<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Çanakkale &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/canakkale/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 18 Mar 2020 06:38:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Çanakkale &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Saldıran İçin Truva, Savunan İçin Bedir: Çanakkale</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/saldiran-icin-truva-savunan-icin-bedir-canakkale/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/saldiran-icin-truva-savunan-icin-bedir-canakkale/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Mar 2020 06:38:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[18 mart]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13776</guid>

					<description><![CDATA[1. Batı için her savaş, bir anlamıyla kutsal haçlı savaşı mitolojik bir anlayışla &#8220;tanrıların veya titanların savaşı&#8221;.. 2. Bizim için ise her galibiyetimiz, vakur ve mağrur bir şekilde, taşlıklık yapmadan kazanılan bir Bedir.. 3. Her mağlubiyetimiz, kimsenin karnını deşmeden insanca yasını tutabildiğimiz, şehitliğin alabildiğine yaşandığı bir Uhud. 4. Her fetih, kimsenin kılına zarar gelmediği, kalplerin fethinin sembolize eden bir Feth-i Mekke.. 5. Mehmetçiği, Bedir’de savaşan sahabe ile özdeş görmek önemli; çünkü Bedir savaşına katılmak için Enes bin Nadr gibi çocuk sahabeler büyüdüklerini, delikanlı olduklarını göstermek için parmaklarını üzerine dikilmeleri gibi Osmanlı&#8217;da da henüz bıyıkları terlememiş çocuklar askerlik şubelerinin önlerinde askere yazılmak için ayak parmaklarının üzerinde dikiliyorlardı. 6.Zira Çanakkale Bedir ise İstanbul, onun sigortası Medine’dir. Osmanlı için… 7. Zira Kutsal topraklar, Üsküdar, Harem semtinden başlar onun için orasının adı Harem&#8217;dir. 8. Anadolu yakası Mekke toprağı ise Eyüp Sultan Medinedir bizim için. 9. Özdeşleşmeye bir başka örnek de Osmanlı Kudüs’te yaptırdığı tüm çeşmelerin temelini Muharrem ayında atmış ve sonrasındaki muharrem ayında ise tamamlamıştır. Hz. Hüseyinin susuz bırakılmasını yad etmek ister çünkü. 10. Zira Osmanlı için medeniyet; diriltme medeniyetidir. Yine Osmanlı için Toprak cihandır, bayraktaki Hilal Allah’ı sembolize eder. 11. İrfanımız, can almayı öğretmez aksine hayat vermeyi, ihya etmeyi, hayat kazandırmayı öğretir. 12. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Batı için her savaş, bir anlamıyla kutsal haçlı savaşı mitolojik bir anlayışla &#8220;tanrıların veya titanların savaşı&#8221;..<br />
2. Bizim için ise her galibiyetimiz, vakur ve mağrur bir şekilde, taşlıklık yapmadan kazanılan bir Bedir..<br />
3. Her mağlubiyetimiz, kimsenin karnını deşmeden insanca yasını tutabildiğimiz, şehitliğin alabildiğine yaşandığı bir Uhud.<br />
4. Her fetih, kimsenin kılına zarar gelmediği, kalplerin fethinin sembolize eden bir Feth-i Mekke..<br />
5. Mehmetçiği, Bedir’de savaşan sahabe ile özdeş görmek önemli; çünkü Bedir savaşına katılmak için Enes bin Nadr gibi çocuk sahabeler büyüdüklerini, delikanlı olduklarını göstermek için parmaklarını üzerine dikilmeleri gibi Osmanlı&#8217;da da henüz bıyıkları terlememiş çocuklar askerlik şubelerinin önlerinde askere yazılmak için ayak parmaklarının üzerinde dikiliyorlardı.<br />
6.Zira Çanakkale Bedir ise İstanbul, onun sigortası Medine’dir. Osmanlı için…<br />
7. Zira Kutsal topraklar, Üsküdar, Harem semtinden başlar onun için orasının adı Harem&#8217;dir.<br />
8. Anadolu yakası Mekke toprağı ise Eyüp Sultan Medinedir bizim için.<br />
9. Özdeşleşmeye bir başka örnek de<br />
Osmanlı Kudüs’te yaptırdığı tüm çeşmelerin temelini Muharrem ayında atmış ve sonrasındaki muharrem ayında ise tamamlamıştır. Hz. Hüseyinin susuz bırakılmasını yad etmek ister çünkü.<br />
10. Zira Osmanlı için medeniyet; diriltme medeniyetidir. Yine Osmanlı için<br />
Toprak cihandır, bayraktaki Hilal Allah’ı sembolize eder.<br />
11. İrfanımız, can almayı öğretmez aksine hayat vermeyi, ihya etmeyi, hayat kazandırmayı öğretir.<br />
12. O yüzden Müslüman Türkçemizde &#8220;vermekle&#8221; ilgili deyimler daha çoktur<br />
Almak garipsenir kınanır. Meselâ biz &#8220;çay içer misiniz? &#8221; deriz &#8220;çay alır mısınız? demeyiz.<br />
13. Biz bardak bitmeden çay koymayız yarı içilmiş bardağa.. Vermenin kültürünü de geliştirmişiz.<br />
14. Cahiliyyede mal gibi satılan kölelere, kadınlara İslam &#8220;insan&#8221; dedi..</p>
<p>15. Çanakkale; Allah karşısında boyun eğen bir milletin kimseye secde etmeyeceğinin bir göstergesidir.<br />
16. Nitekim kafirler bize hiç tek saldırmadı. Hep saldıranlara çoğul ekiyle küffar dedik.<br />
17. Biz sayıca hiç kafirden üstün olmadık hep biz Bedir&#8217;deki gibi bir avuç Müslüman kaldık<br />
18. Buna karşın küfür hep tek millet oldu hep haçlılar birleşti. Kimi yamyam kimi Hindu bütün akvamı beşer bize karşı dikildi.<br />
19. Hiçbir araya gelmesi mümkün olmayan milletler tıpkı Bedir&#8217;de Uhud&#8217;da olduğu gibi birleşerek karşımıza çıktılar.<br />
20.Çünkü aslında hep devirde kafir bir Truva Atı; içinde beslediği düşmanlığı ortaya çıkaracak fırsatı kollamaktadır.<br />
21. Her devirde biz Millet olarak daima iman tarafını seçtik, Hakk&#8217;ın tarafını seçtik<br />
22. Mazlumun, masumun yanında olduk…Hiç zalim olmadık olamadık.. Hiç fıtratımıza ters işler yapmadık…<br />
23. Bizim toprağımızda yaşayan namusumuz sayılan Hıristiyanımız da bize benzer “Allaha şükür” der doyunca “Hamdolsun” der &#8220;iyiyim&#8221; demez.<br />
24. Biz bizde olanı kendimize benzetiriz, dönüştürürüz, iç devrim yaptırırız, her fıtrattan sapana yardım eder fıtratını hatırlatırız…<br />
25. Bizim tüm fiillerimiz ettirgendir.. Biz yemeyiz sadece dediririz de. Biz içmeyiz sadece içiririz de ama öğretmek için öğreniriz.<br />
26. Biz hayat vermek için hayatımızı feda veririz. Bedir&#8217;de.. Çanakkale&#8217;de.. Herhangi bir devirde ve bir yerde&#8230;<br />
Prof. Dr. Mustafa ALICI</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/saldiran-icin-truva-savunan-icin-bedir-canakkale/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bedir 624&#8230; Çanakkale 1915&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bedir-624-canakkale-1915/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bedir-624-canakkale-1915/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Mar 2019 10:08:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Bedir]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9193</guid>

					<description><![CDATA[1. Her galibiyetini BEDR&#8217;e her mağlubiyetini UHUD&#8217;a her fethini MEKKE&#8217;ye benzeten sayıca ve teçhizatça hep gâvurun üstün olduğu ama her savaşta galip gelen bizim ŞANLI ORDUMUZ var.. 2. ALLAH&#8217;ın vaat ettiklerini gelecek İdeali yapan varlık sebebi yapan bizim DEVLETİMİZ var! 3. Allah&#8217; in meleklerle desteklediği Hz. Peygamber&#8217;in (sav) ak sancağı gibi üzerine Allah (Ak Hilal) ve Peygamberini (Ak Yıldız) nakşeden asla yere düşürmediğimiz bizim Gazi BAYRAĞIMIZ var! 4. Bu yüzden ki Uhud Savaşı&#8217;nda sahabe çocuklarının ayaklarının üzerine dikilmesi gibi bizim bütün 15&#8217;lilerimiz kınalı kuzularımız ÇOCUKLARIMIZ koşa koşa savaşa gitti. 5. Bu yüzden ki &#8220;Resulullah&#8217;a bir şey oldu mu ondan haber verin diye soran şehit sahabe hanımları gibi Vatan ve din giderse geride bir şey kalmaz diye bebeklerini geridekilere bırakıp savaşa kosan bizim KADIN MÜCAHİDELERİMİZ var! 6. Bu yüzden ki &#8220;Üzülme Allah bizimle&#8221; diyen Hz. Peygamberi (sav) örnek alan savaşta soba borusunun üzerine &#8220;Allah bizimle&#8221; yazan ve Peygamberinin( sav) adını alan bizim MEHMETÇİĞİMİZ var! 7. Zira BİZİM YETİM BAŞINI DA OKŞAYAN AZAN GAVURU DA TEPELEYEN BİR PEYGAMBERİMİZ VAR! 8. Zira gavura karşı barışta İZZETLİ savaşta ACIMASIZ olun , MÜSLÜMANA ŞEFKATLI VE MERHAMETLİ OLUN DİYEN BİR KİTABIMIZ var! 9. Dininin tarihini kendisine kader bilen Şanlı TARİHİMİZ var. 10. Son olarak; ALLAH&#8217;IN dostlarını &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>1. Her galibiyetini BEDR&#8217;e her mağlubiyetini UHUD&#8217;a her fethini MEKKE&#8217;ye benzeten sayıca ve teçhizatça hep gâvurun üstün olduğu ama her savaşta galip gelen bizim ŞANLI ORDUMUZ var..<br />
2. ALLAH&#8217;ın vaat ettiklerini gelecek İdeali yapan varlık sebebi yapan bizim DEVLETİMİZ var!<br />
3. Allah&#8217; in meleklerle desteklediği Hz. Peygamber&#8217;in (sav) ak sancağı gibi üzerine Allah (Ak Hilal) ve Peygamberini (Ak Yıldız) nakşeden asla yere düşürmediğimiz bizim Gazi BAYRAĞIMIZ var!<br />
4. Bu yüzden ki Uhud Savaşı&#8217;nda sahabe çocuklarının ayaklarının üzerine dikilmesi gibi bizim bütün 15&#8217;lilerimiz kınalı kuzularımız ÇOCUKLARIMIZ koşa koşa savaşa gitti.<br />
5. Bu yüzden ki &#8220;Resulullah&#8217;a bir şey oldu mu ondan haber verin diye soran şehit sahabe hanımları gibi Vatan ve din giderse geride bir şey kalmaz diye bebeklerini geridekilere bırakıp savaşa kosan bizim KADIN MÜCAHİDELERİMİZ var!<br />
6. Bu yüzden ki &#8220;Üzülme Allah bizimle&#8221; diyen Hz. Peygamberi (sav) örnek alan savaşta soba borusunun üzerine &#8220;Allah bizimle&#8221; yazan ve Peygamberinin( sav) adını alan bizim MEHMETÇİĞİMİZ var!<br />
7. Zira BİZİM YETİM BAŞINI DA OKŞAYAN AZAN GAVURU DA TEPELEYEN BİR PEYGAMBERİMİZ VAR!<br />
8. Zira gavura karşı barışta İZZETLİ savaşta ACIMASIZ olun , MÜSLÜMANA ŞEFKATLI VE MERHAMETLİ OLUN DİYEN BİR KİTABIMIZ var!<br />
9. Dininin tarihini kendisine kader bilen Şanlı TARİHİMİZ var.<br />
10. Son olarak; ALLAH&#8217;IN dostlarını DOST, düşmanlarını DÜŞMAN belleyen AZİZ MİLLETİMİZ VAR! &#8230;.Bu İRFANI kaybedersen ey evlat her şeyini kaybedersin!</p>
<p>(Prof. Dr. MUSTAFA ALICI)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bedir-624-canakkale-1915/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimin Çanakkale’si Yahut 15 Temmuz’u</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/egitimin-canakkalesi-yahut-15-temmuzu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/egitimin-canakkalesi-yahut-15-temmuzu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Dec 2018 08:50:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Zekeriya Erdim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6072</guid>

					<description><![CDATA[Osmanlı Beyliği kurulduğunda; yüzölçümü, 16 bin kilometre kare idi. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun en parlak döneminde; 24 milyon kilometre kareye kadar geldi. Duraklama ve gerileme dönemlerinde; her bakımdan küçüldük, zayıfladık. İstiklal Harbi sonrasında ise; 780 bin kilometre kareye sıkışmak yahut sığınmak zorunda kaldık. Bu son kara parçasını korumak ya da kurtarmak için; yediden yetmiş yediye, zorlu bir mücadele verildi. Yedi düvelden, yetmiş iki buçuk milletle; ölüm-kalım savaşına girildi. En sonunda; &#8220;Çanakkale geçilmez&#8221; dedik ve dedirttik. Malımızla, canımızla bedelini ödeyip; bağımsızlığımızı ilan ettik. Fakat gel gör ki, hemen her cephede denize döktüğümüz yahut karaya gömdüğümüz milletler; daha sonra Çanakkale&#8217;yi de, İstanbul&#8217;u da, Ankara&#8217;yı da geçtiler. Dilleriyle, kültürleriyle, sanatlarıyla, siyasetleriyle içimize girip; yurdumuzun ve yuvamızın tüm kalelerini birer ikişer işgal ettiler. Nesilden nesile intikal eden ruhun, anlayışın, yaşayışın zinciri koparıldı; kuşaklar arasına ulaşılması imkânsız mesafeler girdi. Hayatın bütün alanlarında esen ya da estirilen yabancılaşma rüzgârı; uğrunda savaştığımız bütün değerleri yerle yeksan edip devirdi. Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi unuttuk. Hafızamız silindi, hayallerimiz çalındı; kendimizi, takma akıllarla ve fikirlerle avuttuk. Celladımıza aşık olup; gönüllü köleler haline geldik. Özümüzü ve özgüvenimizi kaybedip; bize çizilen sınırlar içinde, uyku ile uyanıklık arasında kaldık. Çocuklarımızı ve gençlerimizi, yeni yapıya uygun ve uyumlu hale getirmek için; daha &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Osmanlı Beyliği kurulduğunda; yüzölçümü, 16 bin kilometre kare idi. Osmanlı İmparatorluğu&#8217;nun en parlak döneminde; 24 milyon kilometre kareye kadar geldi. Duraklama ve gerileme dönemlerinde; her bakımdan küçüldük, zayıfladık. İstiklal Harbi sonrasında ise; 780 bin kilometre kareye sıkışmak yahut sığınmak zorunda kaldık. Bu son kara parçasını korumak ya da kurtarmak için; yediden yetmiş yediye, zorlu bir mücadele verildi. Yedi düvelden, yetmiş iki buçuk milletle; ölüm-kalım savaşına girildi. En sonunda; &#8220;Çanakkale geçilmez&#8221; dedik ve dedirttik. Malımızla, canımızla bedelini ödeyip; bağımsızlığımızı ilan ettik.</p>
<p>Fakat gel gör ki, hemen her cephede denize döktüğümüz yahut karaya gömdüğümüz milletler; daha sonra Çanakkale&#8217;yi de, İstanbul&#8217;u da, Ankara&#8217;yı da geçtiler. Dilleriyle, kültürleriyle, sanatlarıyla, siyasetleriyle içimize girip; yurdumuzun ve yuvamızın tüm kalelerini birer ikişer işgal ettiler. Nesilden nesile intikal eden ruhun, anlayışın, yaşayışın zinciri koparıldı; kuşaklar arasına ulaşılması imkânsız mesafeler girdi. Hayatın bütün alanlarında esen ya da estirilen yabancılaşma rüzgârı; uğrunda savaştığımız bütün değerleri yerle yeksan edip devirdi.</p>
<p>Kim olduğumuzu, ne olduğumuzu, nereden gelip nereye gittiğimizi unuttuk. Hafızamız silindi, hayallerimiz çalındı; kendimizi, takma akıllarla ve fikirlerle avuttuk. Celladımıza aşık olup; gönüllü köleler haline geldik. Özümüzü ve özgüvenimizi kaybedip; bize çizilen sınırlar içinde, uyku ile uyanıklık arasında kaldık. Çocuklarımızı ve gençlerimizi, yeni yapıya uygun ve uyumlu hale getirmek için; daha çok örgün ve yaygın eğitim kurumlarını kullandılar. İkazlara ve itirazlara aldırmadan, ciddi bir dirençle ve direnişle karşılaşmadan, muhalif unsurları anında bastırıp hayat hakkı tanımadan; az zamanda çok mesafeler aldılar.</p>
<p>Ancak, başımıza vurulan her darbe; bizi biraz daha uyandırdı. Perdeler açıldı, duvarlar yıkıldı; aklımızın ve ruhumuzun karanlık bölgeleri aydınlandı. Şimdilerde; kaybettiğimiz değerleri geri kazanma yolunda, adım adım ilerliyoruz. Fakat bazı kalelere çifte kilitler vurmuşlar; bir türlü içeri giremiyoruz. Kale kapılarının anahtarları; dilde, kültürde, sanatta. Kendi değerlerimiz ve doğrularımız üzerine kurulmuş; yerli ve milli hayatta. Başlangıç noktası; eğitim sistemindeki yabancı işgal güçlerinin tasfiye edilmesi. Çanakkale Savaşı gibi, 15 Temmuz Direnişi gibi; destanımsı bir mücadele verilmesi.</p>
<p><strong>BİZ KİMİZ?</strong></p>
<p>Geçtiğimiz günlerde, sekiz kişilik aile; bir masa başında toplanıp, &#8220;ben kimim&#8221; oyununu oynadık. Herkesin elinde iç yüzü diğerlerine dönük bir kart, her kartın üzerinde tutana gizli bakanlara açık birer isim; sırayla, cevabı ipucu olabilecek sorular sormaya başladık. Elimizde tuttuğumuz ismin kim olduğunu bulabilmek için, diğer oyunculara; &#8220;Ölü müyüm sağ mı, kadın mıyım erkek mi, yerli miyim yabancı mı, sanatçı mıyım siyasetçi mi&#8221; gibi sorular soruyorduk. Aldığımız cevapları alt alta yazıp, yorumlayarak; tahmin ettiğimiz ismi söylüyorduk.</p>
<p>Bilenler çıkıyor; kalanlar devam ediyordu. Herkese; bilme yahut bulma sırasına göre puan veriliyordu. İlk bilen ben oldum; çünkü çocuklar benim kartıma annelerinin ismini yazmışlardı. İkinci bilen hanım oldu; çünkü onun elindeki kartta da benim adım vardı. Biz, birbirimizi yakından tanıyorduk; ipuçlarını değerlendirip, çabucak sonuç aldık. Oyunun sonunda; tanıdığımız, bildiğimiz kimseleri daha kolay hatırladığımızı anladık.</p>
<p>O zaman düşündüm ki; bu oyunu geniş kitlelerle oynasak ve kartlarda tarihimizin, kültürümüzün, medeniyetimizin sembol isimleri olsa yeni nesiller ne kadar tanırlardı? Onların bize miras bıraktıkları eserleri okumalarını istesek; kaç cümlesini ya da paragrafını, hangi oranda anlarlardı? Bu soruların mümkün ve muhtemel cevapları; içime hüzün verdi. Gönlüme koyu bir gölge düştü; ruhum, derin bir dehlize girdi. Gene de kendimi zorlayıp; bazı isimleri hatırlamaya çalıştım. Bin yıllık tarihi bir kenara bırakıp; belki biraz kurtarırız diye, son yüz yıla baktım.</p>
<p><strong>ONLAR KİM?</strong></p>
<p>Cumhuriyet Türkiye’sinin siyasi ve askeri lideri, Gazi Meclis&#8217;in Kurucu Başkanı Mustafa Kemal&#8217;in; adına &#8220;Nutuk&#8221; dediğimiz uzun bir konuşması var. 15-20 Ekim 1927 Tarihinde yapılan bu konuşmayı; sonradan birileri kitap haline getirip, tekrar tekrar yayınladılar. Herhangi bir tercümeye yahut sadeleştirmeye ihtiyaç duymadan, aslına uygun olarak korunsa; kimler, ne kadar doğru okuyabilir? Kendilerini &#8220;Mustafa Kemal&#8217;in askerleri&#8221; diye tanımlayan güruh dâhil; toplumun yüzde kaçı anlayabilir?</p>
<p>İstiklal Harbi&#8217;nin kürsülerde ve minberlerde hatibi, sayfalarda ve satırlarda edibi, Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi&#8217;nin BurdurMilletvekili, Çanakkale Şehitlerine destanı ile Millet&#8217;in ve Meclis&#8217;in tek andı olan İstiklal Marşı&#8217;nın milli şairi Mehmet Akif Ersoy&#8217;un şiirleri ya da manzum hikâyeleri; &#8220;Safahat&#8221; adlı eserinde toplandı. Ne acıdır ki; son yıllarda, yeni nesiller anlayabilsinler diye, başka bir dilden tercüme edilir gibi, açıklamalı olarak yayınlandı.</p>
<p>Kurtuluş Savaşı günlerinde din adamı, bilim adamı, gazeteci, yazar kimliği ile halkı milli mücadeleye çağıran ve Birinci Meclis&#8217;te Balıkesir Milletvekili olan Hasan Basri Çantay; sonraki yıllarda, Cumhuriyet döneminin en muteber Kur&#8217;an Meali&#8217;ni yazarak, yeni nesillere miras bıraktı. Ancak, dilde yabancılaşma o dereceye vardı ki; bu üç ciltlik meal, toplumun okuyup anlama alanının dışına çıktı.</p>
<p>Örnekleri sayıp sıralamaktan vazgeçip; acıklı durumumuzun derecesini görelim. Filmi geriye doğru sarıp, Türk-İslam medeniyetinin en eski dönemlerini de anarak ve asırlar boyu kurduğumuz nice büyük devletleri de hatırlayarak; &#8220;Biz kimiz, onlar kim?&#8221; sorusunun cevabını verelim. Açık ve net olarak ifade edelim ki; bizi bizden söke söke aldılar. Her türlü hileye, hurdaya, tezgâha, tuzağa başvurarak; dünyanın ve insanlık âleminin huzurunun ve güveninin teminatı olan hamiyetperver kimliğimizi çaldılar.</p>
<p>Devlet-millet işbirliği içinde; yeni bir Çanakkale yahut 15 Temmuz mücadelesi vermeliyiz. Eğitimden, dilden, kültürden, sanattan başlayarak; içimizdeki işgal kuvvetlerinin ve işbirlikçilerinin ellerini kırmalı, inlerine girmeliyiz.</p>
<p>Zekeriya Erdim</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/egitimin-canakkalesi-yahut-15-temmuzu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrin’e Düşen Çanakkale Gölgesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/afrine-dusen-canakkale-golgesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/afrine-dusen-canakkale-golgesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nermin Taylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Mart 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Nermin Taylan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1720</guid>

					<description><![CDATA[Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır. Osmanlı’nın son yüzyılında doğu yanarken, Güney kaynarken Batı’da feryat asumana ulaşmış bir vaziyetteydi. Dört kıta yedi iklime otağ kuran bir devlet adeta yaşam mücadelesi veriyordu. Lavrensler, Sayslar, Pikotlar ellerini ovuşturarak Müslümanların yok olacağı günün hayalini kuruyorlardı. İkindi çaylarını Marmara Denizi’nin ortasında içeceklerine inanan komutanlar, Ayasofya’nın çinilerini sökmeyi planlayan şairler, lokum ve halıları yağmalama hedefinde olan gazeteciler ve daha niceleri. Yedi cephede yaşam mücadelesi veren şanlı bir devlet ve o devletin topraklarını masa başında, türlü oyunlarla parçalamaya çalışan düşmanlar. Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır. Tarihin Dönüm Noktaları Türklerin İslam’la tanıştıkları Talas Savaşı, Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı Malazgirt Savaşı, Osmanlı’nın Fetret Devri’ne girmesine sebebiyet veren Ankara Savaşı, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açıldığı 1453 İstanbul’un Fethi, 93 Harbi olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır.</strong></p>
<p>Osmanlı’nın son yüzyılında doğu yanarken, Güney kaynarken Batı’da feryat asumana ulaşmış bir vaziyetteydi. Dört kıta yedi iklime otağ kuran bir devlet adeta yaşam mücadelesi veriyordu. Lavrensler, Sayslar, Pikotlar ellerini ovuşturarak Müslümanların yok olacağı günün hayalini kuruyorlardı. İkindi çaylarını Marmara Denizi’nin ortasında içeceklerine inanan komutanlar, Ayasofya’nın çinilerini sökmeyi planlayan şairler, lokum ve halıları yağmalama hedefinde olan gazeteciler ve daha niceleri. Yedi cephede yaşam mücadelesi veren şanlı bir devlet ve o devletin topraklarını masa başında, türlü oyunlarla parçalamaya çalışan düşmanlar. Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır.</p>
<p><strong>Tarihin Dönüm Noktaları</strong></p>
<p>Türklerin İslam’la tanıştıkları Talas Savaşı, Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı Malazgirt Savaşı, Osmanlı’nın Fetret Devri’ne girmesine sebebiyet veren Ankara Savaşı, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açıldığı 1453 İstanbul’un Fethi, 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve nihayetinde yokluk içinde varlığın bir kez daha dünyaya kanıtlandığı Çanakkale Savaşı hiç şüphesiz Türk tarihinin önemli dönüm noktalarıdır.<br />
Osmanlı Devleti’nin ekonomik ve askeri yönden oldukça sıkıntılı olduğu bir döneminde patlak veren I. Dünya Harbi’nde büyük başarılara imza atılsa da uzayan savaşlar ve savaş koşulları sebebiyle asırlık çınar bitap düşmüş, dalları birer birer budanmış, dost görünenler tarafından adeta gövdesi baltalanmıştı. Yaşanan tüm bu hadiseler ise İmparatorluğun fiilen yıkılmasının başlangıcı olmuştur. Kahire’de yayımlanan The Egyptian Gazette isimli İngiliz resmi organı olan gazetede çıkan bir yorum yazısında, söylediklerimizi doğrular nitelikte şu ifadeler kullanılmaktadır.</p>
<p><em>“…Avrupa, son elli yıldan beri bu eski kıtada barışı tehlikeye sokan Prusya askeri gücünden ve Türklerden kurtulmuş olacaktır. Osmanlı ırkını, uzun zaman önce çıkıp geldiği Anadolu’nun karanlık vadilerine geri süreceğiz..”</em></p>
<p>Osmanlı Toplumu asırlarca dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun tarih sahnesinden çekildiği dönemde dahi eski ihtişamlı günlerinde olduğu gibi zaferler kazanmaktan geri kalmayarak, dost-düşman tüm dünya milletlerinin kabul ettiği şekilde büyük bir şecaat ve kahramanlık göstererek “Çanakkale Geçilmez”, Türk’ün Yurdu Çiğnenmez” sözlerini bir kez daha dünyaya ispatlamıştır.</p>
<p>Çanakkale; dünya milletlerinden İngiliz, Fransız, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı, Nepalli, Senegalli, Cezayirli, Hintli, Tunuslu hemen hemen her ülkeden insanın savaş için gelip aynı cephede buluştuğu, 8-10 metrelik mesafelerde canhıraş vaziyette birbirleriyle savaştığı; kara, deniz ve havada eşi görülmemiş mücadelenin verildiği, Osmanlı topraklarının masa başında paylaşılıp adeta yok edilmeye çalışıldığı öylesine büyük ve kendine özgü bir savaştır. Çanakkale’de yaşananlar, sadece kuru bir savaş kelimesiyle açıklanamaz elbette. Orada yaşananlar ancak bir milletin yüreğindeki iman gücüyle süper güçlere meydan okumasıdır. “İstanbul elden giderse aldığımız eğitimin ne önemi vardır” diyen mekteplilerin akıttıkları şehid kanlarıyla yazılan zaferin ismidir. Çanakkale, “Ya şehid ol, ya gazi. Yeter ki bu vatana düşman ayak basmasın.” diyen kahraman annelerin yüreklerindeki acı ve gururun en bedihi tezahürüdür.</p>
<p><strong>İhanetten Bile Daha Acımasız Merhamet</strong></p>
<p>Tarihi serüvenine baktığımızda; tarih sahnesine çıktığı günden itibaren onurlu bir şekilde varoluş mücadelesi veren şanlı Türk Milleti savaş taktikleri ve cesareti doğrultusunda kazandığı zaferlerin yanı sıra “mazlum milletlere gösterdiği yardımseverlik, sivil halka savaş sırasında dahi dokunmaması, dini ve ırki özgürlük gibi savaş hengâmesinde gösterdiği kahramanlık, esirlere olan muamele ve savaş kurallarına aykırı davranmamasıyla dünya milletlerince daima takdir edilmiştir. Kedisini parçalamak için gelenleri parçalama fırsatı bulduklarında onlara adeta vatan evine gelen misafir gibi davranmış, yemeğini ve muhabbetini onlarla paylaşmıştır.</p>
<p>Tıpkı; 12. yy’da II. Haçlı Seferi sırasında Almanya İmparatoru III. Kondrad ve Fransa İmparatoru IV. Luis’in ordusunda bulunan ve tarihini yazan Odo de Devil; Türklerin, Rumların ihanetiyle perişan olan haçlılara acıyarak büyük bir merhametle yardım ettiklerini; “Ey ihanetten daha acımasız olan merhamet: Müslümanlar, Hıristiyanların dinlerini onlara ekmek vererek satın alıyorlardı. Ancak bunu yaparken Türkler, onları Müslüman yapmak için hiçbir zorlamada bulunmadılar” söylemleriyle üç bin kadar esirin din değiştirerek Müslüman olduklarını esefle anlattığı gibi. Yine Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Karia ve Tantalus halkından esir aldığı halka misafir muamelesi yaparak nüfusu azalmış olan Akşehir bölgesine yerleştirmesi, kendilerine toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verip beş yıl vergiden muaf tutması… Türk yurdunda misafir muamelesi görmenin yanı sıra kendilerine toprak verilen halk, bir müddet sonra Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans arasında anlaşma yapıldığında ülkelerine geri dönmek istemediği gibi kimi Bizans halkı da kitleler halinde Selçuklu ülkesine göç etmişlerdir.</p>
<p>Tıpkı; İstanbul Fatihi Sultan II. Mehmed’in İstanbul’u fethettiği gün büyük bir alayla Ayasofya’ya girmesinden sonra ezan ve tekbir sesleriyle girdiği mabedin içerisinde korkudan tir tir titreyen, ürkek bir şekilde yerlere kapanıp ağlayan halka ve patriğe eli ile işaret edip durmalarını isteyerek; “Atanasios sana söylüyorum. Senin yanındakiler ve halkına da yöneliyorum. Bugünden itibaren kızgınlığımdan korkmayın hatta ölümden ve esaretten de korkmayın. Paşalar ve sancakbeylerine dönüp dedi ki; ‘bütün askerleri ve ordumdaki her kademede bulunanları, şehir halkına, kadınlara ve çocuklara karşı her türlü katil, esir edilmek veya düşmanca bir davranışta bulunmaktan engelleyin. Eğer bir kişi bile benim emrimi çiğnerse öldürülecek.” demesi ve daha sonrasında da Galata Zimmilerine dinlerinde, dillerinde kendilerinin serbest olduğu konusunda yayınladığı ferman gibi…<br />
Tıpkı; Mondros Anlaşması ile doğu cephesinden çekilirken kumandanımızın atının üzengisine yapışıp “bizi burada bırakıp nereye gidiyorsunuz” diye ağlayan Araplar gibi. Tıpkı; “yol nereye” sorusuna, “kızılelmaya” diye verdiği cevabın hemen ardından “aileme söyleyin beklemesinler, dua etsinler” diyen Afrin yiğidimiz gibi. Tıpkı; YPG, PKK ve daha bilmem ne bela terör örgütlerinin bölge insanını kalkan yaparak kalleşçe savaştıkları topraklarda Türk askerini görüp muştu almışcasına haykıran Suriye halkı gibi.</p>
<p>Bu ve bunlar gibi pek çok örnek Türk’ün vatanını canhıraş savunması, ağyarı toprağına bastırmaması, cephedeki mertliğini, vatan sevgisini, insani özelliklerini ve misafirperverliğini en güzel şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Canlı Çanakkale, Afrin</strong></p>
<p>Biz tarihçiler yıllardır Çanakkale ruhunu genç nesile anlatmaya çalışır, hemen yanıbaşında şehit olan arkadaşını görmesine rağmen bir dakika içinde nasıl korkusuzca ve vatan sevgisiyle süngüye çıktıklarını dillendirirdik. Anlatmaya çalıştığımız, kelamında zorlandığımız, yetersiz kaldığımız Çanakkale Ruhu şimdilerde anlıyoruz ki; Afrin Harekâtında saklıymış oysa…</p>
<p>Düğüne gidiyoruz diyen Mehmetçiğimizin Çanakkaleli Hasan Çavuş’tan gönül olarak bir farkı yokmuş meğer. “Eğer bayrak inecekse, eğer ezan dinecekse git de gelme oğul” diyerek oğlunu cepheye koşan Çanakkaleli anaların, “Vatan için şehit oldu benim oğlum üzülmek olmaz” diyen Afrin şühedası annelerinden bir farkı yokmuş oysa. “İnsanda gen ne ise, beşerde dil odur” düsturu ile diyebilirim ki; adını peygamberinden alan bu ordu bin yıl önce ne ise, İstanbul’un fethinde de, Çanakkale de de, Afrin Harekâtında da aynı ordudur.</p>
<p>Ve elbette hakikat budur; Çanakkale savaşlarında uluslararası hukuka aykırı onlarca iş yapan düşman, aradan geçen yüzyılda da hiç değişmedi. Gelibolu’da savaşıp daha sonra ülkesine dönen bir İngiliz Asker, kendisine o günler sorulunca şöyle diyordu;</p>
<p><em>“… Evet Gelibolu’yu hâlâ düşünüyorum. Hiçbir savaş buna değer miydi diye soruyorsunuz. Ayrıca, şu beyaz haçlar altında gömülü yatan, Yeni Zelanda’nın en seçkin evlatlarına da sorabilirsiniz. Tüm bunlara değer miydi? Hayır, hayır. Değmezdi… ”</em></p>
<p>Diyordu, diyordu da aradan geçen onlarca yıl ne düşmanı oyunundan vazgeçirdi ne de üzerinde bulunduğumuz coğrafya batılıların gözünde değerini yitirdi. Asya’dan gelip bu toprakları vatan bilen, fethettiği toprakları imar edip insanoğluna yaşam alanı sunan, adeleti ve hoşgörüsü ile dünya milletlerini kendine hayran bırakan Şanlı Türk Milleti gerçekten de tarihi serüveninde bu topraklarda yaşamanın bedelini herzaman ağır ödedi ve ödemeye de ne yazık ki devam ediyor.</p>
<p>Emperyal güçler birilerine akıl, birilerine silah veriyor, yetmiyor; paralı asker yolluyor, ülkenin dört bir yanında bombalar patlıyor, sınırlarımızın dışında devletler kurulmaya çalışılıyor, dünya gücü devletler terör örgütleri ile ayı safta, oyun yine aynı “Türk evladı vatan toprağını korumak için canhıraş savaşta”. Ve yine değişmiyor kader, ezanlar okunup kefenler giyiliyor, Malazgirt’te, Niğbolu’da Çanakkale’de Kıbrıs Barış Harekâtında, 15 Temmuz ve elbette Afrin Harekâtında olduğu gibi Mehmetçik kanının son damlasına kadar vatanı için savaşta.</p>
<p>Yüzyıl önce çeşitli oyunlarla bizden koparılıp ülke statüsü verilen devletlerin pek çoğuna türlü sebeplerle savaş açılıyor. Doğu yanıyor, güney kaynıyor, hemen yanı başımız kan gölü, çığlıklar asumanı inletiyor. Netice ise milyonlarca ölü, milyonlarca insan toprağından edilmiş.</p>
<p>Kazanan ise yine Batı.</p>
<p><strong>Batı, Erdoğan’da Abdülhamit’i Görüyor</strong></p>
<p>Dedik ya yüzyıl önce yine herşey aynıydı diye.. Evet, şöyle bir Osmanlıya, bundan tam yüzyıl öncesine dönüp arşivleri karıştırdığımızda Sultan Abdülhamid için neler söyleniyorsa, şimdilerde Batı neşriyatında Sayın Cumhurbaşkanımız için de aynı şeyler söyleniyor, aynı karalama kampanyası ve aynı gazete manşetleri. Masa başında tüm Avrupa devletleri doğudaki topraklar için ortak planlar yapıyor. Birileri İstanbul’u hedef alıp yeniden fethedeceğiz diyor, diğeri halife olduğunu ilan ediyor. Silahlar, mermiler, toplar, tüfekler hep aynı ülkelerin imalatı fakat hepsi insan hakları noktasında oldukça hassasiyet sahibi!!!</p>
<p>Kanımca yok fazla söze hacet, oyunlar aynı bu oyunları bozmanın yolu belli. Müslümanların birlik olmaması halinde kan ve gözyaşının durmayacağı oldukça açık. Hani birlik olduk ya 15 Temmuz’da işte bu sebeple tutmadı bu ülke üzerinde batılıların planı. Ve Afrin Harekâtıyla yerle bir oldu hayalleri.. Şimdi bizler biliyoruz ki; Türk Ordusu var olduğu müddetçe, dünyada adalet mücadelesi devam edecektir.</p>
<p>Ne diyordu Kızıldereliler;</p>
<p>“Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, bilinki oradan az önce uzun bacaklı bir ingiliz geçmiştir”.<br />
Yüzdüğümüz nehrin bulanmaması ve kendi nehrimizde boğulmamak için uzunbacaklıların farkında olmak dileğiyle..</p>
<p>Mevlam Ümmet-i Muhammedi Haçlı zihniyetinden korusun..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/afrine-dusen-canakkale-golgesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
