<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ayet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ayet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Jan 2023 13:34:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ayet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Suya Okuyup Onu İçmek veya Pirince Okuyup Onu Yemek Caiz Midir?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/suya-okuyup-onu-icmek-veya-pirince-okuyup-onu-yemek-caiz-midir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/suya-okuyup-onu-icmek-veya-pirince-okuyup-onu-yemek-caiz-midir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yavuz KÖKTAŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Jan 2023 13:34:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<category><![CDATA[su]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18645</guid>

					<description><![CDATA[İnternete şöyle bir baktığımızda buna şöyle cevap verildiğini görüyoruz: &#8220;Korku ve hastalık gibi şeylerden korunmak için dua etmek ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak ve suya okuyup onu içmek dinen caizdir.&#8221; Aslında genel kanaat de bu yöndedir diyebiliriz. Bunun delili olarak gösterilen tek bir hadisimiz var. O da bir sahabi uygulamasıdır. Hadis şöyledir: Abdullah b. Ömer Peygamber (sav)&#8217;den şöyle rivayet etmiştir: &#8220;Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: &#8216;Allah&#8217;ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah&#8217;ın sözlerine sığınırım.&#8217; O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez.&#8221; Abdullah b. Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı. (Tirmizi, Daavat, 94) Ortada sadece bu delil vardır. Muhtemelen rivayette geçen temyiz çağına gelmeyen çocuklar için dualar yazıp boynuna asılmasından, suya okuyup içilmesi gibi bir çıkarımda bulunulmuştur. Bu çıkarımın caiz olmadığını yani haram olduğunu söyleyemem. Böyle bir uygulamaya kerahatle caiz demenin daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bu cevaz da kendine okuyup üflemekten aciz olanlar için olmalıdır. Normal şartlarda evla olan böyle bir uygulamayı terk etmektir. Zaten rivayetin kendisinden de bu doğal olarak anlaşılmaktadır. Bu konuda sünnet olan rukyedir, yani kişinin okuyup üflemesidir, denilebilir. Hz  Peygamber ve ashabın genelde yaptığı uygulama &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnternete şöyle bir baktığımızda buna şöyle cevap verildiğini görüyoruz:</p>



<p>&#8220;Korku ve hastalık gibi şeylerden korunmak için dua etmek ve âyet ile hadis gibi şeyleri yazıp taşımak ve suya okuyup onu içmek dinen caizdir.&#8221;</p>



<p>Aslında genel kanaat de bu yöndedir diyebiliriz. Bunun delili olarak gösterilen tek bir hadisimiz var. O da bir sahabi uygulamasıdır. Hadis şöyledir:</p>



<p>Abdullah b. Ömer Peygamber (sav)&#8217;den şöyle rivayet etmiştir:</p>



<p>&#8220;Sizden biriniz uykuda korkarsa şöyle desin: &#8216;Allah&#8217;ın gazab ve azabından ve kullarının şerrinden, şeytanların vesvesesinden ve yanıma gelmelerinden eksikliği olmayan Allah&#8217;ın sözlerine sığınırım.&#8217; O zaman, hiçbir şey ona zarar vermez.&#8221; Abdullah b. Amr onları temyiz çağına gelen çocuklarına öğretir, temyiz çağına gelmeyen çocukları için yazıp onların boynuna asardı. (Tirmizi, Daavat, 94)</p>



<p>Ortada sadece bu delil vardır. Muhtemelen rivayette geçen temyiz çağına gelmeyen çocuklar için dualar yazıp boynuna asılmasından, suya okuyup içilmesi gibi bir çıkarımda bulunulmuştur. Bu çıkarımın caiz olmadığını yani haram olduğunu söyleyemem. Böyle bir uygulamaya kerahatle caiz demenin daha uygun olduğunu düşünüyorum. Bu cevaz da kendine okuyup üflemekten aciz olanlar için olmalıdır. Normal şartlarda evla olan böyle bir uygulamayı terk etmektir. Zaten rivayetin kendisinden de bu doğal olarak anlaşılmaktadır. </p>



<p>Bu konuda sünnet olan rukyedir, yani kişinin okuyup üflemesidir, denilebilir. Hz  Peygamber ve ashabın genelde yaptığı uygulama budur. Yukarıdaki rivayette görüldüğü gibi okuyup üfleyemeyen temyiz çağına erişmemiş çocuklara farklı bir uygulama yapılabilir. Suya okuyup içmek veya pirince okuyup onu yemek gibi uygulamalarla, hele bir de bu uygulamalar sosyal medya aracılığıyla zihinlere ulaşıyorsa çok yanlış algıların ortaya çıkması oldukça muhtemeldir. Dolayısıyla açık bir delili olmayan, ancak birtakım çıkarımlar sayesinde bir hükme ulaşılan bu konuda en azından kamuya açık ve başkasını böyle şeylere teşvik etme noktasında geri durmakta ve yanlış algılar ortaya çıkarmamakta fayda vardır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/suya-okuyup-onu-icmek-veya-pirince-okuyup-onu-yemek-caiz-midir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Farz Et Bu Ayet Senin Hakkında Geldi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/farz-et-bu-ayet-senin-hakkinda-geldi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/farz-et-bu-ayet-senin-hakkinda-geldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat PADAK]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 08 Mar 2021 07:04:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16920</guid>

					<description><![CDATA[Sizden, &#8220;erdemli kimseler ve varlıklı olanlar,&#8221; yakın akrabalarına, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere yardım etmemek için yemin etmesinler. Affetsinler ve hoşgörsünler. Allah&#8217;ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir. Nur Sûresi 22 Değerli kardeşim, bu ayetin niçin geldiğini biliyor musun? Medine&#8217;de münafıklar Hazreti Ebû Bekir&#8217;in kızı Hazreti Aişe hakkında bazı iftiralarda bulundular. Bu iftira tüm şehrin gündemine oturdu. Öyle ki Hazreti Aişe evine çekildi ve Allah&#8217;ın kendisini temize çıkarmasını bekledi. Zira kim ne dese boştu. Onu ancak Allah temize çıkarabilirdi. Sonra Allah Teâlâ Hazreti Aişe&#8217;nin temiz olduğunu Nur Sûresinde geçen ayetlerle belirtti. İftira edenlere 80 kırbaç vuruldu. Bunlardan biri de Mistah isimli biriydi. Bu kişi Hazreti Ebubekir&#8217;in kendisine yardım ettiği bir kişiydi. Hazreti Ebubekir bu kişinin bu davranışına çok kızmıştı. Zira bu kişi tabiri caizse ekmek yediği kaba tükürmüştü. Hazreti Ebubekir bu kişiye bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Belki hangimiz olsa bunu yapardı. Sonra Allah Teâlâ bu ayeti gönderdi. Hazreti Ebubekir&#8217;den &#8220;fazilet sahibi ve varlık sahibi&#8221; diye bahsetti. Onu ismen zikretmedi. Onu güzel bir meziyeti ile zikretti. Fakirlere, miskinlere, muhacirlere ve akrabalara yardım etmeyeceğine dair yemin etmesin! Allah&#8217;ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah&#8217;ın sizi bağışlaması hoşunuza gitmez mi? Kim istemez ki bunu? Hepimizin de istediği bu değil &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sizden, &#8220;erdemli kimseler ve varlıklı olanlar,&#8221; yakın akrabalarına, yoksullara ve Allah yolunda hicret edenlere yardım etmemek için yemin etmesinler. Affetsinler ve hoşgörsünler. Allah&#8217;ın sizi bağışlamasını sevmez misiniz? Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.</p>



<p>Nur Sûresi 22</p>



<p>Değerli kardeşim, bu ayetin niçin geldiğini biliyor musun?</p>



<p>Medine&#8217;de münafıklar Hazreti Ebû Bekir&#8217;in kızı Hazreti Aişe hakkında bazı iftiralarda bulundular. Bu iftira tüm şehrin gündemine oturdu. Öyle ki Hazreti Aişe evine çekildi ve Allah&#8217;ın kendisini temize çıkarmasını bekledi. Zira kim ne dese boştu. Onu ancak Allah temize çıkarabilirdi.</p>



<p>Sonra Allah Teâlâ Hazreti Aişe&#8217;nin temiz olduğunu Nur Sûresinde geçen ayetlerle belirtti. İftira edenlere 80 kırbaç vuruldu. Bunlardan biri de Mistah isimli biriydi. Bu kişi Hazreti Ebubekir&#8217;in kendisine yardım ettiği bir kişiydi. Hazreti Ebubekir bu kişinin bu davranışına çok kızmıştı. Zira bu kişi tabiri caizse ekmek yediği kaba tükürmüştü. Hazreti Ebubekir bu kişiye bir daha yardım etmeyeceğine dair yemin etti. Belki hangimiz olsa bunu yapardı.</p>



<p>Sonra Allah Teâlâ bu ayeti gönderdi. Hazreti Ebubekir&#8217;den &#8220;fazilet sahibi ve varlık sahibi&#8221; diye bahsetti. Onu ismen zikretmedi. Onu güzel bir meziyeti ile zikretti. Fakirlere, miskinlere, muhacirlere ve akrabalara yardım etmeyeceğine dair yemin etmesin!</p>



<p>Allah&#8217;ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah&#8217;ın sizi bağışlaması hoşunuza gitmez mi?</p>



<p>Kim istemez ki bunu? Hepimizin de istediği bu değil mi? Öyleyse affedin ve bağışlayın! Görmezden gelin. Olmamış gibi yapın. Sizin ailenize iftira atan ve pişman olan birini affedin. Kan davası gütmeyin!</p>



<p>Değerli kardeşim, farz et bu ayet senden bahsediyor. Yıllar önce sana iftira eden ve pişman olan o kişiyi affet. Allah&#8217;ın seni affetmesini istemez misin?</p>



<p>Memurunu affet, amirini affet, oda arkadaşını affet, siyasi rakibini affet, ticari rakibini affet, kapı komşunu affet, eski dostunu affet, iş arkadaşını affet!</p>



<p>Akrabanı affet, muhaciri affet!</p>



<p>Allah&#8217;ın seni affetmesini istemez misin? İstiyorsun değil mi?</p>



<p>En önemlisi de kardeşini affet! Anneni, babanı, kardeşini, yeğenini affet! Defalarca seni arayan ve helallik isteyen o kızdığın kişiyi affet! Eşini affet ve çocuklarını affet!</p>



<p>Allah Teâlâ niye Hazreti Ebubekir&#8217;in ismini açıktan söylemedi? Belki de &#8220;fazilet, erdem, varlık sahibi, konum ve mevki sahibi herkes&#8221; bu ayeti üzerine alsın diye bu ayeti bir isimle göndermedi.</p>



<p>Bu ayeti al ve oku! Üzerinde dura dura oku. On defa oku. Tefekkür ede ede oku. Ayetin ne öncesine ne sonrasına bak. Farz et Allah sana diyor ki, Allah&#8217;ın seni bağışlamasını istemiyor musun?</p>



<p>Okudukça kalbin yumuşayacak ve affedeceksin! Pişman olmuşsa affet ki, Allah da seni affetsin!</p>



<p>Bir şey daha diyeyim mi? Kimse iyi amellerde Allah&#8217;ı geçemez. Kimse Allah&#8217;tan daha merhametli olamaz. Kimse onun kadar bağışlayan olamaz. Sen onu affetmekle aslında kendini Allah&#8217;a affettirmiş olacaksın!</p>



<p>Allah&#8217;ın seni affetmesini istiyorsan affedeceksin!</p>



<p>Rabbim, bizlere merhamet ver! Bizi affeden ve affedilen kullarından eyle!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/farz-et-bu-ayet-senin-hakkinda-geldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kalem 13’teki ‘’Zenim’’ Kelimesi Ne Demektir? -Bu Bir Küfür Mü?-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kalem-13teki-zenim-kelimesi-ne-demektir-bu-bir-kufur-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kalem-13teki-zenim-kelimesi-ne-demektir-bu-bir-kufur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2020 07:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16355</guid>

					<description><![CDATA[Kur’an ‘’hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmez’’ diyen bir kitaptır, hem de defalarca(6/164;17/15;35/18;39/7;53/38). Ve ‘’kimse -oğlu/babası olsa bile- günahını bir yakınına/akrabasına transfer edemez’’ diyen bir kitap(35/18). Kur’an bu ilkelerini net bir şekilde bildirdiği gibi&#160; -uygulamadan- buna dair somut örnekler de sunar bize; Örneğin İbrahim as müşrik babasının, Lut nebi kafir karısının, Nuh nebi kafir oğlunun, mümin kadın(Asiye) kocası olan ve Rablık taslayan Firavun’un günahını yüklenmiş değildir. Yani müşrik bir baba oğlunun, kâfir bir kadın kocasının, kâfir bir oğul babasının Nebi olmasını engellememiştir. Böyle bir kitabın, anne-babası da olsa başka birinin zina suçunu/günahını çocuğuna yüklemesi ve onun bundan dolayı ‘’soysuz/piç’’ diye aşağılaması nasıl mümkün olabilir? Nitekim ‘’Onları babalarının adıyla çağırın, Allah katında doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız onlar din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yürekten kasıtlı olarak yapmadıktan sonra hata ile söylediğiniz sözlerden dolayı size bir günah yoktur. Allah, bağışlar ve ikram eder.’’(33/5) diyen Kur’an değil mi? Demek ki -veledi zina olanlar da dahil- babalarının kim olduğunu bilmediklerimiz ya din kardeşimiz ya da dostumuzdur, bunu böyle kabul edeceğiz. Neden? Çünkü -eğer öyle ise bile- bu zina onun fiili değil, onun günahı değil de ondan. Hiç kimseyi, en yakın akrabasının, hatta anne/baba veya oğlunun bile günahından sorumlu tutmayan, övgüyü de yergiyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kur’an ‘’hiç kimse bir başkasının günahını yüklenmez’’ diyen bir kitaptır, hem de defalarca(6/164;17/15;35/18;39/7;53/38).</p>



<p>Ve ‘’kimse -oğlu/babası olsa bile- günahını bir yakınına/akrabasına transfer edemez’’ diyen bir kitap(35/18).</p>



<p>Kur’an bu ilkelerini net bir şekilde bildirdiği gibi&nbsp; -uygulamadan- buna dair somut örnekler de sunar bize;</p>



<p>Örneğin İbrahim as müşrik babasının, Lut nebi kafir karısının, Nuh nebi kafir oğlunun, mümin kadın(Asiye) kocası olan ve Rablık taslayan Firavun’un günahını yüklenmiş değildir.</p>



<p>Yani müşrik bir baba oğlunun, kâfir bir kadın kocasının, kâfir bir oğul babasının Nebi olmasını engellememiştir.</p>



<p>Böyle bir kitabın, anne-babası da olsa başka birinin zina suçunu/günahını çocuğuna yüklemesi ve onun bundan dolayı ‘’soysuz/piç’’ diye aşağılaması nasıl mümkün olabilir?</p>



<p>Nitekim ‘’Onları babalarının adıyla çağırın, Allah katında doğru olan budur. Eğer babalarının kim olduğunu bilmiyorsanız onlar din kardeşleriniz ve dostlarınızdır. Yürekten kasıtlı olarak yapmadıktan sonra hata ile söylediğiniz sözlerden dolayı size bir günah yoktur. Allah, bağışlar ve ikram eder.’’(33/5) diyen Kur’an değil mi?</p>



<p>Demek ki -veledi zina olanlar da dahil- babalarının kim olduğunu bilmediklerimiz ya din kardeşimiz ya da dostumuzdur, bunu böyle kabul edeceğiz. Neden? Çünkü -eğer öyle ise bile- bu zina onun fiili değil, onun günahı değil de ondan.</p>



<p>Hiç kimseyi, en yakın akrabasının, hatta anne/baba veya oğlunun bile günahından sorumlu tutmayan, övgüyü de yergiyi tamamen bireyin kendi fiillerine bağlayan Rabbimiz (subhanehu ve teala), Sen ne yücesin&#8230;</p>



<p>Ve onun bize örnek gösterdiği, ‘’örnek alın, onda sizin için güzel örneklikler vardır’’(33/21) dediği, ‘’o yüce bir ahlak üzeredir’’(68/4) dediği&nbsp; Elçisi, sen ne güzel bir örnek, ne güzel bir rehbersin&#8230;</p>



<p>Böyle bir Allah veya (iddia sahibine göre) böyle bir Elçi, vaz ettiği tüm bu muhteşem ilkelerini yok sayacak ve onları tarumar edecek şekilde davranarak -velev ki babası belli olmasa bile- birine ‘’soysuz/piç’’ diyecek, öyle mi?</p>



<p>Hem de nerede? ‘’(Ey Muhammed) Şu kesin ki sen yüce bir ahlak üzeresin’’(68/4) dedikten hemen sonra yani aynı surede! Heyhat.</p>



<p>Şimdi gelelim ilgili ayetlere (Kalem suresini 10. Ayetinden itibaren naklediyorum, Mustafa Öztürk’ün mealinden);</p>



<p>10-13. ‘’(Ey Peygamberi] Sen sen ol, durmadan yemin ederek yalanlarını örtmeye çalışan, şeref ve haysiyetten nasipsiz olan, her daim onun bunun ayıbını arayan, Söz getirip götürerek kovuculuk yapan, dünya malına tapan ve kimseye zırnık koklatmayan, hak hukuk tanımayan, işi gücü günah işlemek olan, son derece kaba, üstüne üstlük soysuzun teki olan adama boyun eğme!</p>



<p>14. Neymiş, mal-mülk, oğul-uşak/taraftar sahibiymis! Mali mülkü, taraftan var dive [Velid b. Muğire denen] o soysuz adama sakın boyun eğme!</p>



<p>15. Ona ayetlerimiz okunup tebliğ edilince, &#8220;Bunlar eskilerin masallarıdır.&#8221; der.</p>



<p>16. Biz yakında onun burnunu sürtecek, onu zelil ve rezil edeceğiz.’’ (Kalem, 68/10-15, Mustafa Öztürk meali)</p>



<p>Görüldüğü üzere ‘’sakın boyun eğme’’ denen bu kişinin/karakterin ilgili ayetlerde sıralanan ve yerilen tüm özellikleri onun soyu, sopu, nesebi değil- ONUN KENDİ FİİLLERİDİR;</p>



<p>Durmadan yemin eden, yalanlarını bu şekilde örtmeye çalışan, şeref ve haysiyetten yoksun olan, her daim onun bunun ayıbını arayan, söz getirip götüren, kovuculuk yapan, dünya malına tapan, kimseye zırnık koklatmayan, hak hukuk tanımayan, işi gücü günah işlemek olan, son derece kaba, üstüne üstlük ZENİM, malı mülkü, oğlu-uşağı var (diye böbürlenen) ve ayetler okununca da ‘’bunlar eskilerin masalları’’ diyen bir kişi/karakter.</p>



<p>Dolayısıyla hem bu pasajı (siyak-sibakı) hem de yukarıda naklettiğimiz Kur’anî ilkeleri dikkate aldığımız zaman rahatlıkla görebiliriz ki, 13. Ayette zikredilen ‘’zenim’’ ifadesi de, yerilen bu kişiye/karaktere ait bir FİİL’DİR. Bunun aksi düşünülemez.</p>



<p>Nitekim tüm klasik tefsirler ‘’zenim’’ kelimesinin ‘’veledi zina’’dan başka anlamlarının da bulunduğunu nakleder. Buna Kalem 13’ün dipnotunda Mustafa Öztürk’ün ‘… Zenim kelimesi ise klasik tefsirlerin hemen hepsinde ağırlıklı olarak veledizina&#8221; diye tefsir edilmiştir (Bkz. Fahreddin er-Razi, Mefatihu&#8217;l-Gayb, xxx. 74-75; Kurtubi, el-Câmi&#8221;, XVII. 162-153).’’ İfadeleri ile kaynak gösterdiği Razî ve Kurtubî tefsirleri de dahil.</p>



<p>Nitekim Razî, zenim kelimesinin ‘’kaba-saba, kalbi katılaşmış, her türlü günahı işleme cesareti gösteren, &#8220;tıpkı koyunun kulağındaki dilik ve kesik ile tanınması gibi, şer ve kötülükle tanınan bir adam’’ anlamına da geldiğini nakleder. Kurtubî’deki nakillere göre de ‘’koyun nasıl kesik kulağı ile tanınıyorsa, bu da adilik ve bayağılığı ile tanınan adi ve bayağı kimse’’ demektir (İkrime). İbn Abbas’a göre de ‘’koyunun kesik kulağı ile tanındığı gibi, kötülükle tanınan kimse’’ ve yine ona göre ‘’kusurları ile tanınan kimse&#8221;,&nbsp; ‘’çokça zalimlik eden kimse’’ demektir (Kurtubî). (Bu arada M. Öztürk’e göre tefsir dediğimiz şey, ayetin nüzulüne tanıklık eden ashabın nasıl anladığını tespit etmekten ibaret değil mi idi? Ne oldu bu ilkesine?).&nbsp;</p>



<p>Demek ki neymiş, Kalem 13’teki zenim?</p>



<p>Kaba, saba, şer ve kötülükleri/adilikleri/kusurları ile tanınan zalim ve şımarık kimse/ler. Bağlama en uygun tanımlar bunlardır. Bunlardan hangisini tercih edersek edelim, bu onun fiilidir, nesebi-soyu sopu değil.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kalem-13teki-zenim-kelimesi-ne-demektir-bu-bir-kufur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>&#8220;Keşke Toprak Olsaydım&#8221; Demeden Önce&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/keske-toprak-olsaydim-demeden-once/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/keske-toprak-olsaydim-demeden-once/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Oct 2020 06:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15969</guid>

					<description><![CDATA[Bir arkadaşımızın, Nebe suresinde geçen bazı ayetlerle ilgili yorum ve düşüncelerimizi öğrenmek istemesi üzerine bugünkü yazımı Nebe suresinin son kısmına (31-40) ayırdım. Arkadaşımız demektedir ki “bazı meallerde göğüsleri yeni açmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır, diye yazıyor. Verilen bu meallere (anlamlara) ne diyorsunuz?” Kur’an’ı anlamak için emek verenler bilirler ki pek çok ayet farklı yorumlara açıktır. Bunun pek çok sebepleri olmakla birlikte asıl sebep, hitap-muhatap konusudur. Yani Resulullah’ın ayetleri insanlara canlı canlı okuması, hitap etmesi başka, bu ayetlerin ileriki bir tarihte yazıya dökülüp metin haline getirilmesi başkadır. Dolayısıyla bizler, bizzat Resulullah as’dan duymadığımız için yazılmış metinden anlamaya çalışıyoruz. O durumda da ister istemez lafız/kelimeler üzerinde duruyoruz. Rivayetlerden ve sonradan yazılmış tefsir usulünden yararlanmaya çalışıyoruz. Bu da ister istemez farklı yorum ve görüşlere neden olmaktadır. Türkçeye çevrilen pek çok mealler var. Bazı mealler lafız ve kavramlar üzerinde önemle dururken, bazı mealler de lafız ve kavramlardan ziyade bütüncül olarak yaklaşarak asıl verilmek istenen mesaj üzerinde yoğunlaşmaya çalışmaktadırlar. Kanaatim o dur ki lafızdan ziyade hitabın bütününe bakmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Nebe suresindeki (32-34) ayetleri bu perspektifle anlamaya çalıştığımızda daha doğru bir sonuca gideceğimiz kanaatindeyim.Evet –arkadaşımızın dediği gibi- bazı mealler “bağlar, bahçeler, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar, dolup taşan kadehler…” şeklinde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir arkadaşımızın, Nebe suresinde geçen bazı ayetlerle ilgili yorum ve düşüncelerimizi öğrenmek istemesi üzerine bugünkü yazımı Nebe suresinin son kısmına (31-40) ayırdım.</p>



<p>Arkadaşımız demektedir ki “bazı meallerde göğüsleri yeni açmış genç kızlar ve dolu dolu kadehler vardır, diye yazıyor. Verilen bu meallere (anlamlara) ne diyorsunuz?”</p>



<p>Kur’an’ı anlamak için emek verenler bilirler ki pek çok ayet farklı yorumlara açıktır. Bunun pek çok sebepleri olmakla birlikte asıl sebep, hitap-muhatap konusudur. Yani Resulullah’ın ayetleri insanlara canlı canlı okuması, hitap etmesi başka, bu ayetlerin ileriki bir tarihte yazıya dökülüp metin haline getirilmesi başkadır.</p>



<p>Dolayısıyla bizler, bizzat Resulullah as’dan duymadığımız için yazılmış metinden anlamaya çalışıyoruz. O durumda da ister istemez lafız/kelimeler üzerinde duruyoruz. Rivayetlerden ve sonradan yazılmış tefsir usulünden yararlanmaya çalışıyoruz. Bu da ister istemez farklı yorum ve görüşlere neden olmaktadır.</p>



<p>Türkçeye çevrilen pek çok mealler var. Bazı mealler lafız ve kavramlar üzerinde önemle dururken, bazı mealler de lafız ve kavramlardan ziyade bütüncül olarak yaklaşarak asıl verilmek istenen mesaj üzerinde yoğunlaşmaya çalışmaktadırlar. Kanaatim o dur ki lafızdan ziyade hitabın bütününe bakmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.</p>



<p>Nebe suresindeki (32-34) ayetleri bu perspektifle anlamaya çalıştığımızda daha doğru bir sonuca gideceğimiz kanaatindeyim.<br>Evet –arkadaşımızın dediği gibi- bazı mealler “bağlar, bahçeler, göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar, dolup taşan kadehler…” şeklinde meallendirmektedirler. Bunun doğru olduğu kanaatinde değilim.</p>



<p>Nebe suresindeki bu ayetleri -lafızlara çok takılmadan- mesaj/müjde olarak kabul edip anlamlandırdığımızda şöyle bir mesajın verildiğini rahatlıkla görürüz:<br>“Takva sahiplerine gelince, onlar cennette ödüllerine kavuşup mutlu olacaklardır. Orada kendilerine taneleri (meyveleri) olgunlaşmış üzüm bağları ve bahçeleri, bol bol içecekler sunulacak ve kendileriyle uyumlu eşlerle (arkadaşlarla) birlikte mutluluk içinde olacaklardır. Sohbet ederlerken asla boş (anlamsız) bir söz ve yalan konuşmazlar. Bütün bunlar, Allah’ın takva sahipleri için hazırladığı mükafatlardır. (Nebe suresi 31-36)</p>



<p>Bu ayetlerde kadın-erkek cinsiyetine yönelik bir durum söz konusu değildir. Allah, kadın-erkek ayırımı yapmadan takva sahiplerine ikramda bulunduğunu belirtmektedir. Lafız merkezli hareket ederek “kevaibe etrab” ifadesine “göğüsleri tomurcuklanmış yaşıt kızlar” anlamını verenlerin yanıldıkları kanaatindeyim.</p>



<p>Elbette ki Allah, cennetteki nimetlere dair yaklaşık bir fikir edinmeleri için -temsili bir anlatımla- arzuladıkları hazlardan örnekler sunmaktadır; ancak bütüncül olarak bu ayetlerdeki mesajlara baktığımızda cennetin meyvelerinden söz ettiği açıktır.<br>Bağlar, bahçeler, olgunlaşmış meyveler, meyvelerden devşirilen içecekler… Arkadaşları ile hoş sohbet içerisinde bu ikramlardan rızıklanacaklardır.</p>



<p>Esasen ayetleri anlamaya çalışırken “bütüncül” yaklaşırsak, verilmek istenen mesajları çok daha iyi anlayacağız. Parçacı ve lafzi olarak anlamaya çalışırsak, daha çok yanılırız. Bu surede anlatılmak istenen husus, insanoğluna verilen nimetler, ahirette yeniden dirilişin olacağı, herkesin yaptıkları ile yüzleşeceği, orada muttakilerin ödüllendirileceği, inkarcıların da cezalandırılacağı belirtilmektedir.</p>



<p>Bu sureyi okuduğumuzda dünya hayatının bir oyun ve eğlence yeri olmadığı, tamamen bir sınav yeri olduğunu rahatlıkla anlarız. Hayatın tek dünyalı değil de iki dünyalı olduğunun farkına varanlar, ona göre bir çalışma içerisinde olurlar ve sonunda ödüllerine kavuşacaklardır; ama hayatın tek dünyalı, sadece bu dünyadan ibaret olduğunu kabul edenler için büyük bir kayıp ve keder olacaktır.</p>



<p>Bilelim ki Allah, kendi mesajlarına kulak tıkayanları can yakıcı bir azapla uyarmaktadır. O gün (hesap günü) geldiğinde herkes yaptıklarıyla yüzleşecektir. İnkar edenler (hakikati görmek istemeyenler ve hakikate uymayanlar) azapla karşılaşınca, pişmanlık duygusu içerisinde şunu diyeceklerdir:<br>“Keşke toprak olsaydık” da bu azaptan kurtulsaydık. (39,40)</p>



<p>Keşkelerin olmaması için aklın vahye uygun doğru kullanılması gerekir. Aksi takdirde iş işten geçtikten sonra pişmanlık içerisindeki keşkelerin hiçbir yararı olmayacaktır.</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/keske-toprak-olsaydim-demeden-once/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
