografi kullanımı, daha az erkek-kadın ilişkisel tatmini, daha düşük kadın cinsel isteği ve daha düşük erkek pozitif iletişimi dahil olmak üzere çok çeşitli olumsuz göstergelerle ilişkili bulunmuştur.&nbsp; Sonuçta pornografinin etkileri konusunda erkekle kadın arasında bazı farklılıklar var ise de pornografi erkekte de&nbsp; kadında da&nbsp; cinsel işlevi bozmakta ve cinsel tatmini azaltmaktadır. Bunu gösteren pek çok çalışma bulunmaktadır.</p>



<p>Son yıllarda gençlerde gözlemlenen cinsel işlev bozukluğunun hızlı bir şekilde artmasının en önemli nedenlerinden biri de pornografidir. ABD’de yayımlanan Time Dergisi’nin 2016 yılındaki bir kapağı, aşırı porno yüzünden gerçek cinsellikten tahrik olmayan genç erkeklerin sayısındaki artıştan bahsediyordu.&nbsp; Popüler bir TED konferansında 40&#8217;lı yaşlarındaki Cindy Gallop 20&#8217;li yaşlardaki erkeklerle yaşadığı cinsel deneyimleri anlatırken şöyle diyordu; ‘’Genç erkeklerle cinsel ilişkiye girdiğimde, kültürümüzün her yanına sinsice yayılan pornografinin gerçek etkilerini doğrudan ve kişisel olarak görüyorum. Çocuklar pornoyla daha önce hiç olmadığı kadar küçük yaşlarda karşılaşıyor. Cinselliğin porno filmlerdeki gibi olduğunu düşünen bir kuşak yetişiyor.’’&nbsp;</p>



<p>Pornografi cinsellikle ilgili gerçekçi olmayan beklenti ve talepleri artırırken seksüel yetenekleri [cinsel işlevi] bozmaktadır. Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr.Layden,&nbsp; şöyle diyor; &#8220;Klinik deneyimlerimde pornografinin izleyicilerin cinsel performansına zarar verdiğini gördüm. Pornografi izleyicileri erken boşalma ve erektil disfonksiyonla ilgili sorunlar yaşama eğiliminde oluyorlar. Porno izleyicileri kâğıt selüloit ve siber uzayla doğal olmayan cinsel deneyimler içinde bu kadar çok zaman geçirdikten sonra gerçek bir insanla seks yapmayı zor buluyorlar. Pornografi, cinsel deneyim türleri ve miktarları için beklentilerini ve taleplerini artırıyor ama aynı zamanda seks yaşama yeteneklerini de azaltıyor.&#8221;</p>



<p>Pornografinin zararlı etkileri özellikle gençler üzerinde daha fazla yıkıcı izler bırakmaktadır.&nbsp; Çünkü gençler cinselliği pornografiden çok yanlış öğreniyorlar. Gerçek partnerle uyarılamıyor ve ereksiyon sorunları yaşıyorlar. Pornografik modellerdeki abartılı anatomi ve davranış yelpazesi cinsellikle ilgili yanlış bilgiler veriyor. Görüntüler abartılı erkek performans senaryoları ile dolu bulunuyor. Kadın eşit bir seksüel partner olarak değil erkeğin performans objesi olarak sunuluyor, nesneleştiriliyor ve aşağılanıyor.&nbsp; Cinsellik ve cinsel roller yanlış tanıtılıyor. Kadın orgazmı yok sayılıyor. Orgazma ulaşım yolları yanlış takdim ediliyor. Cinsellik için çok önemli olan ten teması ve duygusal iletişim pornografinin doğası gereği hemen hemen hiç bulunmuyor. Her halükârda ruhsuz, mekanik ve işlevsiz bir cinsellik sergileniyor.&nbsp; Bu durum gençlerin cinsel ve sosyal yaşamı için çok ciddi bir tehlike arz ediyor. Bazı Avrupa ülkelerinde yapılan çalışmalar 30 yaş altındaki genç erkeklerde erektil işlev bozukluğunun neredeyse yaşlı nüfus düzeyine geldiğini [%30’lara çıktığını] gösteriyor.&nbsp; Bu sonuçlarda pornografi ve serbest cinsel yaşamın büyük katkıları bulunuyor. Pornografi istatistiklerini nakleden merkezlere göre Kanadalı ergenler üzerinde 2016 yılında yapılan bir araştırma bu genç erkeklerin %45,3&#8217;ünün ereksiyon sorunları yaşadığını gösteriyor.&nbsp; Pornografinin ergenler ve gençler üzerinde ne kadar ciddi bir tehlike ve tehdit oluşturduğu açıkça görülebiliyor.</p>



<p>İnternet pornografisine maruz kalmak sadece cinsel işlevi bozmuyor, gelişmekte olan beyne de zarar veriyor. Rapor edilen pornografi kullanım saatleri arttıkça beyindeki gri madde miktarı azalıyor. Almanya’da erkekler üzerinde yapılan bir araştırma haftalık pornografi saati arttıkça, beynin sağ striatum [kaudat] bölgesindeki gri madde hacminin, sol striatum [putamen] bölgesindeki reaktif aktivitenin ve prefrontal korteksle fonksiyonel bağlantısının azaldığını gösteriyor.&nbsp; Araştırmacılara göre bu durum prefrontal kortikal alanların yukarıdan aşağıya modülasyonu ile birlikte ödül sisteminin yoğun bir şekilde uyarılması sonucunda gelişmektedir. Ya da nöral plastisitedeki değişikliği yansıtmakta veya pornografi tüketimi daha tatmin edici bir ön koşul kabul edilmektedir. Nitekim pornografinin beyni yoğun bir şekilde uyarması, beyinde uyuşturucu bağımlılığına benzer önemli değişikliklere neden olmaktadır [pornografi beyinde uyuşturucu bağımlılığına benzer değişiklikler yapmaktadır].&nbsp;</p>



<p>Pornografi cinsel saldırıları da artırmaktadır. Porno filmlerdeki sahnelerin %88&#8217;i fiziksel saldırganlık, %49&#8217;u sözlü saldırganlık içermektedir. Pornografi kullanımı cinsel tecavüz ve sapkın eğilimleri geliştirme riskini %31, cinsel suç işleme riskini %22, tecavüzle ilgili mitleri kabul etme riskini ise %31 artırmaktadır.&nbsp; İtalya’da yaşları 14 ila 19 arasındaki ergenlerde yapılan bir araştırma pornografik videolar izleyen kadınların cinsel taciz veya cinsel saldırı mağduru olma olasılığının önemli ölçüde arttığını göstermektedir.&nbsp; ABD Indiana Üniversitesi’nden Wright ve ark.&nbsp; cinsel saldırganlıkla pornografi tüketimi arasındaki ilişkiyi inceleyen 7 farklı ülkeden 22 çalışmayı meta-analize tabi tutmuş ve uluslararası düzeyde pornografi tüketiminin hem erkeklerde hem kadınlarda sözlü ve fiziksel cinsel saldırganlıkları önemli oranda artırdığını bildirmiştir.</p>



<p>İnternet pornografisi ergenlerdeki riskli seksüel aktiviteleri de anlamlı düzeyde artırmaktadır. ABD’de yapılan bir araştırmada toplam 433 ergen ile görüşülmüş ve şu sonuçlara ulaşılmıştır; Katılımcıların %96&#8217;sının internet erişimi vardı ve %55,4&#8217;ü seksüel içerikli bir web [porno] sayfasını ziyaret etmişti. Pornoya maruz kalan ergenlerin son 3 ay içinde birden fazla cinsel partnere sahip olma, son cinsel ilişkide alkol veya diğer maddeler kullanma ve anal seks yapma oranı anlamlı düzeyde yüksekti. Pornoya maruz kalan ergenler daha önce hiç maruz kalmamış erkeklere oranla daha yüksek cinsel izin puanları sergilemekte idi [riskli cinsel aktivitelere izin veriyorlardı].&nbsp; İsveç’te yaşları 14-18 arasındaki ergen erkekler üzerinde yapılan bir araştırma sık pornografi tüketen erkeklerin aynı yaştaki diğer erkeklere göre seks satma ve satın alma olasılığının önemli ölçüde arttığını göstermektedir.&nbsp;</p>



<p>Pornografi beynin motivasyon sisteminde değişiklikler yaparak cinsel işlev bozukluğuna neden olmaktadır. Araştırmacılar 40 yaş altındaki erkeklerde gözlemlenen ereksiyon problemlerindeki keskin artışların, gecikmiş boşalmaların, azalan libido ve azalmış cinsel tatmin vakalarının artık cinsel işlev bozukluklarını açıklayan geleneksel faktörlerle izah edilemeyeceğini; klinik, biyolojik[üroloji], psikolojik [cinsel koşullandırma] ve sosyolojik fenomenlerin birlikte incelenmesi gerektiğini savunuyorlar. Klinik raporlar internet pornografisi kullanımının sonlandırılması ile bazen olumsuz etkilerin tersine çevrilebildiğini bildirmektedir.&nbsp;</p>



<p>Utah Üniversitesinden Butler ve ark.&nbsp;&nbsp; pornografi ile yalnızlık arasındaki ilişkiyi incelemiş ve pornografi kullanımının yalnızlığa, yalnızlığın da pornografi kullanımına yol açtığını tespit etmiştir. Dünyanın dört bir yanında İngilizce konuşan ülkelerdeki 1.247 katılımcıyla görüşülerek yapılan bu çalışmaya göre porno kullanımındaki her bir birim yalnızlığı %20 artırırken her bir yalnızlık birimi&nbsp; de porno kullanımını %16 artırmaktadır. Pornografi kullanımı erkeklerde daha fazla ve evlilerde daha düşük bulunmuştur. Eğitim ve dindarlık düzeyi arttıkça pornografi kullanımı azalmaktadır. Eğitim seviyesi yalnızlığın azalmasıyla ilişkilendirilmiştir. Yazarlar pornografi kullanımının ilişki sıkıntısı, bozulmuş bağlanma ve çiftin üzerindeki baskı ile ilişkili olduğunu düşünüyorlar. Pornografi içerdiği “erotizm, nesneleştirme, karışıklık ve kadın düşmanlığından oluşan cinsel performans senaryoları’’ nedeniyle ilişkilere zarar vermektedir. Zaten pornografi güvenli bağlanmaya da bu yüzden zıttır. Yalnızlıkla ilişkili olan bu durum Seguin ve ark. tarafından yapılan pornografik videoların analizlerinde de görülmektedir.&nbsp; Pornografi bağımlılığı yalnızlığı ve diğer olumsuz duyguları hafifletmek için başvurulan uyumsuz bir çabadır. Pornografi kullanımı ile cinsel istek esnasında iki aşamalı bir uyarılma ve coşku süreci yaşanmakta ardında da kısmi bir rahatlama gelmektedir. Ancak bu geçici olarak yaşanan bir rahatlamadır ve nihayetinde daha fazla yalnızlık ve izolasyon duygularına neden olmaktadır.&nbsp; Normal bağlanma davranışını bozmaktadır. İstikrarlı ve tatmin edici ilişkiler kurmakta daha fazla zorluğa yol açmaktadır. Sonuçta da başkalarıyla yakınlık kurmak yerine pornografiyi kullanma olasılığı daha da artmaktadır.&nbsp;</p>



<p>Oklahoma Üniversitesi’nden Perry ve Schleifer,&nbsp; 2006-2014 yılları arasında 2.120 çifti takip etmiş ve pornografi kullanımı ile boşanmalar arasındaki ilişkiyi incelemiştir. Buna göre pornografi kullanımı Amerikalı evlilerde boşanma olasılığını yaklaşık olarak ikiye katlamıştır. Bu hem kadınlar hem erkekler için geçerli olan br sonuçtur. Pornografi kullanımının sonlandırılması boşanma olasılığını düşürmekte ama bu sadece kadınlar için geçerli olmaktadır. Ayrıca pornografi kullanımına başlama ile boşanma olasılığı arasındaki ilişki özellikle genç Amerikalılarda, daha az dindar olanlarda ve başlangıçta daha fazla evlilik mutluluğu bildirenlerde daha güçlü görünmektedir. Tüm örneklem genelinde boşanma oranı porno kullanmayanlarda %6 iken porno kullanıcılarında %11’dir. Porno kullanmaya başlayan erkelerde boşanma oranı %5’ten %10’a çıkarken, bu oran kadınlarda %6&#8217;dan 16&#8217;ya çıkmaktadır. Porno kullanımını durdurmak yalnızca kadınlarda boşanma riskini azaltmaktadır.&nbsp; Boşanma oranı porno kullanımına devam eden kadınlarda %18 iken pornoyu bırakan kadınlarda %6’ya düşmektedir. Boşanma porno kullanmayanlarda %6 iken bu oran evlendikten sonra pornografi kullanmaya başlayan 20’li yaşlardaki gençlerde %50, 30’lu yaşlarda %28 ve 40’lı yaşlarda %12 olmaktadır. Ellili yaşlara gelindiğinde pornografi kullanımına başlamak ise boşanma oranını önemli ölçüde etkilememektedir. Haftada en az bir kez dini törenlere katılanlarda da pornografi tüketimi boşanma oranını etkilememektedir. Evlilikte mutlu olduklarını bildirenler için porno kullanımına başlamak boşanmayı %3’ten %12’ye çıkarmaktadır.</p>



<p>Özetle pornografi kullanımı uyarılma ve ereksiyon sorunlarına neden olmakta, cinsel işlevi bozmakta, erkekte ve kadında cinsel tatmini azaltmakta, cinsel saldırı riskini artırmakta, beyin gelişimini olumsuz etkilemekte, yalnızlığı ve boşanmayı artırmaktadır. Günümüzde internet yaygınlaşmış, pornografiye ulaşım kolaylaşmıştır. Pornografi kullanımı, özellikle ergenler ve gençler üzerindeki yıkıcı etkileri ve cinsel saldırıları artırıcı etkileri nedeniyle önemli bir halk sağlığı problemi ve hatta kamusal güvenlik sorunu olarak ele alınmalıdır.</p>



<p>1-https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/porno-siteler-faydali-257362</p>



<p>2-Zeki Bayraktar, Bilimsel Veriler Işığında Sansürsüz Cinsellik, 2021, s.307-315</p>



<p><a href="https://www.kitapyurdu.com/kitap/bilimsel-veriler-isiginda-sansursuz-cinsellik/586614.html&amp;manufacturer_id=58325">https://www.kitapyurdu.com/kitap/bilimsel-veriler-isiginda-sansursuz-cinsellik/586614.html&amp;manufacturer_id=58325</a></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/celal-sengorun-pornografiyi-oven-sozleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nikâh Mı Evlilik Mi? &#8211; Ergenlik, Cinsellik, Erken Evlilik, Çok Eşlilik/Poligami-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nikah-mi-evlilik-mi-ergenlik-cinsellik-erken-evlilik-cok-eslilik-poligami/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nikah-mi-evlilik-mi-ergenlik-cinsellik-erken-evlilik-cok-eslilik-poligami/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 01 Dec 2020 08:58:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Çok Eşlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Ergenlik]]></category>
		<category><![CDATA[Erken Evlilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16284</guid>

					<description><![CDATA[ASBÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Emir Kaya –kendi sitesinde- ‘’Evlilik Romantizminden Nikah Realizmine Cinsel Açılım İhtiyacı’’ başlıklı bir yazı yazmış. Oldukça cesur bir yazı. Muhtemelen erkek camiasından ciddi oranda destek görecek. Çünkü baştan sona kadar ‘’-biyolojik- erkek bakışını’’ yansıtıyor. Ve –özetle- şöyle diyor;‘’Batıdaki gençler cinselliklerini serbestçe yaşayabiliyor, bizim gençlerimiz [biz] ise cinsel olarak sıkışmış vaziyetteyiz, İslami bir cinsel açılım ihtiyacı var, cinsellik için evliliği beklemeye gerek yok, çünkü evlilik başka, nikah başka bir şey, dinimizde asıl olan –evlilik değil- nikahtır, nikah cinsel ilişki demektir, ergenliğe giren gençlerimiz nikahlanarak cinsel birliktelikler yaşasınlar/yaşamalılar ki, cinsel olarak en aktif/güçlü oldukları bir dönemde hayatlarını en verimsiz –kabız- bir şekilde yaşamış olmasınlar…’’(Kaya’nın yazısına bkz).Emir Kaya’nın, bazı doğrularla birlikte –kanaatimizce- çok ciddi yanlışlar içeren bu yazısı, 1-Hukukî, 2-Dinî, 3-Biyolojik/tıbbî açıdan ele alınabilir. Ancak konunun hukukî boyutunu Emir bey şu ifadeleri ile zaten kendisi özetlemiş durumda;‘’İşte bu karmaşa içinde hukuk da karışmıştır. Gerek fıkıh gerekse modern hukuk söylemleri fazlasıyla kültür şablonları, hatta dayatmaları içermektedir. Hukuk bugün nikahı da konu edinmektedir, evliliği de… İkisinin aynı şey olmadığını bilen hukukçu neredeyse kalmamıştır.’’(E.Kaya)Demek ki hukukçuların hemen hepsi nikâh ile evliliğin iki ayrı şey olduğunu kabul etmiyor. Yani Emir beyin ‘nikâhla evlilik farklı şeylerdir’’ şeklindeki yaklaşımını doğru bulmuyor.İşin dinî boyutuna gelince, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ASBÜ Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Doç.Dr.Emir Kaya –kendi sitesinde- ‘’Evlilik Romantizminden Nikah Realizmine Cinsel Açılım İhtiyacı’’ başlıklı bir yazı yazmış. Oldukça cesur bir yazı. Muhtemelen erkek camiasından ciddi oranda destek görecek. Çünkü baştan sona kadar ‘’-biyolojik- erkek bakışını’’ yansıtıyor. Ve –özetle- şöyle diyor;<br><br>‘’Batıdaki gençler cinselliklerini serbestçe yaşayabiliyor, bizim gençlerimiz [biz] ise cinsel olarak sıkışmış vaziyetteyiz, İslami bir cinsel açılım ihtiyacı var, cinsellik için evliliği beklemeye gerek yok, çünkü evlilik başka, nikah başka bir şey, dinimizde asıl olan –evlilik değil- nikahtır, nikah cinsel ilişki demektir, ergenliğe giren gençlerimiz nikahlanarak cinsel birliktelikler yaşasınlar/yaşamalılar ki, cinsel olarak en aktif/güçlü oldukları bir dönemde hayatlarını en verimsiz –kabız- bir şekilde yaşamış olmasınlar…’’(Kaya’nın yazısına bkz).<br><br>Emir Kaya’nın, bazı doğrularla birlikte –kanaatimizce- çok ciddi yanlışlar içeren bu yazısı, 1-Hukukî, 2-Dinî, 3-Biyolojik/tıbbî açıdan ele alınabilir. Ancak konunun hukukî boyutunu Emir bey şu ifadeleri ile zaten kendisi özetlemiş durumda;<br><br>‘’İşte bu karmaşa içinde hukuk da karışmıştır. Gerek fıkıh gerekse modern hukuk söylemleri fazlasıyla kültür şablonları, hatta dayatmaları içermektedir. Hukuk bugün nikahı da konu edinmektedir, evliliği de… İkisinin aynı şey olmadığını bilen hukukçu neredeyse kalmamıştır.’’(E.Kaya)<br><br>Demek ki hukukçuların hemen hepsi nikâh ile evliliğin iki ayrı şey olduğunu kabul etmiyor. Yani Emir beyin ‘nikâhla evlilik farklı şeylerdir’’ şeklindeki yaklaşımını doğru bulmuyor.<br><br>İşin dinî boyutuna gelince, burada da durum gayet nettir; İslamda evlilik denilince akla gelen zorunlu olarak nikâhtır, bunun aksi -evlilik ile nikâhın iki farklı şey olması- söz konusu olamaz. Bu çok yanlış bir yaklaşım. Kur’anın hangi ayetinde böyle bir ayırım var? Nebimizin hangi uygulamasında böyle bir ayırım var?<br><br>Emir bey şöyle diyor; ‘’ Esasen burada “evlilik” ile “nikah” kavramlarını birbirinden ayırmak gerek ki her şeyin düğüm olduğu nokta burası… Evlilik, birlikte hayat kurma romantizmidir. Nikah ise cinsel birliktelik yaşamayı içeren bir sözleşmedir. “Nikah” kelimesi Arapça “cinsel ilişki” anlamına gelir.’’(E.Kaya)<br><br>Evet, nikâh, cinsel ilişkiye cevaz veren bir sözleşmedir ama bu ilişkinin biyolojik(gebelik, doğum), psikolojik(sevgi, merhamet), medenî-hukukî(talak, iddet, miras), malî(mehir-nafaka) ve sosyal(akraba ilişkileri vb) sonuçlarını da kabul etmeyi gerektiren bir sözleşmedir. Yani bu bir yükümlülük aktidir aynı zamanda, sadece cinsel ilişki hakkının elde edilmesine indirgenemez.<br><br>Nikâh kelimesinin Arapçada “cinsel ilişki” anlamına geldiği de doğru değildir. Nitekim Rağıp el-İsfahanî şöyle diyor; ‘’Nikâh’’ sözcüğünün temel anlamı ‘(nikâh) akdi’ ile ilgilidir. (Evet) Sonradan müsteâr olarak ‘cima etmek’ anlamında kullanılmıştır. (Ama) Temel anlamının cima ile ilgili olup sonradan müsteâr olarak ‘(nikah) akdini’ ifade etmek için kullanılmış olması muhâldir. Çünkü cima ile ilgili isimlerin tümü birer kinâyedir…’’(İsfahanî, el-Müfredat, n-k-h, s.1482)<br><br>İşin biyolojik/tıbbî boyutuna gelince, burada da ciddi sorunlar var. Şöyle ki (konuyu iyi izah edebilmem için mecburen seksüel terimler kullanacağım, bu bazılarınızı rahatsız edebilir ama buna mecburum). Önce Emir beyden bazı alıntılar yapalım;<br><br>‘’Nasıl ki yemek arzusuyla baş etmek için ne çözüm bulursanız bulun bir miktar yemek yemeniz gerekir, cinsel arzuyla baş etmenin en doğal ve zorunlu yolu da bir miktar cinsellik yaşamaktır. Ne olur burada aklınıza mastürbasyon gelmesin; çünkü mastürbasyon cinsellik ateşini söndürüyor mu, harlıyor mu, ne kadar faydalı, ne kadar zararlı, belli değil. Özellikle ilk gençlik yıllarında cinsellik arzusu üst düzeydeyken cinselliğin alt düzeyde yaşanması, bir bebeğin süt ve mama perhizine sokulmasından farksızdır. Böyle saçma ve yıkıcı bir terbiye metodu olamaz. Bu inkarcı yaklaşım kabul edilemez. Fakat tam da bunu yapıyoruz. Cinsel arzu inkarcılığı ile gençlerimizi görmezden geliyoruz. Onlara şiddet uyguluyoruz. Kendilerini kötü ve suçlu hissettiriyoruz. Böylece dengesiz yetişkinlerin, verimsiz bir geleceğin tohumlarını kendi ellerimizle atıyoruz.’’(E.Kaya)<br><br>Bu yaklaşımda iki ana problem var; 1-Olaya salt biyolojik açıdan bakılıyor ve üstelik de 2-Tamamen erkek bakışı ile bakılıyor. Kızlar/kadınlar hiç düşünülmüyor. Onlar sadece cinsel obje -erkeklerin boşalmasını ve rahatlamasını sağlayan bir arzu nesnesi- olarak algılanıyor. Bu elbette ki kadınlar için travmatik bir durum ama erkekler için de öyle. Çünkü bu şekilde davranan bir erkek kendisinin üstün cinsten olduğunu düşünür ve kızları yalnızca birer arzu nesnesi olarak görmeye başlar. Bu yüzden de cinsiyetlerin yetişkinlik dönemindeki işlevlerini tam olarak öğrenemez. Bundan dolayı kadın erkek ilişkisini çirkin bir biçimde yorumlar. Bu yanlışın acısını tabi ki öncelikle kadınlar çeker ama kültürün dayattığı bu yapay/zorlama üstünlük, kişiliği temel değerlerden kopardığı için sonuçta erkek de acı çeker. Çünkü cinsellik, iki eşit partnerin ortak eylemidir. Aşkta ve cinsellikte, bir partnerin kendi kibirliliğini tatmin için öteki partneri hiçe saymasına yer yoktur. Bu bir istismar ve kabalıktır ve aşkın/cinselliğin yasalarına uymadığı için erotizmin temelini de çökertir (1).<br><br>Emir bey ergenliğin/gençliğin aynı zamanda dürtü kontrolünün kazanıldığı bir eğitim/terbiye dönemi olduğunu unutuyor. Ayrıca ergenlik -Emir beyin sandığı gibi- ne salt biyolojik bir gelişmedir ne de 14-15’li yaşlarda biter. Ergenliğin erken, orta ve geç ergenlik olmak üzere üç dönemi vardır ve günümüzde yaklaşık olarak 20-21 yaşlarında biter. Evet, ergenlik, cinsel ve psikososyal olgunlaşma ile başlar ama ancak bireyin bağımsızlığını, kimlik duygusunu ve sosyal üretkenliğini kazandığı bir zamanda sona erer. Yani ergenlik; sadece biyolojik değil, aynı zamanda psikolojik ve sosyal gelişimsel değişikliklerle de karakterize olan bir dönemdir. Bu yüzden, ergenliğin bitiş zamanı, erişkin kimliğin ve bağımsızlığın kazanılması ve çalışmaya başlanarak iş sorumluğunun alınması gibi faktörler nedeniyle değişkenlik gösterir. Günümüzde bunun en erken 19-21 yaşlarında sona erdiği düşünülmektedir. Bu dönemi tamamlamamış bir ergen, özellikle ruhsal olarak olgunlaşmış –yani gerçekten ergen olmuş- değildir (Emir beyin dediği 13-15’li yaşlar ergenliğin başlangıcı veya ilk evresidir, bitişi değil, tarım toplumunda iş hayatı ve sorumluluk alma -herkes toprakta çalıştığı için- bu yaşlarda başlardı ama günümüzde iş böyle değil).<br><br>Erken ergenlik döneminde (11-14 yaş arasında) hızlı bir biyolojik gelişme ve davranışsal değişiklikler gözlenir. Birey kız ya da erkek kimliğini algılamaya başlar. Cinsel kimliğini pekiştirir. Çevresel tutumlar da genci cinsiyetine uygun biçimlerde davranmaya sevk eder. Ergen böylece cinsiyet rollerini içselleştirmeye başlar. Orta ergenlik döneminde (15-18 yaş) ise anne babadan ayrışma, farklı birey olma ve bu durumu anne babaya kabul ettirme çabaları yoğundur. Geç ergenlik dönemi de 18 yaş dolayında başlar ve kimlik duygusunun bütünleşmesi ile yaklaşık 21 yaşlarında sona erer.<br><br>Her bir ergenlik döneminin kendine özgü çatışmaları ve kazanımları olur. Ergenler, kimlik oluşumu süreciyle birlikte bilişsel gelişimin hızlanması, dürtüsel gereksinimlerde ve duygu yoğunluğunda artma, pre-ödipal ve ödipal çatışmaların yeniden alevlenmesi, meslek seçimi, karşı cinsle kurulan ilişkiler, anne babadan ayrılma ve bireyselleşme süreci gibi muhtelif nedenlere bağlı olarak bu döneme özgü zorlukları ve çatışmaları birlikte yaşarlar. Tüm bunlar ergenin aynı zamanda psikolojik ve sosyal olgunlaşmasını da sağlamış olur.<br>Ve ergen birey, –insan ile hayvan arasında en önemli fark olan- dürtü kontrolünü de ancak bu sürecin sonunda öğrenmiş olur. Ergenlik dönemi aynı zamanda bireyin toplumsal normları, etik ve dinî değerleri öğrendiği ve bunlara karşı tutumlarını belirlediği, dürtü kontrolünü öğrendiği bir olgunlaşma/terbiye dönemidir. Nitekim dinî yükümlülüklerimizin ergenlik döneminden sonra başlamış olmasının nedeni de budur. Zira ergenlik (ki 20’li yaşlara kadar uzanan bir dönemdir bu) ruhsal dalgalanmalar ve hatalarla karakterize olan bir çağdır. Ayrıca ruhsal olgunlaşma bakımından da kızlarla erkekler arasında ciddi farklılıklar bulunur. Cinsellik, kızlarda aşık olana ve hatta evlenene kadar uyuma fazında kalırken, erkeklerde ise hayvanî bir dürtüsellikle ortaya çıkar. Bu dürtülerin dizginlenmesi -dürtü kontrolünün öğrenilmesi- her şeyden önce bireyin ilerideki cinsel hayatı için şarttır. Nitekim -analitik psikolojinin kurucusu- Jung bu konuda şöyle diyor;<br><br>‘’Olgunluk söz konusu olduğu zaman yirmi yaşındaki bir kız; genelde yirmi beş yaşındaki bir erkekten daha yaşlıdır. Yirmi beş yaşındaki çoğu erkek için psikolojik ergenlik çağı daha henüz sona ermiş değildir. Ergenlik, yanılgılar çağıdır. Ve bu çağda yalnızca kısmi sorumluluklar söz konusudur. Erkeklerle kızlar arasındaki psikolojik fark, erkeklerin cinsel olgunluk çağına değin genellikle oldukça çocuksu kalması, kızların ise ergenlikle birlikte görülen psikolojik incelikleri erkeklerden çok daha erken geliştirmesidir. Cinsellik, erkeklerdeki bu çocuksuluğu çoğu zaman zorbalıkla böler. Kızlarda ise cinsellik; ergenliğin başında olmalarına rağmen aşık olana dek uyumaya devam eder… Erkeklerde ise durum farklıdır. Cinsellik, onların içinde hayvani arzular ve ihtiyaçlar salarak tıpkı bir fırtına gibi aniden kopar. Ve çok azı sancılı mastürbasyon sorunundan kaçabilir. Oysa bir kız ne yaptığının farkında olmadan yıllarca mastürbasyon yapabilir.<br><br>Ergenliğin başlangıcı, çoğu ergenin yakındığı sivilce ve aknelerden anlaşılacağı üzere metabolizmasında da önemli değişiklikleri beraberinde getirir. Benzer bir şekilde psike de bu durumdan rahatsız olur ve dengesi kaçar. Bu yaştaki bir delikanlı, her daim ruhsal dengesizliğinin bir işareti olan yanılgılarla doludur. Bu yanılgılar, istikrar ve muhakeme olgunluğunu imkânsız kılar. Zevkleri, ilgi duyduğu şeyler ve planları gelişigüzel değişir. Birden bire bir kıza sırılsıklam aşık olup iki hafta sonra kendisine böyle bir şeyin nasıl olduğuna akıl erdiremez. Yanılgılarla öylesine doludur ki, kendi zevkinin ve bireysel muhakemesinın bilincine varabilmesi için aslında bu hatalara ihtiyacı vardır; çünkü hala hayatı deneme aşamasındadır ve bazı şeyleri nasıl doğru bir şekilde muhakeme edeceğini öğrenebilmesi için denemeye devam etmelidir.’’(2)<br><br>Duygusal gel-gitler ve yanılgılarla dolu böyle bir ergene, sırf biyolojik dürtüleri harekete geçti diye ‘’cinsellik serbest’’ demek büyük bir facia olmaz mı? Nitekim Jung, ergenlik dönemindeki cinsel deneyimlerin ve erken evliliklerin hem bireyin kendi cinsel hayatı hem de evlilikler için ne kadar tehlikeli olduğunu şöyle anlatıyor;<br><br>‘’… Cinsel karmaşa, kişiliğin bütününde ne kadar az özümsenirse, o kadar otonom ve içgüdüsel olur. O halde cinsellik tamamen hayvanidir ve hiçbir psikolojik ayrım gözetmez. En aşağı düzeyden kadın bile olur; tipik ikincil cinsel özelliklerinin olması yeterlidir. Bu tür yanlış bir adım, bize bir erkeğin kişiliği ile ilgili çıkarımda bulunma hakkını vermez, zira bu eylem; cinsel karmaşanın, psikenin etkisinden ayrıldığı bir zamanda kolayca gerçekleşebilir. Ama yine de bu doğanın, çoğunlukla kişiliğin oluşumunda kötü bir etkisi olur; alışkanlıktan dolayı cinselliği çok düşük bir seviyede sabitler ve bunu ahlak yargılarına göre kabul edilemez hale getirir. Sonuçta söz konusu erkek dışardan bakılınca saygıdeğer bir vatandaş olsa [öyle görünse] de, [o artık] içten içe en aşağı cinsten cinsel hayaller karşısında bir avdır. Yahut onları bastırır ve bu hayaller mutlu bir anında en ilkel şekilde hiçbir şeyden kuşkulanmayan karısını şaşırtarak su yüzüne çıkarlar [neler olduğunu fark ettiğini varsayarsak]. Çoğu zaman bu duruma eşlik eden şey, karısına karşı erken dönemde soğumasıdır. [Bu yüzden] Kadınlar genelde evliliğin ilk gününden itibaren frijittir; çünkü duyumları kocalarındaki bu tür cinselliğe karşılık vermez. Bir erkeğin psikolojik ergenlik çağındaki muhakeme zayıflığı, erken yaşta evlenecek olması halinde eş seçiminde çok dikkatli düşünmesini gerektirir.’’(3)<br><br>Evet, Jung, ergenlik çağındaki cinsel deneyimler ve erken evlilikler konusunda böyle diyor. Peki Emir bey ne diyor; ‘’Nasıl ki yemek arzusuyla baş etmek için ne çözüm bulursanız bulun bir miktar yemek yemeniz gerekir, cinsel arzuyla baş etmenin en doğal ve zorunlu yolu da bir miktar cinsellik yaşamaktır… Özellikle ilk gençlik yıllarında cinsellik arzusu üst düzeydeyken cinselliğin alt düzeyde yaşanması, bir bebeğin süt ve mama perhizine sokulmasından farksızdır. Böyle saçma ve yıkıcı bir terbiye metodu olamaz…’’(E.Kaya)<br><br>‘’Erken evlilik veya ergenlik dönemindeki cinsellik için neden Jung’a bakalım ki, şart mı bu?’’ denebilir. Peki o halde Nebimize bakalım (zaten Emir bey de Nebimizi örnek almamız gerektiğini söylüyor). Nebimiz ilk evliliğini kaç yaşında yapmıştı? 25 yaşında. Peki bu durumda Nebimiz cinsellik konusunda kendisini ‘’saçma ve yıkıcı bir metot’’ ile mi terbiye etmiş oldu? Nebimiz Hz.Hatice validemizle evlenmeden önce -cinsel dürtülerini karşılamak için- başka bir kadınla nikah mı yapmıştı?<br><br>‘’İslam’da aslolan nikahtır; evlilik değildir. Nikah dini bir olaydır. Evlilik ise kültürel bir olaydır.’’ diyen Emir bey, sözlerini şöyle bitiriyor;<br><br>‘’Uzun sözün kısası şu: Evlenip hayat kurma aşamasına kadar cinselliğin ertelenmesi yönünde gençlere doğrudan-dolaylı baskı yapmak bir zulümdür. Müslüman aileler bu zulümden vazgeçmek zorundalar. Çocuklarının fıtri ve dini haklarına saygı göstermek zorundalar. Cinsel enerjisini sezdikleri çocuklarını nikaha yönlendirmeliler. Onları dar kültürel kalıplar içinde boğmamalılar. Allah’ın dinine göre tavır takınmalılar.’’(E. Kaya)<br><br>Bu önermenin tatbiki halinde gençlerin nasıl mağdur olacağını izah edelim;<br><br>Bu önermeye göre 15 yaşına gelen erkekler –evlenerek değil ama- nikah kıyarak cinsel ilişkiye girmeli ve böylece cinsel gerilimlerini azaltmalılar. Peki kimle? Yaşıtları olan kızlarla mı yoksa daha büyük kadınlarla mı? Nikahlanan çiftler aynı evde mi yaşayacaklar yoksa ayrı ayrı -aileleri ile birlikte- mi kalacaklar? Aynı evde yaşayacaklar ve iyi günde-kötü günde birlikte olacaklarsa buna niye evlilik demiyoruz? Ayrı yaşayacaklar ve sadece istedikleri zaman cinsel ilişki kuracaklarsa bunun Batı’daki ‘’takılma’’lardan farkı ne olacak? Bu ilişkilerde gebelik meydana gelirse ne olacak? Çocuğa kim bakacak? Ve nasıl? Yoksa bu cinsel ilişkilerde gebeliği önleyici yöntemler yani kontrasepsiyon mu uygulanacak? Sanırım Emir beyin önerisi böyle (galiba böyle bir twiti vardı). Peki bu kontrasepsiyonu kim yapacak? Erkek mi kadın mı? Ve hangi yöntemler kullanılacak? Kontrasepsiyonun bu kadar erken yaşta başlanacak olması nedeni ile meydana gelecek biyolojik ve psikolojik sorunlarla kim mücadele edecek? Ve bunun ceremesini kim ödeyecek? Nasıl? Jung’un dediği gibi duygusal dalgalanmaları, gel-gitleri ve hataları ile karakterize olan ergen erkek, cinsel ilişki kurduğu kızdan/kadından ayrılmak isteyince (ki bu ergenin ruhsal karakteristiği nedeniyle neredeyse kaçınılmazdır), bu ayrılma nasıl olacak? Bu bir boşanma/talak değil mi? O halde bu gençler aynı çatı altında 3 kur/siklus birlikte olmalı ve ondan sonra ayrılmalılar, ki boşanma ancak bundan sonra mümkün olabilir. Bu çağdaki bir ergen bunu başarabilir mi? Başaramazsa (ki muhtemelen başaramaz), bu ergen cinsel dürtülerini karşılamak için iddet müddeti içinde başka bir kızla yeni bir nikâh mı yapacak? Bir erkek aynı anda birden çok kızla nikah yapabilecek mi? Ever ise bunun pratiği nasıl olacak? Hayır ise neden? Kızlar her halükârda ‘’cinsel obje’’ veya ‘’arzu nesnesi’’ olarak algılanmış olmuyor mu? Bu durum kısa ve uzun vadede hem erkeğe hem kadına zarar vermeyecek mi? Gençlerin yaşadığı bu travmaların bedelini öncelikle bu gençler ve aileleri, ardından da toplum olarak hepimiz birlikte ödemeyecek miyiz? O halde bu nasıl bir çözüm? Bu soruları çoğaltmak mümkün…<br><br>Oysa yapılması gereken teklif nettir; Evlilik de boşanma da kolaylaştırılacak. Daha doğrusu ‘’zorlaştırılmayacak.’’ Her ikisi de fıtrî sınırlarına çekilecek. Evliliği örf ve adetlerle, boşanmayı da yasalarla adeta imkânsız hale getirmeyeceğiz. Çözüm budur. Üniversite çağına gelen bir genç, eğer istiyorsa ve uygun bir eş adayı varsa, evlenebilmelidir. Toplumda aileler de bu konuda köstek değil destek olmalı. Hatta evli öğrencilere hizmet veren yurtlar yapılmalı ve evlilik bursları olmalıdır. Nitekim ben bunu daha önce de yazmıştım. Ama bu nikahın tüm hak ve sorumluluklarını kabul eden bir akittir, yani evliliktir. Lakin bireyin hiç olmazsa geç ergenlik dönemine ulaşmış (18-21 yaş aralığına gelmiş) olması tercih edilmelidir.<br><br>Emir beye göre cinsel gerilimlerini seks yaparak gideremeyen ergenler, cinsel olarak aktif ve en verimli oldukları bu çağı oldukça verimsiz (kabız) bir şekilde geçirmiş oluyorlar. Bu yaklaşım, cinselliği, tıpkı hazcı-seküler çevrelerin yaptığı gibi sadece biyolojik bir olgu olarak algılama hatasını içeriyor. Oysa insan cinselliği –cinsel ilişki-, biyolojik, psikolojik ve sosyal bir birleşmedir, ideal tatmin/orgazm için bu böyle olmalıdır, bu tıbben de böyledir, dinen de böyledir. Dünya Sağlık Örgütü cinselliği böyle tanımladığı gibi Kur’an da bunu böyle takdim eder. Eğer erkek ve kadın yani eşler arasında sevgi/meveddet ve merhamet/şefkat yoksa, gerçek manada sükuna ulaşılamaz, bu mümkün değildir(Rum, 30/21). Seksüel olarak ifade edersek gerçek manada orgazm yaşanamaz. Çünkü cinselliğin psikolojik ve sosyal yönü eksik kalır. Emir beyin önerdiği yöntemde ise bunlar yoktur(olamaz). En azından her iki taraf için yoktur. Bu da psikolojik travmalara neden olur. Kaçınılmaz olarak çatışmalar ve ayrılıklar yaşanır. Yani gençler asıl o zaman verimsiz olurlar. .<br><br>Kaldı ki Emir beyin bu yaklaşımı biyolojik olarak da yanlıştır, çünkü daha çok erkek ergenlerde gözlemlenen cinsel gerilim zaten kısmen –spontan- nokturnal ejakülasyonlarla (ihtilam) kısmen de mastürbasyonla düşürebilmektedir (her ne kadar Emir bey zikretmeyin diyorsa da, mastürbasyon, tıbben de dinen de kabul edilen bir olgudur). Kızlarda ise zaten romantizm ön planda olduğu için böyle bir biyolojik gerilim nadirdir. Çünkü cinsellik kadınlarda uyuma fazındadır ve cinselliği yaşayana (deneyimleyene) kadar böyle bir ihtiyaç hissetmezler. Ergenlik döneminde cinsel ilişki kurulursa uyuma fazında olan cinsellik uyandırılmış olur. Bu ise öncesine göre yönetimi daha zor bir süreçtir, hem o birey için hem toplum için. Ne uğruna? Erkeklerdeki biyolojik dürtüler anında karşılansın diye!<br>İyi ama ergenlerde aktive olan dürtüler sadece cinsel dürtüler değil ki? Ergenler kırmak, dökmek, anne-babaya isyan etmek, evi terk etmek vs gibi daha başka dürtüler de yaşıyorlar. Bunların hepsini tatbik mi etsinler mi? Dürtü kontrolünü öğrenme-yönetme becerisi kazanmasınlar mı?<br><br>Emir bey çok eşlilik/poligami konusunda ne düşünüyor bilmiyorum ama olaya onun gibi bakarsak<br>sadece bekar erkeklerin değil evli ve tek eşli -özellikle de 4 eşle evlilik hakkı gasp edilen!!!- erkeklerin de cinsel açıdan sıkılmış olduğunu söyleyebiliriz. Emir bey bu konuda ne öneriyor acaba? Poligami mi? Nasıl? ‘’Bir evlilik+birden çok nikah’’ mı? Madem evlilik ile nikah farklı şeyler, bunun evli erkekler tarafından da tatbik edilebiliyor olması gerekiyor mu?<br><br>Emir beyi bilmiyorum ama bazı muhafazakâr-dindar erkekler şu yanlış önermeye sahipler; ‘’Cinsel dürtülerimizi ancak erken yaşlardan itibaren cinsellik yaşarsak ve bunu da birden çok eşle (partnerle) yaşarsak tatmin edebiliriz, bu bizim hem ihtiyacımız hem de hakkımız, İslam bize aynı anda 4 kadınla evlenme hakkı verdi, hatta boşanıp evlenmelerle bunu çoğaltmamız da mümkün, ama bu hakkımız toplum tarafından resmen gasp edildi, oysa seküler erkekler diledikleri gibi yaşıyorlar, mağduruz abi, mağdur, bizi mağdur ettiler…’’</p>



<p>Tabii İslam’ın normal şartlarda tanıdığı ne böyle bir hak var ne de bir tavsiye, bu yetimleri korumak maksadıyla belli koşullarda tanınan bir hak, lakin konumuz şimdi bu değil, konumuz dindar erkeklerin birden çok evliliğe izin verilmesi halinde cinsel dürtülerinin tümüyle karşılanacağını sanmaları ve hatta zina ve aldatmaların da bu şekilde biteceğini iddia etmeleri. Ne var ki kazın ayağı öyle değil!<br><br>Çünkü erkeklerdeki poligamik refleks biyolojiktir. Dolayısıyla burada arzulanan –ifade edilemese bile- 4 eş değil 4 cinsel partnerdir. Dolayısıyla bu yola girildiği zaman, –gerekçesini aşağıda izah edeceğimiz üzere- 4 değil, 44 partner de yetmez. Yani sanıldığı gibi zina ve aldatmalar bitmez. Tam tersine artar. Peki ne yapılmalı? Bunun için mutlaka -toplumsal kurallar, etik ve dini inançlar gibi- baskılayıcı/kontrol edici faktörler devreye girmelidir. Ki zina ve aldatmalar önlenebilsin. Tahmin edileceği üzere bu mekanizmaların monogamik yaşamda daha etkili olacağı açıktır. Ayrıca poligamide beklenen (hayal edilen) cinsel partner olsa da gelecek olan -tüm hakları ve sorunları ile birlikte- bir eştir (Bir zamanlar Almanlar şöyle dermiş, ‘’Biz Türkiye’den işçi gelecek sandık ama gelen sorunları ile birlikte insandı.’’ Yani poligamiyi hayal eden erkekler de Almanlar gibi yanılıyor, gelecek olan cinsel partner değil, eştir).<br><br>Evet, biyolojik dürtülerimiz vardır ve olmalıdır da -ki hem sekinete ulaşalım hem de neslimizi devam ettirebilelim- ama bu dürtüler dizginlenmeli ve yönetilmelidir de, ki rotasından çıkarak bizi uçuruma yuvarlamasın! Evet, heyecan yaşayalım diye gaza körüklenen -dizginlenmeyen- otomobilin uçurumdan yuvarlanması mukadderdir! Cinsellik sadece biyolojik olarak algılandığında (cinsel dürtüler dizginlenmediğinde, her dürtü anında karşılandığında, daha çok, daha çok karşılandığında) işin rotadan nasıl çıktığını ve nihayetinde de cinselliğin nasıl bittiğini bilimsel verilerle izah edelim;<br><br>Hayvanlarda (ve insanlarda) gözlemlenen ve ‘’Coolidge Etkisi’’ diye ifade edilen biyolojik bir fenomen var(4). Bu, erkeğin etrafında bulunan -birden fazla- farklı dişi ile çiftleşebilmesidir. Oysa erkekler etrafındaki tek bir dişi ile böyle bir ardışık çiftleşme gerçekleştiremez. Bunun için belli bir sürenin geçmiş olması (plato) gerekir. Örneğin bir Koç, yanındaki tek bir koyunla çiftleştikten (dölledikten) sonra onu ikinci ve üçüncü kez dölleyebilmesi için belli bir plato –ara- döneme ihtiyaç duyarken yani onunla çiftleşme aralıkları uzarken, etrafındaki dişiler değiştiği –etrafına farklı dişiler geldiği- zaman 2 dakikada bir çiftleşebilmektedir, ta ki tamamen tükenene kadar. Yani etrafta yeni bir dişi bulunduğu zaman Koçtaki çiftleşme/üreme isteği aktif kalmaktadır (5, Grafik 1).<br><br>Bu biyolojik fenomen insanda da vardır. Bu muhtelif deneylerle tespit edilmiştir. Örneğin Avustralya’da yapılan bir deneyde, erkeklere 22 farklı pornografik görüntü izletilmiştir. Bu porno görüntüler tekrar izletildiği zaman göz bebeği ile verilen tepkiler ve cinsel uyarılma (penil ereksiyon) giderek azalmakta iken, daha önce gösterilmeyen yeni bir pornografik görüntü gösterildiği zaman aniden zirve yapmaktadır (5, Grafik 2).<br><br>Uyarılmaya sebep olan görüntü –pornodaki çıplaklık değil- daha önce görülmeyen yeni bir görüntüdür (yeni bir seksüel obje). Ama aynı görüntü tekrar izletildiği zaman yine uyarılma (penil ereksiyon) azalmaktadır. Çünkü o da artık yeni bir cinsel obje değildir (5,6).<br>Bu biyolojik fenomene göre, cinsel objenin/partnerin uyarıcı etkisi ilk karşılaşma anından itibaren giderek azalmaktadır. Bu durumda cinselliğe sadece biyolojik bir anlam yüklendiği takdirde -haz arayışı nedeniyle- daima yeni cinsel objelere (partnerlere) ihtiyaç duyulacaktır. Ne var ki bulunan her yeni obje/partner de öncekinin konumuna düşecek ve -konumuz bağlamında söylersek- 4 değil, 44 eş/partner bile yetmeyecektir.<br><br>Bu biyolojik fenomene göre bir objenin/partnerin daha çok uyarıcı olabilmesi için -öncekine göre- daha seksi olması gerekmiyor. Sadece denek/birey için -önceden görülmemiş, yani- &#8220;yeni&#8221; olması gerekiyor. Eğer birey bu şekilde sürekli olarak ‘’yeni’’ bir obje/partner arayışına girerse (poligamik bir yaşama sürüklenirse) bunun sonu gelmeyecek ve neredeyse sonsuz sayıda ‘’yeni’’ cinsel obje ihtiyacı ortaya çıkacaktır. Bunun ise karşılanabilmesi de sürdürülebilmesi de mümkün değildir. Bu yüzden bireyin bu sürece sürüklenmemesi, bunun için de ergenlik çağından itibaren dürtü kontrolünü öğrenmesi gerekir. Dürtü kontrolü için kritik eşik, ergenliktir(erken gençlik).<br><br>Demek ki her dürtü anında karşılanmamalıdır. Bu doğru değildir. Çünkü salt biyolojik dürtüleri karşılamak için sürdürülen -haz odaklı- poligamik bir yaşamın bizzat kendisi -deneydeki Koçta olduğu gibi- hazzı da cinselliği de tüketmektedir. Çünkü bu yaşam tarzında haz eşiği giderek artar. Yani haz algısı azalır. Beyin ise daha çok haz algılamak için sürekli olarak Dopamin salgılar. Ve sonuçta tıpkı pornografik görüntü ve madde bağımlılığında olduğu gibi artık olağan/doğal cinsel uyaranlara karşı duyarsızlık gelişir. Erektil disfonksiyon (ereksiyon problemi) başlar. Yani cinsel hayat tümüyle biter veya bitme noktasına gelir.<br><br>O halde her zaman söylediğimiz şu hakikati tekrar edelim;<br><br>İnsanın tabii ki hayvanî/biyolojik bir yönü vardır. Ama insan bundan ibaret değildir. İnsanı insan yapan hayvanî/biyolojik yönü değil, bu biyolojik dürtülerini yönetebilen -onları dizginleyebilen, kontrol eden- ruhsal donatılarıdır, iradesidir. Yani psikolojik, sosyal ve etik yönüdür.<br><br>İnsanı da cinselliğini de biyolojiye indirgeyemeyiz. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre insan cinselliği biyolojik, psikolojik, sosyal, ekonomik, politik, kültürel, etik, hukuksal, tarihsel, dinsel ve tinsel [manevî] faktörlerden etkilenir (7). Bireyin ideal bir cinsel tatmine (mutluluğa) ulaşabilmesi için cinselliği etkileyen bu faktörlerin hiçbirinde herhangi bir çatışma/çelişki/kaygısının bulunmaması gerekir. Peki Emir beyin önerdiği yöntemle böyle bir tatmin/mutluluk elde dilebilir mi?<br><br>Neden &#8220;Ey anneler, babalar, gençler… evlilik nikahtan ibarettir, nikah varsa gerisi teferruattır, bunun haricindeki törenler, geldiler gittiler, takılar, kıyafetler vs olsa da olur olmasa da olur, ayrıntılarda boğulmayın, evliliği bu kadar aşırı protokollere boğmayalım, gayet sade ve kolay kılalım’’ demek varken, neden -tatbiki halinde nice hayatların söneceği- böyle bir yanlış telkinde bulunuluyor? Bu yazıyı okuyarak yanlış yola sürüklenen, bundan cesaret alan gençler olursa, bunun vebalini kim üstlenecek?<br><br>Not: Yusuf Nebi davet alınca dürtülerini dizginleyebilmişti, oysa o cinsel olarak muktedir bir erkekti ve bekardı, demek ki dürtü kontrolü mümkün. Hem de bekarken bile. Yeter ki bunu isteyelim, beynimize kodlayalım. Neden Yusuf nebi&#8217;yi örnek almayalım?<br>İkincisi, evet bugün gençlerle ilgili böyle bir sorunumuz var, bu doğru ama bundan daha da önemli başka bir sorunumuz var; evli erkeklerin (yani Emir beyin deyimi ile cinsel olarak gergin olmayan-olmaması gereken erkeklerin) gözlerinin dışarıda olması…<br>Demek ki asıl sorun -en büyük cinsel organ olan- beyinde, çünkü her şey orada başlıyor ve orada bitiyor…<br><br>1- Alfred Adler, Cinsiyetler Arasında İşbirliği, s.106-107<br>2-Carl Gustav Jung, Maskülen, s.69-70<br>3-Jung, age, s.71<br>4-Tlachi-López. Copulation and ejaculation in male rats under sexual satiety and the Coolidge effect. Physiology &amp; Behavior. 2012;106 (5); 626–630.<br>5-Garry Wilson-Büyük Pornografi Deneyi, Deneyi, TEDxGlasgow<br>6-Koukounas E, Over O. Changes in the magnitude of the eyeblink startle response during habituation of sexual arousal. Behav Res Ther 2000 Jun;38(6):573-84. doi: 10.1016/s0005-7967(99)00075-3.<br>7-Zeki Bayraktar, İnterseks-Hermafrodit Ve Eşcinsel, s.312</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nikah-mi-evlilik-mi-ergenlik-cinsellik-erken-evlilik-cok-eslilik-poligami/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
