<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Akif &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/akif/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 19 Nov 2018 14:48:15 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Akif &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Devlet Akif&#8217;i &#8220;Mürteci&#8221; Biliyordu</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devlet-akifi-murteci-biliyordu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devlet-akifi-murteci-biliyordu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2018 14:45:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Mehmet Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Murat Bardakçı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=4833</guid>

					<description><![CDATA[Murat Bardakçı İfşa Ediyor Mehmed Âkif devlet tarafından “İrtica-906” diye kodlanmış, ölüm döşeğinde yatarken bile izlenmiş ve Safahat’ı da imha edilmişti! Geçen hafta Tek Parti döneminde Arapça ezan okunması, kamet getirilmesi, izinsiz dinî eğitim verilmesi ve hattâ türbelere mum dikilmesi bahislerinde uygulanan yasaklar ile Müslüman olmayan vatandaşlara ve Türkiye’de oturan yabancılara yine dinî alanlarda getirilen sınırlamaları gösteren bazı belgeler yayınladım… Bugün de devletin İstiklâl Marşımızın şairi Mehmed Âkif Ersoy’a bir zamanlar nasıl baktığını ve hattâ neler yaptığını anlatan bazı belgelere yer veriyorum. İşte, Âkif hakkındaki bu belgelerin pek bilmediğimiz kısa öyküsü: 16 Haziran 1936’da İçişleri Bakanlığı’nı, İstanbul Valiliği’ni ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü şaşırtıp telâşlandıran beklenmedik bir hadise oldu: 1925 Ekim’inde Türkiye’den ayrılarak Mısır’a giden ve orada on bir sene boyunca gönüllü ama sıkıntı içerisinde bir sürgün yaşayan İstiklâl Marşı’nın şairi Mehmed Âkif, İskenderiye’den kalkan bir Romen vapuru ile sessiz sadasız İstanbul’a geldi. Âkif, İstiklâl Harbi senelerinde İstanbul’dan Ankara’ya nasıl elinde ufak bir çanta ile geçmiş ve 1925’te yine İstanbul’dan Mısır’a nasıl sessizce gitmiş ise, memlekete yine aynı şekilde, sessizce dönmüştü… Hastaydı ve on bir senelik sürgününü artık nihayete erdirip son nefesini vatanında vermek istemişti… Dostları, Âkif’i hemen özel bir hastahaneye, Teşvikiye Sağlık Yurdu’na yatırdılar. Son mülâkatını bu hastahanede, İstiklâl Harbi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Murat Bardakçı İfşa Ediyor</strong></p>
<p><strong>Mehmed Âkif devlet tarafından “İrtica-906” diye kodlanmış, ölüm döşeğinde yatarken bile izlenmiş ve Safahat’ı da imha edilmişti!</strong></p>
<p>Geçen hafta Tek Parti döneminde Arapça ezan okunması, kamet getirilmesi, izinsiz dinî eğitim verilmesi ve hattâ türbelere mum dikilmesi bahislerinde uygulanan yasaklar ile Müslüman olmayan vatandaşlara ve Türkiye’de oturan yabancılara yine dinî alanlarda getirilen sınırlamaları gösteren bazı belgeler yayınladım…</p>
<p>Bugün de devletin İstiklâl Marşımızın şairi Mehmed Âkif Ersoy’a bir zamanlar nasıl baktığını ve hattâ neler yaptığını anlatan bazı belgelere yer veriyorum.</p>
<p>İşte, Âkif hakkındaki bu belgelerin pek bilmediğimiz kısa öyküsü:</p>
<p>16 Haziran 1936’da İçişleri Bakanlığı’nı, İstanbul Valiliği’ni ve İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nü şaşırtıp telâşlandıran beklenmedik bir hadise oldu: 1925 Ekim’inde Türkiye’den ayrılarak Mısır’a giden ve orada on bir sene boyunca gönüllü ama sıkıntı içerisinde bir sürgün yaşayan İstiklâl Marşı’nın şairi Mehmed Âkif, İskenderiye’den kalkan bir Romen vapuru ile sessiz sadasız İstanbul’a geldi.</p>
<p>Âkif, İstiklâl Harbi senelerinde İstanbul’dan Ankara’ya nasıl elinde ufak bir çanta ile geçmiş ve 1925’te yine İstanbul’dan Mısır’a nasıl sessizce gitmiş ise, memlekete yine aynı şekilde, sessizce dönmüştü…</p>
<p>Hastaydı ve on bir senelik sürgününü artık nihayete erdirip son nefesini vatanında vermek istemişti… Dostları, Âkif’i hemen özel bir hastahaneye, Teşvikiye Sağlık Yurdu’na yatırdılar.</p>
<p>Son mülâkatını bu hastahanede, İstiklâl Harbi senelerinde Ankara Hükümeti’nin istihbaratçılarından olan, Enver Paşa’yı Batum’da bulunduğu günlerde takiple görevlendirilen ve sonraki senelerde gazetecilik yapan Feridun Kandemir’e veren Âkif, “Mısır’dan üç gün üç gecede geldim. Bu üç gece, otuz asır kadar uzun sürdü. Orada on bir yıl kaldım. Fakat bir an oldu ki, on bir gün daha kalsaydım, çıldırırdım. Hasret, çok acı…” diyordu.</p>
<p>Âkif’in sessizce gelişi Ankara’yı hareketlendirdi; Haberi gazetelerden öğrenen İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, İstihbarat, Genelkurmay ve İstanbul Valiliği arasında şairin vefatına kadar aylarca devam edecek, hattâ vefatından sonra da sevenleri hakkında senelerce sürecek bir takip, izleme, fişleme ve yazışma faaliyeti başladı.</p>
<p>Mehmed Âkif, Mısır’da yaşadığı sırada da Türk istihbaratı, hariciyesi ve genelkurmayı tarafından takip altında tutulmuş; Ankara’ya hakkında raporlar gönderilmiş, Mısır’dan belli bir müddet için ayrılarak gittiği diğer memleketlerde de izlenmiş, temasları ve görüştüğü kimseler ile ilgili de çok sayıda rapor yazılmıştı. Bu raporlarda Âkif’ten “irticacı” diye bahsediliyor ama hariciyenin yazışmalarında rejime bazı hususlarda karşı olmasına rağmen memleketin aleyhinde ve zararlı faaliyetlerde bulunmadığı söyleniyordu.</p>
<p>Devlet üstelik “mürteci” olarak gördüğü millî şairi kodlayacak, Cumhuriyet Arşivleri’nde 121-10-0-0/2-6-1 numaralı “Mehmet Akif’in Seyahatleri, Temasları ve Faaliyetleri” isimli dosyada muhafaza edilen ve gizliliği 19 Nisan 2001’de kaldırılan istihbarat yazışmalarında İstiklâl Marşı’nın şairinden “İrtica-906” kodu ile bahsedilecekti…</p>
<p><strong>SAFAHAT İMHA EDİLİYOR!</strong></p>
<p>Emniyet ile istihbaratın sıkı takibi devam ederken, 25 Ağustos 1936’da bir başka şaşkınlık yaşandı: Mehmed Âkifîn 1933’te Kahire’de bastırdığı ve Safahat’ının yedinci cildi olan “Gölgeler” isimli kitaptan 2 bin 175 adedi bir gemi ile Mısır’dan şairin adına İstanbul’a gönderildi.</p>
<p>Yazışmalar yine birbiri takip etti ve neticede Safahat’ın bu son cildinin bazı nüshaları “Arap harfleri ile basıldığı, muhteviyatı irticaî propagandalarla dolu olduğu olan ve zararlı yazılar ihtiva ettiği” gerekçesi ile müsadere, bir kısmı da imha edildi; geri kalanlar da yine bir gemiye yüklenerek geldikleri yere, yani Mısır’a gönderildi!</p>
<p>Âkif, 27 Aralık 1936’da vefat etti ama “İrtica-906” dosyası kapatılmadı, millî şairin hem cenazesi, hem de sonraki senelerde onun için yapılan anma toplantıları Emniyet tarafından sıkı şekilde takip edildi.</p>
<p>Mehmed Âkif hakkında sadece Cumhuriyet Arşivi’nde değil, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde de bazı takip raporları vardır. Cumhuriyet Arşivi’nde bulunan ve burada yer verdiğim belgeleri daha önce Muharrem Coşkun 2014’te “Kod Adı: İrtica-906” isimli kitapta biraraya getirmiş ve kitap Gaziosmanpaşa Belediyesi tarafından yayınlanmıştır. Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nden bazı sayfalarını naklettiğim takip raporu ise ilk defa yayınlanmaktadır.</p>
<p>Geçen hafta Arapça ezanın, kametin, izinsiz dinî eğitimin ve türbelere mum dikilmesinin yanısıra gayrımüslim vatandaşlar ile Türkiye’de yaşayan yabancılara da uygulanan yasaklar hakkındaki belgeleri yayınlarken bir hususa dikkat çekmiştim: Belgelere konu olan ve Tek Parti döneminde senelerce yürürlükte bulunan yasaklar, takipler, tutuklamalar ve mahkeme safahatı hiç de hoş olmayan hatıralar idi ama bütün bunlar tarihimizin gerçekleriydi! O devirlerde olup biten herşeyi tarafsız ve doğru şekilde öğrenmemiz ama bunu yaparken geçmişimizi şimdi hayatta olmayan kişilerle hesaplaşma ve kurumlarla da didişme vasıtası hâline getirmememiz gerekirdi. Zira, bugün geçmiş ile hesaplaşmaya kalkışmak memlekette zaten mevcut olan kamplaşmayı arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktı…</p>
<p>Tek Parti dönemine ait belgeleri bu düşünce ile yayınladım ama okuyup birşeyler öğrenmek yerine işi kolayına kaçarak alışılmış sloganları savurmayı tercih edenler demediklerini bırakmadılar ve hakkımda neler söylediler neler! Onlara göre o devirde olup bitenler bahsetmemek gerekirdi, hele belge asla yayınlanmamalı idi, memlekette bir zamanlar nelerin olup bittiğini yazmaya gerek yoktu ve dolayısı ile millet cahil bırakılmalıydı!</p>
<p>Bu zihniyet ciddiye alındığı takdirde hiçbirşey yazıp çizmenin mümkün olamayacağını gayet iyi bildiğim için, yolumda eskisi gibi devam ediyorum…</p>
<p>İşte, millî şairimiz Mehmed Âkif Ersoy ile ilgili olan ve okuduğunuzda şaşkınlığa düşeceğinize emin olduğum bazı belgeler…</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_bb5c47e82e025ea589b1d937f78c30ab.jpg" alt="" width="351" height="393" /></div>
<p>Mehmed Âkif emniyetin sıkı takibi altında tutulduğu son günlerinde Teşvikiye Sağlık Yurdu’nda tedavi altında idi ve bu haldeydi!</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_b73145b22400c94fdceb0b03083bd00a.jpg" alt="" width="351" height="711" /></div>
<p>Mehmed Âkif hakkında Türkiye’ye dönüşünden önce 28 Ağustos 1935’te Cumhurbaşkanlığı’na gönderilen istihbarat raporunun bazı bölümleri (Cumhurbaşkanlığı Arşivi, 01011956-21).</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_c0555db3a053397a4648bd8d58ccbcaa.jpg" alt="" width="351" height="555" /></div>
<p>Mehmed Âkif’in İstanbul’a döndüğünü gazetelerden öğrenen İçişleri Bakanlığı’nın İstanbul Valiliği’ne gönderdiği yazı.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_c4f2ff97b13b3deecbf7acdca4d922ae.jpg" alt="" width="351" height="561" /></div>
<p>İstanbul Valiliği’nin Âkif’in dönüşü konusunda İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği cevap. Yazıda “Başka bir maksadı olup olmadığı tahkik edilmektedir” deniyor, Bakanlık da Âkif’in kendi memleketine dönebilmek için “Nereden vize aldığını” soruyor!</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_adbb8fcddceb504becf670cd0cd0cdd0.jpg" alt="" width="351" height="560" /></div>
<p>Emniyet, o zamanın MİT’i olan Millî Emniyet Hizmetleri’nden Âkif’in takip edilmesini istiyor.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_b0069b91b1c97230c8e47ffdb8c03ebb.jpg" alt="" width="350" height="544" /></div>
<p>İstanbul Valiliği’nin, Mehmed Âkif’in İstanbul’daki hâmîleri hakkında İçişleri’ne gönderdiği yazı. Yazıda hatâ da yapılmış, Abbas Halim Paşa’nın kızı olan Prenses Emine, Mısır Hıdivi Abbas Hilmi Paşa’nın kızı olarak gösterilmiş.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_2ad93a26ef678bf9d5e2104b618ccdd7.jpg" alt="" width="351" height="572" /></div>
<p>Valilik, İçişleri’nden “Safahat” hakkında ne yapılacağını soruyor.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_8d15313c3bb7974d2b711f1b4337c539.jpg" alt="" width="351" height="516" /></div>
<p>İçişleri Bakanlığı, Safahat’ın müsaderesini ve usulen imhasını emrediyor!</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_3953204bdee985156142b48286b42da7.jpg" alt="" width="351" height="555" /></div>
<p>İstanbul Valiliği, Safahat’ın kalan nüshalarının Mısır’a iade edildiğini yazıyor.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_c3c1ff467a84e3b139e54a1185bfcd4f.jpg" alt="" width="351" height="546" /></div>
<p>Âkif’in sürgün senelerindeki takip raporlarından biri… Konsolosluklar, emniyet ve Genelkurmay, millî şairi hep takip altında tutmuş…</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_510060655c14b8439400ea45626799cb.jpg" alt="" width="351" height="466" /></div>
<p>Âkif ile ilgili bir diğer takip raporu.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_100d61810e77abb8660626a8f14f2dba.jpg" alt="" width="351" height="556" /></div>
<p>İstanbul Valiliği’nin Mehmed Âkif’in cenazesine kimlerin katıldığı ve cenazenin nasıl kalktığı hakkında İçişleri Bakanlığı’na gönderdiği yazı.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_1a1ea800a0b5f1167470287ae9905f50.jpg" alt="" width="351" height="503" /></div>
<p>Âkif’in ölümünün ölümünün üzerinden 26 sene geçmiş ama hatırası hâlâ takip altında tutulmuş! İstanbul Valiliği, Âkif için 27 Aralık 1962’de düzenlenen anma töreni konusunda İçişleri Bakanlığı’nı bilgilendiriyor ve törende ezan okuyan “irticacının” savcılığa sevkedildiğini yazıyor.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_22241e0cef4193a5781c84ae7094aa90.jpg" alt="" width="351" height="569" /></div>
<p>Hayranı olduğu Mehmed Âkif’in Mısır’da hâmîliğini üstlenen Prens Abbas Halim Paşa.</p>
<div class="zoom-in-out "><img loading="lazy" decoding="async" class="imgFluid resizedImage" src="https://im.haberturk.com/2018/11/19/ver1542609067/2225662_d1c9d560cf442a3cd20df50c8713f30d.jpg" alt="" width="351" height="587" /></div>
<p>Abbas Halim Paşa’nın kızlarından Prenses Emine, Mısır’dan İstanbul’a dönen Mehmed Âkif ile alâkadar olduğu, tedavi ettirdiği ve millî şaire evini açtığı için uzun müddet takip edilmiş; Âkif 27 Aralık 1936’da Galatasaray’da, Prenses Emine’nin ailesine ait olan Mısır Apartmanı’nda vefat etmişti.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devlet-akifi-murteci-biliyordu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Âkif: Biyo-Bibliyografik Detaylar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/akif-biyo-bibliyografik-detaylar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Selvi]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 06:39:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[3. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Akif]]></category>
		<category><![CDATA[Aralık 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1332</guid>

					<description><![CDATA[Eğer Günaydın’ın yazdığı biyografi devreye girmese ve gazete kupürleri arasında Çetin Altan’ın genç bir gazeteci olarak Milliyet gazetesinde çalıştığı yıllarda kıdemli ve tanınmış bir gazeteci olarak çalışan Refi Cevad Ulunay’ın benzer mealde bir yazısını tespit etmese herkes bu çöp bidonu hikâyesine inanabilirdi. Âkif’in biyografisi, muhkem diyebileceğimiz bir tarzda yazılmıştı. İşte M. Ertuğrul Düzdağ’ın Âkif biyografisi ve Orhan Okay Hoca’nın monografisi bu bapta ilk akla gelen çalışmalarıdır. Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç’un Âkif’e dair eserlerini ise süzülmüş / damıtılmış birer monografi olarak okuyagelmiştik. Yusuf Turan Günaydın’ın çalışması Âkif’in bütünlüklü bir biyografisi olmayı amaçlamayan bir metindir. Yazar, Safahat okumalarıyla başlayan Âkif (b)ilgisinde zamanla bazı boşluklar fark ediyor ve buraları doldurmak üzere dikkatini bir kısım detaylara yöneltiyor (Belki de yöneltmek zorunda kalıyor). Böylece karşısına çıkan ve Âkif biyografilerinde pek de rastlamadığımız, yer alsa bile belki birkaç cümleyle veya paragrafla ancak anlatılmış bazı hususları (detayları) çoğu zaman oylumlu birer makale boyutunda ele alarak genişletiyor. Hemen soralım: Âkif’in mektupları, biyografisine katkı sağlayacak detaylar barındırır mı? Günaydın’ın kitabı bu sorunun net cevabını doyurucu bir biçimde veriyor: Evet. Safahat’ta tasavvufu ‘olgun bir şıra’ya benzeten dizesinin yer aldığı şiirinden tutun da Bektaşîliğe yaklaşımına kadar bir kısım hususları mektuplarından yola çıkarak detaylandıran yazar, aynı zamanda bunları Safahat’la birleştiriyor. Böylece &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Eğer Günaydın’ın yazdığı biyografi devreye girmese ve gazete kupürleri arasında Çetin Altan’ın genç bir gazeteci olarak Milliyet gazetesinde çalıştığı yıllarda kıdemli ve tanınmış bir gazeteci olarak çalışan Refi Cevad Ulunay’ın benzer mealde bir yazısını tespit etmese herkes bu çöp bidonu hikâyesine inanabilirdi.</strong></p>
<p>Âkif’in biyografisi, muhkem diyebileceğimiz bir tarzda yazılmıştı. İşte M. Ertuğrul Düzdağ’ın Âkif biyografisi ve Orhan Okay Hoca’nın monografisi bu bapta ilk akla gelen çalışmalarıdır. </p>
<p>Nurettin Topçu ve Sezai Karakoç’un Âkif’e dair eserlerini ise süzülmüş / damıtılmış birer monografi olarak okuyagelmiştik.</p>
<p>Yusuf Turan Günaydın’ın çalışması Âkif’in bütünlüklü bir biyografisi olmayı amaçlamayan bir metindir. Yazar, Safahat okumalarıyla başlayan Âkif (b)ilgisinde zamanla bazı boşluklar fark ediyor ve buraları doldurmak üzere dikkatini bir kısım detaylara yöneltiyor (Belki de yöneltmek zorunda kalıyor). </p>
<p>Böylece karşısına çıkan ve Âkif biyografilerinde pek de rastlamadığımız, yer alsa bile belki birkaç cümleyle veya paragrafla ancak anlatılmış bazı hususları (detayları) çoğu zaman oylumlu birer makale boyutunda ele alarak genişletiyor.</p>
<p>Hemen soralım: Âkif’in mektupları, biyografisine katkı sağlayacak detaylar barındırır mı? Günaydın’ın kitabı bu sorunun net cevabını doyurucu bir biçimde veriyor: Evet. Safahat’ta tasavvufu ‘olgun bir şıra’ya benzeten dizesinin yer aldığı şiirinden tutun da Bektaşîliğe yaklaşımına kadar bir kısım hususları mektuplarından yola çıkarak detaylandıran yazar, aynı zamanda bunları Safahat’la birleştiriyor. Böylece bir tarafta zikredilmemiş bir detay öbür taraftan alınan verilerle genişletilmiş ve böylece kareler yerli yerine oturmuş oluyor.</p>
<p>Peki, Âkif hakkında özellikle oğlu Emin Âkif tarafından 1940’lı yıllarda bir gazetede yayımlanmış hatırat tefrikası detay barındırıyor mu? Evet, hem de bu hususu araştıran Günaydın’ın karşısına Emin Âkif’in ölümüyle ilgili ilgi çekici bir hususu da tam olarak aydınlığa kavuşturan ayrıntılar çıkartarak.</p>
<p>Burada biraz konaklamamız iyi olacak. Çünkü üzücü ve bir o kadar da tahammül edilmesi zor / yorucu bir detayı yorumlamak istiyoruz. Günaydın, biyografi araştırmalarıyla olduğu kadar bibliyografya çalışmalarıyla da tanınıyor. </p>
<p>Görüyoruz ki Hece dergisinin “Âkif Kaynakçası”nı hazırlarken girdiği gazete koleksiyonlarından, Emin Âkif’le yapılmış ve o güne kadar her nedense gözden kaçmış bir röportajı bularak çıkmış yazar. Burada Emin Âkif’le görüşen gazeteci Kenan Akın, onu sefalet içinde yaşadığı evde ziyaret etmiş ve kendisiyle bir röportaj da yapmış. Bu röportaj sonrasında, dönemin MTTB ilgilileri Emin’le ilgilenmişler ve onu yaşadığı derme çatma evden alarak kendisine MTTB’de bir oda tahsis etmişler. </p>
<p>Fakat Emin, uyuşturucu müptelâsı olduğu için burada fazla barınamamış ve bir kamyonun karoseri içinde yaşamaya başlamış. (Buradaki bazı ayrıntıları; meselâ Emin’in o kamyon karoserinde ‘donarak’ öldüğünü Günaydın’ın kitabından hemen sonra, Kasım 2017 başlarında yayımlanan Rasim Cinisli’nin hatıratından genişçe okuyabilirsiniz).</p>
<p>Şimdi işte bu noktada Çetin Altan’ın Ağustos 1999’da Sabah gazetesinde yazdığı bir yazı birden dikkat çekici bir konuma oturuyor. Burada, 1960’lı yıllarda Milliyet gazetesinde çalışan genç bir gazeteci olan Altan, bir gün Emin Âkif’in, kendisiyle görüşmek üzere çıkageldiğini ve ‘para istediğini’ anlatıyor ve üstelik bir müddet sonra da gazetelerden birinde, ölüm haberini ve ölüsünün de ‘Beşiktaş’taki çöp bidonlarından birinde’ bulunduğunu okuyor. (?)</p>
<p>Eğer Günaydın’ın yazdığı biyografi devreye girmese ve gazete kupürleri arasında Çetin Altan’ın genç bir gazeteci olarak Milliyet gazetesinde çalıştığı yıllarda kıdemli ve tanınmış bir gazeteci olarak çalışan Refi Cevad Ulunay’ın benzer mealde bir yazısını tespit etmese herkes bu çöp bidonu hikâyesine inanabilirdi. </p>
<p>Nitekim Altan’ın yazısından sonra Dücane Cündioğlu da dâhil birçok araştırmacı Emin Âkif’in ölümünü oradan aktararak anlatagelmişlerdir. </p>
<p>Oysa Ulunay’ın yazısını özetleyen Günaydın, burada Emin’in Milliyet gazetesine Ulunay’ı ziyaret için uğradığını ve fakat ondan ‘para’ değil, işini kaybetmiş olduğu için iş istediğini net olarak göstermektedir. Zaten Günaydın daha önce Emin’in hâtıralarını Babam Mehmet Âkif: İstiklâl Harbi Hâtıraları adıyla kitaplaştırmış (Kurtuba Yay., 4. bsk., 2017) ve bu çalışmanın “Ekler” bölümünde hem Ulunay’ın, hem de Altan’ın yazısını yorumsuz olarak vermişti.</p>
<p>Bu durumda ya Ulunay, Çetin Altan’ın ‘yaşadığı’ olayı kendisi yaşamış gibi köşesinde anlatmış olmalıdır veya 1960’lı yıllarda Ulunay’ın odasında gerçekleşen olayı Altan 1999’da kendisi yaşamış gibi anlatmış olmalıdır. İkinci ihtimalin yüksekliği bugünden bakıldığında su götürmez bir gerçektir. Bir defa Ulunay, Âkif’in tanıştığı bir şahsiyettir ve Emin’in ondan kendisine iş bulması için başvurması gayet doğaldır. </p>
<p>Emin o sırada gencecik (ve belki de Emin’in tanımasını gerektirecek kadar ünlü olmayan) bir gazeteci konumundaki Çetin Altan’dan neden herhangi bir şey istesin ki? Üstelik Altan, Milliyet bürosunda kendi çapında bir çalkantı doğurmuş olması gereken bu ziyareti neden o sırada sıcağı sıcağına yazmamıştır?</p>
<p>Günaydın, bu soruları sormakla yetiniyor ve hükmü okuyucuya bırakıyor. Doğrusu bizim nazarımızda Çetin Altan’ın yazdıklarının açık bir çarpıtma içerdiği gayet nettir. Altan, öyle bir yazı kaleme almakla, dindarlığı ve İslâmcılığıyla tanınan Âkif’i bir nevi açığa düşürmüş ve işte bu dindar şairin oğlunu, kendisinden para dilenen ve ölüsü bir çöp bidonunda bulunacak kadar berbat bir hayat yaşayan biri olarak lânse etmiş veya bu hususu bütün ülkenin adeta gözüne sokmuş oluyordu. Kaderin getirdiklerine bakın ki şimdi de kendi oğulları FETÖ yardakçılığından hapiste yatıyor. Düşmez kalkmaz Bir Allah, ne denir.</p>
<p>Bu bahsi uzatmamızın nedeni Çetin Altan’ın, Emin Âkif’in, insanın içini burkan hayat hikâyesine gerçek dışı bir anekdot eklemiş olmasıdır. Hayret edilir ki, buna herkes inandı ve Emin’in zaten trajik hayat hikâyesine yamanmış bu asparagası kabule meyletti. Oysa Ulunay’ın yazısı (Milliyet, 30 Ocak 1965), bu bapta net hükmü verebilmemizi tam anlamıyla sağlıyor.</p>
<p>Artık kitaptaki diğer detaylara geçebiliriz:</p>
<p>Âkif kitabında ilgi çekici bulduğumuz bir dizi detay da Âkif’in ünlü meâlinin yakılıp yakılmadığı konusunun ele alındığı bölümde yer alıyor. Günaydın, burada Meâl’in yakılışına giden yolun aşamalarını gösteren kısa bir kronoloji sunuyor. Bu kronoloji, Meâl’le ilgili bugüne kadar zaman zaman dile getirilen bazı kuşkulara net açıklıklar getiriyor ve sonuç itibariyle Meâl’in yakılmadığını düşünenleri destekliyor.</p>
<p>Tartışılan bir Âkif meselesi de Safahat’taki tasavvuf vurgusu üzerinedir. Genel eğilim, Âkif’in neredeyse bir ‘tasavvuf karşıtı’ olduğu yolundadır. </p>
<p>Günaydın, Sebilürreşad dergisi koleksiyonlarında ve hatta buradan alınarak kitaplaştırılan Âkif’e ait makaleler arasında, ‘Hasbihâl’ gibi pek de içerikten haber vermeyen bir başlık taşıyan yazısında tasavvufu, hatta Hint mistisizmini, Mevlânâ ve İbn-i Arabî’yi savunduğunu, bunu hem de bir tasavvuf karşıtını ilzam eden bir üslupla yaptığını belirginleştiriyor. </p>
<p>Acaba söz konusu yazı bugüne kadar Âkif araştırmalarında neden bir nevi ‘ötelendi’? Ve neden Âkif’in sadece tasavvufun ibahiyeci bir yorumuna Safahat’ta getirdiği eleştiri genelleştirilerek tasavvufun bütününe teşmil edildi? Gerçekten açıklaması zordur.  Demek ki hepimizin kafasında bir Âkif var ve bu yüzden ‘bizce olması gereken’ Âkif’i görüyoruz sadece. Bu gibi yönleriyle Günaydın’ın çalışması ezber bozucu bazı çıkışlar da içeriyor. Kitabın, Âkif bibliyografyasını görünür kılan bölümlerine ise yeterince değinemiyoruz. Fakat eser, biyografik veriler içerdiği kadar zengin bibliyografik ayrıntılar da içeriyor.  Günaydın’ın kütüphane köşelerinde, arşiv odalarında zahmetli bir çalışmayla ortaya koyduğu bibliyografik malzeme, Âkif araştırmacıları için dönüp dönüp bakılması gereken boyutlardadır.</p>
<p>Âkif: Biyo-Bibliyografik Detaylar adlı kitabı elinin altında bulunduran araştırmacı ve okuyucular Âkif’le ilgili yeni detaylara doğru yol alabilirler. Böylece kitabın Âkif çalışmaları için zemin sunan bir el kitabı olduğu gerçeğine de işaret etmiş oluyoruz. </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
