<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Barış Pınarı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/baris-pinari/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 21 Nov 2019 07:39:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Barış Pınarı &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harekatı tamamlamak zorundayız…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/harekati-tamamlamak-zorundayiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/harekati-tamamlamak-zorundayiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Nov 2019 07:39:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13084</guid>

					<description><![CDATA[Barış Pınarı Harekatı, sekiz gün sürdü, 108 yıllık planının çökmesine neden oldu. Planın çökmesi, ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Emperyalizm, saldırganlığı ve gasp etmeyi kurumsallaştırmış bir kavramdır. Kişilerin görev süreleriyle sınırlı çalışmaz, sabırlıdır, yıllara uzanan yeniden yapılanmayı gerçekleştirir, kendisine göre uygun bir zamanlamayla tekrar kapınıza dikilir. Anti-emperyalist mücadelede en tehlikeli seçenek, “püskürtme harekatını” yarım bırakmaktır. Mesela, 1974’te Kıbrıs’ta, Girne-Lefkoşe hattı eksenli bir üçgen toprakla yetinseydik, yaniGazimağusa’ya kadar tanklarımızla inip, o stratejik sınırı çizmeseydik, bugün çoktan geri dönmüştük!.. Amerikan yönetimi, dönemin “Bağlantısızlar Bloku” liderliğine oynayan ve bu arada Sovyetler Birliği’yle sıcak flörtü olan Başpiskopos Makarios’tan kurtuluş formülünde Türkiye’nin harekatını o üçgenle sınırlı görüyordu, çünkü “yarım kalmış harekatın” o alandan itilebileceğini çok iyi biliyordu. 14 Ağustos’ta başlayan ve yalnız üç gün süren 2’nci Harekat, Türk birlikleri ve mücahitlerinin etrafında yığınak yapan, tacizlere başlayan Rum kuvvetleriyle, adaya Gurka birliği sokup Türkiye’yi dengeleyecek askeri düzenlemelere kalkışan İngiltere’ye  ve 6’ncı Filo’yu hareketlendiren ABD’ye net cevaptır. Kimse bir yere gitmiyor, göndereceğiz… Barış Pınarı bölgesinde şu anda yaşanılan fiili durum benzer niteliktedir. “Gideceğim” diyen Amerika, askeri yığınak yapıyor. Amerika’dan doğan boşluğu dolduran Rusya, PKK-YPG ile askeri üslerde devir teslim törenleri düzenliyor. Türk askerini ve Suriye Milli Ordusu’nu Tel Abyad-Rasulayn hattında sıkıştıran mutabakatlar, PKK-YPG’nin kalan geniş coğrafyada yeniden yapılanmasını, yığınaklarını tahkim etmesini, daha da vahimi, Rus ve Amerikan ordularıyla birlikte çalışma zemininin güçlenmesine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Barış Pınarı Harekatı</strong>, sekiz gün sürdü, 108 yıllık planının çökmesine neden oldu.</p>
<p><strong>Planın çökmesi, ortadan kalkması anlamına gelmiyor.</strong></p>
<p>Emperyalizm, saldırganlığı ve gasp etmeyi kurumsallaştırmış bir kavramdır.</p>
<p>Kişilerin görev süreleriyle sınırlı çalışmaz, sabırlıdır, yıllara uzanan yeniden yapılanmayı gerçekleştirir, kendisine göre uygun bir zamanlamayla <em>tekrar kapınıza dikilir.</em></p>
<p><strong>Anti-emperyalist mücadelede en tehlikeli seçenek, “püskürtme harekatını” yarım bırakmaktır.</strong></p>
<p>Mesela, 1974’te Kıbrıs’ta, <strong>Girne-Lefkoşe hattı eksenli bir üçgen toprakla yetinseydik,</strong> yani<strong>Gazimağusa’ya kadar tanklarımızla inip, o stratejik sınırı çizmeseydik,</strong> bugün çoktan geri dönmüştük!..</p>
<p>Amerikan yönetimi, dönemin <em>“Bağlantısızlar Bloku”</em> liderliğine oynayan ve bu arada Sovyetler Birliği’yle sıcak flörtü olan <strong>Başpiskopos Makarios’</strong>tan kurtuluş formülünde Türkiye’nin harekatını o üçgenle sınırlı görüyordu, çünkü <strong>“yarım kalmış harekatın” </strong>o alandan itilebileceğini çok iyi biliyordu.</p>
<p>14 Ağustos’ta başlayan ve yalnız üç gün süren 2’nci Harekat, Türk birlikleri ve mücahitlerinin etrafında yığınak yapan, tacizlere başlayan Rum kuvvetleriyle, adaya <em>Gurka birliği</em> sokup Türkiye’yi dengeleyecek askeri düzenlemelere kalkışan İngiltere’ye  ve 6’ncı Filo’yu hareketlendiren ABD’ye net cevaptır.</p>
<p><strong>Kimse bir yere gitmiyor, göndereceğiz…</strong><br />
<strong>Barış Pınarı</strong> bölgesinde şu anda yaşanılan <strong>fiili durum benzer niteliktedir.</strong></p>
<p><strong>“Gideceğim”</strong> diyen Amerika, askeri yığınak yapıyor.</p>
<p>Amerika’dan doğan boşluğu dolduran Rusya, PKK-YPG ile askeri üslerde devir teslim törenleri düzenliyor.</p>
<p><strong>Türk askerini ve Suriye Milli Ordusu’nu Tel Abyad-Rasulayn hattında sıkıştıran mutabakatlar, PKK-YPG’nin kalan geniş coğrafyada yeniden yapılanmasını, yığınaklarını tahkim etmesini, daha da vahimi, Rus ve Amerikan ordularıyla birlikte çalışma zemininin güçlenmesine neden oluyor.</strong></p>
<p>Ruslarla birlikte 5 km. derinlikte yapılan devriyelere bölgedeki ayrılıkçı terör gruplarından gelen <em>“sivil görünümlü” </em>tacizler aslında net bir alarmdır! Yarın askerlerimizin aynı rotalarda silahlı saldırıyla karşılaşmayacağının hiçbir garantisi de yoktur.</p>
<p><em>Barış Pınarı</em> ile kontrol altına alınan topraklar, sınırımız boyunca bir terör devletinin kurulmasının beline vurulmuş ağır darbedir ama Amerika ve Rusya’nın gerek Baas rejimi güçlerine gerek PKK-YPG unsurlarına gösterdikleri aşırı <strong>“şefkat”, </strong>bu coğrafyanın Türkiye açısından zamanla <em>“Vietnam Sendromu”</em>na dönüşmesine neden olabilir.</p>
<p><strong>Çaresi, toplanıp geri dönmek değildir, Anadolu’yu kaybederiz.</strong></p>
<p><strong>Çaresi, Lefkoşa’dan Gazimağusa’ya yol bağlar gibi, 2. Harekat ile Türkiye ve Suriye Milli Ordusu için güvenli stratejik sınıra ulaşmaktır.</strong></p>
<p><strong>Bu kadar yakınımızdaki dar bir alanda kısa paslaşmalarla vakit kaybetmemiz mümkün değildir.</strong></p>
<p><strong>ABD ve Rusya’nın yanlış hesabı…</strong><br />
İki yönlü yanlışla karşılaştık:</p>
<p>1- 2020 Başkanlık Seçimi hesabındaki <strong>Trump</strong>, Türkiye’yi kaybetme riskini zamana oynayarak sıfırlamaya, bu arada İsrail lobisini de şu veya bu şekilde tatmin etmeye çalışıyor. Bu, bizim için sürdürülebilir durum değildir.</p>
<p>2- Türkiye’nin baskısı sonucu ABD-PKK unsurlarının çekildiği coğrafyalara Rus-Baas güçlerinin yerleşmesini Türkiye’nin kabul edeceğini kim söyledi? Sınırımızdaki PKK unsurunun yerini diktatörlük rejiminin tüm muhalifleri katleden askeri gücünün alması, Türkiye’nin kendini güvende hissetmesi anlamına gelmemektedir.</p>
<p>Bunları ne Moskova ne de Washington’a anlatabiliriz…</p>
<p>Kuşkusuz çok kez anlatılmıştır ama hepsinin, kendine göre bir petrol politikası var, geçiniz…</p>
<p>O zaman işi tamamlamak zorundayız…</p>
<p><strong>Sınırımızdan öte tarafa baktığımızda çok fazla bayrak görünüyor, toplu bir savaş için az, barışı yakalamak için çok fazla bu bayraklar, özellikle dışarlıklı olanların gitmesi uygundur…</strong></p>
<p>Ardan Zentürk/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/harekati-tamamlamak-zorundayiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8216;Barış Pınarı&#8217;na devam mesajı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baris-pinarina-devam-mesaji/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baris-pinarina-devam-mesaji/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Nov 2019 07:28:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12967</guid>

					<description><![CDATA[ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmalar neticesinde Barış Pınarı Harekatı’na ara verildi. Tabii, terör örgütünün sınırdan 30 kilometre öteye çekilmesi, Tel Rıfat, Münbiç, Resulayn’ı tümüyle boşaltması ve daha bir sürü şartı yerine getirmesi kaydıyla. Washington’ın, harekata ara verilmesinin üstüne yatarak YPG’ye gerekli direktifleri vermediği anlaşılıyor. Nitekim Resulayn’ın doğusunda hâlâ terör unsurları bulunuyor. Rusya ile yapılan mutabakata göre de terör örgütünün Tel Rıfat ve Münbiç’i tümden boşaltmaları gerekiyordu ama bu konuda da Türkiye’nin beklentisi karşılanmış değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin dünkü grup konuşmasında bu konuda şu bilgileri verdi: “Mutabakatla belirlenen güvenli bölge içerisinde hâlâ teröristler olduğunu biliyoruz. Ne Tel Rıfat’ta, ne Münbiç’te ne Resulayn’ın doğusundaki bölgeler teröristlerden arındırılmış değil.” Erdoğan bu tespiti yaptıktan sonra “Bu duruma seyirci kalmayacağız” uyarısında da bulundu. Erdoğan, ayrıca “Suriye topraklarında terör unsurları bitene kadar Türkiye’nin mücadelesinin devam edeceğini” vurgulaması da Ankara’nın kararlılığını gösteriyor. Erdoğan’ın kararlılığını ifade eden şu açıklamaya özellikle dikkatleri çekmek isterim: “Duymayan kulaklar duysun, görmeyen gözler görsün, nasırlaşmış yürekler artık bunu anlasın; Türkiye, Suriye topraklarında tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadelesini sürdürecektir. Amerika ve Rusya ile vardığımız bir mutabakat var, biz buna bir şartla bağlıyız. Muhataplarımızın da sözlerini yerine getirmeleri halinde bu geçerlidir. Hâlâ teröristlerin bulunduğunu biliyoruz. Bizi teröristleri buralardan çıkarttık diye aldatamazlar. Daha arındırılmış değil.” Rusya ve ABD’nin, Barış Pınarı’na &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p align="left">ABD ve Rusya ile yapılan anlaşmalar neticesinde Barış Pınarı Harekatı’na ara verildi. Tabii, terör örgütünün sınırdan 30 kilometre öteye çekilmesi, Tel Rıfat, Münbiç, Resulayn’ı tümüyle boşaltması ve daha bir sürü şartı yerine getirmesi kaydıyla. Washington’ın, harekata ara verilmesinin üstüne yatarak YPG’ye gerekli direktifleri vermediği anlaşılıyor. Nitekim Resulayn’ın doğusunda hâlâ terör unsurları bulunuyor.</p>
<p align="left">Rusya ile yapılan mutabakata göre de terör örgütünün Tel Rıfat ve Münbiç’i tümden boşaltmaları gerekiyordu ama bu konuda da Türkiye’nin beklentisi karşılanmış değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan, partisinin dünkü grup konuşmasında bu konuda şu bilgileri verdi: <strong>“Mutabakatla belirlenen güvenli bölge içerisinde hâlâ teröristler olduğunu biliyoruz. Ne Tel Rıfat’ta, ne Münbiç’te ne Resulayn’ın doğusundaki bölgeler teröristlerden arındırılmış değil.”</strong></p>
<p align="left">Erdoğan bu tespiti yaptıktan sonra <strong>“Bu duruma seyirci kalmayacağız” </strong>uyarısında da bulundu. Erdoğan, ayrıca <strong>“Suriye topraklarında terör unsurları bitene kadar Türkiye’nin mücadelesinin devam edeceğini”</strong> vurgulaması da Ankara’nın kararlılığını gösteriyor.</p>
<p align="left">Erdoğan’ın kararlılığını ifade eden şu açıklamaya özellikle dikkatleri çekmek isterim: <strong>“Duymayan kulaklar duysun, görmeyen gözler görsün, nasırlaşmış yürekler artık bunu anlasın; Türkiye, Suriye topraklarında tek bir terörist kalmayıncaya kadar mücadelesini sürdürecektir. Amerika ve Rusya ile vardığımız bir mutabakat var, biz buna bir şartla bağlıyız. Muhataplarımızın da sözlerini yerine getirmeleri halinde bu geçerlidir. Hâlâ teröristlerin bulunduğunu biliyoruz. Bizi teröristleri buralardan çıkarttık diye aldatamazlar. Daha arındırılmış değil.”</strong></p>
<p>Rusya ve ABD’nin, Barış Pınarı’na ara verilmesini yanlış yorumlamaması gerekiyor. Ankara, sahada iki ülkenin de mutabakatların gereğini yerine getirmediğini görüyor. Erdoğan’ı geçiştirebileceklerini düşünüyorlarsa kısa süre sonra yanıldıklarını anlayacaklardır. Fırat’ın doğusuna yönelik bir operasyona ihtimal vermemelerine rağmen Ankara nasıl harekete geçtiyse, yarın da varılan mutabakatların gereğine uyulmadığı için Türk Silahlı Kuvvetleri, Barış Pınarı’na kaldığı yerden devam edebilir.</p>
<p>Kurtuluş Tayiz/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baris-pinarina-devam-mesaji/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Batı Başkentlerinin Işıkları Sabaha Kadar Sönmedi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aynur Bayram]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:31:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[DEAŞ]]></category>
		<category><![CDATA[idlib]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12933</guid>

					<description><![CDATA[Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf ALABARDA: “Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.” Barış Pınarı Harekâtı, başladığı andan itibaren Suriye özeli ve Ortadoğu genelinde taşlar yerinden oynadı. Küresel bir nizamı hedefleyenler bile kendi içinde olmak üzere şaşkındı. Neydi bu harekâtın amacı? Türkiye neyi hedefledi, ne elde etti? Harekâtın başladığı andan itibaren sınırın dibinde gelişmeleri takip eden Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda ile Barış Pınarı Harekâtı’nı, sonrasındaki gelişmeleri konuştuk. 9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı bölgede birçok dengeyi değiştirdi. Resulayn ve Tel Abyad’daki terör örgütü işgali sonlandırıldı. Ayrıca bu iki kent arasında bulunan kırsal bölgede ve buradaki yerleşim alanları da çok kısa bir sürede temizlendi, M-4 karayoluna inildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât planlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Silahlı Kuvvetler özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, çukur terörü dediğimiz olaylarda, Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı, onun öncesinde Fırat Kalkanı Harekâtı ve en sonunda da Barış Pınarı Harekâtıyla meskûn mahal ve terörle mücadele konusunda bölgedeki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf ALABARDA:</strong></p>
<p><strong>“Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.”</strong></p>
<p class="p1">Barış Pınarı Harekâtı, başladığı andan itibaren Suriye özeli ve Ortadoğu genelinde taşlar yerinden oynadı. Küresel bir nizamı hedefleyenler bile kendi içinde olmak üzere şaşkındı. Neydi bu harekâtın amacı? Türkiye neyi hedefledi, ne elde etti? Harekâtın başladığı andan itibaren sınırın dibinde gelişmeleri takip eden Emekli Albay Savunma Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda ile Barış Pınarı Harekâtı’nı, sonrasındaki gelişmeleri konuştuk.</p>
<p class="p1"><b>9 Ekim’de başlayan Barış Pınarı Harekâtı bölgede birçok dengeyi değiştirdi. Resulayn ve Tel Abyad’daki terör örgütü işgali sonlandırıldı. Ayrıca bu iki kent arasında bulunan kırsal bölgede ve buradaki yerleşim alanları da çok kısa bir sürede temizlendi, M-4 karayoluna inildi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin harekât planlamasını nasıl değerlendiriyorsunuz?</b></p>
<p class="p1">Silahlı Kuvvetler özelinde konuyu değerlendirmek gerekirse, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin, çukur terörü dediğimiz olaylarda, Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı, onun öncesinde Fırat Kalkanı Harekâtı ve en sonunda da Barış Pınarı Harekâtıyla meskûn mahal ve terörle mücadele konusunda bölgedeki en etkin ve verimlilik esasına göre çalışan silahlı güç haline geldiğini değerlendiriyorum. Özellikle meskûn mahalde muharebe ve terörle mücadelede çok yoğun teknoloji kullanımı, bunun yanında profesyonel erbaş ve erlerden oluşan yapısı TSK’nın bölgede nasıl bir söz sahipliği yaptığı konusunda bence bütün dünya tarafından yakinen izlendi. Tüm bunlara rağmen öngörüm oydu ki, TSK’nın 450 kilometrenin üzerindeki bir cepheye sahip Fırat’ın doğusuna bir harekât yapmayacağı, yaptığı takdirde bunda başarılı olamayacağı, çünkü bunun Afrin’ deki Zeytin Dalı Harekâtı ile Fırat Kalkanı Harekâtı’nın çok daha fazlasına tekabül eden bir bölgeyi ihtiva ettiğiydi. Fakat bu beklentiler TSK’nın kendi içerisinde bir sıklet merkezi tesis edip Tel Abyad-Resulayn arasında bu sıklet merkezi üzerinden ele alması ve bu bölgede de çok başarılı bir iç güvenlik harekâtı ve gayri nizami harp unsurlarına yönelik olarak terörle mücadele harekâtı gerçekleştirip başarılı olmaya başladığımızda öngörüm odur ki; Batı başkentlerinin ışıkları sabaha kadar sönmedi.</p>
<p class="p2"><b>SON YILLARDAKİ<br />
EN BAŞARILI OPERASYON</b></p>
<p class="p1">Yaklaşık 7 gün gibi kısa sürede alan kontrol altına alındı. Yani bölgenin tamamının her bir zerresinin teröristlerden temizlenmesini kastetmiyorum, alan kontrolü anlamında 7 gün içerisinde bölgenin ele geçirilmesi Silahlı Kuvvetleri’n son yıllarda yaptığı en başarılı operasyonlardan biriydi. Özellikle bu harekât öncesinde bölgeye yapılan yığınakların da harekât boyunca devam eden çok karmaşık yapıdaki bir harekât tarzının kullanılması ve müşterek harekâtın icra edilmesi Silahlı Kuvvetlerine bu başarıyı getirdi.</p>
<p class="p1"><b>Müşterek harekât nedir?</b></p>
<p class="p1">Müşterek harekât dediğimiz; geride topçu birlikleri, TSK ile birlikte sahaya inen Suriye Milli Ordusu, Özel Kuvvetler Komutanlığımız gibi gayri nizami harp ve terörle mücadelede uzman birimler, zırhlı personel taşıyıcılarının ve tankların içine bindirilmiş zırhlı birlikler, yukarıda da Hava Kuvvetlerine bağlı unsurlar ile insansız hava araçları ve silahlı insansız hava araçlarımız. Bütün bu unsurların tek bir şekilde, tek bir elden kontrol edilmesi ve harekât merkezinin hem bölgede, hem de Ankara’da Genelkurmay Karargahı’nda tahsis edilmiş olması ve bunların hepsinin müthiş bir senkronizasyon içerisinde harekata devam etmesi bence diplomasinin dışında, uluslararası ilişkilerin dışında ayrıca askeri analistler tarafından analiz edilmesi gereken bir husustur. Ayrıca bu harekâtların lojistik desteğinin sağlanması, bölgenin içerisine sürekli olarak akaryakıt, yiyecek, içecek her türden ikmal, malzeme ve mühimmat sevkiyatının da yapılması Silahlı Kuvvetlerin harekât boyutuna aynı zamanda da lojistik faktörlerin ne kadar etkin bir şekilde eklemlendiğinin en güzel göstergesi oldu.</p>
<p class="p1">7 günün sonunda malum olduğu üzere Batı özellikle kendi eliyle besleyip büyütmüş olduğu organizasyonun tamamen elden çıkmasına mani olmak maksadıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne Amerika Birleşik Devletleri aracılığıyla 120 saat, daha sonra da Rusya Federasyonu’yla 150 saatlik bir bekleme moduna geçme ile ilgili bir mutabakat yaptılar. Bu mutabakat sonucunda Silahlı Kuvvetler karşısında dayanma gücünün olmadığını anlayan terör örgütü unsurlarının sair ekseriyetinin bölgeyi boşalttığını, başta özel askeri firma temsilcisi yabancı terörist savaşçılar başta olmak üzere bölgeyi boşalttıklarını, bölgede kalan bir takım terör unsurlarının hali hazırda Amerika Birleşik Devletleri’nin vermiş olduğu silah ve mühimmatlarla Mehmetçiği şehit etmeye bir süre daha maalesef istemeyerek de olsa dilimiz bunu söylemek istemiyor devam edebileceklerini değerlendiriyorum. Ama bunların artık bir tehdit unsuru oluşturacağını zannetmiyorum.</p>
<p class="p1"><b>Sizce Türkiye Barış Pınarı harekâtı ile Batı’ya ABD’ye meydan mı okudu?</b></p>
<p class="p1">Bu suali onların ağzıyla cevaplamak lazım.<span class="Apple-converted-space">  </span>Aksi takdirde belki bizi okuyanlar bir retorik, bir hamaset ile söylediğimizi düşünebilir. Bununla ilgili 3 kişiye baktığımızda sonucu anlayabiliriz. Pentagon’un başındaki Savunma Bakanı Mark Esper, Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey ve<span class="Apple-converted-space">  </span>ABD Dışişleri Bakanı Pompeo’nun söylemiş oldukları… Bunlara baktığımızda Türkiye’nin meydan okuyup okumadığını, ne yapıp ne yapmadığını, çok rahatlıkla anlayabiliyoruz. Esper; “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bizden bu bölgeye müdahil olmak noktasında herhangi bir ricada bulunmadı. Sadece bu bölgeye müdahil olacaklarını söyleyip, bizden askerlerimizi çekmemizi istediler. Biz de buna mecbur kalıp askerlerimizi çektik” diyor. Diğer bir husus ise yine Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey kongrede, Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın önderlik ettiği ekip ile birlikte yapılan mülakatta “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Amerika Birleşik Devletleri’nden izin istemediğini, Amerika Birleşik Devletleri’ne ‘harekâta başlayacağını dolayısıyla Amerika’nın askerlerini çekmesi gerektiğini’ söyledi. Biz de bu duruma yapılan istişare sonucunda karşılık olarak askerlerimizi 30 kilometre güneyine çekmek zorunda kaldık” dedi.</p>
<p class="p2"><b>POMPEO’NUN<br />
AÇIKLAMALARINDAKİ AYRINTI</b></p>
<p class="p1">Bir diğer husus ise Amerikan Dışişleri Bakanı Mike Pompeo.<span class="Apple-converted-space">  </span>O da diyor ki; “Bundan sonra yapacağımız diplomatik ilişkilerde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kendi planları doğrultusunda harekât icra edebilme kapasitesinin önüne geçmek için adımlarımız olacak.” Yani yapılan bu harekât o kadar rahatsız etmiş ki Türkiye’nin elindeki kapasiteyi bir dahaki sefere bu şekilde kullanamaması için dizayn yapacaklarını söylüyor.</p>
<p class="p1">Şimdi bu sözleri dikkate aldığımızda Türkiye’nin bu noktada Amerika Birleşik Devletleri’nden izin almadığını, kendisine biçilen bu terör devleti ile Türkiye’yi boğma projesine asla rıza gösterilmeyeceğini bu anlamda zaten binlerce yıl içerisinde barındırmış olduğu o devlet geleneği, son zamanlarda da biraz önceki bölümde izah etmiş olduğum gibi geliştirdiği kapasite, teknoloji birikimiyle birlikte kendisine rağmen bu bölgede bir oyuna müsaade etmeyeceğini gösteren bir harekâttı bu. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri’nden izin alıp almadığı hususunda Amerikalıların ağzından bu şekilde izah edebiliriz.</p>
<p class="p1"><b>Harekât süresince Türkiye’ye yönelik çok yoğun bir psikolojik savaş yürütüldü, baskı yapıldı. Bu baskının harekâtın başarısı görüldükçe artması da dikkat çekiciydi. Hatta karşıt kutupta yer aldığı bilinen ülkeler bile dozu farklı olsa da harekâta benzer tepkiler verdi. Bunu nasıl okumak lazım?</b></p>
<p class="p1">Harekâta yönelik bir okuma yapılabilir. Bir de tarihsel perspektiften bir okuma yapılabilir. Tarihsel perspektiften okuma yapıldığında Avrupa’nın Türkiye ve bu bölge söz konusu olduğunda, birlikte hareket etmesi ilk defa görülmüş bir husus değil. Bunu Haçlı Seferleri’nden günümüze, şartlar kendileri açısından namüsait seyrettiğinde, bir araya gelmekte asla sıkıntı çekmediklerini gördük. Afrin’deki terör unsurlarına yönelik gerçekleştirdiğimiz Zeytin Dalı Harekâtı’nda da aynısını yaşamıştık.</p>
<p class="p1">Şimdi gelmiş olduğumuz noktada Barış Pınarı Harekâtı’nda aynısını yaşıyoruz. Dolayısıyla özelde Avrupa’nın genelde Batı dünyasının bu şekilde bir davranış geliştirmesine şaşmamak lazım. Sadece onların bu tepkileri üzerine her türden kendimizle ilgili geliştirilmiş olunan senaryoya evet der isek asıl ona şaşmak lazım. Batının ben bu anlamdaki tepkilerinin bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin gelmiş olduğu ekonomik, askeri ve dünya üzerindeki bir anlamda siyasi anlamda geliştirmiş olduğu siyasetle bir şekilde dengelendiğini açıkçası düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Batı bu anlamda burada tepki gösterdi diye Türkiye Cumhuriyeti Devleti harekâttan hiçbir şekilde vazgeçmedi, vazgeçmeyecek de bundan sonra. Ama bu tepkileri ortaya koyanların Rakka’da, Felluce’de, Ninova bölgesinde, Musul’da, Irak coğrafyasında, Hadifa kasabasında, Afganistan coğrafyasında neler yaptıklarını adeta bir Moğol ordusu gibi binlerce yıllık Babil uygarlığı dâhil olmak üzere yerle yeksan ettiklerini, buralardaki müzelerde tarihi değeri olan eserleri bile evlerine götürmekte sakınca görmediklerini Rakka’da 4 binin üzerinde Şii’nin çoluk &#8211; çocuk ve kadın demeden toprağın içerisine terörle mücadele diye gömüldüğünü Birleşmiş Milletler kendi raporlarında yazıyor.</p>
<p class="p1">Sadece bizim söylememiz değil. Rakka’nın DEAŞ terör örgütünden ele geçirilmesinden sonraki görüntülerle, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Tel Abyad, Rasulayn hattına yapmış olduğu bu harekâttan sonraki görüntüler karşılaştırılırsa kuşkusuz ne demek istediğim çok daha anlaşılabilir. Rakka ve Tel Abyad üzerindeki harekât sonlandırıldıktan hemen iki gün sonra Tel Abyat’ta berberlerden kasaplara, bakkal dükkânlarından tüm esnafına birçok işyerinin açılarak hayatın seri bir şekilde başlamış olması da bunun en güzel örneğidir. Ama unutmayalım ki İran destekli milisler ile Esed’in Şebbihaları’ nın Halep de yapmış olduğu katliam sonrası aradan geçen 2 küsur yıldan bu yana Halep’ de yaşam hala başlamadı.</p>
<p class="p1">Rakka’nın şehir denecek hali kalmadı. Tekrardan ayağa kaldırılması çok uzun yıllar sürecek ama Türkiye’nin harekât yaptığı bölgelerde Azez’de, Cerablus’ta,El -Bab’da, Afrin şehir merkezinde ve Rasulayn ile Tel Abyat’ da harekatların hemen sonrasında hızlı bir iyileşmeye gidilerek şehirdeki hayati fonksiyonların ivedilikle yerine getirildiği ve bugün rejimin kontrol ettiği noktalarda birçok şeyin açtığı sıkıntı çekilirken, Türkiye’nin kontrolü altındaki bölgelerde okullardan hastanelere hayatın dolu bir şekilde aktığını hep birlikte biliyoruz.</p>
<p class="p1">Keza Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Suriye coğrafyasında kurulacağı belirtilen 3 adet yeni üniversitenin gelecekteki Suriye’ye katkıları olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin bütçeleri ile açılacak olan bu üniversiteler Türkiye’nin olaya nasıl baktığının en önemli göstergelerinden bir tanesidir. Dolayısıyla bu noktayı nazardan okuduğumuzda o yapılan eleştirilerin kendimize olan güvenimiz, savaş ahlakımız ve savaş ahlakı ile geçmiş çok derin bir tarihsel derinliğimiz olduğunu biliyoruz. Batı’dan öğrenebilecek çok fazla sözümüzün olmadığını da söylemek isterim.</p>
<p class="p1"><b>Büyük resmi anlattınız. Peki biz dünyaya kendimizi anlatabildik mi ya da nasıl anlatabiliriz?</b></p>
<p class="p1">Kendimizi dünyayı anlatma noktasında şartlı olarak manipülatif olarak dünyayı yanlış bilgi ile donatma noktasında yeminli olanlara kendimizi anlatma konusunda çok şansımızın olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü zaten onların amacı bilgiyi manipüle ederek kafaları karıştırmak ama hem Avrupa’da, hem dünyada bir de ne oluyor diye hüsnüniyetle dinlemek isteyen önemli bir kitlenin olduğunu düşünüyorum. Batı’nın da tek bir Batı olmadığını düşünüyorum. Dolayısıyla bunlara kendimizi daha iyi anlatma noktasında eksiklerimizin olduğunu da görüyorum.</p>
<p class="p1">Bunların başında da harekât başladığı günden bu yana Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin faal bir şekilde varlığına devam eden üniversitelerin ki yüzün üzerinde uluslararası ilişkiler ve siyaset bilimi bölümü var bunların her birinden 10 öğretim üyesi bir şekilde sosyal medya ve akademik yazılarla harekâta destek verir mi diye yapmış olduğum taramada maalesef akademiden bu noktada çok fazla destek gelmediğini, entelektüellerimizin bu noktada yeterli katkıyı sunamadıklarını gördüm.</p>
<p class="p1">Bir taraftan Türkiye’nin terörle mücadelesi devam ederken batının YPG ve PYD’yi terör örgütü olarak tanımlama noktasında çatlak ses çıkararak Türkiye’nin harekâtını boşa çıkartacak, Mehmetçiğin daha fazla kanının akmasına sebebiyet verecek açıklamalar varken ve bunlarla ilgili mücadelemizin yeterli olmadığını, Türkiye’de ana muhalefet düzeyinde dahi bu konuların Batı’yla aynı paralelde ele alınıyor olması bizim en büyük sıkıntımız.</p>
<p class="p1">Ben ne Amerika Birleşik Devletleri’nde ne de Batıda terörle mücadele konusunda kendi ülkeleri Türkiye kadar bile terörün bir şekilde kurbanı olmasa dahi terörle mücadele söz konusu olduğunda nasıl yek ve sert bir ses verdiklerini, nasıl herkesin bir araya geldiğini bizzat Batı’da yaşamış bir insan olarak canlı şahidiyim ama söz konusu Türkiye olduğunda bir taraftan Batı, bir de içimizde PKK-YPG- PYD’yi bir terör örgütü olarak tanımlama noktasında ortaya atılan sıkıntılı ifadeler var.</p>
<p class="p1">Bu olay bana sorarsanız kendimizi anlatamamamızdaki en önemli sıkıntılı ayaklarından bir tanesi. Diğer önemli husus ise bizim bu anlamda daha kapsamlı orta ve uzun vadeye yayılmış bir stratejik planımızın ve aklımızın oluşması gerekiyor. Maalesef bu noktada da büyük mesafeler kat edilmesine rağmen düşünce kuruluşlarından üniversitelere yayın ve neşriyat yapan medya organlarımıza kadar farklı dillerde sesimizi duyulabilecek bir etkinliğin içerisinde olmadığımızı görüyorum. Hiç kuşkusuz gayreti çabaları olan TRT World ekranı güzel şeyler yapma noktasında gayretkeş ama bunun da yeterli olmadığını düşünüyorum.<span class="Apple-converted-space">  </span>Özellikle Türkiye’nin Almanya’da üç buçuk milyonun üzerinde bir vatandaşının yaşadığı düşünülürse Avrupa üzerinde 3,5 milyon bunun ekseriyeti Almanya’da yaşıyor. TRT Word’ün Almanya’da Almanca yayın yapan servisinin daha bu ay hizmete giriyor olması bu işlerde ne kadar geç kaldığımızın en güzel göstergesi.</p>
<p class="p1">Çözüm olarak belki üniversitelerin ister vakıf üniversitesi, ister devlet üniversitesi olsun daha üretken olmaya zorlanması bu anlamda yazılmış olunan akademik yayınlarının sosyal medya üzerinden de yayılması ve akademi içerisinde bulunan kişilerin savaşın farklı bir boyutu haline gelen sosyal medyada daha organize bir şekilde karşılık verecek şekilde bir etkileşim içerisine girecek motivasyona tabi kılınması bu sorunun çözümünde önemli bir katkı sunacaktır diye düşünüyorum.</p>
<p class="p1"><b>Önce 17 Ekim’de ABD ile ardından 22 Ekim’de Rusya ile biri 13 diğeri 10 maddeden oluşan mutabakat gerçekleştirdik. Harekâtın bütünü ve bu mutabakatlar çerçevesinde Türkiye harekâtta neyi hedefliyordu neyi aldı?</b></p>
<p class="p1">Bunu şu boyuttan değerlendirmeliyiz; Cumhurbaşkanı’nın iki yıldan bu yana söylemi vardı. “Fırat’ın doğusunda bize tehdit oluşturacak hiçbir terör örgütünü barındırmayacağız.”</p>
<p class="p1">Bununla da yetinmedi Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda bir harita çıkarttı ve o haritada 30 kilometrelik sınırlarımız boyunca bulunan hattı, terör örgütü unsurlarından arındırma, ikincisi olarak da bu bölgeyi adeta bir barış koridoruna çevirerek Türkiye’deki sığınmacıların bir bölümünün buraya yerleştirilmesi şeklinde iki siyasi bir hedef koydu.</p>
<p class="p1">Bu iki siyasi hedefe diploması alanında bir çare bulunamayınca da askeri bir harekâta girişildi. Bu askeri harekâtın başarılı olması sonucunda hem Amerika, hem de Rusya’yla terör örgütü mensuplarının belirlenmiş olunan Fırat’ın doğusuna tekabül eden Irak sınırına kadar dayanan bölgeden 30 kilometre aşağıya çekilmesi taahhüt edildi. Bu taahhüt doğrultusunda Tel Abyad- Rasulayn<span class="Apple-converted-space">  </span>arası Amerika ile varılan mutabakat ile Rusya ile varılan mutabakat kapsamında ki süre şu an için çalışıyor. Fırat’ın doğusu dediğimiz Irak sınırıyla Fırat nehri arasında ve buna ilaveten de Mümbiç ile Tel Rifat’ı da dahil edecek şekilde terör örgütü unsurunun kalmaması isteniyor.</p>
<p class="p1">Eğer bu mutabakat masada planlandığı gibi sahada da karşılığı olursa ki Amerika Birleşik Devletleri ile yapılan mutabakat çerçevesinde Resulayn ve Tel Abyad arasında yaklaşık bine yakın teröristin bölgeden kendilerine gösterilen yol üzerinden bölgeyi boşalttığı Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından da teyit edildi. Bu husus diğer bölgelerde de sağlanırsa Aynel-Arap’ta, Münbiç’te, Malikiye’de, El- Basri’ye de bu bölgelerde sağlanırsa o zaman Türkiye siyasi anlamda koymuş olduğu hedefine kısmen de askeri gücü ile ama daha çok masadaki başarısıyla ulaşmış sayılacaktır. İkinci hedef olan sığınmacıların bu bölgeye yerleştirilmesi ile ilgili hususta önümüzdeki süreçte en hararetli konularından biri olmaya devam edecektir diye düşünüyorum.</p>
<p class="p2"><b>TÜRKİYE GEREKİRSE 40 KM’DE<br />
TERÖRLE MÜCADELE EDECEKTİR</b></p>
<p class="p1"><b>Yapılan mutabakatlarda YPG’nin<span class="Apple-converted-space">  </span>Fırat’ın doğusunda 30 km altında varlığını sürdürmesi riskine dikkat çekiliyor. Örgütün varlığını sürdürmesi, gelecekte Türkiye açısından terör tehdidinin devam edeceği anlamına mı geliyor?</b></p>
<p class="p1">Bu konu ile mücvir muhit kavramını kullanmak istiyorum.<span class="Apple-converted-space">  </span>Tabi ki Türkiye kendisine yönelik terör eylemleri devam ettiği takdirde, 30. kilometrede elini kolunu bağlayıp oturmayacak. Bu noktada Rusya ile varılan Adana mutabakatı özellikle gündeme getiriliyor. Bu ne demek? Türkiye, Suriye içerisinde 31. kilometrede de 40. kilometrede kendisine tehdit oluşturabilecek terör örgütleriyle Suriye coğrafyası içerisinde askeri anlamda terörle mücadele konseptini yürütebilecek.<span class="Apple-converted-space">  </span>Dolayısıyla bu şekilde olaya bakmak lazım ama derseniz ki; PYD ve YPG 30 kilometrede değil 300 kilometrede de bulunmasın! Bu da sizin masadaki ve sahadaki gücünüz ile alakalı. Ben Türkiye’nin 200- 300 kilometre güneye inerek terörist kovalamak gibi bir siyasi ve askeri bir hedefinin olmadığını düşünüyorum. Doğrusunun da şu an olduğu gibi kendi sınırları içerisinde tehdit edecek bir yapının kendi sınırlarından 30-40 kilometre uzaklaştırılmasının ve daha sonra da bu noktalardan gelebilecek terör saldırıları olursa bunun da Adana mutabakatı çerçevesinde arkasından koşulmasının en doğru şu an için kullanılabilecek bir seçenek olduğunu düşünüyorum.</p>
<p class="p1"><b>ŞAM İLE TEKRAR ESKİSİ GİBİ OLMAZ</b></p>
<p class="p1"><b>Adana Anlaşmasını vurguladınız bu durum Şam ile diyaloğun yolunu mu açıyor? </b></p>
<p class="p1">Adana mutabakatını uygulama noktasında Şam’ın yüzünün olmadığını düşünüyorum. Şam ile diyalog noktasında zaten bürokrasi bazında bir diyaloğun olduğunu hep birlikte biliyoruz. Özellikle de istihbarat paylaşımı başta olmak üzere ama ben şartlar ne olursa olsun anayasa komitesi çalışması devam ederken ve Suriye’de anayasa komitesi çerçevesinde yeni bir Suriye hedefi ortada dururken sanki hiçbir şey olmamış gibi birilerinin istediği şekilde Şam yönetimiyle tekrar geçmişte olduğu gibi sarmaş dolaş bir görüntü verileceğini zannetmiyorum. Çünkü hiç kimse unutmasın ki Şam rejimi eli kanlı bir rejimdir. 6 milyon vatandaşını başka ülkelere sürmüştür. Milyona yakınını da bizzat kimyasal bombalarla katletmiştir. Şu an için yeni oluşturulacak anayasa komitesi çerçevesindeki Suriye projesi ortaya çıkana kadar da Şam’da mevcudiyetini sürdüren bu rejim ile hiçbir şekilde irtibat kurulmaması anlamına gelmez. Dolayısıyla ben Rusya Federasyonu’nda varılan mutabakat ile Şam rejiminin şu anki hükümet tarafından her konuda muhatap alarak elinin sıkılacağı ve onlarla çok güzel görüntüler verileceği bir dönemden çok, terörle mücadele başta olmak üzere bazı hususlarda Rusya’nın orkestra şefliğinde bir koordine içerisinde bulunulma ihtimalini yüksek görüyorum.</p>
<p class="p1"><b>Rusya ile varılan mutabakat sonucu Rusya, Fırat’ın doğusuna geçmiş oldu. Rusya’yı kazançlı saymak mümkün mü, bu durumun oluşturabileceği riskler var mı?</b></p>
<p class="p1">Suriye coğrafyasında Türkiye tek başına oyun kurucu değil. Dolayısıyla bölgeye kimin girip kimin çıkacağına Türkiye tek başına karar vermiyor. Dolayısıyla bir güç maksimizasyonu yapabilecek durumda değiliz. Hattı zatında Rusya da, Amerika Birleşik Devletleri de bu durumda tek başına değil. Dolayısıyla Rusya’nın güney sınırlarımız boyunca Türk askerleri ile birlikte devriye gezmesi sınırlarımıza bir şekilde komşu oluyor gibi gözükmesi çok da sıkıntılı bir husus değil. Bu bölgede kontrol edilmesi ve rasyonel karar mekanizmaları olmayan PKK – YPG, uluslararası istihbarat örgütlerinin adeta taşeronu haline gelmiş DEAŞ gibi terör örgütlerinin bulunmasındansa, o toprakları Rusya Federasyonu gibi rasyonel bir devlet aklının kontrol ediyor olması bizim açımızdan çok sakıncalı bir tutum değil.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bunun sebebi de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin Suriye coğrafyasındaki aktörlerin kimin olacağı ya da kimin olmayacağı noktasında tek başına dizayn etme gücünün ve kapasitesinin olmamasından kaynaklandığını ama bu aynı kapasite eksikliğinin Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya için de geçerli olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin; Rusya… Amerika Birleşik Devletleri Suriye coğrafyasına izinsiz gelmiş bir devlettir ama Amerika Birleşik Devletleri’ni oradan çıkartıp atma noktasında yetersizdir.</p>
<p class="p1">Amerika Birleşik Devletleri için Rusya’nın bu bölgede olması istenilen bir husus değildir ama Rusya, Hmeymim başta olmak üzere birçok üs konusunda Suriye rejiminden taviz almış, bölgede etkinliğini arttırmış bir devlettir. Aynı şey Türkiye Cumhuriyeti Devleti için de geçerlidir.<span class="Apple-converted-space">  </span>Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye’nin Suriye coğrafyasında Afrin’den Irak sınırına kadar olan bir bölgeyi kontrol etmesini istememektedir. PKK’nın Suriye kolu olan YPG’ ye bu denli etkin tedbirler almasını istememektedir ama Türkiye’nin bu noktada ortaya koymuş oldu iradeye de engel olamamaktadır.<span class="Apple-converted-space">  </span>Denkleme bu noktadan baktığınızda o eleştirilerin çok fazla bir anlamının olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p2"><b>İRAN TÜRKİYE’NİN BÜTÜNLEŞTİRİCİ SİYASETİNİ TEHLİKELİ BULUYOR</b></p>
<p class="p1"><b>Bölgede bir diğer önemli aktör Astana sürecindeki garantör üç ülkeden de biri olan İran. İran’ın Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik olumsuz bir tutum takındığı görüldü. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan bu konuda İran Cumhurbaşkanı Ruhani’ye yönelik sitemi oldu. İran neden rahatsız oldu harekâttan?</b></p>
<p class="p1">İran Türkiye’nin Suriye coğrafyasında anayasa komitesi gibi çok kritik bir sürece girildiğinde daha fazla alan kazanması ve etkinlik kazanmasını istemiyor aynı zamanda Barış Pınarı Harekâtı’nda da Türkiye’nin rolünün İran’ın Tahran’dan Beyrut’a kadar giden yol üzerinde bu faaliyetlerini rahatsız edebilecek bir boyutunun olduğunu düşünüyor. Asli siyaseti Türkiye’yi, Suriye’yi, Irak’ı kendi içlerinde manipüle etmek.</p>
<p class="p1">Bir diğer boyutu da İran kendi siyaseti ve stratejisi açısından mücadeleyi kendi coğrafyasında vermek yerine, Yemen’de, Lübnan’da, Irak’ta, Suriye’de ve hatta mümkün olsa Türkiye’nin içerisinde vermeyi tercih edebilecek bir devlet. Bu anlamdaki siyasetinden hiçbir şekilde vazgeçmiyor. Yeri geldiğinde İran’ın içerisindeki PKK unsurlarını himaye etmekten asla geri durmuyor. Yeri geldiğinde alan sosyolojisi asla İran’ın mezhepsel anlamda bir girişimde bulunmasına müsaade etmese de Suriye coğrafyasında da adeta Irak coğrafyasında olduğu gibi rahat hareket etmek istiyor. Irak coğrafyasında malumunuz olduğu üzere Şiilerin çoğunlukta olduğu bir coğrafya olmasına rağmen Suriye coğrafyasında Nusayrilerin ve Alevilerin yüzdelerine bakıldığında İran’a bu coğrafyada çok rahat hareket etme imkânı sağlamamasına rağmen Afganistan’dan Tacikistan’a kadar mezhepsel temelli ve demografiyi değiştirecek yabancı terörist savaşçıları bu bölgeye taşıyıp Halep’te etkinlik kurmak istiyor Fişhabur kapısında etkinlik kurmak istiyor. Farklı diğer noktalarda etkinlik kurmak istiyor. Türkiye’nin bu noktada ki bütünleştirici siyasetini de kendisi için büyük bir tehdit olarak görüyor. Tipik Fars’i siyaseti ile yani bir taraftan bir eliyle sırtınızı okşarken öbür tarafta da diğer eliyle de farklı noktada farklı pazarlıklar içerisine girebiliyor. Cumhurbaşkanı bu noktada İran’a yönelik olarak çok net açıklamalar yaptı. İran bu tavrını bu bölgede bu şekilde sürdürmeye devam ettiği takdirde kendisi için sıkıntı haline gelen ambargolar konusunda Türkiye’nin uzattığı rahatlatıcı elin kendisine uzanmayacağını da sanırım anlamış olmalı.</p>
<p class="p1"><b>İran’la Türkiye karşı karşıya gelir mi? </b></p>
<p class="p1">İran’ın kendisine ait bir gücü yok. Kendini terörleştiren milisleri aracılığıyla bu coğrafyalarda mücadelesini sürdürüyor. Dolayısıyla İran ile Türkiye’nin ben zaten Suriye coğrafyasında farklı zamanlarda karşı karşıya kaldığını, İdlip’te, Afrin Harekâtı’nda, Barış Pınarı Harekâtı’nda gördüğümüzü söyleyebilirim ama İran’a ait unsurların bizzat kendi kara gücüyle Suriye’ye vasıl olacak bir kara bağlantısı malum üzere yok yine milisleri aracılığıyla söylemiş olduğunuz vardır.</p>
<p class="p1">Hattı zatında bu risk olmaktan çıkıp zaman zaman pratiğe de dökülmüştür. Ancak İran’ın, milisleri aracılığıyla biraz önce saymış olduğum çok dominant bir terörle mücadele unsuru olan Suriye coğrafyasının en etkili gücü olan Türkiye’yi karşısına alabilecek bir gücünün olmadığını da bilmemiz gerek.</p>
<p class="p1"><b>Harekat sonrasında bir teröristin parlatıldığını da görüyoruz. Amerikalıların “Mazlum Kobani” adını taktıkları Şahin Cilo kod adlı Ferhat Abdi Şahin… Bakıyoruz bizim medyada bile “Mazlum Kobani” diye ismi zikrediliyor. Amerikalıların hedefi ne?</b></p>
<p class="p1">Amerika Birleşik Devletleri, Şahin Cilo kod adlı terörist üzerinden PKK’dan farklılaştırdığı bir yapı ortaya çıkartmak istiyor. PKK’nın giymiş olduğu üniformamsı o yapı dahi Şahin Cilo namlı teröristin üzerinde farklılaşıyor ve kendisine bir general payesi yakıştırılıyor. Bununla ilgili yapılmak istenilen bu 30 kilometrenin dışındaki alanda terörist olmadığı ve adıyla müsemma bir görüntü çizmeye çalıştıkları masum ve mazlum bir halkın önderliğini yapan kişi imajı çizilmek isteniyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla mazlum isminin seçilmesi de dahil olmak üzere bir subliminal mesaj yöntemi olarak kullanıldığını düşünüyorum. Fakat Mazlum Kobani denilen Şahin Cilo kod adlı ve birçok takma adı bulunan teröristin Türkiye ve Afrin saldırısı dâhil olmak üzere birçok saldırıda PKK’lı olarak kırmızı bültenle arandığını ve Türkiye’nin Suriye coğrafyası da dahil olmak üzere bulduğu ilk yerde etkisiz hale getirme noktasında kararlı olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, YPG konusunda sınırlarımız boyunca 30 bin tır dolusu silahı bir şekilde taşımama noktasında kendisine yapılan ikazları nasıl dikkate almayarak bu noktada devam ettiyse, bu ismi verilen teröristi koruma ısrarı devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendisi açısından terörist eylemler yaptığından hiçbir şekilde şüphe bulunmayan bu şahsı tıpkı diğer kırmızı bültenle aranan ve Kandil Dağı’nda ve farklı coğrafyalarda bulunan ve etkisiz hale getirilen teröristleri nasıl imha ettiyse onu da imha etmekten imtina etmeyeceğini kısa bir zaman içerisinde hepimiz hep birlikte şahitlik edeceğiz.</p>
<p class="p2"><b>RUSYA, PYD OLUŞUMUNU<br />
ABD’YE TERK ETMEK İSTEMİYOR</b></p>
<p class="p1">Rusya’nın tavrının ise Amerika’dan biraz daha farklı olduğunu düşünüyorum. Çünkü Rusya PYD bir terör örgütü olarak kabul etmiyor, aynı zamanda da hiçbir şekilde PKK – PYD -YPG oluşumunu tek başına Amerika Birleşik Devletleri’nin eline terk etmek istemiyor. Dolayısıyla da Şahin Cilo lakaplı terörist ile Rusya Savunma Bakanlığı yetkilileri arasında basına servis edilen görüntü aslında, 30 kilometreye biz sizi bir şekilde iteklemek, Türkiye’nin taleplerine boyun eğmek durumunda kalıyoruz ama unutmayın ki biz sizi tanıyoruz, tanımlıyoruz. Bu anlamda yeri geldiğinde sizinle telekonferans yapıyoruz anlamında verilen bir mesaj olarak okumak lazım.</p>
<p class="p1">Ben YPG ve PKK’nın Suriye coğrafyasında bu vakitten sonra 30 kilometrenin güneyine indiklerinde petrol sahalarının bekçiliğini yapma noktasında Amerika Birleşik Devletleri tarafından gönlünün okşandığını da düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Bu noktada tekrardan eskiden olduğu gibi bir terör devleti yaratma noktasında Rakka ve Deyr Ez Zor hattında çok fazla şanslarının olmadığını alan sosyolojisinin YPG’ye bu noktada destek verecek bir demografiye sahip olmadığını söyleyebilirim.</p>
<p class="p1"><b>PARÇALI BİR SURİYE YARATILACAK</b></p>
<p class="p1"><b>Suriye’de yeni bir anayasa süreci başlıyor. Bu süreçle ilgili öngörüleriniz nedir? </b></p>
<p class="p1">Anayasa süreci sona erdiğinde Suriyelilerin kendi yönetimlerini kendilerinin belirleyeceği bir rejimi, bir düzeni, bir devleti hiçbir şekilde kavuşamayacaklarını düşünüyorum. Bu noktada akıl hocalarının Irak’ta, Lübnan’da Bosna Hersek’te kurguladığı düzen akılda tutulduğunda Suriye’deki rejimin de farklı etnisiteler, farklı mezhepler, farklı inanç grupları arasında bölünerek adeta bölünmüş ve bir Suriye’ye imza atılacağını, bunun destekçisinin başta İsrail olacağını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Suriye bu anayasa komitesi ile birlikte Mısır’da Muhammed Mursi’nin iktidara gelmesi ile ilgili yaşanan sürecin bir benzerinin bir şekilde Suriye’de kurgulamak isteyeceklerini dolayısıyla da şartlar ne olursa olsun halk kime oy verirse versin Cumhurbaşkanının bir mezhepten olduğu, Başbakanın farklı bir mezhepten olduğu, silahlı kuvvetlerinin komutanının farklı bir etnisiteden olduğu parçalı bir Suriye yaratılacaktır.</p>
<p class="p2"><b>BAĞDADİ’NİN ÖLDÜRÜLMESİ<br />
SORUNU ÇÖZMEYECEKTİR</b></p>
<p class="p1"><b>Terör örgütü DEAŞ’ın başındaki Bağdadi’nin öldürüldüğü iddiaları ortaya çıktı. Bu iddialar doğru ise DEAŞ’ın başına sizce kim geçer, DEAŞ terör örgütüne yeni bir misyon mu yükleniyor? </b></p>
<p class="p1">Pentegon’un basın muhabirleri aracılığıyla bu iddia ortaya atıldı. Trump’ın açıklamaları farklı bir noktaya tekabül ediyor. Şunu söylemek gerekiyor; Amerika Birleşik Devletleri’nin DEAŞ elebaşını öldürdüğünü iddia etmesi, iddia diyorum çünkü elimizde ne Usame Bin Ladin ile ilgili ne de Bağdadi ile ilgili bir bilgi yok. Amerika yine aynı taktiği kullanarak Bağdadi’nin etkisiz hale getirildiğini öldürüldüğünü başkan ağzıyla duyurdu. Bütün dünyanın bu söylenilen her şeye adeta haşa iman edercesine inanması isteniyor.</p>
<p class="p1">Bağdadi öldürülmüş olsa da olmasa da bizim açımızdan çok kayda değer bir husus değil. Çünkü Amerika Birleşik Devletleri’nin soğuk savaş sonrasında en önemli projesi, terör örgütleri vasıtasıyla yaratıcı kaos dediğimiz kaos düzeninin; Çin’den Orta Asya’ya, Orta Asya coğrafyasından Kafkasya’ya, Kafkasya’dan Ortadoğu’ya ve Afrika içlerine kadar bir siyaset güdüyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla Bağdadi’nin öldürülmüş olması sorunu çözmeyecektir. Bölgede istihbarat örgütleri tarafından Amerika Birleşik Devletleri ve Batı’nın ihtiyaçları doğrultusunda zaten sosyolojisi alanda hazır olan radikalleşmiş unsurlar etrafında farklı isimlerle, farklı terör örgütleri yaratma noktasında bir sıkıntılarının olmayacağını ön görebilirim.</p>
<p class="p1">Bu noktada yalnız bu coğrafyanın insanın da başta Türkiye Cumhuriyeti Devleti olmak üzere bir bilinç oluştu ve bu bilinç doğrultusunda artık Deaş denilen terör örgütü diğer terör örgütü vasıtasıyla neler oluyor noktasında manipülatif düşünmeye itilmediğini ve olaya sorgulayıcı bakış açısı geliştirilerek Amerika Birleşik Devletleri’nin terörle bir dizayn, bir finansal düzenleme yaptığı noktasında herkesin kafasının çok berrak olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla Bağdadi’nin öldürülmesi Trump’ın seçim kampanyası açısından önemli bir noktaya tekabül edebilir ama Ortadoğu coğrafyasında özellikle Türkiye siyaseti açısından çok bir değerinin olmadığını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">Çünkü Türkiye bu noktada kendisi için oynanan oyunu görmüştür. Bu noktadan sonra ister adına DEAŞ deyin ister başka isim koyun! Türkiye terörle kendisinin kuşatılmasına ve Batı medyasında da bir şekilde terörle irtibatlı gibi gösterilen zırva açıklamalara tavrını çok net bir şekilde ortaya koymuştur.</p>
<p class="p1"><b>İDLİB’İ ISITACAKLAR</b></p>
<p class="p1"><b>DEAŞ elebaşının öldürüldüğü iddiası doğruysa bu İdlib’e yapılacak bir operasyonun habercisi mi?</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu olay İdlib’te olsa da olmasa da ben İdlib’in ısıtılması noktasında asla tereddüt etmeyeceklerini, İdlib’ i bir şekilde ısıtmak isteyeceklerini düşünüyorum. İdlib’ten de Türkiye’ye yönelik olarak bir düzensiz göç hareketi olduğu takdirde, Fırat’ın doğusundaki sorunu halletmiş ve gücünü farklı noktalara tevkif etme noktasında eli daha da rahatlamış bir Türkiye’nin İdlib noktasında olup bitenlere seyirci kalmayacağını, sınırları içerisinde 3-4 milyon daha Suriyeliyi daha kabul etmeyeceğini söyleyebilirim</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bati-baskentlerinin-isiklari-sabaha-kadar-sonmedi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barış Pınarı’dan sonra PYD’nin tükenişi&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/baris-pinaridan-sonra-pydnin-tukenisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/baris-pinaridan-sonra-pydnin-tukenisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Oct 2019 10:17:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[PKK]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12866</guid>

					<description><![CDATA[Aysel Tuğluk imzası ile 29 Ekim 2014 tarihinde “Kobani&#8217;den sonra çözüm süreci ve AKP&#8217;nin tükenişi” başlıklı bir yazı yayınlanmıştı T24 sitesinde. Yazıya aynı siteden erişim yok ama başka bir siteden tamamını okumak mümkün. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirdiği harekat ve ardından ABD ve Rusya ile varılan mutabakatlar neticesinde PYD’nin 440 km genişlik ve 30 km derinlikteki hattan çekilmek zorunda kaldığı bugün, dönüp o yazıyı bir daha okumanızı öneririm. Türkiye’nin DEAŞ’ı desteklediği yalanının psikolojik harp taktiği olarak dolaşıma sokulduğu günlerdi. Tuğluk bu yalanı delil göstererek “AKP kesin bir şekilde partner olmaktan çıkmıştır. Zira IŞİD kartı ile sürece karşı en büyük komployu kurdu. Bu açıdan süreç konusunda devletin geleceğini düşünenler ve seküler güçler hızla sorumluluk almalıdır” diyordu malum yazıda. Vaktiyle söz konusu yazı üzerine çok yorum yapılmış, çok yazı yazılmıştı. Seküler kesimleri güçlerini birleştirmeye çağıran Aysel Tuğluk, Eşbaşkanı olduğu DTP ile birlikte PKK’nın siyasi ayağında yeni bir dönemin temsilcisi olarak pohpohlanıyordu. Leyla Zana gibi katı Kürt milliyetçisi figürlere karşı laik kesime sevimli gelebilecek “liberal, ılımlı” biri olarak lanse ediliyor, o da &#8220;Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek&#8221; gibi ifadelerle bugün CHP ve HDP arasındaki ittifakın taşlarını örüyordu. ABD’sinden Rusya’sına, İran’ından Esed’ine, FETÖ’sünden PKK’sına Türkiye düşmanı ne kadar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Aysel Tuğluk imzası ile 29 Ekim 2014 tarihinde “Kobani&#8217;den sonra çözüm süreci ve AKP&#8217;nin tükenişi” başlıklı bir yazı yayınlanmıştı T24 sitesinde. Yazıya aynı siteden erişim yok ama başka bir siteden tamamını okumak mümkün. Türkiye’nin Fırat’ın doğusuna gerçekleştirdiği harekat ve ardından ABD ve Rusya ile varılan mutabakatlar neticesinde PYD’nin 440 km genişlik ve 30 km derinlikteki hattan çekilmek zorunda kaldığı bugün, dönüp o yazıyı bir daha okumanızı öneririm.</p>
<p><strong>Türkiye’nin DEAŞ’ı desteklediği yalanının psikolojik harp taktiği olarak dolaşıma sokulduğu günlerdi. </strong>Tuğluk bu yalanı delil göstererek “AKP kesin bir şekilde partner olmaktan çıkmıştır. Zira IŞİD kartı ile sürece karşı en büyük komployu kurdu. Bu açıdan süreç konusunda devletin geleceğini düşünenler ve seküler güçler hızla sorumluluk almalıdır” diyordu malum yazıda.</p>
<p>Vaktiyle söz konusu yazı üzerine çok yorum yapılmış, çok yazı yazılmıştı. Seküler kesimleri güçlerini birleştirmeye çağıran <strong>Aysel Tuğluk, Eşbaşkanı olduğu DTP ile birlikte PKK’nın siyasi ayağında yeni bir dönemin temsilcisi olarak pohpohlanıyordu. Leyla Zana gibi katı Kürt milliyetçisi figürlere karşı laik kesime sevimli gelebilecek “liberal, ılımlı” biri olarak lanse ediliyor, o da &#8220;Kurtarıcı motif, tarihsel imge Mustafa Kemal ve onun tarihsel eylemselliğinin büyüklüğü kendisini gösterdi ve gösterecek&#8221; gibi ifadelerle bugün CHP ve HDP arasındaki ittifakın taşlarını örüyordu.</strong></p>
<p>ABD’sinden Rusya’sına, İran’ından Esed’ine, FETÖ’sünden PKK’sına Türkiye düşmanı ne kadar mahfil, örgüt, devlet varsa hepsinin hep bir ağızdan “Türkiye Kürtlere karşı DEAŞ’ı destekliyor” yalanını söylüyordu. Yalana kılıf da hazırdı; FETÖ ve Tuğluk’un çağrı yaptığı seküler güçlerin iş birliğiyle MİT tırları kumpası devreye sokulmuştu. Kimi CHP’li vekiller kumpasa kuryelik yapıyor kimisi de Meclis çatısı altında bu yalanı tekrarlamak suretiyle yabancı basına da malzeme sağlıyordu.</p>
<p>Bu film döndürüle döndürüle gösterilirken Suriye’nin kuzeyi, PKK ve DEAŞ arasındaki danışıklı dövüş ile sarı renge boyandı. Yine o günlerde sonra “AK Parti hükümetinin DEAŞ’a yardım ettiği ve bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yargılanması gerektiği” iddiası dillendirilmeye başlandı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Aradan 5 yıl geçti. Türkiye kendine karşı oynanan bu oyunu tersine çevirmeyi başardı. Suriye’nin kuzeyinde, hemen ayağımızın dibinde devlet kurma hayaline kapılan terör örgütü şimdilerde kendine yeni efendiler arıyor. Komutan süsü verilerek aktörleştirilmeye çalışılan terör örgütü yöneticisi biri, aynı anda Esed, Rusya, ABD, Fransa, Almanya ve daha bilmediğimiz kim bilir hangi ülke ve istihbarat örgütü ile görüşmeler yapıyor. Yeni sahipleri için yeni ve cazip tarifeler sunuyor.</p>
<p>Ama o iş bitti artık. Türkiye sınır güvenliğini tehdit etmeyecek bir derinliğe kadar sürdü PYD’yi. Oradan gerisini rejim ve Rusya düşünsün. Suriye’nin toprak bütünlüğü sadece Türkiye’nin derdi değilse tabii.</p>
<p>Beş sene önce “Kobani’den sonra AK Parti’nin tükenişi” diye kendi kendine müjde verenler için bugün işler pek iyi gitmiyor olmalı. Türkiye, en başından beri Suriye’nin kuzeyinde bir güvenli bölge kurulsun teklifini dile getirdi. İstedi ki Suriye halkı ülkesini terk etmek zorunda kalmasın, burada BM gözetiminde bir güvenli bölge oluşturulsun ve insanlar geçici olarak burada kalabilsin. Bu en başında yapılabilseydi ne PKK ve DEAŞ kendileri için egemenlik alanları oluşturmaya kalkabilirdi, ne olaylar iç savaşa dönüşür, ne de bu kadar uzun sürerdi.</p>
<p>Türkiye sahada ve masada güçlendikçe Suriye’de istikrar ve çözüm daha yakın.</p>
<p>Halime Kökçe/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/baris-pinaridan-sonra-pydnin-tukenisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kazandık ama rehavet ölüm demektir, bilin…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kazandik-ama-rehavet-olum-demektir-bilin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kazandik-ama-rehavet-olum-demektir-bilin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Oct 2019 07:48:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12819</guid>

					<description><![CDATA[Artık, elimizde iki mutabakat metni var. Biri, ABD Başkan Yardımcısı Pence’in, diğeri ise Rusya Devlet Başkanı Putin’in imzasını taşıyor. Türk diplomasi arşivine giren bu iki metin için Başkan Erdoğan ve ekibine teşekkür ederiz. Metinler, Türkiye’nin, 2016 itibariyle, Suriye topraklarında gerçekleştirdiği üç operasyonun meşruiyetini ve hukuki haklılığını kabul eden belgelerdir. Beka mücadelesi sürecinde memleketin güvenliği için başlattığımız her harekata, dışardan “işgal” kelimesini yapıştıran, içerden de “ne işimiz var oralarda” diyerek sulandıranlara güçlü cevaptır. Trump ve Putin, son yaptıkları açıklamalarla, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun aksine, Türkiye’nin güvenliği ve bekası için o coğrafyada bulunması gerektiğine inandıklarını gösterdiler. 15 Temmuz Siyonist saldırısından 5 gün sonra, işgal amaçlı darbenin bir senaryo olduğunu, asıl darbeyi Erdoğan’ın yaptığını söyleyen Kılıçdaroğlu son grup konuşmasında 15 Temmuz şehit ve gazilerinden söz ediyordu… Tahminim, önümüzdeki üç yıl içinde Suriye’de yapılmış harekatların ne kadar gerekli olduğunu söyleyecek kıvama geleceğidir. Ortadoğu’da yeni paradigma doğdu Barış Pınarı Harekatı’nın başladığı gün şunu söyledik: “Küresel paradigma değişikliği yaşıyoruz. Yeni paradigma ABD-Rusya-Türkiye üçgenine oturacak görünüyor. FETÖ ve PKK başta, hesaplarını ABD-AB ittifakı desteğine dayandırmış tüm politikacı, gazeteci, akademisyen, parti  ve kurumlar için üzgünüz, yolun sonuna geldiler.  “Yeniden Kuvvayı Milliye” derken bunu söylüyorduk.”(1) Erdoğan tek hamlede, üç hedef yakaladı: 1- Obama ekibinin Suriye’de yarattığı bataklığın içinde debelenip duran, bu arada, 2020 Başkanlık Seçimi kampanyası tehlikeye giren Trump’ı, o bataktan çekti çıkardı, 2- Küresel satrancın Ortadoğu kanadında yorulmuş Putin’e, biriktirdiği &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Artık, elimizde iki mutabakat metni var.</p>
<p>Biri, ABD Başkan Yardımcısı <strong>Pence</strong>’in, diğeri ise Rusya Devlet Başkanı <strong>Putin’</strong>in imzasını taşıyor. Türk diplomasi arşivine giren bu iki metin için Başkan <strong>Erdoğan</strong> ve ekibine teşekkür ederiz.</p>
<p>Metinler, Türkiye’nin, 2016 itibariyle, Suriye topraklarında gerçekleştirdiği üç operasyonun <em>meşruiyetini </em>ve <em>hukuki haklılığını</em> kabul eden belgelerdir.</p>
<p>Beka mücadelesi sürecinde memleketin güvenliği için başlattığımız her harekata, dışardan <strong>“işgal”</strong> kelimesini yapıştıran, içerden de <strong>“ne işimiz var oralarda</strong>” diyerek sulandıranlara güçlü cevaptır.</p>
<p><strong>Trump ve Putin, son yaptıkları açıklamalarla, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun aksine, Türkiye’nin güvenliği ve bekası için o coğrafyada bulunması gerektiğine inandıklarını gösterdiler.</strong></p>
<p><em>15 Temmuz Siyonist saldırısından</em> 5 gün sonra, işgal amaçlı darbenin bir senaryo olduğunu, asıl darbeyi <strong>Erdoğan</strong>’ın yaptığını söyleyen <strong>Kılıçdaroğlu </strong>son grup konuşmasında <em>15 Temmuz şehit ve gazilerinden</em> söz ediyordu…</p>
<p>Tahminim, önümüzdeki üç yıl içinde Suriye’de yapılmış harekatların ne kadar gerekli olduğunu söyleyecek kıvama geleceğidir.</p>
<p><strong>Ortadoğu’da yeni paradigma doğdu</strong><br />
Barış Pınarı Harekatı’nın başladığı gün şunu söyledik:</p>
<p><strong>“Küresel paradigma değişikliği yaşıyoruz.</strong></p>
<p><strong>Yeni paradigma ABD-Rusya-Türkiye üçgenine oturacak görünüyor.</strong></p>
<p><em>FETÖ ve PKK başta, hesaplarını ABD-AB ittifakı desteğine dayandırmış tüm politikacı, gazeteci, akademisyen, parti  ve kurumlar için üzgünüz, yolun sonuna geldiler. </em></p>
<p><strong>“Yeniden Kuvvayı Milliye”</strong><em> derken bunu söylüyorduk.”</em>(1)</p>
<p>Erdoğan tek hamlede, üç hedef yakaladı:</p>
<p>1- Obama ekibinin Suriye’de yarattığı bataklığın içinde debelenip duran, bu arada, 2020 Başkanlık Seçimi kampanyası tehlikeye giren <strong>Trump</strong>’ı, o bataktan çekti çıkardı,</p>
<p>2- Küresel satrancın Ortadoğu kanadında yorulmuş <strong>Putin</strong>’e, biriktirdiği gücü meşrulaştıracağı bir anlaşma zemini, onurlu çıkış kapısı oluşturdu,</p>
<p>3- Türkiye’nin beka mücadelesinin şakası olmadığını, bu mücadelede günü geldiğinde tüm dünyanın yanabileceğini önce ABD ve Rusya’ya ve haliyle dünyaya gösterdi.</p>
<p>İran, İsrail ve İran için üzgün olduğumu söyleyemeyeceğim.</p>
<p>Bu üç devletin arasındaki mücadelenin Ortadoğu halklarına yüzbinlerce can kaybına, milyonlarca mülteciye ve büyük yıkıma yol açtığını gördük.</p>
<p><strong>ABD-Türkiye-Rusya üçgeninde zemin bulan yeni paradigma bu büyük yıkımı kısa zamanda tamir edebilecek güçtedir.</strong></p>
<p>Bu yeni gelişmeyle birlikte;</p>
<p><strong>Benyamin Netanyahu,</strong></p>
<p><strong>Muhammed bin Selman,</strong></p>
<p><strong>Muhammed bir Zayed,</strong></p>
<p><strong>Beşar Esed,</strong></p>
<p><strong>Abdülfettah el Sisi</strong> ile vedalaşma zamanıdır.</p>
<p>Saydığımız isimler, <em>emperyalist-siyonist hareketin</em> Türkiye’yi felç ederek hedeflerine ulaşma senaryolarının öne çıkardığı portrelerdi, artık oyunda Türkiye var, <strong>şişirilmiş, plastik karakterlerin çekip gitmesi kaçınılmaz görünmektedir.</strong></p>
<p>Bunların <strong>“Kürtler’i (PKK) kaderine terk eden Trump diğer müttefiklerini de terk eder mi” </strong>sorusuyla ortalığa dökülmeleri boşuna değildir.</p>
<p><strong>Siyonizmin püskürtüldüğü an</strong><br />
<strong>Siyonizm, ana karakterini faşizmin oluşturduğu, ırkçı, kan dökücü ve saldırgan harekettir.</strong></p>
<p><em>İsrail’in güvenliği</em> bahanesi, Müslüman coğrafyanın 1.6 milyar masum insanını doğrudan hedef almış,  son 18 yılda 6 milyon Müslüman’ın ölümüne neden olmuştur.</p>
<p><strong>Amerikan vergi mükelleflerinin parasını kullanarak bölgedeki tüm devletleri parçalayıp yok etmeyi hedeflemiş bu hareket, Tel Abyad-Resulayn hattında püskürtülmüştür!..</strong></p>
<p><strong>Ortadoğu’da sınırları değiştirmeye kimsenin gücünün yetmeyeceğini gösteren ana sembol, bir Türk tankıdır.</strong></p>
<p>Golan Tepeleri üzerinden Dicle-Fırat havzasına yönelmeye çalışan o hareketin sonunu Türkiye getirdi.</p>
<p>Ama rehavet ölümümüz olur, bilin.</p>
<p>Artık, her zamankinden çok güçlü ve milli hedeflerde çok daha kararlı olmamız gereken bir döneme girdik.</p>
<p>İşe sağlam bir ekonomi anlayışından başlamak iyi bir başlangıçtır.</p>
<p>&#8211; (1) https://www.star.com.tr/yazar/trumpin-erdogana-bir-sukran-borcu-var-yazi-1486797/</p>
<p>Ardan Zentürk/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kazandik-ama-rehavet-olum-demektir-bilin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Zeytin dalından Barış pınarına</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/zeytin-dalindan-baris-pinarina/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/zeytin-dalindan-baris-pinarina/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 23 Oct 2019 07:44:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12803</guid>

					<description><![CDATA[Yaklaşık 2 yıl önce DHA adına Zeytin dalı operasyonunu 66 gün boyunca Suriye’den hiç çıkmadan izlemiştim. Afrin’in ele geçirilmesinin ardından Türkiye’ye ağır bir enfeksiyon geçirince dönmek zorunda kalmıştım. Ancak Afrin merkeze de TSK ve ÖSO ile birlikte girdiğim için gönlüm rahat Türkiye’ye dönebilmiştim. Bu kez Barış Pınarı Harekatı için Suriye topraklarındayım. Afrin Harekatını başta sonra beraber izlediğim ÖSO komutanları ve askerlerinden bazıları ile bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptılar bana. Beraber cephelerde olduğun bazı ÖSO askerleri de benim ayrılmamdan dolayı hayatlarını kaybederek şehit olmuşlar.  Aynı karede yer beraber yer aldığımız isimler tek tek bu dünyaya veda edince ister istemez insan garip duygulara kapılıyor. Afrin’de Türkiye’yi başarılı kılan şey nedir diye sorsanız hiç şüphesiz KARARLILIK derdim. Barış Pınarı Harekatında da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararlılığı gösterdi. Başta ABD, Rusya, İngiltere ve batılı ülkeler Türkiye’nin kararlılığını test etmenin bir faydası olmadığını iyice anladılar. Şimdi gözler 120 saatlik sürenin bitmesine çevrildi. Erdoğan Vilademir Putin ile salı günü bir araya geliyor. Bir anlaşmaya varılamazsa Türkiye kaldığı yerden harekata devam edecek. SURİYE’DE UMUTLAR HAREKATIN DEVAM ETMESİNDEN YANA Peki Suriye topraklarındaki umutlar nedir ? Benim neredeyse 25 yıllık arkadaşım DHA&#8217;nın eski Genel Müdürü Salih Zeki Sarıdanişmend liderliğinde SAHA Haber Ajansı kuruldu. Amaç tarafsız, objektif, sadece &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yaklaşık 2 yıl önce DHA adına Zeytin dalı operasyonunu 66 gün boyunca Suriye’den hiç çıkmadan izlemiştim. Afrin’in ele geçirilmesinin ardından Türkiye’ye ağır bir enfeksiyon geçirince dönmek zorunda kalmıştım. Ancak Afrin merkeze de TSK ve ÖSO ile birlikte girdiğim için gönlüm rahat Türkiye’ye dönebilmiştim. Bu kez Barış Pınarı Harekatı için Suriye topraklarındayım. Afrin Harekatını başta sonra beraber izlediğim ÖSO komutanları ve askerlerinden bazıları ile bir araya gelerek bir durum değerlendirmesi yaptılar bana. Beraber cephelerde olduğun bazı ÖSO askerleri de benim ayrılmamdan dolayı hayatlarını kaybederek şehit olmuşlar.  Aynı karede yer beraber yer aldığımız isimler tek tek bu dünyaya veda edince ister istemez insan garip duygulara kapılıyor. Afrin’de Türkiye’yi başarılı kılan şey nedir diye sorsanız hiç şüphesiz KARARLILIK derdim. Barış Pınarı Harekatında da Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan bu kararlılığı gösterdi. Başta ABD, Rusya, İngiltere ve batılı ülkeler Türkiye’nin kararlılığını test etmenin bir faydası olmadığını iyice anladılar. Şimdi gözler 120 saatlik sürenin bitmesine çevrildi. Erdoğan Vilademir Putin ile salı günü bir araya geliyor. Bir anlaşmaya varılamazsa Türkiye kaldığı yerden harekata devam edecek.</p>
<p>SURİYE’DE UMUTLAR HAREKATIN DEVAM ETMESİNDEN YANA</p>
<p>Peki Suriye topraklarındaki umutlar nedir ? Benim neredeyse 25 yıllık arkadaşım DHA&#8217;nın eski Genel Müdürü Salih Zeki Sarıdanişmend liderliğinde SAHA Haber Ajansı kuruldu. Amaç tarafsız, objektif, sadece gazeteciliği gazeteciler ile yapmak. Ben de soluğu SAHA Haber Ajansı Savaş Muhabiri olarak Suriye&#8217;de Münbiç yakınlarında aldım. CNN Türk Haber Koordinatörlüğü yaparken yaklaşık 1,5 yıl sahaya çıkamamıştım.  Sahayı özlemişim kısacası. Bu mesleğin Generalliği Muhabirliktir. Hiç kimse sizin elinizden bunu alamaz. Makamları bir anda altınızdan alırlar, ancak Muhabirlik mesleği hele hele şimdi hiç kimse sizin elinizden alamaz. Bir cep telefonu olan herkes aslında Gazeteci. Kendi sosyal medya hesaplarından istedikleri gibi bağımsız ve tarafsız bir şekilde seslerini duyurabilirler.  Sahadaki izlenimlerimi sizler ile paylaşmak istiyorum.  Münbiç yakınlarına kadar Suriye Milli Ordusu ile beraber gittim. Münbiç&#8217;e yaklaşık 20 km kadar uzaklıkta TSK ve Suriye Milli Ordusundan çeşitli gruplar yığınak yapmaya devam ediyor. Tıpkı Afrin harekatında olduğu gibi çok sayıda çeşitli tuzaklar ile karşılaştık. Milli Suriye Ordusu mensuplarından yollara çeşitli yerlere yerleştirilmiş olan EYP’lerin patlaması sonucu hayatını kaybedenler oldu. Türkmen ve Arap aşiret liderleri geceleri oturup onların bölge ile ilgili izlenimlerini dinledim. Türkiye’den beklentilerini not aldım. Her şeyden önce Türkiye’ye karşı büyük bir teveccühün olduğunu ve Afrin harekatından sonra da bu teveccühte yükseliş olduğunu gözlemledim.</p>
<p>ÜÇ ÜLKE BAŞKA OYUN PEŞİNDE</p>
<p>Ancak Türkiye’nin başladığı işi bitirmesi gerektiği yönünde görüşler hakim. Ne Rusya’ya, ne ABD’ye ne de İran’a güven hiç yok. Bu üç ülkede çeşitli yollar ile PKK, PYD gibi terör unsurlarına çeşitli şekilllerde destek çıkmayı sürdürüyorlar.  Türkiye’nin eline tarihi bir fırsatın geçtiğini ve 444 km uzunluğu 32 km derinliğindeki alanın tamamı ile PKK ve PYD’den terör unsurlarından temizlenmesi gerektiği belirtiliyor. Münbiç yakınlarındaki Türkmen köylerinde özellikle büyük bir heyecan var. Terör gruplarının elinde bulunan bölgelerdeki tarlalarına gidemiyorlar, ailelerini rahatça evlerine getiremiyorlar. Elektrik yok, güneş enerjilerinden belirli oranda özellikle telefonlarını şarj etmek en büyük öncelikleri. Çünkü tüm haberleşmelerini cep telefonları üzerinden yapıyorlar. Türktelekom Azez&#8217;de çok iyi çalışırken, internet hatları muntazam bir şekilde hizmet verirken, Azez&#8217;den Münbiç&#8217;e kadar olan sınır bölgelerinde ise Türkcell hakim diyebiliriz. Ancak güçlendirilmesi gerekiyor. Bölge insanlarının hemen hemen hepsinin cep telefonlarında Türktelekom ve Türkcell sim kartları bulunuyor.  Azez başta olmak üzere Münbiç Türkiye sınırlarına kadar olan tüm yerleşim merkezlerinde Türk bayrakları Suriye Milli Ordusu bayrağı ile birlikte dalgalanıyor. Yerel yönetimlerin idarecilerinin odalarını kocaman Türk bayrakları süslüyor. Masalarında Aselsan telsizleri, askeri elbiselerinin kollarında Türk bayrakları Türkiye’nin bölge halkının kalbine nasıl girdiğini ortaya koyuyor. İşte tüm bunları şunun için yazıyorum. Türkiyenin sınırlarımız boyunca uzanan yerleşim merkezlerindeki Arap, Türkmen, veya kalben Türkiye’ye bağlık Kürt kardeşlerimiz bir an önce teröristlerin bu bölgelerden temizlenmesini dört gözle bekliyor. Rusya, İsrail ve İran merkezli bazı derin güçler de bölgede boş durmuyor. Bu saydığımız üç ülkede Türk askerlerinin akıl almayacak şekilde insanları öldürdükleri yönünde sosyal medyada propaganda yapılıyor. Türkiye’nin ABD ile anlaşmasından bu üç ülkede oldukça rahatsız. Türkiye’nin Rusya ile yakınlaşmasından  da ABD zaten rahatsız. Bu durumda Türkiye&#8217;nin bu ülkeler arasında bir dostunun olmadığı anlaşılıyor.  Onun için tüm dikkatlerin çevrildiği Erdoğan-Putin görüşmesinden bir sonuç elde edilemezse TSK ve Suriye Milli Ordusu her türlü hazırlığını tamamlamış durumda. Harekat sonuna kadar gidecek. Azez’de bulunan sayıları on binleri bulan Suriye Milli Ordusuna bağlı eski adı ile ÖSO güçleri de bütün hazırlıklarını tamamlamış ve gelecek emiri bekliyorlar.</p>
<p>SINIRLARIMIZ BOYUNCA ŞARTLAR ÇOK ZOR</p>
<p>Azez’den Münbiç’e kadar olan yaklaşık 3 saatlik yol üzerindeki kasabalar, köyler ve yerleşim merkezlerinde evet hayat öyle ya da böyle devam ediyor. Ancak çok zor şartlar altında. Bölgeye savaş ekonomisi hakim. Çoğu zaman asfalt yollardaki EYP tehlikesi ile tarlalara girip toz toprak içinde yol almaya çalışıyorsunuz.  Hemen Kilis&#8217;in karşısında bulunan Azez Zeytin dalından sonra toparlanmaya başlamış. Yerel yönetim yolları düzeltmeye, halkın su, elektrik gibi çeşitli ihtiyaçlarını karşılamaya çalışıyor. Azez’de yerleşik çok sayıda insanın ailelerinin bir bölümü Türkiye’de, erkeklerin bir bölümü cephelerde, bir bölümü ise geçim derdine düşmüş ne yapacağını bilemez durumda. Azez’de önceden tanıdığım ve Zeytin dalında savaşı beraber takip ettiğim bazı genç insanlar, yani Eski Öso askerleri Afrin bölgesinin temizlenmesinden sonra mesleklerine dönmeye başlamışlar. Mesela tanıdığım bir arkadaşım tüm operasyonu kendisi ile beraber izlediğim Udey isimli genç insan şimdi gündüzleri berberlik yapıyor. Herhangi bir bölgeye harekat düzenlenecekse dükkanı kapatıp cepheye savaşmaya gidiyor. Bir başka genç arkadaşımız Ahmet Türkçesi çok iyi olduğu için Azez’de bir devlet kurumunda iş bulmuş. Son 2 yıldır çalışıyor. Aylık 200 dolar maaş alıyor. Maaşına şimdi 30 dolar zam gelmiş. Yeni evlendi ve bir çocuğu dünyaya gelecek. Kendine bir gelecek çizmeye çalışıyor.  Telrifattan Ebu Zekkur isimli bir başka arkadaşım Afrin operasyonu sırasında, Burseya dağında, Raco’da şiddetli çatışmalarda beni bir an yalnız bırakmayan ve koruyan bir kişi olarak o da bütün umudunu doğup büyüdüğü yer olan Telrifat’ta dönmeye bağlamış. Ne zaman karşılaşsak bana  “Emmi irfan Türkiye ne düşünüyor, ne zaman Telrifat’a amel (operasyon) olacak “ diye soruyor. Evlenmeyi de memleketine dönüşe bağlamış. Kısacası her insan bir Alem misali kime dokunsak altından koca koca romanlar çıkacak hikayeler dinliyoruz.</p>
<p>Şimdilik kalın sağlıcakla.</p>
<p>İrfan Sapmaz/WarTv.net</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/zeytin-dalindan-baris-pinarina/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan hem sahada hem masada kazandı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdogan-hem-sahada-hem-masada-kazandi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdogan-hem-sahada-hem-masada-kazandi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 10:48:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Mike Pence]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12782</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Ankara ziyareti dünkü gündemin en önemli başlığıydı. Dünya başkentlerinin gözü Ankara’daki Erdoğan ile ABD’li heyet arasındaki görüşmeye çevrilmişti. Baş başa ve heyetler arasındaki görüşmelerden sonra Mike Pence kameraların karşısına geçerek “ABD ile Türkiye’nin Suriye’de ateşkes için anlaştığını” duyurdu. Mike Pence, Türkiye’nin Suriye’de 120 saat süreyle operasyonlarını durduracağını, terör örgütü YPG’nin bu sürede Türkiye’nin belirlemiş olduğu güvenli bölgenin dışına çıkacağını açıkladı. Pence, ayrıca ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamayacağını, hayata geçirilen kimi yaptırımları ise geri çekeceğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump da, aynı saatlerde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada anlaşmadan duyduğu memnuniyeti açıklayarak Türkiye’ye teşekkür etti. ABD’yle varılan anlaşmayla ilgili açıklama yapan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da şu önemli ayrıntıları verdi: “İstediklerimizi aldık. Bu bir ateşkes değildir. Ateşkes iki meşru tarafında yapılır. YPG’nin güvenli bölgeden çıkması için harekata ara veriyoruz. Böylelikle ABD tarafı harekatımızın meşruiyetini kabul etmiş oldu. YPG’nin ağır silahlarının toplanması, mevzilerinin ve tahkimatlarının imha edilmesi hususlarında mutabakat sağladık. PKK/YPG’nin 120 saat içinde çıkması için Barış Pınarı Operasyonu’na ara vereceğiz. Fırat’ın doğusunda DEAŞ ile mücadele konusunda da eş güdüm ve işbirliği içinde çalışacağız. Diğer bölgeler için Rusya ile görüşeceğiz” dedi. Türkiye ve ABD arasındaki görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanması sevindirici bir gelişme. Türkiye, bu anlaşmayla büyük bir zafer elde etmiş oldu. Türkiye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence’in Ankara ziyareti dünkü gündemin en önemli başlığıydı. Dünya başkentlerinin gözü Ankara’daki Erdoğan ile ABD’li heyet arasındaki görüşmeye çevrilmişti. Baş başa ve heyetler arasındaki görüşmelerden sonra Mike Pence kameraların karşısına geçerek “ABD ile Türkiye’nin Suriye’de ateşkes için anlaştığını” duyurdu.</p>
<p>Mike Pence, Türkiye’nin Suriye’de 120 saat süreyle operasyonlarını durduracağını, terör örgütü YPG’nin bu sürede Türkiye’nin belirlemiş olduğu güvenli bölgenin dışına çıkacağını açıkladı. Pence, ayrıca ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamayacağını, hayata geçirilen kimi yaptırımları ise geri çekeceğini söyledi.</p>
<p>ABD Başkanı Donald Trump da, aynı saatlerde sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada anlaşmadan duyduğu memnuniyeti açıklayarak Türkiye’ye teşekkür etti.</p>
<p>ABD’yle varılan anlaşmayla ilgili açıklama yapan Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da şu önemli ayrıntıları verdi: <strong>“İstediklerimizi aldık. Bu bir ateşkes değildir. Ateşkes iki meşru tarafında yapılır. YPG’nin güvenli bölgeden çıkması için harekata ara veriyoruz. Böylelikle ABD tarafı harekatımızın meşruiyetini kabul etmiş oldu. YPG’nin ağır silahlarının toplanması, mevzilerinin ve tahkimatlarının imha edilmesi hususlarında mutabakat sağladık. PKK/YPG’nin 120 saat içinde çıkması için Barış Pınarı Operasyonu’na ara vereceğiz. Fırat’ın doğusunda DEAŞ ile mücadele konusunda da eş güdüm ve işbirliği içinde çalışacağız. Diğer bölgeler için Rusya ile görüşeceğiz”</strong> dedi.</p>
<p>Türkiye ve ABD arasındaki görüşmelerin anlaşmayla sonuçlanması sevindirici bir gelişme. <strong>Türkiye, bu anlaşmayla büyük bir zafer elde etmiş oldu. Türkiye hem güvenli bölgeyi ABD’ye kabul ettirmiş oldu hem de ABD’yi yaptırımlardan vazgeçirterek iyi bir anlaşmaya imza attı.</strong> Türkiye’nin baştaki pozisyonunda ise bir değişiklik olmadı.</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, önceki gün partisinin grup konuşmasında terör örgütünün silahlarını bırakarak güvenli bölge sınırlarının dışına çıkması durumunda harekatın zaten hedefine ulaşmış olacağını ve operasyonların son bulacağını açıklamıştı. ABD’yle varılan anlaşma da bu kapsamın içindedir; <strong>Barış Pınarı Harekatı askeri hedefine ulaşmış, Ankara sahada elde ettiği başarıyı masada da garanti altına almayı bilmiştir.</strong></p>
<p><strong>Bu noktaya şüphesiz Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kararlılığı sayesinde gelinmiştir.</strong> Erdoğan, ABD’den yapılan tehditlere kulak asmadan yola devam etmiş, Cumhuriyet tarihinin en büyük ve en önemli harekatını başlatarak şimdiden başarılı sonuçlar almıştır.</p>
<p>ABD Başkanı Trump’ın, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği ahlaksız mektubu da bu çerçevede değerlendirmek gerekiyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı tehdit ederek, korkutarak Fırat’ın doğusuna girmemesini istediler. Ancak Erdoğan’ın Trump’a yanıtı Barış Pınarı Harekatı’nı başlatmak oldu. <strong>Trump, tehditle sonuç alamayacağını anlayınca geri adım atarak, Başkan Yardımcısı Mike Pence’i Ankara’ya gönderip anlaşma yoluna gitti. Bu noktada geri adım atan ABD ve Trump oldu.</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan baştan beri tehditlere kulak asmadan kendi yol haritasını uyguladı. Terör örgütü sınırlarımızdan temizlendiği gibi Münbiç ve Ayn el Arap’a sıkıştırılmış durumda. ABD’yle varılan anlaşmayla da güvenli bölgenin dışına çıkarılacaktır. <strong>Bugün itibarıyla Erdoğan hem sahada hem masada kazanmıştır.</strong></p>
<p>Kurtuluş Tayiz/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdogan-hem-sahada-hem-masada-kazandi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sövüp, tehdit ederlerdi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sovup-tehdit-ederlerdi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sovup-tehdit-ederlerdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Oct 2019 10:47:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12778</guid>

					<description><![CDATA[Yığınak yaptılar adeta Türkiye’ye. Geliyor, gidiyorlar. Son misafirlerimiz ABD Başkan Yardımcısı Pence, Dışişleri Bakanı Pompeo, Ulusal Güvenlik Danışmanı O’Brien ve Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey. Hedefleri de belli: Suriye’deki harekâtı durdurmamızı istiyorlar. Alışık olmadıkları bir durum bu! Eskiden olsa şantaj yaparlar, tehdit ederler; olmadı söverler, istedikleri sonucu alırlardı. Ama devir de muhatapları da değişti artık. Çırpınıyorlar, çoğu zaman da istedikleri sonucu alamıyorlar. 21 Kasım 1995 Dayton Toplantısı’nı hatırlayalım… Balkanlar’da yaşanan soykırımın ardından Slobodan Miloşeviç, Franjo Tudjman ve Aliya İzzetbegoviç, Ohaio’da bir araya gelmişlerdi. Haftalarca süren görüşmelerden sonuç çıkmadı. Hepsi valizlerini toplayıp ayrılmaya hazırlanıyorlardı ki, ABD Başkanı Clinton’ın Danışmanı Richard Holbroooke oteli bastı. Fırtına gibi içeri dalıp, bağırıp çağırmaya başladı… Çıldırmış gibiydi. Sinkaflı küfürlerle “Nereye gidiyorsunuz?” diye seslendi. Hepsini kafalarına birer kurşun sıkmakla tehdit etti. Yetmedi, toplantıya katılan liderleri Saraybosna, Zagrep ve Belgrad’a bomba yağdırmakla tehdit etti. Çantasından bir metin çıkarıp önlerine attı ve anlaşma böyle sağlandı. Rahmetli İzzetbegoviç işte bu yüzden “Acı ilacı içmek zorunda kaldık” dedi. Aradan yıllar geçti. Anadolu’dan çıkan bir ses, bütün dünyanın gözü önünde “Dayton Anlaşması’nın gözden geçirilmesi artık şart oldu” çıkışını yaptı. İşte o sesin sahibi Recep Tayyip Erdoğan, çok yoruyor bunları. Alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kaldılar. Eskiden olduğu gibi ne tehdit, ne de şantajla sonuç alabiliyorlar. O yüzden de gidiyorlar, geliyorlar… *** ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye’ye gelirken Suriye Harekâtımız için “istila” ifadesini kullandı. Türkiye’ye “Bir an önce sonlandırılması” çağrısını yaptı. Erdoğan ise, bir gün önce Ak Parti TBMM Grup Toplantısı’nda bu zihniyet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yığınak yaptılar adeta <strong>Türkiye</strong>’ye. Geliyor, gidiyorlar. Son misafirlerimiz <strong>ABD Başkan Yardımcısı</strong> P<strong>ence, Dışişleri Bakanı Pompeo</strong>, <strong>Ulusal Güvenlik Danışmanı O’Brien</strong> ve <strong>Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey</strong>. Hedefleri de belli: <strong>Suriye</strong>’deki harekâtı durdurmamızı istiyorlar.</p>
<p>Alışık olmadıkları bir durum bu!</p>
<p>Eskiden olsa şantaj yaparlar, tehdit ederler; olmadı söverler, istedikleri sonucu alırlardı. Ama devir de muhatapları da değişti artık. Çırpınıyorlar, çoğu zaman da istedikleri sonucu alamıyorlar.</p>
<p><strong>21 Kasım 1995 Dayton</strong> <strong>Toplantısı’nı</strong> hatırlayalım…</p>
<p><strong>Balkanlar’</strong>da yaşanan soykırımın ardından<strong> Slobodan Miloşeviç, Franjo Tudjman</strong> ve <strong>Aliya İzzetbegoviç, Ohaio</strong>’da bir araya gelmişlerdi. Haftalarca süren görüşmelerden sonuç çıkmadı. Hepsi valizlerini toplayıp ayrılmaya hazırlanıyorlardı ki, <strong>ABD Başkanı Clinton</strong>’ın <strong>Danışmanı Richard Holbroooke</strong> oteli bastı. Fırtına gibi içeri dalıp, bağırıp çağırmaya başladı…</p>
<p>Çıldırmış gibiydi. Sinkaflı küfürlerle <strong>“Nereye gidiyorsunuz?”</strong> diye seslendi. Hepsini kafalarına birer kurşun sıkmakla tehdit etti. Yetmedi, toplantıya katılan liderleri <strong>Saraybosna, Zagrep</strong> ve <strong>Belgrad’</strong>a bomba yağdırmakla tehdit etti. Çantasından bir metin çıkarıp önlerine attı ve anlaşma böyle sağlandı.</p>
<p><strong>Rahmetli İzzetbegoviç</strong> işte bu yüzden <strong>“Acı ilacı içmek zorunda kaldık”</strong> dedi.</p>
<p>Aradan yıllar geçti. <strong>Anadolu</strong>’dan çıkan bir ses, bütün dünyanın gözü önünde <strong>“Dayton Anlaşması’nın gözden geçirilmesi artık şart oldu”</strong> çıkışını yaptı.</p>
<p>İşte o sesin sahibi <strong>Recep Tayyip Erdoğan</strong>, çok yoruyor bunları. Alışkanlıklarını değiştirmek zorunda kaldılar. Eskiden olduğu gibi ne tehdit, ne de şantajla sonuç alabiliyorlar. O yüzden de gidiyorlar, geliyorlar…</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p><strong>ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Türkiye</strong>’ye gelirken <strong>Suriye Harekâtımız</strong> için <strong>“istila”</strong> ifadesini kullandı. <strong>Türkiye</strong>’ye <strong>“Bir an önce sonlandırılması”</strong> çağrısını yaptı. <strong>Erdoğan</strong> ise, bir gün önce <strong>Ak Parti TBMM Grup Toplantısı’nda</strong> bu zihniyet sahiplerine toptan bir cevap verdi. <strong>“Aynaya bakmalarını”</strong> istedi.</p>
<p>Yine vicdanlı davrandı <strong>Erdoğan</strong>. Bütün kirli çamaşırları ortaya dökmedi. Oysa asırlar öncesinden bu güne uzanan bir zihniyet var karşımızda. <strong>Papa İnnocent</strong>, yıllar önce <strong>“Türkler ya Hıristiyanlaştırılmalı, ya kılıçtan geçirilmeli ya da Orta Asya’ya sürülmeli”</strong> fikirlerini çaktı bunların kafalarına. İlerleyen yıllarda da sık sık güncellendi bu fikirler.</p>
<p>İşte o öğretiler ışığında bakıyorlar bize. O yüzden kendilerine her şeyi hak, bize kabahat görüyorlar. Yoksa <strong>Suriye</strong>’de boşalttıkları <strong>Münbiç</strong>’i <strong>Ruslara </strong>değil, <strong>NATO</strong> müttefikleri olan <strong>Türkiye</strong>’ye devredip giderlerdi.</p>
<p>Tarihi ve müzmin bir problemiz biz onlar için!</p>
<p>Üstelik <strong>“uyanan bir dev”</strong> durumundayız. <strong>Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı</strong> ve <strong>Barış Pınarı</strong> operasyonlarını gerçekleştiriyoruz. <strong>Doğu Akdeniz</strong>’de hak ve hukukumuza sahip çıkıyoruz. Tehditlerine boyun eğmeyip, savunma hattımızı <strong>S-400</strong>’lerle güçlendiriyoruz. <strong>BM</strong>’de karşılarına dikilip, <strong>“küresel adaletten”</strong> bahsediyoruz.</p>
<p>Çıldırıyorlar tabii…</p>
<p>Günlük mesele ve tartışmalardan uzaklaşıp, yaşananlara daha geniş çerçeveden bakarsak, daha iyi anlarız olan biteni ve iyice kenetlenmemiz gerektiğini!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sovup-tehdit-ederlerdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Barışı Pınarı’ndan İçmek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/barisi-pinarindan-icmek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/barisi-pinarindan-icmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Oct 2019 13:33:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12765</guid>

					<description><![CDATA[Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan, Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. (Atsız) 2014 tarihli TASAM’da yayınlanan Arap Pınarı’ndan (Ayn el-Arap) Temkinle Geçmek yazımızdaki, “… Bu arada PKK-PYD çizgisinin kendilerinin meşrulaştırmak manasına gelen silahlandırılmaları taleplerindeki pişkinliğe de bir aklıselimin ‘arkadaşlar ayıp olmuyor mu fırsatçılıktan ne kazandınız ve ne kazanmayı umuyorsunuz?’ demesi gerekmektedir” tespit ve sualimizin diplomatik karşılık ve ciddi muhatap bulamaması, bugün devletimizin, kahraman ordumuz eliyle sahada gerçekleştirdiği Barış Pınarı Harekâtı’na yol açmıştır. Tüm tali yorumlardan önce ve sonra işin esası budur. Sesimize kulak vermeyenler şimdi silahlarımızın gümbürtüsüyle karşı karşıyadırlar. Bugün Haseke ve Ayn el-Arap ile biteceği ilan edilen Harekât’ın bu çerçevede gerçekleşmesi “kobanicilik” adına ve “kobaniciler” için büyük bir can sıkıntısı sebebidir. Güya savaş karşıtı ironik barışçıl söylemleri ile kimi kimden koruyup, Türkiye’ye neyin raconunu kesmekteler bilinmez. Milli konular hiç kimse için iç meselelerin, emellerin mezesi olmamalıdır. Hiçbir soyut bahane insanın zulme uğramasına gerekçe de olamaz. Somut gerekçe üretemeyenlerin illa ki kafası karışık, niyeti de şüphesiz bulanıktır. Peki, o hâlde, bu harekâtın somut gerekçeleri nelerdir? Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. Bu boşluğun oluşması bölgede devlet altı aktörlerin küresel destekçileri ile birlikte, bölge ve küre düzeyindeki planlarına dair stratejik ve taktik hareketlerine yol açtı. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div><em>Delinse yer, çökse gök, yansa, kül olsa dört yan,</em><br />
<em>Yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. (Atsız)</em></div>
<div>
2014 tarihli TASAM’da yayınlanan <em>Arap Pınarı’ndan (Ayn el-Arap) Temkinle Geçmek</em> yazımızdaki, “… <em>Bu arada PKK-PYD çizgisinin kendilerinin meşrulaştırmak manasına gelen silahlandırılmaları taleplerindeki pişkinliğe de bir aklıselimin ‘arkadaşlar ayıp olmuyor mu fırsatçılıktan ne kazandınız ve ne kazanmayı umuyorsunuz?’ demesi gerekmektedir” </em>tespit ve sualimizin diplomatik karşılık ve ciddi muhatap bulamaması, bugün devletimizin, kahraman ordumuz eliyle sahada gerçekleştirdiği <strong>Barış Pınarı Harekâtı</strong>’na yol açmıştır. Tüm tali yorumlardan önce ve sonra işin esası budur. Sesimize kulak vermeyenler şimdi silahlarımızın gümbürtüsüyle karşı karşıyadırlar. Bugün Haseke ve Ayn el-Arap ile biteceği ilan edilen Harekât’ın bu çerçevede gerçekleşmesi “<strong>kobanicilik</strong>” adına ve “<strong>kobaniciler</strong>” için büyük bir can sıkıntısı sebebidir. Güya savaş karşıtı ironik barışçıl söylemleri ile kimi kimden koruyup, Türkiye’ye neyin raconunu kesmekteler bilinmez. Milli konular hiç kimse için iç meselelerin, emellerin mezesi olmamalıdır. Hiçbir soyut bahane insanın zulme uğramasına gerekçe de olamaz. Somut gerekçe üretemeyenlerin illa ki kafası karışık, niyeti de şüphesiz bulanıktır.<br />
Peki, o hâlde, bu harekâtın somut gerekçeleri nelerdir?</p>
<p>Suriye’de çöken devlet düzeni ülkenin kuzeyinde dolayısıyla Türkiye’nin güneyinde ciddi bir siyasi/idari boşluk doğurdu. Bu boşluğun oluşması bölgede devlet altı aktörlerin küresel destekçileri ile birlikte, bölge ve küre düzeyindeki planlarına dair stratejik ve taktik hareketlerine yol açtı. Suriye bugün devlet olarak kendi topraklarında silahlandırılan ve saha hâkimiyetleri sağlayan gruplara karşı asayişi sağlayamıyor. Bu sebeple de komşuları açısından zaaf ve güvenlik sıkıntısı oluşturacak sonuçlar ortaya çıkıyor.</p>
<p>Barış Pınarı Harekâtı, bahsedilen şartlar altında, öncelikle Suriye’nin toprak bütünlüğünü haleldar eden terör içerikli ideoloji ve yapılarıyla silahlı ve şiddete başvurmaktan kaçınmayan grupların ortadan kaldırılması amacıyla gerçekleşiyor. Ülkenin kuzeyini bir uçtan diğerine kaplamaya çalışan etnik muhtevalı gösterilen, bir başka sözde mezhebi terörü DEAŞ sorununu kaldırmak bahanesi ile bölgeyi istikrarsızlaştıran ve Suriye’nin toprak bütünlüğünü yok eden bir yapıya karşı yürütülen bu harekât, öncelikle Suriye’nin yakın gelecekte baş etmesi mümkün olmayan bir terör yapılanmasını mezhepçisi/etnikçisiyle yok ediyor. Dolayısıyla Barış Pınarına savaş karşıtlığı falan gibi bahanelerle karşı çıkmak Suriye’nin toprak bütünlüğünün ABD, İsrail, Suud vs. yardımıyla yok edilmesine taraf olmak demek değil midir? Hani herkes Suriye’nin toprak bütünlüğünden yanaydı? Arap Ligi(?) yahut Suudi Arabistan, Arap toprağını bölmek isteyen bir gruba karşı neden Türkiye’ye parmak sallar?</p>
<p>Bu harekâtın başarıya ulaşması Suriye’deki çöken devletin sonucu oluşan çatışma ortamında zuhur eden göç ve göçmenler sorununa nihai son verecek mahiyette neticeler oluşturacağı neden görülmez. AB’nin göçmenlik sebebiyle her türlü insan hakkı felaketini yaşayanların hakkını görmezden gelerek elinde silahlarla, sınırlarımızda sivillere saldıracak kadar gözü dönmüş tipleri müdafaa etmesi cürmü meşhut değil de nedir? Bölgede etnik dönüşüm ve siyasi sürece dair yatırımlarının heba olması tehlikesi insan haklarından daha mı önemlidir?  Bu bakımdan Barış Pınarı Harekâtı bu göçmen krizine son verecek bir sahayı açarak istikrarsız demografiyi yeniden yerine oturtacak bir imkânın kapısıdır. Harekât’a bu bakımdan karşı olmak Aylan bebek gibi nicelerini trajedisini yok sayıp, insan hakları facialarını görmezden gelip ucuz siyasi oyunlar uğruna akan kanın sürmesine, bir ülkenin parçalanmaya devam etmesine yandaşlık olmaz mı?</p>
<p>Bu Harekât her türlü sembolleriyle dünyanın terör örgütü saydığı bir yapının içinden çıktığını göstermekten geri durmayan, terörist başının resimlerini her yere koymaktan çekinmeyen, ideolojik ve taktiksel bakımdan PKK olan bir yapıya karşı Irak’ta oynanan oyunun benzerinin Suriye kaosundan yararlanılarak sahnelenmesine ve bu yolla siyasi ve ekonomik rant şebekelerinin sınırlarımızı kana boyamasına itiraz etmek Türklerin en tabii hakkı değil midir?</p>
<p>Kürt isminin arkasına saklanan terör odaklarının küresel efendilerine vekaletçilik yapmalarına göz yummak ahmaklık, Harekât’a karşı durmak ise küstahlık değil midir? Bu bakımdan bu harekât’a karşı durmak Türklerin teröre dur dermesine karşı çıkmak demek değil midir? Sınırlarımıza siviller üzerine yağan havan ve roketleri ne ile açıklayacağız. Suriye’de saldırıya uğrayan masum Kürtlerin yardım çağrısı mıdır o bombalarla akan kan?</p>
<p>Bölgemizde teşkili istenen, haritaları çizilen mahut devletçikler kurma işinin müteahhidi küresel güçlerin tepkisini anlamak zor değil! Olayla çok farklı ve uzak bir yerden alakalı olmakla birlikte, bölgemizde teşkil edilmek istenen mahut Şii hilâlinin, Türkiye’nin bu harekâtta açık ya da gizli bir hedefi olmamasına rağmen, bir yönüyle parçalanması da bu harekât ile söz konusu değil midir? İran neden bize karşıdır sorusu cevabını bu konudaki yatırımların zarar görmesinde mi aramak lazımdır? Suriye meselesini ABD karşıtı olarak suiistimal ederek sahada işler yaparken aynı anda ABD destekli bir terör yapılanmasına karşı Harekât’a karşı çıkmak ve meseleyi Suriye rejimi sosuyla bize yedirmeye çalışmak komşuluk hukukuna uyar mı? Din kardeşliğine ise sıranın gelmesine kadar sırada daha çok hak var elbette… Ya da öte taraftan ABD bunu neden göremez! Sınır cihatçılarla doldu diyen İran, kendi ülkesini de tehdit eden etnik boyalı teröre karşı neden Türkiye’nin yanında dur[a]maz?</p>
<p>Bunun yanında bu harekât Beşşar Esed’in Suriye iç çatışmalarında düştüğü zor durumda birden ortaya çıkan DAEŞ ve akabinde güya onunla mücadele için teşkilatlandırılan YPG-PKK yapıları bu harekât ile ortadan kaldırılarak rejim yeniden Türkiye sınırına ördüğü terör duvarının altında kalarak kendi halkının talepleriyle yüz yüze kalmayacak mı? Peki, Irak’tan başlayarak İsrail’in derin siyaseti için oluşması muhtemel görülen devletçiklere, enerji koridorlarına dair planlar da bu harekât ile sarsılmıyor mu? Harekât konusunda İsrail-Filistin yönetimlerinin fikri müşterekliği ise göz yaşartıcı. Lâkin bu konuda itidalli olmak; “Arap Baharı” sürecinde Türkiye’nin bize şimdi parmak sallayan zihniyete karşı Arap sokağının gerçek kimliği ve tarihi duruşu ve demokratik beklentilerinin yanında yer aldığı unutulmamalıdır. Ama mevcut manzaraya karşı da romantik naiflikten kaçınılmalıdır. Çok mu komplo teorisi denirse bunca yaşanandan sonra bırakın biraz da biz kâbuslarımızı yazalım. Hülasa Türkiye’ye karşı yükselen her sesin ardında korunmak istenen bir yatırımın olduğunu söylemek hayalcilik yahut komplo teorisi olmayacaktır. Derdi bağcıyı dövmek olanlar ise diğer bir gurup elbette… Haysiyet Ya Hu!</p>
<p>Bu arada KKTC Cumhurbaşkanının sözleri “<em>ah minel garaib</em>” dedirtirken, “<em>Ruhun şad olsun, neredesin Rauf Denktaş?</em>” demeden de edemiyor insan!
</div>
<div><strong>“Şu kopan fırtına Türk ordusudur yâ Rabbi</strong><br />
<strong>Senin uğrunda ölen ordu, budur yâ Rabbi</strong><br />
<strong>Tâ ki yükselsin ezanlarla müeyyed nâmın</strong><br />
<strong>Galib et; çünkü bu son ordusudur İslâm’ın”</strong><br />
<strong>(Yahya Kemal)</strong></div>
<div></div>
<div>Türk, tarihte adalet, muvazene ve ahengin mümessili oldu; Suriye için de dilenen budur; bu olmalıdır!</div>
<div></div>
<div>Altan ÇETİN/tasam.org</div>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/barisi-pinarindan-icmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İçimizdeki rahatsızlar!..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/icimizdeki-rahatsizlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/icimizdeki-rahatsizlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Oct 2019 11:49:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Barış Pınarı]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12753</guid>

					<description><![CDATA[Batı’nın bu kadar yaygara koparmasının sebebini anlamak o kadar zor mu?.. “YPG’den ordu kuracağım” diyerek binlerce TIR silah gönderen ABD, yine bölgede terör örgütüne tam destek verip, kendi ülkelerini teröristler için sığınacak güvenli liman haline getiren AB… Hepsi PKK/YPG’nin Türkiye’ye saldırdığını ve ülkemizi bölmek istediğini biliyor. Hepsi PKK ve YPG’nin aynı şey olduğunu kabul ediyor… Ve hepsi güya PKK/YPG’yi terörist ilan ediyor!.. 15 Temmuz işgal girişimini destan yazarak bertaraf eden Türkiye’nin yükselişini engelleyemediler. Türkiye Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’ndan sonra Barış Pınarı Harekatı’yla “terör devleti” projesini çökertti… Velhasıl yıllarca ilmek ilmek ördükleri planları, Türkiye’yi yeniden yönetme hayalleri Barış Pınarı Harekatı’yla Batı’nın gözlerinin önünde eriyip gidiyor… Dünya bir defa daha gördü ki, Türkiye güçlü olduğu sürece bu topraklarda Türkiye’ye rağmen hiçbir proje tutmaz. Eloğlunun hoplaması, zıplaması bundandır. Daha neyi tartışıyoruz ki?!.. Ha bir de içeride CHP var… En sağlam müttefiki HDP’nin sırtını dayadığı YPG’nin zarar görmesinden mahcup olan.., Tezkereyi mecburen “içi yana yana” imzalayan!., Barış Pınarı Harekatı’ndan dolayı “kafası rahat olmayan”!.. Türkiye aynı zamanda, işte bu “sakat kafayla” da mücadele etmek zorunda!.. Yoksa filmime konserime gelmezler korkusu mu?!.. Sosyal medyada paylaşmıştım. Her defasında vatandan yana duruşunu ortaya koyan sanatçıları tenzih ederek söylüyorum… Diyarbakır’da evlat nöbeti tutan annelere destek için tek laf &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Batı’nın bu kadar yaygara koparmasının sebebini anlamak o kadar zor mu?..</p>
<p>“YPG’den ordu kuracağım” diyerek binlerce TIR silah gönderen ABD, yine bölgede terör örgütüne tam destek verip, kendi ülkelerini teröristler için sığınacak güvenli liman haline getiren AB…</p>
<p>Hepsi PKK/YPG’nin Türkiye’ye saldırdığını ve ülkemizi bölmek istediğini biliyor. Hepsi PKK ve YPG’nin aynı şey olduğunu kabul ediyor… Ve hepsi güya PKK/YPG’yi terörist ilan ediyor!..</p>
<p>15 Temmuz işgal girişimini destan yazarak bertaraf eden Türkiye’nin yükselişini engelleyemediler. Türkiye Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı’ndan sonra Barış Pınarı Harekatı’yla “terör devleti” projesini çökertti…</p>
<p>Velhasıl yıllarca ilmek ilmek ördükleri planları, Türkiye’yi yeniden yönetme hayalleri Barış Pınarı Harekatı’yla Batı’nın gözlerinin önünde eriyip gidiyor…</p>
<p>Dünya bir defa daha gördü ki, Türkiye güçlü olduğu sürece bu topraklarda Türkiye’ye rağmen hiçbir proje tutmaz.</p>
<p>Eloğlunun hoplaması, zıplaması bundandır. Daha neyi tartışıyoruz ki?!..</p>
<p>Ha bir de içeride CHP var…</p>
<p>En sağlam müttefiki HDP’nin sırtını dayadığı YPG’nin zarar görmesinden mahcup olan..,</p>
<p>Tezkereyi mecburen “içi yana yana” imzalayan!.,</p>
<p>Barış Pınarı Harekatı’ndan dolayı “kafası rahat olmayan”!..</p>
<p>Türkiye aynı zamanda, işte bu “sakat kafayla” da mücadele etmek zorunda!..</p>
<p><strong>Yoksa filmime konserime gelmezler korkusu mu?!..</strong></p>
<p>Sosyal medyada paylaşmıştım. Her defasında vatandan yana duruşunu ortaya koyan sanatçıları tenzih ederek söylüyorum…</p>
<p>Diyarbakır’da evlat nöbeti tutan annelere destek için tek laf söyleyemeyenler..,</p>
<p>Barış Pınarı Harekatı başladığından beri ağzı bıçak açmayanlar..,</p>
<p>Elinde ‘kaz’la gezenler..,</p>
<p>Siyasi partiye ‘çek’ kesenler..,</p>
<p>Üstü çıplak elinde rakı poz verenler..,</p>
<p>Konser, gösteri vs, gelirlerini Mehmetçik Vakfı’na bağışlayacaklarmış!</p>
<p>Dün “Vatandan yanayım” diyemeyen bu sanatçı bozuntuları, bugün günah çıkartıyorlar!</p>
<p>Şimdi mi aklınıza geldi?..</p>
<p>Ne o.., Protesto ederler, konserime, filmime gelmezler korkusu mu?!..</p>
<p>Hikmet Genç/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/icimizdeki-rahatsizlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
