<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Avrupa Birliği &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/avrupa-birligi/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 05 Apr 2019 13:03:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Avrupa Birliği &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Brexit ve Ticaret Savaşlarının Etkileri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/brexit-ve-ticaret-savaslarinin-etkileri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/brexit-ve-ticaret-savaslarinin-etkileri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Öğr. Gör. Abdulmuttalip Pilatin]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2019 21:10:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Brexit]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9468</guid>

					<description><![CDATA[2019 yılı dünya ekonomileri için çok da kolay olmayacak. Beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor. Dünyanın en büyük ekonomileri 2018 son çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit eder nitelikte. Bu nedenle FED’in 2019 yılında faizleri artırma ihtimali çok zayıf.  Ülkemiz açısından 2019 yılı büyüme performansının da çok  yüksek olacağı beklenmiyor. Avrupa Birliği aslında bir ekonomik birliktelik amacıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (European Coal and Steel Community, ECSC) adıyla Paris Antlaşması ile 1951 yılında kuruldu. Antlaşma Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalandı. Antlaşmaya göre topluluk, bir kömür ve çelik ortak pazarı oluşturmayı, işsizlik oranını düşürmeyi, katılımcı ülkelerin ekonomilerini iyileştirmeyi ve pazarı geliştirmeyi amaçlıyordu. Daha sonra bu ekonomik topluluk Avrupa ülkeleri ve dünyadaki gelişmelerin etkisi ile sürekli olarak genişledi. Son olarak 2013 yılında Birliğe, Hırvatistan’ın da katılmasıyla AB’deki üye ülke sayısı da 28’e ulaştı. Tüm bu süreçler içerisinde Türkiye 1963’ten beri diğer ülkelere uygulanan prosedürden farklı olarak dura kalka da olsa üyelik müzakerelerine istekli bir şekilde devam etti. 2016 yılına gelindiğinde beklenilmeyen bir gelişme oldu ve İngiltere, Avrupa Birliği içerisinde kalma durumunu tartışmaya başladı. İş o noktaya geldi ki 23 Haziran 2016 tarihinde İngiltere’de referandum yapılmasına karar verildi. Tabii oylamada böyle bir karar çıkacağı çok da beklenen bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>2019 yılı dünya ekonomileri için çok da kolay olmayacak. Beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor. Dünyanın en büyük ekonomileri 2018 son çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit eder nitelikte. Bu nedenle FED’in 2019 yılında faizleri artırma ihtimali çok zayıf.  Ülkemiz açısından 2019 yılı büyüme performansının da çok  yüksek olacağı beklenmiyor.</strong></p>
<p>Avrupa Birliği aslında bir ekonomik birliktelik amacıyla Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu (European Coal and Steel Community, ECSC) adıyla Paris Antlaşması ile 1951 yılında kuruldu. Antlaşma Fransa, Batı Almanya, İtalya, Belçika, Hollanda ve Lüksemburg arasında imzalandı. Antlaşmaya göre topluluk, bir kömür ve çelik ortak pazarı oluşturmayı, işsizlik oranını düşürmeyi, katılımcı ülkelerin ekonomilerini iyileştirmeyi ve pazarı geliştirmeyi amaçlıyordu. Daha sonra bu ekonomik topluluk Avrupa ülkeleri ve dünyadaki gelişmelerin etkisi ile sürekli olarak genişledi. Son olarak 2013 yılında Birliğe, Hırvatistan’ın da katılmasıyla AB’deki üye ülke sayısı da 28’e ulaştı. Tüm bu süreçler içerisinde Türkiye 1963’ten beri diğer ülkelere uygulanan prosedürden farklı olarak dura kalka da olsa üyelik müzakerelerine istekli bir şekilde devam etti.</p>
<p>2016 yılına gelindiğinde beklenilmeyen bir gelişme oldu ve İngiltere, Avrupa Birliği içerisinde kalma durumunu tartışmaya başladı. İş o noktaya geldi ki 23 Haziran 2016 tarihinde İngiltere’de referandum yapılmasına karar verildi. Tabii oylamada böyle bir karar çıkacağı çok da beklenen bir sonuç değildi. Yapılan halk oylaması ile İngiltere %52 ile Avrupa Birliği’nden ayrılma kararı verdi. Ayrılmaya ilişkin süreç 2017 yılında başladı ve halen devam ediyor. Eğer bir erteleme olmazsa 29 Mart 2019 tarihinde İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrılmış olacak. İngiltere anlaşmalı bir ayrılık için çabalarken AB ise İngiltere’ye birlikten ayrılmanın faturasını ödetmek istiyor gibi görünüyor. Diğer taraftan AB’nin başını çeken Almanya ve Fransa, İngiltere’nin ayrılması sonrasında diğer ülkelerin de böyle bir noktaya gelmesinden endişe ettiği için işi daha zaman alıcı, zor ve maliyetli bir noktaya doğru sürüklemek istiyor.</p>
<p><strong>SOFR, Artık Daha Kolay Zemin Bulmaya Başlayabilir</strong></p>
<p>Bu gelişmelerin, Avrupa ülkelerinin ekonomilerini etkilemekle birlikte dünya ekonomisi açısından da olumsuz bir durum ortaya çıkardığı aşikâr. Neticede Brexit kararının gerçekleşmesi durumunda ayrılıktan en fazla zararı İngiltere ekonomisi alacak gibi görünüyor. Çünkü sigortacılıktan turizme, hava taşımacılığından ulaşım ve ticaret sektörlerine kadar birçok sektör bu ayrılıktan etkilenecek. Anlaşmalı bir ayrılık kısmen de olsa zararın etkisinin azaltılmasını sağlayabilir. Bu nedenle İngiltere, anlaşmalı bir ayrılık yapmak istiyor.</p>
<p>Bu noktada daha ayrılmadan İngiltere’ye ekonomik açıdan faturalar çıkmaya başladı bile. En son LIBOR diye adlandırılan ve dünyadaki faiz oranlarının alt limitinin belirlendiği sistemin, 2012’de yaşanan skandal nedeniyle itibarı zaten zedelenmişti. O dönem LIBOR oranlarının belirlenmesinde etkili olan 16 bankanın çoğunun, daha fazla kâr elde etmek için LIBOR’u belirlerken spekülasyon yaptığı ve bu skandal durumun ortaya çıkmasına neden olduğu belirlenmişti. Yaşanan skandalın ardından, o dönemde LIBOR sistemine alternatif olarak Avrupa Birliği’ne üye ülkelerdeki 47 banka tarafından Euribor sistemi kuruldu. ABD’de ise LIBOR’a alternatif olarak SOFR (Chicago’daki Secured Overnight Funding Rate) kuruldu. Tüm bu gelişmelerin ardından İngiltere’nin AB’den ayrılmaya karar vermesi, LIBOR açısından da önemli bir dönüm noktası olacak. LIBOR kademeli olarak yerini daha gelişmiş sistemlere bırakacak. SOFR, yaşanan bu gelişmelerle birlikte artık daha kolay zemin bulmaya başlayabilir.</p>
<p>Bunların yanı sıra AB’den ayrılma kararı veren İngiltere, ayrılık kararının geleceğe dair oluşturduğu olumsuz beklentiler nedeniyle önemli miktarda yabancı yatırımın beklemesine ya da mevcut yatırımların ülkeden çıkmasına neden olmaya başladı bile. En son Honda, İngiltere’deki yatırımlarını yavaşça azaltacağını açıkladı. Bunun yanında Ford’un bir milyar dolar değerindeki yatırımı İngiltere yerine başka bir Avrupa ülkesinde yapacağını açıklaması bunlardan sadece bir kaçı. AB’den çıkmak demek aynı zamanda Avrupa Birliği’nin diğer ülke ve birliklerle yapmış olduğu anlaşmalardan da ayrılmak ve yararlanamamak anlamına geliyor. Yani üyelikten çıkınca İngiltere aynı kıtada olsa bile artık farklı bir ülke olarak kendi yapacağı anlaşmalar ve işbirlikleri ile ticari faaliyetlerine devam etmek durumunda.</p>
<p><strong>Trump’tan, Suudilerin Başını Çektiği OPEC’e Mesaj</strong></p>
<p>Amerika Kıtası’nda ise Trump, seçimlerden önce söz verdiği şeyleri tek tek hayata geçirmeye başladı. Meksika sınırına duvar örmek uğruna hükümetin kapanmasına karşı gelmedi. Üstelik Trump bunu yaparken hükümetin kapanmasından dolayı Amerikan ekonomisinin duvara ödeyecek olduğu miktarın 10 katı bir maliyete katlanmasına razı oldu. Başkan Trump’un yine adaylık sürecinde, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana kurulan ve ABD’nin de liderliğini yaptığı bu ticaret düzeninin, artık ABD’nin çıkarlarına hizmet etmediği düşüncesi ile korumacılık politikaları uygulayacağını söyledi ve buna yönelik adımları atmakta da tereddüt etmedi. Trump’ın bu yönde ilk hamlesi de Çin ile aralarında bir ticaret savaşına dönüşme ihtimali bulunan ve 8 Mart tarihinde fitilini ateşlediği uygulamalar oldu. Ardından, Çin tarafının karşılık vermesi ile karşılıklı olarak korumacılık politikaları dünyanın gündemine oturdu. Çin’den sonra Avrupa Birliği de Trump’ın politikalarından nasibini aldı. Özellikle AB’deki otomobil üreticileri Trump’ın bu politikalarından oldukça rahatsız ve bundan sonraki dönemde daha da rahatsız olacak gibi görünüyor.</p>
<p>Trump’ın bu korumacılık politikalarından sadece Çin, AB ülkeleri değil Türkiye de nasibini aldı. Yani Türkiye’nin bu ticaret savaşlarından etkilenmemesi mümkün değil. Dolaylı olarak etkileneceği gibi doğrudan da etkileniyor. ABD’nin çelik ve alüminyum ithalatında 1,3 milyar dolarlık payı ile önemli yeri olan Türkiye, gümrük vergisi getirilen ürünlerde ise Amerika’nın en büyük onuncu ticaret ortağı durumunda. Ek vergi getirilen kalemlerdeki Türkiye’nin toplam ithalatı yaklaşık 1,5 milyar doları buluyor. ABD’nin yayınladığı listede bulunan Kanada, Meksika, Avrupa Birliği ülkeleri, Avustralya, Arjantin, Brezilya ve Güney Kore’nin bu işin dışında tutulduğu düşünüldüğünde Çin, Japonya ve Rusya’dan sonra Türkiye, dördüncü sırada yer alıyor. Yani dünyadaki bu korumacılık politikalarından doğrudan ve dolaylı olarak her ülkenin etkilenmesi gibi Türkiye’nin de etkilenmesi kaçınılmaz bir gerçek. Çin’in 2018 yılının 3 ve 4. çeyreğinde 2008 küresel finans krizinin ardından en düşük büyüme oranlarına gerilemesi aslında ticaret savaşlarının Çin’e olası etkilerini gösteren bir işaret niteliğinde.</p>
<p><img decoding="async" class="aligncenter wp-image-9411 size-full" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2.jpg" alt="" width="720" height="405" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2.jpg 720w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2-300x169.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2-330x186.jpg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/dergi-resimleri/sayi-19/Brexit-ve-Ticaret-2-318x180.jpg 318w" sizes="(max-width: 720px) 100vw, 720px" /></p>
<p><em>Şekil 1</em>’de görüleceği üzere Çin, ABD, AB ve dünya ticareti 2008 küresel finans krizinin ardından tekrar eski yüksek oranlı büyüme dönemlerini yakalayamadı. Üstüne Trump’ın dünyaya bulaştırdığı korumacılık politikaları gelince Çin ekonomisi için artık eski büyüme oranlarını yakalamak oldukça zor olmaya başladı. Bundan sonra daha da zor olacak gibi görünüyor. Bu sadece Çin için geçerli değil. ABD, AB ve diğer ülkeler açısından da aynı durum söz konusu. Fakat son günlerde Trump’ın “Çin ile anlaşmaya çok yakınız” açıklaması piyasaların az da olsa rahatlamasına ortam hazırladı.</p>
<p>Bir taraftan korumacılık politikaları ve ticaret savaşları diğer taraftan Brexit muamması ve resesyon beklentisi. Diğer yandan özellikle ABD ve Çin’deki ekonomik veriler bir ekonomik yavaşlamaya işaret ediyor. Tüm bu gelişmeler geleceğe dair belirsizlikleri arttırdığı için dünyadaki yatırım ve ticaret faaliyetlerinde bir yavaşlama söz konusu. Dünya ticaretinde ortaya çıkan azalma, beraberinde bir talep daralmasına yol açıyor. Bu durum kendini rakamlarda da gösteriyor. Azalan talep nedeniyle bazı temel hammaddelerin fiyatında da gerileme ortaya çıkıyor.</p>
<p>Bu noktada dünyayı en çok ilgilendiren petrol fiyatı olsa gerek. 2008 krizinden önce 140 $ seviyelerine kadar yükselen petrolün varil fiyatı krizin ardından 40 $ seviyelerine kadar hızlı bir düşüş yaşaması, 2011 ile 2015 yıllarında tekrar 100 $ seviyelerinin üzerine çıksa da 2016 yılında tekrar 40 $ seviyelerinin altını görmesi bunu gösteriyor. Petrol fiyatı bugünlerde ise 65 $ seviyelerinde seyrediyor. Diğer taraftan Trump, OPEC’e “petrol fiyatların artması için talebi kısmakta çok acele etmeyin” diyeli henüz birkaç hafta oldu. Çünkü petrol, ABD’nin Çin’den sonra hizaya sokacağı bazı ülkeler için en önemli gelir kaynağı. Dolaysıyla petrol fiyatı arttıkça bu ülkelerin gelirleri de o oranda artıyor. Bu nedenle Trump, Suudilerin başını çektiği OPEC’e mesaj veriyor.</p>
<p><strong>2019 Dünya Ekonomileri İçin Kolay Bir Yıl Olmayacak</strong></p>
<p>Trump, arzın kısılarak petrolün fiyatının yükselmesini istememesinin yanı sıra dünya ticaretindeki yavaşlamadan kaynaklı olarak petrol fiyatında önemli yükselişler olması beklenmiyor. Bu durum enerji giderleri yüksek olan Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler açısından bir avantaj olarak görülebilir. 2018 yılında dövizde yükselmenin olduğu dönemde petrol fiyatlarının düşmesi bizim açımızdan önemli bir avantaj oldu. Çünkü ülkemiz enerji açığı olan ve bunu ithal etmek durumunda olan bir ülke konumunda. Bu noktada enerji maliyetleri Türkiye’de cari açığın önemli bir kısmının oluşmasında etkili olan bir faktör. Önümüzdeki döneme ilişkin belirsizlikler, petrol fiyatlarının tekrar yükselme trendine girmemesi ya da petrol fiyatlarındaki olası düşüşler, içerisinden geçtiğimiz dönem açısından bir avantaj olabilir.</p>
<p>Tüm bu gelişmeler düşünülünce 2019 yılı dünya ekonomileri için çok da kolay olmayacak. Beklentiler aşağı yönlü revize ediliyor. Dünyanın en büyük ekonomileri 2018 son çeyrek büyüme rakamları da bunu teyit eder nitelikte. Bu nedenle FED’in 2019 yılında faizleri artırma ihtimali çok zayıf. Ülkemiz açısından 2019 yılı büyüme performansının da çok yüksek olacağı beklenmiyor. Her ne kadar seçimlerin ardından belirsizlik durumu ortadan kalkacak olsa da içerideki yavaşlamaya ek olarak dünyada da bir yavaşlama beklentisi 2019 büyüme performansımızı aşağıya doğru çekebilir. Fakat her ne olursa olsun katma değeri yüksek ürünler üretmeye, ithal ürünler yerine bunları kullanmaya ve ürünleri ihraç etmeye odaklanmaktan başka çaremiz yok.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/brexit-ve-ticaret-savaslarinin-etkileri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB ile &#8220;İmtiyazlı Ortaklık&#8221;a Doğru</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ab-ile-imtiyazli-ortaklika-dogru/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ab-ile-imtiyazli-ortaklika-dogru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 09:01:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ab ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[vize serbestisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9020</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini, ‘bitmeyen ve sonu gelmeyen bir hikâye’ olarak tarif etmek yerinde olacaktır; 56 yıl üyelik için bekletilmek herhalde sonu olmayan hikâyeler silsilesini meydana getirir. Hem ülkemizde hem de AB’de nice siyasetçi(ler) gelip geçti; ne yazık ki hâlâ aynı nakarat devam etmekte: “Üzerinize düşen yükümlülükleri yerine getirmelisiniz.” Acaba AB, kendi içerisinde muhakeme yapar ise bu süreçte samimi oldular mı? Türkiye’nin sabrı kalmadı desek bile yine de hedef, AB’ye tam üyelik olmalı. Siyasi kişiliğine gerek saygı gerek de sevgi duyduğum zamanın Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun; “Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez, tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız” sözü, Türkiye’nin AB’ye başvuru sürecinin seyrini oluşturuyor. Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin uzun bir geçmişi olduğu aşikârdır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasının ardından 1959 yılında, Topluluğa tam üye olunması için başvuruda bulunmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından bugüne kadar geçen süre içinde, hatta daha öncesinden beri Batılılaşma ile modernleşme kavramının eş tutulması, ülkemizi; özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıta Avrupası’na veya onu merkez alarak kurulan siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya yöneltmiştir. Bundan dolayıdır ki Türkiye; Avrupa Konseyi, AGİT, OECD ve NATO’ya üye olmuştur. Aynı neden, Türkiye’yi Avrupa’nın bu en iddialı bütünleşme (entegrasyon) hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevk etmiştir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini, ‘bitmeyen ve sonu gelmeyen bir hikâye’ olarak tarif etmek yerinde olacaktır; 56 yıl üyelik için bekletilmek herhalde sonu olmayan hikâyeler silsilesini meydana getirir. Hem ülkemizde hem de AB’de nice siyasetçi(ler) gelip geçti; ne yazık ki hâlâ aynı nakarat devam etmekte: “Üzerinize düşen yükümlülükleri yerine getirmelisiniz.”</p>
<p>Acaba AB, kendi içerisinde muhakeme yapar ise bu süreçte samimi oldular mı? Türkiye’nin sabrı kalmadı desek bile yine de hedef, AB’ye tam üyelik olmalı. Siyasi kişiliğine gerek saygı gerek de sevgi duyduğum zamanın Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun; “Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez, tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız” sözü, Türkiye’nin AB’ye başvuru sürecinin seyrini oluşturuyor.</p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin uzun bir geçmişi olduğu aşikârdır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasının ardından 1959 yılında, Topluluğa tam üye olunması için başvuruda bulunmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından bugüne kadar geçen süre içinde, hatta daha öncesinden beri Batılılaşma ile modernleşme kavramının eş tutulması, ülkemizi; özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıta Avrupası’na veya onu merkez alarak kurulan siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya yöneltmiştir. Bundan dolayıdır ki Türkiye; Avrupa Konseyi, AGİT, OECD ve NATO’ya üye olmuştur.</p>
<p>Aynı neden, Türkiye’yi Avrupa’nın bu en iddialı bütünleşme (entegrasyon) hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevk etmiştir. Dolayısıyla Avrupa ile bütünleşme sürecinin başlangıçtan itibaren ülkemiz için ekonomik amaçlarından ziyade siyasi amaçlarının olduğu vurgulanabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ankara Antlaşması’ndan Gümrük Birliği’ne</strong></p>
<p>Türkiye’nin tam üyelik başvurusuna o zamanki adı ile AET tarafından verilen cevapta; Türkiye’nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleştirilinceye kadar geçerli olacak bir ‘Ortaklık Antlaşması’ imzalanması önerilmişti. Söz konusu Antlaşma, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Ankara Antlaşması doğrultusunda kurulan Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin nihai hedefi ise Türkiye’nin Topluluğa (Birliğe) tam üyeliğidir.</p>
<p>Ankara Antlaşması çerçevesinde; hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olarak üç devre öngörülmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise Gümrük Birliği’nin tamamlanması planlanmıştır. Antlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesinin ardından 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren ‘Katma Protokol’de geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir.</p>
<p>Ne var ki ‘Ankara Antlaşması’ ve ‘Katma Protokol’ öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır. Türkiye tarafından kendi yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinin ve Topluluk ile ilişkilere soğuk bakılmaya başlanmasının ardından, Topluluk tarafından da kendi yükümlülüklerinin aksatılmaması benimsenmiş ve ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi yönünde çaba harcamaktan kaçınılması başlatılmıştı.</p>
<p>Başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, 12 Eylül 1980 (darbe) döneminde ve Yunanistan’ın 1981 yılında Topluluğa tam üye olması ile birlikte siyasi boyut da kazanmaya başlamıştır. Türkiye-AT (Avrupa Topluluğu) ilişkileri dondurulmuş ve mali işbirliğine son verilmiştir. Katma Protokol’ün ise sadece ticari hükümleri işletilmeye devam edilmiş, diğer bütün hükümleri ise atıl kalmıştır.</p>
<p>Türkiye’de 1983 yılında sivil idarenin yeniden kurulması, Türkiye-AB arasındaki ilişkileri yeniden canlandırmıştır. Türkiye tarafından hem 14 Nisan 1987 tarihinde AB’ye tam üyelik müracaatında bulunulmuş hem de ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimi, 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe alınmıştır. AB Komisyonu tarafından, 1989 yılında, Türkiye’nin tam üyelik müracaatına verilen cevap metninde; <em>“Türkiye’nin AB’ye tam üyelik konusundaki ehliyetinin kabul edildiği ancak; Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecinin tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesi ve Türkiye ile Gümrük Birliği sürecinin bu arada tamamlanması önerilmiştir.” </em></p>
<p>Türkiye tarafından da öneri olumlu değerlendirilmiş ve Gümrük Birliği’nin Katma Protokol’de öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlık başlatılmıştır. İki yıl süren müzakerelerin sonucunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi Toplantısı’nda alınan karar uyarınca, Türkiye-AB arasında Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fırsatları Daha İleri Taşımak</strong></p>
<p>Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde, Finlandiya’nın Helsinki kentinde yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde oy birliği ile AB’ye aday ülke olarak kabul edilmiş ve diğer aday ülkeler ile eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dil ile ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi kararlarına göre Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisi’nden yararlanacaktır. Böylece Türkiye, topluluk programları ve ajansları ile aday ülkeler ile AB arasında, katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkânına sahip olacaktır.</p>
<p>Zirvenin sonuç bildirisinde ayrıca önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını da öngörmektedir. Bu doğrultuda Türkiye tarafından yerine getirilmesi gereken, kısa ve orta vadeli öncelikleri tanımlayan ‘Katılım Ortaklığı Belgesi’, 8 Kasım 2000 tarihinde, AB Konseyi tarafından kabul edilmiştir.</p>
<p>2002 yılında düzenlenen Kopenhag Zirvesi’nde, Türkiye’ye ilişkin olarak; 2004 yılı sonunda yayınlanacak İlerleme Raporu’nun olumlu olması durumunda gecikilmeden müzakerelerine başlanacağı yönünde bir karar alınmıştır. Diğer taraftan Zirve’de; Türkiye için yeni bir Katılım Ortaklığı Belgesi’nin hazırlanmasına karar verilmiş ve Türkiye’nin bu belgeye cevabı niteliğinde olan Türkiye’nin AB Müktesebatını Üstlenmesine İlişkin Ulusal Programı’nın güncellenmesi gereği ortaya çıkmıştır. 2004 yılında Belçika’nın Brüksel kentinde yapılan zirvede ise belli siyasi şartların yerine getirilmesi koşulu ile Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Türkiye-AB ilişkileri için geçen yılki (Mart 2018) Varna Zirvesi yapıcı onarımlar için nasıl bir fırsat ise bu yıl da Bükreş’te gerçekleştirilecek zirvede var olan onarım ve fırsatları daha ileri taşımak lazım. Varna Zirvesi’nde, AB ile Türkiye arasındaki sığınmacı antlaşması, göçün önlenmesi, terörle mücadele ve diğer güvenlik meselelerine odaklanmıştı.</p>
<p>Bükreş Zirvesi’nde (Mart 2019) Türkiye, AB ile ilişkilerine ivme kazandırmak istese bile Türkiye’de ve Avrupa’da 2019’da gerçekleşecek seçimler nedeniyle özellikle vize serbestîsi ve Gümrük Birliği’nin modernize (güncellenmesi) sürecinde kısa vadede büyük ilerlemeler beklememek lazım. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal, bu süreçte yaşanan ihraçlar ve tutuklamalar AB cephesinde Türkiye’nin Kopenhag kriterlerinden uzaklaştığı eleştirilerine neden olurken, ilişkiler durma noktasına gelmişti.</p>
<p>2018 Temmuz’unda OHAL kaldırılıp, Türkiye’nin Almanya ve Hollanda gibi ülkelerle ikili ilişkileri geliştirip, bu ülkelere üst düzey ziyaretleri başlatmış olmasına rağmen bu yıl da üyelik müzakereleri çerçevesinde yeni bir başlık açılamadı, vize serbestîsi ve Gümrük Birliği’nin modernize sürecinde büyük bir ilerleme sağlanamadı. Bu nedenler dolayısıyla Türkiye, Romanya Dönem Başkanlığı’nda ilişkilere ivme kazandırabilmeyi hedefliyor/hedeflemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>2019’un ilk yarısında AB Dönem Başkanlığını ülkemizin Balkanlarda iyi ilişkiler içerisinde olduğu Romanya tarafından üstlenecek olması fırsat. Türkiye-AB arasında 18 Mart 2016’da gerçekleştirilen göç anlaşmasının en önemli unsurlarından olan vize serbestîsi süreci halen devam ediyor. Vize serbestîsi sürecinin gerektirdiği kriterlerden olan biyometrik pasaportlarla ilgili sürecin tamamlanarak bu kriterin yerine getirilmesi, kişisel verilerin korunması kanunu, terörle mücadele kanunu, Europol ve Türkiye arasında işbirliği, adli işbirliği gibi alanlarda atılması gereken adımlardır.</p>
<p>Reform Eylem Grubu toplantısının üç yıl aradan sonra Dışişleri, Adalet, İçişleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmesi reform sürecine ivme kazandırmakla birlikte ilerisi için yapıcı ve onarıcı olacaktır.</p>
<p>Türkiye-AB arasındaki en yüksek karar organı olan Ortaklık Konseyi üç buçuk yıldır toplanamıyordu. Bükreş Zirvesi’nde bunun (Mart 2019) gerçekleşebileceğini Rumen yetkililerinin belirtmesiyle Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir seyir izlenecektir. Her ne kadar Avrupa Parlamentosu’nun (AP) ‘Türkiye Raporu’nda müzakere sürecinin askıya alınması veya aşırı sağ tarafından sona erdirilmesi gibi ifadeler yer alsa bile tavsiye niteliğinde olacak ve bağlayıcılığı olmayacaktır.</p>
<p>AB, 56 yıl kapısında bekleyen Türkiye’yi görmezden gel­miştir. AB, Türkiye konusunda hiçbir zaman samimiyet testinden geçememiştir. Türkiye hiçbir zaman AB’ye tam üye olamayacaktır. Ezcümle; Türkiye-AB iliş­kisi “Derinleştirilmiş Gümrük Birliği” veya “İmtiyazlı Ortak” şeklinde gerçekleşebilecektir.</p>
<p><strong>Güney Ferhat BATI </strong></p>
<p><strong>Öğretim Görevlisi</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ab-ile-imtiyazli-ortaklika-dogru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Beklentilerin ve Zorlukların Gölgesinde AB’de Romanya Dönemi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/beklentilerin-ve-zorluklarin-golgesinde-abde-romanya-donemi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/beklentilerin-ve-zorluklarin-golgesinde-abde-romanya-donemi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 Jan 2019 21:25:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[romanya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8215</guid>

					<description><![CDATA[AB üyesi Romanya, Birlik fonlarının zimmete geçirilmesi iddialarının gölgesinde AB Konseyi dönem başkanlığını devir aldı. Hakeza 2019’un ilk çeyreği hem siyasi hem de ekonomik olarak AB’nin geleceği için belirleyici olacağı aşikâr. AB’nin Brexit, göç ve güvenlik gibi gerek içeride gerek de dışarıda çeşitli zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtebiliriz. Romanya’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliği kolay bir süreçte ilerlemedi. AB üyesi olan ve ilk defa 2019 ile AB Dönem Başkanlığını gerçekleştirecek Romanya; komünist diktatör rejimin kanla tasfiye edildiği tek ‘Orta ve Doğu Avrupa’ ülkesidir. Eski Sovyetler Birliği’nin Orta ve Doğu Avrupa’daki uyduları arasında komünizm sonrası geçmişi en hareketli ve olaylı olanı herhalde Romanya’dır. Nikolay Çavuşesku son derece acımasız ve kanlı bir milliyetçi komünist rejim kurmuş, muhalefetin organize olmasına fırsat vermeyen bir diktaydı. Bunun içindir ki Romanya, dikta rejiminin kan dökerek yıkıldığı tek eski ‘Doğu Bloku’ ülkesidir. N. Çavuşesku ise son nutkunu 21 Aralık 1989’da attı. Romanya diktatörünün konuşması ıslıklı protestolarla kesildi; her ne kadar çaresiz bir şekilde kitleleri susturmaya çalışmış olsa bile bu, onun tarihin tozlu sayfalarına karışacağının sinyaliydi aslında. Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Sovyet bloğunda yaşanan dağılma sürecinin bir sonucu olarak, AB ile Merkezi ve Doğu Avrupa (MDA) ülkeleri arasındaki ilişkilerde 1980’li yılların sonundan itibaren önemli ilerlemeler kaydedilmişti. 3 Ekim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>AB üyesi Romanya, Birlik fonlarının zimmete geçirilmesi iddialarının gölgesinde AB Konseyi dönem başkanlığını devir aldı. Hakeza 2019’un ilk çeyreği hem siyasi hem de ekonomik olarak AB’nin geleceği için belirleyici olacağı aşikâr. AB’nin Brexit, göç ve güvenlik gibi gerek içeride gerek de dışarıda çeşitli zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtebiliriz.</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Romanya’nın Avrupa Birliği (AB) üyeliği kolay bir süreçte ilerlemedi. AB üyesi olan ve ilk defa 2019 ile AB Dönem Başkanlığını gerçekleştirecek Romanya; komünist diktatör rejimin kanla tasfiye edildiği tek ‘Orta ve Doğu Avrupa’ ülkesidir. Eski Sovyetler Birliği’nin Orta ve Doğu Avrupa’daki uyduları arasında komünizm sonrası geçmişi en hareketli ve olaylı olanı herhalde Romanya’dır. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Nikolay Çavuşesku son derece acımasız ve kanlı bir milliyetçi komünist rejim kurmuş, muhalefetin organize olmasına fırsat vermeyen bir diktaydı. Bunun içindir ki Romanya, dikta rejiminin kan dökerek yıkıldığı tek eski ‘Doğu Bloku’ ülkesidir. N. Çavuşesku ise son nutkunu 21 Aralık 1989’da attı. Romanya diktatörünün konuşması ıslıklı protestolarla kesildi; her ne kadar çaresiz bir şekilde kitleleri susturmaya çalışmış olsa bile bu, onun tarihin tozlu sayfalarına karışacağının sinyaliydi aslında. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte Sovyet bloğunda yaşanan dağılma sürecinin bir sonucu olarak, AB ile Merkezi ve Doğu Avrupa <b>(</b>MDA<b>) </b>ülkeleri arasındaki ilişkilerde 1980’li yılların sonundan itibaren önemli ilerlemeler kaydedilmişti. 3 Ekim 1990 tarihinde iki Almanya’nın birleşmesiyle (Berlin Duvarının yıkılması), 1 Mayıs 2004 tarihinde, sekiz MDA ülkesinin AB’ye üyelikleriyle AB’nin beşinci<br />
genişleme sürecinin en önemli kısmı tamamlanmıştı. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Altıncı Genişleme Süreci</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Romanya 1995 Hazi­ranında AB üyeliği için başvuruda bulunmuş; Komisyon’un 1997 yılındaki olumlu raporunun ardından da 2000 yılının Şubatında müzakereler başlatılmıştır. Komisyon, Romanya’nın beşinci geniş­leme süreci içerisinde yer almayacağını belirtmişti. Bunun üzerine ‘Kopenhag Siyasi<br />
Kriterlerine’ Romanya’nın uyum sağlamış olmasına rağmen hâlen ekono­mik kriterler ve müktesebata uyum bakımından eksik oldu­ğunu bildiren AB, Romanya’nın ayrıca adalet ve kamu yönetimi alanlarında da yenilikler gerçekleştirmesi gereğini de vurgula­mıştı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Konsey; Romanya için hazırladığı ‘Yol Haritası’ önerilerinde ‘İkinci Romanya Katılım Ortaklığı’ bel­gesini de açıklamıştır. Bu belge ile Romanya’nın henüz Kopenhag Kriterlerini tam anlamıyla yerine getirmediği ve bu sebeple de 2004’e kadar olan süre içerisinde yerine getirmesi gereken hususları da açıklamıştı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Aralık 2004’de yapılan Brüksel Zirvesi’nin sonuç belge­sinin 13. paragrafında yer almış olan bu konu, ‘2004 Strateji Belgesi’nde, Romanya’nın AB’ye katılım mü­zakerelerinin paralellik gösterdiğini belirtmiş olup; Temmuz 2004’te yazılmaya başlanan Katılım Antlaşması’nın, 2005 yı­lında imzalanarak, 1 Ocak 2007 tarihinde yürürlüğe girmesi öngörülerek sonuçlandırılmıştır. Böylelikle Romanya, 1 Ocak 2007’de AB’nin üyesi olmuş ve AB altıncı genişlemesinin süreci de tamamlanmıştı. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Romanya AB Dönem Başkanlığı, rekabet gücünü yükseltmek, kalkınma boşluklarını ve<span class="Apple-converted-space">  </span>bağlanabilirliği artırmak, tüm vatandaşlar ve Üye ülkeler için sürdürülebilir ve eşit gelişme fırsatları elde etmek için Avrupa’da yakınsama ve bütünleşmenin sağlanmasına katkıda bulunmayı amaçlayacaktır. Yani dijitalleşme, girişimciliği teşvik etmek ve Avrupa sanayi politikasını güçlendirmek, amaç olacaktır. Vatandaşların güvenliğini tehdit eden yeni güvenlik zorluklarıyla başa çıkmada ve bu alandaki işbirliği girişimlerini destekleyerek, AB Üye Devletleri arasındaki uyumu artırarak daha güvenli bir Avrupa’yı sağlamlaştırmayı hedefleyecektir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">AB Dönem Başkanlığı olarak görev süresi boyunca Romanya, genişleme politikasını, komşularındaki Avrupa eylemini teşvik ederek, AB’nin küresel stratejisini daha da uygulayarak AB’ye gerekli kaynakları sağlayarak AB’nin küresel rolünü daha da güçlendirmeyi destekleyecektir. Ve AB’nin tüm küresel taahhütleri yerine getirilecektir. Ayrıca ayrımcılıkla mücadele politikalarını teşvik ederek, erkeklerle kadınlar arasında eşit şans ve eşit muamele sağlamanın yanı sıra vatandaşların katılımını artırarak AB’nin dayanışma ve uyumunu teşvik etmeyi amaçlamaktadır. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>2019’un Öncelikleri</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">AB Dönem Başkanlığı görevini ilk defa üstlenecek olan Romanya, 2019’un ilk altı<br />
ayı içerisinde belirlediği öncelikleri şunlardır: </span></p>
<p class="p5"><span class="s1">2021-2027 Çok Yıllı Mali Çerçevesinde müzakere sürecini ilerletmek.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Avrupa Sosyal Haklar sütununun uygulanması yoluyla AB sosyal boyutunu geliştirmek.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Ekonomik ve parasal alanlarda AB gündeminin artırılması, büyümeyi ve yatırımı teşvik etmek, Ekonomik ve Parasal Birliği derinleştirmek ve yapısal reformlar desteklemek.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Avrupa ekonomisinin ve endüstrisinin rekabetçiliğini arttırmak için araştırma ve yenilik, dijitalleşme ve bağlantının teşvik edilmesi.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Üye Devletlerarasındaki işbirliğini ilerletmek ve AB güvenlik sistemlerinin birlikte çalışabilirliğini artırarak, vatandaşların, şirketlerin ve kamu kurumlarının siber alanda güvenliğini koruyarak ve Birliğin siber saldırılara karşı genel direncini artırarak iç güvenliğin güçlendirilmesi.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Terörle mücadelenin devam etmesi</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Avrupa Cumhuriyet Savcılığının operasyonelleştirilmesini kolaylaştırmak.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">AB içindeki eyleme ilişkin kapsamlı bir yaklaşıma dayanarak ve menşe ve transit ülkeleriyle işbirliğini teşvik etmenin yanı sıra etkili ve sürdürülebilir bir AB göçü için çözümler bulmak amacıyla Üye devletler arasındaki diyalogu kolaylaştırmak amacıyla göç konularına daha fazla dikkat çekmek ve iltica politikası.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Stratejik AB-NATO Ortaklığı’nın Konsolidasyonu’na özel önem verilerek, AB’nin savunma ve güvenlik yeteneklerinin NATO içindeki benzer süreçlerle güçlü bir şekilde bağlantılı olarak güçlendirilmesinin teşvik edilmesi.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası alanındaki eylemlerin daha da gelişmesini desteklemek, örneğin yeni araçların sinerjisini sağlarken mevcut mekanizmaları birleştirerek: Avrupa Savunma Fonu ve Kalıcı Yapılı İşbirliği Koordineli Yıllık İnceleme.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Daha fazla iç ve dış güvenlik sağlamak için AB’nin genişleme sürecinin ilerletilmesi.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Karadeniz Sinerjisini yeniden canlandırma perspektifini de içeren, Avrupa Birliği’nin AB gündemindeki önemini yeniden teyit ederek, Doğu Ortaklığı’nın kuruluşundan bu yana 10 yılını kutlarken, AB’nin mahallesinde koordine ve uyumlu eylemleri teşvik etmek.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Hem çok taraflılığın birleştirilmesi hem de çok taraflı ticaret sisteminin modernizasyonu yoluyla ve Ekonomik ve Serbest Ticaret Ortaklığı Antlaşmalarının genişletilmesi yoluyla Avrupa ticari çıkarlarını teşvik etmek.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Daha iyi medya okuryazarlığı ve yanlış bilgilendirme konusundaki iyi uygulamaları paylaşmak için Avrupa mekanizmalarının geliştirilmesi yoluyla çevrimiçi yanlış bilgilendirme ve sahte haberlerin karşılanmasının teşvik edilmesi.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">Teşvik ve yasal girişimler sosyal ilerleme odaklanan ve geliştirme boşlukları, kadınlar ve erkekler arasında eşit fırsatlar azaltarak destekleyerek, hem de dezavantajlı kategoriler için eğitim ve öğretim erişimin sağlanması.</span></p>
<p class="p5"><span class="s1">İşgücü piyasasında ve iş ortamında cinsiyet ayrımcılığının yanı sıra kadın ve erkek arasındaki ücret farklarına karşı koymaktır. </span></p>
<p class="p4"><span class="s1"><b>Romanya’yı Bekleyen Zorlu Konular</b></span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Sonuç olarak, AB üyesi Romanya, Birlik fonlarının zimmete geçirilmesi iddialarının gölgesinde AB Konseyi dönem başkanlığını devir aldı. Hakeza 2019’un ilk çeyreği hem siyasi hem de ekonomik olarak AB’nin geleceği için belirleyici olacağı aşikâr. AB’nin Brexit, göç ve güvenlik gibi gerek içeride gerek de dışarıda çeşitli zorluklarla karşı karşıya olduğunu belirtebiliriz. Velev ki Romanya’yı altı aylık görevi boyunca zorlu konular beklemiyor değil. Bunların başında ise mart ayı sonunda tamamlanması planlanan Brexit müzakereleri ve mayıs ayında yapılacak Avrupa Parlamentosu (AP) seçimleri gelmektedir.<br />
Fransa ve Almanya’nın Cumhurbaşkanı Charles De Gaulle ve Şansölye Konrad Adenauer tarafından imzalanan ‘Elysee Antlaşması’nı (1963) elli altı yıl sonra güncellenmesinin tezahürü de olacaktır. AB’nin iki lokomotif gücü Paris ve Berlin’in bu hamlesi ‘Avrupa Ordusu’nun temellerini oluşturmanın yanı sıra Birliğin diğer üyelerinin güvenlik ve savunma politikalarını da belirleyecektir. </span></p>
<p class="p3"><span class="s1">Ayrıca Romanya’nın AB Dönem Başkanlığı kendisinin de içinde bulunduğu Balkan coğrafyasının istikrarı açısından önemli olacak. Batı Balkan ülkelerinin AB’ye tam üyelik yolundaki perspektifleri değerlendirilecek. Özellikle Makedonya ile Yunanistan arasındaki ‘isim çıkmazı’, Sırbistan ve Kosova arasındaki gerilim vb gelişmeler Romanya’yı Dönem Başkanlığında çözüme kavuşturması gereken beklenti ile zorluklardır. </span></p>
<p class="p6"><span class="s1">Ve ülkemizin (Türkiye Cumhuriyeti) AB ile katılım müzakerelerinin canlandırılması, gümrük birliğinin güncellenmesi, vize serbestliğinin sağlanması, mülteci/göç işbirliği ve ‘Türkiye-AB arasında Ortaklık Konseyi’ toplantısının yeniden yapılması gibi çeşitli başlıklar da Romanya’nın AB Dönem Başkanlığında çözüme kavuşması gerekenler olarak sıralanabilir. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/beklentilerin-ve-zorluklarin-golgesinde-abde-romanya-donemi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliği “Değerleri”nde Macaristan Çatlağı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/avrupa-birligi-degerlerinde-macaristan-catlagi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/avrupa-birligi-degerlerinde-macaristan-catlagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2785</guid>

					<description><![CDATA[AB için böyle bir kriz ilk değildir. AB Komisyonu 2017 yılında benzer bir süreci Polonya’ya karşıda başlatmıştı. Tasarı, resmi olarak geçen yıl AB Parlamentosu’ndan geçmişti. Bu nedenledir ki AB Komisyonu var olan değerleri korumak adına Macaristan’a yaptırımı uygulayacak veya tavsiye niteliğinde karar alacaktır. Birleşmiş Avrupa tasavvuru ve ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüşüp Kıta Avrupası ülkelerinin hükümet politikalarında uzun vadeli bir hedef haline gelmeden önce sadece filozoflar ve önsezili kimselerin düşüncelerinde yaşıyordu. Avrupa Birleşik Devletleri, hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında her alanda büyük yıkıma uğrayan Kıta Avrupası, bu vaziyetten kurtulabilmek için bir çıkış yolu aramaktaydı. Bunun sonucunda ise Kıta Avrupası’nda barışın yeniden kurulması, ülkelerin ortak “Değerler” etrafında bir araya gelmesi ve özellikle refahı artıracak şekilde ekonomik alanda kuvvetli bir işbirliğinin başlatılması fikri her geçen gün daha yüksek bir sesle dile getirilmeye başlanmıştı. Avrupa çapında barışın sağlanması ve Avrupa ülkeleri arasında ekonomik bir işbirliğinin kurulması amacından hareketle ileride siyasi bir birliğin temellerinin atılması hedeflenmekteydi. Bu doğrultuda, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg tarafından 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kuran Paris Antlaşması ile 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (AAET) kuran Roma Antlaşmaları imzalandı. AB’nin mihenk taşları olan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AB için böyle bir kriz ilk değildir. AB Komisyonu 2017 yılında benzer bir süreci Polonya’ya karşıda başlatmıştı. Tasarı, resmi olarak geçen yıl AB Parlamentosu’ndan geçmişti. Bu nedenledir ki AB Komisyonu var olan değerleri korumak adına Macaristan’a yaptırımı uygulayacak veya tavsiye niteliğinde karar alacaktır.</strong></p>
<p>Birleşmiş Avrupa tasavvuru ve ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüşüp Kıta Avrupası ülkelerinin hükümet politikalarında uzun vadeli bir hedef haline gelmeden önce sadece filozoflar ve önsezili kimselerin düşüncelerinde yaşıyordu. Avrupa Birleşik Devletleri, hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında her alanda büyük yıkıma uğrayan Kıta Avrupası, bu vaziyetten kurtulabilmek için bir çıkış yolu aramaktaydı. Bunun sonucunda ise Kıta Avrupası’nda barışın yeniden kurulması, ülkelerin ortak “Değerler” etrafında bir araya gelmesi ve özellikle refahı artıracak şekilde ekonomik alanda kuvvetli bir işbirliğinin başlatılması fikri her geçen gün daha yüksek bir sesle dile getirilmeye başlanmıştı. Avrupa çapında barışın sağlanması ve Avrupa ülkeleri arasında ekonomik bir işbirliğinin kurulması amacından hareketle ileride siyasi bir birliğin temellerinin atılması hedeflenmekteydi. Bu doğrultuda, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg tarafından 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kuran Paris Antlaşması ile 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (AAET) kuran Roma Antlaşmaları imzalandı.</p>
<p>AB’nin mihenk taşları olan AKÇT, AET ve AAET’nin fikir babaları; Jean Monnet (Fransa Planlama Teşkilatı Başkanı), Robert Schumann (Fransa Dışişleri Bakanı), Konrad Adenauer (Almanya Başbakanı), Walter Hallstein (AB Komisyonu ilk başkanı) Alcide de Gasperi (İtalya’nın ilk başbakanı), Paul H. Spaak (Avrupa Parlamentosu ilk başkanı) ve Altiero Spinelli (İtalyan Siyaset Bilimci) gibi kurucular yaşamış olsaydı, AB Parlamentosu’nun Macaristan için aldığı yaptırımından memnun kalırlardı. Çünkü AB, Avrupa’nın yüzyıllar boyunca kazandığı deneyimle ve oluşturduğu ortak ilkeler temelinde meydana getirildi. Avrupa devletlerinin ortak deneyimlerinin sonucu oluşan ilke ve idealler olan kalıcı barışın sağlanması, toplumsal refah, dayanışma, özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, pazar ekonomisi ve girişim özgürlüğü, bu yeni bütünleşme hareketinin temellerini oluşturmaktı. Aynı zamanda AB’de asıl amaç, üye devletlerin ve vatandaşlarının ulusal, kültürel, dilsel, dinsel çeşitliliğini bir potada eritmek değil, bu çeşitliliğin getirdiği dinamizmi güce dönüştürebilmekti.</p>
<p>AB’nin değerleri, AB Antlaşması’nın 2. maddesinde şöyle ifade edilmektedir: <em>“Birlik, insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişilerin hakları da dâhil olmak üzere insan haklarına saygı ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bu değerler, çoğulculuk, ayrımcılık yapmama, hoşgörü, adalet, dayanışma ve kadın-erkek eşitliğinin hâkim olduğu bir toplumda üye devletler için ortaktır.”</em> AB, Avrupa halklarının ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda birbirleriyle kaynaşmasını öngören, Avrupa devletlerinin ve vatandaşlarının bir araya gelerek oluşturduğu “uluslar üstü” bir yapıdır. Bu yapı, üye devletler arasında imzalanan uluslararası antlaşmalarla kuruldu ve aynı antlaşmalarla bazı alanlarda karar alma ve düzenleme yetkisi üye devletler tarafından AB’ye verildi. Böylelikle, dünyada bir benzeri daha olmayan, tüm üye devletleri ve vatandaşlarını aynı anda, aynı şekilde ve aynı ölçüde bağlayan bir hukuk sistemi meydana getirildi. Antlaşma metnindeki madde de belirtildiği gibi AB için değerler ön plandadır. Bu değerler, AB’nin kurucularının da ifade ettiği gibi olmazsa olmazlardır. Zaten AB’yi diğer uluslararası siyasi ve ekonomik örgütlerden hem farklı kılan hem de öncü kılan bu değerler üzerine inşa edilmesidir.</p>
<p><strong>Derinleşen Sığınmacı-Mülteci Krizi</strong></p>
<p>Macaristan, AB’nin en büyük genişleme politikasını hayata geçirdiği 2004’te, AB’ye tam üye oldu. Şahsi kanaatim-analizim 2004 AB Genişleme Politikası niceliksel ve fiziksel olarak AB’yi büyütmüştür! Keza 2004 AB Genişleme Politikası’nın özüne bakıldığında ise tam üye olarak aldığı ülkelerin hâlihazırda hâlâ AB değerlerini benimseyemediği ve üzerlerine düşen kriterleri yerine getiremediği apaçık ortadadır. Bunlardan biri de Macaristan. On milyonun üzerinde bir nüfusa sahip ve etnik yapısı itibariyle Orta Avrupa’nın en homojen ülkesi. Bu da ister istemez Macarlarda milliyetçilik olgusu gerçeğini ve bununla birlikte AB’nin değerlerini kanıksamakta bazı sıkıntıları kendisiyle beraber getirmiş oldu. Örneğin, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın ülkesi üzerinden Batı Avrupa’ya ulaşan sığınmacıları geri kabul etmeyeceklerini ama söz konusu sığınmacıların Yunanistan’a geri taşınması sürecine yardımcı olacaklarını ifade etmesi. Başbakan V. Orban’ın Macaristan’ın sığınmacı konusundaki duruşunun 2015’ten bu yana değişmediğini, Balkanlar üzerinden AB topraklarına ulaşan mültecilerin ilk olarak Yunanistan üzerinden kıtaya ayak bastıklarını bu nedenledir ki sığınmacı kabul etmeyeceklerini söylemesi, AB ile Macaristan arasında kriz yarattı. Orban’ın geri adım atmamakta kararlı duruş sergilemesi ile sığınmacı-mülteci krizinin derinleşmesine doğru yol aldı. Avrupa Parlamentosu (AP), AB’nin, Macaristan’a demokratik kuralları düzenli olarak ihlal ettiği gerekçesiyle cezai süreç başlatmasına karar verdi. Strasburg’daki Genel Kurul Toplantısı’nda yapılan oylamada, teklif 48 çekimser olmak üzere 197’ye karşı 448 oyla kabul edildi. AB Parlamentosu, Macaristan’da, AB’nin kurucu değerlerinin ciddi şekilde ihlal edildiğini açık bir şekilde ifade etmiş oldu. Yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, yolsuzluk, azınlık hakları ve göçmenlerin ve mültecilerin durumunu temel kaygılar olarak sıraladı. AB Parlamentosu, AB üye ülkelerinin, antlaşma metnindeki 7. maddeye göre Macaristan’ın, AB’nin kurucu değerlerini ihlal etme riski altında olup olmadığını belirlemelerini istedi. Önerinin kabul edilmesi için üyelerin mutlak çoğunluğu (376) ve oyların üçte ikisi &#8211; çekimserlerin hariç tutulması lazımdı. AB Parlamentosu AB Konseyi’ne, birliğin kurucu değerlerine karşı sistemli bir tehdidi önlemek için üye devlete karşı harekete geçmesi çağrısında bulundu. Yukarıda değindiğimiz gibi AB Antlaşması 2. maddesinde yer alan ve AB Temel Haklar Şartı’nda yansıtılan bu değerler, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygıyı içermektedir. MEP’ler AB ülkelerini, AB Antlaşması’nın 7(1) maddesinde belirtilen prosedürü başlatmaya çağırdı. AB Parlamentosu, Macaristan’ın AB’ye katılımının “siyasi yelpazede geniş bir fikir birliği ile egemen bir karara dayalı gönüllü bir eylem olduğunu” hatırlattı ve herhangi bir Macar hükümetinin, AB’nin değerlerinin ciddi bir şekilde ihlal edilme riskini ortadan kaldırma görevini üstlendiğinin altını çizdi. Parlamentonun başlıca endişeleri şunlardır;</p>
<p>• Anayasal ve seçim sisteminin işleyişi,<br />
• Yargının bağımsızlığı,<br />
• Yolsuzluk ve çıkar çatışmaları,<br />
• Gizlilik ve veri koruma,<br />
• İfade özgürlüğü,<br />
• Akademik özgürlük,<br />
• Din özgürlüğü,<br />
• Örgütlenme özgürlüğü,<br />
• Eşit muamele hakkı,<br />
• Romanlar ve Yahudiler olmak üzere azınlıklara mensup kişilerin hakları,<br />
• Göçmenlerin, sığınmacıların ve mültecilerin temel hakları,<br />
• Ekonomik ve sosyal haklar,</p>
<p>Sonuç olarak; AB kendisi için vazgeçilmez olan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü vb. değerler üzerine kuruldu. AB’yi dünyada NAFTA, APEC, SAARC gibi birçok örgütten hatta tüm örgütlerden ayıran bu “değerler”i olmuştur. Bunun içindir ki AB’yi farklı kılan da bu değerleridir. Aslında AB için böyle bir kriz ilk değildir. AB Komisyonu 2017 yılında benzer bir süreci Polonya’ya karşıda başlatmıştı. Polonya, yargı alanında getirdiği reform ve değişikliklerle ülkede demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine uymamakla suçlanmıştı. Polonya’ya yaptırımları başlatacak olan tasarı resmi olarak geçen yıl AB Parlamentosu’ndan geçmişti. Bu nedenledir ki AB Komisyonu var olan değerleri korumak adına Macaristan’a yaptırımı uygulayacak veya tavsiye niteliğinde karar alacaktır. Ancak tavsiye niteliğinde alacağı karar, AB değerlerinin sorgulanmasına yol açmayacak bir şekilde olmalı. Çünkü Birlik içerisindeki diğer üye ülkelerin özellikle son dönemlerde İspanya ve İtalya gibi (velev ki İtalya, AB’nin altı kurucusundan biri) ülkelerinde milliyetçilik-sığınmacı-mülteci vb. konularda ihlallerine yol açabilir. Her ne kadar V. Orban bu karara direneceğiz ve bu şantajlara boyun eğmeyeceğiz dese bile. Macaristan ile ilgili raporu yazan Judith Sargentini (Yeşiller/EFA, NL) şu sözleri önemlidir; <em>“Birlik devletini tartıştığımız hafta içinde, Avrupa Parlamentosu önemli bir mesaj gönderdi: Biz de dâhil olmak üzere tüm Avrupalıların hakları için ayağa kalkarız. Macar vatandaşlar ve Avrupalı değerlerimizi savunuyoruz. Şimdi, Avrupalı liderlerin sorumluluklarını üstlenmeleri ve Macaristan’da hukukun üstünlüğünün ortadan kalkmasıyla birlikte aradan izlemeye son vermeleri gerekiyor. Bu, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar üzerine kurulu bir Birlik için kabul edilemez.”</em> Bu sözlerden anlaşılacağı üzere AB “değerler” üzerine kuruludur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/avrupa-birligi-degerlerinde-macaristan-catlagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
