<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Beka Sorunu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/beka-sorunu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 20 Jun 2019 12:10:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Beka Sorunu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>NATO ‘Milli Beka’ Sorunudur, ‘Sinatra Doktrini’ Zamanıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nato-milli-beka-sorunudur-sinatra-doktrini-zamanidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nato-milli-beka-sorunudur-sinatra-doktrini-zamanidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 20 Jun 2019 12:10:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Beka Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11401</guid>

					<description><![CDATA[Gennadi Gerasimov, (1930-2010) Sovyetler Birliği yönetiminde yer almış ender espri sahibi isimlerden biriydi. Kendisiyle son Sovyet lideri Gorbaçov’un sözcüsü sıfatıyla İstanbul’a geldiğinde akşam yemeğinde buluşma şansı yakalamıştım. Yemekteki, “Komünist Partisi olarak ana hedefimiz dünyayı komünist kılmaktı ama bir kararımızı burada söylemek isterim, bir tek Türkiye’yi komünist yapmama kararı almıştık” sözleriyle başlayan esprisini asla unutmam. Hemen “niye” diye sorduğumda, “E, birisinin mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarını belirlemesi gerekiyor” diyerek cevaplaması sıradan bir espri değil, Sovyet sisteminin dağılmasına yol açan ekonomik çöküntünün de özeleştirisiydi… Gerasimov, Varşova Paktı tarih olduktan sonra sıra Sovyetler Birliği’ne geldiğinde dünya medyasına, “Artık yeni ideolojimiz Sinatra Doktrini’dir, onun My Way (Benim Yolum)  şarkısı ana zemindir” demesiyle tarihe geçti, bu esprili açıklamayla dünya, Moskova’nın, Sovyetler’in dağılmasına karar verdiğini anladı. Aslında, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra pek bir anlamı kalmayan NATO için benzer esprili açıklamayı kim yapacak, bilemem ama anladığım, ittifakın dağılma sürecinin Ankara’dan başlayabileceğidir… DÜNYANIN SONU MUDUR, HAYIR, BELKİ DE, ÜZERİMİZE 70 YIL ÖNCE GİYDİRİLMİŞ VE ARTIK BİZE DAR GELEN BİR GÖMLEKTEN KURTULUŞUN YOLUDUR. “Devlet aklı” her şeyin farkında Erdoğan’ın, Trabzonlu bir STK’nin akşam yemeğinde yaptığı konuşmanın detayı, seçim zemininde ıskalanacak nitelikte değil. &#8220;Ekonomisi sağlam bir Türkiye, kur, faiz, enflasyon sarmalı sayesinde çalışmadan, üretmeden, hiçbir riske girmeden zenginleşen bir avuç elitin işine gelmiyor. Demokrasisi güçlü bir Türkiye, &#8216;göbeğini kaşıyan adam&#8217; diyerek milleti aşağılayan, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gennadi Gerasimov,</strong> (1930-2010) Sovyetler Birliği yönetiminde yer almış ender espri sahibi isimlerden biriydi. Kendisiyle son Sovyet lideri <strong>Gorbaçov</strong>’un sözcüsü sıfatıyla İstanbul’a geldiğinde akşam yemeğinde buluşma şansı yakalamıştım. Yemekteki, <strong>“Komünist Partisi olarak ana hedefimiz dünyayı komünist kılmaktı ama bir kararımızı burada söylemek isterim, bir tek Türkiye’yi komünist yapmama kararı almıştık” </strong>sözleriyle başlayan esprisini asla unutmam. Hemen <strong>“niye”</strong> diye sorduğumda, <strong>“E, birisinin mal ve hizmetlerin piyasa fiyatlarını belirlemesi gerekiyor”</strong> diyerek cevaplaması sıradan bir espri değil, Sovyet sisteminin dağılmasına yol açan ekonomik çöküntünün de özeleştirisiydi…</p>
<p><strong>Gerasimov,</strong> Varşova Paktı tarih olduktan sonra sıra Sovyetler Birliği’ne geldiğinde dünya medyasına, <strong>“Artık yeni ideolojimiz Sinatra Doktrini’dir, onun My Way</strong> (Benim Yolum)  <strong>şarkısı ana zemindir”</strong> demesiyle tarihe geçti, bu esprili açıklamayla dünya, Moskova’nın, Sovyetler’in dağılmasına karar verdiğini anladı.</p>
<p><strong>Aslında, Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra pek bir anlamı kalmayan NATO için benzer esprili açıklamayı kim yapacak, bilemem ama anladığım, ittifakın dağılma sürecinin Ankara’dan başlayabileceğidir…</strong></p>
<p>DÜNYANIN SONU MUDUR, HAYIR, BELKİ DE, ÜZERİMİZE 70 YIL ÖNCE GİYDİRİLMİŞ VE ARTIK BİZE DAR GELEN BİR GÖMLEKTEN KURTULUŞUN YOLUDUR.</p>
<p><strong>“Devlet aklı” her şeyin farkında</strong><br />
<strong>Erdoğan</strong>’ın, Trabzonlu bir STK’nin akşam yemeğinde yaptığı konuşmanın detayı, seçim zemininde ıskalanacak nitelikte değil.</p>
<p><strong>&#8220;Ekonomisi sağlam bir Türkiye, kur, faiz, enflasyon sarmalı sayesinde çalışmadan, üretmeden, hiçbir riske girmeden zenginleşen bir avuç elitin işine gelmiyor. Demokrasisi güçlü bir Türkiye, &#8216;göbeğini kaşıyan adam&#8217; diyerek milleti aşağılayan, millete tepeden bakan seçkinlerin işine gelmiyor.&#8221;</strong></p>
<p><strong>“Güvenliğini sağlamış bir Türkiye, bugüne kadar terör örgütleri eliyle iç siyasetimizi yönlendiren çevrelerin işine gelmiyor. Ülkemizin son 5-6 yılda sürekli hedef tahtasına konulmasının asıl nedeni, işte bu rahatsızlıklardır (…) pısırık, ürkek, özgüvensiz bir Türkiye hayal ediyorlar.”</strong></p>
<p><strong>Türkiye müttefiklerine güvenmiyor!</strong><br />
Bu, anti-emperyalist duruştur.</p>
<p><strong>Ana savaş alanı Doğu Akdeniz’dir.</strong> Irak-Suriye hattında emperyalizmin vekilleri ile mücadele ederiz ama Akdeniz’de onların donanmalarını karşımızda bulacağız.</p>
<p>AB Komisyonu’nun Rum-Yunan ikilisinin baskısıyla Türkiye’nin kıta sahanlığında yaptığı araştırma ve sondaj faaliyetlerini <em>“yasa dışı”</em> ilan etmesi önemlidir.</p>
<p><strong>Neden, Münhasır Ekonomik Bölge ilanı hala yapılmıyor anlamak mümkün değil.</strong></p>
<p>Eğer bir lobi, Dışişleri’nin bünyesine sızıp, Türkiye’yi, <em>yasadışı faaliyet yürüten, Doğu Akdeniz’de zorbalık sergileyen </em>bir devlet haline getiriyorsa, çalışmalarını her zaman takdirle izlediğim <strong>Mevlüt Çavuşoğlu’</strong>nun (1) sırtına yönelmiş bıçağa dikkat etmesi gerektiğine inanırım.</p>
<p>MEB’i ilan edin, TSK<em>, “diplomasinin bıraktığı boşluğu uzun süre dolduramam”</em> mesajı veriyor, daha ne desinler…</p>
<p>Türkiye, 15 Temmuz’da, Brüksel-Washington hattında planlanıp, ABD’deki Norfolk NATO Üssü (firari FETÖ’cü eski tümamiral <strong>Mustafa Zeki Uğurlu)</strong> ile İncirlik (ABD’nin siyasi sığınma talebini reddettiği FETÖ’cü eski tuğgeneral <strong>Bekir Ercan Van</strong>) hattında uygulanmış bir darbe yaşadı.</p>
<p><strong>NATO’nun darbecileri nasıl koruduğunu, PKK’yı da düzenli olarak nasıl silahlandırdığını görüyor.</strong></p>
<p>Artık bir gerçeği birinin söylemesi gerekiyor: NATO ÜYELİĞİ, MİLLİ BEKAMIZ İÇİN TEHDİT OLUŞTURMAKTADIR.</p>
<p><strong><u>SON SÖZ:</u></strong> <strong>Erdoğan</strong>’ın <strong>“Unutmayın, bu ülkede de Sisi&#8217;ler var, bu yüzden çok dikkatli olmalıyız” </strong>sözü alarmdır. S-400’lerin ülke topraklarına inmeye başladığı günlerde ne tür bir NATO saldırısıyla karşılaşacağız, yaşayacağız, göreceğiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1- https://www.star.com.tr/yazar/zor-gunlerin-iki-adami-cavusoglusoylu-yazi-1380916/</p>
<p>Ardan ZENTÜRK/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nato-milli-beka-sorunudur-sinatra-doktrini-zamanidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beka Sorunu Devam Ediyor!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/beka-sorunu-devam-ediyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/beka-sorunu-devam-ediyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 11 Apr 2019 08:01:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet yenilmez]]></category>
		<category><![CDATA[Beka Sorunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9704</guid>

					<description><![CDATA[Aha buradan, herkesin dilinin ucuna gelip de demediği, ya da diyemediği bir şeyi bendeniz diyorum, Türkiye’de siyaset dizaynı yapılmaya çalışılıyor! İçten dıştan birileri el ele vermiş bir kahraman çıkarmaya çalışıyorlar, Ekrem İmamoğlu’nu&#8230; Kuran okuyor, sülalesinde hemen hemen her ideolojiden insan var, dahası İstanbul seçim sathı mahallinde kulaktan kulağa, Ülkücü olduğuna dair haberler bile yayıldı! Ticaretin hem de müteahhitliğin içinden gelmiş, ağzı laf da yapıyor, genç, küfredenlere bile tebessümle bakıyor, yetmiyor sarılıyor, yetmiyor evlerine çay içmeye bile gidiyor! Bendeniz kendisini ilk gördüğümde aklıma kim geldi, biliyor musunuz? Robot Sophia! Hani, şu dünyada dolaştırılan meşhur Robot Sophia! Fazlası var eksiği yok! Futbol da oynamış, yetmemiş ulusal bir kanalda futbol yorumculuğu yapmış(!) hani, futbol yorumculuğunu da ihtiyacı olduğundan, para kazanmak için yapmadığı da belli, çünkü adam dededen, babadan zengin! Futbol yorumculuğu, tam da Sayın Aziz Yıldırım’ın cezaevine girdiği döneme rastlamakta(!) Adam özene bezene seçilmiş desem yalan değil! On parmağında on marifet&#8230; Hani, Sayın Kılıçdaroğlu kendisini bizlere takdim ettiğinde de şaşırmıştık! Öyle ya, Sayın Kılıçdaroğlu’nun elinde son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın karşısında İstanbul’da kıyasıya yarışmış bir Muharrem İnce vardı! Lakin, zat-ı muhterem bile seçileceğine inanmazken, Sayın Kılıçdaroğlu kesin bir dille, ‘’Kazanacaksın’’ demişti! Vallahi, bendeniz Sayın Kılıçdaroğlu ve zat-ı muhteremin yalancısıyım! Sayın Kılıçdaroğlu, seçim gibi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aha buradan, herkesin dilinin ucuna gelip de demediği, ya da diyemediği bir şeyi bendeniz diyorum, Türkiye’de siyaset dizaynı yapılmaya çalışılıyor!</p>
<p>İçten dıştan birileri el ele vermiş bir kahraman çıkarmaya çalışıyorlar, Ekrem İmamoğlu’nu&#8230;</p>
<p>Kuran okuyor, sülalesinde hemen hemen her ideolojiden insan var, dahası İstanbul seçim sathı mahallinde kulaktan kulağa, Ülkücü olduğuna dair haberler bile yayıldı!</p>
<p>Ticaretin hem de müteahhitliğin içinden gelmiş, ağzı laf da yapıyor, genç, küfredenlere bile tebessümle bakıyor, yetmiyor sarılıyor, yetmiyor evlerine çay içmeye bile gidiyor!</p>
<p>Bendeniz kendisini ilk gördüğümde aklıma kim geldi, biliyor musunuz?</p>
<p>Robot Sophia!</p>
<p>Hani, şu dünyada dolaştırılan meşhur Robot Sophia!</p>
<p>Fazlası var eksiği yok!</p>
<p>Futbol da oynamış, yetmemiş ulusal bir kanalda futbol yorumculuğu yapmış(!) hani, futbol yorumculuğunu da ihtiyacı olduğundan, para kazanmak için yapmadığı da belli, çünkü adam dededen, babadan zengin! Futbol yorumculuğu, tam da Sayın Aziz Yıldırım’ın cezaevine girdiği döneme rastlamakta(!)</p>
<p>Adam özene bezene seçilmiş desem yalan değil!</p>
<p>On parmağında on marifet&#8230;</p>
<p>Hani, Sayın Kılıçdaroğlu kendisini bizlere takdim ettiğinde de şaşırmıştık!</p>
<p>Öyle ya, Sayın Kılıçdaroğlu’nun elinde son cumhurbaşkanlığı seçimlerinde, Sayın Cumhurbaşkanı’nın karşısında İstanbul’da kıyasıya yarışmış bir Muharrem İnce vardı!</p>
<p>Lakin, zat-ı muhterem bile seçileceğine inanmazken, Sayın Kılıçdaroğlu kesin bir dille, ‘’Kazanacaksın’’ demişti!</p>
<p>Vallahi, bendeniz Sayın Kılıçdaroğlu ve zat-ı muhteremin yalancısıyım!</p>
<p>Sayın Kılıçdaroğlu, seçim gibi bir konuda bu kadar kesin bir dil kullanılamayacağını bilecek tecrübeye sahip olduğu halde, bu konuda bu kadar kesin bir dille konuşması bir güvene dayanmaktaydı elbette!</p>
<p>Bir de, kulaktan kulağa seçim sathı mahallinde  ve dahi televizyon ekranlarında, CHP adına konuşanların bizzat ağızlarında bir şey dolaşıyor ki o da, ‘’Kılıçdaroğlu 2023’de CHP’nin başında olmayacak’’!</p>
<p>İmdi kulaklarınızı daha çok açın!</p>
<p>Bu alenen bir kahraman çıkarma operasyonuydu, çünkü seçim sandıklarında, çizelgelerde ve Büyükçekmece ilçesindeki usulsüzlüklerin bilerek yapıldığına inanıyorum!</p>
<p>Seçim sonuçlarında aradaki fark bu kadar yakın çıkmasaydı, yani İmamoğlu arkada çıksaydı hemen nerede ne yapıldığı bilinen yerlerden ortalık ayağa kaldırılacaktı ve ortaya bir mağdur kahraman çıkarılacaktı!</p>
<p>İmamoğlu %001 ile önde çıktı, Ak Parti titiz bir inceleme ile yapılan tezgâhı ortaya çıkardı, şimdi de yine çok bağırarak, aba altından sopa göstererek mağduriyetten bir kahraman çıkarma telaşına düştüler!</p>
<p>İstedikleri neticeyi aldıklarında da, hemen sistem tartışmaları ve kaos&#8230;</p>
<p>Bakınız, bundan tam 99 yıl önce bugün (11 Nisan 1920) Meclisi Mebusan İngilizlerin baskısıyla kapatıldı!</p>
<p>Çünkü Meclisi Mebusan, dayatılan Mondros Mütarekesini reddetmişti!</p>
<p>99 yıl sonra bugün de, 15 Temmuz’da TBBM’yi bombalayanlar ve bombalatanlar bu ülkenin bekası üzerinde planlar yapmakta!</p>
<p>Herkes aklını başına almalı, hukuk çerçevesinde bu milletin namusu her bir “oy” un akıbeti cesaretle aranmalıdır!</p>
<p>Beka sorunu devam ediyor!</p>
<p>Ahmet Yenilmez/Güneş</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/beka-sorunu-devam-ediyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beka Sorunu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/beka-sorunu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/beka-sorunu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Apr 2019 09:50:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[beka mücadelesi]]></category>
		<category><![CDATA[Beka Sorunu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9671</guid>

					<description><![CDATA[Öyle görünüyor ki Amerika Ortadoğu&#8217;da kapsamlı bir işgale hazırlanıyor. Bu plan İsrail eliyle yürütülüyor ve kapsamında Türkiye ile İran da var. Irak zaten Amerika&#8217;nın tapulu malı haline getirilmiş. Suriye&#8217;nin önemli bir bölümü YPG eliyle kontrol altında. Mısır&#8217;da Amerikan kuklası bir darbe yönetimi, Suudi Arabistan&#8217;da Kaşıkçı cinayetiyle iyice rehin alınmış bir Prens ve onun kontrolündeki BAE var. Geriye Türkiye ve İran ile birlikte, Ürdün, Kuveyt ve Katar kalıyor. Katar&#8217;ı denediler ama başaramadılar. Türkiye taş koydu. Ürdün ve Kuveyt ise henüz gündeme alınmadı, onlar kolay lokma görünüyor. Bütün bunlar hemen seçim sonrası neden aklıma geliyor; öyle şaşırtıcı ve baş döndürücü gelişmeler oluyor ki hayra yormak mümkün değil. 1- ABD Kudüs&#8217;ü İsrail&#8217;in başkenti olarak tanıyor ve Büyük elçiliğini buraya taşıyor. Bununla kalmıyor, sözünü geçirebileceği ülkelere aynısını yapmaları direktifini veriyor. 2- İsrail Golan tepelerini ilhak ettiğini açıklıyor ve ABD bunu da tanıyor. 3- İsrail Batı Şeria&#8217;yı da ilhak edeceğini açıklıyor. 4- Sezai bey, &#8216;vaat edilmiş toprakların&#8217; Türkiye&#8217;deki bölümünü açıklıyor. Bu veriler yukarıdaki sonucun çıkarılmasına yeterli midir; değildir belki ama çok önemli ip uçlarıdır. Ama bu tezi kanıtlayacak pek çok olay, 11 Eylül saldırılarına giderek o günden bu güne kadar aşamalı olarak gerçekleşmiştir. Afganistan&#8217;ın işgalinden Irak&#8217;ın işgaline; Kuzey Afrika&#8217;nın kontrol altına alınmasından Sisi darbesine; Suriye&#8217;de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Öyle görünüyor ki Amerika Ortadoğu&#8217;da kapsamlı bir işgale hazırlanıyor. Bu plan İsrail eliyle yürütülüyor ve kapsamında Türkiye ile İran da var. Irak zaten Amerika&#8217;nın tapulu malı haline getirilmiş. Suriye&#8217;nin önemli bir bölümü YPG eliyle kontrol altında. Mısır&#8217;da Amerikan kuklası bir darbe yönetimi, Suudi Arabistan&#8217;da Kaşıkçı cinayetiyle iyice rehin alınmış bir Prens ve onun kontrolündeki BAE var. Geriye Türkiye ve İran ile birlikte, Ürdün, Kuveyt ve Katar kalıyor. Katar&#8217;ı denediler ama başaramadılar. Türkiye taş koydu. Ürdün ve Kuveyt ise henüz gündeme alınmadı, onlar kolay lokma görünüyor.</p>
<p>Bütün bunlar hemen seçim sonrası neden aklıma geliyor; öyle şaşırtıcı ve baş döndürücü gelişmeler oluyor ki hayra yormak mümkün değil.</p>
<p>1- ABD Kudüs&#8217;ü İsrail&#8217;in başkenti olarak tanıyor ve Büyük elçiliğini buraya taşıyor. Bununla kalmıyor, sözünü geçirebileceği ülkelere aynısını yapmaları direktifini veriyor.</p>
<p>2- İsrail Golan tepelerini ilhak ettiğini açıklıyor ve ABD bunu da tanıyor.</p>
<p>3- İsrail Batı Şeria&#8217;yı da ilhak edeceğini açıklıyor.</p>
<p>4- Sezai bey, &#8216;vaat edilmiş toprakların&#8217; Türkiye&#8217;deki bölümünü açıklıyor.</p>
<p>Bu veriler yukarıdaki sonucun çıkarılmasına yeterli midir; değildir belki ama çok önemli ip uçlarıdır. Ama bu tezi kanıtlayacak pek çok olay, 11 Eylül saldırılarına giderek o günden bu güne kadar aşamalı olarak gerçekleşmiştir. Afganistan&#8217;ın işgalinden Irak&#8217;ın işgaline; Kuzey Afrika&#8217;nın kontrol altına alınmasından Sisi darbesine; Suriye&#8217;de Anzak ya da Gurka benzeri YPG ordusunun donatılmasına kadar pek çok olay vardır kanıt olarak alınabilecek. Bu plan çerçevesinde başarılamayan üç olay var.</p>
<p>1- Türkiye&#8217;deki FETÖ darbesi ve iç savaş çıkarma denemesi. Bu yapılabilseydi NATO iç savaşa müdahale ediyormuş görünümünde Türkiye&#8217;nin doğusunda konuşlanacak, bunun üzerinden İran&#8217;a komşu olunacak ve İran&#8217;a yapılacak operasyonlar kolaylaşacaktı.</p>
<p>2- Katar&#8217;ın yağmalanması gerçekleştirilemedi. Katar&#8217;ın Türkiye&#8217;ye lojistik destek sağladığı bir gerçek. Planın Türkiye bölümünü gerçekleştirmek için bu damarın kesilmesi gerekiyordu ama Türkiye&#8217;nin de Katar&#8217;a arka çıkmasıyla bu askıda kaldı.</p>
<p>3- Önce Barzani&#8217;ye denettirilen, sonra da YPG eliyle hayata geçirilmek istenen bir kukla devlet eliyle İsrail ordusunun Ortadoğu&#8217;nun kalbine doğru yapması düşünülen harekatının yolunun açılması.</p>
<p>Bu üç stratejik mevzi sağlanamadı. Amerika&#8217;daki bu planın taraftarı ve Türkiye&#8217;nin düşmanı lobinin hesapları burada tutmadı ama gündemden çekilmiş değil. Şimdi İsrail&#8217;in, çevresindeki bir genişlemeyle daha operasyonel hale getirilmesi taktiğiyle yürütülüyor. Hele bu adımlar fazla bir direnç görmeden gerçekleşsin, arkasından daha büyük hamleler de gelecektir. Türkiye&#8217;nin S 400 alması, Amerika&#8217;nın buna tavır takınması, İsrail lobisinin F35 lerin Türkiye&#8217;ye verilmesini engelleme çabaları hep bu çerçevede değerlendirilmelidir. Türkiye&#8217;nin beka sorunu bu plan içersinde bulunmaktadır.</p>
<p>Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/beka-sorunu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye’yi Bekleyen  &#8220;Beka  Sorunu&#8221; Ne?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyeyi-bekleyen-beka-sorunu-ne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyeyi-bekleyen-beka-sorunu-ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sinan Onuş]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 22:55:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Beka Sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Onul]]></category>
		<category><![CDATA[Sinan Onuş]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1998</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’yi Bekleyen “Beka Sorunu” Ne? Dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü, Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Bu anlamda, Türkiye’nin sistem değişikliğini getirecek seçimi hızla erkene almasının en önemli nedenlerinden biri aslında meşruiyet ve halk desteğini yenileyerek uluslararası aktörler karşısında elini kuvvetlendirmek. Türkiye’nin gelecek siyasi tarihini şekillendirmesi beklenen en keskin dönemeçlerden biri, 24 Haziran’da geçilecek. Erken seçim, herhangi bir seçimden öte, Türkiye’nin yeni sisteme geçişinin de netleşeceği gün olacak. Seçim tarihi düşünülenden daha erken oldu ama toplumun her kesiminde genel beklenti, Türkiye’nin erken bir seçime gideceği yönündeydi. Hatta tüm partiler de olası bir erken seçim için teşkilatlarını diri tutmak adına açıklamalar yapıyordu. Bu nedenle 24 Haziran seçimleri, kimi çevrelerin bunun üzerinden bir kazanım elde etmek adına ortaya attıkları gibi bir “baskın seçim” gibi görünmüyordu. Öyle ki ANAR Başkanı Dr. İbrahim Uslu, erken seçimin sinyallerini Yörünge dergisinin son sayısında şu cümlelerle duyurmuştu: “MHP, parlamentonun artık misyonunu tamamladığını, yeni dönemin bir an önce başlaması gerektiğini söyleyip erken seçim talep edebilir. Bu talebi AK Parti’nin reddetmesi için hiçbir neden yoktur. AK Parti de ‘aslında bizim niyetimiz süreyi sonuna kadar kullanmaktan yana &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye’yi Bekleyen “Beka Sorunu” Ne?</strong><br />
<strong> Dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü, Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Bu anlamda, Türkiye’nin sistem değişikliğini getirecek seçimi hızla erkene almasının en önemli nedenlerinden biri aslında meşruiyet ve halk desteğini yenileyerek uluslararası aktörler karşısında elini kuvvetlendirmek.</strong></p>
<p>Türkiye’nin gelecek siyasi tarihini şekillendirmesi beklenen en keskin dönemeçlerden biri, 24 Haziran’da geçilecek. Erken seçim, herhangi bir seçimden öte, Türkiye’nin yeni sisteme geçişinin de netleşeceği gün olacak.</p>
<p>Seçim tarihi düşünülenden daha erken oldu ama toplumun her kesiminde genel beklenti, Türkiye’nin erken bir seçime gideceği yönündeydi. Hatta tüm partiler de olası bir erken seçim için teşkilatlarını diri tutmak adına açıklamalar yapıyordu. Bu nedenle 24 Haziran seçimleri, kimi çevrelerin bunun üzerinden bir kazanım elde etmek adına ortaya attıkları gibi bir “baskın seçim” gibi görünmüyordu. Öyle ki ANAR Başkanı Dr. İbrahim Uslu, erken seçimin sinyallerini Yörünge dergisinin son sayısında şu cümlelerle duyurmuştu:</p>
<p>“MHP, parlamentonun artık misyonunu tamamladığını, yeni dönemin bir an önce başlaması gerektiğini söyleyip erken seçim talep edebilir. Bu talebi AK Parti’nin reddetmesi için hiçbir neden yoktur. AK Parti de ‘aslında bizim niyetimiz süreyi sonuna kadar kullanmaktan yana ama ortağımızın da haklı gerekçeleri var, bu sebeple erken seçime gidiyoruz’ diyebilir.”</p>
<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 17 Nisan’daki grup toplantısında da belirtiği gibi, ülkenin önünde iki seçenek duruyordu. Ya Cumhurbaşkanı ve milletvekili seçiminin normal tarihi olan 3 Kasım 2019 beklenecekti ya da “milli mecburiyet ve ortaya çıkan meşru gerekçelerden dolayı” seçimler erkene çekilecekti. Bahçeli’ye göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne “herhangi bir tavsama, gecikme” olmaksızın geçilmesi, “milli beka ve tarihi emanetler açısından acil hal almıştı.”</p>
<p>Erken seçimin önünü açan görüşmede MHP Genel Başkanı Bahçeli’yi, Külliye’de kabul eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarihi görüşmeden hemen sonra yaptığı basın toplantısında, bu acil halin altını bir kez daha ve kalın olarak çiziyordu: ‘‘Suriye’de yürüttüğümüz sınır ötesi operasyonlar, Suriye ve Irak merkezli olarak bölgemizde yaşanan tarihi önemdeki hadiseler, Türkiye’nin bir an önce belirsizlikleri aşmasını zorunlu hale getirmiştir. Ülkemizin geleceğine yönelik kararların daha güçlü şekilde alınabilmesi ve uygulanabilmesi için yeni yönetim sistemine geçiş giderek aciliyet kesp etmeye başlamıştır.”</p>
<p><strong>Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’nın Ortaya Çıkardığı Özgüven</strong></p>
<p>Erken seçim kararı alınmadan önce piyasalardan spekülatif tepkiler gelmeye başlamıştı. Döviz kurları bu süreçte ardı ardına tarihi rekorlara imza attı. Döviz kurundaki dalgalanma, iş dünyasının ihtiyacı olan istikrar ortamının yara aldığının da göstergesiydi. Piyasalarda, 16 yıllık istikrarın devam etmesi talebi artarken dış politikadaki gelişmeler de Türkiye’nin kendisine bir an önce alan açması için bastırıyordu.</p>
<p>Suriye’deki savaş da seçim kararının alınmasından haftalar önce kritik bir aşamaya evrildi. Duma’da kimyasal silah kullanılması sonrası ABD, İngiltere ve Fransa, Esad yönetimi ve destek verdiği ülkelere füze mesajı vermişti. Ne var ki ABD’nin bölgesel planlarındaki ikili tavrı, değişikliğe uğramamıştı. Müttefiki Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen PKK’yı ve Suriye’deki kolu PYD/YPG’yi desteklemeye devam ediyordu. Türkiye’nin, Fırat Kalkanı ve ardından gelen Zeytin Dalı Harekâtı’ndaki başarısı sonrası artan özgüvenin, sandığa yansıması kaçınılmaz görülüyordu. Çünkü yerli ve milli kaynaklara dayanarak sınır ötesindeki terörle mücadelede yakalanan başarı grafiğinin ortaya çıkardığı özgüven, halk nezdinde güçlü ve kararlı bir liderin etrafında toplanılması mesajı içerecekti.</p>
<p><strong>“Beka”nın Karşılığı</strong></p>
<p>Siyasi analistlere göre “beka” vurgusu, coğrafi parçalanma tehdidini ortadan kaldırmakla birlikte sosyolojik keskinleşmenin derinleşmesini önlemek ve ortak siyasal bir kültür oluşturmak anlamlarına da geliyor. Peki, Türkiye gerçekten erken seçime gidecek kadar beka sorunuyla karşı karşıya mı?</p>
<p>1 Kasım seçimlerine kadar Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sert eleştiriler getiren MHP lideri Devlet Bahçeli’nin gerek referandum çıkışı gerekse erken seçim talebi, çoğu yorumda, “fiili duruma son verme” olarak karşımıza çıktı. Yine benzer yorumlara göre, 15 Temmuz darbe girişimi, Bahçeli ve ekibinde bir “farkındalık” ortaya çıkardı. Buradan da parti yerine “devlet”i önceleyen bir noktaya ulaşıldı. Muhalefetse beka sorunu üzerinden üretilen politika ve güvenlikçi kimi uygulamaları, “tek parti devleti ve diktatörlüğe gidiş” olarak görüyordu. AK Parti-MHP ve BBP’nin yer aldığı “Cumhur İttifakı” ise FETÖ, DEAŞ ve PKK terörü başta olmak üzere bulunduğu coğrafyadaki çöküşlere kadar birçok meseleyi örnek gösteriyordu. Bu örneklerden yola çıkarak da meselenin, güçlü olmayan bir Türkiye’de beka sorunu oluşturacağı savunuluyordu.</p>
<p><strong>En Derin Kriz</strong></p>
<p>Suriye’deki iç savaş yedinci yılına girerken bölgenin güvenliği, siyaset uzmanlarının da tespit ettiği gibi Soğuk Savaş’tan beri en derin krizlere sahne olmaya başladı. Özellikle Türkiye’nin sınır komşularında yaşanan kriz, bölgenin önümüzdeki süreçte daha sert güvenlik sorunlarıyla karşılaşabileceğini gösterdi. Bu da Türkiye’nin öncelikle iç bütünlüğünü koruma ihtiyacını somutlaştırdı. FETÖ’nün darbe girişimiyle yara alan devlet mekanizmasının yeniden inşasına, PKK sorunu da eklenince iç güvenliğin tahkim edilmesi birinci halkayı oluşturuyordu. Türkiye, devlet aygıtının yaralarını sarmaya çalışırken bir yandan da beka sorunu olarak gördüğü “FETÖ ve PKK” hassasiyetlerini, muhataplarına açıkça anlattı. 2016’daki FETÖ darbe girişimi milat olarak kabul edilebilir ancak az daha zorlayarak miladı, biraz daha geriye götürmek mümkün. Çünkü Türkiye 2013’e kadar dış politikada yumuşak güç kullanan bir politika tercih ediyordu. 2013 sonrasında ise kısmen de olsa “köklü” bir değişikliğe doğru ilerleyiş başladı. Arap Baharı ile Orta Doğu’daki değişimler, terörist saldırılar ve vekâlet savaşları, Türkiye’nin dış politikasını yenileme ihtiyacı doğurdu. Türkiye’nin politika değişikliğindeki asıl amaç aslında sınır güvenliğini ve bekasına yönelik tehditleri en yüksek seviyede karşılamaya yönelik adımlardı.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın seçildiği günden beri, uluslararası platformlarda gösterdiği performans kaosları derinleştiren yeni bir unsur olarak ortaya çıkıyordu. Oluşan bu kaotik durumun özellikle Orta Doğu’ya büyük etkileri net olarak yaşanıyordu. Bu da Türkiye’nin bekası için “güçlü devlet arayışı”nı öncelemesi gerektiği fikrini güçlendirdi. İlişkilerin bir anda nasıl kaosa döndüğüne en iyi örnek Katar kriziydi. Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde 55 ülkenin katılımıyla gerçekleşen ABD-Arap ve İslam Ülkeleri Zirvesi’nin ardından “İtidal, Uluslararası Radikal Düşünceyle Mücadele Merkezi’nin açılışı gerçekleştirildi.</p>
<p>Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, ABD Başkanı Donald Trump ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, açılış sırasında manidar bir tebessümle dünyayı temsil eden küreye ellerini koydu. Sahne, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları öncesinde dünyanın paylaşılmasını anlatan karikatürleri anımsatıyordu. Katar’ın İran ile ilişkileri ve ülkenin yasadışı silahlı örgütlere destek verdiği iddiası üzerine Haziran 2017’de Suudi Arabistan liderliğindeki birkaç ülke, Katar ile diplomatik ilişkileri kesti. Katar’a yönelik yaptırımlar, ta Ankara’dan hissedildi ve sıkıntıya neden oldu.</p>
<p><strong>Hegemon Güçler Arası Çelişkilerden Faydalanmak</strong></p>
<p>18. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlı, Avrupa devletleriyle ilişkilerinde diplomasiyi, zorunlu olarak sıcak savaşın yerine koydu. Ancak yine de toprak kayıplarının ve yıkılmanın önünü alamadı. Bu savunma pozisyonu, 1919-1922 arasındaki Milli Mücadele döneminde önemli bir kırılma yaşadı. Misak-ı Milli çerçevesinde bekasını korumak için yayılmacı olmayan savaş verildi. Sonrasında devletin, sınır içi ve ötesi harekâtlarını ise mevcut kazanımları hasar almadan devam ettirmek olarak görmek gerekiyor.</p>
<p>15 Temmuz’dan sonra bir kırılma daha yaşandığı ve Türkiye’nin ekseninin kaydığı belirtiliyor. Ancak Türkiye, Arap Baharı’ndan önce de bölge ülkeleriyle iyi ilişkiler geliştirmeye çalışırken aynı eleştiri ve yorumlarla karşılaşıyordu.</p>
<p>Belki biraz popülist denilebilecek bu yorumlar yapılırken gözden kaçırılan unsur ise Türkiye’nin bulunduğu coğrafyanın kaygan zemininde hegemon güçler arasındaki çelişkilerden faydalanma zorunluluğundan başka bir şey değildi.</p>
<p>Dün bekasını korumak için ABD ile iyi ilişkilerin, bugün Rusya ile iyi ilişkilere evrilmesi de bir kırılma ve eksen kaymasıyla değil ancak coğrafyanın kaygan zemininde kendisine alan açmak olarak açıklanabilir.</p>
<p><strong>Belirsizliğe Karşı El Kuvvetlendirme</strong></p>
<p>Fırat Kalkanı ile DEAŞ hedef alınırken, Zeytin Dalı ile de PKK/YPG’nin üzerine gidildi. Bu anlamda gerek Fırat Kalkanı gerekse Afrin başarısı, “Suriye’de kaybetti” denilen Türkiye’nin hâlâ aktif olduğu ve sahada “kaybetmeyen” olarak bulunduğunun göstergesi olarak yorumlandı. Yeni güvenlik konseptinin sınırlar içindeki karşılığı ise siyasal istikrarı sağlamak olarak öngörüldü. 16 Nisan referandumuyla eşiği atlanan siyasal dönüşümün kurumsallaştırılması ve Cumhurbaşkanlığı sistemiyle ülkeyi siyasal istikrar içinde ileriye taşıma amacı güdülüyordu. Yeni konseptin ideologlarına göre içe kapanmak, bu kazanımların tümünün kaybedilmesi anlamına da geliyordu. Yani yeni sistem, “siyasal alanı, devleti ve Türkiye’nin dış politikadaki etkinliğini güçlendirecek ölçüde restore edecek bir yeniden yapılanmayı” da beraberinde getiriyordu. Bu sacayağı aynı zamanda “beka sorunu” oluşturacak unsurlara da cevap olarak okunabilirdi.</p>
<p>Dünya, bu yüzyılın başından beri ilk defa her alanda belirsizliklerin öne çıktığı bir dönemden geçiyor. Büyük askeri seçenekleri tetikleyecek kadar karmaşık bir hal alan bu belirsizliklerin düğümü, Türkiye’nin de tam ortasında bulunduğu coğrafyada çözülecek. Bu anlamda, Türkiye’nin sistem değişikliğini getirecek seçimi hızla erkene almasının en önemli nedenlerinden biri aslında meşruiyet ve halk desteğini yenileyerek uluslararası aktörler karşısında elini kuvvetlendirmek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyeyi-bekleyen-beka-sorunu-ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
