<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ceza &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ceza/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Jul 2021 14:44:25 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ceza &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinsel Tacizciyi Hadım Mı Edelim İdam Mı? Ve Yargıya Karışalım Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinsel-tacizciyi-hadim-mi-edelim-idam-mi-ve-yargiya-karisalim-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinsel-tacizciyi-hadim-mi-edelim-idam-mi-ve-yargiya-karisalim-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Jul 2021 14:44:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza]]></category>
		<category><![CDATA[Taciz]]></category>
		<category><![CDATA[Tecavüz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17466</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye Antalya-Elmalı’daki taciz davası ile ilgili yorumlarla çalkalanıyor. Hükümet, muhalefet, gazeteler, sosyal medya… kısaca herkes mahkemeye/hakimlere ateş püskürüyor. Olayın detaylarından bağımsız olarak gördüğüm şudur; Herkes &#8220;yargı bağımsız olmalı, kimse hakimlere karışmamalı’’ diyor ama bunu diyen hemen herkes yargıya karışıyor. Çünkü öyle bir fırtına/tsunami estiriliyor ki, bu dava/karar hakkında aleyhte ve oldukça sert açıklama yapmayan birinin ‘’tacizcileri koruyor’’ şeklinde damgalanması yüksek bir ihtimal. Bu nedenle hepimiz &#8220;tacizcilere lanet hakimlere yuh olsun&#8221; diyoruz.Koro halinde…Peki sonuçta ne oluyor?Herkes yargıya karışmış ve mahkemeye müdahale etmiş oluyor. Hakimlere bin bela okunuyor vs…Hani yargı bağımsız olmalı ve kimse hakimlere karışmamalı idi?Ne oldu bu ilkemize?Bu olayda faillerin suçu %100 ispat edildi de hakimler buna rağmen mi ceza vermedi?Hakimler kanundaki cezaları fazla bulup da indirim mi uyguladılar? Yoksa yargılama halen devam ediyor da biz mi galeyana geliyoruz?Bir manipulasyon mu var acaba? (desek, linç edilirmiyiz?)Elmalı Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı yazılı açıklamaya göre mahkeme ‘’delillerin yargılama sürecinde toplanmış olması ve beyanlardaki çelişkileri’’ dikkate alarak sanıkları 5 Ocak 2021 tarihinde (tutuksuz yargılanmak üzerine) tahliye etmiş. Başsavcılık bu karara itiraz etmiş ama Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı reddetmiş. Tutuksuz yargılama 21 Mayıs 2021’de devam etmiş ve duruşma 17 Eylül 2021’e ertelenmiş. Yani yargı süreci devam ediyor.Yani sanıklar dün değil Ocak 2021’de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türkiye Antalya-Elmalı’daki taciz davası ile ilgili yorumlarla çalkalanıyor. Hükümet, muhalefet, gazeteler, sosyal medya… kısaca herkes mahkemeye/hakimlere ateş püskürüyor. Olayın detaylarından bağımsız olarak gördüğüm şudur;</p>



<p>Herkes &#8220;yargı bağımsız olmalı, kimse hakimlere karışmamalı’’ diyor ama bunu diyen hemen herkes yargıya karışıyor. Çünkü öyle bir fırtına/tsunami estiriliyor ki, bu dava/karar hakkında aleyhte ve oldukça sert açıklama yapmayan birinin ‘’tacizcileri koruyor’’ şeklinde damgalanması yüksek bir ihtimal. Bu nedenle hepimiz &#8220;tacizcilere lanet hakimlere yuh olsun&#8221; diyoruz.<br>Koro halinde…<br><br>Peki sonuçta ne oluyor?<br>Herkes yargıya karışmış ve mahkemeye müdahale etmiş oluyor. Hakimlere bin bela okunuyor vs…<br>Hani yargı bağımsız olmalı ve kimse hakimlere karışmamalı idi?<br>Ne oldu bu ilkemize?<br>Bu olayda faillerin suçu %100 ispat edildi de hakimler buna rağmen mi ceza vermedi?<br>Hakimler kanundaki cezaları fazla bulup da indirim mi uyguladılar? Yoksa yargılama halen devam ediyor da biz mi galeyana geliyoruz?<br>Bir manipulasyon mu var acaba? (desek, linç edilirmiyiz?)<br><br>Elmalı Cumhuriyet Başsavcılığının yaptığı yazılı açıklamaya göre mahkeme ‘’delillerin yargılama sürecinde toplanmış olması ve beyanlardaki çelişkileri’’ dikkate alarak sanıkları 5 Ocak 2021 tarihinde (tutuksuz yargılanmak üzerine) tahliye etmiş. Başsavcılık bu karara itiraz etmiş ama Antalya 10. Ağır Ceza Mahkemesi bu itirazı reddetmiş. Tutuksuz yargılama 21 Mayıs 2021’de devam etmiş ve duruşma 17 Eylül 2021’e ertelenmiş. Yani yargı süreci devam ediyor.<br><br>Yani sanıklar dün değil Ocak 2021’de yani bundan tam 6 ay önce tahliye edilmişler. O halde bu tepkiler niye o zaman gösterilmedi, bu tsunami niye o zaman koparılmadı da şimdi koparılıyor? Neden acaba?<br><br>‘’Katarlılara sınavsız tıp fakültesi’’ yalanı ve ‘’KADEM yurdunda silahlar bulundu’’ yalanı ile iyice bulanıklaşan-gerginleşen sularda yeni bir bulanıklık daha mı oluşturuluyor acaba?<br><br>Bu ülkede yaşanmaz abi, bu ülkede adalet yok, can güvenliği yok vs seklindeki ateşe odun mu oluyoruz?<br><br>Herkes yargıya karışmayalım diyor ama nerdeyse herkes karışıyor. Herkes hakimler özgürce karar vermeli diyor ama -vakıf olmadığı dosyalar hakkında bile- sonuna kadar konuşuyor. Bu nasıl bir iş?<br><br>Hakimler hata yapmaz mı? Elbette yapar/yapabilir. Zaten istinaf ve Yargıtay süreçleri bu hataları düzeltmek için değil mi? Eğer bir hata varsa bu hata yargı süreci içinde düzeltilmeli/düzeltilir. Dışarıdan müdahalelerle düzeltilemez. Eger FETÖ benzeri paralel bir hiyerarşik yapı varsa o zaman tabi ki müdahale şart ama onun şekli de farklı. Mahkeme kararlarına müdahale ile olmaz bu.<br><br>Ha eğer ‘’yargı bağımsız olmalı ama her zaman değil, biz istediğimiz zaman müdahale edebilmeliyiz’’ diyeceksek, bunu açıktan diyelim de iki yüzlülük yapmayalım.<br><br>Hekimlerle hakimler benzeşirler. Hekim kararını tıbbi ilkeler çerçevesinde, hakim ise kanunlar çerçevesinde verir. Kararı veren hekim/hakim olgudaki tüm detaylara vakıf olduğundan prensip olarak en doğru kararı onun vereceği kabul edilir. Istisnalar kaideyi bozmaz. Ayrica bir hekimin/hakimin hatasını da yine bir hekim/hakim düzeltir, başkası degil.<br><br>Bazen bir hekim olarak (tıbbi ilkeler çerçevesinde doğru yapılan işlemler hakkında bile) gazetelerde o kadar ahmakça yorumlar okuyoruz ki, gülümsemekten başka bir şey yapamıyoruz. Benzer bir durumu muhtemelen hakimler de yaşıyorlar. Öyle tahmin ediyorum.<br><br>Hakimler kanunun dışına çıkamazlar, ötesine geçemezler, örneğin kanun suç sayılan bir fiil için 2 ile 5 yıl arasında bir ceza ön görüyorsa, hakim bu fiil işleyen faile (tabi ki bunu ispatlaması halinde) en fazla 5 yıl ceza verebilir. Bunu 6 yıla çıkaramaz. Takdir hakkını kanundaki limitler dahilinde kullanabilir ama kanun yapamaz.<br><br>Tartışılan olguda mesele şudur; yargılama bitmiş değildir, sanıklar beraat etmiş değildir, ancak isnad edilen suç da sanıklar açısından henüz tam olarak sabit bulmuş, şeksiz şüphesiz bir şekilde ispatlanmış değildir, ceza davalarında da şüphe daima sanıklar lehinde yorumlanır, bunu ben değil hukukçular söylüyor.<br><br>Aylardır ‘’kadının beyanı esas alındığı için -başka hiç bir delil yokken, sırf beyanla- bir çok masum erkek hapse girdi ve yıllarca hapis yattı/yatıyor’’ yalanı ile uğraştık, şimdi de bunun karşıtı ile uğraşıyoruz…<br><br>Biz her konuda böyle ifrat ve tefrit içinde mi yaşayacağız? Bu yol hep böyle iniş veya yokuş<br>mu olacak? Yok mu bunu düz bir tarafı?<br><br>Önerim şudur;<br>Cinsel taciz/saldırı suçu kesin delillerle ispatlanmış ise ‘’hapis+hadım’’ cezası verelim, eğer bu taciz/tecavüz ölüm ile sonuçlanmışsa (ki böyle vakalar görüyoruz) idam edelim. Bu iğrenç yaratıkları beslemek zorunda değiliz. Ama önce adaleti/yargılamayı tam yapalım.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinsel-tacizciyi-hadim-mi-edelim-idam-mi-ve-yargiya-karisalim-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İslam Niye El Keser?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/islam-niye-el-keser/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/islam-niye-el-keser/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 17 Dec 2020 07:57:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza]]></category>
		<category><![CDATA[Hukuk]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16447</guid>

					<description><![CDATA[Mal mı kıymetli yoksa insan canı ve insan organı mı kıymetli? 1- Bir insanın çeyrek dinar (1.05 gram altın/450-500 Türk Lirası kadar) çalması nedeniyle hayati sayılacak bir organının ondan koparılmasının sebebi nedir? 2- Öncelikle İslam herkesin elini kolunu kesmiyor. Kimsenin elini kolunu kesmeye de meraklı değildir. İnsanın canı, malından da dünyadan da daha değerlidir. 3- Yankesicilik de bir tür hırsızlık olsa da el kesme cezasını gerektiren bir suç değildir. Bunun cezası başkadır. Dolandırıcılık, gasp, hileli satış gibi haram olan şeyler de hırsızlık grubuna girer ama el kesme cezasını gerektirmiyor. 4- Bir kişi kapısı, penceresi kapalı bir eve girse ve o evden 750 lira çalsa, eli kesilir. Ama tırnakçılık, gasp, dolandırıcılık, hileli satış gibi bir yolla 10 bin lira parayı zimmetine geçirse eli kesilmez. 5- Yani hırsızın (şer&#8217;î anlamda el kesilmesi cezasını hak eden kişi) elinin kesilme nedeni paranın az veya çok olması değildir. Ya da şöyle diyelim. Para çaldığı için eli kesilmiyor. Eğer mesele para olsaydı, ticarette bir malı fahiş fiyata satanın, hileli mal satanın, üç kağıtçılık yapanın da eli kesilirdi. Ama bunların cezası yaptıkları suçun durumuma göre tazir cezasıdır. Yani el kesme cesazı dışında kalan hapis, sürgün, malına el koyma, para cezası gibi cezalardır. 6- Peki, hırsızın eli niye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mal mı kıymetli yoksa insan canı ve insan organı mı kıymetli?</p>



<p>1- Bir insanın çeyrek dinar (1.05 gram altın/450-500 Türk Lirası kadar) çalması nedeniyle hayati sayılacak bir organının ondan koparılmasının sebebi nedir?</p>



<p>2- Öncelikle İslam herkesin elini kolunu kesmiyor. Kimsenin elini kolunu kesmeye de meraklı değildir. İnsanın canı, malından da dünyadan da daha değerlidir.</p>



<p>3- Yankesicilik de bir tür hırsızlık olsa da el kesme cezasını gerektiren bir suç değildir. Bunun cezası başkadır. Dolandırıcılık, gasp, hileli satış gibi haram olan şeyler de hırsızlık grubuna girer ama el kesme cezasını gerektirmiyor.</p>



<p>4- Bir kişi kapısı, penceresi kapalı bir eve girse ve o evden 750 lira çalsa, eli kesilir. Ama tırnakçılık, gasp, dolandırıcılık, hileli satış gibi bir yolla 10 bin lira parayı zimmetine geçirse eli kesilmez.</p>



<p>5- Yani hırsızın (şer&#8217;î anlamda el kesilmesi cezasını hak eden kişi) elinin kesilme nedeni paranın az veya çok olması değildir. Ya da şöyle diyelim. Para çaldığı için eli kesilmiyor. Eğer mesele para olsaydı, ticarette bir malı fahiş fiyata satanın, hileli mal satanın, üç kağıtçılık yapanın da eli kesilirdi. Ama bunların cezası yaptıkları suçun durumuma göre tazir cezasıdır. Yani el kesme cesazı dışında kalan hapis, sürgün, malına el koyma, para cezası gibi cezalardır.</p>



<p>6- Peki, hırsızın eli niye kesilir? Hırsızın eli, hırsızlık yaptığı için değil, evlerin mahremiyetini ihlal ettiği için kesilir. Konut dokunulmazlığını ihlal ettiği için kesilir. İnsanların güvenli ortamını, huzur ve rahatını bozduğu için kesilir. Toplumda korku ve panik havası oluşturduğu için kesilir. İnsanlara, ben sizi evinizde dahi rahat bırakmayacağım dediği için kesilir. İnsanların güvenli bir şekilde uyumasına engel olduğu için kesilir.</p>



<p>7- Tüm bu ihlaller onun çaldığı 500 liradan daha büyük zararlardır. Bir toplum evinde de rahat edemeyecekse, evinde de güven bulamayacaksa, evinde de emin olmayacaksa nerede bunu bulacaktır? Toplumun huzur ve güvenini şehirde bozan kişinin sağ elinin bilek kısmı kesilir. Şehir dışında bunu yaptığı zaman ise işlediği suça ve suça olan iştirakine göre eli ve ayağı çapraz bir şekilde kesilir vb.</p>



<p>8- Şehirde üç beş hırsız yüzünden yüz binlerce insan evlerini demir kilitlerle zindana çeviriyor. Güvenlik kameraları almak zorunda kalıyor. Güvenlikçi tutmak zorunda kalıyor. Evinde telefonunu, televizyon, bilgisayar, para ve ziynet eşyasını koruyamıyor. Bir hırsız, içinde binlerce tavuğun olduğu bir kümese dadanmış bir tilki gibidir. Tilki belki hepsini yiyemez ama hiçbirine tat da vermez.</p>



<p>9- Misafir, ev sahibinin evinden çalarsa onun eli kesilmez. Zira ev sahibinin güvenini alarak eve girmiştir. Yakın akrabaların birbirlerinin evinde otururken çaldıkları şeyler yüzünden el kesilmez. Bir baba, oğlunun, damadının, kızının evinden çaldı diye eli kesilmez. Karı kocanın birbirinden çaldığı mal yüzünden elleri kesilmez. Evde ya da dükkanda değil de evin önünde ya da dükkanın önünden çalınan şeylerden dolayı el kesilmez. Tüm bunların cezası el kesme değil, hakimin vereceği başka cezalardır. Bunlar da hırsızlık çatısı altına girse de haram olsa da şer&#8217;î anlamda el kesilmesini gerektiren bir hüküm içermez.</p>



<p>10- İslam, toplumun can, mal, güven, huzur, asayiş, emniyet ve saadetini bozan kişiye ibretlik ceza verir. Öyle ki, bir kişinin elini keser ama on binlerce kişinin de bu yola teşebbüs etmesinin yolunu keser.</p>



<p>11- Her gün haberlerde görüyorsunuz. Hırsızlık, gasp, yankesicilikten 35 sabıkası olduğu halde yeniden yakalanan kişileri. Bir insan 35 defa uslanmamışsa ne zaman uslanacak? Hem de bu türden on binlerce hırsız var.</p>



<p>12- İslam&#8217;ın hukuk felsefesi budur. İslam’dan korkmayın. Biz Müslümanlara bakıp İslam&#8217;dan kaçmayın. İslam hukuku, insanın saadeti içindir. Bir daha söyleyeyim. İslam hukuku Müslümanın saadeti için değil, insanın saadeti içindir. Bu hukuk sadece Müslümanlar için değil herkes içindir. Zira gayrimüslimin evinden hırsızlık yapan Müslümanın elini, İslam keser.<br>Kim kimin huzurunu bozdu?<br>Müslüman, gayrimüslimin huzurunu bozdu.<br>Kimin eli kesildi?<br>Müslümanın.<br>Kimin evinden çaldı?<br>Gayrimüslimin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/islam-niye-el-keser/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>RTÜK&#8217;ten &#8220;Sadakatsiz&#8221; Adlı Diziye Ceza: Aldatma ve Aldatılma</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rtukten-sadakatsiz-adli-diziye-ceza-aldatma-ve-aldatilma/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rtukten-sadakatsiz-adli-diziye-ceza-aldatma-ve-aldatilma/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 Nov 2020 08:02:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ceza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16136</guid>

					<description><![CDATA[Daha önce de bu diziden bahsetmiş ve TV dizilerinin aldatmayı adeta bir norm haline getirdiğini, hatta bunu topluma dikte ettiğini, TV, sinema ve internetin romantik, erotik ve pornografik diktası ile karşı karşıya bulunduğumuzu yazmıştım.Dün gün boyunca soysal medyada RTÜK’ün bu cezası konuşuldu. Bunun bir sansür olduğu belirtilerek genelde bu cezaya itiraz ediliyordu. Oysa bu bir idari para cezası, yani ilgili kanal için kuruş mesabesinde bir ceza idi(cinsellikle ilgili problemler/sorunlar elbette ki böyle cezalarla çözülemez, bu çok daha kapsamlı bir çalışmayı gerektiren bir konudur). Ama ayrıca ceza alan da sadece bu dizi değildi, bir yemek programı bile vardı ceza alan bu programlar içerisinde. Lakin feveran sadece bu dizi için edildi. Neden acaba? Çünkü serbest cinsellik mottosu öyle bir kabul görüyor ve ilgi çekiyor ki en ufak bir itiraz bile feverana neden olabiliyor. Ve tabi cinsellik de daima satıyor. Nitekim –Ertuğrul Özkök’ün yazısından öğrendiğime göre- bu dizi de reyting rekorları kırıyor.Aldatma/aldatılma mevzusu çok konuşulan konulardan biri, belki de ilki. Herhalde bugüne kadar bu konuda söylenmemiş söz kalmamıştır; binlerce kitap, on binlerce makale yazılmıştır. Bu nedenle –her ne kadar 25 yıldır, Üroloji alanında çalışan bir hekim olarak çoğu erkek binlerce aldatan birey ile karşılaşmış ve bu konuda bazı gözlemlerim olmuş ise de- bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Daha önce de bu diziden bahsetmiş ve TV dizilerinin aldatmayı adeta bir norm haline getirdiğini, hatta bunu topluma dikte ettiğini, TV, sinema ve internetin romantik, erotik ve pornografik diktası ile karşı karşıya bulunduğumuzu yazmıştım.<br><br>Dün gün boyunca soysal medyada RTÜK’ün bu cezası konuşuldu. Bunun bir sansür olduğu belirtilerek genelde bu cezaya itiraz ediliyordu. Oysa bu bir idari para cezası, yani ilgili kanal için kuruş mesabesinde bir ceza idi(cinsellikle ilgili problemler/sorunlar elbette ki böyle cezalarla çözülemez, bu çok daha kapsamlı bir çalışmayı gerektiren bir konudur). Ama ayrıca ceza alan da sadece bu dizi değildi, bir yemek programı bile vardı ceza alan bu programlar içerisinde. Lakin feveran sadece bu dizi için edildi. Neden acaba? Çünkü serbest cinsellik mottosu öyle bir kabul görüyor ve ilgi çekiyor ki en ufak bir itiraz bile feverana neden olabiliyor. Ve tabi cinsellik de daima satıyor. Nitekim –Ertuğrul Özkök’ün yazısından öğrendiğime göre- bu dizi de reyting rekorları kırıyor.<br><br>Aldatma/aldatılma mevzusu çok konuşulan konulardan biri, belki de ilki. Herhalde bugüne kadar bu konuda söylenmemiş söz kalmamıştır; binlerce kitap, on binlerce makale yazılmıştır. Bu nedenle –her ne kadar 25 yıldır, Üroloji alanında çalışan bir hekim olarak çoğu erkek binlerce aldatan birey ile karşılaşmış ve bu konuda bazı gözlemlerim olmuş ise de- bu mevzuda yeni (söylenmemiş) bir şey söyleyebileceğimi sanmıyorum. Çünkü herşey söylendi. Ancak buna rağmen şu tespitlerimi nakletmek istiyorum;<br><br>Aldatma, bir erkeğin iktidarını karısından başka bir kadın üzerinde kanıtlama arayışı, bir kadının da arzulanma ihtiyacını başka bir erkek üzerinden karşılamaya çalışması ve/veya intikamı ile izah edilemez, yani mesele bundan ibaret değil, çoğunlukla daha karmaşık, daha girift…<br><br>Meselenin elbette ki biyolojik, psikolojik ve sosyolojik boyutu var. Sürecin zeminini erkekler için daha çok biyolojik, kadınlar için ise daha çok psikolojik boyut hazırlıyor. Bu doğru. Ama süreci aktive eden/sürdüren hemen daima sosyal boyut oluyor. Özellikle onaylayıcı ve/veya kontrol edici -baskılayıcı- mekanizmalar bakımından.<br><br>İşte diziler –verdikleri açık ve örtük mesajlarla- bu sosyal boyutu inşa ediyorlar. Buna katkı sağlıyorlar. Verdikleri mesajlarla aldatma olgusu adeta norm haline geliyor. Bu, elbette ki yasal olmayan, hatta adı konulmayan bir norm, ama psikolojik propaganda araçları ile adeta dikte ediliyor. Ve kabul de görüyor, yaygın bir şekilde alınıyor. Çünkü gücünü (desteğini) hemen herkeste var olan biyolojik ve psikolojik dürtülerden -içgüdülerden- alıyor.</p>



<p>Bu yüzden de cinsellik satan bu diziler reyting rekorları kırıyor. Çünkü çoğunluk kendinden bir şeyler buluyor bu dizilerde; ama hayatından ama hayalinden…<br><br>Peki geriye ne kalıyor? Yani karşı tarafta ne var? Etik/ahlaki ilkeler ve öz saygı; bireyin başta kendisine olan öz saygısı, sonra da eşine olan saygısı. Baskılayıcı güçlerin tümü bunlardan ibaret. Peki ya bunlar da yoksa veya zayıflarsa?<br><br>İşte bu yüzdendir ki sevgi, şefkat ve saygı zeminine oturtulamayan evlilikler büyük bir risk altında. Hele de erotik ihtiyaçlar olması gerektiği gibi evlilik içerisinde karşılanamıyorsa (ki yaygın olarak cinsel bilinç eksikliği yüzünden bunların karşılanamadığını görüyoruz), erkek onaylanmamış iktidarını dışarıda onaylatmaya, kadın da karşılanmamış arzularını (arzulanma ihtiyacını) dışarda gidermeye, sevgi ve şefkat arayışına girişiyor. Çünkü cinsel ilişki(sex) arzulanma isteği ve ihtiyacının somut bir ifadesidir, hatta bunun en uç/ideal aşamasıdır. Ama her cinsel ilişki ile bu ihtiyacın karşılanamayacağı ve hatta çoğunlukla karşılanamadığı da açıktır. Bu yüzden, tüm aldatma eylemleri bu amaçla girişilmiş olan beyhude çabalar olmaya mahkumdur. Çünkü aldatma ile asla amaçlanan bu hedeflere ulaşılamadığı gibi büyük pişmanlıklar da yaşanır. Ne var ki birey bunların tümünü ancak aldatmadan sonra görebiliyor. Amaçlanan hiçbir hedefe ulaşamadığı gibi öncesine göre çok büyük kayıplar da vermiş olur(biyolojik, psikolojik ve sosyal olarak).<br><br>Konumu ve statüsü ne olursa olsun, ister holding patronu, ister CEO/genel müdür, ister eğitimli, ister eğitimsiz, elit veya vasat… kim olursa olsun eşini aldatan her birey –ifade etsin veya etmesin- büyük bir pişmanlık yaşar. Çünkü hem işin hayal ettiği gibi olmadığını görür hem de kendisine olan saygısını yitirir. Tıpkı bir suçlu hırsız gibi yakalanmaktan ve suçunun ifşa edilmesinden korkar. Suçluluk duygusuna sürüklenir, kendisini kınamaya başlar vs… Peki buna rağmen neden birçok birey eşini aldatarak kendisini bu duruma sürükler?<br><br>Çünkü toplum (TV, diziler, internet, arkadaş çevresi vs) bunu dikte ediyor. Evet, biyoloji ve psikoloji bunun alt yapısını hazırlar ama bu alt yapıyı harekete geçiren -buna onay veren- çevre ve toplum olur. Nitekim aldatma eylemine katılanların hepsi de toplumun bir parçasıdır.<br><br>Fakat toplum aynı zamanda büyük bir iki yüzlülük de sergiler. Hem aldatmayı adeta bir norm halinde dikte eder hem de aldatan/aldatılan bireyleri –özellikle ifşa olduklarında- norm dışı davranmakla itham eder. Hatta kınar. Ama aynı zamanda onların ifşa olan bu durumunu büyük bir zevkle de izler, onlardan bir bakıma bu sekilde intikam da almış olur.<br><br>Bu ikiyüzlülüğü/intikamı, geneleve düşen/düşürülen kadınların erkeklerden aldıkları intikama benzetiyorum. Bu kadınlar çoğunlukla kendileri ile ilişkiye giren erkeklere ‘’ayol seninki de bayağı küçükmüş’’ der ve böylece o erkeğin cinsel hayatını adeta bitirir. Çünkü yüzlerce erkekle ilişkiye giren (birçok erkeğin penisini gören) böyle bir kadının bir erkeğe böyle bir şey demiş olması, özellikle penis boyu takıntısı bulunan bir toplumdaki erkekler için telafisi çok zor büyük bir travmadır. Artık o erkek onlarca ürolog dolaşır. Ama buna rağmen kolay kolay bu travmadan kurtulamaz. Böylece bu kadın(lar) kendisini bu yola düşüren erkeklerden bu şekilde (içgüdüsel olarak) intikam almış olurlar. Onlarla hem cinsel ilişkiye girer hem de cinsel hayatlarına kast ederler.<br><br>Tüm aldatmalar özü itibari ile buna benzer intikamları bünyesinde barındırır. Ancak bireyin cinsel hayatını da mutluluğunu da olumsuz etkileyen bu intikamlar, çoğunlukla örtük bir şekilde tezahür ettiği için etkilenen bireyler tarafından fark edilemez. Birey büyük bedeller öder ama bunun nedenini de bir türlü anlayamaz. Çünkü nedeni de çözümü de yanlış adreste aramaktadır. Hatta bu yüzden kendisine bedel ödeten bu hatalarını yapmaya da devam eder. Ta ki ayılana, gerçekle yüzleşene kadar (detayları uzun bir konu).<br><br>Bu nedenle biyolojik ve psikolojik zeminde gelişen tüm cinsel dürtüler -çerçevesi yasalar ve toplumsal normlarla belirlenen- meşru birliktelikler (evlilikler) içerisinde karşılanmalı ki amaçlanan hedeflere tüm boyutları ile gerçekten ulaşılabilmiş olsun. Zira cinselliğin sınırlarının etik/ahlaki ve sosyal normlarla tayin edilmiş olması (cinselliğin serbestçe ama tayin edilen bu sınırlar içerisinde yaşanıyor olması) aslında erotizmin de temelini oluşturur. Sınırın ve estetiğin bittiği yerde erotizm de biter ve pornografi başlar. Pornografi ise cinselliğin mekanikleşmesi ve ruhsuzlaşması, yani ölmesi demektir.<br><br>Artık aldatmanın bir sınıfı yok, zengin-fakir, eğitimli-eğitimsiz, holding patronu veya işçi herkes aldatabiliyor. Çünkü aldatmayı dikte eden TV ve özellikle internet bu konuda oldukça geniş imkânlar da sunuyor.<br><br>Ne var ki aldatan öncelikle kendisini aldatıyor.<br>Bunu -aldatan/aldatmayan binlerce erkek/kadın ile muhatap olmuş- 25 yıllık bir ürolog olarak söylüyorum.<br><br>Kendinizi aldatmayın…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rtukten-sadakatsiz-adli-diziye-ceza-aldatma-ve-aldatilma/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
