<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Brexit &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/brexit/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 May 2019 09:32:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Brexit &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mayıs May’in Ayı. Ya Haziran?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mayis-mayin-ayi-ya-haziran/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mayis-mayin-ayi-ya-haziran/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 May 2019 09:32:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Brexit]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[May]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10796</guid>

					<description><![CDATA[Brexit artık kimse için hayret verici bir şey değil. Bence haber önemi de aşındı. Zaten belki uzun bir zamana yayılmasının da biraz amacı o. Unutturmak olmasa bile önemini yitirtmek. Ama ticari, iktisadi  ve siyasi öneminin baskısı artan bir şekilde hissediliyor. Birleşik Krallık’tan(BK) yatırım kaçıyor, sermaye akışı tavsamış durumda. Henüz kesinleşen bir durum olmadığı halde, belirsizliğin yarattığı alaca karanlıkta özellikle nitelikli işgücü tedirgin. İskoçya, 31 Ekim 2019 itibarı ile bir kesin kopuş olursa, Westminister’in itirazlarını dikkate almaksızın yeniden bağımsızlık oylamasına gideceğini açıkladı bile. Kuzey İrlanda için nihai barışın simgesi olan “İyi Cuma”(Good Friday) anlaşması tehlikede. Bitmez tükenmez mezhep savaşları bir kez daha patlayabilir. Meşruiyet kazanarak, bir siyasi partiye dönüşen İrlanda Kurtuluş Hareketi(IRA), yeni bir kimlik kartı ile, İngiltere’yi yeniden cehenneme çevirebilir. Bir Delinin Attığı Taşı Çıkaramayan Onca Akıllı Bir elit proje, halka oylattırılırsa, oylama sonucunu siyasi elitlerin değiştirmesi, Westminister demokrasi kurallarına uymadığı için, ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Bu bağlamda, “gitmek mi zor? Kalmak mı? Bu soruyu, 2016 halk oylamasından beri kendi kendilerine sorup, bir türlü cevap veremedikleri malum. Ama gitmenin maliyeti, kalmaktan fazla. Bu bir gerçek. Özellikle gümrük birliği anlaşmasının kesin çizgileri belli olmazsa, tarife uygulamalarının yeniden devreye girmesi ile, fiyatların munzam artış kaydetmesi ve temel mallarda, kıtlıkların yaşanması mümkün görülüyor. Bu arada BK &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Brexit artık kimse için hayret verici bir şey değil. Bence haber önemi de aşındı. Zaten belki uzun bir zamana yayılmasının da biraz amacı o. Unutturmak olmasa bile önemini yitirtmek. Ama ticari, iktisadi  ve siyasi öneminin baskısı artan bir şekilde hissediliyor. Birleşik Krallık’tan(BK) yatırım kaçıyor, sermaye akışı tavsamış durumda. Henüz kesinleşen bir durum olmadığı halde, belirsizliğin yarattığı alaca karanlıkta özellikle nitelikli işgücü tedirgin. İskoçya, 31 Ekim 2019 itibarı ile bir kesin kopuş olursa, Westminister’in itirazlarını dikkate almaksızın yeniden bağımsızlık oylamasına gideceğini açıkladı bile. Kuzey İrlanda için nihai barışın simgesi olan <strong>“İyi Cuma”(</strong>Good Friday) anlaşması tehlikede. Bitmez tükenmez mezhep savaşları bir kez daha patlayabilir. Meşruiyet kazanarak, bir siyasi partiye dönüşen İrlanda Kurtuluş Hareketi(IRA), yeni bir kimlik kartı ile, İngiltere’yi yeniden cehenneme çevirebilir.</p>
<p><strong>Bir Delinin Attığı Taşı Çıkaramayan Onca Akıllı</strong></p>
<p>Bir elit proje, halka oylattırılırsa, oylama sonucunu siyasi elitlerin değiştirmesi, Westminister demokrasi kurallarına uymadığı için, ne yapacaklarını şaşırmış durumdalar. Bu bağlamda, <strong>“gitmek mi zor? Kalmak mı?</strong> Bu soruyu, 2016 halk oylamasından beri kendi kendilerine sorup, bir türlü cevap veremedikleri malum. Ama gitmenin maliyeti, kalmaktan fazla. Bu bir gerçek. Özellikle gümrük birliği anlaşmasının kesin çizgileri belli olmazsa, tarife uygulamalarının yeniden devreye girmesi ile, fiyatların munzam artış kaydetmesi ve temel mallarda, kıtlıkların yaşanması mümkün görülüyor.</p>
<p>Bu arada BK da tüm partiler, AB Parlamento seçimine hazırlanıyor. 23-26 Mayıs, 2016 tarihlerinde halkın oyu ile ayrılmaya karar verdikleri bir ortaklığı  hemen bozamadıkları için, çaresiz AB Parlamentosundaki 73 sandalyeye yeniden, yeni yüzler oturtacaklar. Oturtacaklar da BK nın, o yeni AB temsilcileri, diğer 27 ülke temsilcilerinin yüzüne nasıl bakacak? Neyse siyasette böyle ince düşüncelerin ve ayrıntıların yeri yok. Ama 31 Ekim 2019 a kadar alınmış süresi var. O tarihten sonra AB bir uzatma daha vermediği takdirde, BK ya Birlik’ten anlaşmasız ayrılacak veya ortaklık anlaşmasının 50. Maddesine dayanarak, Brexit’ kararını külliyen yok sayacak. Bu arada 31 Ekim 2019 AB komisyon üyelerinin yenilenme zamanı olduğu için, BK yı 2016 dan beri güvenlikten sorumlu komiser olarak temsil eden Jullian King, süresi dolmadığı halde, geçiş dönemini müteakkip, pılısını pırtısını toplayıp, Brüksel’den ayrılacak.</p>
<p><strong>Son bir Şans</strong></p>
<p>Bilindiği gibi <strong>“Allahın hakkı üçtür”</strong> sözünün hakkını verircesine, Avam Kamarası, May’in Brexit anlaşma taslağını üç kez oyladı. Farklı farklı yüzdelerle, her üç seferde de reddetti. Anlaşmasız Brexit’in tehlikesine ne kadar vurgu vursa da, May kendi parti üyelerini bile bir planda uzlaşmaya ikna edemedi. Yılmadı, yıkılmadı,  güven notu istediği her sefer de bunu parlamentodan aldı. Artık gerçekten güvendikleri için mi? Yoksa bu çözdükçe dolaşan, eşeledikçe kokan  işi ondan başkası artık yapamaz diye düşündükleri için mi bilinmez. İşte nedeni ne olursa olsun Başbakan May vazgeçilmezliğin verdiği özgüvenle,  geçen hafta Haziran başında Brexit konusunu yeniden Avam Kamarası’nın önüne getireceğini açıklayıverdi.Bu defa <strong>“gelenekler”i</strong> sarsmamak için olsa gerek, biraz farklı bir yaklaşım olacağını da ilave etti. Bu “üç”ün sihirli kerameti”nin sınırlarını aşan girişim, artık Brexit konusunu, BK yasasına geçirme girişimi olacakmış. Avam Kamarası üyeleri Haziran ayında yasalaştırma için ne oylayacak? Anladığım kadarı ile Başbakanın Brexit anlaşması taslağının tersten okunur şeklini. Çünkü içerik hemen hemen aynı. May’in amacı önerisinin temel başlıklarını korumak. Neydi bu başlıklar hatırlayalım: <strong>1.</strong> Vatandaş ve işçi ( çalışanların) haklarının güvence altına alınması; <strong>2. </strong>İrlanda-Kuzey İrlanda sınırının açık tutulması(ki AB ile daimi Gümrük Birliği de bu tek kara sınırı ile aynı anda düşünülüyor). Aslında bu haftaki yeni çıkışı ile Bayan May, her iki konuda da 2020 ye kadar alternatif planlar düşünülebileceğini ima etti; <strong>3.</strong> Karşılıklı ödenecek, geri ödenecek paralar, aidatlar, tazminatların gözden geçirilmesi ve nihayet.<strong>4</strong>. Eğer Avam Kamarası bu değişiklikleri konuşur ve bunları(veya anlaşmasız Brexit’i) yasalaştırma sürecine girerse, teklifin son halinin ve bu şekli ile AB den ayrılmak isteyip istemeyeceğinin, yeniden BK halkına sorulması, yani <strong>ikinci bir halk oylaması veya referandum.</strong>Bu son konu, bu hafta Bayan May tarafından,  sanki yepyeni bir öneri, ama daha çok <strong>“Son bir Şans” </strong>olarak ortaya atıldı.</p>
<p><strong>Aşina Yüz, Ortak Dil; Tatlı Dil, Güler Yüz</strong></p>
<p>Bu arada May bir açıklama daha yaparak, Haziran başında yapılacak oylamadan sonra, her hangi bir zamanda görevden ayrılabileceğini, içerideki ve dışarıdaki siyasi çevrelere duyurdu. Gözü koltukta olmayan, ülkesinin ali menfaatlerini kendi siyasi geleceğinin üzerinde gören bir başbakan tavrı bu. Yani <strong>Mayıs ayında başbakan olan May, Haziran’da, görevi devredebilir. Ama  artık partisinin lideri olarak ta </strong>kalmayabilir. Buna dayanarak BK da seçimlerin erkene çekilme olasılığının yüksek olmadığını düşünüyorum. Yeni kadrolar bu aşamada istenir mi? Ona da emin değilim. Çünkü Başbakan May, sorumlu görevini hep  güler yüz ile yerine getiren bir siyasi oldu. Siyaseti germekten ikbal ummadı. Dilinin gerektiği zaman tatlı, gerektiği kadar sert olduğuna ise hiç kuşkum yok.  Bayan Thatcher gibi demirden olmasa bile, o daha çok etten- kemikten yapılmış bir abide gibi. Evet hiç kimse vazgeçilmez değil. Hele gelişmiş demokrasilerde, boşluk bırakmaksızın, kurumlar, koltuklar ve mevkiler için yeni yüzler ortaya çıkar. Ama bir seçim olmaksızın <strong>“köprü geçerken at değiştirmenin”</strong> maliyetine ne BK, ne de AB çevreleri  katlanmak ister diye düşünmek için her neden var. Ayrıca, Brexit çıbanının müsebbibi David Cameron sandalyesini May’e devrettiğinden beri, AB kurumlarının muhatabı Bayan May ve ekibi. Komisyon ve konsey, Brexit konusunda May ile  ortak bir söylem geliştirmiş olmalı. Bu nedenle her ne kadar, Haziran’da ayrılabileceğini duyursa bile, 31 Ekim’de bu işi tamamlamadan onun kolay kolay gitmesine izin vermezler gibi geliyor bana.  Yine aynı nedenle, Başbakan May’in <strong>“hani hele bir yasalaştırma evresine girelim, (benim teklifimi evirip, çevirip) bir  defa daha Haziran başında oylayalım, sonra söz ben ayrılırım” </strong>önermesinin pek kıymet-i harbiyesi olacağını düşünmüyorum. Bu iş 31 Ekim e kadar böyle sürüklenecek. Arada ikinci bir halk oylaması ile veya çar na çar bir parlamento kararı ile  50. maddeden vazgeçilmesi daha büyük bir ihtimal olabilir.</p>
<p>Prof. Dr. Sema KALAYCIOĞLU/TASAM</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mayis-mayin-ayi-ya-haziran/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Brexit ve Ticaret Savaşlarının Etkileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/brexit-ve-ticaret-savaslarinin-etkileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/brexit-ve-ticaret-savaslarinin-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Abdulmuttalip Pilatin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2019 21:10:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Brexit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9468</guid>

					<description><![CDATA[2019 yılı dünya ekonomileri için çok da kolay olmayacak. Beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor. Dünyanın en büyük ekonomileri 2018 son çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit eder nitelikte. Bu nedenle FED’in 2019 yılında faizleri artırma ihtimali çok zayıf.  Ülkemiz açısından 2019 yılı büyüme performansının da çok  yüksek olacağı beklenmiyor. Avrupa Birliği aslında bir ekonomik birliktelik amacıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (European Coal and Steel Community, ECSC) adıyla Paris Antlaşması ile 1951 yılında kuruldu. Antlaşma Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalandı. Antlaşmaya göre topluluk, bir kömür ve çelik ortak pazarı oluşturmayı, işsizlik oranını düşürmeyi, katılımcı ülkelerin ekonomilerini iyileştirmeyi ve pazarı geliştirmeyi amaçlıyordu. Daha sonra bu ekonomik topluluk Avrupa ülkeleri ve dünyadaki gelişmelerin etkisi ile sürekli olarak genişledi. Son olarak 2013 yılında Birliğe, Hırvatistan’ın da katılmasıyla AB’deki üye ülke sayısı da 28’e ulaştı. Tüm bu süreçler içerisinde Türkiye 1963’ten beri diğer ülkelere uygulanan prosedürden farklı olarak dura kalka da olsa üyelik müzakerelerine istekli bir şekilde devam etti. 2016 yılına gelindiğinde beklenilmeyen bir gelişme oldu ve İngiltere, Avrupa Birliği içerisinde kalma durumunu tartışmaya başladı. İş o noktaya geldi ki 23 Haziran 2016 tarihinde İngiltere’de referandum yapılmasına karar verildi. Tabii oylamada böyle bir karar çıkacağı çok da beklenen bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2019 yılı dünya ekonomileri için çok da kolay olmayacak. Beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor. Dünyanın en büyük ekonomileri 2018 son çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit eder nitelikte. Bu nedenle FED’in 2019 yılında faizleri artırma ihtimali çok zayıf.  Ülkemiz açısından 2019 yılı büyüme performansının da çok  yüksek olacağı beklenmiyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği aslında bir ekonomik birliktelik amacıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (European Coal and Steel Community, ECSC) adıyla Paris Antlaşması ile 1951 yılında kuruldu. Antlaşma Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalandı. Antlaşmaya göre topluluk, bir kömür ve çelik ortak pazarı oluşturmayı, işsizlik oranını düşürmeyi, katılımcı ülkelerin ekonomilerini iyileştirmeyi ve pazarı geliştirmeyi amaçlıyordu. Daha sonra bu ekonomik topluluk Avrupa ülkeleri ve dünyadaki gelişmelerin etkisi ile sürekli olarak genişledi. Son olarak 2013 yılında Birliğe, Hırvatistan’ın da katılmasıyla AB’deki üye ülke sayısı da 28’e ulaştı. Tüm bu süreçler içerisinde Türkiye 1963’ten beri diğer ülkelere uygulanan prosedürden farklı olarak dura kalka da olsa üyelik müzakerelerine istekli bir şekilde devam etti.</p>
<p>2016 yılına gelindiğinde beklenilmeyen bir gelişme oldu ve İngiltere, Avrupa Birliği içerisinde kalma durumunu tartışmaya başladı. İş o noktaya geldi ki 23 Haziran 2016 tarihinde İngiltere’de referandum yapılmasına karar verildi. Tabii oylamada böyle bir karar çıkacağı çok da beklenen bir sonuç değildi. Yapılan halk oylaması ile İngiltere %52 ile Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı verdi. Ayrılmaya ilişkin süreç 2017 yılında başladı ve halen devam ediyor. Eğer bir erteleme olmazsa 29 Mart 2019 tarihinde İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrılmış olacak. İngiltere anlaşmalı bir ayrılık için çabalarken AB ise İngiltere’ye birlikten ayrılmanın faturasını ödetmek istiyor gibi görünüyor. Diğer taraftan AB’nin başını çeken Almanya ve Fransa, İngiltere’nin ayrılması sonrasında diğer ülkelerin de böyle bir noktaya gelmesinden endişe ettiği için işi daha zaman alıcı, zor ve maliyetli bir noktaya doğru sürüklemek istiyor.</p>
<p><strong>SOFR, Artık Daha Kolay Zemin Bulmaya Başlayabilir</strong></p>
<p>Bu gelişmelerin, Avrupa ülkelerinin ekonomilerini etkilemekle birlikte dünya ekonomisi açısından da olumsuz bir durum ortaya çıkardığı aşikâr. Neticede Brexit kararının gerçekleşmesi durumunda ayrılıktan en fazla zararı İngiltere ekonomisi alacak gibi görünüyor. Çünkü sigortacılıktan turizme, hava taşımacılığından ulaşım ve ticaret sektörlerine kadar birçok sektör bu ayrılıktan etkilenecek. Anlaşmalı bir ayrılık kısmen de olsa zararın etkisinin azaltılmasını sağlayabilir. Bu nedenle İngiltere, anlaşmalı bir ayrılık yapmak istiyor.</p>
<p>Bu noktada daha ayrılmadan İngiltere’ye ekonomik açıdan faturalar çıkmaya başladı bile. En son LIBOR diye adlandırılan ve dünyadaki faiz oranlarının alt limitinin belirlendiği sistemin, 2012’de yaşanan skandal nedeniyle itibarı zaten zedelenmişti. O dönem LIBOR oranlarının belirlenmesinde etkili olan 16 bankanın çoğunun, daha fazla kâr elde etmek için LIBOR’u belirlerken spekülasyon yaptığı ve bu skandal durumun ortaya çıkmasına neden olduğu belirlenmişti. Yaşanan skandalın ardından, o dönemde LIBOR sistemine alternatif olarak Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki 47 banka tarafından Euribor sistemi kuruldu. ABD’de ise LIBOR’a alternatif olarak SOFR (Chicago’daki Secured Overnight Funding Rate) kuruldu. Tüm bu gelişmelerin ardından İngiltere’nin AB’den ayrılmaya karar vermesi, LIBOR açısından da önemli bir dönüm noktası olacak. LIBOR kademeli olarak yerini daha gelişmiş sistemlere bırakacak. SOFR, yaşanan bu gelişmelerle birlikte artık daha kolay zemin bulmaya başlayabilir.</p>
<p>Bunların yanı sıra AB’den ayrılma kararı veren İngiltere, ayrılık kararının geleceğe dair oluşturduğu olumsuz beklentiler nedeniyle önemli miktarda yabancı yatırımın beklemesine ya da mevcut yatırımların ülkeden çıkmasına neden olmaya başladı bile. En son Honda, İngiltere’deki yatırımlarını yavaşça azaltacağını açıkladı. Bunun yanında Ford’un bir milyar dolar değerindeki yatırımı İngiltere yerine başka bir Avrupa ülkesinde yapacağını açıklaması bunlardan sadece bir kaçı. AB’den çıkmak demek aynı zamanda Avrupa Birliği’nin diğer ülke ve birliklerle yapmış olduğu anlaşmalardan da ayrılmak ve yararlanamamak anlamına geliyor. Yani üyelikten çıkınca İngiltere aynı kıtada olsa bile artık farklı bir ülke olarak kendi yapacağı anlaşmalar ve işbirlikleri ile ticari faaliyetlerine devam etmek durumunda.</p>
<p><strong>Trump’tan, Suudilerin Başını Çektiği OPEC’e Mesaj</strong></p>
<p>Amerika Kıtası’nda ise Trump, seçimlerden önce söz verdiği şeyleri tek tek hayata geçirmeye başladı. Meksika sınırına duvar örmek uğruna hükümetin kapanmasına karşı gelmedi. Üstelik Trump bunu yaparken hükümetin kapanmasından dolayı Amerikan ekonomisinin duvara ödeyecek olduğu miktarın 10 katı bir maliyete katlanmasına razı oldu. Başkan Trump’un yine adaylık sürecinde, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulan ve ABD’nin de liderliğini yaptığı bu ticaret düzeninin, artık ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediği düşüncesi ile korumacılık politikaları uygulayacağını söyledi ve buna yönelik adımları atmakta da tereddüt etmedi. Trump’ın bu yönde ilk hamlesi de Çin ile aralarında bir ticaret savaşına dönüşme ihtimali bulunan ve 8 Mart tarihinde fitilini ateşlediği uygulamalar oldu. Ardından, Çin tarafının karşılık vermesi ile karşılıklı olarak korumacılık politikaları dünyanın gündemine oturdu. Çin’den sonra Avrupa Birliği de Trump’ın politikalarından nasibini aldı. Özellikle AB’deki otomobil üreticileri Trump’ın bu politikalarından oldukça rahatsız ve bundan sonraki dönemde daha da rahatsız olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Trump’ın bu korumacılık politikalarından sadece Çin, AB ülkeleri değil Türkiye de nasibini aldı. Yani Türkiye’nin bu ticaret savaşlarından etkilenmemesi mümkün değil. Dolaylı olarak etkileneceği gibi doğrudan da etkileniyor. ABD’nin çelik ve alüminyum ithalatında 1,3 milyar dolarlık payı ile önemli yeri olan Türkiye, gümrük vergisi getirilen ürünlerde ise Amerika’nın en büyük onuncu ticaret ortağı durumunda. Ek vergi getirilen kalemlerdeki Türkiye’nin toplam ithalatı yaklaşık 1,5 milyar doları buluyor. ABD’nin yayınladığı listede bulunan Kanada, Meksika, Avrupa Birliği ülkeleri, Avustralya, Arjantin, Brezilya ve Güney Kore’nin bu işin dışında tutulduğu düşünüldüğünde Çin, Japonya ve Rusya’dan sonra Türkiye, dördüncü sırada yer alıyor. Yani dünyadaki bu korumacılık politikalarından doğrudan ve dolaylı olarak her ülkenin etkilenmesi gibi Türkiye’nin de etkilenmesi kaçınılmaz bir gerçek. Çin’in 2018 yılının 3 ve 4. çeyreğinde 2008 küresel finans krizinin ardından en düşük büyüme oranlarına gerilemesi aslında ticaret savaşlarının Çin’e olası etkilerini gösteren bir işaret niteliğinde.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9411 size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2.jpg" alt="" width="720" height="405" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2.jpg 720w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2-300x169.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2-330x186.jpg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2-318x180.jpg 318w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></p>
<p><em>Şekil 1</em>’de görüleceği üzere Çin, ABD, AB ve dünya ticareti 2008 küresel finans krizinin ardından tekrar eski yüksek oranlı büyüme dönemlerini yakalayamadı. Üstüne Trump’ın dünyaya bulaştırdığı korumacılık politikaları gelince Çin ekonomisi için artık eski büyüme oranlarını yakalamak oldukça zor olmaya başladı. Bundan sonra daha da zor olacak gibi görünüyor. Bu sadece Çin için geçerli değil. ABD, AB ve diğer ülkeler açısından da aynı durum söz konusu. Fakat son günlerde Trump’ın “Çin ile anlaşmaya çok yakınız” açıklaması piyasaların az da olsa rahatlamasına ortam hazırladı.</p>
<p>Bir taraftan korumacılık politikaları ve ticaret savaşları diğer taraftan Brexit muamması ve resesyon beklentisi. Diğer yandan özellikle ABD ve Çin’deki ekonomik veriler bir ekonomik yavaşlamaya işaret ediyor. Tüm bu gelişmeler geleceğe dair belirsizlikleri arttırdığı için dünyadaki yatırım ve ticaret faaliyetlerinde bir yavaşlama söz konusu. Dünya ticaretinde ortaya çıkan azalma, beraberinde bir talep daralmasına yol açıyor. Bu durum kendini rakamlarda da gösteriyor. Azalan talep nedeniyle bazı temel hammaddelerin fiyatında da gerileme ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu noktada dünyayı en çok ilgilendiren petrol fiyatı olsa gerek. 2008 krizinden önce 140 $ seviyelerine kadar yükselen petrolün varil fiyatı krizin ardından 40 $ seviyelerine kadar hızlı bir düşüş yaşaması, 2011 ile 2015 yıllarında tekrar 100 $ seviyelerinin üzerine çıksa da 2016 yılında tekrar 40 $ seviyelerinin altını görmesi bunu gösteriyor. Petrol fiyatı bugünlerde ise 65 $ seviyelerinde seyrediyor. Diğer taraftan Trump, OPEC’e “petrol fiyatların artması için talebi kısmakta çok acele etmeyin” diyeli henüz birkaç hafta oldu. Çünkü petrol, ABD’nin Çin’den sonra hizaya sokacağı bazı ülkeler için en önemli gelir kaynağı. Dolaysıyla petrol fiyatı arttıkça bu ülkelerin gelirleri de o oranda artıyor. Bu nedenle Trump, Suudilerin başını çektiği OPEC’e mesaj veriyor.</p>
<p><strong>2019 Dünya Ekonomileri İçin Kolay Bir Yıl Olmayacak</strong></p>
<p>Trump, arzın kısılarak petrolün fiyatının yükselmesini istememesinin yanı sıra dünya ticaretindeki yavaşlamadan kaynaklı olarak petrol fiyatında önemli yükselişler olması beklenmiyor. Bu durum enerji giderleri yüksek olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından bir avantaj olarak görülebilir. 2018 yılında dövizde yükselmenin olduğu dönemde petrol fiyatlarının düşmesi bizim açımızdan önemli bir avantaj oldu. Çünkü ülkemiz enerji açığı olan ve bunu ithal etmek durumunda olan bir ülke konumunda. Bu noktada enerji maliyetleri Türkiye’de cari açığın önemli bir kısmının oluşmasında etkili olan bir faktör. Önümüzdeki döneme ilişkin belirsizlikler, petrol fiyatlarının tekrar yükselme trendine girmemesi ya da petrol fiyatlarındaki olası düşüşler, içerisinden geçtiğimiz dönem açısından bir avantaj olabilir.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler düşünülünce 2019 yılı dünya ekonomileri için çok da kolay olmayacak. Beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor. Dünyanın en büyük ekonomileri 2018 son çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit eder nitelikte. Bu nedenle FED’in 2019 yılında faizleri artırma ihtimali çok zayıf. Ülkemiz açısından 2019 yılı büyüme performansının da çok yüksek olacağı beklenmiyor. Her ne kadar seçimlerin ardından belirsizlik durumu ortadan kalkacak olsa da içerideki yavaşlamaya ek olarak dünyada da bir yavaşlama beklentisi 2019 büyüme performansımızı aşağıya doğru çekebilir. Fakat her ne olursa olsun katma değeri yüksek ürünler üretmeye, ithal ürünler yerine bunları kullanmaya ve ürünleri ihraç etmeye odaklanmaktan başka çaremiz yok.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/brexit-ve-ticaret-savaslarinin-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
