<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Alman &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/alman/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 10 May 2019 11:57:49 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Alman &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>2. Dünya Savaşı’nda Türkler, Rusları Almanlardan; Ruslar da Türkleri ABD ve İngiltere’den Nasıl Kurtardı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/2-dunya-savasinda-turkler-ruslari-almanlardan-ruslar-da-turkleri-abd-ve-ingiltereden-nasil-kurtardi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/2-dunya-savasinda-turkler-ruslari-almanlardan-ruslar-da-turkleri-abd-ve-ingiltereden-nasil-kurtardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 May 2019 11:57:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[2. Dünya Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Alman]]></category>
		<category><![CDATA[İngiltere]]></category>
		<category><![CDATA[Rus]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10326</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye ve Rusya; 1919’dan bugüne hem gizli müttefik hem de zor zamanların iki dostu. Bolşevik Devrim’e katkı sunan Türk unsurların etkisiyle, Sovyetler Birliği, Ankara Hükümeti’nin Birleşik Krallık’a karşı savaşını desteklemişti. İstiklal Harbi’nde askeri kurmayların ve askeri diplomasinin başarısı, Fransızların,İtalyanların ve İngilizlerin aralarındaki anlaşmazlıklardan yararlanan askeri liderlik ile “Mustafa Kemal Atatürk / Fevzi Çakmak / Kazım Karabekir” üçlüsünün,proletarya devrimini gerçekleştiren Sovyet Rusya’nın desteğini almasıyla çok yakından ilgilidir. Bu süreci en iyi anlatan Erol Mütercimler’in “Kurtuluş Savaşı&#8217;na Denizden Gelen Destek ve Kuvayı Milliye Donanması” kitabıdır ve bu bakış açısını güçlendiren bilgilerle doludur. Kitap; ‘İstiklal Harbi’nde Ankara’ya ulaştırılan Sovyet Yardımları’ndan söz eder. İstiklal Savaşı’nda Rusların kömeğine karşı II. Dünya Savaşında Türklerin kömeği “Kötek” değil efendim kömek. “Kömek&#8221; Türkçe bir kelime ve “yardım, destek” gibi karşılığı var. Türkler, yapılaniyiliği de kötülüğü de unutmaz. Nazi Almanyası’nın Bakü petrolü için Kafkaslar&#8216;ı ele geçirmek amacıyla Tuapseliman kentine düzenlediği saldırılarına karşı kent halkı Nazi ordusuna kahramanca direnir. Ancak direnişin sürekliliği için lojistik malzemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Kasım 1942&#8216;den itibaren Haziran 1944&#8216;e kadar &#8216;Aleksandr Ulyanov&#8216;, &#8216;Pestel&#8216; ve &#8216;Anatoliy Serov&#8216; adlı Sovyet gemileri ihtiyaç duyulan lojistiğin Trabzon&#8217;dan sevkiyatını gerçekleştirir. Gemiler, Türkiye&#8216;den sabun, siyah zeytin, ceviz, deri, yün gibi çeşitli ürünler getirir.Alman denizaltılarının tehdidi altında Sovyet gemileri, büyük riskler üstlenerekTürkiye’den ürünleri taşıyordu. Nitekim 1944 yılında Nazi denizaltısının füze saldırısı sonucunda &#8216;Pestel&#8216; gemisi mürrettebatı hayatını kaybetmişti. Benzer faciayı &#8216;Aleksandr Ulyanov&#8216; gemisi de yaşamış, Naziler, 23 Şubat 1943&#8216;te Tuapse limanını bombalarken gemi de saldırıya hedef olmuştu. Türkiye, ayrıca SSCB müttefiklerinin gemilerine Sovyetler&#8216;e ilaç ürünlerin taşınması için Boğazlar&#8216;dan geçmesine izin vermişti. Savaş öncesi Türk Diplomatlar, Stalin’i Alman &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Türkiye</strong> ve <strong>Rusya</strong>; <strong>1919</strong>’dan bugüne hem <strong>gizli müttefik </strong>hem de zor zamanların iki dostu. <strong>Bolşevik Devrim’</strong>e katkı sunan <strong>Türk</strong> unsurların etkisiyle, <strong>Sovyetler Birliği, Ankara Hükümeti’</strong>nin <strong>Birleşik Krallık’</strong>a karşı savaşını desteklemişti.</p>
<p><strong>İstiklal Harbi</strong>’nde askeri kurmayların ve askeri diplomasinin başarısı, <strong>Fransızların</strong>,<strong>İtalyanların</strong> ve <strong>İngilizlerin</strong> aralarındaki anlaşmazlıklardan yararlanan askeri liderlik ile “<strong>Mustafa Kemal Atatürk / Fevzi Çakmak / Kazım Karabekir”</strong> üçlüsünün,<strong>proletarya devrimi</strong>ni gerçekleştiren <strong>Sovyet Rusya</strong>’nın desteğini almasıyla çok yakından ilgilidir.</p>
<p><strong>Bu süreci en iyi anlatan Erol Mütercimler</strong>’in “<em>Kurtuluş Savaşı&#8217;na Denizden Gelen Destek ve Kuvayı Milliye Donanması</em>” kitabıdır ve bu bakış açısını güçlendiren bilgilerle doludur. Kitap; ‘<strong>İstiklal Harbi’nde Ankara’ya ulaştırılan Sovyet Yardımları</strong>’ndan söz eder.</p>
<p><strong><em>İstiklal Savaşı’nda Rusların kömeğine karşı II. Dünya Savaşında Türklerin kömeği</em></strong></p>
<p><strong>“Kötek</strong>” değil efendim <strong>kömek</strong>.</p>
<p>“<strong>Kömek&#8221;</strong> <strong>Türkçe</strong> bir kelime ve “<strong>yardım, destek”</strong> gibi karşılığı var. <strong>Türkler,</strong> yapılan<strong>iyiliği</strong> de <strong>kötülüğü</strong> de unutmaz.</p>
<p><strong>Nazi Almanyası’</strong>nın <strong>Bakü petrolü için Kafkaslar</strong>&#8216;ı ele geçirmek amacıyla <strong>Tuapse</strong>liman kentine düzenlediği saldırılarına karşı kent halkı <strong>Nazi</strong> ordusuna kahramanca direnir. Ancak direnişin sürekliliği için lojistik malzemeye ihtiyaç duyulmaktadır.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/omur_kap_2._d.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Kasım 1942</strong>&#8216;den itibaren <strong>Haziran 1944</strong>&#8216;e kadar &#8216;<strong>Aleksandr Ulyanov</strong>&#8216;, &#8216;<strong>Pestel</strong>&#8216; ve &#8216;<strong>Anatoliy Serov</strong>&#8216; adlı <strong>Sovyet</strong> gemileri ihtiyaç duyulan lojistiğin Trabzon&#8217;dan sevkiyatını gerçekleştirir.</p>
<p>Gemiler, <strong>Türkiye</strong>&#8216;den <strong>sabun, siyah zeytin, ceviz, deri, yün</strong> gibi çeşitli ürünler getirir.<strong>Alman</strong> denizaltılarının tehdidi altında <strong>Sovyet gemileri,</strong> büyük riskler üstlenerek<strong>Türkiye</strong>’den ürünleri taşıyordu.</p>
<p>Nitekim <strong>1944</strong> yılında <strong>Nazi</strong> denizaltısının füze saldırısı sonucunda &#8216;<strong>Pestel</strong>&#8216; gemisi mürrettebatı hayatını kaybetmişti. Benzer faciayı &#8216;<strong>Aleksandr</strong> <strong>Ulyanov</strong>&#8216; gemisi de yaşamış, <strong>Naziler</strong>, <strong>23 Şubat 1943</strong>&#8216;te <strong>Tuapse</strong> limanını bombalarken gemi de saldırıya hedef olmuştu.</p>
<p><strong>Türkiye,</strong> ayrıca <strong>SSCB</strong> müttefiklerinin gemilerine <strong>Sovyetler</strong>&#8216;e ilaç ürünlerin taşınması için <strong>Boğazlar</strong>&#8216;dan geçmesine izin vermişti.</p>
<p><strong><em>Savaş öncesi Türk Diplomatlar, Stalin’i Alman Saldırısı hakkında bilgilendirdi!</em></strong></p>
<p><strong>II. Dünya Savaşı’</strong>nın başlamasından önceki süreçte <strong>Türk diplomatlar </strong>(<strong>MAH</strong>mensupları) edindikleri bilgileri <strong>Sovyet </strong>meslektaşlarıyla paylaşmış, <strong>Almanya’nın, Sovyetler Birliği</strong>’ne saldıracağı konusunda <strong>Moskova’yı</strong> defalarca uyarmıştı.</p>
<p>İlk uyarı <strong>1939</strong>’da <strong>Budapeşte</strong>’ye atanan <strong>Türkiye</strong>&#8216;nin <strong>Macaristan</strong> <strong>Büyükelçisi Ruşen Eşref Ünaydın</strong> tarafından <strong>Temmuz 1940</strong>’ta yapıldı. Çünkü <strong>Türk Büyükelçiliği</strong>nin yaygın istihbarat ağı, <strong>Sovyetler Birliği</strong>’nin de takdir ettikleri bir durumdu.</p>
<p>Hatta <strong>Sovyet</strong> yetkilileri, önceki yıllarda başkent <strong>Budapeşte</strong>’de büyükelçiliklerinin bulunmadığı yıllarda özellikle <strong>Macaristan</strong>’daki faaliyetleri için <strong>Türkiye</strong>’den yardım istemişlerdi.</p>
<p><strong>Büyükelçi Ünaydın, Sovyet Elçisi Şaronov</strong>’la <strong>Alman</strong> birliklerinin <strong>Macaristan</strong>üzerinden <strong>Romanya</strong>’ya hareket ettiği bilgisini paylaştı.</p>
<p>Ancak <strong>Sovyet Elçisi Şaronov</strong>’ın bu bilgiyi, <strong>Moskova</strong>’ya aktarmakla yetindiği görülür.</p>
<p><strong>1940</strong> yılında <strong>Almanya, İtalya ve Japonya</strong> arasında <strong>Üçlü Pakt </strong>imzalanmasının ardından, <strong>Türkiye’nin Tokyo Büyükelçisi Ferit Tek</strong>; <strong>17</strong> <strong>Eylül 1939</strong>’da <strong>Yüksek Sovyet Meclisi </strong>tarafından <strong>Japonya</strong> <strong>Büyükelçiliği’</strong>ne atanan <strong>Sovyet Elçisi K. Smetanin</strong>’i <strong>Tokyo</strong>’da ziyaret etmiş, <strong>Adolf Hitler</strong> yönetimindeki<strong> Almanya</strong>’nın,<strong>Sovyetler</strong>’e saldıracağı konusunda uyarıda bulunmuştu.</p>
<p><strong>Türk Elçi</strong>, saldırı amacıyla <strong>Almanya’nın SSCB’yi güneydoğu yönünden kuşatmak için Romanya ve Macaristan’da </strong>bazı askeri faaliyetlerde bulunduğuna dikkat çekmişti.</p>
<p><strong>Sovyet Elçi Smetanin</strong>&#8216;in, <strong>Almanya</strong> ve <strong>SSCB</strong> arasında <strong>saldırmazlık anlaşması</strong>bulunduğunu hatırlatması üzerine <strong>Büyükelçi Tek, </strong>gülümseyerek, “<strong>Ama sadece görünüşte öyle, bu kâğıt üstünde bir anlaşma&#8230;</strong>” demişti.</p>
<p>Dediği gibi de oldu.</p>
<p>Yine aynı yıl <strong>1940</strong>’da<strong> Tokyo</strong>&#8216;daki <strong>Türkiye Büyükelçiliği</strong>&#8216;nde düzenlenen <strong>29 Ekim Cumhuriyet Bayramı</strong> resepsiyonunda <strong>Büyükelçi Ferit Tek, Sovyet mevkidaşı Smetanin</strong>’i bir kez daha, “<strong><em>Almanya, Avrupa zaferinin ardından mutlaka size doğru harekete geçecek</em></strong>” sözleriyle uyarma gereği hissetmişti.</p>
<p><strong><em>Sakızlı Rum Çocuğunun Türkleşmesi ve Türk Devletine Hizmeti…</em></strong></p>
<p><strong>Sovyetler Birliği </strong>yetkililerine <strong>Türk Diplomatları</strong>nın uyarılarının ardı arkası kesilmez.<strong>4 Ocak 1941</strong>’de <strong>Türkiye</strong>&#8216;nin <strong>Berlin Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Nurettin Ferruh Alkent, Sovyet Büyükelçisi V.Dekanozov</strong>’a <strong>Almanya</strong>’nın <strong>Sovyetlere saldıracağı</strong>konusunda uyarıda bulunur.</p>
<p><strong>13 Ocak</strong>’ta <strong>Türk diplomat Nurettin Ferruh Alkent</strong>, <strong>Sovyet</strong> mevkidaşıyla yaptığı bir diğer görüşmede <strong>Romanya-SSCB</strong> sınırında çok sayıda <strong>Nazi</strong> askerinin bulunduğunu söyler.</p>
<p><strong>Nurettin Ferruh Alkent</strong>, <strong>Saray Baş Teşrifatçısı Ferruh Bey</strong>’in oğluydu.</p>
<p><strong>Dr. Rıza Tevfik,</strong> kendi öğrencisi olan <strong>Nurettin Ferruh Alkent</strong>’in Babası Ferruh Efendi’nin, <strong>Sakız</strong>’dan getirilip <strong>Müslüman</strong> <strong>ailelerinde</strong> terbiye gören <strong>Rum çocukları</strong>ndan olduğu bilgisini verir.</p>
<p><strong>Nureddin Ferruh,</strong> henüz on yedi yaşındayken <strong>1895</strong> yılında <strong>‘Şafak Sadaları</strong>’ isimli şiir kitabını tab ettirmişti. <strong>Almanca, Rumca, İngilizce,</strong> <strong>Fransızca, Japonca</strong> ve <strong>Macarca</strong>biliyordu.</p>
<p><strong><em>Stalin, Türkiye’nin Sovyetler’e saldırmayacağından emin olunca, Türk sınırındaki Kızıl Ordu birliklerini Stalingrad cephesine kaydırdı…</em></strong></p>
<p><strong>Rusya Dışişleri Bakanlığı</strong>&#8216;na bağlı <strong>Moskova Uluslararası İlişkiler Enstitüsü</strong>(MGİMO) öğretim görevlisi, emekli diplomat <strong>Prof.Dr. Yuri Dubinin,</strong> <strong>Türkiye</strong>&#8216;nin<strong> 2. Dünya Savaşı</strong>&#8216;nın kaderini değiştirdiğine dair iddiaları hiç de yabana atılacak gibi değil.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/hitlervsstalinbyaliaksiej-d74yzzw2.jpg.png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Dubinin</strong>’in aktardığı anekdota göre; <strong><em>Sovyet lideri Josef Stalin 1942 </em></strong><em>sonbaharında</em><strong><em>SSCB’nin Ankara Büyükelçisi Sergey Vinogradov</em></strong><em>&#8216;u acilen </em><strong><em>Moskova</em></strong><em>&#8216;ya çağırır.</em></p>
<p><strong><em>Stalin</em></strong><em>&#8216;in üç kere &#8220;</em><strong><em>Söyler misin, Türkiye bize karşı savaş açacak mı açmayacak mı</em></strong><em>&#8221; diye ısrarla sorması üzerine </em><strong><em>Vinogradov</em></strong><em>, &#8220;</em><strong><em>Hayır yoldaş Stalin&#8230;</em></strong><em>&#8221; diye yanıt verir. </em></p>
<p><em>Güneyden bir saldırı gelmeyeceğine sonunda ikna olan </em><strong><em>Stalin,</em></strong><em> </em><strong><em>Türk</em></strong><em> sınırındaki </em><strong><em>Kızıl Ordu</em></strong><em> birliklerini </em><strong><em>Stalingrad</em></strong><em> cephesine kaydırdı.</em> Bu birliklerin <strong>Sovyetler</strong>&#8216;in savaşı kazanmasında önemli rol oynadığı biliniyor, Stalingrad çatışması da savaşın dönüm noktası sayılıyor.</p>
<p><strong><em>II. Dünya Savaşı’nda Türkiye, Almanya yanlısı politika takip etti…</em></strong></p>
<p><strong>Türkiye; 2. Dünya Savaşı’</strong>nda <strong>Trakya</strong> sınırına kadar ilerleyen <strong>Almanya</strong> ve müttefiklerini kışkırtmadan, <strong>Almanya</strong> yanlısı bir politika izlemek yolu ile savaşa girmeme politikasını benimsemişti.</p>
<p><strong>Alman</strong> denizaltılarının <strong>Odesa</strong> ve daha sonra <strong>Sivastopol</strong>’den tahliye harekâtı yürüten<strong>Sovyet</strong> gemilerine büyük kayıplar verdirdiği süreçte, <strong>Türkiye, Montrö</strong> anlaşmasının hükümlerini çiğneyen <strong>Alman</strong> savaş gemilerinin <strong>Karadeniz</strong>’e çıkışına göz yummuştu.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/alman_denizaltY.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>2. Dünya Savaşı </strong>yıllarında <strong>Alman</strong> silah sanayiinin en çok ihtiyaç duyduğu hammaddelerden biri de <strong>”Krom”</strong>du.<strong> </strong></p>
<p><strong>Krom,</strong> <strong>vasıflı çelik üretiminde</strong> olmazsa olmaz bir hammaddeydi ve bu <strong>çelik</strong> de savaşın en önemli silahı olan <strong>tank</strong> <strong>yapımında</strong> kullanılmaktaydı.</p>
<p><strong>Alman silah sanayi</strong> için vazgeçilmez bir hammadde olan <strong>krom</strong> satışının giderek artan kotalar ile devam etmesi ve <strong>İnönü Hükümeti’</strong>nin bu politikası en çok <strong>ABD</strong> ve<strong>İngiltere</strong>’yi rahatsız ediyordu</p>
<p><strong>İngiltere</strong> ve <strong>ABD</strong> <strong>Dışişlerinin</strong> arka arkaya vermiş oldukları notalar sonucunda,<strong>Türkiye, Almanya’</strong>ya yaptığı krom sevkiyatını <strong>21 Nisan 1941</strong>’de durdurdu ve baskıyla <strong>2 Ağustos 1944</strong>’te <strong>Almanya</strong> <strong>ile ilişkilerini </strong>kesti.</p>
<p><strong>İngiltere</strong>, <strong>20 Şubat 1945</strong>’te,<strong> Türkiye</strong>’ye bir muhtıra vererek, <strong>25 Nisan</strong>’da müttefikler arasında yapılacak olan <strong>San Francisco Konferansı</strong>’na, <strong>1 Mart 1945</strong>’ten önce <strong>Almanya</strong>’ya savaş ilan eden ülkelerin davet edileceğini, <strong>Türkiye</strong>’nin de bu tarihten önce savaşa girmeye karar verirse, <strong>BM Bildirisi’</strong>ne katılabileceğini bildirdi.</p>
<p><strong>Türkiye</strong> de bunun üzerine <strong>23 Şubat 194</strong>5’te, <strong>Almanya</strong> ve <strong>Japonya</strong>’ya savaş ilan etti ve<strong> 27 Şubat</strong>’ta da<strong> BM Bildirisi</strong>’ni imzaladı. Bunun üzerine <strong>5 Mart</strong>’ta konferansa resmen davet edildi ve böylece <strong>BM’nin kurucu üyeleri</strong> arasına katıldı.</p>
<p><strong><em>Amerika ve İngiltere’nin Türkiye’yi işgal planlarını Sovyet Rusya Bozdu…</em></strong></p>
<p><strong>ABD ve İngiltere</strong>&#8216;nin <strong>II. Dünya Savaşı</strong>&#8216;nda <strong>Moskova</strong> ile yaptığı müzakerelerin tutanakları, &#8220;<strong><em>Stalin liderliğindeki Sovyetlerin o dönemde Türkiye&#8217;den Kars ve Ardahan&#8217;ı talep ettiğini ve Boğazlar&#8217;da üs istediğini</em></strong>&#8221; ortaya koymuştu.</p>
<p>Biraz da <strong>Türk</strong> yetkilileri korkutmak için abartılan bu belgelerde ayrıca, <strong>Stalin</strong>&#8216;in dünyanın çeşitli ülkelerinden <strong>Ermenileri, SSCB</strong>&#8216;ye getirttiğini ve onları, işgal etmek istediği <strong>Doğu Anadolu</strong>&#8216;ya yerleştirmeyi amaçladığı, <strong>Doğu Anadolu</strong>&#8216;yu işgaline haklı zemin oluşturma çabası içerisinde <strong>SSCB</strong>&#8216;ye getirttiği <strong>Ermenileri</strong> kullanmaya çalıştığı yer alıyordu.</p>
<p>Aslında <strong>Amerikalılar</strong> ve <strong>İngilizler,</strong> <strong>Türkiye</strong>’ye ölümü gösterip sıtmaya razı etmeyi düşünüyordu. Çünkü<strong> ABD ve İngiltere</strong>, <strong>Boğazlar</strong> konusunda <strong>Sovyet</strong> taleplerini bir noktaya kadar desteklemekteydi.</p>
<p><strong><em>ABD ve İngiltere Türkiye’nin haberi olmadan Boğazları, Sovyet Rusya ile pazarlık konusu yapmıştı…</em></strong></p>
<p><strong>Eylül 1945</strong>’de toplanan <strong>Müttefik Devletler Dışişleri Bakanları Kurulu</strong>, <strong>Montrö Anlaşması’</strong>nın değiştirilmesi anlamında belli prensipler üzerinde anlaşmasına rağmen,  sonradan eklenen <strong>Sovyet</strong> talepleriyle ilgili mutabakat sağlayamamıştı.</p>
<p>Ne yazık ki günümüzde <strong>Türkiye</strong>’nin sözde müttefiki geçinen <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere,</strong><strong>Türkiye</strong>’yi çok yakından ilgilendiren bu toplantıya davet dahi etmemişlerdi.</p>
<p><strong>Kasım 1945</strong>’de <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere</strong>; <strong>Alman</strong> gemi ve denizaltılarının<strong> 2. Dünya Savaşında Karadeniz</strong>’e geçişlerini bahane ettiler.</p>
<p><strong>Türkiye</strong>’nin savaşta <strong>Montrö Anlaşmasını Almanya lehine çiğnediğini</strong> ileri sürerek,<strong>Boğazlar</strong> konusundaki değişiklik talebi ile ilgili ayrı ayrı <strong>Türkiye’ye nota</strong> verdiler.</p>
<p>Bu notaların dili, diplomatik bir şekilde de olsa, temel olarak <strong>Sovyetler</strong>’in <strong>Boğazlar üzerindeki taleplerini </strong>kısmen destekler içerikteydi ve <strong>Sovyetlerle birlikte Boğazlara çökmek</strong> gibi amaç taşıyordu.</p>
<p>Buna göre <strong>ABD</strong> ordusu ve <strong>İngiliz</strong> ordusu, <strong>Çanakkale</strong> ve <strong>İstanbul</strong> boğazlarını kontrol edecek, <strong>Türkiye’de</strong> askerlerini konuşlandıracaktı.</p>
<p><strong><em>Sovyetler ABD/İngiltere’nin işgal planını bozmak için Türkiye’den toprak talebinde bulundu…</em></strong></p>
<p><strong>Sovyetler</strong>, <strong>1946</strong> yılına girildiğinde <strong>Türkiye</strong> üzerindeki baskılarını artırdı. <strong>Sovyet</strong>talepleri, <strong>Boğazlar</strong>’da askeri üs verilmesi ve <strong>Karadeniz</strong> <strong>Ülkelerinin</strong> (ki tamamı Sovyet işgali altında idi.) engelsiz bir şekilde <strong>Boğazları</strong> kullanması ile sınırlı kalmayıp;<strong>Kars</strong> ve <strong>Ardahan</strong>’ın da terk edilmesini kapsıyordu.</p>
<p>Aslınsa <strong>Stalin,</strong> <strong>blöf</strong> yapmıştı.</p>
<p>Niyet başkaydı.</p>
<p><strong>7 Ağustos 1946</strong>’da <strong>Sovyet</strong> ültimatomu <strong>Türkiye</strong>’ye ulaştı.</p>
<p><strong>Ültimatom,</strong> kaba bir dil ile <strong>Boğazlar</strong> rejiminin derhal <strong>Sovyetler Birliği’</strong>nin talepleri doğrultusunda değiştirilmesini talep ediyordu.</p>
<p><strong>Sovyetler</strong>’in bu çıkışı “<strong>-Bana rağmen bu işgali yapamazsınız</strong>” anlamını taşıyordu. Ayrıca <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere</strong> ile arasına mesafe koyarak; “Paylaşımda <strong>aslan payını</strong>kaptırmam!..” gibi inceden bir mesaj da veriyordu.</p>
<p><strong>Stalin</strong>’in hamlesi işe yaradı; <strong>ABD/İngiltere</strong>’nin <strong>Türkiye’yi, Boğazlar üzerinden işgal planları </strong>suya düştü ve alelacele <strong>ABD</strong> ve <strong>İngiltere</strong>, <strong>Türkiye</strong>’ye olan garanti ve desteklerini açıklamak zorunda kaldı.</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/2-dunya-savasinda-turkler-ruslari-almanlardan-ruslar-da-turkleri-abd-ve-ingiltereden-nasil-kurtardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Almanlara İmam Beğendiremedik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/almanlara-imam-begendiremedik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/almanlara-imam-begendiremedik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 18 Dec 2018 09:33:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Alman]]></category>
		<category><![CDATA[Alman İmam]]></category>
		<category><![CDATA[İmam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=6328</guid>

					<description><![CDATA[Göttingen Georg-August Üniversitesi İslam Bilimleri Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Riem Spielhaus, üniversitelerde doğrudan imam yetiştirilmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Öğrencilerin &#8220;üniversitede temel ilahiyat eğitimi aldıklarını&#8221; belirten Spielhaus, öğrencilere &#8220;cenaze namazı nasıl kıldırılır gibi uygulamaya yönelik&#8221; bilgiler verilmediğini ifade ediyor. Alman hükümeti imamların Almanya&#8217;da yetiştirilmesini istiyor. Ancak Müslüman örgütler buna ihtiyacın ve gereken altyapının olmadığını savunuyor. Bu da Almanya&#8217;da imamlık eğitimini çıkmaza sokuyor. Alman hükümeti yıllardır camilerde Türkiye&#8217;den veya Müslüman ülkelerden gönderilen imamlar yerine, Almanya&#8217;da eğitim almış, ülkenin dilini, kültürünü bilen imamların görev yapmasını istiyor. Almanya&#8217;da kurulan ilahiyat enstitüleri, imamların Almanya&#8217;da yetiştirilmesi yönünde önemli bir adım olarak görülüyordu. Ancak bu enstitülerin kurulmasının üzerinden on beş yıldan fazla zaman geçmesine rağmen konu hâlâ tartışılıyor. DW Türkçe&#8217;ye konuşan Göttingen Georg-August Üniversitesi İslam Bilimleri Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Riem Spielhaus, üniversitelerde doğrudan imam yetiştirilmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Öğrencilerin &#8220;üniversitede temel ilahiyat eğitimi aldıklarını&#8221; belirten Spielhaus, öğrencilere &#8220;cenaze namazı nasıl kıldırılır gibi uygulamaya yönelik&#8221; bilgiler verilmediğini ifade ediyor. Bu nedenle de, ilahiyat bölümlerinden mezun olanların imam olabilmek için bir veya iki yıl süren, uygulamaya yönelik bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Ancak Almanya&#8217;da imam yetiştirecek böyle bir eğitim sistemi bulunmuyor. Almanya&#8217;da imam yetiştirilmesi için gündeme getirilen önerilerden biri kiliseler örnek alınarak bir imamlık eğitimi geliştirilmesi. Osnabrück Üniversitesi İlahiyat &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Göttingen Georg-August Üniversitesi İslam Bilimleri Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Riem Spielhaus, üniversitelerde doğrudan imam yetiştirilmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Öğrencilerin &#8220;üniversitede temel ilahiyat eğitimi aldıklarını&#8221; belirten Spielhaus, öğrencilere &#8220;cenaze namazı nasıl kıldırılır gibi uygulamaya yönelik&#8221; bilgiler verilmediğini ifade ediyor.</p>
<p>Alman hükümeti imamların Almanya&#8217;da yetiştirilmesini istiyor. Ancak Müslüman örgütler buna ihtiyacın ve gereken altyapının olmadığını savunuyor. Bu da Almanya&#8217;da imamlık eğitimini çıkmaza sokuyor.</p>
<p>Alman hükümeti yıllardır camilerde Türkiye&#8217;den veya Müslüman ülkelerden gönderilen imamlar yerine, Almanya&#8217;da eğitim almış, ülkenin dilini, kültürünü bilen imamların görev yapmasını istiyor. Almanya&#8217;da kurulan ilahiyat enstitüleri, imamların Almanya&#8217;da yetiştirilmesi yönünde önemli bir adım olarak görülüyordu. Ancak bu enstitülerin kurulmasının üzerinden on beş yıldan fazla zaman geçmesine rağmen konu hâlâ tartışılıyor.</p>
<p>DW Türkçe&#8217;ye konuşan Göttingen Georg-August Üniversitesi İslam Bilimleri Bölümü&#8217;nden Prof. Dr. Riem Spielhaus, üniversitelerde doğrudan imam yetiştirilmesinin mümkün olmadığına dikkat çekiyor. Öğrencilerin &#8220;üniversitede temel ilahiyat eğitimi aldıklarını&#8221; belirten Spielhaus, öğrencilere &#8220;cenaze namazı nasıl kıldırılır gibi uygulamaya yönelik&#8221; bilgiler verilmediğini ifade ediyor.</p>
<p>Bu nedenle de, ilahiyat bölümlerinden mezun olanların imam olabilmek için bir veya iki yıl süren, uygulamaya yönelik bir eğitimden geçmesi gerekiyor. Ancak Almanya&#8217;da imam yetiştirecek böyle bir eğitim sistemi bulunmuyor.</p>
<p>Almanya&#8217;da imam yetiştirilmesi için gündeme getirilen önerilerden biri kiliseler örnek alınarak bir imamlık eğitimi geliştirilmesi. Osnabrück Üniversitesi İlahiyat Enstitüsü&#8217;nden Prof. Dr. Rauf Ceylan, Almanya&#8217;daki Katolik ve Protestan kiliselerinin teoloji mezunlarına yönelik iki yıllık &#8220;papazlık semineri&#8221; adı altında bir eğitim verdiğini anlatıyor. DW Türkçe&#8217;nin sorularını yanıtlayan Ceylan, Müslümanlar için uygulamalı eğitime dayalı &#8220;imamlık semineri&#8221; gibi bir sisteme ihtiyaç olduğunu dile getiriyor.</p>
<p>Rauf Ceylan, devletin ilahiyat enstitülerinin finansmanı için gereken desteği sağladığını ancak dini içeriğe ve dolayısıyla imamların eğitimine karışmadığını belirtiyor. Alman anayasasına göre, devletin din konusunda &#8220;tarafsız&#8221; olması gerektiği için imamların yetiştirilmesi dini cemaatlerin yetki alanına giriyor. Dolayısıyla, &#8220;imamlık semineri&#8221; benzeri bir sistemin dini cemaatler tarafından oluşturulması gerekiyor. Bu noktada karşılaşılan sorunlara dikkat çeken Ceylan, &#8220;Bu eğitim için gereken parayı ve imam olarak çalışanların maaşlarını kim ödeyecek?&#8221; diye soruyor.</p>
<p><strong>DİTİB &#8220;imamlık seminerine&#8221; sıcak bakmıyor</strong></p>
<p>Almanya&#8217;daki Müslüman örgütlerin çoğunun böyle bir imamlık eğitimi verecek altyapısı ve maddi kaynağı bulunmuyor. Bunun yanı sıra &#8220;imamlık semineri&#8221; şeklindeki bir yapıya da pek sıcak bakmıyorlar. DW Türkçe&#8217;ye konuşan Almanya&#8217;daki en büyük Müslüman örgütü Diyanet İşleri Türk İslam Birliği&#8217;nin (DİTİB) Dış İlişkiler Sorumlusu Zekeriya Altuğ, &#8220;Almanya&#8217;da Müslüman teşkilatların yapısı çok farklılıklar arz ediyor, dolayısıyla Almanya&#8217;ya yönelik tek tip bir eğitim modeli İslam ve Müslümanların yapısına uymaz&#8221; diyor. &#8220;Bir imamın ihtiyaçlarının kilise papazından farklı&#8221; olduğunu vurgulayan Altuğ, &#8220;kopyalamaktan ziyade kendi ihtiyaçlarımız ve kendi imkânlarımız nedir diyerek, kendi konseptimizi geliştirmemiz lazım&#8221; şeklinde konuşuyor.</p>
<p>Almanya İslam Konseyi Başkanı Burhan Kesici, &#8220;imamlık semineri&#8221; şeklindeki bir yapıya &#8220;ihtiyaç olmadığını&#8221; belirtiyor. DW Türkçe&#8217;ye konuşan Kesici, İslam Konseyi&#8217;nin kendi imkânları ile ihtiyaçları karşılayacak şekilde imam ve din görevlisi yetiştirdiğini, bunun finansmanının da alınan bağış ve üyelik aidatları ile karşılandığını söylüyor. Kesici, imamların Almanya&#8217;da yetiştirilmesi tartışmasının nedeninin &#8220;Türkiye&#8217;den imam gönderilmesinin istenmemesi&#8221; olduğunu savunuyor. Kesici&#8217;nin verdiği bilgilere göre, İslam Konseyi&#8217;ne bağlı yaklaşık 450 camide nadiren Türkiye&#8217;den gelen imamlar görevlendiriliyor.</p>
<p><strong>Almanya&#8217;da yetişen gençler Türkiye&#8217;de ilahiyat okuyor</strong></p>
<p>Almanya&#8217;daki yaklaşık 2600 camide görev yapan imamların çoğu Almanya dışından geliyor. DİTİB&#8217;e bağlı yaklaşık 900 camide görevli imamlar Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından gönderiliyor ve maaşları Türkiye tarafından ödeniyor.</p>
<p>DİTİB Dış İlişkiler Sorumlusu Zekeriya Altuğ, Almanya&#8217;da imam yetiştirmek için &#8220;personelin ve maddi kaynağın&#8221; olmadığına dikkat çekiyor. &#8220;Bu konuda Türkiye’deki imkânların daha elverişli&#8221; olduğunu vurgulayan Altuğ, &#8220;Almanya&#8217;da doğmuş, büyümüş gençleri uluslararası ilahiyat konsepti çerçevesinde Türkiye&#8217;de eğitim almaya&#8221; gönderdiklerini anlatıyor. Türkiye&#8217;de altı üniversitede, uluslararası ilahiyat programı bulunuyor. Altuğ&#8217;un verdiği bilgilere göre, Almanya&#8217;dan her yıl yaklaşık 100 genç burslu olarak Türkiye&#8217;de ilahiyat öğrenimi görüyor. Ancak, bu gençlerin tamamı imam olarak çalışmıyor.</p>
<p>Almanya&#8217;da yaşayan üçüncü ve dördüncü nesil Türkler düşünüldüğü zaman, &#8220;Almanya&#8217;da yetişmiş imama ihtiyaç olduğunu&#8221; belirten Zekeriya Altuğ, &#8220;ama bu imamların Türkiye&#8217;de mi, Almanya&#8217;da mı eğitim aldığından çok, aldıkları eğitimin kalitesinin önemli olduğunu&#8221; dile getiriyor.</p>
<p><strong>Merkel: İmamlar Almanya&#8217;da da yetiştirilmeli</strong></p>
<p>Alman hükümeti açısından ise bu eğitimin nerede alındığı önem taşıyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel, Alman meclisinde parlamenterlerin sorularını yanıtlarken, &#8220;Kanımca Almanya&#8217;da da imam yetiştirilmesine ihtiyacımız var. Bu bizi daha bağımsız kılacak ve gelecek için gerekli&#8221; sözleri ile bunun önemine işaret etti.</p>
<p>Muhalefetteki Yeşiller de, Almanya&#8217;da imam ve Müslüman din görevlilerinin yetiştirilmesini sunduğu bir önerge ile meclis gündemine taşımıştı. Bu önergede imzası olan milletvekili Filiz Polat, DW Türkçe&#8217;ye yaptığı açıklamada, &#8220;dini cemaatler camilerde görevli imamları Almanya&#8217;da yetiştirmek isterse, Alman hükümetinin buna destek vermesini&#8221; talep ettiklerini söylüyor. Alman anayasasına göre imamların eğitiminin dini cemaatlerin yetki alanına girdiğini hatırlatan Polat, yine de Müslüman örgütler ile federal ve eyalet hükümetlerinin &#8220;eşit düzeyde&#8221; kuracağı diyalog ile imam yetiştirilmesi için bir çözüm bulunacağına işaret ediyor.</p>
<p>DİTİB Dış İlişkiler Sorumlusu Zekeriya Altuğ ise siyasilerin Almanya imamlık eğitimini tartışması karşısında, devletin yapısı gereği dini konularda &#8220;tarafsız&#8221; kalması gerektiğini hatırlatıyor ve &#8220;Burada bir ihtiyaç var, ama Müslüman kuruluşlar siyasi ve toplumsal baskılardan arınmış bir şekilde, bu ihtiyaca yönelik çözüm yollarını kendileri geliştirmesi gerekir&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Kaynak: <em>Deutsche Welle Türkçe</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/almanlara-imam-begendiremedik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
