<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Balkanlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/balkanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Nov 2021 07:44:26 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Balkanlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Balkan Planı…</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-balkan-plani/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-balkan-plani/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Nov 2021 07:44:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17883</guid>

					<description><![CDATA[Dış politikada yoğun geçen bir haftayı geride bıraktık.  Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin 8. Zirvesi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası&#8217;nda toplandı. Önemli kararların alındığı zirvede bir de isim değişikliği kararı alındı. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin adı, &#8220;Türk Devletleri Teşkilatı&#8221; olarak değiştirildi. Zirve kararları elbette önemliydi ancak bu isim değişikliği bile başlı başına bir mesajdı. Türk Devletleri Teşkilatı isminin arkasında oldukça kadim bir tarih yatmaktadır. Bu konuya devam edeceğiz ancak geçtiğimiz günlerde yine son derece önemli başka bir ziyaret vardı. Zirvenin kapanış seremonisinde konuşmasına da yer verilen Macaristan Başbakanı Victor Orban’ı, Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’de kabul etti. Bu sıradan bir ziyaret değildi elbette. Bosna Hersek’te son dönemde yaşanan gerginlik ve bölgede fitili ateşlenmek istenen bir çatışmanın önünün alınması da denilebilir. Macaristan ile Türkiye’nin ilişkileri her zaman dostça olmuştur. Bu ziyaret de bir dostluk göstergesi olarak görülebilir. Ancak konuk Başbakan’ın ziyaretteki mesajları bunu bir adım daha öteye taşımış oldu. Şimdi bu ziyaretin hem tarihi arka planına hem de son dönemdeki olayları göz önüne alarak perde arkasına bir bakalım. Avrupa Birliğine ve NATO’ya sonradan üye olan tüm ülkelerle ilişkilerimiz her daim güçlü olmuştur. Burada iki ülkeyi özellikle vurgulamak istiyorum, Polonya ve Macaristan… Tarih boyunca bu iki ülkeyle çok özel ilişkilerimiz olduğunu yukarda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dış politikada yoğun geçen bir haftayı geride bıraktık.  Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin 8. Zirvesi, Demokrasi ve Özgürlükler Adası&#8217;nda toplandı. Önemli kararların alındığı zirvede bir de isim değişikliği kararı alındı. Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyinin adı, &#8220;Türk Devletleri Teşkilatı&#8221; olarak değiştirildi. Zirve kararları elbette önemliydi ancak bu isim değişikliği bile başlı başına bir mesajdı. Türk Devletleri Teşkilatı isminin arkasında oldukça kadim bir tarih yatmaktadır. Bu konuya devam edeceğiz ancak geçtiğimiz günlerde yine son derece önemli başka bir ziyaret vardı. Zirvenin kapanış seremonisinde konuşmasına da yer verilen Macaristan Başbakanı Victor Orban’ı, Cumhurbaşkanı Erdoğan Beştepe’de kabul etti.</p>



<p>Bu sıradan bir ziyaret değildi elbette. Bosna Hersek’te son dönemde yaşanan gerginlik ve bölgede fitili ateşlenmek istenen bir çatışmanın önünün alınması da denilebilir. Macaristan ile Türkiye’nin ilişkileri her zaman dostça olmuştur. Bu ziyaret de bir dostluk göstergesi olarak görülebilir. Ancak konuk Başbakan’ın ziyaretteki mesajları bunu bir adım daha öteye taşımış oldu.</p>



<p>Şimdi bu ziyaretin hem tarihi arka planına hem de son dönemdeki olayları göz önüne alarak perde arkasına bir bakalım.</p>



<p>Avrupa Birliğine ve NATO’ya sonradan üye olan tüm ülkelerle ilişkilerimiz her daim güçlü olmuştur. Burada iki ülkeyi özellikle vurgulamak istiyorum, Polonya ve Macaristan… Tarih boyunca bu iki ülkeyle çok özel ilişkilerimiz olduğunu yukarda söylemiştim. Sayın Cumhurbaşkanımızın ortak basın toplantısında da söylediği gibi bölgesel ve uluslararası platformlarda Macaristan, gerçekten stratejik ortağımız. Ziyaret sonrası yapılan basın toplantısında konuk Başbakan, ‘Macaristan için Moskova, Berlin ve İstanbul önemlidir. Ama şimdi ‘Ankara’ demek daha doğru. 20 yıldır bu süreci görüyorum’ diyerek bulunduğu noktayı tarif etti. Ardından Avrupa’nın Türkiye’nin müttefikliğine ihtiyacı olduğunu aksi durumda Avrupa’nın dağılacağını da ifade etti. En sonunda da Bosna Hersek’te denklemi değiştirecek bir açıklama yaptı.</p>



<p>Bosna Hersek Başkanlık Konseyinin Sırp üyesi Milorad Dodik’in son zamanlarda dile getirdiği silahlanma, ordu kurma ve Bosna’yı parçalama isteklerine karşılık, ‘Türkiye Sırbistan üzerinde baskı kurmalı’ demiştik. Bu baskı ebedi dostumuz Türk Konseyi gözlemci üyesi de olan Macaristan üzerinden geldi. Macaristan Başbakanının ziyaretinde Bosna’daki durum toplantının ana maddelerindenmiş.&nbsp;</p>



<p>Bosna Hersek’te önceki yazılarımda da belirttiğim üzere tansiyon çok yüksekken Macaristan Başbakanının Türkiye ziyareti sonrasında basın önünde Türkiye’yi kastederek ‘’Her ikimiz için de Bosna’daki barış ve istikrar çok önemlidir. Herkes istikrar ve barış istiyor bölgede. Orada yaşayanlarla istikrar yakalanabilir. Balkanlardaki istikrarı orada yaşayanlarla yakalayabiliriz’’ demesi bölgeye dönük önemli bir mesajdı. Macaristan ile Bosna’nın kara sınırı yoktur. Ancak Bosnalı Sırplara ordu kurup ayrılması için destek veren Sırbistan içerisinde iki tane özerk bölge vardır. Bunlardan biri Boşnak nüfusun yaşadığı Sancak bölgesi, diğeri de halkının çoğunluğunu Macarların oluşturduğu zaman zaman bağımsızlık yanlısı seslerin çıktığı Voyvodina Özerk Bölgesi.</p>



<p>Yugoslavya iç savaşından sonra yedi ülke bağımsızlığını ilan etti. Ancak bölgede hala özerk statüsünü koruyan ve bağımsızlık talebinde bulunduğunda haksız karşılanmayacak oluşumlar var. Bunlardan ikisi Sırbistan’da ve Sırbistan’ın yüzölçümünün büyük bir kısmına denk geliyor.</p>



<p>1945’te Yugoslavya’nın sosyalist bölgelerinden biri olarak kurulan Voyvodina, savaş sonrası Sırbistan’ın özerk bölgesi haline geldi. 2008 yılında Kosova’nın tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden sonra gözler Voyvodina’ya çevrildi. Bunun önünü kesmek için Sırplar, 2009’da Voyvodina Tüzüğünü parlamentoda kabul ederek yürürlüğe koydular. 2012’de Voyvodinalı Macarlar tekrar daha güçlü şekilde bağımsızlık istediler. Bu kez Bosna Hersek’teki gibi iki etnisiteli bir yönetim istiyorlardı. “Voyvodina Cumhuriyeti ve Sırbistan.” Bu girişimleri sonuçsuz kaldı ama bir yıl sonra 2013’te Voyvodina Özerk Bölgesi parlamentosu Novi Sad’ı idare merkezi statüsünden çıkararak başkent ilan eden, anayasal ve yasal hakların korunmasına dair deklarasyonu kabul etti. Tabi ki Belgrad makamları tarafından reddedildi. Sonuç olarak Voyvodina’nın bağımsızlık veya özerkliğini genişletme ihtimali hep canlı kaldı ve hala Sırbistan için büyük bir problem olmaya devam ediyor.</p>



<p>Türkiye’nin Voyvodinalı Macarlara destek vermesi ihtimali bile balkanlarda büyük bir kırılmaya yol açar. Bosnalı Sırpların kendilerini ait hissetmedikleri Bosna Hersek’ten ayrılma talepleriyle Voyvodina Özerk Bölgesinin kendini ait hissetmediği Sırbistan’dan ayrılma isteği çok benzerdir. Bu sebeple Macaristan Başbakanıyla ortak basın toplantısında bu konuda açıklama yapılmış olması başlı başına bir anlam taşır. Toplantı sonrası açıklama yapılmış olmasına rağmen basından bu konuda bir soru sorulmamasını yadırgadım. Avrupalı yetkili gördüğümüzde hemen göç konusunda bir soru sormayı tercih ediyoruz. Macaristan ile sınırımız bile olmamasına rağmen yine göç ve göçmenlerle ilgili soru soruldu. Sayın Başbakanın Bosna ile ilgili bu kadar net açıklamasından sonra konuyla ilgili bir soru sorulsaydı bugün kamuoyunun dikkatini çekmek biraz da olsa başarılmış olurdu.</p>



<p>Ben eksik kalan kısmı tamamlayayım; konuk Başbakanın ağzından çok net bir mesaj verilmiş oldu; Bosna Hersek parçalanırsa Sırbistan da parçalanır. Bosnalı Sırplar ayrılırsa Voyvodinalı Macarlar da ayrılır. Sanırım bu açıklama acil durumlarda verilen dilaltı hapı gibi Bosna Hersek’te tansiyonu hızlıca düşürecektir. Bununla birlikte Voyvodina ve Sancak Özerk bölgelerinde de kış ayının artık kendini hissettirdiği bu günlerde hava biraz ısınacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cumhurbaskani-erdoganin-balkan-plani/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlardaki TİKA Projeleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/balkanlardaki-tika-projeleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/balkanlardaki-tika-projeleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 05 Jul 2020 08:20:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[TİKA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15059</guid>

					<description><![CDATA[“Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız vardığınız yerin önemi yoktur.” Peter F.Drucker 1992 yılından bu yana dünyanın 4 kıtasına Türkiye olarak mağdur ve mazlum coğrafyalara insani yardım götürüyoruz. Yardıma muhtaç insanlar için Türkiye’den kalkıp kilometrelerce uzaktaki ülkelere giden bazı STK’larımızın strateji, emek ve maliyetlerindeki sonuçları görünce üzülüyorum. Sevinç ve umut vadeden kurumlarımız da var. Dünya genelindeki faaliyetlerini yakından takip etme fırsatını bulduğum TİKA ile özellikle Afrika ve Balkanlar’da çok karşılaştım. Ayakları yere basan projeleri ile diplomasimize ne kadar katkı sağladıklarını Belgrad, Bükreş, Gagavuzya, Priştina, Podgoritsa, Saraybosna, Tiran ve Üsküp’te görerek şahit oldum. Fakat dikkatimi çeken geçtiğimiz günlerde medyaya düşen “Küresel Gıda Krizine Karşı Balkanlar’a Tarımsal Diplomasi’’ haberi oldu. Dünyayı kasıp kavuran Kovid-19’un ileride ortaya çıkaracağı açlık salgını artık devletlerin öncelikli sorunu haline geldi. Balkanlar’a ve milli bünyeye yönelik çalışmalara katkı anlamında gıda güvenliğinin krize evrileceği dönemde tarımsal diplomasi çalışması daha da güçlendirilmelidir. Ulusal ekonomiye etkili biçimde katkı sunması, akraba topluluklar ile birlikte yaşadıkları devletlerde toplumun refahı da düşünülerek geçimini tarımdan sağlayan ailelere, gıda desteği ve teminine yönelik stratejik bir çalışma hayata geçirilmiş. Aslında bu proje Türkiye dahil bölge ülkelerinin gıda üretimi güvencesi için önemli olan hassas ürünlerin pozisyonlarının ne olabileceği tahminine de cevap olacaktır. STRATEJİK AKIL ÜLKE VE BÖLGE HİZMETİNDE TİKA’nın Balkanlar’da tarımsal &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Gideceğiniz yeri bilmiyorsanız vardığınız yerin önemi yoktur.” Peter F.Drucker</p>



<p>1992 yılından bu yana dünyanın 4 kıtasına Türkiye olarak mağdur ve mazlum coğrafyalara insani yardım götürüyoruz.</p>



<p>Yardıma muhtaç insanlar için Türkiye’den kalkıp kilometrelerce uzaktaki ülkelere giden bazı STK’larımızın strateji, emek ve maliyetlerindeki sonuçları görünce üzülüyorum.</p>



<p>Sevinç ve umut vadeden kurumlarımız da var. Dünya genelindeki faaliyetlerini yakından takip etme fırsatını bulduğum TİKA ile özellikle Afrika ve Balkanlar’da çok karşılaştım.</p>



<p>Ayakları yere basan projeleri ile diplomasimize ne kadar katkı sağladıklarını Belgrad, Bükreş, Gagavuzya, Priştina, Podgoritsa, Saraybosna, Tiran ve Üsküp’te görerek şahit oldum.</p>



<p>Fakat dikkatimi çeken geçtiğimiz günlerde medyaya düşen “Küresel Gıda Krizine Karşı Balkanlar’a Tarımsal Diplomasi’’ haberi oldu.</p>



<p>Dünyayı kasıp kavuran Kovid-19’un ileride ortaya çıkaracağı açlık salgını artık devletlerin öncelikli sorunu haline geldi.</p>



<p>Balkanlar’a ve milli bünyeye yönelik çalışmalara katkı anlamında gıda güvenliğinin krize evrileceği dönemde tarımsal diplomasi çalışması daha da güçlendirilmelidir.</p>



<p>Ulusal ekonomiye etkili biçimde katkı sunması, akraba topluluklar ile birlikte yaşadıkları devletlerde toplumun refahı da düşünülerek geçimini tarımdan sağlayan ailelere, gıda desteği ve teminine yönelik stratejik bir çalışma hayata geçirilmiş.</p>



<p>Aslında bu proje Türkiye dahil bölge ülkelerinin gıda üretimi güvencesi için önemli olan hassas ürünlerin pozisyonlarının ne olabileceği tahminine de cevap olacaktır.</p>



<p>STRATEJİK AKIL ÜLKE VE BÖLGE HİZMETİNDE</p>



<p>TİKA’nın Balkanlar’da tarımsal diplomasi çalışması açlık salgınının gündeme geldiği bu dönemde, düne kadar sahada uyguladığı projelerindeki stratejik aklın, amaç ve sonuçlarını göstermesi açısından önemlidir.</p>



<p>Bugün, Türkiye’nin 2019 yılı toplam ithalat oranlarına bakılacak olursa, 202.7 milyar dolarlık ithalatı içerisinde 12.6 milyar dolarlık payını tarımsal ürünler oluşturmaktadır.</p>



<p>Bu tarımsal ithalatın 2.7 milyar dolarlık kısmını yani yüzde 21.97’sini, Balkanlar ve Doğu Avrupa ülkelerinden yapılan tarımsal ürün ithalatı oluşturmaktadır.</p>



<p>“Balkanlara Yönelik Tarım Diplomasisi” çalışmalarının ileride ne kadar önemli olduğunu göreceğiz.</p>



<p>Batı Balkanlar’da TİKA’nın şahit olduğumuz projelerine birkaç örnek vermek gerekir.</p>



<p>Kuzey Makedonya’da 14 Türk pirinç çeşidi ile bölgede en çok kullanılan İtalyan San Andrea pirinç çeşidi deneme ekimlerini yaptı.</p>



<p>Halil Bey, Gönen, Kızıltan ve Gala gibi Türk çeşitlerinin bulunduğu 14 Türk pirinç çeşitlerini yüksek verim ve erken hasat edilebilme özellikleri ile bölgeye adapte edildi.</p>



<p>Makedon üreticiler tarafından yalnızca Yugoslavya döneminden kalma tek pirinç çeşidinin üretimi yerine, bugün Türk pirinç çeşitleri de bölgede üretiliyor.</p>



<p>Kazanan kim oldu?</p>



<p>Makedonya’daki soydaş ve akraba topluluklar ile Türkiye ve Türk müteşebbisleri oldu.</p>



<p>Türkiye zaten pirincin büyük bir kısmını Uzakdoğu ve bazı gelişmiş ülkelerden ithal etmiyor mu? Türkiye’ye Kuzey Makedonya’da da Türk pirinç çeşitlerinin üretilebileceğini gösterdi.</p>



<p>TİKA’nın Kuzey Makedonya’da Yörük Türkleri ve Makedon toplumu için uyguladığı “Arı ve Arı Ürünleri Üretimi Projesi” de toplumsal, ekonomik ve ekolojik açıdan bölgeye ekonomik katkılar sağladı.</p>



<p>Öyle ki Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP) tarafından, Güney-Güney iş birliği programı çerçevesinde, New York’ta 16-19 Aralık 2008 tarihleri arasında düzenlenen “Global South Development Expo 2008” organizasyonu da dünyaya tanıtılmak üzere en iyi uygulamalardan biri olarak değerlendirildi ve dünyada en iyi örnek projeler arasında seçildi.</p>



<p>Bu proje ile dünyanın dikkati Yörük Türlerine ve Doğu Makedonya’ya çekildi.</p>



<p>Hatta 92. Oscar ödüllerinde uluslararası film ve belgesel kategorilerinde aday gösterilen ve Makedonyalı yönetmenler Tamara Kotevska ve Ljubo Stefanov tarafından çekilen Makedon Honeyland Filmi, Doğu Makedonya’da Yörük Türkü Hatice Muratova’nın hayat hikâyesini konu aldı.</p>



<p>2019 Saraybosna Film Festivali’nde seyirciden 4.85 puan alarak en iyi belgesel seçildi ve Kore’de de Uluslararası Belgesel Festivalinde büyük ödül kazandı.</p>



<p>Ayrıca neredeyse her tarımsal üründe ithalatçı pozisyonunda olan Kosova’da, akraba topluluklar için uyguladığı “Meyveciliğin Geliştirilmesi Projesi” ile ahududu üretiminde yüzde 100 üretim başarısı sağlandı.</p>



<p>Bitkisel üretimin yüzde 17’sini oluşturan meyvecilik sektöründe ahududu bugün Kosova için önemli bir ihracat kalemi artık.</p>



<p>TİKA’nın stratejik hamlesi olan “Tarım Diplomasisi” çalışması, Kovid-19 sonrası ülkemizin gıda güvencesi ve tarımsal ihracatına yönelik temel stratejisine olumlu katkı sağlanacağı düşünüldüğünde ülke ve bölge hizmetine yönelik önemi ortaya çıkıyor.</p>



<p>Bu çalışma bence, Türkiye’nin gelecekteki tarım politikalarına ilişkin önerileri de ortaya koyacak, bölgede uygulanacak tarım projeleri ve ürün çeşitliliği açısından da temel verileri destekleyecektir.</p>



<p>İçinden geçtiğimiz süreç dikkate alındığında gıda ve yaşam güvenliğimiz açısından bu hamle özel önem taşımaktadır.</p>



<p>Teşekkürler TİKA!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/balkanlardaki-tika-projeleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Edirne’yi Tahkim Etmemiz Gerekiyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/edirneyi-tahkim-etmemiz-gerekiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/edirneyi-tahkim-etmemiz-gerekiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Dec 2019 12:03:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Edirne]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13314</guid>

					<description><![CDATA[Bir düğün vesilesiyle hafta sonunu (21-22 Aralık Cumartesi ve Pazar günleri) Batı Trakyalı soydaşlarımız arasında geçirdim. Bu vesileyle intibalarımı birkaç başlık altında okuyucularımla paylaşmak isterim. İpsala sınır kapısından geçip Yunanistan topraklarına ayak basmakla beraber hemen ilk hayal kırıklığını yaşıyorsunuz. Doğal olarak sınırın Türkiye tarafındaki insanlarla sınırın Yunanistan tarafında kalan insanların aynı soydan olabileceğini tahmin ediyorsunuz. Ancak durum zannettiğiniz gibi değil. Sınırın her iki tarafında yaşayan insanların beşeri irtibatlarını engelleyici tedbirler almış Yunanistan devleti. Kendince bir güvenlik endişesini mesnet edinmiş bu suni ortamı oluşturmak için. Arada fasıla bölgesi var ve beşeri coğrafya devam etmiyor, inkıtaya uğramış. Belli ki Yunanistan sınırları içinde kalan Türklerle Türkiye Türklerinin irtibatları kesilmek istenmiş. Gözden ırak olanlar gönül bağı oluşturmasınlar diye düşünülmüş. Yunanistan devleti, Türkiye sınırından Yunanistan yönünde yaklaşık 100 kilometrelik bir derinlik oluşturarak buralardan Türkleri boşaltıp Rumları yerleştirmiş. Sınırdan geçtiğiniz zaman aşağı yukarı bir saat gözünüz köylerde minare arıyor ama nafile. Belli bir mesafeyi aldıktan sonra minareli köyleri görebiliyorsunuz.  İçiniz ferahlıyor. Türkler genelde dağ köylerinde yaşıyorlar. Ovalık bölgelerde karışık bir ortam söz konusu. Rum ve Türkler bir arada yaşıyorlar. Dağlarda iskân eden Türklerin kimliklerini muhafaza edebildiklerine şahit olurken ova bölgelerindeki soydaşlarımızın daha çok baskıya maruz kaldıklarını söyleyebiliriz. Mesela dağlık kesimdeki Türk köylerinde Ezanlar tıpkı ülkemizde olduğu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bir düğün vesilesiyle hafta sonunu (21-22 Aralık Cumartesi ve Pazar günleri) Batı Trakyalı soydaşlarımız arasında geçirdim. Bu vesileyle intibalarımı birkaç başlık altında okuyucularımla paylaşmak isterim.</p>
<p>İpsala sınır kapısından geçip Yunanistan topraklarına ayak basmakla beraber hemen ilk hayal kırıklığını yaşıyorsunuz. Doğal olarak sınırın Türkiye tarafındaki insanlarla sınırın Yunanistan tarafında kalan insanların aynı soydan olabileceğini tahmin ediyorsunuz. Ancak durum zannettiğiniz gibi değil. Sınırın her iki tarafında yaşayan insanların beşeri irtibatlarını engelleyici tedbirler almış Yunanistan devleti. Kendince bir güvenlik endişesini mesnet edinmiş bu suni ortamı oluşturmak için. Arada fasıla bölgesi var ve beşeri coğrafya devam etmiyor, inkıtaya uğramış. Belli ki Yunanistan sınırları içinde kalan Türklerle Türkiye Türklerinin irtibatları kesilmek istenmiş. Gözden ırak olanlar gönül bağı oluşturmasınlar diye düşünülmüş.</p>
<p>Yunanistan devleti, Türkiye sınırından Yunanistan yönünde yaklaşık 100 kilometrelik bir derinlik oluşturarak buralardan Türkleri boşaltıp Rumları yerleştirmiş. Sınırdan geçtiğiniz zaman aşağı yukarı bir saat gözünüz köylerde minare arıyor ama nafile. Belli bir mesafeyi aldıktan sonra minareli köyleri görebiliyorsunuz.  İçiniz ferahlıyor.</p>
<p>Türkler genelde dağ köylerinde yaşıyorlar. Ovalık bölgelerde karışık bir ortam söz konusu. Rum ve Türkler bir arada yaşıyorlar. Dağlarda iskân eden Türklerin kimliklerini muhafaza edebildiklerine şahit olurken ova bölgelerindeki soydaşlarımızın daha çok baskıya maruz kaldıklarını söyleyebiliriz. Mesela dağlık kesimdeki Türk köylerinde Ezanlar tıpkı ülkemizde olduğu gibi gürül gürül okunurken İskeçe’de akşam ve yatsı namazını eda ettiğimiz camide okunan ezanı camide namaz için hazır bekleyen cemaat ancak işitebiliyordu. Bu durum beni hayli hislendirdi ve gözyaşlarıma mani olamadım.</p>
<p>Bu arada iki günlük ziyaretimizde gönlümüzü yeşerten içimize ümit tohumları serpen manzaralara da şahit olduk. Gerek Gümülcine ve gerek İskeçe sokaklarının bazıları Konya ve Bursa çarşılarını hatırlattı. Henüz otantik yapısı bozulmamış çarşılardaki esnaf size yabancı bir ülkede değil kendi memleketinizin çarşı-pazarında geziyormuş gibi bir his veriyordu. Herkes selamınızı alıyor ve daha güzeli ile mukabele ediyor. Dolaşan hanımların tesettürleri tıpkı Anadolu’daki hanımlar gibi en çok ta bu durum hoşumuza gidiyor.</p>
<p>Yıllar önce Kurban Bayramı vesilesiyle yaklaşık bir hafta süren bir Bulgaristan seyahatimiz olmuştu. Özellikle Müslüman muhitlerde dolaşmamıza rağmen gözüm nerelerdeler acaba diye mesture bayanları aramıştı da sadece ücra bir köyde oldukça yaşlı iki başörtülü Müslüman kadın görebilmiştim. Şahit olduğumun hepsi bu kadardı. Konuyu ziyaretimiz esnasında dillendirdiğimde nedenini İskeçeli bir arkadaşım şöyle özetledi:</p>
<p>Onlar zulmün daha katmerlisine maruz kaldılar. Elhamdülillah bizler bu kadar kendimizi koruyabildik. Ona cevabım şu oldu:</p>
<p>Kardeşim, sizler ve tüm Balkanlar için Edirne’yi tahkim etmemiz gerekiyor.</p>
<p>Adil Gülmez</p>
<p>@umradil</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/edirneyi-tahkim-etmemiz-gerekiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlarda (Eski) Yugoslavya’nın ‘Yalnız’laşan Ülkesi: Kosova</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:16:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<category><![CDATA[Yugoslavya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12325</guid>

					<description><![CDATA[Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: “KOSOVA KOSOVALILARINDIR!” Balkanlar tarih boyunca dünyanın en hareketli coğrafyalarından birisi olmuştur. Bölgede niceliksel olarak (devlet-cik) küçük ve farklı ulusların çokluğu ile dinsel ve kültürel ayrışmaların keskinliği sonucu çatışmalarda yoğun olmuştur. Bu farklılıklar Balkan uluslarını sürekli bir mücadele içine çekerek çatışma ortamı meydana getirmiştir. Bu çatışmalar, kaosun hiçbir dönem eksik olmadığı Balkanlardır. Jeopolitik konumu, karmaşık (kozmopolit) etnik yapısı ve küresel güçlerin çekişmelerine sahne olmasından kaynaklanan özellikleri sebebiyle her daim büyük bir öneme haiz olmuştur. Balkanlar, Soğuk Savaş dönemi boyunca Doğu ile Batı arasında bir tampon bölge niteliği kazanmıştır. Bu bağlamada devamlı olarak dengelerin bozulup yenilerinin kurulduğu bir yer olmuştur. Soğuk Savaş dönemi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) parçalanarak/dağılması Orta Asya ve Kafkasya gibi stratejik konumlarda güç boşluğu oluşmasına nasıl sebep oldu ise, hakeza Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması/dağılması aynı şekilde belirgin bir güç boşluğu doğurdu. Yugoslavya’nın kurucusu ve efsanevi lideri Josip Broz Tito’nun 1981’de ölümü ile ülkenin mayasını da ortadan kaldırmıştır. Tito, dengeli ve çatışmaya meydan vermeyen bir yönetim uygulayarak Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmış idi. Tito’nun şu cümlesi manidardı: “Ben Yugoslavya’yı nefesimle bir altın küre &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong>Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: “KOSOVA KOSOVALILARINDIR!”</strong></p>
<p class="p1">Balkanlar tarih boyunca dünyanın en hareketli coğrafyalarından birisi olmuştur. Bölgede niceliksel olarak (devlet-cik) küçük ve farklı ulusların çokluğu ile dinsel ve kültürel ayrışmaların keskinliği sonucu çatışmalarda yoğun olmuştur. Bu farklılıklar Balkan uluslarını sürekli bir mücadele içine çekerek çatışma ortamı meydana getirmiştir. Bu çatışmalar, kaosun hiçbir dönem eksik olmadığı Balkanlardır. Jeopolitik konumu, karmaşık (kozmopolit) etnik yapısı ve küresel güçlerin çekişmelerine sahne olmasından kaynaklanan özellikleri sebebiyle her daim büyük bir öneme haiz olmuştur. Balkanlar, Soğuk Savaş dönemi boyunca Doğu ile Batı arasında bir tampon bölge niteliği kazanmıştır. Bu bağlamada devamlı olarak dengelerin bozulup yenilerinin kurulduğu bir yer olmuştur.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Soğuk Savaş dönemi sonrasında Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin (SSCB) parçalanarak/dağılması Orta Asya ve Kafkasya gibi stratejik konumlarda güç boşluğu oluşmasına nasıl sebep oldu ise, hakeza Balkanlarda Yugoslavya’nın parçalanması/dağılması aynı şekilde belirgin bir güç boşluğu doğurdu. Yugoslavya’nın kurucusu ve efsanevi lideri Josip Broz Tito’nun 1981’de ölümü ile ülkenin mayasını da ortadan kaldırmıştır. Tito, dengeli ve çatışmaya meydan vermeyen bir yönetim uygulayarak Yugoslavya’yı bir arada tutmayı başarmış idi. Tito’nun şu cümlesi manidardı: “Ben Yugoslavya’yı nefesimle bir altın küre gibi taşıyorum. Bu nefes kesildiği zaman bu altın küre düşecek ve kırılacak.”</span></p>
<p class="p1">Ve öyle de oldu; daha sonraları Yugoslavya’nın ortak yönetimi sırasında yaşanan sıkıntıların aşılamaması beraberinde ülkenin parçalanarak dağılma sürecine neden olmuştur. Bu bağlamda Balkanlar’ın ve eski Yugoslavya’nın parçalanarak/dağılmasının tezahürü olarak yıllar sonra bağımsızlığını kazanan Kosova değerlendirilerek analiz edilecektir. Kosova, tarih boyunca farklı imparatorlukların ve 1389’dan sonra Osmanlı Devle­ti’nin egemenliği altında kalmış, coğrafi konumu itibarıyla önemli bir ülkedir. Os­manlı’dan sonra 1912’den itibaren Sırp-Hırvat-Sloven krallığı egemenliğine geçen Kosova, Sırp milliyetçiliğinin mitlerinin yoğunlaştığı ülkedir. Nüfusunun çoğunluğunu Arnavutların oluşturduğu Kosova, 1944’ten sonra Tito döneminde eski Yugoslavya’nın iki özerk bölgesinden biri olmuştur. Kosova Arnavutları, 1960’ların sonundan beri kendilerine Federe Cumhuriyet statüsü veril­mesi talep etmelerine rağmen, 1974’te yapılan bir anayasal düzenlemeyle Kosova ve Voyvodina’ya genişletilmiş özerklik verilmiştir. Ancak yeni düzenleme Arnavutların taleplerini karşılamadığı için, Kosova meselesi 90’lı yıllara kadar gündemdeki sıcak­lığını korumaya devam etmiştir. 1990’ların başında Yugoslavya çözülme sürecine girdiğinde Kosova Arnavutları, federasyon içinde yükselen Sırp milliyetçiliği sebe­biyle tedirgin olmaya başlamıştır. Öte yandan, diğer Yugoslav ülkelerin federasyon­dan ayrılması da Arnavutlara yönelen Sırp baskısının artmasına neden olmuştur.</p>
<p class="p1">1980 yılında Tito’nun ölümünün ardından yük­selen Sırp milliyetçiliği, Kosovalı Arnavutların bağımsızlık fikrinin daha güçlü bir şekilde dile getirilmesine sebep olmuştur. Kosova’daki gelişmelerin kaderini etkileyen ve belki de momentum olarak değerlendirilebilecek olay, Miloşeviç’in 1989’da Kosova Ovası’nda Kosova Savaşı’nın 600. yıldönümünde yaptığı milliyet­çi tonu yüksek ve Yugoslavya’nın içindeki bütün ulusları korkutan konuşmasıdır. Miloşeviç, Kosova’nın özerkliğini kaldırarak bu korkuların artmasına ve Kosovalı Arnavutların bağımsızlık dışında herhangi bir alternatif düşünmemesine neden olmuştur. 1991-1995 arası Bosna-Hersek’te yaşanan etnik soykırım, endişe duyan Kosovalılara bağımsızlıktan başka bir seçenek bırakmamıştır. 1998’de Kosovalıları göçe zorlayıp bu sefer farklı bir etnik temizlik yöntemi uygulayan Sırpların bu tavırları Bosna-Hersek’te geç kalan uluslararası aktörleri harekete geçirmiş ve Kosova’nın bağımsızlığına kadar gidecek sancılı süreç başla­mıştır. 1999 baharında (Kuzey Atlantik Savunma Paktı) NATO’nun Sırbistan ve Kosova’daki Sırp ordusuna düzen­lediği operasyon ile Sırpların Kosova’dan çekilmesini sağlamış ve bölge BM’nin denetimi altına alınmıştır. Yugoslavya’nın dağılmasından itibaren geçen sürede Kosova sorunu ne uluslararasılaştırılabilmiş ne de çözüm­lenmiştir. NATO, 24 Mart’ta “Müttefik Güç Harekâtı” ismini verdiği operasyonla Belgrad ve Kosova’daki Sırp askeri merkezleri bombalamıştır. 10 Ha­ziran 1999’a kadar 77 gün süren NATO’nun hava operasyonu, Sırpların çekilmeyi kabul etmesi ve NATO’nun “Kosovo Force” isimli kara ordusunun (KFOR) Koso­va’ya girme emri alması üzerine sona ermiştir. İki gün sonra II. Dünya Savaşı’n­dan bu yana Avrupa’da gerçekleştirilen en geniş çaplı bir kara harekâtıyla NATO birlikleri 12 Haziran’da Kosova’ya girmiş ve Kosova’daki çatışmalar sona ermiştir.</p>
<p class="p1"><span class="s1">NATO’nun Sırbistan’a müdahale etmesinin ardından, Sırplar Kosova’dan çekilmek zorunda kalmış­tır. Bunun ardından da Kosova’ya giren NATO askeri, KFOR ismiyle güvenliği sağladıktan sonra Kosova, UNMİK denilen BM’nin geçici idaresine geçmiş, son­rasında ise AB de bu idarenin bir bölümüne dâhil edilmiştir. Bu süreçten sonra Kosova’nın bağımsızlık süreci fiilen başlamıştır. Ancak 2000’den itibaren Sırplarla yürütülen müzakerelerde herhangi bir mesafe kat edilememesi sonucunda, Ko­sova Sırpların uzlaşmaz tavırlarına kızan uluslararası toplumun desteğini alıp ba­ğımsızlığını ilan etmesinin yolunu açmıştır. Kosova, 17 Şubat 2008’de bağımsız­lığını ilan etmiştir. Bağımsızlığını ilk tanıyan ülkeler Türkiye, ABD ve Arnavutluk olmuştur. Daha sonra BM Güvenlik Konseyi’nin beş daimi üyelerinden İngiltere ve Fransa da Kosova’nın bağımsızlığını tanırken, IMF ve Dünya Bankası gibi ulus­lararası kurumlara bağımsız bir ülke olarak katılmıştır. Ancak Kosova’nın bağım­sızlığı –halen- Çin ve Rusya’nın vetosuna takılmaktadır. </span></p>
<p class="p1">Kosova, bağımsızlığının ardından bir taraftan uluslararası meşruiyetini arttırmaya yönelik hamleler yapmakla be­raber, diğer yandan ülke içinde yoğun bir reform sürecine girişmiştir. Kosova’nın devlet olma yolunda attığı adımlar arasında şüphesiz ekonomik reformların çok büyük önemi vardır. Dışarıya açık ve serbest piyasa ekonomisi modeline geçiş ya­pan Kosova’da yeni bir devlet olmanın getirdiği yapısal sorunlar ülke ekonomisi­nin olumsuz etkilenmesine sebep olmaktadır. Bunun yanı sıra, bu süreçte siyasi ve idari kuruluşların kurulma süreçleri de bu reformlara paralel bir şekilde gerçek­leşmektedir. Kosova’nın kurumlarını yapılandırma sürecinde hedeflenen kurumsal standart­lara ulaşması için en önemli motivasyon AB ile 15 Ekim 2012’de imzaladığı ‘Or­taklık Anlaşması Müzakerelerinin Başlangıcı için Teknik Kriterler’ anlaşmasıdır. Buna göre, Kosova hem kurumsal gereklilikleri yerine getirmek durumundadır hem de AB’nin talep ettiği demokratikleşme ve özgürlükler alanındaki kriterleri sağlamalıdır. Devletleşme yolunda hızla ilerleyen Kosova’nın AB standartlarına erişme hedefine katkı sağla­ması umulmaktadır.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde olan Kosova ekonomisi, bağımsız­lığından itibaren yadsınamayacak derecede gelişme gösterse de, henüz makro­ekonomik istikrarı yakalayamamıştır. Bunun en önemli nedenleri arasında ha­len uluslararası yardımlara bağımlı olması ve diasporadan gelen dövize ihtiyaç duymasıdır. Bunun yanı sıra Kosova ekonomisi dışarıya açık olmakla birlikte, iç üretim imkânlarını geliştirememesi nedeni ile ticaret açığı vahim boyutlardadır. Kosova’nın ekonomisi de yaşadığı gerilimler ve savaşlar ile uluslararası arena­daki siyasi durumundan birinci derecede etkilenmiştir. 90’lı yıllarda zaten Yugoslavya’nın ekonomik anlamda durumu en kötü bölgesi olan Kosova’nın ekonomik durumu savaşlar sonucu iyice kötüleşmiştir. 1999 yılından itibaren savaş sonrası yeniden yapılanma hamlesi ve dış yardımlar sonucu toparlanan Kosova ekonomi­si şu an görece daha iyi bir konumda olsa da, ülkedeki tüm kurumların oluşum evresinde olması ülke ekonomisinin kalkınmasını yavaşlatmaktadır. </span></p>
<p class="p1">Kosova ve Avrupa Birliği arasındaki ilişkiler 1999’da Kosova’daki savaştan sonra güçlenmeye başlamıştır. AB Kosova’nın kurumsallaşma ve devletleşme sürecini yakından takip ederken, 2008’deki bağımsızlık sürecine de destek vermiştir. Ancak AB üyesi 5 ülkenin Kosova’nın bağımsızlığını tanımaması da bu desteğin sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Doğal olarak bu durum Kosova’nın AB üyelik hedefi­ni olumsuz etkilemiştir. İlk etapta AB, Kosova’nın yeniden yapılanma ve ekonomik kalkınma süreçlerine destek olmakla yetinmiştir. Kosova bağımsızlığını ilan edene kadar Avrupa Parlamentosu ve Kosova Parlamentosu arasında üç gayri resmî top­lantı (2002, 2004 ve 2005) yapılmıştır. Ortaklık Antlaşması’nın bir parçası olarak 2004’te Avrupa Konseyi ilk kez Kosova’nın Avrupa ile ortaklığını kabul etmiştir. 2008’de AB, Kosova’da hukukun üstünlüğünü sağlamak için AB Heyeti kurulmasına karar vermiştir. 2009’da Avrupa Konseyi Kosova ile vize serbestisi sürecinin başlatılmasını ve aynı zamanda Kosova ile AB arasında ticaret anlaşması için müzakerelerin başlamasını önermiştir.</p>
<p class="p1">Sonuç olarak, Balkanlar bir barut fıçısıdır! Bu barut fıçısının alevlenmesi Yugoslavya’nın parçalanarak-dağılması ile tezahür etmiştir. Balkan jeopolitiği yeryüzünün en karmaşık ırk, dil ve din farklılıklarının bulunduğu yerdir. Bu nedenledir ki Yugoslavya’nın dağılması ile birden çok ‘devlet-cik’ meydana geldi/geliyor. Bu ‘devlet-cik’ler içerisinde bağımsızlığını en son kazanan (2008) Kosova olmuştur. Kosova, uzun yıllar Sırbistan’ın boyunduruğunda yaşamak zorunda kaldı; bu yetmezmiş gibi birde katliama maruz kaldı. Bugünün ve geleceğin Kosova’sı ise AB (Avrupa Birliği) yolunda kendinden emin adımlarla ilerliyor. Hakeza aynı şekilde ‘Uluslararası Siyasi-Askeri-Ekonomik ve Sosyo-Kültürel Örgütler’ tarafından meşru tanınırlığı için de çaba gösteriyor.</p>
<p class="p1">Kosova meselesinde, ilk kez otonom bir bölge, çoğunluğu belirleyen Arnavutların bağımsızlık isteği silahlı bir örgüt tarafından yürütülen savaş ve Batı’nın Kosova’nın bağımsızlık isteğine destek vermesi sonucunda bağımsızlığını duyurmuştur. Bu perspektiften bakıldığında Kosova’nın bağımsızlığı milattır. Tito’nun bir konuşmasında ki ‘’Ben iki alfabesi, üç dili, dört dini, beş milliyeti altı cumhuriyeti, yedi komşusu olan sekiz etnik azınlığın yaşadığı bir ülkenin lideriyim’’ cümlesi ise Yugoslavya’da aslında durumun ne kadar karmaşık ve vahamet içerisinde olduğunu gösteriyor idi. Ez cümle; Kosova kimin olabilir? Arnavutlara göre bir Arnavut ülkesi, Türklere göre ise Devlet-i Aliyye-i Osmaniye ve Sırplara göre de Sırbistan’dır. Bir realite var ki o da şudur: ‘’ KOSOVA KOSOVALILARINDIR!’’ Ve İvo Andriç (Nobel Edebiyat Ödülü Sahibi), ünlü eseri ‘Drina Köprüsü’nde şöyle seslenir: Balkanlar’da insanları dinlerine ve dillerine göre ayırmak ahmaklıktır, Balkanlar’da insanları nehirler ve yollar ayırabilir ancak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-eski-yugoslavyanin-yalnizlasan-ulkesi-kosova/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Balkanlar’da Türk Diplomasisinin STK Algısı ile Sınavı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-turk-diplomasisinin-stk-algisi-ile-sinavi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-turk-diplomasisinin-stk-algisi-ile-sinavi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 May 2019 12:07:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Balkanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Diplomasi]]></category>
		<category><![CDATA[STK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10606</guid>

					<description><![CDATA[Balkan ülkelerinde son 10 yıldır AB süreci çerçevesinde bölge halkları ve politikacıların hayatında, Batı’ya yönelik yeni bir umut ve heyecan yaşanmaktadır. Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ve Bosna Hersek gençliği, siyaset ve ticaretin dinamizmi Avrupa ile kaynaşma sürecini yaşarken Kosova ve Sırbistan bir iki ufak prosedüre takılmış durumda fakat bu iki ülkenin genç nüfusu da Avrupa ülkelerinde soluğu almaktadır.  Lise ve üniversitelerde en çok tercih edilen yabancı dil Almanca ve tüm gençlerin ideali Almanya, Hollanda, Avusturya, İsveç ve İsviçre’ye gitmek. Bu yeni Balkanlar sürecinde bizim tarihsel, soydaş ve dindaş toplumlar ile olan kültürel, sosyal, siyaset ve sivil politikalarımızın yeniden ele alınmasında fayda var. Azınlık soydaş nüfusumuzun son 25 yıldır Türkiye’de okuyan genç jenerasyonunun yüzde 5 ila 10’u ancak Balkanlar’a ata toprağına geri dönerken büyük çoğunluğu maalesef Türkiye’de kalmayı tercih etmiştir. 1992 Yugoslavya iç savaşında dağılma sürecini yaşayan bu coğrafyaya adeta seferber olduk. Sivil ve resmi tüm kurumlarımız 27 senedir ramazan, kurban dönemlerinde sosyal ve kültürel faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor.  Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla geriye baktığımız zaman uygulanan politikaların çok iç açıcı olduğunu söylememiz mümkün değil. Balkan politikamızın artık daha dikkatli, kısa, orta ve uzun vadeli acil politikalara ihtiyacı var. 1992 savaş sürecinde ve FETÖ yapılanmasının etkili altyapısının kontrolünde olan Balkanlar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1">Balkan ülkelerinde son 10 yıldır AB süreci çerçevesinde bölge halkları ve politikacıların hayatında, Batı’ya yönelik yeni bir umut ve heyecan yaşanmaktadır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bulgaristan, Yunanistan, Romanya, Makedonya, Arnavutluk, Karadağ ve Bosna Hersek gençliği, siyaset ve ticaretin dinamizmi Avrupa ile kaynaşma sürecini yaşarken<br />
Kosova ve Sırbistan bir iki ufak prosedüre takılmış durumda fakat bu iki ülkenin genç nüfusu da Avrupa ülkelerinde soluğu almaktadır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Lise ve üniversitelerde en çok tercih edilen yabancı dil Almanca ve tüm gençlerin ideali Almanya, Hollanda, Avusturya, İsveç ve İsviçre’ye gitmek.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu yeni Balkanlar sürecinde bizim tarihsel, soydaş ve dindaş toplumlar ile olan kültürel, sosyal, siyaset ve sivil politikalarımızın yeniden ele alınmasında fayda var.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Azınlık soydaş nüfusumuzun son 25 yıldır Türkiye’de okuyan genç jenerasyonunun yüzde 5 ila 10’u ancak Balkanlar’a ata toprağına geri dönerken büyük çoğunluğu maalesef Türkiye’de kalmayı tercih etmiştir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1992 Yugoslavya iç savaşında dağılma sürecini yaşayan bu coğrafyaya adeta seferber olduk. Sivil ve resmi tüm kurumlarımız 27 senedir ramazan, kurban dönemlerinde sosyal ve kültürel faaliyetlerini sürdürmeye çalışıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla geriye baktığımız zaman uygulanan politikaların çok iç açıcı olduğunu söylememiz mümkün değil.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkan politikamızın artık daha dikkatli, kısa, orta ve uzun vadeli acil politikalara ihtiyacı var.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1992 savaş sürecinde ve FETÖ yapılanmasının etkili altyapısının kontrolünde olan Balkanlar politikası, 2016’dan sonra devletin bölgedeki resmi kurumlarının yeniden yapılandırılması, temizlenmesi sonucunda şimdilik vasat bir seyir içerisinde yoluna devam etmektedir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dün ve bugün devam eden Balkan politikamızın temel yanlışı Balkan kökenli siyasetçi, Balkan kökenli işadamı, Balkan kökenli sivil toplum üzerinden yıllardır iktidar ve siyasetin yürüttüğü popülist devlet politikamızın artık terk edilmesi ve reel devlet politikalarımızın uygulanması gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Devletin aklı, siyasetin gölgesi ve gerisinde kalmamalıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hükümetlerin, derneklerin ve cemaatlerin Balkan politikası olmamalıdır. Ön görüleri, teklifleri olabilir. Devletin, uzun vadeli temel esaslara dayalı Balkan politikası olur. Her iktidar ve ideolojinin sürekli değişen bir Balkan politikası olamaz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkanlar’da dindaş ve soydaş topluluklarımızın güçlü potansiyel varlığına rağmen bölgesel, siyasal değişim sürecinde yeterli derecede etkili değiliz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Birçok kurumlarımızın resmî ofisleri, temsilcilikleri yüzlerce STK ve belediyelerin ağırlıklı olarak ramazan, kurban, sünnet faaliyetleri ile öğrenci eğitimine verilen desteklerin ülke halkları ve siyasetteki karşılığını iyi analiz etmekte fayda var.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Siyasetin devlet kurumları ve STK üzerinde kişisel olarak etkisi yurtdışındaki kurumların görev ve amaçlarında olumsuz değişimine sebep olur. O ülkenin itibarının zedelenmesine yol açıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Size itibar eden ülkeler, STK algısıyla yaklaşmaya başlıyor bu kez.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Birçok resmi ve sivil kurumlarımızda görev yapan arkadaşlar ideolojik dünyasını bulunduğu kuruma yansıtmaya çalışırken aslında bulundukları ülke gerçeğinden kopuyorlar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkanlar ile önemli tecrübeye sahip büyükelçilikler, TİKA ve MİT gibi kurumların sahip olduğu bilgi, birikim ve tecrübenin siyaset, resmi ve sivil kurumlarımız tarafından pek dikkate alınmaması ayrı bir problem.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belediyelerin yurtdışındaki faaliyetlerinin, sosyal, ekonomik, eğitim ve sağlık gibi bölgenin öncelikli problemlerine cevap veren nitelikte olması gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu Türkiye’nin kaynaklarının doğru kullanılmasına vesile olur.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">STK, cemaat ve resmî kurumların şahsi, rekabet, hırs ve reklam ölçeğinde gerçekleştirdikleri faaliyetler ile Balkanlar’da yaşayan toplumları sürekli el açan pozisyonuna düşürerek kişilik yapılarını rencide etmemekte fayda var.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bankalar, soydaşlardan ziyade ülkesel değerleri dikkate alıyor. Üniversitelerimiz maalesef ülke şartlarını çok dikkate almıyorlar. Kalite arayışından ziyade ayakta kalmaya yönelik Türkiye iç siyasetine angaje olmaları en temel sorun.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Anadolu Ajansımızın siyaset, sanat ve sosyokültürel alanlarda, kritik vakalarda daha çok güçlü, mücadeleci, üretken bir habercilik formatına dönüşmesi gerekiyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkanlar ve Doğu Avrupa’da tecrübeli, deneyimli personele ihtiyacımız var. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belediye, STK’lar ve bazı resmi kurumlarımızın çalışma politikaları, potansiyelleri ve siyasetçilerin gölgesi ile şekillendirilen Balkanlar’daki maddi ve manevi yatırımların beklenilen manada bizi tatmin eden bir tarafının olmadığı aşikardır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkanlar’da faaliyet yapan kurumlarımızın Almanya, Avusturya, Amerika, İtalya, Fransa ve Yunanistan gibi disiplinli, çok yönlü rakiplerinin politik güçlerini göz ardı etmeyelim.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yeni Balkanlar’da genç ve yaşlı tüm jenerasyonun yüzünü Batı’ya doğru döndüğü bir dönemi yaşıyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Maddi, manevi ve insan kaynaklarımızı tarihin, aklın, mantığın ve gerçeğin süzgecinden geçirme zamanıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">TİKA BALKANLAR VE DOĞU AVRUPA DAİRESİ</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkanlar ve Doğu Avrupa’daki 11 ülkede ofisi olan TİKA’nın, zor şartlarda 100 milyon nüfuslu bölgede herkese tebessüm hediye etmesi örnek alınması gereken bir çalışmadır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">100 milyon nüfuslu bölgede, dil, din, milliyet ve milli öncelik kriterlerine riayetle çalışması endişelerimizi az da olsa gideriyor ancak TİKA’nın hassasiyet ve gayretleri, doğrudan diplomasi görevini kendi uhdesinde bulunduran kurumlarımız tarafından da titizlikle dikkate alınmasında yarar vardır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Balkanlar’daki etnik yapıya yönelik, disiplinli çalışmayla hareket eden, denge ve strateji ölçeğinde sorunsuz, hareketli diplomasi takip eden TİKA kurumumuz ve Balkan dairesine  teşekkürü bir borç biliyorum.</span></p>
<p>Osman Atalay/YeniAkit</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/balkanlarda-turk-diplomasisinin-stk-algisi-ile-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
