<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Almanlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/almanlar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 19 Dec 2019 07:34:31 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Almanlar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Cinayet Merkezi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cinayet-merkezi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cinayet-merkezi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Dec 2019 07:34:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Almanlar]]></category>
		<category><![CDATA[emin pazarcı]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13289</guid>

					<description><![CDATA[Oldukça profesyonelce işlenen bir cinayetti. Belli ki failler özel eğitim almış kişilerdi. Olayın arkasındaki merkezler de daha o günden belliydi. Alman Gizli Servisi ve FETÖ olağan şüphelilerdi. Çünkü Necip Hablemitoğlu, Alman vakıflarının ve “cemaat” denilen yapının bütün kirli çamaşırlarını ortaya döküyordu. Kitaplar yazıyor, gazetelere açıklamalar yapıyor, televizyon programlarında anlatıyordu… Kirli yapıları ve arkasındaki derin güçleri çok önceden çözmüştü. O yüzden susturuldu. 17 sene önce kapısının önünde katledildi. Eldeki bazı verilere rağmen, olayın aydınlatılması o günden bu yana mümkün olmadı. Büyük ihtimalle de “karartma görevini” FETÖ’cü yapı gerçekleştirdi. Faillerden biri olan Nuri Gökhan Bozkır, 2015’te Türkiye’den kaçırıldı. Asıl tetikçinin adı ile ilgili bilgilere de ulaşıldı. Ancak, o da yakalanamadı. Kim bunlar? Bunlar Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki Özel Kuvvetler mensupları. Ukrayna’da yakalanan Bozkır’ı biliyoruz artık. Diğeri ise adı soruşturma dosyalarına giren bir yüzbaşı. Belli ki Hablemitoğlu Suikastı onlara ihale edilmiş. Ordu’nun seçme elamanları bunlar. Ancak, yakın tarihte Türkiye içindeki bazı gizli operasyonların merkezi ve tetikçi olarak kullanıldıklarına dair çok ciddi iddialar bulunuyor. Birini iyi biliyorum… 1980 öncesi darbe zeminini hazırlayanlar arasında da bunlar vardı. 1980 Yılında peş peşe iki büyük operasyon gerçekleştirdiler. Biri Ankara-Bahçelievler’de yaşandı. Bir gece MHP Genel Merkezi basıldı. Semtin bütün ışıkları söndü ve silahlar patlamaya başladı. Bahçelievler Karakolu’nun hemen çaprazında bulunan MHP Genel Merkez Binası’nı hedef aldılar. Girişteki polis kulübesini bastılar. Oradaki görevliler ile birlikte yanındaki MİSK Eğitim ve Kültür Merkezi’ndeki iki genci katlettiler. Her iki binaya da &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Oldukça profesyonelce işlenen bir cinayetti. Belli ki failler özel eğitim almış kişilerdi. Olayın arkasındaki merkezler de daha o günden belliydi. <strong>Alman Gizli Servisi</strong> ve <strong>FETÖ </strong>olağan şüphelilerdi.</p>
<p>Çünkü <strong>Necip Hablemitoğlu, Alman</strong> vakıflarının ve <strong>“cemaat”</strong> denilen yapının bütün kirli çamaşırlarını ortaya döküyordu. Kitaplar yazıyor, gazetelere açıklamalar yapıyor, televizyon programlarında anlatıyordu…</p>
<p>Kirli yapıları ve arkasındaki derin güçleri çok önceden çözmüştü.</p>
<p>O yüzden susturuldu. 17 sene önce kapısının önünde katledildi.</p>
<p>Eldeki bazı verilere rağmen, olayın aydınlatılması o günden bu yana mümkün olmadı. Büyük ihtimalle de <strong>“karartma görevini” FETÖ</strong>’cü yapı gerçekleştirdi. Faillerden biri olan <strong>Nuri Gökhan Bozkır</strong>, <strong>2015</strong>’te <strong>Türkiye</strong>’den kaçırıldı. Asıl tetikçinin adı ile ilgili bilgilere de ulaşıldı. Ancak, o da yakalanamadı.</p>
<p>Kim bunlar?</p>
<p>Bunlar <strong>Türk Silahlı Kuvvetleri</strong> içindeki Özel Kuvvetler mensupları. <strong>Ukrayna</strong>’da yakalanan <strong>Bozkır</strong>’ı biliyoruz artık. Diğeri ise adı soruşturma dosyalarına giren bir yüzbaşı. Belli ki <strong>Hablemitoğlu Suikastı</strong> onlara ihale edilmiş.</p>
<p><strong>Ordu</strong>’nun seçme elamanları bunlar. Ancak, yakın tarihte <strong>Türkiye</strong> içindeki bazı gizli operasyonların merkezi ve tetikçi olarak kullanıldıklarına dair çok ciddi iddialar bulunuyor.</p>
<p>Birini iyi biliyorum…</p>
<p><strong>1980</strong> öncesi darbe zeminini hazırlayanlar arasında da bunlar vardı. <strong>1980 Yılında</strong> peş peşe iki büyük operasyon gerçekleştirdiler. Biri <strong>Ankara-Bahçelievler</strong>’de yaşandı. Bir gece <strong>MHP Genel Merkezi</strong> basıldı. Semtin bütün ışıkları söndü ve silahlar patlamaya başladı. <strong>Bahçelievler Karakolu</strong>’nun hemen çaprazında bulunan <strong>MHP Genel Merkez Binası</strong>’nı hedef aldılar. Girişteki polis kulübesini bastılar. Oradaki görevliler ile birlikte yanındaki <strong>MİSK Eğitim ve Kültür Merkezi</strong>’ndeki iki genci katlettiler. Her iki binaya da bombalar bıraktıktan sonra ellerini kollarını sallaya sallaya gittiler.</p>
<p>O gün <strong>MHP’</strong>nin <strong>Ankara</strong> dışında bir mitingi vardı. Herkesin o mitingde bulunması büyük bir faciayı önledi. İlginçtir, dakikalarca süren silah ve bomba seslerine rağmen, karşı kaldırımda bulunan <strong>Bahçelievler Polis Karakolu</strong>’ndan herhangi bir müdahale olmadı.</p>
<p>Bu ekip, birkaç gün sonra <strong>Selanik Caddesi</strong>’ndeki <strong>Ziraat Mühendisleri Odası Baskınında</strong> ortaya çıktı. Orada da ışıklar söndü, orada da pek çok kişi katledildi.</p>
<p>Bu olaylar yaşanırken, <strong>Ankara</strong>’da sıkıyönetim vardı! Güvenlik asker tarafından sağlanıyordu. <strong>MHP Genel İdare Kurulu Üyesi Mehmet Irmak</strong> ile <strong>Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı Ali Güngör</strong>, bu saldırganların isimlerini verdi. Özel Kuvvetler elemanlarıydı bunlar. Ama haklarında hiçbir işlem yapılmadı.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>15 Temmuz Darbe Girişiminin</strong> ardından <strong>TSK</strong>’da büyük temizlik yapıldı. <strong>Hablemitoğlu Suikastı</strong> zanlısı <strong>Bozkır</strong>’ın <strong>Ukrayna’</strong>da yakalanması ile birlikte önemli bir kapı açıldı.</p>
<p>Eğer <strong>Türkiye</strong>’ye getirtilebilir, diğer zanlılar da yakalanıp konuşturulabilirse, bir değil, karanlıkta kalmış birçok olay aydınlanabilir. <strong>Türkiye</strong>’nin yakın tarihindeki karanlık dehlizlere girilebilir.</p>
<p>Çok önemli bu gelişme. İyi değerlendirilebilirse, önümüzde geçmişe doğru oldukça geniş bir pencere açılabilir.</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cinayet-merkezi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeri Cehennem Olası Düşman; Almanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yeri-cehennem-olasi-dusman-almanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şefik Kantar]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 15:04:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[2. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Almanlar]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1193</guid>

					<description><![CDATA[Türk-Alman ilişkilerinde yaşanan çekişme, gerilim ve hayal kırıklıklarında ‘yeri cehennem olası düşman’ı tanımamamızın ve daha önemlisi yanlış tanımamızın rolü büyüktür. 3,5 milyon insanımızın yaşadığı ülkeyi, en büyük ticarî partnerimizi, girdiğimiz son büyük savaştaki müttefikimizi günün şartları içerisinde yeteri kadar tanımamız, birçok problemin yaşanmamasını, yaşansa da lehimize neticelenmesini sağlar kanaatindeyiz. Yaşanan tarihin tamamına yakını toplumların birbirlerini ‘düşman’ algısı çerçevesinde tanıdıklarını göstermektedir. İçtimaî bünyeyi güçlü tutmak, karşı güçlere karşı zinde kalmak, gafil avlanmamak, ileri hedeflere ulaşmak için insanlara ideal hedefler göstermek maksadı ile öne çıkarılan bu algıların, büyük ölçüde tarihin itici gücü olduğu da bir gerçektir. Ne yazık ki insanlık, uzun tarihi boyunca hala ‘dostluk’ algısı üzerinden dünyayı ileri götürecek ve şekillendirecek bir formüle ulaşamamıştır. Türk-Alman İlişkileri Tarihi, Dünya, Avrupa ve Türkiye için önemli alanlardan birisidir. İlk karşılaşmaları Haçlı Seferleri’ne kadar giden iki milletin münasebetleri Osmanlı’nın Orta Avrupa’ya yerleşmesi ile yoğunluk kazanır. Diplomatik ilişkilerin kurulması ise daha tazedir, ancak 250 yıllık bir geçmişi vardır. Osmanlı’nın Balkanlar’daki ilerleyişini durdurmak için düzenlenen çok milletli seferlerde Almanların rolünü bir yana bırakırsak, Türklerin Sırbistan ve Orta Macaristan’a hâkim olmaları doğrudan bir komşuluk, dolayısıyla bir dostluk-düşmanlık ilişkisinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yükselen gücün Osmanlı ve dolayısı ile İslam, gerileyen gücün ise Avrupalılar ve dolayısı ile Hıristiyanlık olduğu bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türk-Alman ilişkilerinde yaşanan çekişme, gerilim ve hayal kırıklıklarında ‘yeri cehennem olası düşman’ı tanımamamızın ve daha önemlisi yanlış tanımamızın rolü büyüktür. 3,5 milyon insanımızın yaşadığı ülkeyi, en büyük ticarî partnerimizi, girdiğimiz son büyük savaştaki müttefikimizi günün şartları içerisinde yeteri kadar tanımamız, birçok problemin yaşanmamasını, yaşansa da lehimize neticelenmesini sağlar kanaatindeyiz.</strong></p>
<p>Yaşanan tarihin tamamına yakını toplumların birbirlerini ‘düşman’ algısı çerçevesinde tanıdıklarını göstermektedir. İçtimaî bünyeyi güçlü tutmak, karşı güçlere karşı zinde kalmak, gafil avlanmamak, ileri hedeflere ulaşmak için insanlara ideal hedefler göstermek maksadı ile öne çıkarılan bu algıların, büyük ölçüde tarihin itici gücü olduğu da bir gerçektir. Ne yazık ki insanlık, uzun tarihi boyunca hala ‘dostluk’ algısı üzerinden dünyayı ileri götürecek ve şekillendirecek bir formüle ulaşamamıştır.</p>
<p>Türk-Alman İlişkileri Tarihi, Dünya, Avrupa ve Türkiye için önemli alanlardan birisidir. İlk karşılaşmaları Haçlı Seferleri’ne kadar giden iki milletin münasebetleri Osmanlı’nın Orta Avrupa’ya yerleşmesi ile yoğunluk kazanır. Diplomatik ilişkilerin kurulması ise daha tazedir, ancak 250 yıllık bir geçmişi vardır.</p>
<p>Osmanlı’nın Balkanlar’daki ilerleyişini durdurmak için düzenlenen çok milletli seferlerde Almanların rolünü bir yana bırakırsak, Türklerin Sırbistan ve Orta Macaristan’a hâkim olmaları doğrudan bir komşuluk, dolayısıyla bir dostluk-düşmanlık ilişkisinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Yükselen gücün Osmanlı ve dolayısı ile İslam, gerileyen gücün ise Avrupalılar ve dolayısı ile Hıristiyanlık olduğu bu dönemlerde, ön plandaki ana motivasyon unsurunun din oluşu gerçeğinin de tesiri ile karşılıklı algılar mü’min-kâfir çerçevesinde şekillenmiştir.</p>
<p>Türk-Alman karşılaşması ve çatışmalarının karakteristik özellikleri, kendisini uzun yıllar boyunca Sırbistan ve Macaristan üzerinde hak iddiasında bulunan Habsburg Hanedanı ile yaşananlarda göstermiştir. Türklerin Viyana’yı fethetmek istemeleri çatışmaları daha da yoğunlaştıran bir unsur olmuştur. Viyana Kuşatmaları öncesi ve sonrasında Alman tarafının gündemini her alanda Türk korkusu meşgul etmiştir.</p>
<p>Bu nedenle Avrupa’daki Türk imajının şekillenmesine katkı sağlayan unsurların büyük bölümü bu devirde vücuda getirilmiştir. Büyük ölçüde dinî argümanlarla desteklenen algı oluşturma çabalarının sonucunda toplumların bilinçaltına Türklerin ‘kâfir, İsa’ya iftira atan, kiliseleri kirleten, kan dökücü, şeytanın temsilcileri, barbar, insanları çiğ çiğ yiyen Allah’ın belası bir güruh’ olduğu inancı yerleştirilmiştir. Bu konudaki sayısız çalışma sürekli şekilde gündeme gelmekte, üzerinde tartışmalar yapılmakta, günümüz ve gelecek açısından değerlendirmeye tabi tutulmaktadır.</p>
<p>Biz Türklerin ‘acaba bizim için neler düşünüyorlar, bizim için ne diyorlar’ yolundaki merakımız, açık bir algı oluşturma çabasının ürünü olan belgeleri, eserleri kıymetli hale getirmektedir.</p>
<p>Tarihte, edebiyatta, dinde ve siyasette ‘Almanlar Türkler için ne düşünüyor’ sorusu sürekli merak uyandıran bir konu iken, ‘Türkler Almanlar için ne düşünüyor’ konusu büyük ölçüde geri plana itilmiştir, gündemde yer edinememiştir.</p>
<p>Bunda, Türklerin günümüzde ‘algı operasyonu’ denen konularda isteksiz oluşunun payı büyüktür. Avrupa’daki ilerleyişini ilayı kelimetullah (Allah adının yüceltilmesi) gibi bir esasa dayayıp, fetihleri barış ve adalet götürme olarak telakki eden bir anlayışın, algı oluşturma gibi cinliklere fazla tenezzül etmeyeceği açıktır. Ancak, birçok yazılı çizili eserin toplumumuzun kafasındaki Alman algısını yansıttığı açıktır. Tarihin seyri içerisinde Türklerin kafasında yer etmiş bir ‘Alman algısı’ vardır ve bu alan hala tarihçilerimizin, araştırmacılarımızın ilgisini beklemektedir.</p>
<p>Evliyâ Çelebi’de Almanlar</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
