<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Belarus &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/belarus/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 07 Oct 2020 08:06:34 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Belarus &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Küresel Siyasetin Yeni(den) Siklet Alanı Mı? -Doğu Avrupa ve Beyaz Rusya-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuresel-siyasetin-yeniden-siklet-alani-mi-dogu-avrupa-ve-beyaz-rusya/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuresel-siyasetin-yeniden-siklet-alani-mi-dogu-avrupa-ve-beyaz-rusya/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat BATI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 07 Oct 2020 08:06:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[avrupa]]></category>
		<category><![CDATA[Belarus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15924</guid>

					<description><![CDATA[Kıta Avrupa’sına tarihsel bir perspektiften baktığımızda; Otuz Yıl Savaşları, Yüzyıl Savaşları, Birinci/İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş döneminin de cereyan ettiği coğrafya olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında ‘Batı’ uygarlığı medeni oluşuyla övünmektedir, ne var ki yukarıda söylediğimiz savaşlara geçmişten günümüze dönüp bakınca pekte öyle gözükmüyor. Neden mi? Bu kadar savaşın ve yıkımın yoğun yaşandığı coğrafya da medeni sözcüğünü kullanmak ne kadar doğrudur. Hakeza dünyayı İngilizlerin, İspanyolların, Fransızların, İtalyanların ve diğerlerinin sömürerek harap ettiğine değinmedik bile. Hele ki hala 21. Yüzyılda bu sömürünün Afrika, Asya, Ortadoğu ve Güney/Orta Amerika gibi coğrafyalarda farklı politikalarla gerçekleştiği gerçeği var iken! Kıta Avrupa’sı devletlerinin kendi aralarında ki rekabet gerek içerde gerekse dışarıda aralarında hızla devam etmektedir. Ve bu rekabet alanı git gide Doğu Avrupa’ya kaymakla birlikte, aynı zamanda sıkışmaktadır. Doğu Avrupa deyince Jeopolitik Biliminde ‘Kara Hâkimiyet Teorisi’nin sahibi Halford John Mackinder aklımıza gelir. Varsaydığı teori hala aynı coğrafya da (Doğu Avrupa’ya hâkim olan Merkez bölgeye hâkim olur) ve 21. Yüzyıl çeyreğinde güncelliğini koruyor. Bu bağlamda, stratejik önemde ve konumda bulunan Doğu Avrupa ve Beyaz Rusya küresel siyasetin yeni(den) siklet alanı mı? Beyaz Rusya’da milletin ırkı/dili Rusya’dan farklıdır. Ülke 1994 yılından günümüze bilfiil Aleksander&#160;Lukaşenkotarafından yönetilmektedir. AB (Avrupa Birliği) ve&#160;ABD (Amerika Birleşik Devletleri)&#160;&#160;ile siyasi sorunlar yaşayan Beyaz Rusya, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kıta Avrupa’sına tarihsel bir perspektiften baktığımızda; Otuz Yıl Savaşları, Yüzyıl Savaşları, Birinci/İkinci Dünya Savaşları ve Soğuk Savaş döneminin de cereyan ettiği coğrafya olarak karşımıza çıkmaktadır. Aslında ‘Batı’ uygarlığı medeni oluşuyla övünmektedir, ne var ki yukarıda söylediğimiz savaşlara geçmişten günümüze dönüp bakınca pekte öyle gözükmüyor. Neden mi? Bu kadar savaşın ve yıkımın yoğun yaşandığı coğrafya da medeni sözcüğünü kullanmak ne kadar doğrudur. Hakeza dünyayı İngilizlerin, İspanyolların, Fransızların, İtalyanların ve diğerlerinin sömürerek harap ettiğine değinmedik bile. Hele ki hala 21. Yüzyılda bu sömürünün Afrika, Asya, Ortadoğu ve Güney/Orta Amerika gibi coğrafyalarda farklı politikalarla gerçekleştiği gerçeği var iken! Kıta Avrupa’sı devletlerinin kendi aralarında ki rekabet gerek içerde gerekse dışarıda aralarında hızla devam etmektedir. Ve bu rekabet alanı git gide Doğu Avrupa’ya kaymakla birlikte, aynı zamanda sıkışmaktadır. Doğu Avrupa deyince Jeopolitik Biliminde ‘Kara Hâkimiyet Teorisi’nin sahibi Halford John Mackinder aklımıza gelir. Varsaydığı teori hala aynı coğrafya da (Doğu Avrupa’ya hâkim olan Merkez bölgeye hâkim olur) ve 21. Yüzyıl çeyreğinde güncelliğini koruyor. Bu bağlamda, stratejik önemde ve konumda bulunan Doğu Avrupa ve Beyaz Rusya küresel siyasetin yeni(den) siklet alanı mı?</p>



<p>Beyaz Rusya’da milletin ırkı/dili Rusya’dan farklıdır. Ülke 1994 yılından günümüze bilfiil Aleksander&nbsp;<strong>Lukaşenko</strong>tarafından yönetilmektedir. AB (Avrupa Birliği) ve&nbsp;<strong>ABD (Amerika Birleşik Devletleri)</strong>&nbsp;&nbsp;ile siyasi sorunlar yaşayan Beyaz Rusya, hem ticari hem de ekonomik işleyişi yaptırımlarla engellenmiş olsa bile, yine de ekonomik olarak düzgün ilerlemektedir. Ülkenin on milyonluk nüfusu bulunmakla birlikte ve&nbsp;<strong>Sovyetlerin</strong> arka bahçesi durumundadır. Beyaz Rusya ile Rusya 1997 yılında “Birleşme Antlaşması” imzalayacak kadar yakınlaştılar aslında.&nbsp; Ne var ki Beyaz Rusya ile Rusya arasında son dönemlerde görülmemiş bir kriz yaşandı/yaşanıyor. Sovyetlerden bağımsızlığını ilan ettiği 1991 yılından günümüze kadar Rusya tarafından desteklenen Beyaz Rusya ile yaşanan gerilimin tesadüfî olmadığı apaçıktır. Tarihsel perspektiften günümüze kadar kardeş olan iki halk-ülke arasındaki gerilimin ilk emareleri 2020 yılının ilk aylarında ayyuka çıkmıştı. Batı tarafından “Avrupa’nın son diktatörü” olarak tanımlanan Beyaz Rusya lideri A. Lukaşenko yeni yıla girerken Rusya’yı ikaz etmiş ve iki ülkeyi birleşmeye zorlamaması gerektiğini ifade etmiştir. Ve bunun devam etmesi halinde bu söylemlerin/davranışların savaşı tetikleyebileceği konusunda Rusya’yı uyarmıştı ve bu da kriz ilk belirtilerini göstergesiydi.</p>



<p>Rusya için şu cümleyi kullanıyorum; Putin öncesi ve Putin sonrası. Putin Rusya’da Devlet Başkanı olduktan sonra yıkılan Sovyetlerin küllerinden ‘’Yeni Rus İnşası’’ kurdu. Putin Rusya’sı, Sovyetlerden sonra ülkenin bütünleşmesini Rus büyük sermayesinin genişlemesi doğrultusunda bir fırsat olarak görüyordu. Zira eski Sovyet işletmelerinin özelleştirilmesinde de bunu anahtar rol olarak görüyordu. A. Lukaşenko için ise bu tür bir bütünleşme, yalnızca mülkiyet üzerindeki ekonomik kontrolün kaybı anlamına gelmiyordu. Hakeza aynı zamanda Rus bürokratlara ve üst düzey yöneticilerin eline geçecek ekonomik ve siyasi nüfuz kaybı olarak da görüyordu. A. Lukaşenko’nun ülkesindeki ekonomik ve siyasi modeli gerek elinde gerekse ayakta tutabilmek için kâh AB-Atlantik kâh Rusya arasında gidip geliyor ve siyasi manevralar yapıyor. Batıda ki ülkeler, her ne kadar A. Lukaşenko’nun otoriter liderliğinden hoşnut olmasa bile, yine de Rusya’dan bağımsız hareket etme vurgusu onlar için önemliydi. Putinin penceresinden baktığımızda ise A. Lukaşenko, ülkesinin NATO’ya yanaşmasını tasvip etmeyen ve bu bağlamda da uzak duran liderdir. Bunun içindir ki A. Lukaşenko, ne Batıda ki ülkelere yaranabildi ne de Rusya’ya yaranabildi.</p>



<p>Peki, A. Lukaşenko’nun amacı ne olabilirdi? Tabi ki Rusya’nın ilk Başbakanı Boris Yeltsin sonrasında ‘Birleşik Rusya’nın devlet başkanlığına oturmaktı. Ne var ki Putin’in Rusya’nın başına geçmesi sonrası işler değişti (gerçeği şudur; Rusya’nın Derin Devleti böyle istedi!). Ve böylelikle yirmi yıla yakın devlet başkanlığını yürüten Putin, anayasayı da değiştirerek 2036’ya kadar devleti yönetmesiyle birlikte A. Lukaşenko’nun hayalleri söndü ve sudan çıkmış balığa döndü. Putin, Rusya’daki konumunu “karizmatik lider” haline dönüştürdü. Bunun yanında da Rusya’yı küllerinden var etti ve ihtişamlı/güçlü hale getirdi, ayrıca tarihsel perspektifinden aldığı sinerjiyle birlikte küresel bir aktör olmasını sağladı. Putin’in artan bu rolüyle birlikte A. Lukaşenko farklı arayışlara girdi. Ancak bu arayışlara girerken şunu gördü; Batı ülkeleri daha doğrusu AB-Atlantik onun ayağını kaydırıyor.</p>



<p>Rusya’nın AB ve ABD’nin dâhil olduğu bir jeopolitik/bölgesel oyunun parçası olmak istemesi bir tarafa, Beyaz Rusya’da meydana gelen süreçleri stratejik açıdan bakmakta gerekiyor. Keza Rusya’nın, Ukrayna olmak üzere tüm Sovyet sonrası ülkelerin üretim kapasitelerinin özelleştirildiği bir dönemde, A. Lukaşenko yönetimindeki Beyaz Rusya, Sovyet döneminin ekonomik modelini korumayı başaran enderlerdendir. Ve bunun sayesindedir ki doksanlı yıllarda eski Sovyet bloğuna dâhil olmuş diğer ülkelerde yaşanan ekonomik sarsıntılardan halkını korumayı başarmıştır. Zira yıllar geçtikçe, bu ekonomi modeli kendi kendine tükenmeye başladı ve A. Lukaşenko hükümeti kemer sıkma önlemlerinden bazılarını uygulamaya başladı. Bu kemer sıkmayla birlikte, protestoların dozu artmaya devam etti. Bunun yanında iç politikadaki sorunlar da var, kötüleşen ekonomik durum ve polis devletine evirilmesiyle kaynaklanan halkın bıkkınlıkları. A. Lukaşenko’nun bu krizi tek başına çözemediğini ve yardım için açıkça Rusya’ya başvurduğunu dünya biliyor zaten. Bunun neticesinde ise Rusya’nın siyasi danışmanları ve özel güvenlik teşkilatlarının (wagnerciler) temsilcileri Beyaz Rusya’ya geldi. Ve Putin’de Minsk yönetimine yardım etmesi için Rusya’nın çevik kuvvet polisini göndermeye istekli olduğunu vurguladı. Tüm bu gelişmelerle ve destek açıklamalarının ardından A. Lukaşenko iktidarda kalmayı başarırsa, Rusya’yla olan siyasi bağımlılığı dramatik bir şekilde artacağının farkındadır.</p>



<p>Sonuç olarak, Soğuk Savaş döneminde de Doğu Avrupa gerek Batı bloğunun gerekse Doğu Bloğunun en önemli siklet alanı olmuştu. Şimdi ise 21. Yüzyılda Doğu Avrupa küresel siyasetin yeni(den) siklet alanı oluyor, hatta çoktan oldu bile. Ukrayna ile Moldova-Transdinyester gibi sorunlar/işgaller Doğu Avrupa’da bir türlü çözüme kavuşturulamadı. Şimdi de Beyaz Rusya hedefte! Neden mi? Bunun için Beyaz Rusya’nın stratejik konumuna bakmak yeterlidir. Kuzeyinde NATO’nun yığınla silah yığdığı Baltık ülkeleri (Litvanya, Letonya, Estonya), batısında ise Polonya ve güneyinde Ukrayna. Peki, NATO böyle bir ‘çevreleme politikası’ güdüyor da Rusya ne yapıyor, tabi ki Ruslar da genetiğinde ki ‘çevreleme politikasını’ iyi uyguluyor.</p>



<p>Beyaz Rusya’daki seçim süreci ve sonuçları her ne kadar AB-Atlantik bloğunun iştahını açsa bile ve pusuda bekleyerek fırsat bu fırsat denilse bile öyle olmadığı ortaya çıktı. Zira her zaman ki gibi A. Lukaşenko yaptı yapacağını ve NATO’yu ülkesini karıştırmakla suçladı. Rusya’yı Baltıklardan ve Doğu Avrupa üzerinden kıskaca almak isteyen AB-Atlantik bloğu ise aradığı fırsatı kaçırmış oldu, tabii şimdilik kaçırdı. Ancak vazgeçmeyeceklerdir! Beyaz Rusya’nın Rusya’dan koparılması muhakkak ki ABD liderliğindeki Batılı ittifak için paha biçilmez bir değerde. Moskova’nın bu satranç hamlesine vereceği yanıt ya ‘fil’ misali çaprazlama ya da ‘kale’ gibi düzlemesine olabilir mi izleyeceğiz, ancak ne hamle olursa olsun oyunun seyrini değişeceği belli. Kafkasya’yı dize getiren Kremlin’in Azerbaycan-Ermenistan üzerinden stratejik oyun oynadığı da ortada zaten, ayrıca Orta Asya ve Baltıklardaki hamleleri bu konudaki kararlılığının göstergesiydi. Rusya’nın Gürcistan, Kırım ve Suriye’deki kararlı eylemleri ve Ukrayna’daki kararlı tavrı, Batı’nın yayılmacılığını ve müdahaleciliğini ılımlı bir çizgiye taşıyor diyemeyiz, Doğu Avrupa ve Beyaz Rusya’da yaşananlar ortadadır. Bu arada Rusya aynı zamanda ortaklarının caydırıcılık yeteneklerini güçlendiriyor. Rusya silahlanma yarışında ve enerji politikalarında da Doğu Avrupa’yı yüzyıllardır hedef politika olarak seçmiştir. Çünkü Rusya kendine yakın olan Beyaz Rusya, Ukrayna, Gürcistan ve Baltık ülkelerini NATO tarafına çekilecek olmasını ‘Ulusal Güvenliğine’ tehdit olarak kabul görüyor. Ezcümle; Jeopolitiğin doğasında olan kader midir bilinmez, ancak realite şudur; ‘Doğu Avrupa’ ve ‘Beyaz Rusya’ küresel siyasetin yeni(den) siklet alanı olmaya devam ediyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuresel-siyasetin-yeniden-siklet-alani-mi-dogu-avrupa-ve-beyaz-rusya/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lukaşenko: Yüzde 80’le Seçim Kazanmak!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/lukasenko-yuzde-80le-secim-kazanmak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/lukasenko-yuzde-80le-secim-kazanmak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hakan Temiztürk]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 13 Aug 2020 13:06:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Belarus]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Lukaşenko]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15465</guid>

					<description><![CDATA[Lübnan’daki büyük patlama yaşanmamış olmasaydı bugünlerde bir başka küçük ülke Belarus’ta yaşananları konuşuyor olacaktık. (Olacak mıydık? Belki! Zira Türkiye’de medyanın dış olaylara karşı ilgisi oldukça düşük seyrediyor; Türk-Yunan savaşından reyting devşirme derdinde olanlarla Libya ve Suriye üzerinden birilerine ders verme hevesine kapılanların dünyanın geri kalanıyla ilgilenmeleri pek mümkün görünmüyor… Ama bu bahs-i diğer…) Belarus, Sovyetler Birliğinden 1991’de koparak bağımsızlık ilan eden ülkelerden biri; ancak o tarihten bu yana ülkede Rusya etkisi bir hayli fazla. Batıda Polonya, kuzeybatıda Litvanya, kuzeyde Letonya, doğuda Rusya ve güneyde Ukrayna ile komşu olan Belarus’un yine o tarihten bu yana değişmeyen bir şeyi bulunuyor: Devlet Başkanı… Eski komünist, yeni ‘diktatör’ Aleksandr Grigoryeviç Lukaşenko 1994 yılında ilk defa kazandığı Devlet Başkanlığı seçimini geçen hafta sonu yine ‘kazandı’ ve altıncı dönemine başlamış oldu. Hem de yüzde 80 oy oranıyla… Lukaşenko da Sovyetler’den kopan diğer ülkelerin ilk başkanların çoğu gibi Sovyet sisteminin başta Kızıl Ordu olmak üzere çeşitli birimlerinde görev almış bir komünist… 30 Ağustos 1954&#8217;te Beyaz Rusya&#8217;nın Vitebsk bölgesinde doğdu. 1975 yılında Mogilev Pedagoji Enstitüsü&#8217;nden ve 1985 yılında Beyaz Rusya Tarım Akademisi&#8217;nden mezun oldu. 1975&#8217;ten 1977&#8217;ye kadar Sınır Muhafaza Birliği&#8217;nde ve 1980-1982 yılları arası Sovyet Ordusunda görev yaptı. Sovyet Ordusu&#8217;nda iken, Minsk&#8217;te bulunan 120. Mekanize Tümeni&#8217;nde subay olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Lübnan’daki büyük patlama yaşanmamış olmasaydı bugünlerde bir başka küçük ülke Belarus’ta yaşananları konuşuyor olacaktık. (Olacak mıydık? Belki! Zira Türkiye’de medyanın dış olaylara karşı ilgisi oldukça düşük seyrediyor; Türk-Yunan savaşından reyting devşirme derdinde olanlarla Libya ve Suriye üzerinden birilerine ders verme hevesine kapılanların dünyanın geri kalanıyla ilgilenmeleri pek mümkün görünmüyor… Ama bu bahs-i diğer…)</p>



<p>Belarus, Sovyetler Birliğinden 1991’de koparak bağımsızlık ilan eden ülkelerden biri; ancak o tarihten bu yana ülkede Rusya etkisi bir hayli fazla. Batıda Polonya, kuzeybatıda Litvanya, kuzeyde Letonya, doğuda Rusya ve güneyde Ukrayna ile komşu olan Belarus’un yine o tarihten bu yana değişmeyen bir şeyi bulunuyor: Devlet Başkanı…</p>



<p><strong>Eski komünist, yeni ‘diktatör’</strong></p>



<p>Aleksandr Grigoryeviç Lukaşenko 1994 yılında ilk defa kazandığı Devlet Başkanlığı seçimini geçen hafta sonu yine ‘kazandı’ ve altıncı dönemine başlamış oldu. Hem de yüzde 80 oy oranıyla…</p>



<p>Lukaşenko da Sovyetler’den kopan diğer ülkelerin ilk başkanların çoğu gibi Sovyet sisteminin başta Kızıl Ordu olmak üzere çeşitli birimlerinde görev almış bir komünist… 30 Ağustos 1954&#8217;te Beyaz Rusya&#8217;nın Vitebsk bölgesinde doğdu. 1975 yılında Mogilev Pedagoji Enstitüsü&#8217;nden ve 1985 yılında Beyaz Rusya Tarım Akademisi&#8217;nden mezun oldu. 1975&#8217;ten 1977&#8217;ye kadar Sınır Muhafaza Birliği&#8217;nde ve 1980-1982 yılları arası Sovyet Ordusunda görev yaptı. Sovyet Ordusu&#8217;nda iken, Minsk&#8217;te bulunan 120. Mekanize Tümeni&#8217;nde subay olarak bulundu.</p>



<p>Askerlikten ayrıldıktan sonra 1982-1985 yılları arasında kolektif çiftlik başkan yardımcısı olarak görev yaptı. Bir devlet çiftliğinde ve inşaat malzemeleri fabrikasında müdür olarak görev yaptı.</p>



<p>1990 yılında Beyaz Rusya Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Meclisi&#8217;ne milletvekili olarak seçildi. 1993 yılında, Beyaz Rusya Meclisi Yolsuzlukla Mücadele Komitesi Başkanı olarak hizmet vermeye başladı; bu görevinde dönemin yöneticilerine yönelik yolsuzluk suçlamaları, halkın desteğini almasına yetti.</p>



<p>1994 yılında yürürlüğe giren yeni Beyaz Rusya anayasası, Temmuz ayında ilk demokratik başkanlık seçimlerinin yolunu açtı. Seçimin ilk turunda oyların % 45,1&#8217;ini, ikinci turunda % 80,1&#8217;ini alarak 10 Temmuz 1994 Beyaz Rusya Devlet Başkanlığını ezici çoğunlukla kazandı.</p>



<p>Zor şartlar altında iktidara geldikten sonra, kapitalist yağmacılığa karşı sert tedbirler aldı. ABD ve Avrupa Birliği, Lukaşenko’nun sert ve baskıcı yönetimi sebebiyle Beyaz Rusya’yı insan hakları ihlali yapmakla ve uluslararası hukuka aykırı davranmakla suçladı sürekli ve ‘diktatör devlet’ olarak niteledi. Beyaz Rusya, insan hakları ihlalleriyle Avrupa Birliği tarafından dayatılan yaptırımlara tabi tutuldu. Bunda batıdan ziyade doğu devletleriyle uzlaşması, Sovyet dönemi sosyo-ekonomik politikaları örnek alarak ülkeyi kalkındırması da etkili oldu.</p>



<p><strong>‘Yabancı ülkelerin koyunu’</strong></p>



<p>Lukaşenko son seçimleri de yine yüzde 80 oy oranıyla kazandı. Tam 26 senedir, Sovyetler Birliği&#8217;nin yıkılmasıyla genç bir ulus devlet olarak ortaya çıkan ülkenin başında olan Lukaşenko&#8217;nun ne kadar süre daha devlet başkanı olarak görev yapacağı sorusu –yüksek oranda oy almış olmasına rağmen- gündeme gelebiliyor. Kıdemli diktatörün açıkladığı bu sonuçlara, başta kendi ülkesindekiler olmak üzere kimse inanmadı. Ama bu defa seçim hilesine karşı Belarus halkı ayağa kalktı. On binlerce vatandaş sokağa döküldü.</p>



<p>Muhaliflere sert tepki gösteren Lukaşenko, göstericiler için “yabancı ülkelerin koyunu” ifadesini kullandı. Göstericilerin telefonlarının dinlendiğini ve yurt dışından gelen aramaların kaydedildiğini söyleyen Lukaşenko, “Polonya’dan, Britanya’dan ve Çekya’dan aramalar yapılmış. Affedersiniz bizim koyunları yönlendirmişler” diye konuştu. Ülkenin bölünmesine izin vermeyeceğini söyleyen Lukaşenko, Ukrayna’nın başkenti Kiev’deki Maidan meydanında 2013’te başlatılan ve hükümetin devrilmesine yol açan kitle gösterilerine atıfta bulunarak “Birileri ne kadar isterse istesin, burada bir Maidan olmayacak” dedi.</p>



<p>Yüzde 80 oy almak dünyanın ancak birkaç ülkesinde mümkün! Esad’lar, Kim’ler ve birkaç diktatör ancak bu kadar oy ile devlet başkanı seçilebiliyor! (Şükür ki bizim ülkemizde böylesine yüksek oranda oy alan ve bu sebeple şaibeli olarak değersizleştirilen liderler olmuyor…)</p>



<p><strong>Yüzde 80 oy, iktidarda kalmasına yetecek mi?</strong></p>



<p>Lukaşenko’nun yeniden ve yine yüksek bir oy oranıyla Devlet Başkanlığına seçilmesini yorumlayan Deutsche Welle Türkçe, “Diktatörler yalanlarla yaşar. Sistematik bir şekilde ve pervasızca medyayı sansürler, devlet ve vatandaşlar arasındaki iletişimi kontrol eder ve seçimlere hile karıştırırlar. Yalanlar üzerine inşa ettikleri binaları yıkıldığında ise otokratik saltanatlarının tüm yapısı sallanmaya başlar.” ifadelerini kullandı. Lübnan’da göstericiler büyük patlamanın faturasını hükümete kesti; protestolarla hükümeti istifaya götürdü. Kuzeyimizdeki küçük ama değişik (Değişik; çünkü, dünyayı sarsan koronavirüs salgını, Lukaşenko’nun iddiasına göre, bu ülkeye zarar vermedi! Hatta futbol maçları bütün dünyanın tersine bu ülkede hem de seyircili olarak oynanmaya devam etti mesela!) ülkenin geleceğinin nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. ‘Koyunlar’ diye aşağıladığı protestocular kazanacak mı yoksa birçok örgüt ve ülke tarafından ‘diktatör’ olarak görülen Lukaşenko altıncı dönemini de şöyle ya da böyle tamamlayacak mı?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/lukasenko-yuzde-80le-secim-kazanmak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
