<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>boğaziçi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/bogazici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 06 Feb 2021 08:29:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>boğaziçi &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Boğaziçi Meselesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bogazici-meselesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bogazici-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet BELENKUYU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Feb 2021 08:29:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16697</guid>

					<description><![CDATA[“Boğaziçi Meselesi”nden kastımız, Ocak 2021 başında Prof. Melih BULU’nun Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne atanmasından sonra, üniversitenin akademik kadrosunun ve öğrencilerin giriştiği bir takım protesto olaylarıdır. Olayların görülen sebebi ne?2016 da çıkan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile üniversitede rektör atama sisteminin değişmesi. Önce nasıldı?Kanuna göre, devlet üniversitelerinde rektör adayları, profesör unvanına sahip akademisyenler arasından önce öğretim üyeleri tarafından seçiliyor, daha sonra YÖK adayların üçünü Cumhurbaşkanının onayına sunuyor, en son da Cumhurbaşkanı rektörü atıyordu.Yeni KHK ne diyor? Devlet üniversitelerinde rektör YÖK tarafından önerilecek üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanıyor. Vakıf üniversitelerinde ise rektör, mütevelli heyetinin belirlediği adaya YÖK&#8217;ün olumlu görüş vermesinin ardından Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor. Olaylardan ne anlıyoruz?İktidar yeni KHK’ya göre bir tasarrufta bulunuyor, karşı görüş kabul etmiyor, işi özgürlük, cinsiyet ayrımcılığı, bilim karşıtlığı, despotizm vs. sosuna batırıp, kamuoyu oluşturmaya çalışıyor. Atama kararı doğru mu?Bakalım. Rektörün mesleki yetersizliği mi var? Yok. Rektör, ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu, Boğaziçi Üniversitesi’nde de yüksek lisans yapmış. Haliç Üniversitesi’nde de rektörlük görevini yürütmüş. Hukuki olarak ortada bir şey görünmüyor.Peki, neden akademik çevreler ve muhalefet bu olayı köpürtüyor? Çünkü sayın rektör iktidar partisinde siyaset yapmış. Buradan iyi malzeme çıkar diye düşünülüyor. O halde aynı KHK başka üniversitelere uygulandığında mesele olmuyor, Boğaziçi’nde infiale sebep oluyorsa bundan ne anlayalım? Boğaziçi&#8217;nin ne &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Boğaziçi Meselesi”nden kastımız, Ocak 2021 başında Prof. Melih BULU’nun Boğaziçi Üniversitesi rektörlüğüne atanmasından sonra, üniversitenin akademik kadrosunun ve öğrencilerin giriştiği bir takım protesto olaylarıdır.<br></p>



<p>Olayların görülen sebebi ne?<br>2016 da çıkan bir Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile üniversitede rektör atama sisteminin değişmesi.<br></p>



<p>Önce nasıldı?<br>Kanuna göre, devlet üniversitelerinde rektör adayları, profesör unvanına sahip akademisyenler arasından önce öğretim üyeleri tarafından seçiliyor, daha sonra YÖK adayların üçünü Cumhurbaşkanının onayına sunuyor, en son da Cumhurbaşkanı rektörü atıyordu.<br>Yeni KHK ne diyor?<br></p>



<p>Devlet üniversitelerinde rektör YÖK tarafından önerilecek üç aday arasından Cumhurbaşkanınca atanıyor. Vakıf üniversitelerinde ise rektör, mütevelli heyetinin belirlediği adaya YÖK&#8217;ün olumlu görüş vermesinin ardından Cumhurbaşkanı tarafından atanıyor.</p>



<p>Olaylardan ne anlıyoruz?<br>İktidar yeni KHK’ya göre bir tasarrufta bulunuyor, karşı görüş kabul etmiyor, işi özgürlük, cinsiyet ayrımcılığı, bilim karşıtlığı, despotizm vs. sosuna batırıp, kamuoyu oluşturmaya çalışıyor.</p>



<p>Atama kararı doğru mu?<br>Bakalım. Rektörün mesleki yetersizliği mi var? Yok. Rektör, ODTÜ Endüstri Mühendisliği mezunu, Boğaziçi Üniversitesi’nde de yüksek lisans yapmış. Haliç Üniversitesi’nde de rektörlük görevini yürütmüş. Hukuki olarak ortada bir şey görünmüyor.<br>Peki, neden akademik çevreler ve muhalefet bu olayı köpürtüyor?<br></p>



<p>Çünkü sayın rektör iktidar partisinde siyaset yapmış. Buradan iyi malzeme çıkar diye düşünülüyor.<br></p>



<p>O halde aynı KHK başka üniversitelere uygulandığında mesele olmuyor, Boğaziçi’nde infiale sebep oluyorsa bundan ne anlayalım? Boğaziçi&#8217;nin ne farkı var? Burası devletin kontrolünde değil mi? Sistem kendine muhalefeti, kendi kurumlarında mı beslesin?<br>Eskiden buralar halka karşı sistemin kendisine adam yetiştiriyordu, şimdi anlayış değişti, yeni sistem öyle istemiyor. Olanlar bunun savaşıdır.<br>Diyeceksiniz ki; &#8220;Karşı tarafta aynı şeyi söylüyor, Boğaziçi Üniversitesi iktidarın çiftliği miymiş?&#8221;<br>O zaman biz de şu soruyu sorarız: &#8220;İktidardaki hangi siyasi görüş, kilit noktalara, karşı mahallenin fikriyatına sahip birini atar ki?&#8221; Şimdiye kadar kendi fikrine uygun birini atamadıysa iktidarın suçu değil mi? Ben devlet üniversitesine istediğim rektörü atayamayacaksam, nasıl iktidarda oluyorum?<br>Deniliyor ki &#8220;Ama eskiden böyle değildi, bilimsellikten uzak, liyakat aranmıyor!&#8221;<br>Bu da tam doğru değil. Eskiden de böyleydi. Fakat medya bu kadar yaygın olmadığından, gün yüzüne çıkmıyordu. Hatta eskiden merhum Erbakan&#8217;a kadar farklı siyasi görüş yoktu.<br>“Yapmayın hocam, 68 kuşağı vs. onlar neydi?” derseniz, onlara sistem içi muhalefet diye bakarız. Türkiye&#8217;deki tek gerçek muhalefet İslamcılıktır. (Dünyada da öyle, bakmayın siz ABD-Rusya kapışmasına. ) Memleketimizdeki Alevilik ve Kürtçülük gibi cılız muhalif görüşler, sendika çatısında eritilir, partileştirilir, etkisiz hale getirilir. Zaten onlar da &#8220;kurucu irade dediğimiz laik &#8211; seküler yapıya&#8221; ters değildir. Sadece ranttan pay kapma savaşında, beyaz Türkleri ve arkadaki uluslararası sistemi rahatsız etmemeleri gerekir.</p>



<p>Peki rektörler nasıl işbaşına gelsin? Bu yöntem doğru mu? YÖK kalmalı mı?<br>Bunlar ayrıca değerlendirilir. Ama şu anda olan &#8220;Gezi&#8221;deki meselenin &#8220;ağaç&#8221; olmaması gibi, burada da mesele &#8220;rektör&#8221; değildir. İktidarı yıpratma çabalarıdır. Bir de elindeki imkanları /alanları kaybetme korkularıdır. Yani Boğaziçi gibi, ODTÜ gibi, odalar ve sendikalar gibi alanları kaybetme korkusu, karşı mahalleyi hırçınlaştırıyor.<br></p>



<p>Bir de işin politize edilmesinden rahatsız olduğunu söyleyenler var. Ama iş zaten politik. Başka bir rektör gelseydi de, bu böyle olacaktı. Boğaziçi’ndeki yerleşik yapıya uygun olmayan, daha doğrusu Cumhurbaşkanının atadığı her rektöre aynı tepki verilecekti. Önceden belki daha ılımlı kişiler seçildiği için, ses bu kadar net çıkmıyordu. Aslında “İşi iyice politikleştirdiler” diyenler de muhalefet. Çünkü daha önce, kimseler duymadan işlerini yürütüyorlardı. Şimdi iş kendi aleyhlerine dönünce, savunmalarını, bilimselliğe, insan haklarına vs dayandırmaya çalışıyorlar.<br>Hem şu fikre de katılmıyoruz. “Devletin bir temel eğitim politikası, sanayi politikası olur, değişmez.” Neden? Sık, sık değişmez diyebilirsiniz de, değişmez diyemezsiniz. Bunu savunanlar da mevcut çarkın, değişmesini istemeyen ve mevcut yapıdan faydalananlardır. Her şey aynı kalacaksa seçim yapmanın anlamı ne? Neden bu oyunu oynuyoruz?</p>



<p>Bu eylemleri yapanlar ve yönlendirenler, bilimsel kaygılardan mı bunu istiyorlar?<br>Hayır, öyle olsa şimdiye kadar Türk üniversiteleri dünyada zirvede yer alırlar ve Türkiye bütün teknoloji ve sanayi hamlelerinde en önde olurdu. Bu üniversitelerin şu an başarılı görünmelerinin sebebi, en zeki öğrencilerin orayı tercih etmelerinden.<br>“Bu okullar iyi olduğu için tercih etmesin bu çocuklar?” derseniz, ben de aynı soruyu sorarım. Ülke o zaman neden bu halde? Bu kadar zeki çocuğun geldiği okulların, daha çok başarılı olmaları gerekmez miydi?<br></p>



<p>Yine diyebilirsiniz ki, yeni rektör geldi de, farklı mı olacak? Bunu zaman gösterir. Ki şunu da unutmamak gerekir ki, bu iktidar 20 senedir hangi üniversite öğrencisinin istediğini engellemiş? Hangi bilimsel çalışmasına, Avrupa birliği projelerine, burslarına engel olmuş? Pek çok üniversite öğrencisi rektörün adını bile bilmez. Bu olaylar aracılığı ile bu rektörü gençlerin gündemine kim, neden, nasıl soktu?</p>



<p>Peki, ne yapılmalı?<br>İktidar gerekeni yapacak, muhalefet de muhalefetliğini. Buraya kadar normal. Ama işin içine çamurluk karışıyor. Yabancı sermaye, uluslararası medya, vs. Bunlar normal değil.<br>İnsanın başındakini seçimle gelmesini istemesi normal de, peki bu istek neden diğer üniversitelerde bu derece muhalif bir eyleme dönüşmüyor? Demek ki Boğaziçi bir sembol ve üs olarak seçilmiş. Muhalefet şimdiye kadar kendi yapmadığını, şimdi iktidardan istiyor. Muhalefetin iktidar olduğu dönemlerde, öğrencilerin rektör seçimine katkıları gözden geçirilmesi gereken bir konu olarak önümüzde duruyor.<br></p>



<p>Öğrenciler rektörü seçmiyorsa &#8211; ki dünyanın her yerinde öğrenci katılımı var ama tek başına seçmiyorlar- bu öğrencilerin bu kadar aktif olmasını kim istiyor? Muhalefet ve üniversitenin akademik kadrosunun yapacağı işi neden öğrenciler yapıyor, bunlar piyon mu? Akademik kadro ve muhalefet öğrencileri öne sürerek prim toplamış olmuyor mu? Öğrenciler özgürlük için yürüdüğünü düşünüyor, fakat hasılatı başkası elde ediyor. Ayrıca bu tür eylemleri, muhalefetin ileride kendi kadrolarında çalışacak eleman yetiştirme çabası olarak da anlayabilirsiniz.<br>Üstelik yeni atama ile öğrencilerin sosyal hayatını derinden etkileyecek kararlar alınacağını da düşünmüyoruz. Sadece oraya yerleşmiş LGBT ve sol örgütlerin çalışmaları kontrol altına alınmış olur ki, gürültünün ana sebeplerinden biri de bu.<br></p>



<p>Sonra içeride ve dışarıda gerek üniversite, gerek genel seçimlerin veya sendika, oda seçimlerinin sağlıklı olduğu da tam söylenemez. Öğrencilerin rektörü seçmesi nasıl sağlıklı olacak? Öğrencileri en çok etkileyen seçimi kazanır. Şu anda seçim sistemi de öyle değil mi? Halkı medya aracılığı ile etkileyen kazanıyor. Kaç kişi seçtiği adayı tanıyor? Öğretim görevlilerince seçilsin derseniz, o ayrıca değerlendirilir.<br></p>



<p>Dünyanın pek çok ülkesinde farklı sistemler var ve çoğunda öğrenci temsili çok düşük, olanlar da sembolik. Mesela Harvard Üniversitesi gibi bir okulda Mezunlar Derneği rektörü belirliyor. Ne güzel diyebilirsiniz ama en demokratik olmayan, en riskli ve en risksiz yöntem. Şöyle riskli, sistemi değiştiremezsiniz, okul tarihi boyunca gider, mezunlar derneğini idare eden sermaye gücü istediğini yaptırır. Risksiz, seçim dönemlerin az problem çıkar.<br></p>



<p>Bir de şöyle düşünelim. Senin vakıf üniversiten var mesela, sen oranın yöneticilerini aldığın öğrencilerin atamasını ister misin? İstemezsin. Devlete sahip olan irade de istemez. İş, bu kadar basit.</p>



<p>Gözden kaçan daha önemli şeyler de var!<br>Müslüman kesimde, bilinçsiz hareket edilen alanlardan biri okul seçimidir. Genelde dünyevi kaygılar ön plana çıkıyor.<br></p>



<p>Fen liseleri mi? Oooo harika…<br>Galatasaray Lisesi, Robert Koleji! Evet, süper.<br>Boğaziçi, ODTÜ? Vay beee…<br>İyi güzel de, çocuğun kariyer yapıyor, iyi de para kazanıyor, hatta oradaki al gülüm ver gülüm işleriyle, siyasi yerlere de kolayca yerleşiyor da, (bu yanlış yeni değil, eskiden beri böyle) çocuğundan geriye kalan ne?<br>İşte buyurun! Şimdiye kadar gitmeye özendiğimiz, okumaya can attığımız okulların içi yüzü bu…<br></p>



<p>O çarka girince, siyasi bilinç olmadığında, birey sisteme en iyi uşaklığı yapıyor. Biz Müslümanların çocukları o okullara gitmesin demiyoruz, olanı söylüyoruz. Sistemin uşaklığı bilinçli ve farkında olarak yapılan bir şey değildir. Sistem okullarında kendilerine, hizmet edecek insan yetiştirir. En iyi okullar da, sisteme en iyi elemanını yetiştiren yerlerdir. Bilinçli olmazsan, sistemin her istediğini yerine getirirsin ve sen iyi vatandaş oldum diye düşünürken, çark senin sırtından döner, esas kazanan başkası (yöneticiler ve para babaları) olur. İlerde yönetici veya sermaye sahibi olmazsan -ki yöneticileri de sermaye sahipleri seçer- ömrün öylece geçer, gider.<br></p>



<p>Sosyal olaylarda bir bunu başlatan ve arka planda olanlar vardır, bir de önde kahraman görünenler (Hatta bu kahramanları/figüranları da organizatörler belirler.) Gezi’de de, Boğaziçi olayında da, pek çok olayda bu böyledir. Görünenler, öğrenciler, işçiler, sendikalardır. Görünmeyenler güç ve sermaye sahipleri. İşte bu durumlarda, her zaman şu soruları sormak lazım:<br>Kim başlattı?<br>Nasıl sonuçlanabilir?<br>Hangi sonuç, kime yarar?</p>



<hr class="wp-block-separator"/>



<p>Ölçülerimizi koruyalım, iktidara karşı da, muhalefete karşı da…</p>



<p>Herkes “Sen duvardaki bir tuğlasın!”(*) diye diye, yani özgürlük çığlıkları ve vaadiyle o tuğlayı alıp, kendi duvarına eklemek istiyor.</p>



<p>(1) Another Brick in The Wall – Pink Floyd</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bogazici-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bogazici/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bogazici/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Boynukara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 09:55:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Atama]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16689</guid>

					<description><![CDATA[Onsuz İstanbul, İstanbul değildir. Her şeye rağmen yeşil alanları, yalıları, yeme içme mekanları ile herkesin görmek istediği, görenlerin de tadını çıkardığı altın gerdanlık… Boğaziçi Üniversitesi ülkemizin iyi üniversitelerinden biri. Sürekli olarak buradaki öğrencilerin Türkiyenin en zeki öğrencilerinin bulunduğu yer olarak vurgulanması haksızlık. Aynı düzeyde epeyce üniversitemiz var. Bunları tek tek sayacak değiliz. Ama basit bir örnek verebiliriz. Tıp Fakülteleri en yüksek puanla öğrenci alan yerler ve halen 110 civarında Tıp Fakültemiz var. Yani zeki öğrenciler sadece burada toplanmıyor. Son olaylar dolayısıyla zeka tarafının vurgulanması kısmen ve göreceli olarak doğrudur. Varsayalım ki hepsi Türkiye’nin en zeki öğrencileri. Bu Boğaziçinde yaşanan olayların ana nedeni değildir ve olayların çözümüne bir katkısı da yoktur. Olay politik bir mecraya taşınmış durumdadır. Bundan sonrası partilerin tutumlarıyla biçimlenecektir. Atama konusuna gelince; atama yasaldır. İki yüz küsur üniversiteye atamalar aynı yöntemle yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı uygun bulduğu birini iş başına getirmektedir. Iktidar partisi eski milletvekilleri, eski mkyk üyeleri, eski il veya ilçe başkanları vs. rektör olarak atanabilmektedir. Bir mani var mı? Yoktur Malum, daha önce üniversitelerde sıkıntılı da olsa bir seçim vardı. Bunun da sağlıklı işlemediği görüldü; karalamalar, iftiralar, suçlamalar, dargınlıklar yaşandı. İktidar-muhalefet rektör atamalarını neden bu kadar önemser? Birinci kaygı, bence, kadrolaşmadır. Bu da her konuda sınırsız yetki sahibi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Onsuz İstanbul, İstanbul değildir. Her şeye rağmen yeşil alanları, yalıları, yeme içme mekanları ile herkesin görmek istediği, görenlerin de tadını çıkardığı altın gerdanlık…</p>



<p>Boğaziçi Üniversitesi ülkemizin iyi üniversitelerinden biri. Sürekli olarak buradaki öğrencilerin Türkiyenin en zeki öğrencilerinin bulunduğu yer olarak vurgulanması haksızlık. Aynı düzeyde epeyce üniversitemiz var. Bunları tek tek sayacak değiliz. Ama basit bir örnek verebiliriz. Tıp Fakülteleri en yüksek puanla öğrenci alan yerler ve halen 110 civarında Tıp Fakültemiz var. Yani zeki öğrenciler sadece burada toplanmıyor. Son olaylar dolayısıyla zeka tarafının vurgulanması kısmen ve göreceli olarak doğrudur.</p>



<p>Varsayalım ki hepsi Türkiye’nin en zeki öğrencileri. Bu Boğaziçinde yaşanan olayların ana nedeni değildir ve olayların çözümüne bir katkısı da yoktur.</p>



<p>Olay politik bir mecraya taşınmış durumdadır. Bundan sonrası partilerin tutumlarıyla biçimlenecektir.</p>



<p>Atama konusuna gelince; atama yasaldır. İki yüz küsur üniversiteye atamalar aynı yöntemle yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı uygun bulduğu birini iş başına getirmektedir. Iktidar partisi eski milletvekilleri, eski mkyk üyeleri, eski il veya ilçe başkanları vs. rektör olarak atanabilmektedir. Bir mani var mı? Yoktur</p>



<p>Malum, daha önce üniversitelerde sıkıntılı da olsa bir seçim vardı. Bunun da sağlıklı işlemediği görüldü; karalamalar, iftiralar, suçlamalar, dargınlıklar yaşandı.</p>



<p>İktidar-muhalefet rektör atamalarını neden bu kadar önemser? Birinci kaygı, bence, kadrolaşmadır. Bu da her konuda sınırsız yetki sahibi kılınan rektörler marifetiyle yapılmaktadır. Sorun bugüne özgü değildir, bu düzenlemeyi yapan da mevcut iktidar değildir. YÖK&#8217;ün kuruluşundan beri devam eden bir uygulamadır. Darbe sonrası çıkarılan 2547 sayılı yasa ile amaç şirazesinden (sağ-sol çıkan) çıkan universiteleri zapt-u rapt altına almaktı ve amaçlanan da oldu.</p>



<p>Sonrasındaki bütün iktidarlar bu &#8220;anti-demokratik&#8221; kurumu lağvetme vaatlerinde bulundular. Buna mevcut iktidar da dahildir. Ancak iktidar-muhalefet partileri için getirisi götürüsünden fazla olan bu yasayı küçük ilaveler veya çıkarmalarla uygulamakta bir sakınca görmediler.</p>



<p>Peki bir öğretim üyesi neden rektör olmak ister? İtibarlı bir makam sahibi olmak. Yönetme arzusunu tatmin etmek. Zaman zaman akrabaya eşe dosta el uzatabilmek (gazete haberleri ortada). Asıl önemlisi ise, özellikle Tıp Fakültesi olan üniversitelerde döner sermayeden rektörlere ciddi bir maddi katkının sağlanması. Aksi halde bir Üniversitenin rektörlüğü için 84 aday neden başvursun?</p>



<p>Hizmet mi? Bir bilim insanı olarak hizmet etmenin önünde bir engel yok ki. Aziz Sencer&#8217;in ya da Özlem Türeci ve Uğur Şahin&#8217;nin tek başlarına yaptıkları &#8220;hizmeti&#8221; kaç idareci yapabilmiştir!</p>



<p>Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekir. Bu makamlar rant makamı olmaktan çıkarılır, demokratik bir yönetim biçimi benimsenirse, hizmet için yanıp tutuşanların sayısı yüzde yetmiş, üniversitedeki akademik kurullar yetkilendirilirse yüzde doksan düşer. Hatta rektör olunduğunda gelirin az da olsa düşmesi söz konusu olursa, gerçekten hizmet aşkı olanlar dışında kimse aday olmayacaktır.</p>



<p>Boğaziçinde olan ne? Bu bir rektör atamasından farklı bir durum. Atama sadece bir vesile. Rektörün istifa etmesi sorunu çözer mi? Hiç sanmam. Bu (haklı ya da haksız olup olmadığına karar vermek bana düşmez) birikmiş bir öfke veya muhalefetin dışa vurumudur.<br></p>



<p>Sükunetle ve suhuletle bir çözüme ulaştırılması ülkemiz hayrına olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bogazici/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rektör</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rektor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rektor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 07:09:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16541</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanması tartışmalara neden oldu. Görebildiğim kadarı ile bu tartışmalar/eleştiriler şu 2 noktada toplanıyor;1-Rektörün atanarak belirlenmesi,2-Üniversite dışından olması.Birincisi, Türkiye’de rektörler hiçbir zaman seçimle belirlenmedi, her zaman Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Ancak birkaç yıl öncesine kadar sözde bir seçim yapılıyordu. Sözde diyorum çünkü Cumhurbaşkanı sadece kendisinin oyunu alan bir ismi bile rektör olarak atayabiliyordu. Bunun geçmiş dönemde özellikle Sezer döneminde örnekleri çoktur. Yapılan seçimin (sıralamanın) CB açısından hiçbir bağlayıcılığı yoktu. Ama ne oluyordu? Bu seçimler nedeniyle üniversitelerde dalgalanmalar, tartışmalar, kamplaşmalar, gerginlikler vs yani üniversitelere yakışmayacak tarzda olaylar yaşanıyordu. Hatta atanan bazı rektörler kendisine oy vermeyen öğretim üyelerine zulmediyor, dışlıyor, projelerini onaylamıyor ve akademik faaliyetlerine engel oluyordu. Yani böyle yapanlar da oluyordu. Rektörlük seçimleri öncesinde de kendisine oy verecek isimleri üniversiteye almaya/doldurmaya çalışıyordu, vs… Peki su-i misalden emsal olur mu? Olmaz tabi. Ama sanki eskiden rektörler seçimle geliyordu da şimdi atama ile geliyor gibi davranmak da doğru değil. Ben şu andaki sistem ideal/doğru demiyorum, sadece vakıayı naklediyorum. Ama eğer bu ikisi arasında tercih yapmam gerekirse mevcut durumu tercih ederim. En azından üniversitelerde tartışma ve kamplaşma/hizipleşme yaşanmıyor. Gereksiz kırgınlıklar, küslükler olmuyor, boş yere enerji harcanmıyor, vakit ısrafı olmuyor, işe yaramayan seçim için harcanan vakit de masraflar da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Prof. Dr. Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör olarak atanması tartışmalara neden oldu. Görebildiğim kadarı ile bu tartışmalar/eleştiriler şu 2 noktada toplanıyor;<br><br>1-Rektörün atanarak belirlenmesi,<br>2-Üniversite dışından olması.<br><br>Birincisi, Türkiye’de rektörler hiçbir zaman seçimle belirlenmedi, her zaman Cumhurbaşkanı tarafından atandı. Ancak birkaç yıl öncesine kadar sözde bir seçim yapılıyordu. Sözde diyorum çünkü Cumhurbaşkanı sadece kendisinin oyunu alan bir ismi bile rektör olarak atayabiliyordu. Bunun geçmiş dönemde özellikle Sezer döneminde örnekleri çoktur. Yapılan seçimin (sıralamanın) CB açısından hiçbir bağlayıcılığı yoktu. Ama ne oluyordu? Bu seçimler nedeniyle üniversitelerde dalgalanmalar, tartışmalar, kamplaşmalar, gerginlikler vs yani üniversitelere yakışmayacak tarzda olaylar yaşanıyordu. Hatta atanan bazı rektörler kendisine oy vermeyen öğretim üyelerine zulmediyor, dışlıyor, projelerini onaylamıyor ve akademik faaliyetlerine engel oluyordu. Yani böyle yapanlar da oluyordu. Rektörlük seçimleri öncesinde de kendisine oy verecek isimleri üniversiteye almaya/doldurmaya çalışıyordu, vs… Peki su-i misalden emsal olur mu? Olmaz tabi. Ama sanki eskiden rektörler seçimle geliyordu da şimdi atama ile geliyor gibi davranmak da doğru değil. Ben şu andaki sistem ideal/doğru demiyorum, sadece vakıayı naklediyorum. Ama eğer bu ikisi arasında tercih yapmam gerekirse mevcut durumu tercih ederim. En azından üniversitelerde tartışma ve kamplaşma/hizipleşme yaşanmıyor. Gereksiz kırgınlıklar, küslükler olmuyor, boş yere enerji harcanmıyor, vakit ısrafı olmuyor, işe yaramayan seçim için harcanan vakit de masraflar da ortadan kalkmış bulunuyor vs…(tekrar ediyorum, bu ikisi arasında tercihim böyle diyorum, ideal sistem tartışmasına girmiyorum).<br><br>İkicisi, Prof.Bulu’nun dışarıdan olması meselesi. Akademik faaliyetin en önemli aşaması olan doktora sürecini Boğaziçi Ü.de geçiren biri ne kadar dışarıdan olur tartışılabilir. Ama madem her konuda ADB ve Avrupa’yı referans gösteriyoruz ABD ve AB’de bir çok üniversite rektörünün hariçten olma şartı bulunduğunu (evet, bunun bir şart olduğunu) biliyormuydunuz?<br><br>Evet öyle. Tabi farklı atama ve seçim örnekleri de var, işte bazı örnekler(1).<br><br>Mesela ADB’de Anglo-Sakson modelini uygulayan üniversitelerde rektör, üniversite yönetim kurulunun önerisi ile ama üniversite dışından seçilir. Atamayı da Eğitim bakanı yapar.<br><br>New York State Ü,de Rektör ve “Chancellor” adı verilen üniversite idari yöneticisi mütevelli heyeti tarafından atanır. Tüm idari işleri “Chancellor” adı verilen yönetici yürütür, rektör genellikle akademik faaliyetlerle ilgilenir.<br><br>İskoçya’da rektör üniversite dışından olmak koşuluyla öğrencilerin oylarıyla seçilir. Üniversiteler akredite kriterlerine göre özel kuruluşların denetimine açıktırlar.<br><br>Danimarka’da rektör üniversite konseyi tarafından seçilir ama 11 üyeli kurulun 6’sı dışardandır. Ve başkan dışardan gelen üyelerden olur. Rektör olmak için profesör olma şartı da yoktur. Doçentler de rektör adaylığına başvurabilir. Üniversitelerin mali ve idari denetimi milli eğitim bakanlığı tarafından yapılır.<br><br>Almanya’da rektör adayını üniversite kurulu belirler ama onayı/atamayı eyalet eğitim bakanı yapar. Bakanın veto etme hakkı vardır. Veto durumunda kurul yeni bir aday belirler. Üniversiteler Kanzler adı verilen eyalet eğitim bakanı tarafından denetlenir.<br><br>İsveç’te rektör, Yönetim Kurulunun görüşü alınarak bakanlar kurulu tarafından atanır. 11 üyeli Yönetim Kurulu’nun 9’unu hükümet atar.<br><br>Fransa’da rektör akademik ve idari personelin seçimi, üniversite konseyinin önerisi ve milli eğitim bakanının onayı ile atanır. Üniversitelerin mali ve idari denetimi bakanlık tarafından yapılır.<br><br>Hollanda’da rektör Bakanlar Kurulunun tespit ettiği aday arasından Kraliçe adına Eğitim ve Bilim Bakanınca atanır. Yönetim Kurulu üniversitenin en üst icraat organıdır ve tamamı merkezi hükümet tarafından atanmış 6 üyeden oluşur.<br><br>İspanya’da rektör tüm üniversite çalışanları ve öğrencilerin oyları ile seçilir.<br><br>Norveç’te rektör ve pro-rektör, öğretim üyeleri, teknik ve yönetici personel ve öğrencilerin oyları ile seçilir, kral tarafından atanırlar. Üniversitelerin mali ve idari denetimini bakanlar kurulu yapar.<br><br>İngiltere’de rektör aday tespit komitesinin belirlediği kişiler arasından üniversite konseyi tarafından atanır. Üniversite yönetim kurullarına akademik profesörler dışında özel sektör temsilcileri ve öğrenciler de üye olarak seçilir ve geniş tabanlı bir üniversite komitesi oluşturulur.<br><br>Harvard Ü’de rektör mezunlar derneği tarafından atanır. Üniversite yönetiminde yetki mezunlar derneğindedir. Rektör akademik, bilimsel çalışmalar ve üniversitenin iş dünyası ile ilişkilerinin geliştirilmesi görevlerini sürdürür. Tüm idari işler yine mezunlar derneği tarafından atanan ve “Provost” adı verilen kişi tarafından yürütülür.<br><br>Özetle ‘’rektörler eskiden seçimle geliyordu şimdi ise atanıyor’’ söylemi doğru değil. Eskiden de atanıyordu şimdi de atanıyor. Ama hariçten olana itiraz bir taassup göstergesi. Neymiş? Böyle bir teamülümüz yokmuş. Böyle bir teamülümüz yoktu da ülkeyi Nobel ile mi doldurduk?<br><br>Üniversitelerde ihtiyacımız olan ‘’kurumsal taassup’’ değildir, atılımdır, atılım. Yeni ve farklı yöntemler denemek lazım.<br><br>Teamüller eğer bizi ileriye taşıyorsa tabi ki koruyalım ama bizi ileriye taşımayan bir teamülü niye ısrarla savunalım ki?<br><br>Artık ihtiyacımız olan sadece bilimsel çalışmalar yapmak değil, bunları üretime dönüştürebilmek. Üretime katkısı olmayan akademik bilginin artık pek fazla bir faydası kalmadı, bizim inovatif ve üretime dönük bilgiye yönelmemiz lazım.<br><br>Bu yüzden artık bir gözü üniversitede bir gözü sanayide olan, uzmanlaştığı alandaki sektörlerle işbirliği yapabilecek, üretime dönük projeleri teşvik edecek, sanayicimizin önüne proje taşıyacak üniversitelere/rektörlere ihtiyacımız var. Üniversitenin dışına çıkmayan, akademik yayın yapmaktan başka bir faaliyeti olmayan, piyasayı/sahayı hiç bilmeyen ve bilmek de istemeyen rektörlere ihtiyacımız yok.<br><br>Bulu nasıl bir rektör olacak bilemem, inşallah atılım yapar, ama benim maksadım o veya bir başka isim değil, atılım…<br><br>Keşke şu klasik taassubi tartışmalarımızı terk edebilsek…<br><br>1-Çankaya İ, Töremen F. Türkiye, Avrupa Birliği Ve Amerika Birleşik Devletleri Üniversite Yönetimlerinin Karşılaştırılması, Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi 2010;7(13), s.151-163</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rektor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
