<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Arabistan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/arabistan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 Mar 2019 12:38:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Arabistan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kral Arıyorsanız O Benim</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kral-ariyorsaniz-o-benim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kral-ariyorsaniz-o-benim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Mar 2019 12:38:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[kral selman]]></category>
		<category><![CDATA[Prens Selman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=8964</guid>

					<description><![CDATA[Uzun süredir veliaht prensin cafcaflı dış gezilerine rağmen Suudi Arabistan’da işlerin yolunda gitmediğini az çok bilenlerdenim. Ne yalan söyleyeyim bu ülkedeki yerleşik bir demokrasi geleneğinin olmaması, güçler dengesindeki orantısız durumdan dolayı darbe beklentim vardı ve şimdiye kadar nasıl gerçekleşmedi anlayamadım doğrusu. 11 Nisan 2018’de “Esat yolcu Veliaht Prens Salman üç ay sonra Suud kralı mı?” sorusuna cevap aramıştım. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman ilginç çıkışlar yaptı; ılımlı İslam’a geçmekten söz etti, bazı sosyal ve ekonomik ve idari reformlar gerçekleştirdi. Yolsuzlukla mücadele adı altında kendisine muhalif milyar dolarlara hükmeden Suudi hanedanına mensup prenslerin mal varlığına el koydu. Böylelikle 79 milyar doları bulan bütçe açığını kapatmanın yolunu buldu. Yolsuzluk operasyonuyla başlayan iktidar yürüyüşünün son adımı tahta geçmek. Veliaht Prensin yurt dışı gezilerine bu perspektiften bakılabilir. Muhammed bin Salman; ABD’den sonra Avrupa temaslarını sürdürdü. ABD’de oldukça uzun süre kaldı. Eski başkanlar ve şirket ceolarıyla görüştü. Ardından İngiltere’ye geçti ve Kraliçenin huzuruna çıktı.  Daha sonra Paris’te fistanını havalandırdı. Bu gezilerinde vermek istediği mesaj; &#8220;Suudi Arabistan’da kral arıyorsanız o benim…&#8221; ABD’de uzun süreli kalması dikkatimi çekmişti. Görücüye çıkmış genç kız gibi kendisini güç ve finans merkezlerinde göstermesinin beyhude bir çaba olmadığı kanaatindeydim. Çünkü babası oldukça yaşlı ve ciddi sağlık sorunları yaşıyor. Suudi Arabistan Kral Selman, siyasi yetkilerini 32 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: left;">Uzun süredir veliaht prensin cafcaflı dış gezilerine rağmen <strong>Suudi Arabistan’</strong>da işlerin yolunda gitmediğini az çok bilenlerdenim.</p>
<p style="text-align: left;">Ne yalan söyleyeyim bu ülkedeki yerleşik bir demokrasi geleneğinin olmaması, güçler dengesindeki orantısız durumdan dolayı darbe beklentim vardı ve şimdiye kadar nasıl gerçekleşmedi anlayamadım doğrusu.</p>
<p style="text-align: left;">11 Nisan 2018’de <strong>“Esat yolcu Veliaht Prens Salman üç ay sonra Suud kralı mı?” </strong>sorusuna cevap aramıştım.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Salman </strong>ilginç çıkışlar yaptı; ılımlı İslam’a geçmekten söz etti, bazı sosyal ve ekonomik ve idari reformlar gerçekleştirdi. <strong>Yolsuzlukla mücadele</strong> adı altında kendisine muhalif milyar dolarlara hükmeden Suudi hanedanına mensup prenslerin mal varlığına el koydu.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8965" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/1.jpg" alt="" width="640" height="360" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/1.jpg 560w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/1-300x169.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/1-330x186.jpg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/1-318x180.jpg 318w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p style="text-align: left;">Böylelikle 79 milyar doları bulan bütçe açığını kapatmanın yolunu buldu. Yolsuzluk operasyonuyla başlayan iktidar yürüyüşünün son adımı tahta geçmek.</p>
<p style="text-align: left;">Veliaht Prensin yurt dışı gezilerine bu perspektiften bakılabilir. Muhammed bin Salman; ABD’den sonra Avrupa temaslarını sürdürdü. ABD’de oldukça uzun süre kaldı. Eski başkanlar ve şirket ceolarıyla görüştü. Ardından İngiltere’ye geçti ve Kraliçenin huzuruna çıktı.  Daha sonra Paris’te fistanını havalandırdı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bu gezilerinde vermek istediği mesaj; &#8220;Suudi Arabistan’da kral arıyorsanız o benim…&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: left;">ABD’de uzun süreli kalması dikkatimi çekmişti. Görücüye çıkmış genç kız gibi kendisini güç ve finans merkezlerinde göstermesinin beyhude bir çaba olmadığı kanaatindeydim. Çünkü babası oldukça yaşlı ve ciddi sağlık sorunları yaşıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Suudi Arabistan Kral Selman</strong>, siyasi yetkilerini 32 yaşındaki <strong>oğlu Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>’a bırakmaya niyetli.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8966" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/2.jpg" alt="" width="642" height="360" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/2.jpg 780w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/2-300x168.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/2-768x431.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/2-330x186.jpg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/2-720x405.jpg 720w" sizes="(max-width: 642px) 100vw, 642px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın İran’a husumeti malûm. İşte bu nedenle ABD, bir an önce tahta çıkmasından yana ve gerekli ortamı hazırlıyor. </strong></p>
<p style="text-align: left;">Kamuoyunda temasları ile karizması yükseltiliyor. İngilizler Washington’daki güç merkezinin bu tasarrufunu takından takipte.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>&#8220;Suudilerin Fuat Avni’si&#8221; veya &#8220;Julian Assange’ı&#8221; Mujtahidd, veliaht prensin tahta geçmek için gün saydığını yazdı…</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>2 milyonun üzerinde takipçisiyle Twitter’de Suudilerin Julian Assange’ı</strong> olarak nam salan <strong>Mujtahidd,</strong> <strong>Ocak 2018</strong>’deki paylaşımında, <strong>veliaht Prens’in üç ay içinde taht için hazırlan</strong>abileceğini öne sürmüş, “Muhammed bin Selman’a yakın çevreler onun Trump ve Jared Kushner ile işbirliği yaparak Kral Selman’ın yerine geçmek üzere 4 Temmuz’da tahttan indirebileceğini açığa vurdu”ğu bilgisini servis etmişti.</p>
<p style="text-align: left;">“<strong>@Mujtahidd” hesabı İngiliz istihbaratının…</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Suudi Arabistan’ın ‘Fuat Avni’si</strong> “<strong>@Mujtahidd</strong>” hesabının kullanıcısına şimdiye kadar tek ulaşabilen <strong>BBC</strong>.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8967" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/3.jpg" alt="" width="641" height="284" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/3.jpg 612w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/3-300x133.jpg 300w" sizes="(max-width: 641px) 100vw, 641px" /></p>
<p style="text-align: left;">Bu nedenle söz konusu hesabın <strong>İngiliz gizli servisi</strong>nce kurgulandığı ve istihbarat birimlerine gelen bilgilerin işlenerek<strong> ince ayar</strong> verilerek paylaşıldığı söylenebilir.</p>
<p style="text-align: left;">Her ne kadar <strong>@Mujtahidd</strong> kendisi ile yapılan söyleşide, kendisinin kraliyet ailesinin içinden, istihbarat, askeriye ve din otoriteleri çevresinden kaynakları olduğunu adaletsizlik, yolsuzluk ve ikiyüzlülüğü açığa vurmayı misyon edindiğini ifade etse de hiç şüphesiz o hesap İngiliz gizli servisinin programı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Şubat 2018’de Suudi ordusu depreme yakalandı!</strong></p>
<p style="text-align: left;">Şubat 2018’de Kraliyet kararnamesiyle <strong>Genelkurmay Başkanı Orgeneral Abdurrahman bin Salih</strong> el-Bunyan ve Hava Kuvvetleri Komutanı Muhammed bin Avad Suhaym emekliye sevk edildi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Genelkurmay Başkanlığına Feyyaz er-Ruveyli</strong> getirilirken, orgeneral rütbesine terfi ettirilen  Fehd el-Matir Kara Kuvvetleri Komutanlığına, yine orgeneralliğe yükselen <strong>Turki  bin Bender bin Abdülaziz </strong>Hava Kuvvetleri Komutanlığına atandı.</p>
<p style="text-align: left;">Orduda huzursuzluğa yol açan bu görevden almaların kokusu çıkmakta gecikmedi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Başkent Riyad’da Kraliyet Sarayına saldırıldı çatışma çıktı…</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>21 Nisan 2018</strong>’de ‘Suudi Arabistan’da darbe!’yi ele aldım. <strong>Suudi Arabistan Kraliyet Sarayı </strong>çevresinde çok şiddetli çatışmalar yaşanmış, Suudi kaynaklar çatışmaları doğrulamış, saldırı bir drone ile gerçekleştirilmişti.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8968" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/4.jpg" alt="" width="640" height="346" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/4.jpg 1000w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/4-300x162.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/4-768x415.jpg 768w" sizes="(max-width: 640px) 100vw, 640px" /></p>
<p style="text-align: left;">Saldırı sırasında <strong>Suudi Kralı Selman bin Abdülaziz</strong> apar topar askeri bir hava üssündeki sığınağa götürülmüştü.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Başkent Riyad</strong>’da bulunan <strong>Başkanlık Sarayı</strong> çevresinde yoğunlaşan çatışma nedeniyle saray içi bir darbe girişiminden söz edilmişti.</p>
<p style="text-align: left;">Bazı Arap kaynaklar, ağır silahlı unsurların saraya girdiğini, bunların asker olup olmadığının bilinmediğini ancak saray etrafında askeri hareketlilik olduğunu aktarmış, Amerikan medyasında yer alan haberlerde, Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alukas Nepils’in {?} başını çektiği bir grubun darbe girişimi olduğu öne sürülmüştü.</p>
<p style="text-align: left;">Ancak şimdiye kadar <strong>Kara Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Alukas Nepils</strong>’in gerçek kimliği ortaya çıkmadı çünkü <strong>Suudi Arabistan Kraliyet ordusu Kara Kuvvetlerinde</strong> bu isimde kimse yok.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>ABD</strong> ve <strong>Avrupa</strong> basınında İngilizce karakterde <strong>Alukas Nepils</strong> diye yer alan ismin <strong>Al Ukaz Nebil</strong> veya <strong>El</strong> <strong>Ukaz Nubelaa</strong> olabileceği belirtiliyor.</p>
<p style="text-align: left;">Ancak yerel kaynaklar, <strong>Al Ukaz Nebi</strong>l’in <strong>Sakıf Kabilesi</strong> mensubu olduğunda ısrarlı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Riyad</strong> kentinde kurulu Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın <strong>MUC Al Kharj Al-Kharj</strong> Bakım-Modernizasyon tesislerinde görevli üst düzey bir subay olması söz konusu.</p>
<p style="text-align: left;">Ne önemi var bilmiyorum ama <strong>2009</strong>’da MUC Al Kharj Al-Kharj Bakım-Modernizasyon tesislerini <strong>Nurol</strong>  <strong>Holding</strong> inşa etmişti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Veliaht Prensin tahta geçme hırsını Avrupa ve ABD gizli servisleri zaaf görüyor…</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>1945</strong>’ten beri <strong>Washington’ın</strong> Ortadoğu’daki önemli bir işbirlikçisi pozisyonunu gocunmadan benimseyen Riyad yönetimi, jeopolitik konumunun zayıfladığı biliyor ve bu nedenle daha bir endişeli.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İslam dünyasına</strong> yönelik gözlemleri ve kitapları ile tanınan <strong>Brookings İstihbarat Projesi Direktörü </strong>ve 30 yıl <strong>CIA&#8217;de</strong> çalışmış bir isim olan Bruce Riedel, Suudi Hanedanındaki anlaşmazlıkları, iktidar mücadelesini belki de en iyi analiz edenlerden.</p>
<p style="text-align: left;">Ona göre,<strong> “Aile içinde perde arkasından çok fazla huzursuzluk olacak ve Krallık istikrarsızlığa davetiye çıkarıyor.” </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>30 yıl CIA&#8217;de çalışmış Bruce Riedel Kim?</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bruce Riedel</strong>, ABD’nin önde gelen güvenlik, anti-terör ve dış politika uzmanı.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8969" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5.jpg" alt="" width="641" height="361" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5.jpg 1000w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5-300x169.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5-768x432.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5-330x186.jpg 330w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5-720x405.jpg 720w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/5-318x180.jpg 318w" sizes="(max-width: 641px) 100vw, 641px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Riedel</strong>, halen Brookings Institute İstihbarat Projesi Direktörü ve Dış Politika, Ortadoğu Politika Merkezi ve 21. Yüzyıl Güvenlik ve İstihbarat Merkezi üyeliği yapıyor. Bruce Riedel; 30 yıl CIA’e hizmet ettikten sonra 2006’da emekli oldu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Son dört ABD Başkanı’nın Güney Asya ve Ortadoğu konularında danışmanlığını  yapan Riedel</strong>, Pentagon ve NATO’nun Brüksel karargâhında da çeşitli görevler üstlendi.</p>
<p style="text-align: left;">ABD eski başkanlarından <strong>Bill Clinton’ın Ortadoğu</strong> barış süreci ekibinde yer alan ve Camp David’deki Arap-İsrail görüşmelerine de katılan Riedel’in, aralarında “El Kaide’yi Tanımak: Liderlik, İdeoloji ve Gelecek”’in de bulunduğu, bölgeyle ilgili çok sayıda kitabı bulunuyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Riedel</strong>, Bill Clinton’un Başkanlığı döneminde Camp David ve diğer Arap-İsrail zirvelerinde barış süreci ekibinde müzakereci olarak yer aldı ve Clinton’un Hindistan ziyaretini organize etti.</p>
<p style="text-align: left;">2009 yılında <strong>Obama, Riedel’e ABD’nin Afganistan ve Pakistan</strong>’a yönelik politikasını gözden geçirmeyle görevlendirdi. Aralık <strong>2011</strong>’de <strong>İngiliz Başbakanı David Cameron</strong>’un davetiyle İngiliz Ulusal Güvenlik Konseyi’nde Pakistan hakkında brifing verdi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bruce Riedel’a göre; &#8220;Türk Erdoğan, Veliaht Prensle kedinin fareyle oynadığı gibi oynuyor!..&#8221;</strong></p>
<p style="text-align: left;">Brooking Enstitüsü’nün İstihbarat Projesi Direktörü <strong>Bruce Riedel</strong> geçtiğimiz yıl; <strong>Woodrow</strong> <strong>Wilson</strong> <strong>Merkezi’nin</strong> <em><strong>“Cemal Kaşıkçı ve ABD-Suudi Arabistan İlişkilerinin Geleceği”</strong></em>  konulu düzenlediği panelde, Kral Selman’ın daha önce tahta geçiş sırasını değiştirdiğini ancak bunu <strong>kendi inisiyatifiyle yapma ihtimalinin olmadığını</strong> belirtmişti.</p>
<p style="text-align: left;">Hatta ona göre, <strong>Obama, Suudilere Trump&#8217;tan çok daha fazla silah satmıştı.</strong></p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8970" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/6.jpg" alt="" width="638" height="340" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/6.jpg 600w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/6-300x160.jpg 300w" sizes="(max-width: 638px) 100vw, 638px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Bruce Riedel</strong>; Suudi hanedanında yaşanan taht kavgalarının şiddetli geçtiğinden, Muhammed Bin Selman başka bir prensin kendisini veliaht prenslikten etmesini kabullenmeyeceğinden oldukça emin. Çünkü <strong>Kral Selman</strong> daha önce tahta geçiş sırasını değiştirdiğinden bir kez daha böyle bir şeye yeltenmeyecektir. Zaten kendi iradesi ile hareket etmemektedir. Ayrıca sağlığı yerinde değil.</p>
<p style="text-align: left;">Ama Kraliyet ailesi içinde <strong>Kral’ın</strong> kulağına çok sayıda üst düzey prensin Muhammed Bin Selman’ın artık kenara alınması gerektiğini fısıldadığını düşünüyor.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8971" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/7.jpg" alt="" width="645" height="344" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/7.jpg 645w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/7-300x160.jpg 300w" sizes="(max-width: 645px) 100vw, 645px" /></p>
<p style="text-align: left;">Cemal Kaşıkcı konusunda Türk hükümetinin bu konuyu gündemden düşürmeyecek olduğu yönünde bir izlenim verdiğini ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir anlamda kedinin fareyle oynadığı gibi oynadığını,  oyunun tadını çıkardığını söylemişti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İngilizler devrede, Amerikancı Veliaht Prens&#8217;in altını oyuyorlar!</strong></p>
<p style="text-align: left;">30 Ekim 2018’de sıra dışı bir gelişme oldu.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>İngiltere</strong>’nin başkenti <strong>Londra’</strong>da sürgün hayatı yaşayan <strong>Kral Selman bin Abdulaziz</strong>’in üvey kardeşi <strong>Prens Ahmed bin Abdulaziz</strong>’in ülkesine geri döndüğü bizzat <strong>Suudi Arabistan</strong> resmi kaynaklarınca <strong>BBC</strong> üzerinden açıklandı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Prens Ahmed,</strong> hanedan içindeki konumu nedeniyle <strong>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman</strong>’ın yerine geçebilecek bir kişi olarak kabul ediliyor.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8972" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/8.jpg" alt="" width="652" height="400" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/8.jpg 652w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/8-300x184.jpg 300w" sizes="(max-width: 652px) 100vw, 652px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>, <strong>Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı</strong>’nın <strong>2 Ekim’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğunda</strong> öldürülmesinin ardından uluslararası kamuoyunun eleştiri oklarının hedefiydi.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Prens Ahmed,</strong> <strong>2012</strong>’de<strong> İçişleri Bakanı</strong> olmuş, 5 ay sonra yerine yeğeni <strong>Muhammed bin Nayif</strong> atanmıştı.  <strong>Prens Ahmed’</strong>in <strong>“kendi isteğiyle görevi bıraktığı” </strong>açıklanmıştı.</p>
<p style="text-align: left;">Ancak geçtiğimiz aylarda <strong>Suudi Arabistan,</strong> darbe girişimi iddialarıyla çalkalanırken <strong>muhalif Prens Halid bin Ferhan</strong>’ın kurucu kralın iki oğluna; <strong>Prens Ahmed bin Abdülaziz</strong> ile <strong>Prens Mukrin bin Abdülaziz’</strong>e yönetimi devirmeleri çağrısı yapmış,</p>
<p style="text-align: left;"><strong>”Selman’ın akıldışı, dengesiz ve ahmak yönetimi geri dönüşü olmayan noktayı da geçti. Darbe yapıp kraliyeti kurtarın.”</strong> demişti.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ahmed</strong> ile <strong>Mukrin’</strong>in saflarını birleştirmeleri halinde kraliyet ailesi, güvenlik servisleri ve ordu üyelerinin yüzde 99’unun onların arkasında duracağını savunmuştu.</p>
<p style="text-align: left;">Londra’dan dönen <strong>Suudi Arabistan Kralı Selman</strong>’ın kardeşi, <strong>Prens Ahmed bin Abdülaziz es-Suud</strong>, <strong>Yemen’</strong>deki savaşın sorumlusu olarak ağabeyi ve yeğenini gösteriyor.</p>
<p style="text-align: left;">Bununla birlikte<strong> İngiltere</strong>’nin <strong>Suudi Arabistan’</strong>a silah ihracatının <strong>2015</strong>’den bu yana 4 milyar sterline ulaşmasına, hatta <strong>İngiliz </strong>subayların <strong>Suudi Arabistan</strong>’ın <strong>Yemen</strong>’deki harekâtına fiilen katılmasına, <strong>Suudi</strong> ordusuna danışmanlık hizmeti vermesine rağmen sürgünde yaşadığı <strong>İngiltere</strong>’ye bir eleştirisi yok.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kasım 2017’</strong>de <strong>Riyad</strong>’dan ayrılmadan önce ülkenin veliahdını belirleyen kurum olarak bilinen <strong>Biat Heyeti</strong>’nin en güçlü üç isminden biri olan <strong>Prens Ahmed Bin Abdulaziz</strong>’in, geçtiğimiz yıl <strong>Haziran </strong>ayında <strong>Muhammed Bin Nayif</strong>’in azledildiği toplantıda <strong>Muhammed Bin Selman</strong>’ın <strong>Veliaht</strong> olmasına karşı çıkmıştı.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Prens Ahmed Bin Abdulaziz</strong>’in, <strong>Riyad</strong>’da olduğu dönemde kardeşi <strong>Kral Selman</strong> tarafından davet edildiği resepsiyonlara da katılmayı reddetmişti.</p>
<p style="text-align: left;">Yurt dışına çıktığında özgürlüğün getirdiği güven duygusuyla “<strong>Yemen’deki durumun sorumlusu Suudi Arabistan değil, sorumlu Prens Muhammed bin Selman’dır”</strong> demişti.</p>
<p style="text-align: left;">Bu tenkidinin ardından sosyal medyada <strong>“Kral olarak Ahmed bin Abdulaziz’e biat ediyoruz”</strong> mesajları yayınlanmıştı. <strong>Kaşıkçı cinayeti</strong>, mevcut <strong>Suudi</strong> rejimini, <strong>kral</strong> ve <strong>mankurt</strong> oğlunu uluslararası platformlarda oldukça zor durumda bıraktı.</p>
<p style="text-align: left;">Ancak <strong>Rus gazeteci Vladimir Solovyov</strong>’ın iddia ettiği gibi <strong>İngiliz </strong>istihbarat servislerinin cinayeti önceden biliyor olması ve göz yumması, neyin hazırlığı olabilirdi?</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Suudi Arabistan</strong>’da taht kavgalarını körükleyerek şartların olgunlaşmasına katkı sundukları bir gerçek.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Küresel kraliyetçiler </strong>ve <strong>emperyalist</strong> odakların, enerji kaynaklarındaki denetimlerini kaybetmemek adına <strong>Suudi rejimine can suyu</strong> arayışlarında varılan uzlaşma neticesinde <strong>Londra’</strong>da yaşayan <strong>Prens Ahmed Bin Abdulaziz</strong>, <strong>Riyad’</strong>a gönderildi.</p>
<p style="text-align: left;">Düşünülen çözüm, <strong>Sudayri Yedilisi’</strong>nin gücü yeniden elde etmesini sağlamak. <em>Can alıcı soru Veliaht Prens Muhammed Bin Selman’ın tartışmalı hamleleri sonrası Suudi Arabistan Kralı Selman daha kıdemli bir kişiyi denetimci görevine getirebilir mi?</em></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kral Selman bin Abdulaziz’in Mısır dönüşü karşılanması merasiminde Veliaht Prens yoktu!</strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>İngilizler sorunları köpürtmeyi sever. </strong></p>
<p style="text-align: left;">Nitekim Guardian gazetesi, Suudi Arabistan&#8217;da son dönemde <strong>Kral Selman bin Abdulaziz</strong> ve V<strong>eliaht Prens Muhammed bin Selman </strong>arasında, önemli siyasi konularda görüş ayrılığı olduğuna dair işaretlerin arttığını yazdı.</p>
<p style="text-align: left;">Baba ve oğul arasındaki gerilim, gazeteci <strong>Cemal Kaşıkçı</strong>&#8216;nın Türkiye&#8217;de öldürülmesiyle başladı.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8973" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/9.jpg" alt="" width="641" height="342" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/9.jpg 645w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/9-300x160.jpg 300w" sizes="(max-width: 641px) 100vw, 641px" /></p>
<p style="text-align: left;">Gerilimin <strong>83 yaşındaki Kral Selman bin Abdulaziz</strong>&#8216;in geçen ay Mısır&#8217;a yaptığı ziyaret sırasında, danışmanları tarafından kendisine karşı potansiyel bir girişim riski konusunda uyarılmasıyla arttığı belirtiliyor.</p>
<p style="text-align: left;">Gazeteye göre, <strong>Kral Selman</strong>&#8216;ın yanındaki heyet o kadar kaygılandı ki, Mısır&#8217;daki mevcut güvenlik ekibi, Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı tarafından özel olarak seçilen 30 sadık adamla değiştirildi.</p>
<p style="text-align: left;">Kral Selman&#8217;ın danışmanları, <strong>Mısırlı</strong> güvenlik ekibini de gönderdi.</p>
<p style="text-align: left;">Aynı kaynak, gerilimin özellikle Veliaht Prens&#8217;in ziyaret dönüşü <strong>Kral Selman&#8217;ı karşılayan heyette yer almamasıyla</strong> gün yüzüne çıktığını söylüyor.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-8974" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/10.jpg" alt="" width="635" height="397" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/10.jpg 480w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/10-300x188.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/10-318x200.jpg 318w" sizes="(max-width: 635px) 100vw, 635px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Riyad Havaalanı&#8217;</strong>nda kralı karşılamaya gelenlerin bulunduğu resmi isim listesinde, <strong>Veliaht Prens</strong>&#8216;in adı yer almıyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Kral Selman, Mısır </strong>gezindeyken &#8220;<strong>Kral Vekili&#8221;</strong> görevini yapan <strong>Prens Muhammed bin Selman</strong>, babası ülke dışındayken iki büyük atamaya da imza attı.</p>
<p style="text-align: left;">Bunlar arasında, <strong>Prenses Reema bin Bandar bin Sultan</strong>&#8216;ın ABD Büyükelçiliğine, öz kardeşi <strong>Halid bin Salman</strong>&#8216;ın da savunma bakanlığına atanması bulunuyor.</p>
<p style="text-align: left;">Washington&#8217;a atanan <strong>Prenses Rima bint Bender Al Suud</strong>, <strong>Suudi Arabista</strong>n&#8217;ın büyükelçilik görevi verdiği ilk kadın oldu.</p>
<p style="text-align: left;"><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone size-full wp-image-8975" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/11.jpg" alt="" width="441" height="671" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/11.jpg 441w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/03/11-197x300.jpg 197w" sizes="(max-width: 441px) 100vw, 441px" /></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Prenses Rima, babası Bender bin Sultan bin Abdülaziz&#8217;den 14 yıl sonra aynı göreve getirildi. </strong></p>
<p style="text-align: left;"><strong>Brookings</strong> <strong>İstihbarat Projesi Direktörü</strong> ve 30 yıl <strong>CIA&#8217;de</strong> çalışmış bir isim olan <strong>Bruce Riedel, &#8220;Bunlar, kraliyet sarayında bir şeylerin ters gittiğini gösteren üstü kapalı ama önemli sinyaller&#8221;</strong> diyor.</p>
<p style="text-align: left;"><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kral-ariyorsaniz-o-benim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Suudi Arabistan Ve Bae’nin  Dönüşen Suriye Stratejisi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/suudi-arabistan-ve-baenin-donusen-suriye-stratejisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/suudi-arabistan-ve-baenin-donusen-suriye-stratejisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 14 Jan 2019 08:14:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[BAE]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7732</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin hem siyasi hem de askeri kapasitesini kullanabilme yeteneğini Suriye, Irak ve Katar krizi bağlamlarında gören Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin geri çekilmesi sonrası Türkiye’nin Suriye’de nüfuzunun daha da artmasından endişe etmektedir. Bunu engelleyebilmek adına da yıllardır devrilmesine destek oldukları Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirme seçeneğini gündemlerine aldılar. Suriye’de yedinci yılına giren iç savaşta son dönemde birçok aktörün yeni pozisyonlar belirlediği gözlemlenmektedir. Bunlar arasında en dikkat çeken dönüşüm Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Suriye politikasında yaşanmaktadır. Özellikle BAE’nin Suriye’de büyükelçiliğini yeniden açması tartışmaları beraberinde getirmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekeceğine dair kararını açıklamasının ardından daha görünür biçimde hayata geçirilen bu adımlar, bu aktörlerin Suriye konusunda yeni bir stratejiyi benimsediklerini göstermektedir. Bu noktada Suriye’deki iç savaşın yeni bir döneme gireceği ve tüm aktörlerin mevcut politikalarını yeniden dizayn edeceği söylenebilir. Öte yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere kimi Arap ülkelerinin Suriye konusunda dönüşen stratejileri de hem Esad rejiminin geleceği hem de bu ülkelerin Türkiye ve İran’la ilişkileri açısından hayati önem taşımaktadır. ABD sonrası Suriye 2018 yılı Suriye iç savaşının geldiği nokta açısından önemli gelişmelere sahne olmuştur. Türkiye’nin 2018 yılı içerisinde Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Zeytin Dalı operasyonu ile gerektiğinde askeri unsurlarını devreye sokabileceğini göstermesi, Rusya’nın Suriye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin hem siyasi hem de askeri kapasitesini kullanabilme yeteneğini Suriye, Irak ve Katar krizi bağlamlarında gören Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin geri çekilmesi sonrası Türkiye’nin Suriye’de nüfuzunun daha da artmasından endişe etmektedir. Bunu engelleyebilmek adına da yıllardır devrilmesine destek oldukları Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirme seçeneğini gündemlerine aldılar.</p>
<p>Suriye’de yedinci yılına giren iç savaşta son dönemde birçok aktörün yeni pozisyonlar belirlediği gözlemlenmektedir. Bunlar arasında en dikkat çeken dönüşüm Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin Suriye politikasında yaşanmaktadır. Özellikle BAE’nin Suriye’de büyükelçiliğini yeniden açması tartışmaları beraberinde getirmiştir. ABD Başkanı Donald Trump’ın Amerikan askerlerini Suriye’den çekeceğine dair kararını açıklamasının ardından daha görünür biçimde hayata geçirilen bu adımlar, bu aktörlerin Suriye konusunda yeni bir stratejiyi benimsediklerini göstermektedir. Bu noktada Suriye’deki iç savaşın yeni bir döneme gireceği ve tüm aktörlerin mevcut politikalarını yeniden dizayn edeceği söylenebilir. Öte yandan Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri başta olmak üzere kimi Arap ülkelerinin Suriye konusunda dönüşen stratejileri de hem Esad rejiminin geleceği hem de bu ülkelerin Türkiye ve İran’la ilişkileri açısından hayati önem taşımaktadır.</p>
<p><strong>ABD sonrası Suriye</strong></p>
<p>2018 yılı Suriye iç savaşının geldiği nokta açısından önemli gelişmelere sahne olmuştur. Türkiye’nin 2018 yılı içerisinde Suriye’nin kuzeyinde gerçekleştirdiği Zeytin Dalı operasyonu ile gerektiğinde askeri unsurlarını devreye sokabileceğini göstermesi, Rusya’nın Suriye konusunda başlıca aktör haline gelmesi, ülkede anayasa yazımı sürecine başlanması konusunda uzlaşıya varılması, Türkiye, Rusya ve İran’ın ortaklaşa attığı adımların ülkede devam eden saldırı ve çatışmaları önemli ölçüde azaltması ve son olarak ABD başkanı Donald Trump’ın Aralık ayı sonlarında ülkesinin askerlerinin Suriye’den çekileceğini açıklaması bölgesel aktörleri Suriye konusunda yeni bir strateji izlemeye iten temel unsurlar olarak sayılabilir. Bu unsurlardan sonuncusu olan Trump’ın Suriye’den çekilme kararı bölgesel jeopolitiği sarsmış, Suudi Arabistan ve BAE’nin yeni stratejilerini hayata geçirmek için bir işaret fişeği olmuştur.</p>
<p>Soğuk Savaş’tan bu yana bölgeye yönelik etkin politikalar izleyen ve  bölge dışı bir aktör olmasına rağmen bölgede “düzen” kurucu rol oynayan ABD’nin Suriye’den çekileceğini açıklaması, özellikle ulusal güvenlikleri açısından ABD’ye bağımlı olan Suudi Arabistan ve BAE gibi birçok ülke tarafından kaygıyla karşılanmıştır. Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler için ABD yıllarca güvenlik tedarikçisi bir ülke olarak görülmüştür. Öyle ki dönem dönem yaşanan krizler bu müttefik ilişkisine zarar verememiştir. 11 Eylül saldırıları, P5+1 anlaşması ve Kaşıkçı cinayeti gibi olaylar ABD ile Suudi Arabistan arasında kısa süreli gerginliklere neden olmuş ancak iki ülke arasındaki stratejik ittifak devam etmiştir. Bunun en önemli nedeni Suudi Arabistan başta olmak üzere birçok Körfez ülkesinin ABD’nin Ortadoğu’daki askeri varlığına muhtaç olmasıdır.</p>
<p>Askeri kapasite ve yeterlilik açısından son derece başarısız olan Suudi Arabistan ve BAE gibi ülkeler ABD’nin bölgedeki askeri varlığıyla birlikte birçok tehdidi dengelemeye çalışmaktadır. Bu anlamda Yemen savaşında halen istediğini elde edemeyen Riyad ve Abu Dabi, İran ve DEAŞ gibi tehditleri ABD’nin askeri varlığı sayesinde ortadan kaldırmayı istemektedir. Bu durum bölgenin güçlü aktörü Suudi Arabistan açısından daha büyük önem arz etmektedir. Uzun yıllar güvenlik bağlamında sadece ABD’ye angaje siyaset izleyen Riyad, 1990’lar sonrası uluslararası sistemdeki dönüşümlere paralel olarak dış politikasında alternatif arayışlarına dahi girmiştir. Bu çerçevede büyük güçlerle yakınlaşan Riyad, diplomatik olarak tanımayı reddettiği Çin’i 1990’da tanımıştır.</p>
<p>Benzer bir durum Arap devrimleri sonrası süreçte de gözlemlenmektedir. ABD’nin zaman zaman belirsizleşen politik tutumuna ve ülke içerisindeki siyasi mücadelenin dış politikaya olumsuz yansıma ihtimali karşısında Riyad yönetimi dış politikasında hem daha bağımsız kararlar almaya başlamış hem de küresel aktörlerle yeni işbirlikleri geliştirmeye çalışmıştır. Bu çerçevede 2017 yılında aralarında Çin’in de bulunduğu yedi Asya ülkesine bir ay süren ziyaretler gerçekleştiren Kral Selman, yine aynı yıl Rusya’yı ziyaret ederek bir ilki gerçekleştirmiş ve bu ülkeye ziyaret düzenleyen ilk Suudi kralı olmuştur.</p>
<p>Dolayısıyla mevcut ittifak yapılanmalarındaki dalgalanmalar, uluslararası sistemdeki değişimler, bölgesel tehditler, Suud devletinin iç siyasi dinamikleri ve liderlerin dönüşüm/değişim ve dinamikleri algılama ve yorumlama biçimleri Suudi Arabistan’ın başta dış politika olmak üzere birçok alanda stratejisini etkilemiştir. Bu anlamda birçok farklı unsurun bir araya gelmesiyle oluşan yeni bölgesel konjonktür, söz konusu değişimi en çok etkileyen unsur olarak göze çarpmaktadır. Bu konjonktürü yeni bir boyuta taşıyacak olan Trump’ın Suriye’den çekilme kararıyla birlikte Suriye konusunda başta Suudi Arabistan ve BAE olmak üzere bölgesel aktörlerin yeni bir mevzilenmeye gitmesi kaçınılmaz hale gelmiştir.</p>
<p><strong>ABD’siz adım atar mı?</strong></p>
<p>Suriye iç savaşının ilk aşamalarından bu yana DEAŞ’in sonlandırılması amacıyla PKK-PYD’yi destekleyen Washington yönetimi, savaşın sonraki dönemlerinde Türkiye’yi sınırlandırmak amacıyla da PKK terör örgütünü desteklemiştir. Obama döneminden Trump’a bırakılan miras olan PKK/PYD desteği, ABD-Türkiye ilişkilerinde gerilimlere sebep olurken, Ankara ile Washington arasında ciddi hasarlar ortaya çıkarmıştır. ABD’nin bölgedeki en önemli müttefikleri Suudi Arabistan ve BAE’nin de kuzey Suriye’deki terör örgütlerine maddi yardımda bulunması bu ülkelerin Türkiye ile ilişkilerinin daha da gerilmesine yol açmıştır. Halihazırda farklı konular nedeniyle Türkiye ile ciddi bir bölgesel çekişme içerisinde olan bu ülkeler, Ankara’nın dış politika hedeflerine ulaşmasını engellemek adına her türlü girişimi desteklemektedirler.</p>
<p>ABD’nin bölgedeki müttefikleri arasındaki ilişkilere de zarar veren bu durum Trump’ın PYD/PKK’ya olan desteği sorgulamasına neden olmuştur. Bunun sonucunda ABD’nin stratejik bir müttefik olan Türkiye’ye karşı terör örgütünü desteklemesinin daha fazla hasarlara neden olmaması adına Trump, Suriye’den çekileceğini açıklamıştır.  ABD başkanı Trump’ın Suriye’den çekilme kararını açıklamasının ardından en merak edilen hususların başında Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin alacağı yeni pozisyon gelmekteydi. Trump’ın Twitter hesabından yaptığı, “Suudi Arabistan, Suriye’nin yeniden inşası için gerekli olan miktarı ödemeyi kabul etti. Gördünüz mü? Son derece varlıklı ülkelerin, 5 bin mil uzaklıktaki ABD’nin yerine, komşularını yeniden inşa etmeleri sizce de güzel değil mi? Teşekkürler Suudi Arabistan!” açıklaması akıllara Washington ve Riyad arasında bu konuda yeni bir anlaşma mı yapıldı sorusunu getirmişti. Fakat Suudi Arabistan’ın Washington elçiliğinden bir yetkilinin CNBC kanalının mailine verdiği cevapta ülkesinin Ağustos ayından bu yana Washington yönetimi ile Suriye’nin yeniden inşası için yeni bir anlaşma yapmadığını ifade etmesi, Riyad’ın Suriye’de ABD’siz nasıl bir adım atacağı konusunda soru işaretlerini artırmıştır.</p>
<p>2011’de Dera’da başlayan rejim karşıtı eylemlere olumlu bakan Riyad yönetimi bir dönem Esed karşıtı muhalifleri bir araya getirmiş ve Özgür Suriye Ordusu’nu ciddi anlamda desteklemiştir. Ancak Trump’ın kararı sonrası olgunlaşan dış politika stratejisinde Suudi Arabistan ve BAE’nin bölgesel tehdit algılamasında Esad rejimini Müslüman Kardeşler, İran ve Türkiye’nin arkasına attığı görülmektedir. Öncelikli tehdit algılarıyla mücadeleyi ön plana alan Riyad ve Abu Dabi yönetimleri, Esad rejimi konusunda yeni bir stratejiyi hayata geçirmeye başlamıştır.</p>
<p><strong>‘Önemli bir mutabakat’</strong></p>
<p>2011’de başlayan barışçıl protestolara karşı sert cevap veren Esed yönetimi Arap Ligi’nden atılmış, sivil halka karşı askeri güç, kimyasal silah kullanan Şam yönetimi birçok Arap ülkesi tarafından kınanmış ve ambargolara maruz bırakılmıştır. Ancak yaşanan bölgesel gelişmeler ve ABD başta olmak üzere kimi aktörlerin değişen pozisyonları Arap ülkelerini Esed yönetimi karşısında yeni bir pozisyon almaya yönlendirmiştir.</p>
<p>Ekim ayında bir Kuveyt gazetesine röportaj veren Beşar Esed, Suriye’nin yıllarca süren düşmanlıktan sonra Arap ülkeleriyle “önemli bir mutabakata” ulaştığını açıklamıştır. İç savaştan bu yana ilk defa bir Körfez gazetesiyle yapılan röportajda Esed, hangi Arap ülkeleriyle mutabakata varıldığını söylememiş, ancak bazı Arap ve Batılı ülkelerin heyetlerinin diplomatik misyonlarının yeniden açılması için Suriye’yi ziyaret etmeye başladığını ifade etmişti. Röportaj  Suriye Dışişleri Bakanı ile Bahreyn Dışişleri Bakanının Eylül ayında BM Genel Kurulu amacıyla katıldıkları zirvede sarılmaları ve şaşırtıcı derecede yakın pozlar vermelerinin ardına gelmiştir. Söz konusu yakınlık akıllara İran’ın müttefiği olan Esed’e yönelik Körfez ülkelerinin politikalarını gözden geçirebileceğini getirmiştir.</p>
<p>Bu gelişmeler devam ederken uluslararası medyaya yansıyan raporlarda Körfez ülkeleri dahil birçok Arap ülkesinin Suriye’nin 2019’da Arap Birliği’ne yeniden üye olmasına destek vereceği belirtilmektedir. Bu kararın 2019 Mart’ında Tunus’ta gerçekleşecek zirve öncesinde alınabileceği tahmin edilmektedir. Öyle ki bu anlamda somut ilk adım Sudan’dan geldi. Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir ülkesinde devam eden protestolara rağmen, Suriye’ye sürpriz bir ziyaret gerçekleştirmiştir. Rusya’nın sponsorluğunda gerçekleşen ziyarette Esed ile samimi görüntüler veren el-Beşir, “Suriye sorunlarla karşı karşıya olan ülkedir, güçsüzleştirilmesi Arapların davalarının güçsüzleştirilmesi demektir. Suriye, Arap dünyasındaki yerini alana ve eski gücünü kazanana dek Sudan elinden gelen tüm gayreti gösterecektir” şeklinde bir açıklama yapmıştır.</p>
<p>Bu anlamda bir başka önemli adım da Birleşik Arap Emirlikleri tarafından atılmıştır. BAE yönetimi yedi yıl sonra Suriye’nin başkenti Şam’da yeniden büyükelçilik açarak ani bir strateji değişikliğini hayata geçirmiştir. Benzer şekilde Suudi Arabistan’ın arka bahçesi olarak kabul edilen Bahreyn de Şam’a büyükelçilik açmıştır. Yine bu günlerde Suriye İstihbarat Şefi Ali Memlük’ün Mısır İstihbarat Şefi Abbas Kemal ile görüşmesi ve Sisi rejiminin önceden beri Esed yönetimi ile koordinasyon halinde olması bu iki ülke arasında da resmi diplomatik kanalların yeniden tesis edilebileceğinin işaretçisi olarak görülmektedir. Özellikle Suudi Arabistan ve BAE’nin teşvikiyle Ürdün ve diğer bazı Arap ülkelerinin de benzer kararlar alabileceği ifade edilmektedir. Daha açık bir şekilde ifade etmek gerekirse Suriye konusunda bir sonraki adımın Suudi Arabistan’dan geleceği tahmin edilebilir. Ülkede geçtiğimiz günlerde yapılan kabine değişikliği ile Dışişleri Bakanı olarak atanan İbrahim El-Assaf’ın daha önce Suudi Arabistan-Suriye Dostluk Heyeti Başkanı olduğu göz önünde bulundurulduğunda Riyad’ın bu yönde yeni kararlar alabileceği öngörülebilir.</p>
<p>Bu noktada Suudi Arabistan birçok Arap ülkesi gibi Suriye’de Rusya ile yakın ilişkiler geliştirerek Esed ile geçişe onay verebilir. Bu strateji genelde Körfez özelde ise BAE ve Suudi Arabistan açısından iki hedefin gerçekleştirilmesi açısından önemlidir. Bunlardan ilki İran tehdidinin dengelenmesidir. Arapların Esed rejimi ile görüşmelerinin sponsoru veya diğer bir deyişle Suriye’nin Arap ülkelerle barışı projesinin mimarı olan Rusya, Suudi Arabistan ve Körfez ülkelerince İran tehdidinin dengelenmesi noktasında önemli bir aktör olarak görülmektedir. Ayrıca   Körfez- İsrail yakınlaşması da Suudi Arabistan’ın yeni Suriye stratejisine yansıyabilir. Ortak İran tehdidinin dengelenmesi, İsrail-Körfez hattını Suriye özelinde daha da yakınlaştıracaktır. İkinci hedef ise Türkiye’nin bölgede sınırlandırılmasıdır. Türkiye’nin hem siyasi hem de askeri kapasitesini kullanabilme yeteneğini önce Suriye, Irak ve Katar krizi bağlamlarında tecrübe eden Suudi Arabistan ve BAE, ABD’nin geri çekilmesi sonrası Türkiye’nin Suriye’de nüfuzunun artmasından endişe etmiştir. Bu nedenle bu ülkeler Ankara’nın Suriye’de artan nüfuzunu engelleyebilmek adına yıllardır devrilmesine destek oldukları Esad rejimiyle ilişkileri normalleştirme seçeneğini gündemlerine almışlardır.</p>
<p><strong>Mehmet Rakiboğlu/ AÇIK GÖRÜŞ</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/suudi-arabistan-ve-baenin-donusen-suriye-stratejisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medine’de Maruni Ayini!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Dec 2018 09:35:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Ayin]]></category>
		<category><![CDATA[Kral]]></category>
		<category><![CDATA[Kral Faysal]]></category>
		<category><![CDATA[Lübnan]]></category>
		<category><![CDATA[Maruni]]></category>
		<category><![CDATA[Medine]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[Suudi Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Uniat Kiliseler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5570</guid>

					<description><![CDATA[Ömür Çelikdönmez yazdı Daha önce de belirttiğim gibi; bir Allah’ın kulu çıkıp da Suudilerin İslam adına Müslümanların lehine hayırlı bir iş yaptığını iddia edemez. İslam tarihçileri, nasıl Emeviler döneminde Ömer Bin Abdülaziz dönemini ayrı tutuyorsa, 25 Mart 1975’te Riyad’daki sarayında yeğeni Faysal bin Musaid tarafından öldürülen Şehit Kral Faysal bin Abdülaziz’i de Suudilerin tarihinde ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekir. Kral Faysal suikastı, zengin Arap ülkelerini yönetenlerin, petrolü uluslararası ilişkilerde bir silah olarak kullanmasının önünü kesmek için tertip edilmişti. Hicaz Emirliği&#8217;nin İngilizler’e Şerif Hüseyin tarafından nasıl peşkeş çekildiği ortada. Arabistan’ı dünya Müslümanlarıyla iletişimden koparmak için marazi din anlayışının ürünü Vehhabiliğe mensup Abdülaziz El-Suud’un Kral yapılması, Müslümanlara yönelik bu çağın en büyük kumpaslarından değil midir? Suudilerin imaj danışmanı bu işten anlamıyor&#8230;  Suudi Arabistan, bir türlü gündemden düşmüyor. Herhalde &#8220;reklamın iyisi kötüsü olmaz&#8221; gibi kötü bir piar çalışması yürütüyorlar. Geçen yıl, Veliaht Prens Muhammed bin Selman&#8216;ın; &#8216;Ilımlı İslam’ açıklamaları ve tasfiye hareketleri nedeniyle dünyanın gündemindeydi. Bu sefer de muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini vermekle suçlanıyorlar. Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai, Suudi Kralı’yla görüştü Medine&#8217;de kilise açma izni kopardı&#8230; Aylar önce Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’nin  Suudi Arabistan’ı ziyaret etmesini, Marunilerin (Fransa’nın) Lübnan’daki gücü ve rolü ile irtibatlandırmıştım. Marunilik nedir Maruniler kimdir? Maruniler; kurucusu Aziz Marun’a nisbet edilen ve V. yüzyıldan itibaren ağırlıklı olarak Lübnan’da yaşayan bir Uniat (Hristiyanlıkta kendi ayin biçimlerini, dillerini koruyan ama Papa’nın otoritesini kabul eden Ortodoks ve Doğu Ortodoks kiliselerine Uniat Kiliseler denir) Hristiyan cemaati. Lübnan&#8217;daki Maruni Kilisesi&#8217;nin lideri Beşara Rey Marunîler, Lübnan’daki en etkin Hıristiyan grup. Batı dünyası ile ilişkileri oldukça iyi. Ticaret hayatındaki etkileri yadsınmayan Marunîlerin uluslararası ağları oldukça kuvvetli. Çünkü Büyük Lübnan (!), Marunîlerin büyük &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><b>Ömür Çelikdönmez yazdı</b></p>
<p>Daha önce de belirttiğim gibi; <strong>bir Allah’ın kulu</strong> çıkıp da <strong>Suudiler</strong>in <strong>İslam</strong> adına Müslümanların lehine hayırlı bir iş yaptığını iddia edemez.</p>
<p><strong>İslam</strong> <strong>tarihçileri</strong>, nasıl <strong>Emeviler</strong> döneminde <strong>Ömer Bin Abdülaziz</strong> dönemini ayrı tutuyorsa, <strong>25 Mart 1975</strong>’te <strong>Riyad</strong>’daki sarayında yeğeni <strong>Faysal bin Musaid</strong> tarafından öldürülen <strong>Şehit Kral Faysal bin Abdülaziz</strong>’i de <strong>Suudiler</strong>in tarihinde ayrı bir kategoride değerlendirmek gerekir.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5572" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12.png" alt="" width="500" height="598" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12.png 738w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.12-251x300.png 251w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Kral Faysal suikastı</strong>, zengin <strong>Arap</strong> <strong>ülkelerini</strong> yönetenlerin, <strong>petrolü</strong> uluslararası ilişkilerde bir <strong>silah</strong> olarak kullanmasının önünü kesmek için tertip edilmişti.</p>
<p><strong>Hicaz Emirliği&#8217;</strong>nin <strong>İngilizler’e Şerif Hüseyin</strong> tarafından nasıl peşkeş çekildiği ortada.</p>
<p><strong>Arabistan</strong>’ı dünya <strong>Müslümanları</strong>yla iletişimden koparmak için <strong>marazi din anlayışının ürünü</strong> <strong>Vehhabiliğe</strong> mensup <strong>Abdülaziz El-Suud</strong>’un <strong>Kral</strong> yapılması, <strong>Müslümanlara </strong>yönelik bu çağın en büyük <strong>kumpaslarından</strong> değil midir?</p>
<p><strong>Suudilerin imaj danışmanı bu işten anlamıyor&#8230; </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan,</strong> bir türlü gündemden düşmüyor.</p>
<p>Herhalde <strong>&#8220;reklamın iyisi kötüsü olmaz&#8221;</strong> gibi <strong>kötü bir piar çalışması </strong>yürütüyorlar.</p>
<p>Geçen yıl, <strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>&#8216;ın; <strong>&#8216;Ilımlı İslam’</strong> açıklamaları ve <strong>tasfiye hareketleri </strong>nedeniyle dünyanın gündemindeydi.</p>
<p>Bu sefer de muhalif gazeteci <strong>Cemal Kaşıkçı&#8217;nın ölüm emrini</strong> vermekle suçlanıyorlar.</p>
<p><strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai, Suudi Kralı’yla görüştü Medine&#8217;de kilise açma izni kopardı&#8230;</strong></p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5573" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-1024x719.png" alt="" width="500" height="351" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-1024x719.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-300x211.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28-768x539.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.28.png 1040w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p>Aylar önce <strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai</strong>’nin  <strong>Suudi Arabistan</strong>’ı ziyaret etmesini, <strong>Maruniler</strong>in (Fransa’nın) <strong>Lübnan</strong>’daki gücü ve rolü ile irtibatlandırmıştım.</p>
<p><strong>Marunilik nedir Maruniler kimdir?</strong></p>
<p><strong>Maruniler</strong>; kurucusu <strong>Aziz Marun</strong>’a nisbet edilen ve <strong>V. yüzyıl</strong>dan itibaren ağırlıklı olarak <strong>Lübnan</strong>’da yaşayan bir <strong>Uniat</strong> <em>(Hristiyanlıkta kendi ayin biçimlerini, dillerini koruyan ama <strong>Papa</strong>’nın otoritesini kabul eden <strong>Ortodoks</strong> ve <strong>Doğu Ortodoks</strong> kiliselerine <strong>Uniat</strong> <strong>Kiliseler</strong> denir)</em> <strong>Hristiyan </strong>cemaati.</p>
<p><em><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5574" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-1024x649.png" alt="" width="501" height="317" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-1024x649.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-300x190.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-768x487.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37-318x200.png 318w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.37.png 1044w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /><br />
Lübnan&#8217;daki Maruni Kilisesi&#8217;nin lideri Beşara Rey</em></p>
<p><strong>Marunîler, Lübnan</strong>’daki en etkin <strong>Hıristiyan</strong> grup.</p>
<p>Batı dünyası ile ilişkileri oldukça iyi.</p>
<p>Ticaret hayatındaki etkileri yadsınmayan <strong>Marunîler</strong>in uluslararası ağları oldukça kuvvetli.</p>
<p>Çünkü <strong>Büyük Lübnan </strong>(!), <strong>Marunîler</strong>in büyük dini toplumu oluşturacakları ayrı bir siyasal birim sağlamak üzere kuruldu.</p>
<p>Ancak <strong>Fransızlar</strong> yeni devlete, <strong>hâkim nüfusu Müslüman olan yeni bölgeler </strong>ekleyerek <strong>Marunî</strong> nüfusunu <strong>yüzde 30’a </strong>indirmişti.</p>
<p><strong>Maruni Patrik eski bir kilisenin açılışını yaptı. </strong></p>
<p><strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>’daki eski bir kilisenin yeniden açılışını gerçekleştirmiş ancak bu kilisenin nerede olduğunu <strong>Suudiler</strong> gizlemişti.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın  <strong>Patriği</strong> daveti, <strong>Veliaht Prens Muhammed bin Selman</strong>’ın “I<strong>lımlı İslam’a dönüş” </strong>söyleminin bir göstergesi olarak görülmüştü.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’ın <strong>Körfez İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Samir El-Subhan</strong>, <strong>Lübnan Maruni Patriği Beşara Butrus er-Rai</strong>’nin  ziyareti ile ilgili <strong>&#8220;Riyad’ın kapıları her hangi bir dini ya da mezhep ayrımı yapmadan tüm Arap halklarına açık!” </strong>demişti.</p>
<p>Burada dikkat çeken ifade, <strong>Müslüman olmayanların giremeyeceği</strong> &#8220;<strong>yasak bölge</strong>&#8220;nin yöneticilerinin bu açıklamayı yapmış olması.</p>
<p><strong>Suudiler, Maruni Patriği neden  davet etmişti? </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;ın <strong>Lübnan Maruni Patriğini,</strong> <strong>İran</strong>’la krizin tırmandığı bir süreçte <strong>Lübnan Hizbullah</strong>’ının müttefiki, <strong>İsrail karşıtı</strong>, dolayısıyla <strong>İran</strong> ve <strong>Suriye</strong> bağlantılı, <strong>Lübnan Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai’</strong>i restore edilen eski bir kiliseyi <strong>yeniden ibadete açmak</strong> bahanesiyle davet etmesi, bölgesel güç dengelerini kendi lehlerine çevirme hamlesinden başka bir şey değildi.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan&#8217;da kilise kuruluş tarihi&#8230; </strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>’a <strong>Kilise</strong> açılması girişimlerinin geçmişi <strong>2008</strong>’e uzanıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5575" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52.png" alt="" width="500" height="584" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52.png 836w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52-257x300.png 257w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.22.52-768x897.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Kasım 2008</strong>’de <strong>Vatikan’</strong>da gerçekleşen <strong>Papa 16’ncı Benedict</strong> ile bir önceki<strong> Suudi Arabistan Kralı Abdullah </strong>görüşmesinde <strong>Hıristiyanlar</strong>a ait her şeyin <strong>yasak</strong> olduğu <strong>Suudi Arabistan</strong>’da bir <strong>Katolik Kilisesi</strong>’nin açılabileceği gündeme gelmiş, <strong>Papa</strong>’nın <strong>Ortadoğu</strong>’dan sorumlu Başpiskoposu Paul Mounged El Haşim, “<strong>Kilise</strong> yapılması için <strong>Vatikan ve Riyad</strong> arasında görüşmelerin sürdüğünü…” açıklamıştı.</p>
<p><strong>Suudiler nalına da vuruyor mıhına da! </strong></p>
<p><strong>28 milyon nüfuslu Suudi Arabistan</strong>&#8216;da en az <strong>1.2 milyon yabancı Hristiyan</strong> yaşıyor.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan’da nüfusun yüzde 4’ü Hristiyan.</strong></p>
<p><strong>Suudi Arabistan, </strong>aynı zamanda <strong>Körfez</strong> ülkelerinde kilisenin olmadığı tek ülke.</p>
<p>En son <strong>2008</strong>’de <strong>Katar</strong>’da bir kilise açılmıştı.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;da <strong>&#8216;Haram Bölge&#8217;</strong> dışında  <strong>Müslüman </strong>olmayanların yaşamasına müsade edilen üç bölge var; <strong>Taif</strong>, <strong>Al</strong> <strong>Lith</strong> ve <strong>Jizdan</strong>.</p>
<p><strong>International Christian Concern Suudi Arabistan&#8217;da kilise açmayı başardı! </strong></p>
<p>Genellikle <strong>Afrika</strong>, <strong>Uzakdoğu Asya</strong> ve <strong>Ortadoğu</strong>’da ikamet eden yerel <strong>Hristiyan</strong> cemaatlerin az olduğu ve baskı altında tutulduğu bölgelerde <strong>kilise</strong> inşa etmek ve <strong>Hıristiyan </strong>inançlılara yönelik baskıları raporlama amaçlı faaliyet gösteren <strong>International Christian Concern</strong>, yıllardır  <strong>SuudiArabistan</strong>’da <strong>Kilise</strong> açılması için uğraşıyor.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5576" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-1024x700.png" alt="" width="500" height="342" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-1024x700.png 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-300x205.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03-768x525.png 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.03.png 1030w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>International Christian Concern</strong> yetkilileri, <strong>2012</strong>’de çalışmak için <strong>Suudi Arabistan</strong>’da bulunan <strong>35 kişilik</strong> bir <strong>Etiyopyalı</strong> <strong>Hristiyan</strong> grubun, gece yarısı özel konutlarından toplanıp tutuklandığını duyurmuştu.</p>
<p>Oysa o tarihlerde  (Nisan 2012) görevi <strong>Suudi</strong> rejimin ihtiyaç duyduğu şekilde <strong>Kur&#8217;an&#8217;ı yorumlamak</strong>  olan, <strong>SuudiArabistan Başmüftüsü Şeyh Abdül Aziz Bin Abdullah “Arap Yarımadası’ndaki tüm kiliselerin yıkılması gerektiğini”</strong> söylemişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5577" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08.png" alt="" width="501" height="310" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08.png 876w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08-300x186.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.08-768x475.png 768w" sizes="(max-width: 501px) 100vw, 501px" /></p>
<p>Sonra devran değişti, <strong>kral</strong> değişti, konsept değişti.</p>
<p><strong>Vatikan</strong>&#8216;dan gelen bir <strong>papaz heyeti, 2018 Nisan</strong> ayında <strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;da<strong> Hristiyan vatandaşlar için kilise inşa izni onayı</strong> ve hatta parasını vermesine dair bir anlaşma imzaladı.</p>
<p>Önce <strong>Lübnan Maruni Patriği,</strong> sonra <strong>Vatikan papaz heyeti</strong>nin temasları sonuçlandı.</p>
<p>Geçtiğimiz ay, <strong>Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman</strong>&#8216;ın daveti üzerine bu ülkeye giden başkent <strong>Kahire</strong>&#8216;nin <strong>Şobra </strong>bölgesi <strong>piskoposu Anba Markos,</strong> dünya <strong>Müslümanları</strong>nın beş vakit yöneldikleri ülkede, <strong>kilise ayini</strong>yönetti.</p>
<p><strong>Piskopos Anba Markos</strong> yönetimindeki ayin, ismi gizli tutulan bir <strong>Kıpti</strong>&#8216;nin evinde düzenlendi.</p>
<p>Mekân sahibinin ismi gibi ayinin yapıldığı şehrin ismi de   gizlendi.</p>
<p><strong>Maruni ayini </strong>için gerekli <strong>dini semboller </strong>ve<strong> kutsal kitap</strong> ve dini kıyafetler, özel bir uçakla Mısır&#8217;dan Arabistan&#8217;a ayinin yapıldığı şehire  (<strong>Medine</strong>?) götürüldü.</p>
<p><strong>Eyy Müslümanlar!.. Rabıta bir papaza teslim! </strong></p>
<p><strong>Piskopos Markos,</strong> sadece ayin yönetmedi.</p>
<p><strong>İslam ülkeleri </strong>arasında <strong>dini koordinasyonu ve yardımlaşmayı</strong> sağlamak amacıyla kurulan <strong>Rabitatu&#8217;l Alem el-İslami </strong>teşkilatının <strong>Genel Sekreteri Şeyh Muhammed bin Abdulkerim İsa</strong> ile de görüştü.</p>
<p><strong>Bahreyn</strong>&#8216;de düzenlenen konferanslar aracılığı ile bu ülkede yaşayan <strong>Mısırlı Hristiyanlarla</strong> sıklıkla bir araya gelen <strong>Piskopos Markos</strong>, <strong>Suudi Arabistan</strong>&#8216;ı en son <strong>2011</strong> yılında ziyaret etmiş.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, </strong>geçen <strong>Mart</strong> ayındaki <strong>Mısır</strong> ziyareti çerçevesinde <strong>Kahire</strong>&#8216;deki <strong>Mısır Kıpti Kilisesi</strong>ni ziyaret ederek, <strong>Papa II. Tavadros</strong> ile görüşmüştü.</p>
<p>Söz konusu görüşme, <strong>&#8220;Suudi Arabistan tarihinde ilk kez bir kraliyet mensubunun Kıpti Kilisesini ziyareti&#8221;</strong> olarak kayıtlara geçmişti.</p>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="alignnone  wp-image-5578" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16.png" alt="" width="500" height="367" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16.png 986w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16-300x220.png 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2018/12/Screen-Shot-2018-12-06-at-12.23.16-768x564.png 768w" sizes="(max-width: 500px) 100vw, 500px" /></p>
<p><strong>Suudiler</strong>, kilise açılmasına izin vererek <strong>Avrupa</strong> ve <strong>Amerika</strong>&#8216;ya <strong>şirin</strong> görüneceklerinin hesabındalar..</p>
<p>Birisi onlara söylemeli; <strong>yanlış hesap Bağdat&#8217;tan döner!</strong></p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/medinede-maruni-ayini/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Veliaht Prens Eski Gücüne Kavuşamaz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Nov 2018 10:29:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Muhammed bin Salman]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=5029</guid>

					<description><![CDATA[Genelkurmay Eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin: Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın kriminal boyutu olduğu kadar siyase ve istihbari boyutları da günlerdir tartışılıyor. Olayın bölge, hatta Suudi Arabistan’ın ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bizde son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk. ABD, Suudi Arabistan üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyordu. Ancak Cemal Kaşıkçı cinayeti bu konuda Washington için ciddi sıkıntılara neden oldu. ABD içi de dahil olmak üzere Batı kamuoyu cinayetteki veliaht prens bağlantısını sorguluyor ve arka arkaya yaptırım kartları ortaya çıkıyor. Son olarak Amerikan istihbarat teşkilatının cinayetteki Veliaht Prens parmağını kabul etmesine rağmen ABD Başkanı Trump, Suud hanedanına ve Prens Muhammed bin Selman’a sahip çıkmaya devam etti. Son gelişmeler ışığında bakarsak meseleyi nasıl okumamız gerekiyor? Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD bu konuda hassas. Çünkü Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD bunlardan vazgeçmek istemiyor. Neden bu kadar önemliler? Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Genelkurmay Eski İstihbarat Başkanı İsmail Hakkı Pekin:</strong></p>
<p>Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğunda, bizzat Suudi yetkililer tarafından katledilmesinin yankıları sürüyor. Olayın kriminal boyutu olduğu kadar siyase ve istihbari boyutları da günlerdir tartışılıyor. Olayın bölge, hatta Suudi Arabistan’ın ABD ile ekonomik ağırlıklı ilişkileri nedeniyle dünya dengelerini etkileyici boyutu olduğu artık herkes tarafından kabul ediliyor. Bizde son gelişmeler ışığında olayı Genelkurmay eski İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin ile konuştuk.</p>
<p><strong>ABD, Suudi Arabistan üzerinden bölgeyi yeniden dizayn etmek istiyordu. Ancak Cemal Kaşıkçı cinayeti bu konuda Washington için ciddi sıkıntılara neden oldu. ABD içi de dahil olmak üzere Batı kamuoyu cinayetteki veliaht prens bağlantısını sorguluyor ve arka arkaya yaptırım kartları ortaya çıkıyor. Son olarak Amerikan istihbarat teşkilatının cinayetteki Veliaht Prens parmağını kabul etmesine rağmen ABD Başkanı Trump, Suud hanedanına ve Prens Muhammed bin Selman’a sahip çıkmaya devam etti. Son gelişmeler ışığında bakarsak meseleyi nasıl okumamız gerekiyor? </strong></p>
<p>Bir cinayet var ve herkes bunun müsebbiblerinin cezalandırılmasını istiyor. Hatta işin Veliaht Prens’e dayandığını üç aşağı beş yukarı herkes öğrendi. Bu çerçevede de Suudi Arabistan’ın cezalandırılması isteniyor. Ancak ABD bu konuda hassas. Çünkü Muhammed bin Selman ve bazı adamlar var ve ABD bunlardan vazgeçmek istemiyor.</p>
<p><strong>Neden bu kadar önemliler?</strong></p>
<p>Çünkü ABD’nin planını gerçekleştirecekler. Bölgeyi yeniden dizayn etmek gibi. ABD, beceremediği Büyük Ortadoğu Projesi’ni Arap gücüyle gerçekleştirmek istiyor. BOP’un esası İsrail’in güvenliğini sağlamak, petrol bölgelerinin, enerji kaynaklarının kontrolünü sağlamak, İran’ı çevirmek ve bölgede Irak, Suriye’yi parçalamak suretiyle bir federasyon şeklinde başlamak suretiyle zayıf devletler getirmek istiyorlar. Türkiye’de de bu çerçevede PKK’yı destekliyorlar. Kürt devleti kurmak istiyorlar. Bunu yapmak için belli güçlere ihtiyacı var. Bu da Suudi Arabistan.</p>
<p><strong>Bir dönem Türkiye’ye ihtiyacı vardı bu konuda.</strong></p>
<p>Evet, daha önce böyleydi. Türkiye’yi kullanmaya çalıştılar. BOP Eşbaşkanlığı vs. gündeme gelmişti. Türkiye işin kendisine uzandığını net bir şekilde görünce vazgeçti. Türkiye’nin Müslüman Kardeşler’i desteklemesi de işi bozdu. Olmayınca Suudilerin liderliğinde bu işi yapmaya yöneldiler. Arap Ordusu gibi projelerle bu işi yürütmeye çalıştılar.</p>
<p><strong>Bu işin ekonomik boyutu da var sanırım.</strong></p>
<p>Suudi Arabistan çok zengin bir ülke. Dolayısıyla ABD’nin ihtiyacını karşılayacak ve 450 milyar dolarlık yatırım yapacaklar. 110 milyor dolarlık silah satın aldılar. Bu, bir milyon kişiye iş demek. Bu işin bir boyutu. Peki Suudiler bunu nasıl yapacaklar? Aramco ile&#8230; Aramco’nun bir kısmını borsaya açacaklar. Gelen para ile ABD’ye yatırım yapacaklar. Ayrıca ABD açısından İran boyutu da önemli. Suudiler ve diğer Körfez ülkeleri ile İran’ı çevrelemeye çalışacaklar. Yaptırımlarda İran’a “petrol satamazsın” dediler. Bu durumda petrol fiyatları artacaktır. Bu da ABD’nin zorlanması anlamına gelir. Petrol fiyatlarının artmaması için yine Suudileri kullanacaklar. Onlar üretimi artıracaklar. Ekonomik boyut dışında Suudi Arabistan Sünnilerin lideri ve bölgede İsrail’in neredeyse en önemli müttefiki. Bu nedenle de Suudi Arabistan ABD için vazgeçilmez.</p>
<p><strong>Ancak Suudilere destek konusunda Batı dünyası içinde bir bütünlük görünmüyor. Örneğin İngiltere, Almanya gibi ülkelerin ABD’nin Suudi Arabistan’a tam destek politikasına itirazları var gibi.</strong></p>
<p>Burada ABD, İsrail, Suudi Arabistan, BAE, Mısır dahil olmak üzere bir grup var. Beraber çalışıyorlar ve İngiltere’yi içlerine almıyor. Bölgeye sokmak istemiyorlar. İngiltere ise buradan, yani Aramco’dan pay almak istiyor. Çünkü Aramco’yla ilgili proje 1 trilyon dolar gibi büyük bir proje. İngiltere’nin Cemal Kaşıkçı ile irtibatlı olduğu görünüyor. MI6’in Kaşıkçı’yı korumasından bahsediyorlar. Muhtemelen Kaşıkçı’da İngilizlerle çalışıyordu. Kaşıkçı’ya baktığımızda sonradan İstihbarat başkanı olan Türki bin Faysal’ın danışmanlığını yaptığını da görüyoruz. Gazeteci kimliğinde önemli görüşmeler yapıyor. Örneğin Afganistan’da mücahitlerle görüşüyor. Kaşıkçı çok önemli konularda bilgi sahibi. Aramco’nun Genel Sekreteri ile de çok yakın. Özetle sözünü ettiğim dizayna İngiltere, Fransa, Almanya’yı almazlarsa onlar da bu işten para alamayacak, paranın büyük kısmını ABD götürecek demektir. İngiltere, Almanya meseleye bu çerçevede bakıyor. Fransa, ABD’nin yanında yer almak istiyor ama o bile bu işten nemalanamıyor. Bu nedenle asıl mesele para ve İsrail’in güvenliği sorunu. Bu arada Mısır ile Suudi Arabistan arasında bu konuda liderlik rekabeti var. Yani çatışma sadece batılılar arasında değil, bölgedeki müttefikler arasında da çatışmalar, sorunlar var. Bu sorunlar da kolay kolay ortadan kaldırılabilecek sorunlar değil.</p>
<p><strong>Merak edilen bir konu da şu: Kaşıkçı’yı neden başka yerde değil de Türkiye’de öldürdüler?</strong></p>
<p>Belki bir taşla bir kaç tane kuş vurmayı düşündüler. Belki Türkiye’de öldürüp veya kaybedip suçu Türkiye’nin üzerine atacaklardı. Dolayısıyla dünyada zor durumda bırakacaklardı. Ortadoğu’da da suçlu pozisyonuna sokup, hareket edemez hale getireceklerdi. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye’nin arası özellikle bin Selman dolayısıyla iyi değil. Adam Türkiye ile İran’ı şer ekseni olarak görüyor. Fırat’ın doğusuna yardım ediyor. Planlarında bölgede Sünni liderlik yapmak ve Türkiye’nin etkisini silmek var. Muhammed bin Selman’ın Türkiye’ye bir faydası olmayacak. Türkiye’de veliaht prens üzerinden hamle yapıyor.</p>
<p><strong>Olayın bölgeye yansıması nasıl olur? Örneğin Türkiye ile Rusya arasında ciddi bir işbirliği var. Ayrıca İran’ı da katarak Astana sürecini çalıştırıyorlar. 28-29 Kasım’da da toplantı olacak. Bu süreçleri nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Astana sürecini olumsuz etkileyeceğini sanmıyorum. Zaten dediğiniz gibi toplantı var. ABD, İran’ı bölgeden çıkarmaya ve İran ile Lübnan Hizbullah’ının bağını koparmaya çalışıyor. Ambargo konusu bu nedenle önemli. Arap NATO’su kurma çabaları da bu politikanın bir yansıması. İran’da iç karışıklık çıkarmak öyle kolay bir olay değil. Dolayısıyla Türkiye’ye ihtiyaçları var. ABD’nin son dönemde Türkiye’ye yönelik Münbiç’te, PKK elebaşlarının başına ödül konması vs. gibi konularda jestlerde bulunuyor. Yani havuç gösteriyor. Amaç, Türkiye’yi Astana sürecinden koparmak, Rusya ile işbirliğini kesmesi. Ancak Türkiye bu konuda geri adım atmıyor, işbirliğine devam ediyor. Ancak şunu da görmezden gelemeyiz: Türkiye Batı’ya maalesef göbeğinden bağlı durumda. Özellikle 1980’den sonra özellikle ekonomik anlamda bir bağ kurulmuş. Kolay kopacak bir bağ değil.</p>
<p><strong>Ancak aktardığınız gibi Batı bir bütün değil bu konularda. Bundan faydalanamaz mıyız?</strong></p>
<p>Elbette bütün değil. Kendi içlerinde çelişkiler var. Aslında Astana’ya baktığımızda da bazı ayrılıklar var. Mesela Rusya “Kürtler olmadan bu iş olmaz” diyor. Rusya ve İran, ABD’nin bölgeden çıkmasını istiyor. Mesela Rusya bir federasyona razı gibi. Ancak Türkiye’nin politikası ABD’nin bölgeden çıkmasından çok, PYD’ye destek vermemesi yönünde görünüyor. Ama işin gerçeği de Suriye’de Kürtleri hesaba katmadan bir şey yapmak zor görünüyor. Anayasa’da muhtemelen onlar da olacak. Ama Türkiye’nin derdi, PYD’nin masada olmaması. Yani orada da sorunlar var. Geçenlerde Milli Savunma Bakanı ve MİT Başkanı Rusya’ya gitti bu konuları görüşmek için. Mesela İdlib meselesi var. Belki de Ruslar operasyon yapmayı düşünüyor. Son durumu, nasıl bir yöntem geliştirilebilir, zaman zaman ateşkesi bozanlara ne yapılabiliri konuştular büyük ihtimal. Türkiye’nin Astana sürecini, Rusya ve İran’la işbirliğini devam ettirmesi, hatta Suriye ve Irak’la da işbirliği yapması gerekiyor. Türkiye ancak böyle hamlelerle ABD’nin dengesini bozabilir. Yoksa bir taraftan Astana’da bir şeyler yaparken öbür yandan ABD’den jestler beklemek sürdürülebilir durum değil.</p>
<p><strong>Bir karar noktasına doğru mu gidiyoruz?</strong></p>
<p>Evet, o noktaya doğru gidiyoruz. Daha ne kadar iyi niyetle ABD ile işbirliği yapılabilir? Elbette Türkiye ortaya çıkan fırsatlardan faydalanmalı. Ancak ne kadar devam edebilir, bilmiyorum. Sonuçta Suriye’nin eski ulus-devlet yapısına dönemeyeceğini düşünüyorum. Federal yapıya doğru gidiyor. Irak gibi bir yapıya dönüşme ihtimali çok yüksek. Şunu da vurgulamak lazım ABD ile sadece bu bölgede de sorun yaşamıyoruz.  Doğu Akdeniz var, ekonomi var vs. Örneğin ekonomi ciddi bir zafiyet. 24 Ocak kararları sonrasında bu zafiyetler oluştu ve Batı da bunu iyi biliyor. Batı dünyasını da iyi analiz etmek gerekiyor. Örneğin kendi içlerinde sorun yaşamasına rağmen ABD, İngiltere, Hollanda birlikte hareket ediyor. İngiltere’nin etkisindeki ülkeleri saymıyorum bile. Temel menfaatlerde hep ABD’nin yanındalar.</p>
<p><strong>Ancak Asya-Pasifik’e kayan bir denge var. </strong></p>
<p>Evet öyle. Ama ayağınız Ortadoğu’ya basmadan olmaz. Burası enerjinin, hammadenin olduğu bir yer. Afganistan, Afrika’nın bir kısmı da dahildir Ortadoğu’ya. Öyle baktığınızda, çok kritik bir coğrafya olduğunu, elde tutmak gerektiğini göreceksiniz. Burayı kontrol ettiğinizde enerjiyi, nereye gideceğini, hatlarının emniyetini sağlıyorsunuz, petrolün varil fiyatlarını ayarlayabiliyorsunuz&#8230; Çok kritik bir coğrafya. Bütün bu işleri başarabilmek için sadece Suudi Arabistan ile olmaz. Türkiye’yi yanınıza almak zorundasınız. Türkiye’yi yanınıza almazsanız İsrail’in güvenliğini sağlayamaz, İran ve Rusya’yı çeviremezsiniz. Soğuk Savaş dönemi gibi politikalarla olmaz. O zaman siyah ve beyaz gibi ayrılmıştı. Ama şimdi ülkelerin hem birlikte menfaatleri hem de kendi içlerinde çatışmalar var. Olay çok daha çetrefilli. Yani satrançın çok daha iyi oynanması, hamlelerin iyi hesaplanması, 5-6 hamle sonrasını bilmek gerekiyor. Bu açıdan bakıldığında evet Türkiye oyun kurucu değil, ama kurulan oyunları bozma konusunda güce ve kabiliyete sahip. Kaşıkçı olayında bunu çok iyi gördük. Oyunu nasıl bozduğunu, ABD’yi, Suudi Arabistan’ı ve müttefiklerini nasıl zor duruma düşürdüğünü gördük. Bunlar ileride ABD ve Batı tarafından Türkiye’ye önemli bir ülke olarak bakılmasına ve her zaman gücünün tırpanlanması çabalarına neden olabilir.</p>
<p><strong>Bu süreçte Türk istihbaratı nasıl bir sınav verdi?</strong></p>
<p>Emniyet işin içine girdi ama ondan çok MİT bu işin içindeydi. Bence iyi bir sınav verdi. Muhtemelen takip ediyorlardı. Ayrıca Cumhurbaşkanı bu işi iyi yönetti. Zaman zaman bilgiler sızdırıldı ve bu bilgilerle dünya kamuoyu yönlendirildi. Bu işin cinayet olduğu Suudilere kabul ettirildi. Mesela ABD’liler şunu gördü: Türkiye birçok şeyi biliyor. Onları korkutan da o. Türkiye’nin ne bildiğini de biliyorlar. Onları bu cinayeti kabul etmeye zorlayan da bu. Bu adımlar Türkiye’nin bölgede ve Avrupa’da elini güçlendirdi. Yani Türk istihbaratı siyaset mekanizmasıyla beraber bu işi çok iyi yönetti.</p>
<p><strong>Suudi Arabistan ne yapabilir? Mesela Suud Dışişleri Bakanı “Türkiye bilgi sızmasını engellesin” diye açıklama yaptı.</strong></p>
<p>Yani Türkiye sussun, konuşmasın, herhangi bir şey yapmasın demek istiyor. Zaten Suudi Arabistan ile Türkiye arasında söylediğim gibi PYD’ye destek verilmesi nedeniyle gerilim. Onların yapmak istedikleri Türkiye’nin susması ve bu işin kapatılması. Bundan sonrasını anlamak için şunu görmek gerekiyor. Türkiye, Muhammed bin Selman’ın veliahtlıktan alınmasını istiyor. Oysa ABD’nin oyunu çok büyük. Bölgeyi dizayn etmek için bu adamlara çok büyük yatırım yaptı. Mesela Trump’tan önceki başkan Obama ilk defa Türkiye’yi ziyaret etmişti. Clinton’da Türkiye’yi ziyaret etmişti. Trump ise Suudi Arabistan’ı ziyaret etti. Çünkü baktılar Türkiye ile olmuyor bu iş. Çünkü Türkiye bazı konularda farklı düşünüyor, kendi talepleri var. Bu yüzden yapmak istediklerini Suudilere yaptırmaya çalışıyor. Türkiye ise taleplerinin arkasında duruyor. Bu iş devam eder. Türkiye geri adım atmaz. Muhammed bin Selman’da yıprandı. Yarın öbür gün kral olduğunda ABD ne kadar desteklerse desteklesin, eskisi kadar güçlü olmayacak. Bundan sonra Türkiye çok daha büyük, zorlu çekişmelerle gündeme gelebilir. Örneğin İsrail’le aramız daha da bozulabilir. Türkiye’yi Doğu Akdeniz’de sıkıştırmaya çalışabilir. Mısır’la işbirliği yapabilir. Kürtlerle iletişimini kuvvetlendirebilir. Türkiye karşı hamle olarak İran’la ilişkisini güçlendirebilir. Önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Ortadoğu’da İran ve Rusya ile birlikte ABD’ye, Arap Birliği’ne, İsrail’e karşı bir mücadelesi var. Bu mücadelede Türkiye mutlaka Irak ve Suriye’yi de yanına almalı.</p>
<p><strong class="gmail_sendername" dir="auto">Ceyhun Bozkurt</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/veliaht-prens-eski-gucune-kavusamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mükemmel Plan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mukemmel-plan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mukemmel-plan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Nov 2018 09:17:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Arabistan]]></category>
		<category><![CDATA[Fatih Öke]]></category>
		<category><![CDATA[Türk Arap Medya Derneği]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=3924</guid>

					<description><![CDATA[FATİH ÖKE YAZDI Günlerden beri dünya gündemini, özellikle de direktörlüğünü yürüttüğüm Türk Arap Medya Derneğinin gündemini meşgul eden, adeta hapseden olay. Kaşıkçı cinayeti. Sonuna yaklaştığımızı hissettiğimiz şu günlerde ortaya çıkartılan her detayı ile tüyleri ürperten bir operasyon. Kamuoyunda oluşan genel algısıyla Suudilerin kendilerini rezil ettiği iddia edilen bu olayı hep bize yansıyan gerçekleriyle izledik. Suudi Arabistan’dan kalkan iki uçak, 15 kişi, satın alınan valizler, giren çıkan araçlar, kapıda bekleyen bir nişanlı, arkadaşının hakkını arayan biri, ve olayı bütün dünyaya duyuran bir dernek. Herkesin aklında tek soru: Bu 15 kişi bile bile böylesi bir katliamı hangi akla hizmet işlediler? Aslında Türkiye’nin yürüttüğü mükemmel kamu diplomasisi faaliyeti sonucunda bize ivedilikle yansıtılan gerçek detaylarıyla izledik bu kanlı operasyonu. Suudi Arabistan’da bir grup mükemmel bir plan yapmıştı ve o plan kapıda bekleyen canlı bir şahit gibi bir takım beklenmedik unsurlarla bozulmuştu. Peki kapıda bekleyen biri olmasaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü? İsterseniz gelin bir de bu gözle bakalım olaya: 2 Ekim Salı günü saat 13:15’de Kaşıkçı yanında kimse olmadığı halde konsolosluğa girer. Girdiği anda etkisiz hale getirilir. Cep telefonları parmak iziyle açılır ve içeriğine erişilerek açık halde tutulur. Öldürülmesinin ardından giysileri giydirilen dublör yüzünü net biçimde göstermediği halde kapıdan dışarı çıkar. Yanındaki arkadaşıyla sohbet &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>FATİH ÖKE YAZDI</strong></p>
<p>Günlerden beri dünya gündemini, özellikle de direktörlüğünü yürüttüğüm Türk Arap Medya Derneğinin gündemini meşgul eden, adeta hapseden olay. Kaşıkçı cinayeti. Sonuna yaklaştığımızı hissettiğimiz şu günlerde ortaya çıkartılan her detayı ile tüyleri ürperten bir operasyon.</p>
<p>Kamuoyunda oluşan genel algısıyla Suudilerin kendilerini rezil ettiği iddia edilen bu olayı hep bize yansıyan gerçekleriyle izledik. Suudi Arabistan’dan kalkan iki uçak, 15 kişi, satın alınan valizler, giren çıkan araçlar, kapıda bekleyen bir nişanlı, arkadaşının hakkını arayan biri, ve olayı bütün dünyaya duyuran bir dernek.</p>
<p>Herkesin aklında tek soru: Bu 15 kişi bile bile böylesi bir katliamı hangi akla hizmet işlediler?</p>
<p>Aslında Türkiye’nin yürüttüğü mükemmel kamu diplomasisi faaliyeti sonucunda bize ivedilikle yansıtılan gerçek detaylarıyla izledik bu kanlı operasyonu. Suudi Arabistan’da bir grup mükemmel bir plan yapmıştı ve o plan kapıda bekleyen canlı bir şahit gibi bir takım beklenmedik unsurlarla bozulmuştu.</p>
<p>Peki kapıda bekleyen biri olmasaydı ne olurdu hiç düşündünüz mü?</p>
<p>İsterseniz gelin bir de bu gözle bakalım olaya:</p>
<p>2 Ekim Salı günü saat 13:15’de Kaşıkçı yanında kimse olmadığı halde konsolosluğa girer. Girdiği anda etkisiz hale getirilir. Cep telefonları parmak iziyle açılır ve içeriğine erişilerek açık halde tutulur.</p>
<p>Öldürülmesinin ardından giysileri giydirilen dublör yüzünü net biçimde göstermediği halde kapıdan dışarı çıkar. Yanındaki arkadaşıyla sohbet ede ede Sultanahmet camiine gider. Abdest almak için tuvaletine girer ve bir daha kendisini gören olamaz.</p>
<p>Gerçek Cemal Kaşıkçı’nın bir çok valize vakumlanarak konmuş ve kaçakçıların başvurduğu klasik yöntexray taramasında görülmemesini sağlayacak pirinç taneleri içerisine gömülmüş parçaları iki uçakla meçhul bir yere götürülür.</p>
<p>Nişanlısı Hatice hanım gün içinde buluşacakları yere gelmeyen Cemal’i birkaç defa arar. Telefonlarına çok meşgulüm mesajları alınca ancak bir gün sonra tekrar arar. Hatice hanım eğer whatsapp üzerinden gönderilen “kafam çok karışık bir süre müsaade et bana. Amerika’ya gidiyorum seni arayacağım” cevabından şüphelenmediyse, aradan geçen 10 günün ardından Amerika’dan gelen Cemal bey nerede telefonları üzerine ancak emniyete gidip başvuruda bulunur.</p>
<p>Emniyetin elindeki kamera kayıtlarında üstündeki kıyafet ve eşkâl bilgilerine uyan bir insanın ön kapıdan çıktığı görülmektedir. Bu görüntüden bir kare nişanlısına verilir. Belki de ayakkabılarının farklı olduğu fark edilmeyen Kaşıkçı’nın binadan çıktığı böylelikle kanıtlanır.</p>
<p>Eğer şans hala bu işi düzenleyen eli kanlı katillerden yanaysa aradan bir 10 gün daha geçer ve Washington Post yazarlarına ulaşamadıklarını ve muhtemelen İstanbul’da ortadan kaybolduğunu dünyaya duyurur.</p>
<p>Bunun üzerine Suudi Arabistan Dışişleri bakanlığı adet olduğu üzere durumdan endişe edildiğini belirtir bir notayı yerel basının önünde Riyad’da bulunan Türk Büyükelçisine elden teslim eder.<br />
Türk Hükümeti detaylı bir inceleme yapar ve incelemede giren ve çıkan Kaşıkçı’nın aynı kişi olmayabileceği şüpheleri dile getirilir.</p>
<p>Bu arada şu anda görevden alınmış olan, MBS’nin bir numaralı adamı Saud Al Kahtani’nın yönettiği sosyal medya ordusu Türkiye’nin eli kanlı bir katil, İstanbul’un da artık güvenli bir şehir olmadığını geçmişte Türkiye’nin üzerine yıkılan olaylara atıf yaparak duyurmaya başlar.</p>
<p>Sınır Tanımayan Gazeteciler Derneği ve diğer fikir özgürlüğü dernekleri Kaşıkçı’nın en son görüldüğü yer olan Sultanahmet Camii önünde binlerce turistin ve dünya medyasının şahitlik ettiği gösterilerine başlar.</p>
<p>Olaylar çığırından çıkar. Suudi ve Emirlik yönetimlerinin ardından Trump yönetimi Türkiye’nin şimdiye kadar basın özgürlüğü konusundaki tartışılan konumunu bir üst seviyeye, terörist ülke seviyesine taşır.</p>
<p>BM ve İslam İşbirliği Teşkilatı acil olarak toplanır ve Kaşıkçı’nın durumunun açıklığa kavuşturması için Türkiye’ye acil çağrıda bulunur.</p>
<p>Bu arada Türkiye’nin emniyet güçleri birtakım delillere ulaşır. Fakat uluslararası toplum artık bir kere istim almıştır. Böylesi bir durumda İstanbul Başsavcısının diplomatik kanallardan yaptığı elçilikte arama talebi bir hayal olur. Elçilik içinde canavarca yapılan bir katliamın kanıtı olan kaynağı belirsiz bir ses kaydı, hatta duyduğu seslerden ötürü vicdan azabında uyuyamayan bir yerel çalışanın savcılığa verdiği ifade ve olayın ilk gününden beri Katar ve İran mahreçli dolaşan Kaşıkçıyı öldürdüler, kestiler, kaçırdılar mesajlarına kimse itibar etmez.</p>
<p>Aradan birkaç ay geçtikten sonra uzun ikili görüşmeler neticesinde Türkiye’nin kendisini uluslararası camiada temize çıkartma faaliyetleri bir şekilde son bulur ve Kaşıkçı’nın İstanbul’un göbeğinde Sultan Ahmet camiinde bir takım karanlık güçler tarafından kaçırıldığı ve muhtemelen öldürüldüğü kabul edilir.</p>
<p>Türkiye beynelmilel anlamda büyük itibar kaybeder, İstanbul güvenli şehir sıralamasında en üstlerden bir anda en alta düşer, Amerika Dışişleri hemen acil bir yolculuk uyarısı yayınlar, Suudi Arabistan bölgedeki göz korkutucu gücüne güç katar ve Arabistan’dan kaçan muhalif sesler sonsuza kadar susturulur.</p>
<p>Ancak hani derler ya, “Allah’ın da bir planı vardır”</p>
<p>Kapıda bekleyen bir nişanlı ve onun ilk anda aradığı birkaç kişinin ulaştığı güvenlik güçleri ile uluslararası medya ve ikinci günün sabahında Dünya çapında oluşan infial bütün bu mükemmel planın bozulmasına sebep olur.</p>
<p>Artık bu menfur olayın bütün detaylarına hakimiz. Bundan sonra görevimiz dostumuz Kaşıkçı’dan geriye kalanları vasiyeti olduğu üzere toprağa vermek ve tabii ki bu olayın sorumlularının bütün dünya önünde en ağır biçimde yargılanmasını sağlamak.</p>
<p>Bu süreçte bizler gözlerimiz ve kulaklarımız doğru bilgiye açık bir şekilde manuple edilmeden bu işin sonunu görmek için can atıyoruz.</p>
<p>Artık hepimiz çok iyi biliyoruz ki gerçeklerin er yada geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır.<br />
Çok şükür ki bu olayda hemen ortaya çıkmıştır…</p>
<p>Fatih ÖKE<br />
TAM Genel Direktörü</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mukemmel-plan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
