<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Atatürkçülük &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ataturkculuk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 12 Nov 2019 06:52:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Atatürkçülük &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Siz bunu da yaparsınız!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siz-bunu-da-yaparsiniz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/siz-bunu-da-yaparsiniz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Nov 2019 06:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13006</guid>

					<description><![CDATA[Dün, “CHP artık Atatürkçü bir parti değil” diye yazmıştım. Çünkü Kılıçdaroğlu’nun devr-i saltanatında, Atatürk, “ikincil” öneme sahip bir siyasetçi (herhangi bir siyasetçi) konumuna düşürüldü. Bunu, Kılıçdaroğlu’nun “referanslarına” bakarak anlıyoruz&#8230; Kılıçdaroğlu, siyasetini oluştururken, Atatürk’e değil, daha çok Fetullah kırması liberallere ve kripto FETÖ’cülere atıf yapıyor. Çok görmüyoruz aslında&#8230; Son okuduğu kitap “İnce Memed” olan, bir üçkâğıtçı olan Parvus Efendi’yi “Türk büyüğü” sanan, Kâğıttepe’de dolaşacak kadar İstanbul’u “yakından” tanıyan bir siyasetçiden söz ediyoruz&#8230; İşte Kılıçdaroğlu’nun “referansları”ndan bir örnek: Bir önceki grup toplantısında, “sol” grupların (Ergenekon ve Balyoz kumpasları nedeniyle) nefret etmesi gereken Atatürk düşmanı bir gazeteciden, Ahmet Altan’dan sitayişle söz etti. Hani, “Burada beni öldürmeye çalışıyorsunuz. Vereceğiniz ceza sizin kader haritanıza da aynen kaydedilecek” diyerek, FETÖ’cü ağzıyla mahkeme heyetini tehdit eden gazeteci&#8230; Hrant Dink cinayetinin faillerini gizleyen bir “gazetecilik başarısına” imza atmıştı aynı zamanda&#8230; Hrant Dink cinayetiyle ilgili resmi belgeyi, bugün aynı cinayetin sanığı durumunda bulunan Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer isimlerini karartarak, yani ketmederek yayınlamıştı&#8230; Bu haliyle, bir de, verilen “Hrant Dink Ödülü”nü kabul etmişti. Utanmamıştı. O gazeteci işte&#8230; Kılıçdaroğlu’nun referansı artık bu tür aydın ve gazeteciler&#8230; Bir de, sığ bir Atatürkçülük&#8230; “Atatürk’ün ilkelerini say” desen, apışıp kalacak bir Atatürkçülük&#8230; İşte bu adam kalkmış, “kitlelere” Atatürkçülük dersi veriyor. Efendim, Atatürk olmasaymış, camilerde beş vakit ezan okunmazmış&#8230; (İki yıl kadar önce, “Atatürk’ü sahtekârlara bırakmayacağız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’a böyle cevap vermişti.) E, hadi öyle olsun&#8230; En azından ezanın kaç vakit okunduğunu biliyor ama nece okunduğunu duymamış. Ezan nece okunmuştu Kemal Bey? Mustafa Kemal’in fedakârlıklarıyla günde beş vakit “özgürce” okunan o “şey”e (“Tanrı uludur” vs&#8230;) siz “ezan” mı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Dün, <strong>“CHP artık Atatürkçü bir parti değil”</strong> diye yazmıştım.</p>
<p>Çünkü <strong>Kılıçdaroğlu</strong>’nun devr-i saltanatında, <strong>Atatürk, “ikincil”</strong> öneme sahip bir siyasetçi <em>(herhangi bir siyasetçi)</em> konumuna düşürüldü.</p>
<p>Bunu, Kılıçdaroğlu’nun <strong>“referanslarına”</strong> bakarak anlıyoruz&#8230;</p>
<p>Kılıçdaroğlu, siyasetini oluştururken, Atatürk’e değil, daha çok Fetullah kırması <strong>liberallere</strong> ve kripto <strong>FETÖ</strong>’cülere atıf yapıyor.</p>
<p>Çok görmüyoruz aslında&#8230; Son okuduğu kitap <strong>“İnce Memed”</strong> olan, bir üçkâğıtçı olan <strong>Parvus Efendi</strong>’yi <strong>“Türk büyüğü”</strong> sanan, Kâğıttepe’de dolaşacak kadar İstanbul’u <strong>“yakından”</strong> tanıyan bir siyasetçiden söz ediyoruz&#8230;</p>
<p>İşte Kılıçdaroğlu’nun <strong>“referansları”</strong>ndan bir örnek:</p>
<p>Bir önceki grup toplantısında, <strong>“sol”</strong> grupların <em>(<strong>Ergenekon</strong> ve <strong>Balyoz</strong> kumpasları nedeniyle)</em> nefret etmesi gereken Atatürk düşmanı bir gazeteciden, <strong>Ahmet Altan</strong>’dan sitayişle söz etti.</p>
<p>Hani, <strong>“Burada beni öldürmeye çalışıyorsunuz. Vereceğiniz ceza sizin kader haritanıza da aynen kaydedilecek”</strong> diyerek, FETÖ’cü ağzıyla mahkeme heyetini tehdit eden gazeteci&#8230;</p>
<p><strong>Hrant Dink</strong> cinayetinin faillerini gizleyen bir <strong>“gazetecilik başarısına”</strong> imza atmıştı aynı zamanda&#8230; Hrant Dink cinayetiyle ilgili resmi belgeyi, bugün aynı cinayetin sanığı durumunda bulunan <strong>Ramazan Akyürek</strong> ve <strong>Ali Fuat Yılmazer</strong> isimlerini karartarak, yani ketmederek yayınlamıştı&#8230;</p>
<p>Bu haliyle, bir de, verilen <strong>“Hrant Dink Ödülü”</strong>nü kabul etmişti. Utanmamıştı.</p>
<p>O gazeteci işte&#8230;</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun referansı artık bu tür aydın ve gazeteciler&#8230;</p>
<p>Bir de, sığ bir Atatürkçülük&#8230; <strong>“Atatürk’ün ilkelerini say”</strong> desen, apışıp kalacak bir Atatürkçülük&#8230;</p>
<p>İşte bu adam kalkmış, <strong>“kitlelere”</strong> Atatürkçülük dersi veriyor.</p>
<p>Efendim, Atatürk olmasaymış, camilerde beş vakit ezan okunmazmış&#8230; <em>(İki yıl kadar önce, <strong>“Atatürk’ü sahtekârlara bırakmayacağız” </strong>diyen Cumhurbaşkanı <strong>Erdoğan</strong>’a böyle cevap vermişti.)</em></p>
<p>E, hadi öyle olsun&#8230;</p>
<p>En azından ezanın kaç vakit okunduğunu biliyor ama nece okunduğunu duymamış.</p>
<p>Ezan nece okunmuştu Kemal Bey?</p>
<p>Mustafa Kemal’in fedakârlıklarıyla günde beş vakit <strong>“özgürce”</strong> okunan o <strong>“şey”</strong>e <em>(<strong>“Tanrı uludur” </strong>vs&#8230;)</em> siz <strong>“ezan”</strong> mı diyorsunuz?</p>
<p>Değilse, değiştirilmesi yönünde teklif veren <strong>Demokrat Parti</strong>’ye niçin destek verdiniz?</p>
<p>Devam etseydi o haliyle&#8230;</p>
<p>Uzunca bir süre <strong>“cumhuriyetin en önemli kazanımı”</strong> diye kaktırdığınız <strong>“Tanrı uludur”</strong> komedisine sahip çıksaydınız.</p>
<p>Niçin önünüze gelen teklife balıklama atladınız?</p>
<p>Niçin <strong>“Ezanın Türkçe dışındaki dillerde de okunabileceğine ilişkin teklife CHP olarak muhalefet etmeyeceğiz”</strong> diye görüş bildirdiniz?</p>
<p>Böyle yaparak, Atatürk’e ve Atatürk’ün sağladığı özgürlüklere karşı çıkmış olmadınız mı?</p>
<p>Efendim, sıkışınca Atatürk diyorlarmış, artık <strong>Anıtkabir</strong>’e koşuyorlarmış.</p>
<p>Kimsenin sıkıştığı yok&#8230; Atatürk de yeni keşfedilmiş değil&#8230; AK Parti kurulduğu günden beri Anıtkabir’e gidiyor, 10 Kasım törenlerinde hazır bulunuyor&#8230;</p>
<p>Bazı Ak Partililer bunu ödev sayabilir, bazıları <strong>“zorunlu”</strong> olduğunu düşündükleri için Anıtkabir’e gidebilir, eh bazıları da sizin şerrinizden emin olmak için her yıl tekrarlanan o sıkıcı ziyaretlere rıza gösterebilir:</p>
<p>Kimin hangi saikle orada bulunduğunu bilemeyiz.</p>
<p>Sizinkiler de <strong>“şekva”</strong> ve <strong>“dilek”</strong> için Anıtkabir’e koşuyor.</p>
<p>Muarızlarını gammazlıyor.</p>
<p>Mezarından kalkıp duruma el koyması için Ata’ya ricalarda bulunuyor.</p>
<p>Mozoleye yüz sürüyor.</p>
<p><strong>Kemalizm</strong>’i <strong>“din”</strong>e, Atatürk’ü bu dinin peygamberine, <strong>Nutuk</strong>’u da kutsal kitaba dönüştürdüler.</p>
<p>Utanmasalar çaput bağlayacaklar&#8230;</p>
<p>Derdiniz buysa, yani Anıtkabir’e zorunlu ziyaretleri <strong>“biçimsiz”</strong> buluyorsanız, bunun değiştirilmesi yönünde kamuoyu oluşturur, partinizin teklif vermesini sağlarsınız.</p>
<p>Hazır, FETÖ’ye perestiş eden yeni bir Atatürk inşa etme arifesindeyken&#8230;</p>
<p>Siz <strong>Atatürk</strong>’e bunu da yaparsınız!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/siz-bunu-da-yaparsiniz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>CHP, artık Atatürkçü bir parti değil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/chp-artik-ataturkcu-bir-parti-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/chp-artik-ataturkcu-bir-parti-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Nov 2019 07:35:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[CHP]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12998</guid>

					<description><![CDATA[Bakmayın, “Atatürk’ü anlamak hepimizin görevi” diye ortaya laf yuvarlamasına, Kemal Kılıçdaroğlu Atatürk’ü anlamaya çalışacak ve anlayacak en son kişidir. Çünkü Atatürkçü değildir&#8230; Nedir? Millî/ulusalcı çizgiden koparılmış yeni bir Atatürk inşa etmeye çalışan “görevli” bir siyasetçidir. Bir zamanlar, “yurtsever” bir CHP’li aramış ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda işi iyice “sömürüye” döktüğünü anlatmıştı. Nasıl bir sömürü? Bir “Soros muhibbi” olarak bazı (“ulusal”) değerler konusunda “liberal” (yani “geniş”) bir tutum takınması gerekirken, birden “Atatürk ve Türkiye sevdalısı” kesilmiş&#8230; Böyle bir sömürü&#8230; Bunu açmasını söyledim. Şöyle dedi: “Kemal Bey aslında Atatürkçü filan değildir. Türkiye yanlısı da değildir. Konumu icabı Atatürkçü görünmek zorundadır.” Bunu da açmasını söyledim. Kılıçdaroğlu, bir tarihte, tarihçi Kadir Mısıroğlu’na “geçmiş olsun” ziyaretine giden Diyanet İşleri Başkanı Prof. Ali Erbaş’ı istifaya davet etmişti. Bu ziyaret “Atatürk’e hakaret”miş&#8230; Aynı zamanda “Tarihimize ve şehitlerimize ihanet”miş. Sözlerini şöyle bağladı yurtsever CHP’li: “Kılıçdaroğlu, Atatürk, Türkiye ve şehitlerimiz konusunda pozisyon alma hakkına, hatta ehliyetine sahip biri değildir ama konumu icabı öyle görünmek zorundadır.” Kılıçdaroğlu, Diyanet İşleri Başkanı’nı istifaya davet ediyor ama arşivler Atatürk’ü aşağılayan, Türkiye’ye karşı düşmanın safında savaşacağını açıkça ilan eden CHP’lilerin skandal açıklamalarıyla dolu. Kemal Bey bırakın Cumhuriyet değerleriyle alay eden CHP’lilere ses çıkarmayı, bilakis onları baş tacı yapmış ve hepsine birer milletvekilliği armağan etmiştir. İşte o ihanet arşivi: Sera Kadıgil, “Hayatta hiçbir laftan tiksinmedim, ‘şehitler ölmez vatan bölünmez’den tiksindiğim kadar” paylaşımı ve ezana hakaret eden açıklamalarıyla adını duyurdu. “Bugün Suriye’ye savaş açsak banko Esad’ı tutarım” sözleriyle safını net bir şekilde ortaya koydu. Kılıçdaroğlu tarafından &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bakmayın, <strong>“Atatürk’ü anlamak hepimizin görevi”</strong> diye ortaya laf yuvarlamasına, <strong>Kemal Kılıçdaroğlu</strong> <strong>Atatürk</strong>’ü anlamaya çalışacak ve anlayacak en son kişidir.</p>
<p>Çünkü Atatürkçü değildir&#8230;</p>
<p>Nedir?</p>
<p><strong>Millî/ulusalcı</strong> çizgiden koparılmış yeni bir Atatürk inşa etmeye çalışan <strong>“görevli”</strong> bir siyasetçidir.</p>
<p>Bir zamanlar, <strong>“yurtsever”</strong> bir CHP’li aramış ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun son zamanlarda işi iyice <strong>“sömürüye”</strong> döktüğünü anlatmıştı.</p>
<p>Nasıl bir sömürü?</p>
<p>Bir <strong>“Soros muhibbi”</strong> olarak bazı <em>(“ulusal”)</em> değerler konusunda <strong>“liberal”</strong> <em>(yani “geniş”)</em> bir tutum takınması gerekirken, birden <strong>“Atatürk ve Türkiye sevdalısı”</strong> kesilmiş&#8230; Böyle bir sömürü&#8230;</p>
<p>Bunu açmasını söyledim.</p>
<p>Şöyle dedi: <strong>“Kemal Bey aslında Atatürkçü filan değildir. Türkiye yanlısı da değildir. Konumu icabı Atatürkçü görünmek zorundadır.”</strong></p>
<p>Bunu da açmasını söyledim.</p>
<p>Kılıçdaroğlu, bir tarihte, tarihçi <strong>Kadir Mısıroğlu</strong>’na “geçmiş olsun” ziyaretine giden Diyanet İşleri Başkanı <strong>Prof. Ali Erbaş</strong>’ı istifaya davet etmişti.</p>
<p>Bu ziyaret <strong>“Atatürk’e hakaret”</strong>miş&#8230; Aynı zamanda <strong>“Tarihimize ve şehitlerimize ihanet”</strong>miş.</p>
<p>Sözlerini şöyle bağladı yurtsever CHP’li: <strong>“Kılıçdaroğlu</strong>, <strong>Atatürk, Türkiye ve şehitlerimiz konusunda pozisyon alma hakkına, hatta ehliyetine sahip biri değildir ama konumu icabı öyle görünmek zorundadır.”</strong></p>
<p>Kılıçdaroğlu, Diyanet İşleri Başkanı’nı istifaya davet ediyor ama arşivler Atatürk’ü aşağılayan, Türkiye’ye karşı düşmanın safında savaşacağını açıkça ilan eden CHP’lilerin skandal açıklamalarıyla dolu.</p>
<p>Kemal Bey bırakın Cumhuriyet değerleriyle alay eden CHP’lilere ses çıkarmayı, bilakis onları baş tacı yapmış ve hepsine birer milletvekilliği armağan etmiştir.</p>
<p>İşte o ihanet arşivi:</p>
<p><strong>Sera Kadıgil, “Hayatta hiçbir laftan tiksinmedim, ‘şehitler ölmez vatan bölünmez’den tiksindiğim kadar”</strong> paylaşımı ve ezana hakaret eden açıklamalarıyla adını duyurdu. <strong>“Bugün Suriye’ye savaş açsak banko Esad’ı tutarım”</strong> sözleriyle safını net bir şekilde ortaya koydu. Kılıçdaroğlu tarafından önce parti meclisine alındı, ardından milletvekili yapıldı.</p>
<p><strong>Eren Erdem</strong>, 2011 yılında sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, <strong>“Eğer İran-Türkiye karşı karşıya gelirse, Türkiye&#8217;ye karşı, İran safında olurum”</strong> dedi. 2014 yılında CHP’den milletvekili seçildi, Kılıçdaroğlu’nun prensleri arasına girdi.</p>
<p>İstanbul İl Başkanı <strong>Canan Kaftancıoğlu, “Mustafa Kemal’in askeri”</strong> olmayı içine sindiremedi. CHP’lilerin Atatürk’e sadakatlerini göstermek için kullandıkları <strong>“askeriyiz”</strong> ifadesinin yanlış olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu’nun partide en güvendiği isimlerden biri olarak görevine devam ediyor.</p>
<p>Mustafa Kemal’e <strong>“kefere”</strong> diyen <strong>Mehmet Bekaroğlu</strong>, Kılıçdaroğlu’nun davetiyle CHP’ye katıldı. Yine Kılıçdaroğlu’nun kontenjanından parti yönetimine girdi, genel başkan yardımcılığına kadar yükseldi. CHP milletvekili olarak görevine devam ediyor.</p>
<p><strong>Aylin Nazlıaka, “Necati Yılmaz, odasındaki Atatürk posterini indirdi”</strong> açıklamasıyla, CHP Genel Merkezi&#8217;nde yaşanan skandalı ifşa etti. Kılıçdaroğlu, Nazlıaka&#8217;yı partiden atarken, Yılmaz&#8217;a dokunmadı.</p>
<p>Kılıçdaroğlu’nun milletvekili yaptığı isimlerden, hemşerisi <strong>Hüseyin Aygün</strong>, Atatürk’ü <strong>“soykırım” </strong>yapmakla suçladı. <strong>“Dersim katliamının sorumlusu devlet ve CHP’dir. Atatürk de bu olaylardan haberdardır”</strong> dediği halde, Kılıçdaroğlu ağzını bile açmadı.</p>
<p>Şimdi siz söyleyin.</p>
<p>Bu CHP <strong>Atatürkçü</strong> bir parti midir?</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/chp-artik-ataturkcu-bir-parti-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yükselen &#8220;Atatürkçülük&#8221; ve Emine Şahin</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yukselen-ataturkculuk-ve-emine-sahin/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yukselen-ataturkculuk-ve-emine-sahin/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 16 Nov 2018 09:39:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Emine Şahin]]></category>
		<category><![CDATA[Hakan Albayrak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4661</guid>

					<description><![CDATA[Hakan Albayrak yazdı: Milleti Batılılaşmaya zorlayan ve Türk müziğini yasaklayan “Atatürk”, yerli ve milli siyasetin istinatgâhı! İstiklâl Mahkemeleri vasıtasıyla mevcut ve potansiyel muhaliflerini tasfiye eden, Takrir-i Sükûn kanunuyla basını tek sesliliğe (iktidar sözcülüğüne) zorlayan, bizzat kendisinin kurdurduğu muvazaalı muhalefet partilerine bile tahammül edemeyen “Atatürk”, demokratik hukuk devleti davasının, özgürlük ve adalet mücadelesinin sembolü! Şehir meydanlarına kendi heykellerini diktiren ve şerik kabul etmeyen “Atatürk”, tek adam kültüne isyanın bayrağı! Çelişkilerden çelişki beğen! Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti, hem de onlardan yaka silkenler “Atatürk”e sığınıyor. FETÖ de “Atatürk”e sığınıyor. FETÖ’den yaka silkenler de “Atatürk”e sığınıyor. Hep beraber “Anıtkabir”e koşup birbirlerini “Atatürk”e şikâyet ediyor bunlar. Aralarında şöyle bir konsensüs var sanki: Her şeyi tartışabiliriz, her konuda kıyasıya kavga edebiliriz, ama “Atatürk”ün hepimiz için geçerli olan “ulu önder”liği ve “ebedî şef”liği müstesna! *** Eski milletvekili (AK Partili) Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal diyor ki: “Tam ülke normalleşiyor, tabularını yıkıyor, konuşulmayanı konuşuyor derken bir bakıyorsunuz Kemalizm mevzi kazanmış, daha muhkem olmuş. Masal gibi ülkeyiz. Az gittik, uz gittik, gece gündüz yol gittik, hepsi hepsi bir arpa boyu mesafe katettik.” Aslında bu konuda bir arpa boyu bile mesafe kat etmedik. Bilakis geriye gittik. Eskiden, bırakın soruşturma safhasını, dava sürecinde bile “Atatürk’e hakaret”ten kolay &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hakan Albayrak yazdı:</p>
<p class="selectionShareable">Milleti Batılılaşmaya zorlayan ve Türk müziğini yasaklayan “Atatürk”, yerli ve milli siyasetin istinatgâhı!</p>
<p class="selectionShareable">İstiklâl Mahkemeleri vasıtasıyla mevcut ve potansiyel muhaliflerini tasfiye eden, Takrir-i Sükûn kanunuyla basını tek sesliliğe (iktidar sözcülüğüne) zorlayan, bizzat kendisinin kurdurduğu muvazaalı muhalefet partilerine bile tahammül edemeyen “Atatürk”, demokratik hukuk devleti davasının, özgürlük ve adalet mücadelesinin sembolü!</p>
<p class="selectionShareable">Şehir meydanlarına kendi heykellerini diktiren ve şerik kabul etmeyen “Atatürk”, tek adam kültüne isyanın bayrağı!</p>
<p class="selectionShareable">Çelişkilerden çelişki beğen!</p>
<p class="selectionShareable">Hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AK Parti, hem de onlardan yaka silkenler “Atatürk”e sığınıyor.</p>
<p class="selectionShareable">FETÖ de “Atatürk”e sığınıyor.</p>
<p class="selectionShareable">FETÖ’den yaka silkenler de “Atatürk”e sığınıyor.</p>
<p class="selectionShareable">Hep beraber “Anıtkabir”e koşup birbirlerini “Atatürk”e şikâyet ediyor bunlar.</p>
<p class="selectionShareable">Aralarında şöyle bir konsensüs var sanki: Her şeyi tartışabiliriz, her konuda kıyasıya kavga edebiliriz, ama “Atatürk”ün hepimiz için geçerli olan “ulu önder”liği ve “ebedî şef”liği müstesna!</p>
<p class="selectionShareable">***</p>
<p class="selectionShareable">Eski milletvekili (AK Partili) Yeni Şafak yazarı Aydın Ünal diyor ki:</p>
<p class="selectionShareable">“Tam ülke normalleşiyor, tabularını yıkıyor, konuşulmayanı konuşuyor derken bir bakıyorsunuz Kemalizm mevzi kazanmış, daha muhkem olmuş. Masal gibi ülkeyiz. Az gittik, uz gittik, gece gündüz yol gittik, hepsi hepsi bir arpa boyu mesafe katettik.”</p>
<p class="selectionShareable">Aslında bu konuda bir arpa boyu bile mesafe kat etmedik.</p>
<p class="selectionShareable">Bilakis geriye gittik.</p>
<p class="selectionShareable">Eskiden, bırakın soruşturma safhasını, dava sürecinde bile “Atatürk’e hakaret”ten kolay kolay tutuklama kararı verilmezdi (Mahkumiyet kararlarından sonraki tutuklamalar ayrı); meselâ ben 28 Şubat sürecinde “Atatürk’e hakaret”ten mahkemelik oldum ve üç sene yargılandım, ama bir tek gün bile tutuklu yargılanmadım (Sonunda mahkûm olup altı ay hapis yattım, orası da ayrı).</p>
<p class="selectionShareable">Şimdilerde ise daha soruşturmanın en başında tutuklama kararı vermek adet oldu.</p>
<p class="selectionShareable">Yargı bu konuda öyle asabi ki, sırf sosyal medyada Kemalpaşa tatlısıyla ilgili bir espri yaptı diye Uğur Koç’u anında hapishaneye tıkabildi.</p>
<p class="selectionShareable">Emine Şahin de sırf “Atatürk”ün putlaştırıldığını düşündüğünü ifade ettiği için aynı akıbete uğradı.</p>
<p class="selectionShareable">Mahkemenin tutuklama kararının gerekçesi inanılır gibi değil: Emine Şahin’in evinde suçluluğunu kanıtlayan CD’ler filan olabilirmiş, onları imha etmek suretiyle delilleri karartma tehlikesi varmış, onun için tutuklanması icap edermiş…</p>
<p class="selectionShareable">Bazı ezik dostlarımız ‘O da provokasyon yapmasaydı kardeşim!’ diyerek bu acayip karara hiç utanmadan çanak tuttular, Emine Şahin aleyhinde bin dereden su getirerek komplo senaryosu yazanlar bile oldu; neyse ki ‘Olmaz böyle şey!’ diyenler ağır bastı da Emine Şahin tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. (Emine Şahin’e özgürlük kampanyası başlatanlardan ve bu kampanyaya katılanlardan, bilhassa o idealist avukatlardan Allah razı olsun.)</p>
<p class="selectionShareable">Uğur Koç da salıverildi.</p>
<p class="selectionShareable">Ne yazık ki bu tahliyelerde sevimsiz bir ayrıntı var: Emine Şahin ve Uğur Koç, adlî kontrol şartıyla serbest bırakıldı; haftada iki gün karakolda imza vermeleri gerekecek ve yurt dışına çıkışları yasak.</p>
<p class="selectionShareable">Bu tedbirleri gerektiren bir olağanüstülük var mı ortada?</p>
<p class="selectionShareable">Yok. (Zaten mahkemelik bir şey de yoktu.)</p>
<p class="selectionShareable">Öyleyse bu hukuki süreçlerin sıhhatine nasıl güvenebiliriz?</p>
<p class="selectionShareable">Hiç güvenemeyiz.</p>
<p class="selectionShareable">Tahliye kararlarından duyduğumuz sevinç bizi rehavete sevk etmemeli, bu işlerin peşini bırakmamalıyız.</p>
<p class="selectionShareable">***</p>
<p class="selectionShareable">Ve bu vesile ile bir kere daha:</p>
<p class="selectionShareable">Yürürlükte olduğu 60 küsur senedir fikir ve ifade hürriyetine karşı tepe tepe kullanılmaktan başka kayda değer bir ‘faydası’ görülmeyen 5816 sayılı “Atatürk’ü Koruma Kanunu” kaldırılmalıdır!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yukselen-ataturkculuk-ve-emine-sahin/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öykünerek &#8220;Atatürkçülük&#8221;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/oykunerek-ataturkculuk/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nurbanu İnan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 10:33:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[3. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aralık 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[Atatürkçülük]]></category>
		<category><![CDATA[Nurbanu İnan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1301</guid>

					<description><![CDATA[Hayatın her alanında artık kendini göstermeye başlayan İslamcılar, sosyal hayatta da artık her alanda kendilerini görünür kılıyorlar. Öyle ki, sosyetenin gittiği sahil şeridi içkili mekanların ‘İslami’ versiyonları icat edildi ve oralarda boy gösterebilmek bir statü biçimi oldu. Eskiden dini hassasiyetler yüzünden yapılmaması gereken, geri durulması gereken pek çok alan artık ‘İslamcılara’ mubah oldu. Yeni yaklaşım, hayatın her alanında olmaktı. Cumhuriyet dönemi modernleşmesinde bazı birbirinin zıddı sorumluluklar ve zorunluluklar vardı. Batı hegemonyası tümüyle reddedilirken, sömürge olmamanın, gelişmiş olmanın, medeni olmanın tek yolu Batılılaşma idi. Bir yandan Türk sanat müziği, folk müzik yerini klasik Batı müziğine, yöresel yemekler yerini, Fransız yemeklerine bırakırken diğer taraftan sömürge olmamaya direniliyordu. Gelişmiş olmanın tek yolu onlara, onlar gibi olduğumuzu ispat etmekti. Güzellik yarışmalarına kızlarımızı yolluyor, yarışma ilanlarında bunun bir ‘milli sorumluluk’ olduğunu gazetelerimizle halka duyuruyorduk. Amacımız Türklerin ve özellikle kadınların İslam’dan nasıl özgürleştirildiklerini ve nasıl da Batılı gibi görünebildiklerini bütün dünyaya göstermekti. Tam da bu yüzden modernleşmeye ve Cumhuriyet’e, dini hassasiyetleri sebebiyle direnen, yerel kalmak isteyen halk, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Atatürk’le ve Atatürkçülük’le ve hatta Atatürk üzerinden “güç devşiren” Kemalistlerle hep mesafeli oldu; bu nedenle milli bayramlarda camlara bayrak asmak bile yalnızca seküler bir kesimin tekelinde kaldı. Osmanlı’yı marşlarda “işte bugün bir meclis kuruldu, sonra &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Hayatın her alanında artık kendini göstermeye başlayan İslamcılar, sosyal hayatta da artık her alanda kendilerini görünür kılıyorlar. Öyle ki, sosyetenin gittiği sahil şeridi içkili mekanların ‘İslami’ versiyonları icat edildi ve oralarda boy gösterebilmek bir statü biçimi oldu. Eskiden dini hassasiyetler yüzünden yapılmaması gereken, geri durulması<br />
gereken pek çok alan artık ‘İslamcılara’ mubah oldu.<br />
Yeni yaklaşım, hayatın her alanında olmaktı.</strong> </p>
<p>Cumhuriyet dönemi modernleşmesinde bazı birbirinin zıddı sorumluluklar ve zorunluluklar vardı. Batı hegemonyası tümüyle reddedilirken, sömürge olmamanın, gelişmiş olmanın, medeni olmanın tek yolu Batılılaşma idi. </p>
<p>Bir yandan Türk sanat müziği, folk müzik yerini klasik Batı müziğine, yöresel yemekler yerini, Fransız yemeklerine bırakırken diğer taraftan sömürge olmamaya direniliyordu. Gelişmiş olmanın tek yolu onlara, onlar gibi olduğumuzu ispat etmekti. Güzellik yarışmalarına kızlarımızı yolluyor, yarışma ilanlarında bunun bir ‘milli sorumluluk’ olduğunu gazetelerimizle halka duyuruyorduk. </p>
<p>Amacımız Türklerin ve özellikle kadınların İslam’dan nasıl özgürleştirildiklerini ve nasıl da Batılı gibi görünebildiklerini bütün dünyaya göstermekti.</p>
<p>Tam da bu yüzden modernleşmeye ve Cumhuriyet’e, dini hassasiyetleri sebebiyle direnen, yerel kalmak isteyen halk, Cumhuriyet kurulduğundan bu yana Atatürk’le ve Atatürkçülük’le ve hatta Atatürk üzerinden “güç devşiren” Kemalistlerle hep mesafeli oldu; bu nedenle milli bayramlarda camlara bayrak asmak bile yalnızca seküler bir kesimin tekelinde kaldı. Osmanlı’yı marşlarda “işte bugün bir meclis kuruldu, sonra hemen padişah kovuldu” diye anan anlayış, halkın büyük bir kesimini sistematik bir şekilde ötekileştirdi. </p>
<p>Kimileri için Kurtuluş Savaşı gazisi, varlığımızı borçlu olduğumuz tartışılmaz kahraman olan Atatürk, kimileri için padişahı ülkeden süren, hilafetle birlikte dini ortadan kaldırmak isteyen, devrimlerle halkın dini ve milli değerlerine kasteden bir “sorun” olarak görüldü. </p>
<p>Her iki taraf için de bu fikirler tartışmaya açık değildi ve sorgulamak, dönemin şartlarını anlamak ya da ciddi anlamda eleştirebilmek hiçbir zaman mümkün olmadı.</p>
<p>Kendini Cumhuriyet’e ve değerlerine hep mesafeli hisseden İslami kesimde, değişen dengeler ve farklılaşan hayat  &#8211; eskiden sosyal hayatın içinde başörtüsü, sakal, ya da sadece belli bir kesimi temsil ettiğinden ötekileştirilen insanların sosyal hayatta artık aktif oluşu- ile birlikte yeni bir “Atatürkçülük” temayülü ortaya çıktı. Görmeye alışık olmadığımız; başörtülü kızların Anıtkabir paylaşımları, ellerine Atatürk posterleri alan sakallı gençler sosyal medyada Cumhuriyet Bayramı mesajlarıyla kendini göstermeye başladı. Peki ne oldu da muhafazakar kesiminin bütün değer yargılarına ters düştüğüne inanılan “Cumhuriyet ve Atatürk” ideolojisi bir anda normalleşti? Cumhuriyet döneminin şartlarına ve o dönem dünyadaki modernleşme kavramlarını hangi ara okuduk ve gördük de başka bir çıkar yol olmadığına, ya da aslında Cumhuriyet’in bizim değerlerimizle çok da uyumlu bir idare biçimi olduğuna; bayrağın, bayramın hepimizin olduğuna karar verdik?</p>
<p>Hayatın her alanında artık kendini göstermeye başlayan İslamcılar, sosyal hayatta da artık her alanda kendilerini görünür kılıyorlar. Öyle ki, sosyetenin gittiği sahil şeridi içkili mekanların ‘İslami’ versiyonları icat edildi ve oralarda boy gösterebilmek bir statü biçimi oldu. Eskiden dini hassasiyetler yüzünden yapılmaması gereken, geri durulması gereken pek çok alan artık ‘İslamcılara’ mubah oldu. Yeni yaklaşım, hayatın her alanında olmaktı. </p>
<p>Cumhuriyetçiler, Atatürkçüler ne yapıyor ve nasıl yaşıyorsa artık onlar da yapabilirdi. Ve perde açıldı, tek tek eksik olan, yasak olan, 28 Şubat ve öncesi döneme ait yapılamayanlar artık yapılır oldu. </p>
<p>Yasakçı bir annenin evinde salona almadığı çocuk, şimdi başka bir evdeydi ve bu evde her şey serbestti. Cumhuriyet modernleşmesinde nasıl Batılı gibi olmak medenileşmenin, gelişmişliğin göstergesi ise yeni dönemde de “sekülerleşmek” karşı kesime biz de artık “sizin gibiyiz” mesajı mı içeriyor?  </p>
<p>Günün sonunda keşfettiğimiz Atatürkçülük bütün bu gelişmelerin bir bileşeni mi? İçi dolmamış, üzerine düşünülmemiş, sadece ‘mış gibi’ yaparak, “Öykünerek Atatürkçülük”… Yüzyıl sonra geldiğimiz nokta bu mu?</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
