<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>barolar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/barolar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 Jul 2020 07:50:33 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>barolar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılırsa, Barolar Siyasallaşır Mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/avukatlik-kanununda-degisiklik-yapilirsa-barolar-siyasallasir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/avukatlik-kanununda-degisiklik-yapilirsa-barolar-siyasallasir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Jul 2020 07:48:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[barolar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15100</guid>

					<description><![CDATA[Ak Parti ve MHP milletvekillerinin Avukatlık kanununda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi, meclis komisyonunda kabul edilerek genel kurula sunuldu. Kanun teklifinde, Baroların yapısında, seçim sisteminde, delege sisteminde, kapsamlı değişiklikler öngörülüyor. Baroların tamamı, bu değişikliğe itiraz ediyor. Muhalefet partileri de bu değişikliğe karşı çıkıyor. Kanun teklifini hazırlayanlar, “kanunda yapılacak değişiklikle, avukatların büyük bir çoğunluğunu temsil etmeyen mevcut yapının daha demokratik hale geleceğini, daha çok avukatın meslek örgütü baro ve TBB’nde yönetim ve karar süreçlerine katılacağını, barolar arasındaki rekabetin hizmet kalitesini artıracağını” öne sürüyor. Bu değişikliğe karşı çıkanlar da, (özetle) “yasanın kaos ve karışıklık yaratacağını, baroların siyasallaşacağını, aşırı uçların barolar kuracağını, avukatları kamplara böleceğini, ayrıştıracağını, baroların ve avukatların gücünün zayıflatılacağını” öne sürüyor. Avukat Cüneyt Toraman, yasa değişikliğine karşı çıkanların, baroların siyasallaşacağı görüşünü YÖRÜNGE’ye değerlendirdi. -Avukatlık kanununda yapılacak değişikliğe karşı çıkanların, bu değişikliğin, baroları siyasallaştıracağı tezine katılıyor musunuz? -Avukatlık kanununda yapılacak değişikliğe karşı çıkanların, baroların siyasallaşacağı tezine kesinlikle katılmıyorum. Böyle bir tezin dikkate alınabilmesi için, baroların siyasallaşmamış, baroların siyasetle iştigal etmiyor olması gerekir. Baroların sadece mesleki konularla ilgilenmediğini, siyasetin tam merkezinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Baroların kurulduğu tarihten bugüne kadar, basın açıklamaları, bildirileri, etkinlikleri derlenip incelendiğinde, söylemlerinin, siyasi partileri aratmadığını görürüz. Baroların, bazı sorunlar gündeme geldiğinde, ideolojik tavırlar sergiledikleri apaçık ortada iken, yasa değişikliğiyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ak Parti ve MHP milletvekillerinin Avukatlık kanununda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi, meclis komisyonunda kabul edilerek genel kurula sunuldu. Kanun teklifinde, Baroların yapısında, seçim sisteminde, delege sisteminde, kapsamlı değişiklikler öngörülüyor. Baroların tamamı, bu değişikliğe itiraz ediyor. Muhalefet partileri de bu değişikliğe karşı çıkıyor. Kanun teklifini hazırlayanlar, “<em>kanunda yapılacak değişiklikle, avukatların büyük bir çoğunluğunu temsil etmeyen mevcut yapının daha demokratik hale geleceğini, daha çok avukatın meslek örgütü baro ve TBB’nde yönetim ve karar süreçlerine katılacağını, barolar arasındaki rekabetin hizmet kalitesini artıracağını</em>” öne sürüyor. Bu değişikliğe karşı çıkanlar da, (özetle) “<em>yasanın kaos ve karışıklık yaratacağını, baroların siyasallaşacağını, aşırı uçların barolar kuracağını, avukatları kamplara böleceğini, ayrıştıracağını, baroların ve avukatların gücünün zayıflatılacağını</em>” öne sürüyor. Avukat Cüneyt Toraman, yasa değişikliğine karşı çıkanların, <strong>baroların siyasallaşacağı</strong> görüşünü YÖRÜNGE’ye değerlendirdi.</p>



<p><strong>-Avukatlık kanununda yapılacak değişikliğe karşı çıkanların, bu değişikliğin, baroları siyasallaştıracağı tezine katılıyor musunuz?</strong></p>



<p>-Avukatlık kanununda yapılacak değişikliğe karşı çıkanların, baroların siyasallaşacağı tezine kesinlikle katılmıyorum. Böyle bir tezin dikkate alınabilmesi için, baroların siyasallaşmamış, baroların siyasetle iştigal etmiyor olması gerekir. Baroların sadece mesleki konularla ilgilenmediğini, <strong>siyasetin tam merkezinde</strong> olduğunu hepimiz biliyoruz. Baroların kurulduğu tarihten bugüne kadar, basın açıklamaları, bildirileri, etkinlikleri derlenip incelendiğinde, söylemlerinin, siyasi partileri aratmadığını görürüz. Baroların, bazı sorunlar gündeme geldiğinde, ideolojik tavırlar sergiledikleri apaçık ortada iken, yasa değişikliğiyle baroların siyasallaşacağını iddia etmek komiktir. Barolar, adeta, ana muhalefet partisinin arka bahçesi gibidir. Bazı siyasi partilerde makam elde etmede tramplen vazifesi görüyor. TBB başkanlarının, üç büyük ilin baro başkanlarının, baro başkanlığını takiben hangi partilerde, hangi görevler yaptığını araştırırsanız ne demek istediğimi anlarsınız.</p>



<p><strong>-Baroların siyasallaşması endişe edilmesi gereken bir durum mudur?</strong></p>



<p>-Baroların siyasallaşacağı iddiasına karşı sorulması gereken <strong>en güzel soru</strong> budur bence. Siyasetin şeytanlaştırılması, <strong>depolitizasyon</strong>, totaliter zihniyetlerin ürünüdür. Bu yöntem Türkiye’de, 12 Eylül 1980 darbesinden sonra çok etkili bir şekilde uygulandı. Uygulamaları eleştiren, (cuntaya göre) siyaset yapan memurlar disiplin soruşturmalarına maruz kaldı, önemli bir kısmı memuriyetten çıkarıldı. Sistemin başında Führer varsa, herkesin Führer gibi düşünmesi, Führer gibi inanması, Führer gibi tavır sergilemesi gerekir. Kurumların siyasallaşması, projeler üretmesi, değişim talebinde bulunması, komünist parti geleneğine, faşist parti geleneğine aykırıdır. Oysa demokrasi, herkesin düşüncelerini özgür bir şekilde ifade edebileceği, bu düşünce etrafında örgütlenebileceği, bu görüşleri yayabileceği bir rejimin adıdır. Bu açıdan bakıldığında, “<strong>baroların siyasallaşması</strong>” korkulacak veya endişe edilecek bir durum değildir. Ancak baroların siyasetle ilgilenmesini, siyasi parti gibi davranabileceği şeklinde anlamamak gerekir. Bir ülkenin anayasal sisteminden, yargı sistemine, yargı sisteminden insanlar arasındaki uyuşmazlıklara varıncaya kadar, hukuk sisteminin tamamı, baroların ilgi alanındadır. Baroların bu konuları ele alması, bu sorunlara çözüm önerisinde bulunmasından daha doğal bir şey olamaz. Ancak baroların, bunu, muhalefet partilerinin dilini kullanarak yapmaması gerekir. Avukatlık kanununda yapılacak değişiklik için hükümetin barolara çağrısı olduğu halde, TBB Feyzioğlu dışında kimse katılmaması ilginç bir durumdur. Barolar, kendilerini ve kendi meslek mensuplarını doğrudan ilgilendiren bir yasa değişikliği konusunda görüşlerini açıklamaları için yapılan davete katılmamaları, siyasi bir tavır değil midir?</p>



<p><strong>-Türkiye’deki siyasal akımlar, Barolarda da bulunuyor mu?&nbsp;</strong></p>



<p>-Siyasi tarihimize baktığımızda, milliyetçi, muhafazakar ve sol olmak üzere üç siyasi damarın, onlarca yıldır, kesintisiz bir şekilde devam ettiğini görüyoruz. Batıda, bu akımlar, liberal, sosyalist, sosyal demokrat, hristiyan demokrat, çatıları altında örgütleniyor. Bu siyasi akımlar, bazen kendi başına hareket etmeyip, başka partilerle ittifak yapsa da, yüzlerce yıldır devam ediyor. 12 Eylül darbesi, Türkiye’deki üç akıma, dördüncüsünü, Kürt milliyetçiliğini ekledi. Bu siyasi akımların her biri, farklı düşünceleri savunuyor. Her birinin, farklı tasavvurları, farklı çözüm önerileri bulunuyor. Bu akımlar, siyasi partilerde örgütlenerek tek başına iktidara gelerek, siyasi ideallerini, projelerini gerçekleştirmek istiyor. Aynı durum meslek kuruluşları için de geçerlidir. <strong>Bir meslek kuruluşu hangi siyasi akımın elinde ise, o meslek kuruluşunun icraatlarına, o siyasi akım yön veriyor</strong>. Bütün avukatları, tek bir çatı altında bulunmaya zorladığınızda, bütün avukatları, <strong>siyasi akımlardan birine</strong> teslim ediyorsunuz demektir. Aynı ilde birden fazla baro kurulmasına izin verildiğinde, baro içinde temsil edilmeyen avukatlar, ayrı bir baro kurarak, kendilerini temsil etme imkanına kavuşacaklar. Aynı ilde birden fazla baro <strong>rekabet</strong> demektir. Bu rekabet sadece barolar arasındaki bir rekabet değil, yönetim anlayışlarının da birbiriyle rekabeti demektir. Avukatlar, hangi baronun <strong>statükoya </strong>sahip çıktığını, hangi baronun <strong>hak ve özgürlükleri</strong> savunduğunu görecek, hangi baroyu kendisine yakın görüyorsa onu tercih edecektir. Böylece avukatlar, birden fazla baro arasında <strong>seçme hakkına</strong> sahip olacaklardır. Avukatların, bir baroya kayıt zorunluluğu, başka bir baroya kayıt olma hakkının engellenmesi <strong>örgütlenme özgürlüğüne</strong> aykırıdır. Barolar arasındaki rekabet, avukatların mesleki yaşam kalitesini artıracaktır.</p>



<p><strong>-Siyasallaşmanın ana aktörleri olan siyasal partiler kötü müdür?</strong></p>



<p><strong>-Siyasi partiler</strong>, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler, aynı siyasi değerleri paylaşanların bir araya geldiği, en büyük kitle örgütleridir. Ülkeyi, (kural olarak) en fazla taraftara sahip olan, seçimlerde en fazla oyu alan parti yönetir. Siyasi partilerin seçimde aldıkları oylar, o siyasi partilerin <strong>karneleridir</strong>. Bir partinin seçimlerde birinci olması, tek başına iktidara gelmesi, bir sonraki seçime kadar verilen kredi olarak görmek gerekir. &nbsp;İktidar, kendisine verilen krediyi iyi kullanırsa, verdiği sözleri tutarsa, iktidarda kalmaya devam edebilir. Beklentileri karşılayamazsa, halk iktidarı başka bir partiye verebilir. Siyasi akımları, sadece siyasi partilerle sınırlamak doğru değildir. <strong>Siyasi akımlar, (</strong>Barolar dahil)<strong> toplumun bütün kesimlerinde, bütün meslek kuruluşlarında mevcuttur.</strong> Her baroda, her siyasi akımın temsilcilerine rastlayabilirsiniz. Hiç kimse, avukatlar baroya kaydolduğunda siyasi görüşlerini terk ettiğini söyleyemez. Ancak burada önemli bir hususun altını çizmek gerekir. Bu da, avukatların siyasi partilere gönül vermesi, siyasi parti temsilcisi gibi davranacağı anlamına gelmez. Baro yönetimine seçilen avukatlar, baro içinde çok farklı görüşlerde avukatlar olduğunu bilerek hareket etmelidir. 1969 yılından bugüne kadar, baroların, buna dikkat ettiğini söylemek imkansızdır. Ankara Barosunun, Diyanet İşleri Başkanının ramazan ayının ilk Cuma günü okuduğu hutbesi için bildiri yayınlaması, bazı baroların bu bildiriye sahip çıkması, baroların bu konuda ne kadar ölçüsüz ve ne kadar nobran davrandığını göstermektedir. Barolar meslek kuruluşu olduğunun bilinci içinde hareket etmeli, görev alanını net bir şekilde belirlemeli, siyasi partilerin alanına girmemelidir. Baltayla ekmek kesilebilir ama ideal olan ekmeğin ekmek bıçağıyla kesilmesidir. Barolar, meslek kuruluşu gibi hareket etseydi, bugün böyle bir kanun değişikliği gündeme gelmezdi. Yasa değişikliği gerçekleşirse, 8 bin avukatın oyuyla seçilen İstanbul baro başkanı, 48 bin avukatı temsilen konuşma hakkına sahip olmayacaktır.</p>



<p><strong>-Barolar zaten siyasal değil mi?</strong></p>



<p>-Tam otuz beş yıldır, <strong>Baroların siyasi parti gibi hareket ettiğini</strong> söylüyoruz. Ben avukat olmadan önce de öyleymiş. 1960 darbesinde, Adnan Menderes’in avukatlığını yapacak olan avukatları avukatlıktan atmakla tehdit eden barolardan söz ediyoruz. 28 Şubat darbesinde, adliyelerde, başörtülü avukat kovalayan, onlara disiplin soruşturmaları açan, ceza veren, başörtülü avukat stajyerlerin başvurusunu dahi kabul etmeyen yasakçı barolardan söz ediyoruz. 3 Kasım 2002 tarihinde yapılan seçimde dahi, milletin mesajını anlayamayan, 2012 yılına kadar <strong>yasakların takipçisi</strong> olan barolardan söz ediyoruz. Barolar, 1960, 1980, 28 Şubat hep darbecilerin yanında yer aldı. 15 Temmuz darbe teşebbüsü halkın destansı direnişiyle püskürtüldüğü için, <strong>sessiz kaldılar</strong>. 15 Temmuz darbe teşebbüsüne iştirak edenler aleyhine 289 adet kamu davası açıldığı halde, barolar, şehit ve gazileri temsilen bu davalara katılma talebinde bulunmadı. Baroların bu davalara hiç ilgi göstermese de, yüzlerce avukat, kendi aralarında örgütlenerek bu davalara katıldılar, devasa duruşma salonlarını doldurdular. Bir ülkenin hukuk düzenini hedef alan bir darbe teşebbüsünde, bu darbeye direnenlerin yanında yer almayan bir baro, o ülkede hukukun teminatı olabilir mi?</p>



<p><strong>-Avukatlık kanununda (Barolarda) yapılacak değişikliğin, Türkiye&#8217;deki yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına etkisi olur mu, olursa nasıl?</strong> </p>



<p>-Önce, yargılama faaliyetinin, iddia (savcı/kamu), savunma (avukatlar) ve yargılama (mahkeme) olmak üzere, <strong>üç erkten</strong> oluştuğunu belirtmem gerekiyor. Yargılama faaliyetinin adil olması için, bu üç erkin de, birbirine eşit, ve birbirinden bağımsız olması gerekir. Avukatlar, yargılama erklerinin her iki tarafında (iddia/savunma) görev yapsa da, savunma ile özdeşleşmiştir<strong>. Avukatlar zaten taraftır</strong>. Tarafsız olması gereken yargılama (mahkeme) makamıdır. Türkiye’de yargılama makamının (mahkemenin) tarafsızlığından söz etmek imkansızdır. 1960 darbesinden sonra darbeciler tarafından inşa edilen <strong>vesayet sisteminin</strong> en önemli taşıyıcısı oldu. Yargının bu tavrı, (yargının vesayet kuruluşu olan HSYK’de kapsamlı değişikliğin yapıldığı) 2010 anayasa değişikliğine kadar devam etti. Anayasa Mahkemesinin, HSYK üyelerinin seçimine yönelik düzenlemeyi iptal etmesiyle, 2010 yılından 2014 yılına kadar 4 yıl <strong>FETÖ vesayeti</strong> hüküm sürdü. FETÖ’nün yargı içindeki uzantıları, ancak 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra temizlenmeye başladı. Küresel güçlerin talimatlarıyla hareket eden taşeron örgütlerin etkinliği, 2016 yılının sonlarına kadar devam etti. BU tarihe kadar, bağımsız ve tarafsız bir yargımız olmadı. Hükümet, 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra, yargı reform paketleriyle, tarafsız ve bağımsız bir yargı inşa etmeye çalışıyor. İstiklal mahkemeleri geleneğinden gelen yargının, birkaç yıl içinde eski alışkanlıklarını terk etmesini beklemek gerçekçi olmaz. Yargı bağımsızlığını gerçekleştirmenin en etkili yolu, avukatların yargılama faaliyeti içindeki etkinliğinin artırılmasından geçiyor. Yargılama faaliyeti içindeki etkinliğinin artırılması için de, Baroların (siyasi demeçler vermek yerine) avukatlık mesleğinim sorunlarına el atması gerekiyor. Yasa değiştiğinde, barolar mesajı alır, kendilerine çeki düzen verirse, yasa amacına ulaşmış olacak. Barolar arasındaki rekabet yargılamanın kalitesini artıracak. Hep birlikte bekleyeceğiz, göreceğiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/avukatlik-kanununda-degisiklik-yapilirsa-barolar-siyasallasir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Baroların Seçim Sisteminde Değişiklik Yapılacak mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/barolarin-secim-sisteminde-degisiklik-yapilacak-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/barolarin-secim-sisteminde-degisiklik-yapilacak-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2020 06:35:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[barolar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14827</guid>

					<description><![CDATA[Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasanın 135.maddesinde düzenlenen, anayasal bir kurum. Türk Tabipler Birliği, Mali müşavirler odası, Mimarlar mühendisler odası, Eczacılar odası, gibi onlarca melek odası var. Bu meslek odalarının ortak özelliği, aynı meslekten olanların tek bir çatı altında toplanması, üyeliğin zorunlu olması, yerel birimlerin, üst bir kuruluşa bağlı olması. Barolar da aynı nitelikte. Türkiye’de, her ilde (2 il hariç) baro bulunuyor, o ilde bulunan avukatlar bu bardoya kaydolmak ve baronun belirlediği aidatı ödemek zorunda. Baroların üst kurulu da TBB (Türkiye Barolar Birliği)’dir. TBB, ütün baroları bağlayıcı kararlar alabiliyor. Avukatların disiplin soruşturmaları konusunda, (yargı yolu açık olan disiplin suçları dışında) son sözü söyleyen merci niteliğinde. Anayasada, anayasal sistem içinde, (devletin kurumları) kamu kurumları tek tek sayılmıştır. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, devletin idari teşkilatı içinde yer almamaktadır. Bu kuruluşlar, ne kamu (devlet) kurumudur, ne de özel (STK) bir kuruluştur. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, 1961 ve 1982 anayasası vesayet sisteminin bir parçasıdır. Bu anayasalarda, devletin bütün kurumlarına (Anayasa mahkemesi, MGK, HSYK, YÖK, RTÜK, vs.) vasiler tayin edilmiştir. Çeşitli meslek mensupları da, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla zaptu rapt altına alınmıştır. 1982 anayasasında (vesayet sisteminde) en kapsamlı değişiklik, 2010 tarihli anayasa değişikliğiyle yapılmış, vesayet sistemi ağır bir darbe almıştır. Bu dönemde, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, Anayasanın 135.maddesinde düzenlenen, anayasal bir kurum. Türk Tabipler Birliği, Mali müşavirler odası, Mimarlar mühendisler odası, Eczacılar odası, gibi onlarca melek odası var. Bu meslek odalarının ortak özelliği, aynı meslekten olanların tek bir çatı altında toplanması, üyeliğin zorunlu olması, yerel birimlerin, üst bir kuruluşa bağlı olması. Barolar da aynı nitelikte. Türkiye’de, her ilde (2 il hariç) baro bulunuyor, o ilde bulunan avukatlar bu bardoya kaydolmak ve baronun belirlediği aidatı ödemek zorunda. Baroların üst kurulu da TBB (Türkiye Barolar Birliği)’dir. TBB, ütün baroları bağlayıcı kararlar alabiliyor. Avukatların disiplin soruşturmaları konusunda, (yargı yolu açık olan disiplin suçları dışında) son sözü söyleyen merci niteliğinde.</p>



<p>Anayasada, anayasal sistem içinde, (devletin kurumları) kamu kurumları tek tek sayılmıştır. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, devletin idari teşkilatı içinde yer almamaktadır. Bu kuruluşlar, ne kamu (devlet) kurumudur, ne de özel (STK) bir kuruluştur. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, 1961 ve 1982 anayasası vesayet sisteminin bir parçasıdır. Bu anayasalarda, devletin bütün kurumlarına (Anayasa mahkemesi, MGK, HSYK, YÖK, RTÜK, vs.) vasiler tayin edilmiştir. Çeşitli meslek mensupları da, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarıyla zaptu rapt altına alınmıştır. 1982 anayasasında (vesayet sisteminde) en kapsamlı değişiklik, 2010 tarihli anayasa değişikliğiyle yapılmış, vesayet sistemi ağır bir darbe almıştır. Bu dönemde, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına yönelik değişiklik, (Anayasa Mahkemesi ve HSYK’da yapılacak değişiklikleri riske etmemek amacıyla) paketten çıkarılıp, ileri bir tarihe ertelenmiştir.</p>



<p>Ankara Barosu’nun, Diyanet İşleri Başkanının hutbesine yönelik çirkin sözleri üzerine, hükümet, bu konuyu raftan indirmiştir. Mevcut sistemde, Barolarda, çeşitli gruplar seçimlere katılmakta, en fazla oyu alan grup, <strong>yönetim, denetim ve disiplin kurulundaki</strong> bütün üyelikleri elde etmekte, TBB’nde bu baroyu temsil edecek <strong>delegeleri </strong>de, bu grup göndermektedir. Barolardaki seçim sonuçlarına bakıldığında, ilgili baroya kayıtlı avukatların oyunun %20 sini alan grup, baroda “tek yetkili” olmaktadır. TBB, barolarda çoğunluğu elde eden baroların gönderdiği delegelerden oluşmaktadır. Barolarda, muhalefetin söz hakkı olmadığı gibi, TBB’nde de söz hakkı yoktur. Bu sistem, Türkiye’de 1946 ve 1950 seçimlerinde uygulanan “çoğunluk sistemine” benzemektedir. Çoğunluğu elde eden, bütün üyelikleri/delegelikleri kazanmaktadır. Barolardaki seçim sisteminin ve TBB yönetim yapısının adil olmadığı açıktır. Halen 46 binden fazla avukatın kayıtlı olduğu İstanbul Barosu, 11 kişi (Yönetim kurulu) tarafından yönetilmeye çalışılmaktadır. On bir kişinin, bu kadar çok avukatın sorunlarıyla ilgilenebilmesi imkansızdır. Avukatların disiplin soruşturmaları yıllarca uzamakta, sonraki baro disiplin kurullarına devredilmektedir. Baro seçimlerinde, muhalif gruplar, baro meclisini gündeme getirmiş, yönetime seçilenler duymazdan gelmiştir. Aidat zengini İstanbul Barosu, (aidatları azaltmak yerine) İstanbul Boğazında sosyal tesis (kafe, restoran) satın almıştır. TBB ve Barolar, bu haksızlığın düzeltilmesi için hiçbir çaba göstermemiş, değişiklik taleplerine de şiddetle karşı çıkmıştır.</p>



<p>Hükümetin <strong>kanun taslağında </strong>ise, avukat sayısı fazla olan illerde, birden fazla baronun kurulmasına izin verilmekte, bu baroların da TBB ne delege göndermesine imkan vermektedir. Kanun taslağıyla, Barolarda kısmi bir iyileştirme yapılmaya çalışılmaktadır. Bize göre Türkiye’deki meslek odaları sorununun kaynağı, Anayasanın 135.maddesidir. Bu madde, meslek mensuplarını üzüm salkımı gibi tek bir elde toplayan “tekelci” bir sistemdir. Anayasanın 135.maddesi kaldırılırsa, anayasadaki vesayet odaklarından biri daha tasfiye edilmiş olacaktır. Liberal Düşünce Topluluğu, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları için hazırladığı “RAPOR”da, sorunları tek tek ortaya koymuştur. (İlgi duyanlar rapora internetten ulaşabilir.) Raporda, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının devasa bütçelerine yer verilmiş, harcamaların denetlenemediği, muhalefet partisi gibi hareket ettiği, mesleki sorunlara eğilmediği belirtilmiştir. Raporda, “meslek mensuplarının, meslek kuruluşlarına zorunlu üyeliğinin kaldırılması, dileyenin dilediği meslek kuruluşuna üye olabilmesi” önerilmektedir. Baroların örgütlenme biçimi, bütün ülkelerde standart değildir. Barolar genellikle şehirlerin ismiyle anılsa da, (özellikle Anglo-sakson sistemini benimseyen ülkelerde) faaliyet konusuna göre, aynı şehirde birden fazla baro da vardır.</p>



<p>Aynı ilde birden fazla baronun kurulmasına karşı çıkanlar, “<em>aşırı uçların kendi barolarını kuracağını, devletin üniter yapısına zarar vereceğini</em>” iddia etmektedir. Bazı illerdeki baro başkanlarının ve yönetim kurulu üyelerinin açıklamalarını dikkate aldığımızda, böyle bir iddia gülünçtür. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde, PKK’nın hendek kazması eylemlerinde, bazı baroların nasıl tavır takındığı herkesin malumudur. Benzer iddialar, memur sendikaları kurulması gündeme geldiğinde de dile getirilmiş, birden fazla sendikanın kurulmasının hiçbir zararının olmadığı, tam aksine, (daha geniş bir temsil imkanına kavuştuğundan) daha yararlı olduğu görülmüştür. Aynı ilde birden fazla baro kurulduğunda, hiç kuşkusuz, avukatlık mesleğinin bütün sorunları çözülmüş olmayacaktır. Ancak, TBB’nin 1969 yılında yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’na istinaden kurulduğu, kurulduğu tarihten itibaren 51 yıl geçtiği dikkate alındığında, parlak bir sicile sahip olmadığı da ortadadır. Yarım asrı aşan bu süreç incelendiğinde, Baroların. Askeri vesayete destek verdiği, askeri vesayetle birlikte hareket ettiği, görülecektir. 28 Şubat darbe sürecinde başlatılan başörtü yasağı uygulamasında, AİHM’nde görülmekte olan Leyla Şahin davasında, İstanbul Barosu, davaya katılma talebinde bulunmuştur. Başörtülü avukatlara disiplin cezaları vermiş, başörtülü avukat stajyerlerin başvurusunu dahi kabul etmemiştir. Türkiye’de Barolar, özgürlüklerin değil, yasakların sembolü olmuştur. TBB ve Baroların sicili, bundan daha kötüsünün olamayacağını göstermektedir. Aynı ilde birden fazla baronun kurulmasıyla, (tekel kırılacak), barolar arasında <strong>rekabet </strong>başlayacaktır. Bu rekabet de hiç kuşkusuz, savunma mesleğine ve avukatlara yarayacaktır. Temennim, anayasanın 135.maddesinin tamamen kaldırılması yönünde olsa da; muhalefet cephesinin (vesayet sistemine yönelik) böyle bir değişikliğe destek vermeyeceği gün gibi açık olduğundan, sesi kısılan onbinlerce avukatın sesini duyurabileceği bir pencere açılmasını olumlu buluyorum.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/barolarin-secim-sisteminde-degisiklik-yapilacak-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
