<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>bosna &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/bosna/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Oct 2022 07:14:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>bosna &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Hapisten Bilge Krallığa, Aliya</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hapisten-bilge-kralliga-aliya/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hapisten-bilge-kralliga-aliya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gündüz Demirhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 19 Oct 2022 14:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[aliya]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18510</guid>

					<description><![CDATA[1940’lı yıllarda Yugoslavya&#8217;da bir sinemada, yeni gösterime giren bir filmde, İslâm dinine hakaret içeren sahneler gösteriliyordu. 15 yaşında bir genç ayağa kalktı ve filmi protesto etti. Savaş dönemiydi, bu genç hariç herkes korku içindeydi. Film hemen yarıda kesildi ve sinema boşaltıldı. Bu olay sonradan Bilge Kral olarak tanınacak olan Aliya İzzetbegoviç&#8217;in ilk eylemiydi. 8 Ağustos 1925… Bosna&#8217;da doğmuştu. 24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı. Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi. 25 yıl avukatlık ve bir süre de inşaat firmasında yöneticilik yaptı 1970 yılında islâm manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983&#8217;te kovuşturmaya uğradı. 12 müslüman aydınla birlikte tutuklandı. &#8220;Mladi Müslümani&#8221; adlı örgütü yeniden organize etmek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi 1989 yılında Yugoslavya&#8217;nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu. Hapishanede yazdıklarını bir satranç oyunu rulosu içinde dışarı çıkarıyordu. Dolandırıcılıktan içeride yatan birinin, yazdıklarını ailesine götürdüğünde teklif edilen parayı kabul etmemesi, onda Boşnak halkına ait çok farklı etkiler bırakmıştı. Sırplar batı destekli birlikleri ile Hırvatistan&#8217;dan sonra Bosna&#8217;ya girerken, medya kanallarında Aliya İzzetbegovic&#8217;in kökten dinci bir İslâm Devleti kurmaya çalıştığının propagandası yaptılar… Ne yazık ki, yürekleri dağlayan durum şu; sadece Avrupa&#8217;da değil, Bosna&#8217;da ve &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1940’lı yıllarda Yugoslavya&#8217;da bir sinemada, yeni gösterime giren bir filmde, İslâm dinine hakaret içeren sahneler gösteriliyordu. 15 yaşında bir genç ayağa kalktı ve filmi protesto etti. Savaş dönemiydi, bu genç hariç herkes korku içindeydi. Film hemen yarıda kesildi ve sinema boşaltıldı. Bu olay sonradan Bilge Kral olarak tanınacak olan Aliya İzzetbegoviç&#8217;in ilk eylemiydi.</p>



<p>8 Ağustos 1925… Bosna&#8217;da doğmuştu.</p>



<p>24 yaşında İslâmcılık suçundan 5 yıl hapis yattı.</p>



<p>Cezaevinden çıktıktan sonra önce hukuk, sonra ziraat fakültesini bitirdi.</p>



<p>25 yıl avukatlık ve bir süre de inşaat firmasında yöneticilik yaptı</p>



<p>1970 yılında islâm manifestosu adlı bir kitap yazdı. Bu kitap 1983&#8217;te kovuşturmaya uğradı. 12 müslüman aydınla birlikte tutuklandı. &#8220;Mladi Müslümani&#8221; adlı örgütü yeniden organize etmek suçundan 14 yıl hapse mahkum edildi. Mahkumiyetini çekerken, yargıtay bu cezayı 11 yıla indirdi 1989 yılında Yugoslavya&#8217;nın dağılma süreci sırasında ilan edilen af sonucu özgürlüğüne kavuştu.</p>



<p>Hapishanede yazdıklarını bir satranç oyunu rulosu içinde dışarı çıkarıyordu. Dolandırıcılıktan içeride yatan birinin, yazdıklarını ailesine götürdüğünde teklif edilen parayı kabul etmemesi, onda Boşnak halkına ait çok farklı etkiler bırakmıştı.</p>



<p>Sırplar batı destekli birlikleri ile Hırvatistan&#8217;dan sonra Bosna&#8217;ya girerken, medya kanallarında Aliya İzzetbegovic&#8217;in kökten dinci bir İslâm Devleti kurmaya çalıştığının propagandası yaptılar… Ne yazık ki, yürekleri dağlayan durum şu; sadece Avrupa&#8217;da değil, Bosna&#8217;da ve ülkemizde bu propagandaya inanan insanlar oldu.</p>



<p>Savaş ve soykırım sırasında İttihatçı, CHP&#8217;li, laik ve aydın geçinen bazı köşe yazarları, Aliya için;<br>&#8220;Bu gerici&#8221;<br>&#8220;Hırsız&#8221;<br>&#8220;Faşist&#8221;<br>&#8220;Savaş yanlısı&#8221;<br>&#8220;Uzlaşmadan kaçan insan&#8221; diye yazmıştı.</p>



<p>Bazıları &#8220;uzlaşma uzlaşma&#8221; derken, Bosna&#8217;da 500 bine yakın insanın suçsuz yere öldürülüyor, herkes bu soykırımı sessizce izliyordu.</p>



<p>Bazıları istisna elbette… Erbakan ve Aliya… 1995 yılına gelinen günlerde iki büyük mücahid, bütün engellemelere rağmen mücadele ediyordu.</p>



<p>Detaylar, bir çok belgesel ve filmlere konu oldu. Ancak bazı yaşananlarla beraber şu Aliya&#8217;nın Müslüman Boşnaklara seslendiği şu sözler de unutulmamalı:</p>



<p>&#8220;Ben Aliya. Aliya İzzetbegoviç.<br>Unutma, Türk&#8217;ün evladı… Sömürgeciler, bütün ilkeleri kendi menfaatleri için koyuyorlar ve kendi çıkarlarını korumak için denklem kuruyorlar.<br>Onların demokrasi dedikleri, hürriyet dedikleri, aidiyet dedikleri, barış ve hoşgörü dedikleri ilkeler, Saraybosna&#8217;da, Srebrenitsa&#8217;da, Mostar&#8217;da toprağın altına gömüldü. Hem de çok acı hatıralarla.<br>Sen türk&#8217;sün. Bir ırk, bir din, bir mezhep değilsin, olamazsın.<br>Türk&#8217;ün evladı, bizi, onların bize yaptıklarını ve sorumluluğunu sakın unutma.&#8221;</p>



<p>Onu Müslümanlar çok sevdi… Ateistler, hümanistler, sosyalist ve kapitalistler ise ondan nefret etti. Hatta Şii İran bile onun aleyhindeki propagandalara destek verdi.</p>



<p>Ama o yılmadı ve mücadelesine devam etti.</p>



<p>19 Ekim 2003 tarihinde vefat etmeden hemen önce, Erdoğan&#8217;la görüşmesinde, Bosna&#8217;yı önce Allah&#8217;a sonra Türkiye&#8217;ye emanet ettiğini söylemişti.</p>



<p>&#8220;Savaş ölünce değil, düşmana benzeyince kaybedilir&#8221; teşhisini en doğru anlatan insandı.</p>



<p>Allah rahmet eylesin.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hapisten-bilge-kralliga-aliya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Çekiç</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cekic/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cekic/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2021 06:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[boşnak]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17851</guid>

					<description><![CDATA[Bugünlerde bize uzak bir coğrafya gibi görünse de Bosna Hersek ile bağlarımız kimsenin koparamayacağı kadar güçlüdür. Bosna Krallığının Fatih Sultan Mehmet tarafından fethi, 1463 yılında gerçekleşmişken; Malatya, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiştir.  Bosna Hersek 415 yıl Osmanlı idaresinde kalmıştır.  Önceki yazımda Bosna Hersek siyasetinin gergin olduğunu Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyaretinin zamanlaması ve şekline ayrıca Dışişleri Bakanımızın yürüttüğü diplomasinin ne kadar etkin olduğuna değinmiştim.   Tüm çıkışları tıkanan ayrılıkçı Sırplar tabiri caizse kapana sıkışınca Sırp ordusu kurmaktan bahseder hale geldiler. Bunun mümkün olamayacağını Dayton Anlaşmasına açıkça aykırı olduğunu hem biz hem onlar biliyorlar. Ancak burada rahatsız edici olan uluslararası toplumun aldığı tavır. AB sözcüsü sadece tavsiye veriyor. Bölücü söylemlerden kaçınılmasını tavsiye ediyor. Hâlbuki oradaki barışı destekleme harekâtı ALTHEA operasyonu EUFOR tarafından yürütülüyor en azından yaptırım uygulanması gündeme getirilebilirdi. Bosna Hersek’in Sırp etnisitesinin temsilcisi SNSD Genel Başkanı ve aynı zamanda Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı olan Milorad Dodik, soykırımı inkâr yasasına tepki olarak ortaya koyduğu tüm çaba sonuç vermeyince bu kez Bosna Hersek’i ‘başarısız bir devlet’ olarak tanımladı ve çözümün sadece Bosna Hersek’in parçalanmasıyla mümkün olacağını söyledi. Sınırı aşmış ancak alışık olmadığımız bir durum da değil. Bunu iç siyaset malzemesi olarak kullanmak amacıyla söylediğini düşünenler de az değil. Ama Bosnalı Sırp ordusunu kurma &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugünlerde bize uzak bir coğrafya gibi görünse de Bosna Hersek ile bağlarımız kimsenin koparamayacağı kadar güçlüdür. Bosna Krallığının Fatih Sultan Mehmet tarafından fethi, 1463 yılında gerçekleşmişken; Malatya, 1516 yılında Yavuz Sultan Selim tarafından fethedilmiştir.  Bosna Hersek 415 yıl Osmanlı idaresinde kalmıştır.  Önceki yazımda Bosna Hersek siyasetinin gergin olduğunu Sayın Cumhurbaşkanımızın ziyaretinin zamanlaması ve şekline ayrıca Dışişleri Bakanımızın yürüttüğü diplomasinin ne kadar etkin olduğuna değinmiştim.   Tüm çıkışları tıkanan ayrılıkçı Sırplar tabiri caizse kapana sıkışınca Sırp ordusu kurmaktan bahseder hale geldiler. Bunun mümkün olamayacağını Dayton Anlaşmasına açıkça aykırı olduğunu hem biz hem onlar biliyorlar. Ancak burada rahatsız edici olan uluslararası toplumun aldığı tavır. AB sözcüsü sadece tavsiye veriyor. Bölücü söylemlerden kaçınılmasını tavsiye ediyor. Hâlbuki oradaki barışı destekleme harekâtı ALTHEA operasyonu EUFOR tarafından yürütülüyor en azından yaptırım uygulanması gündeme getirilebilirdi.</p>



<p>Bosna Hersek’in Sırp etnisitesinin temsilcisi SNSD Genel Başkanı ve aynı zamanda Devlet Başkanlığı Konseyi Başkanı olan Milorad Dodik, soykırımı inkâr yasasına tepki olarak ortaya koyduğu tüm çaba sonuç vermeyince bu kez Bosna Hersek’i ‘başarısız bir devlet’ olarak tanımladı ve çözümün sadece Bosna Hersek’in parçalanmasıyla mümkün olacağını söyledi. Sınırı aşmış ancak alışık olmadığımız bir durum da değil. Bunu iç siyaset malzemesi olarak kullanmak amacıyla söylediğini düşünenler de az değil. Ama Bosnalı Sırp ordusunu kurma fikri ve sözü açıkça suç. Uluslararası adalet divanı tarafından 2007 yılında Bosna Sırp ordusu ve komutanı Ratko Mladiç soykırımdan sorumlu tutuldu ve ceza aldı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Milorad Dodik, bu açıklamasının ertesi günü iki önemli görüşme yapıyor AB ve ABD temsilcileriyle. Yaptırımla ilgili tek kelime yok.&nbsp; Dayton anlaşmasının veya Yüksek Temsilciliğin varlık sebebi olan etnik ayrımcılığın cezalandırılma politikasına aykırı bu tavır daha da cesaretlendiriyor.&nbsp; Ardından küçük bir adım gibi görünse de Sırp tarafı kendi ilaç kontrol dairesini kuruyor.&nbsp; Bunun anlamı şu; ilerde ordu, yargı ve vergi sistemleriyle de mücadele etmek için zemin hazırlanıyor.</p>



<p>Bosnalı köşe yazarı Gojko Beriç’in de yazdığı gibi “Bütün analizler eski Yugoslavya’daki savaşın başlamadan önce bir noktada durdurulabileceğini gösteriyor ama ertesi gün çok geçti.’’ Yugoslavya iç savaşında Bosnalı Sırplar soykırım yaparken orda değildik,  gidemedik bunun kalp kırıklığı hala Boşnak halkta baki.  Mevcut durumda da ‘’diğerleri’’ bir kez daha gözlemci pozisyonunda o yüzden Bu günden tedbir alınmalı. Geç olmadan kesinlikle gitmeliyiz. Ancak fevri davranmadan, diplomasiden kopmadan… Zira açıkladığımız üzere etnik bir ordunun oluşturulması veya desteklenmesi fikri Bosna için zehirdir. Bunun yerine uluslararası kurum ve kuruluşlar çerçevesinde Bosna’nın toprak bütünlüğünü ve barışı korumak için mevcut tüm şartları zorlamalı ve bu kez mutlaka orada bulunmalıyız.  Bunun için kullanacağımız mekanizmalar var zaten hâlihazırda EUFOR kapsamında görev yapan askerlerimiz var. Karar alma organlarında etkiliyiz. Bu durumu fırsat olarak algılayıp buralardaki etkinliğimizi artırmalıyız. Karargâh subayı yerine birlik göndermeliyiz. Bunun için kullanışlı bir şemsiye de Avrupa Jandarma Kuvvetleri. Kuruluşunun hemen ardından gözlemci üye statüsüyle üye olduğumuz AJK, son dönemlerde görev alanını genişletiyor.  Artan bir hızla hem Avrupa Birliğinin istikrarsızlık bölgelerine müdahale etme şansı hem de kurulması planlanan Avrupa ordusunun çekirdeği haline geliyor. Afganistan da bir kısım jandarma personelimiz AJK adına görev yapıyordu. Şimdi haklı gerekçelerle Bosna Hersek’e de AJK adına donanımlı bir birlik sevk edebiliriz.  Mevcut durumda istikrarın korunması amacıyla askeri kapasitesi yüksek olan bir kolluk kuvvetinin görevlendirilmesi hem dengeli hem de etkili olacaktır. Rusya ve Sırbistan üzerinden siyası baskıyı artırmalıyız. Yeni bir Srebrenitsa düşüncesinin dahi çok ağır bir faturası olduğunu hatırlatmalıyız. Alacağımız her karar, atacağımız her adım uluslararası toplumca da desteklenen ayrımcılığın cezalandırılması politikasına uygun olmalı. Bu hassas dengeyi kaçırdığımız durumda ayrılıkçı Sırplara ummadıkları bir fırsat ve haklı bir gerekçe vermiş oluruz.  Elinde çekiç tutana problem çivi görünürmüş. Bosnalı Müslümanları desteklemek için yapabileceğimiz birçok şey var çekiç sonuncusu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cekic/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Bosna Ziyaretinin Perde Arkası…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Oct 2021 14:53:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17763</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir. Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı. Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım. &#160;Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı. Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hatırlayacağınız gibi geçtiğimiz ay Bosna’ya önemli bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bosna Hersek ziyareti, sıradan bir ziyaret değildi. Birden fazla açıdan değerlendirilmesi gereken, alt metin okumalarının yapılacağı önemli ve stratejik bir ziyaretti.  Medyada geniş yer bulmasa da, basın toplantısında Bosna Hersek Cumhurbaşkanı Milorad Dodik’in aşırı gergin tavrı ve söylediği dikkat çekici ifadeleri de ayrıca ele almak gerekir.</p>



<p>Yörünge Dergisinin detaylarına ulaştığı ziyaretin perde arkasını ve o ziyarette yaşanan krizin bilinmeyenlerini Oğuz Altın, Yörüngeye anlattı.</p>



<p>Televizyondan canlı takip ettiğim basın toplantısında dikkatimi çekmedi, (belki çeviride de yoktu) ama daha sonra teyit etmek için resmi açıklamalara baktığımda o aşırı gergin halin gölgesinde kalmış çok enteresan bir tanıma rastladım. &nbsp;Kullandığı ifadenin tam çevirisi ‘barışçıl ayrılık’. Bizim için çok tehlikeli olan ayrılık lafları Bosna gündeminde günlük hayatın bir parçası aslında ancak bu kez bu ifadenin altında sıcak bir gündem vardı.</p>



<p>Konuyu anlayabilmek için öncelikle Bosna Hersek’in siyasi yapısından biraz bahsetmek gerekir. Dört yıl süren ve tarifsiz acılarla dolu olan Bosna iç savaşı, 21 Kasım 1995’te ABD’nin Dayton eyaletinde imzalanan anlaşma ile sona ermiş; hemen ardından 14 Aralık 1995 tarihinde de Bosna Hersek Cumhuriyeti, Hırvatistan Cumhuriyeti ve Yugoslavya Federal Cumhuriyeti tarafından Bosna Hersek’te Barış İçin Genel Çerçeve Anlaşması (BGÇA) 11 ek dosyasıyla birlikte Paris’te imzalanmıştır.</p>



<p>BÇGA’nın imzalanmasını takiben 8-9 Aralık 1995’te anlaşmanın korunması ve sürdürülebilirliğini temin etmek amacıyla bir konferans düzenlenmiş, neticesinde de aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 55 ülke ve uluslararası organizasyon tarafından&nbsp; ‘Barış Uygulama Konseyi’nin kurulması kararlaştırılmıştır. Kısaca bu konseyin karar organı olarak ‘BUK’ yürütme kurulu (Türkiye, bu yürütme kurulunun üyesidir) icra organı olarak da Bosna Hersek’te sivil sorunların çözüm yetkisine de sahip bir yüksek temsilcilik ofisi kurulması ve bir yüksek temsilci atanmasına karar vermiştir. 9-10 Aralık 1997’de Bonn’da düzenlenen konsey toplantısında da yüksek temsilcinin gerek gördüğünde sivil alanda nihai kararlar alma yetkisi tanımlanmıştır. Böylece yüksek temsilci ‘Bonn Yetkileri’ diye tabir edilen Başkanlık Konseyi üyeleri veya devlet başkanını görevden almak dâhil olağanüstü yetkilerle donatılmıştır. &nbsp;</p>



<p>Bosna Hersek iki etnititeden müteşekkildir. Bosna Hersek Federasyonu ve Republika Srpska. Çerçeve anlaşmasına 4 numaralı ek olarak dâhil edilen Bosna Hersek anayasasına göre Boşnaklar, Hırvatlar ve Sırplardan oluşan üç kurucu halk arasında eşit güç paylaşımı öngörülmüştür. Bu sebeple her üç ırkı temsilen üç ayrı Başkandan oluşan Devlet Başkanlığı Üyeleri Konseyi 8’er aylık dönemlerle sırayla Başkanlık koltuğuna oturmaktadır. Basın toplantıları veya resmi törenlerde üç Devlet Başkanı bulunmasının sebebi de budur.</p>



<p>2009 yılından bu yana Bosna Hersek’te yüksek temsilci olarak görev yapan Avusturyalı diplomat Valentin İnzko, görev süresinin dolmasına çok az bir zaman kala ‘soykırımın inkârının cezalandırılmasına ilişkin’ yasanın Bosna Hersek Parlamenterler Meclisinde onaylanana kadar geçici olarak yürürlüğe girdiğini açıkladı. Bu yasayla birlikte uluslararası mahkemelerde veya Bosna Hersek mahkemelerinde kanıtlanmış soykırım, insanlığa karşı suçları ve savaş suçlarını inkâr, yüceltme, önemsizleştirme, aklamaya çalışan kimseler 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılmasının önü açıldı. Bu yasayla soykırım, insanlığa karşı suç veya savaş suçundan hüküm giyen kişileri ödüllendiren, yücelten, ayrıcalık tanıyan; isimlerini sokaklara, meydanlara, köprülere, kurumlara, şehirlere veren kimselerin en az 3 yıl hapis cezasına çarptırılması öngörülüyor.</p>



<p>Bosna gündemine özellikle de Republika Srpska tarafına bomba gibi düşen bu yasadan sonra 2006 yılından beri Yüksek Temsilciliğin sonlandırılması için Rusya’nın desteğiyle türlü girişimlerde bulunan Sırp tarafı tarafından çeşitli tepki açıklamaları oldu. Bunların en güçlüsü de ülkenin Devlet Başkanı koltuğunda oturan Dodik’ten geldi. Açıklamasında ‘bu Bosna’nın tabutuna çakılan son çividir. Bosna Hersek bundan sonra işlev göremez hale gelecek. Birilerinin sadece web sitesinde yayınlayarak yasa koyabileceği bir ülkede yaşamayacağız’ dedi. Sırp Cumhuriyeti Meclis Başkanı Nedeljko Cubrilovic de ‘Başkanlık Konseyi başta olmak üzere Başkanlar Konseyi ve Parlamento’da görev alan tüm Sırp yetkililer görevlerini boykot edecekler’ dedi.</p>



<p>Böylece çok enteresan bir durum oluştu; Mirolad Dodik, Devlet Başkanı olduğu ülkeyi protesto etmek, tanımamak gibi komik bir konumda kaldı. Cumhurbaşkanımızın ziyareti sırasında da karşılama için resmi törene katılmamak için Sırbistan’a gitti. Sonrasında ne olduysa hızlıca geldi görüşmelere katıldı ve basın toplantısına da çok gergin bir halde çıkıp kontrolsüz tavırlar sergiledi. Buna rağmen Cumhurbaşkanımız konunun üstünde durmadan, restorasyonu tamamlanan camiden, ikili ekonomik ilişkilerimizden ve güçlü bir vurgu ile de Boşnaklara olan desteğimizden bahsetti. Çerçeve anlaşmasına atıfla Bosna Hersek’in toprak bütünlüğü, Republika Srpska Meclisinin yetki çerçevesinin hatırlatılması veya Sırpların açıkça dile getirdiği ayrılıkçı isteklerine cevap verilmesi gibi başlıklar gerek Müslüman Boşnaklarca özellikle de soykırım kurbanı ailelerce beklense de hiçbir politikaya hizmet etmeyecek bu açıklamalardan tamamen kaçınıldı. Bunun yerine Türkiye konuyu tamamen görmezden gelerek gündem oluşmasına dahi izin vermemiş oldu. Ancak ziyaret sonrasında da bu konudaki trafik hızlandı. 31 Ağustos’ta Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu dolu bir ajandayla Sırbistan’a gitti. Yeni Pazar Başkonsolosluğunun açılması (gerçekten Dışişleri Bakanının da tabiriyle, ‘tarihi bir olaydır’ başka bir yazıda detaylıca yazmak isterim) ana gündem maddesi olsa da Bosna Hersek’teki durumun konuşulmamış olması imkânsız. Ama açıklamalar da hiç geçmedi. Bu kez Sırp tarafı da gündeme getiremedi. Henüz mutabık kalınmamış olan kimlikle seyahat dâhil birçok konuda ikili işbirliği açıklamaları yapılırken Bosna’daki Soykırım Yasası veya Yüksek Temsilciliğin konumu hakkında bir cümle bile açıklamalara yansımadı. Bütün bu süreci, tavizsiz davrandığı anlaşılan Çavuşoğlu’nun başarısı olarak değerlendiriyorum.</p>



<p>Bu ziyaretin hemen arkasında da 6 Eylül’de görevden ayrılırken ‘Annelere verdiğim sözü tuttum’ diyerek, ‘Soykırımı İnkâr Yasası’nı çıkartan Bosna Hersek eski Yüksek Temsilcisi Valentin İnzko Ankara’da Çavuşoğlu’nun konuğuydu. Gündem artık belliydi. Açıklamada da Çavuşoğlu, Yüksek Temsilcilik Ofisine desteğimizi vurguladı. Yoğun diplomasi devam etti. 13 Eylül’de bu kez Almanya’nın aday göstermesiyle Valentin İnzko’nun yerine Yüksek Temsilciliğe atanan Chiristian Schmitt, Ankara’daydı. Bu defa Çavuşoğlu, ‘Bosna Hersek Yüksek Temsilciliğinin, Bosna Hersek’in istikrarı ve bütünlüğüne yönelik çalışmalarını desteklemeye devam edeceğiz’ açıklamasıyla ilk kez Bosna gündemine dair bir açıklama yapmış oldu.</p>



<p>Türkiye tarihi ve müstesna bağlarımız bulunan Bosna Hersek özelinde ve tüm Balkan coğrafyasında çok kritik bir görev yükleniyor. Çok doğru bir politikayla tavizsiz ilerliyor. Bu gün Bosna’da Müslüman Boşnak halk, Türkiye’nin her platformda vurguladığı desteği ve diplomatik başarısı sayesinde güven içinde; ayrılık yanlısı Sırp tarafı ise gündemde kalabilmek için yaptıklarıyla artık komik duruma düşen taraf pozisyonunda. Hariciyemizin hakkını burada teslim etmek gerekir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-bosna-ziyaretinin-perde-arkasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İnsanlık suçuna destek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/insanlik-sucuna-destek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/insanlik-sucuna-destek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 11 Dec 2019 08:23:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[Nobel]]></category>
		<category><![CDATA[soykırım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13224</guid>

					<description><![CDATA[Tam 250 bin insan katledilmiş. 50 binden fazla kadın sistemli bir biçimde tecavüze uğramış. Boşnaklara sırf inançlarından ve kimliklerinden dolayı ağır işkenceler yapılmış. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş… Bunları görmeyeceksin. Gerçeklerin üzerini örtmeye çalışacaksın. Büyük bir insanlık suçunun altına imza atanları savunacaksın. Mükâfat olarak da 2019 Nobel Edebiyat Ödülü’nü kapacaksın. Bu tablo karşısında pek çok ülke ayağa kalkacak, sivil toplum örgütleri sert tepkiler ortaya koyacak, İslam Coğrafyası dalgalanacak… Avusturyalı Yazar Peter Handike’e bu ödülü verenler ise kıllarını kıpırdatmayacak. Duymazlıktan ve umursamazlıktan gelecek. Tablo ortada. O yüzden lafı evirip çevirmeye gerek yok. Nobel, bir insanlık suçunun altına imza atmıştır. 1992-1995 yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanmıştır. Uluslararası mahkemeler de bu suçu gerçekleştirenleri cezalandırmak zorunda kalmıştır. Suç, hukuken sabittir. O yüzden Nobel’in “soykırım yok” diyen ve savaş suçlularına sahip çıkan bir kişiye Edebiyat Ödülü vermesi suça ortaklıktır, insanlık ayıbıdır. Zaten ayıplarla doludur Nobel’in geçmişi… Biz geçmişte Orhan Pamuk örneğini yaşadık. Orhan Pamuk da olmayan bir soykırımla ilgili olarak “var” dediği için Nobel’den ödülü kapmıştı. Çünkü, orada suçlananlar Müslümanlardı. Bosna’da ise suçlananlar değil, ölenler Müslüman. Nobel’in verdiği görüntü bu işte! *** 1990’lar, Dünya ve özellikle de Avrupa için bir utançtır… Boşnaklar, burunlarının dibinde ve gözlerinin önünde sırf Müslüman oldukları için katledilmiştir. Sadece görmezlikten gelmemiştir Avrupa bütün bu olan biteni. Destek de vermiştir. Bosna’da bir sürek avı düzenlenmiş, Avrupa da oraya akmıştır. Hafta sonları “snipper turları” organize edilmiştir Avrupa’nın dört bir yanında. Caniler otobüslere doldurulup “insan avına” götürülmüştür. Saraybosna’nın çevresinde konuşlanan Avrupalı katiller, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Tam 250 bin insan katledilmiş. 50 binden fazla kadın sistemli bir biçimde tecavüze uğramış. <strong>Boşnaklara </strong>sırf inançlarından ve kimliklerinden dolayı ağır işkenceler yapılmış. Milyonlarca insan yerinden yurdundan edilmiş…</p>
<p>Bunları görmeyeceksin. Gerçeklerin üzerini örtmeye çalışacaksın. Büyük bir insanlık suçunun altına imza atanları savunacaksın. Mükâfat olarak da <strong>2019 Nobel Edebiyat Ödülü</strong>’nü kapacaksın.</p>
<p>Bu tablo karşısında pek çok ülke ayağa kalkacak, sivil toplum örgütleri sert tepkiler ortaya koyacak, İslam Coğrafyası dalgalanacak… <strong>Avusturyalı Yazar Peter Handike</strong>’e bu ödülü verenler ise kıllarını kıpırdatmayacak. Duymazlıktan ve umursamazlıktan gelecek.</p>
<p>Tablo ortada. O yüzden lafı evirip çevirmeye gerek yok. <strong>Nobel</strong>, bir insanlık suçunun altına imza atmıştır. <strong>1992-1995</strong> yılları arasında bütün dünyanın gözü önünde bir soykırım yaşanmıştır. Uluslararası mahkemeler de bu suçu gerçekleştirenleri cezalandırmak zorunda kalmıştır. Suç, hukuken sabittir. O yüzden <strong>Nobel</strong>’in <strong>“soykırım yok”</strong> diyen ve savaş suçlularına sahip çıkan bir kişiye <strong>Edebiyat Ödülü</strong> vermesi suça ortaklıktır, insanlık ayıbıdır.</p>
<p>Zaten ayıplarla doludur <strong>Nobel</strong>’in geçmişi…</p>
<p>Biz geçmişte <strong>Orhan Pamuk</strong> örneğini yaşadık. <strong>Orhan Pamuk</strong> da olmayan bir soykırımla ilgili olarak<strong> “var”</strong> dediği için <strong>Nobel</strong>’den ödülü kapmıştı. Çünkü, orada suçlananlar <strong>Müslümanlardı.</strong> <strong>Bosna</strong>’da ise suçlananlar değil, ölenler <strong>Müslüman</strong>.</p>
<p><strong>Nobel</strong>’in verdiği görüntü bu işte!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>1990</strong>’lar, <strong>Dünya</strong> ve özellikle de <strong>Avrupa</strong> için bir utançtır…</p>
<p><strong>Boşnaklar</strong>, burunlarının dibinde ve gözlerinin önünde sırf <strong>Müslüman</strong> oldukları için katledilmiştir. Sadece görmezlikten gelmemiştir <strong>Avrupa</strong> bütün bu olan biteni. Destek de vermiştir. <strong>Bosna</strong>’da bir sürek avı düzenlenmiş, <strong>Avrupa</strong> da oraya akmıştır. Hafta sonları <strong>“snipper turları”</strong> organize edilmiştir <strong>Avrupa</strong>’nın dört bir yanında. Caniler otobüslere doldurulup <strong>“insan avına”</strong> götürülmüştür. <strong>Saraybosna</strong>’nın çevresinde konuşlanan <strong>Avrupalı</strong> katiller, dürbünlü tüfeklerle kadın, çocuk, yaşlı demeden önlerine çıkan herkesi katletmiştir.</p>
<p><strong>Avrupa</strong>’da bilmeyen çok azdır bunu.</p>
<p>En önemlisi de <strong>Avrupa</strong> ne zaman devreye girmiştir, biliyor musunuz? <strong>Boşnaklar</strong> güçlenip, <strong>Sırp </strong>katilleri sıkıştırmaya başladığı zaman!</p>
<p>İzzetbegoviç, yeni ve etkili silahlar edinmiştir. <strong>Boşnak Ordusu</strong>’nu güçlendirmiş ve <strong>Sırpları</strong> sıkıntıya sokmaya başlamıştır. Hatta bu ordu <strong>Sırpların Başkenti Banya Luka’</strong>ya doğru harekete geçmiştir. İşte tam bu aşamada müdahale gelmiştir. O müdahale biraz daha gecikseydi, <strong>Sırp</strong> katilleri çok sıkıntılı günler bekliyordu. <strong>Banya Luka</strong>’nın düşme tehlikesi vardı.</p>
<p>Bütün bunları yakından bilen ve takip eden bir kişi olarak, garipsemiyorum <strong>Nobel</strong>’in altına imza attığı bu insanlık suçunu. Hep <strong>Bosna Cumhurbaşkanı Yardımcısı Hakkı Turayliç</strong>’in <strong>Barış Gücü</strong> askerlerinin aracından indirilip, gözleri önünde katledilmesini, sonra da katillerin ellerini kollarını sallayarak gitmelerini hatırlıyorum.</p>
<p><strong>Nobel Edebiyat Ödülü</strong>’nün katliam destekçisi bir isme verilmesi, o yaşananların devamı bence. Batı’nın altına imza attığı insanlık suçları zincirin yeni bir halkası!</p>
<p>Ben hiç şaşırmadım açıkçası.</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/insanlik-sucuna-destek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Katilleri Kurtardı Batı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/katilleri-kurtardi-bati/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/katilleri-kurtardi-bati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 12 Jul 2019 07:23:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[bosna]]></category>
		<category><![CDATA[emin pazarcı]]></category>
		<category><![CDATA[srebrenitza]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11793</guid>

					<description><![CDATA[Unutturulmaya çalışılan, ancak unutulması mümkün olmayan bir acıdır bu: Dün Srebrenitza katliamının 24. yıldönümüydü. O gün 8 bin 372 Boşnak sivil, BM, ABDve AB’nin gözleri önünde katledilmişti. Katliamlar bununla sınırlı değildi tabii. 1990’lı yılların başında Balkanlar’da sistemli bir soykırım uygulandı. Siviller, kadınlar, çocuklar, yaşlı insanlar hunharca yok edildi. Tek suçları vardı, o da Müslüman olmak! “Hafta Sonu Sniperleri” nedir bilir misiniz? O dönemin ürettiği bir değimdir bu. Hafta sonları turlar düzenlenirdi bütün Avrupa’da. Kamuflaj kıyafetlerini giyen caniler, Bosna’ya doğru yola çıkarlardı. Orada silahlanıp, Saraybosna’nın çevresindeki dağlardan dürbünlü tüfeklerle insan avlarlardı. Bütün Batı bilirdi bunu. Bilirdi, ama bırakın engellemeyi teşvik bile edilirdi. Hakkı Turayliç, Bosna’nın 3 Başkan Yardımcısından biriydi. 8 Ocak 1993’te Saraybosna Havaalanı’nda Devlet Bakanımız Orhan Kilercioğlu ile görüşmüştü. Oraya BM aracı ile gelmiş, aynı araçla geri dönüyordu. Sözde etrafında bir koruma ordusu vardı. Yolu kesen Sırplar, BMkonvoyunu durdurdular. Aracın içinden Turayliç’i indirdiler, BM askerlerinin gözleri önünde katlettiler. Ellerini kollarını sallayarak da gittiler… Hangi birini anlatayım ki, o insanlık dramının! Boşnaklar sadece katledilmediler, çengellere asılıp Ortaçağ işkencelerine maruz kaldılar. Sonra, Batı müdahale etti. 1995’te sözde yaşanan bu insanlık dramını durdurdu! Ama durum hiç de öyle değildi. Bir Fransız siyasetçi olan Bernard Henry Levy, o müdahaleyle ilgili olarak aynen şu ifadeyi kullandı: “Batılı güçler, tam Bosna Ordusu zafer kazanacakken müdahaleyi gerçekleştirdi.” Doğruydu bu değerlendirme. Çünkü, İzzetbegoviç bir yolunu bulmuş, Bosna Ordusu’nu yeni silahlarla donatmıştı. Üstelik bu ordu Sırpların Başşehri Banya Luka’ya doğru ilerliyordu. Sırplariçin hezimet yakındı. İşte böyle bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Unutturulmaya çalışılan, ancak unutulması mümkün olmayan bir acıdır bu: Dün <strong>Srebrenitza </strong>katliamının <strong>24. yıldönümüydü</strong>. O gün <strong>8 bin 372 Boşnak</strong> sivil, <strong>BM, ABD</strong>ve <strong>AB</strong>’nin gözleri önünde katledilmişti.</p>
<p>Katliamlar bununla sınırlı değildi tabii. <strong>1990</strong>’lı yılların başında <strong>Balkanlar</strong>’da sistemli bir soykırım uygulandı. Siviller, kadınlar, çocuklar, yaşlı insanlar hunharca yok edildi. Tek suçları vardı, o da Müslüman olmak!</p>
<p><strong>“Hafta Sonu Sniperleri”</strong> nedir bilir misiniz? O dönemin ürettiği bir değimdir bu. Hafta sonları turlar düzenlenirdi bütün <strong>Avrupa</strong>’da. Kamuflaj kıyafetlerini giyen caniler, <strong>Bosna</strong>’ya doğru yola çıkarlardı. Orada silahlanıp, <strong>Saraybosna</strong>’nın çevresindeki dağlardan dürbünlü tüfeklerle insan avlarlardı.</p>
<p>Bütün Batı bilirdi bunu. Bilirdi, ama bırakın engellemeyi teşvik bile edilirdi.</p>
<p><strong>Hakkı Turayliç, Bosna</strong>’nın 3 <strong>Başkan Yardımcısından</strong> biriydi. <strong>8 Ocak 1993</strong>’te <strong>Saraybosna Havaalanı</strong>’nda <strong>Devlet Bakanımız Orhan Kilercioğlu</strong> ile görüşmüştü. Oraya <strong>BM</strong> aracı ile gelmiş, aynı araçla geri dönüyordu. Sözde etrafında bir koruma ordusu vardı. Yolu kesen <strong>Sırplar, BM</strong>konvoyunu durdurdular. Aracın içinden <strong>Turayliç</strong>’i indirdiler, <strong>BM </strong>askerlerinin gözleri önünde katlettiler. Ellerini kollarını sallayarak da gittiler…</p>
<p>Hangi birini anlatayım ki, o insanlık dramının! <strong>Boşnaklar</strong> sadece katledilmediler, çengellere asılıp <strong>Ortaçağ</strong> işkencelerine maruz kaldılar.</p>
<p>Sonra, <strong>Batı</strong> müdahale etti. <strong>1995</strong>’te sözde yaşanan bu insanlık dramını durdurdu! Ama durum hiç de öyle değildi. Bir <strong>Fransız </strong>siyasetçi olan <strong>Bernard Henry Levy</strong>, o müdahaleyle ilgili olarak aynen şu ifadeyi kullandı:</p>
<p><strong>“Batılı güçler, tam Bosna Ordusu zafer kazanacakken müdahaleyi gerçekleştirdi.”</strong></p>
<p>Doğruydu bu değerlendirme. Çünkü, İzzetbegoviç bir yolunu bulmuş, <strong>Bosna Ordusu</strong>’nu yeni silahlarla donatmıştı. Üstelik bu ordu <strong>Sırpların Başşehri Banya Luka</strong>’ya doğru ilerliyordu. <strong>Sırplar</strong>için hezimet yakındı.</p>
<p>İşte böyle bir ortamda müdahale geldi!</p>
<p>Batı, önce katliamlara gözlerini kapadı. El altından destekledi. <strong>Avrupa</strong>’nın ortasında binlerce masum insanın katledilmesini sağladı. O katiller sıkıntıya girince de müdahale edip sözde akan kanı durdurdu.</p>
<p>Kimse kimseyi kandırmaya kalkmasın. <strong>Bosna</strong>’da görünen gerçek budur.</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Bitti, mi? Bitmedi tabii ki…</p>
<p><strong>ABD</strong>’nin desteği ile sözde bir anlaşma sağlandı. <strong>Aliya İzzetbegoviç, Slobodan Miloseviç, Franjo</strong><strong>Tudjman</strong> ve <strong>Pavle Blotoviç, Dayton</strong>’da bir araya getirildi. <strong>ABD</strong>’li <strong>Richard Holbrooke</strong> tarafından hazırlanan bir anlaşma önlerine konuydu.</p>
<p>Silah zoruyla onlara <strong>“Bunu imzalayacaksınız”</strong> denildi.</p>
<p>İmzalamamakta direnmeleri üzerine de <strong>Holbrooke</strong>, aynen şu çirkin ifadeleri kullandı:</p>
<p><strong>-Anlaşın, anlaşmak zorundasınız o… çocukları. İmzalayın bunu. Yoksa Saraybosna, Belgrad ve Zagreb’i bombalayacağım.</strong></p>
<p>İzzetbegoviç, tehditler altında<strong>, </strong>içi kan ağlayarak, halkını daha büyük acılardan korumak için imzaladı o anlaşmayı. <strong>Bosna</strong>’nın başına da büyük yetkilerle donatılan bir <strong>AB Komiseri</strong> getirildi.</p>
<p>İşte <strong>Batı</strong>’nın gerçek yüzü ve <strong>Dayton</strong>’ın perde arkası budur! Peki bu kafa değişti mi o günden bu yana? Tabi ki hayır! Ama biz bu gerçeği çoğu zaman unutuyoruz!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/katilleri-kurtardi-bati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
