<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Akdeniz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/akdeniz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 23 Nov 2021 12:12:18 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Akdeniz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Mavi Vatan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mavi-vatan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mavi-vatan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz ALTIN]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Nov 2021 12:12:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[mavi vatan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17914</guid>

					<description><![CDATA[Zaman zaman ülkeler ve milletler dar boğazlardan geçebilir. Ülke ve millet olarak bizim de zor zamanlarımız olmuştur ve olacaktır da. Aslolan vatandır. Bu günlerde dikkatlerimiz ve endişelerimiz genelde hep aynı yönde seyrediyor. Böyle bir girişten sonra ne düşündüğünüzü tahmin etmek zor değil. Yazının devamında ekonomik model kıyaslamaları, yeni çözüm önerileri, karamsar tablolar ya da umut vadeden bir gelecek tahmini. Bütün bunlardan bağımsız bir konudan bahsedeceğim bu hafta. ‘Aslolan vatandır’ dedik ya, işte tam bundan söz edeceğim. ‘Vatan’ dediğinizde karşınıza şu tanım çıkar; ‘içinde egemenlik kurduğun, yurt edindiğin toprak.’ Biz iki vatanlı bir milletiz. Elbette vatan tektir ama bizim bir de ‘mavi Vatan’ dediğimiz denizlerimiz var. Mavi vatanda egemenliğin olmazsa ana vatanda da egemenliğin tehdit altında demektir. Mavi vatana elbette hem ticari hem askeri hem coğrafi hem de stratejik açıdan yaklaşmalı ancak vatan kutsalımızda aynı derece ehemmiyeti ve kutsiyeti de barındırmalıdır. Bizi ‘mavi vatan’ tanımına taşıyan tarih penceresine baktığımızda, tarihimizin ilk dönemlerine doğru gitmek gerekir. Karadeniz’in adı neden ‘kara’ veya tüm dünya Akdeniz’e ‘mediterranian’ derken bizce neden Akdeniz. Göçebe Türk toplumları Kuzey’e ‘kara’ Güney’e ‘ak’ derlerdi. Türklerin denizle tanışması ilk defa Hazar Deniziyle olmuştur. Hazar Denizi, Türk toplumunu ikiye ayırmış, kuzeye giden Kıpçak, Kuman, Karaçay Türkleri ve güneyden devam eden bizim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Zaman zaman ülkeler ve milletler dar boğazlardan geçebilir. Ülke ve millet olarak bizim de zor zamanlarımız olmuştur ve olacaktır da. Aslolan vatandır. Bu günlerde dikkatlerimiz ve endişelerimiz genelde hep aynı yönde seyrediyor.</p>



<p>Böyle bir girişten sonra ne düşündüğünüzü tahmin etmek zor değil. Yazının devamında ekonomik model kıyaslamaları, yeni çözüm önerileri, karamsar tablolar ya da umut vadeden bir gelecek tahmini. Bütün bunlardan bağımsız bir konudan bahsedeceğim bu hafta. ‘Aslolan vatandır’ dedik ya, işte tam bundan söz edeceğim. ‘Vatan’ dediğinizde karşınıza şu tanım çıkar; ‘içinde egemenlik kurduğun, yurt edindiğin toprak.’ Biz iki vatanlı bir milletiz. Elbette vatan tektir ama bizim bir de ‘mavi Vatan’ dediğimiz denizlerimiz var.</p>



<p>Mavi vatanda egemenliğin olmazsa ana vatanda da egemenliğin tehdit altında demektir. Mavi vatana elbette hem ticari hem askeri hem coğrafi hem de stratejik açıdan yaklaşmalı ancak vatan kutsalımızda aynı derece ehemmiyeti ve kutsiyeti de barındırmalıdır.</p>



<p>Bizi ‘mavi vatan’ tanımına taşıyan tarih penceresine baktığımızda, tarihimizin ilk dönemlerine doğru gitmek gerekir. Karadeniz’in adı neden ‘kara’ veya tüm dünya Akdeniz’e ‘mediterranian’ derken bizce neden Akdeniz. Göçebe Türk toplumları Kuzey’e ‘kara’ Güney’e ‘ak’ derlerdi. Türklerin denizle tanışması ilk defa Hazar Deniziyle olmuştur. Hazar Denizi, Türk toplumunu ikiye ayırmış, kuzeye giden Kıpçak, Kuman, Karaçay Türkleri ve güneyden devam eden bizim atalarımız Oğuz boyları. Kuzeye göç eden soydaşlarımız o dönemde ticaretin, deniz yollarının kıymetini idrak etmiş karşılıklı bağımlılıkları gerekçesiyle Bizans ile dahi barış yaparak ‘Pax Khazarica’ (hazar barışı) ilan etmişlerdir. Bu sayede iki yüz yıldan fazla süre Hazar Denizi ve Karadeniz’de savaş olmadan ticaret yapmışlardır.</p>



<p>‘Güney Türkleri’ diye tabir edeceğimiz atalarımız denizden, denizcilikten hep uzak kalmışlar ve bir kara toplumu olarak yaşamışlardır. &nbsp;İpek-baharat yolu üzerinde olan vatanımız bize doğrudan ticaret yapma imkânı sağladığı için de uzun yıllar boyunca denizcilikte ilerlemeye ihtiyaç duymamışlar kara hakimiyetini güçlendirmeye yeni fetihler yapmaya devam etmişlerdir. Bunun en net örneğini İslamiyet’in yayıldığı coğrafyalara bakarak anlayabiliriz. İslamiyet, karada Türkler, denizaşırı yerlerde de Araplar eliyle yayılmıştır. Ancak Ümitburnu’nun keşfiyle ipek-baharat yolunun önemi azalınca kara toplumu olan Türkler süratle denizcilik alanında gelişmek, yeni ticaret yolları bulmak için çaba sarf etmişlerdir. Kısa süre içerisinde Mısır’ı fethetmiş Fas’tan,&nbsp; Cezayir’den getirdiği denizcilerle Akdeniz’e çapasını atmış ve sadece sekiz yıl içerisinde Akdeniz’in tek hâkimi olmuştur. Hatta denizin ve deniz ticaretinin önemini o derece kavramış ki Don ve Volga nehirlerini birleştirecek bir kanal projesine başlamış (Sokullu Mehmet paşanın başladığı proje 1952 de Sovyetler tarafından bitirildi) bu sayede hem halifeliğin gereği olarak hac yollarını güvenli hale getirmeye hem de yeni suyollarıyla ticaret hacmini artırmayı amaçlamıştır.&nbsp; Doğru strateji ve yöntemlerle Kısa sürede o kadar ilerlemiş ki, 1538 yılında Osmanlı donanması Hint Denizi’nde önce Portekiz ardından ispanya ile savaşır hale gelmiştir.</p>



<p>Duraklama ve gerileme döneminde ise elde ettiği deniz ruhu ve denizcilik geleneğinden aynı hızda vazgeçmiş kara sınırlarını önemsemiş ve topraklarını güvende tutmaya gayret etmiştir. Topraklarını güvende hissettikçe denizcilik ruhundan daha da uzaklaşmıştır. Bunların sonucu olarak deniz hâkimiyetini kaybetmiş olması imparatorluğun yıkılışını hızlandırmıştır.</p>



<p>ABD’nin ulusal stratejisinin temelini de oluşturan Amiral Alfred Thayer Mahan’ın&nbsp; “Denizlere hakim olan tüm dünyaya hakim olur’’ şeklinde özetlenebilecek ‘Deniz Hakimiyeti Teorisi’nin 6 unsurundan en önemlisi milli karakterdir. Buna göre bir ülkenin coğrafi konumu deniz hakimiyeti için ne kadar avantajlı olursa olsun üzerinde yaşayan insanlar denizci bir ruha sahip olmadıkça deniz gücü harekete geçirilemez.</p>



<p>Türk milleti olarak strateji belirleme ve geleceği doğru okuma konusunda başarılıyız ancak Osmanlı gibi karayı güvende gördüğümüzde deniz hakimiyetini ikinci plana atmayalım. Mavi vatan da böylelikle heba olmasın. Bugün geldiğimiz noktada görüyoruz ki, zengin doğalgaz yataklarının keşfedilmesiyle Akdeniz’deki kıta sahanlığı ve münhasır ekonomik bölge kavramları değer kazandı. Biz de buralardaki tarihi haklarımızı gelecek nesillere miras bırakmak için Fatih’in gemileri karadan yürüttüğü ruhla sahiplenmeliyiz.</p>



<p><strong>Kanal İstanbul, Karadeniz’deki Rus varlığına karşı elimizdeki koz…</strong></p>



<p>Akdeniz’e kıyısı olan tüm Osmanlı bakiyesi ülkelerle ilişkilerimizi ittifaklarımızı güçlendirmeliyiz. Libya üzerinde artan İtalyan baskısını kırıp, 25 Aralık’ta gerçekleşecek olan Libya devlet başkanlığı seçimlerinin akabinde iki ülke arasındaki anlaşmalarımızın yürürlüğüne sahip çıkmalıyız. Lübnan, Filistin ve hatta Mısır’la anlaşarak Akdeniz’deki varlığımızı güçlendirmeliyiz. Kanal İstanbul projesi Karadeniz’deki Rus varlığına karşı elimizde büyük bir koz. ‘Möntrö Boğazlar Sözleşmesi’ne dahil olmayan kontrolü tamamen bizde olan bir kanal, bize Akdeniz’deki ittifaklarımızı güçlendirmek için de bir çok avantaj sağlayacaktır. Mavi vatan, bugün kurtuluş savaşındaki ruhla dirayetle sahip çıkmamız gereken uğrunda savaşmaktan dahi kaçmayacağımız en büyük hedefimiz olmalıdır. Öyledir de zaten.</p>



<p>Türk tarih geleneğinin köşe taşları zorluklar, azim ve hırstır. 1923 yılından beri Türkiye için en büyük zafiyet Ege Denizi’ndeki mevcut siyasi yapıdır. Bu PKK’dan da büyük bir sorundur. Doğu Ege’de 12 adaların hâkimiyetimizden çıkmış olması bir beka meselesidir. 1947 Paris anlaşmasıyla bir statü kazandırmadan çözümsüz kalsa bugün biraz daha avantajlı olurduk. Burada tezimizi güçlendirip çok uzak olmayan bir tarihte de tekrar bu adalara sahip olmamız gerektiğini unutmamalıyız.</p>



<p>Mavi Vatan, sadece ticari ve stratejik bir düşünce alanımız, askeri raporlara, akademik makalelere konu olacak bir tanım değildir. Mavi Vatan, bizim tarihi mirasımızdır. Vatan mefkuremizin temel taşıdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mavi-vatan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yunanistan Bir Proje Devlettir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2021 09:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16965</guid>

					<description><![CDATA[Yunanistan Krallığı İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın Osmanlıyı askeri ve siyasi yönden baskılaması ile 1832 de kuruldu. Eğer gerçek bir halk hareketi ile kurulsaydı büyük ihtimalle krallık olmazdı. Hatta Kral olarak Bavyera kralı I. Ludwig&#8217;in oğlu Otto atandı. Kuruluşuna önayak olan devletler birinci dünya savaşında &#8216;itilaf devletleri&#8217; ni oluşturdu ve Osmanlıyı parçalama, İstanbul&#8217;u işgal operasyonunu gerçekleştirdiler. Yunanistan&#8217;ın kurulma amacı Osmanlıya karşı bir koçbaşı olarak kullanılmasıydı. Bu devlet kuruluşundan itibaren hem Osmanlıyla daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile hiç barışık olmadı. Sürekli olarak genişlemeci politikalar izledi. Zaman içinde İyon adalarını, Teselya&#8217;yı ve Selanik&#8217;i aldı. 1897 savaşı ve Balkan savaşları hep bu devlet tarafından kışkırtıldı. Hamisi olan itilaf devletlerinin safında birinci dünya savaşına katıldı ve Osmanlıya savaş açtı. Savaş sonunda Osmanlının İtalya&#8217;ya emanet bıraktığı bir kaç ada bu devlet tarafından Yunanistan&#8217;a verildi. Kendini Osmanlıdan yeterince hıncını alamamış hisseden İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;un talimatıyla 1919 da Anadolu&#8217;yu işgale başladı. Kurtuluş savaşı ile de dersini aldı. Ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan&#8217;a karşı herhangi bir taciz ya da saldırıda bulunmadığı, tam tersine kendisi bu halef selef devletlere karşı düşmanca tutumlar takındığı halde Yunanistan, tehdit altında olduğu propagandası yapmaktadır. Şu anda Miçotakis hükümetinin izlediği küstah, şımarık ve saldırgan politika klasik Yunan politikasıdır. Art arda çeşitli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yunanistan Krallığı İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın Osmanlıyı askeri ve siyasi yönden baskılaması ile 1832 de kuruldu. Eğer gerçek bir halk hareketi ile kurulsaydı büyük ihtimalle krallık olmazdı. Hatta Kral olarak Bavyera kralı I. Ludwig&#8217;in oğlu Otto atandı. Kuruluşuna önayak olan devletler birinci dünya savaşında &#8216;itilaf devletleri&#8217; ni oluşturdu ve Osmanlıyı parçalama, İstanbul&#8217;u işgal operasyonunu gerçekleştirdiler.</p>



<p>Yunanistan&#8217;ın kurulma amacı Osmanlıya karşı bir koçbaşı olarak kullanılmasıydı. Bu devlet kuruluşundan itibaren hem Osmanlıyla daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile hiç barışık olmadı. Sürekli olarak genişlemeci politikalar izledi. Zaman içinde İyon adalarını, Teselya&#8217;yı ve Selanik&#8217;i aldı. 1897 savaşı ve Balkan savaşları hep bu devlet tarafından kışkırtıldı. Hamisi olan itilaf devletlerinin safında birinci dünya savaşına katıldı ve Osmanlıya savaş açtı. Savaş sonunda Osmanlının İtalya&#8217;ya emanet bıraktığı bir kaç ada bu devlet tarafından Yunanistan&#8217;a verildi. Kendini Osmanlıdan yeterince hıncını alamamış hisseden İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;un talimatıyla 1919 da Anadolu&#8217;yu işgale başladı. Kurtuluş savaşı ile de dersini aldı.</p>



<p>Ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan&#8217;a karşı herhangi bir taciz ya da saldırıda bulunmadığı, tam tersine kendisi bu halef selef devletlere karşı düşmanca tutumlar takındığı halde Yunanistan, tehdit altında olduğu propagandası yapmaktadır.</p>



<p>Şu anda Miçotakis hükümetinin izlediği küstah, şımarık ve saldırgan politika klasik Yunan politikasıdır. Art arda çeşitli devletlerle (ABD, BAE, Suudi Arabistan) askeri tatbikatlar yapmaktadır. ABD ye ülkesinde üs vermeye hazırlanmaktadır. Bütün bunlara rağmen Türkiye&#8217;nin saldırgan politikalar izlediği kara propagandasını yaymaya çalışmaktadır. Peki; Türkiye&#8217;nin buna karşı politikası nedir. Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar&#8217;ın açıklamalarına bakınız. Diplomasi, diyalog, iyi komşuluk ilişkileri, kazan kazan ilişkisi temalı açıklamalardır bunlar. Bir başka deyişle &#8216;oğlum bak git&#8217; politikası.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akdeniz&#8217;de Olmak yada Olmamak!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/akdenizde-olmak-yada-olmamak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/akdenizde-olmak-yada-olmamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Seyit Mehmet Şen]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2021 07:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16630</guid>

					<description><![CDATA[1.Gerçekten de son zamanlarda çok kullanılan güzel bir sözdür ‘coğrafya kaderdir’ sözü. Evet, coğrafya kaderdir. Kaderin bir cilvesidir ki ikinci binin hemen başında buralara geldik; zamanın süper gücü Bizanslılarla göğüs göğüse gelip savaştık ve Allah’ın cc lütfuyla zamanın süper gücü Bizans&#8217;ı yenip bu güzel coğrafyayı vatan edindik. Bu buraya gelişimizin ve bu güzel coğrafyayı vatan edinişimizin kısacık hikayesidir. Üzerinde asıl durulması gereken ise buraya nereden ve nasıl gelip, bu güzel coğrafyayı nasıl vatan edinişimiz değildir elbet… Üzerinde asıl durulması gereken konu buraya neden gelişimizdir. Bunun elbet görünen ve tarih sayfalarına konu olan bir çok nedeni vardır. Benim üzerinde durmak istediğim tarihin kaydettiği konular da değil aslında… Ben bu topraklara gelişimizin asıl nedenini arıyorum… Bu asıl neden görünenlerden, üzerinde durulanlardan, bahis konusu edilenlerden çok başka… * 2. Tarihçi gözüyle Anadolu’ya gelişimizin kısa hikayesini bir de Prof Dr Erhan Afyoncu’nun kaleminden okuyalım.. “Anadolu&#8217;ya Türkler&#8217;in ilk gelişi 4. yüzyılın sonlarına doğru Batı Hunları (Avrupa Hunları) tarafından gerçekleştirildi. Hunlar bir taraftan Balkanlar üzerinden Trakya&#8217;ya doğru yürürken… Diğer taraftan Kafkas dağlarını aşıp, Anadolu&#8217;ya girdiler. Kursık ve Basık isimli iki komutan idaresindeki Hun atlıları Erzurum üzerinden Malatya&#8217;ya ulaştılar. Çukurova&#8217;ya indiler, Urfa ve Antakyayı kuşattılarsa da alamadılar. Kudüs&#8217;e kadar inen Hunlar, burada fazla kalmadılar ve 396&#8217;da tekrar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1.<br>Gerçekten de son zamanlarda çok kullanılan güzel bir sözdür ‘coğrafya kaderdir’ sözü.</p>



<p>Evet, coğrafya kaderdir.</p>



<p>Kaderin bir cilvesidir ki ikinci binin hemen başında buralara geldik; zamanın süper gücü Bizanslılarla göğüs göğüse gelip savaştık ve Allah’ın cc lütfuyla zamanın süper gücü Bizans&#8217;ı yenip bu güzel coğrafyayı vatan edindik.</p>



<p>Bu buraya gelişimizin ve bu güzel coğrafyayı vatan edinişimizin kısacık hikayesidir.</p>



<p>Üzerinde asıl durulması gereken ise buraya nereden ve nasıl gelip, bu güzel coğrafyayı nasıl vatan edinişimiz değildir elbet…</p>



<p>Üzerinde asıl durulması gereken konu buraya neden gelişimizdir.</p>



<p>Bunun elbet görünen ve tarih sayfalarına konu olan bir çok nedeni vardır.</p>



<p>Benim üzerinde durmak istediğim tarihin kaydettiği konular da değil aslında…</p>



<p>Ben bu topraklara gelişimizin asıl nedenini arıyorum…</p>



<p>Bu asıl neden görünenlerden, üzerinde durulanlardan, bahis konusu edilenlerden çok başka…</p>



<p>*</p>



<p>2.</p>



<p>Tarihçi gözüyle Anadolu’ya gelişimizin kısa hikayesini bir de Prof Dr Erhan Afyoncu’nun kaleminden okuyalım..</p>



<p>“Anadolu&#8217;ya Türkler&#8217;in ilk gelişi 4. yüzyılın sonlarına doğru Batı Hunları (Avrupa Hunları) tarafından gerçekleştirildi.</p>



<p>Hunlar bir taraftan Balkanlar üzerinden Trakya&#8217;ya doğru yürürken…</p>



<p>Diğer taraftan Kafkas dağlarını aşıp, Anadolu&#8217;ya girdiler.</p>



<p>Kursık ve Basık isimli iki komutan idaresindeki Hun atlıları Erzurum üzerinden Malatya&#8217;ya ulaştılar.</p>



<p>Çukurova&#8217;ya indiler, Urfa ve Antakyayı kuşattılarsa da alamadılar.</p>



<p>Kudüs&#8217;e kadar inen Hunlar, burada fazla kalmadılar ve 396&#8217;da tekrar Kafkaslara döndüler.</p>



<p>Türkler&#8217;in Anadolu&#8217;ya ikinci gelişi Sabarlar&#8217;la oldu.</p>



<p>İdil, Don ve Kuban ırmakları arasındaki bölgede bir devlet kurmuş olan Sabar Türkleri 6. yüzyılda Kafkasların güneyine kadar olan toprakları ele geçirdiler.</p>



<p>Daha sonra Kayseri, Konya, Ankara taraflarına şiddetli akınları oldu.</p>



<p>Proto-Moğollar&#8217;dan, Kıtaylar&#8217;ın 924&#8217;te Orhun havalisine hakim olmalarıyla birlikte, bu bölgedeki Türk boyları birbirlerini sıkıştırarak batıya doğru göç etmeye başladılar</p>



<p>Büyük Selçuklular, Karahanlı ve Gazneliler karşısında tutunamayınca, Çağrı Bey 3000 süvariyle 1015&#8217;te Anadolu&#8217;ya doğru bir keşif seferine çıktı.</p>



<p>Çağrı Bey, Azerbaycan&#8217;da rastladığı Türkmenler&#8217;i de alıp 1018&#8217;de Doğu Anadolu&#8217;ya girdi.</p>



<p>Ermeni kaynaklarına göre ‘mızrak, ok ve yaydan ibaret olan silahları çekili, beli kemerli, uzun ve örülü saçlı, rüzgâr gibi uçan Türk atlıları’ karşısına çıkan Bizans birlikleri ‘yağmur gibi atılan oklar’ karşısında mağlup oldular.</p>



<p>Çağrı Bey, Van gölü civarını ele geçirdikten sonra Nahcivan ve civarını kontrol altına aldı.</p>



<p>Rastladığı Bizans kuvvetlerini ardı ardına yenilgiye uğrattı.</p>



<p>Büyük Selçuklu Devleti kurulmadan önce Oğuzlar&#8217;dan kopan bir kısım boylar Azerbaycan, Güneydoğu Anadolu ve Irak&#8217;a gitmişlerdi.</p>



<p>Göktaş, Buka, Mansur ve Anasıoğlu idaresi altındaki Türkmenler, Cizre ve Diyarbakır havalisi ile Musul&#8217;u ele geçirmişlerse de uzun süre buralarda hakim olamadılar ve Azerbaycan&#8217;a geri döndüler.</p>



<p>Kendilerine yurt, hayvanlarına da otlak arayan Türkmen kitleleri, Büyük Selçuklu topraklarına gelmeye devam ediyordu.</p>



<p>Selçuklular Türkmenleri, kargaşa çıkarmalarını ve otlak sıkıntısına sebebiyet vermelerini önlemek için Anadolu&#8217;ya sevk etti.<br>Türkler, Suriye ve Irak&#8217;a da gidip, yerleşmişlerse de ülkelerin iç bölgelerine girmemişlerdi.</p>



<p>Bu bölgelerin iklim ve otlak durumunun hayvanları için uygun olmaması, Türkler&#8217;in buralarda yoğun bir şekilde yayılmasına engel oldu.</p>



<p>Anadolu ise iklimi ve geniş otlakları ile Türkler&#8217;in hayat tarzına uygundu.</p>



<p>Aynı zamanda Anadolu&#8217;nun yoğun bir nüfusa sahip olmaması ve burada Türklere direnecek güçlü bir askeri organizasyonun bulunmaması da Türkmenler&#8217;in buraya gelmesini teşvik edici unsurlar oldu.</p>



<p>Oğuzlar, 1040&#8217;da Dandanakan&#8217;da Selçukluların idaresinde Gazneliler&#8217;i yenip, kendi devletlerini kurdular.</p>



<p>Selçuklular, Gazneliler&#8217;i mağlup ederek Maveraünnehir bölgesine hakim olduklarından, kendileri Anadolu&#8217;ya gitmediler.</p>



<p>Fakat Moğol kabilelerinin baskısıyla Orta Asya&#8217;dan ülkelerine gelen Türkmenleri Anadolu&#8217;ya gönderdiler.<br>1048&#8217;de Selçuklular Hasankale zaferini kazandılar.</p>



<p>1059&#8217;da Sivas ve Malatyayı ele geçirdiler.</p>



<p>1064&#8217;te Alparslan, Kars&#8217;ı fethetti.</p>



<p>1067&#8217;ye gelindiğinde Kayseri, Niksar ve Konya fethedilmişti.</p>



<p>Afşin Bey, 1068&#8217;de İstanbul Boğazı&#8217;na kadar geldi.<br>1071 Malazgirt Zaferi Anadolu&#8217;nun kapılarını Türkmenlere açtı…</p>



<p>Anadolu ‘Türkiye’ oldu.”</p>



<p>*</p>



<p>3.</p>



<p>Evet coğrafya kaderdir…</p>



<p>Ve biz bu topraklara kıyamete kadar bize verilen kaderimizi yaşamaya geldik.</p>



<p>Gelişimiz zahiren şu veya bu nedenden olabilir.</p>



<p>Doğudan Moğolların baskısı…</p>



<p>Daha sonra büyük Selçukluların kendilerinden sonra yurtlarına gelen Türkmenleri Anadolu’ya yönlendirmeleri…</p>



<p>Türkmenlerin bugünkü Irak ve Suriye topraklarının iç taraflarını kendi yaşayışlarına uygun bulmayışları…</p>



<p>Uçsuz bucaksız otlaklarıyla Anadoluyu beğenmeleri, tercih etmeleri ve yerleşmeye başlamaları…</p>



<p>Anadolu yurt edinmeye başlayan Türkmenleri Anadolu’dan atmak isteyen Bizans Ordusunu Selçuklu Sultanı Alpaslan&#8217;ın 26 Ağustos 1071’de yenilgiye uğratarak Anadoluyu Türkler için vatan edinmesi…</p>



<p>Ve bu tarihten başlayarak Anadolu&#8217;nun ‘Türkiye’ olması…</p>



<p>*</p>



<p>4.</p>



<p>Bu tarihi gerçekler ışığında düşünmeliyiz!</p>



<p>Orta Asya’dan gelerek Anadolu’ya yerleşen; kanlarıyla, göz yaşlarıyla, terleriyle Anadoluyu vatan edinen bütün etnik unsurlarıyla Müslüman Türk Milleti bu topraklarda olmasaydı; bin yıldır bu topraklardan Müslüman Türk Milletini atmak için didinen Haçlıları kim durdurabilirdi?</p>



<p>Müslüman Türk Milletini bu topraklardan atmak için Hulagu Hanı, Timur’u, Şah İsmail’i ve arkasından gelenleri Anadolu’ya gönderenler başarılı olsalardı bugünkü nüfusuyla iki milyarlık bir İslam Dünyası olur muydu?</p>



<p>Olmazdı…</p>



<p>Ya da şöyle diyebiliriz:</p>



<p>Türkler bu toprakları vatan edinmeselerdi, elbet Allah cc bir başka kavmi ümmetin başı olarak bu topraklara getirirdi.</p>



<p>Getirmediğine göre…</p>



<p>Ve bu toprakları haçlı sürülerine karşı Bütün Etnik Unsurlarıyla Müslüman Türk Milletine koruttuğuna göre…</p>



<p>Bize düşen Allah’ın cc bize verdiği görevin farkında olarak çalışmak, çabalamak, kan ve göz yaşı dökmek, ter akıtmak ve bu ülkeyi haçlının önünde geçilmez bir set olarak muhafaza etmenin gereğini yapmaktır.</p>



<p>Nedir gereği mi diyorsunuz?</p>



<p>Güçlü olmak!</p>



<p>Bilinen bir gerçektir ki denizlere hakim olmadan…</p>



<p>Denizlerde pay sahibi olmadan…</p>



<p>Güçlü olunamaz, güçlü olamayız!</p>



<p>Güçlü olmadan cihan devletimizi kuramayız!</p>



<p>Cihan devletimizi kuramazsan ümmeti küfrün, zalimlerin, emperyalist güçlerin, talancıların, zorbaların tasallutundan kurtaramayız.</p>



<p>Ümmeti talancıların tasallutundan kurtaramazsak, bu topraklardaki görevimizi yapmamış oluruz.</p>



<p>Ve sorumlu oluruz…</p>



<p>Mizana görevinin gereğini yapmamış bir millet olarak çıkarız.</p>



<p>Böyle bir çıkışı ahiret inancı olan hiçbir mümin istemez, isteyemez.</p>



<p>Öyleyse…</p>



<p>Akdeniz&#8217;de olmak, bizim öncelikle var oluşumuz için mutlak gereklidir.</p>



<p>Ve var oluşumuzu taçlandıracak olan güçlü oluşumuz için olmazsa olmaz derecesinde gereklidir.</p>



<p>Bu gerekliliği bu toprakları vatan edinenlerden başkası anlayamaz…</p>



<p>Anlamak istese de anlayamaz.</p>



<p>Bunun için ‘Libya’da ne işimiz var’ derler…</p>



<p>Onları bu söylemlerinden dolayı kınayamayız.</p>



<p>Çünkü bu topraklar onlar için vatan değil memlekettir.</p>



<p>Bunun içindir ki bu toprakların vatan olmasında kanları, göz yaşları, terleri yoktur.</p>



<p>Olmayacaktır da…</p>



<p>Bunun içindir bu topraklarda taş üstüne taş koyan her insanımıza düşman olmaları…</p>



<p>Bunun içindir fabrikalara, barajlara, yollara, köprülere, hava alanlarına karşı olmaları…</p>



<p>Bunun içindir darbelere ve darbecilere bel bağlamaları…</p>



<p>Bunun içindir bu ülkeye şu veya bu vesileyle haçlı güçlerini davet etmeleri…</p>



<p>Bunun içindir kıblelerinin Kâbe değil Vatikan olması…</p>



<p>Bunun içindir Esed’den, Sisi’den, Hafter’den yana kürek sallamaları…</p>



<p>*</p>



<p>5.</p>



<p>Akdeniz bizim olmazsa olmazımızdır…</p>



<p>Amerika&#8217;nın, Rusya’nın, Yunanistan’ın, İngiltere&#8217;nin, Almanya&#8217;nın, Fransa&#8217;nın, Mısır&#8217;ın, BAE’nin olduğu veya olmaya çalıştığı Akdeniz’de ve Libya’da olmak bizim en doğal hakkımızdır.</p>



<p>Libya bizim yitik vatan toprağımızdır.</p>



<p>Akdeniz bizim ceddimizden kalan mirasımızdır.</p>



<p>Biz Amerika diye bir devlet yokken, Akdeniz’i ‘Türk Gölü’ haline getirmiş bir milletiz.</p>



<p>Biz Fransa kralını tutsaklıktan kurtarırken Akdeniz’de yelken açıp, hâkim olan bir milletiz.</p>



<p>Biz Mısır&#8217;ı bir valiyle yönetirken Akdeniz’de huzur ve sükûnu sağlamış bir milletiz.</p>



<p>Onlar, bunlar, şunlar olacak ama biz olmayacağız öyle mi?</p>



<p>Bizim Libya’da ve Akdeniz’de ne işimiz var öyle mi?</p>



<p>Evet, biz bütün yitik vatan topraklarında olacağız.</p>



<p>Biz Ömer Muhtar&#8217;ın Libya&#8217;sında da…</p>



<p>Barbaros Hayrettin Paşa&#8217;nın, Turgut Reisin Akdeniz&#8217;inde de olacağız, olmak zorundayız…</p>



<p>Olmazsak bizi bu topraklarda yaşatmazlar…</p>



<p>Oysa bu topraklar bize kıyamete kadar vatan olarak verildi…</p>



<p>Biz bu topraklarda gördük devletin ebed müddet olduğunu…</p>



<p>Biz bu topraklarda gördük devletsizliğin, ‘ya devlet başa ya kuzgun leşe’ olduğunu…</p>



<p>Biz bu topraklarda yaşadık her türlü aşkın en güzelini…</p>



<p>Biz millet olarak bu topraklarda bulduk Leylamızı ve Mevlamızı…</p>



<p>Bunun içindir ki bu topraklar bizi sevdi biz bu toprakları sevdik.</p>



<p>Evet, Akdeniz bizim için olmak ya da olmamaktır.</p>



<p>İçimizdeki Bizanslılar anlamasalar da…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/akdenizde-olmak-yada-olmamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fransa Neye Güveniyor?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fransa-neye-guveniyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fransa-neye-guveniyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 05 Sep 2020 08:25:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15663</guid>

					<description><![CDATA[Fransa&#8217;nın tarihinde anlı şanlı bir zaferi var mı? Yüzyıl savaşlarında İngiltere&#8217;ye kaptırdıkları topraklarını (ki Paris de içindedir) sonradan geri almalarını zafer saymışlardır.Bu savaşların tümü Fransız topraklarında geçmiştir. Napolyon tüm kara Avrupa&#8217;sını işgal edip Rusya&#8217;ya kadar gitmiş; oradan büyük bir yenilgi alarak geri dönmüştür. Birinci dünya savaşında İngilizlerin sayesinde galip devletler safında yer aldılar. İkinci dünya savaşında Hitler bir ay içinde Hollanda , Belçika ve İngiltere ordularının da bulunduğu cepheyi darmadağın edip Paris&#8217;e girdi. Fransız ordusundan arta kalanlar, İngiliz ordusuyla birlikte silah ve mühimmatlarının çok önemli bir bölümünü de bırakarak Fransa&#8217;yı terk etti. Fransızlar yıllar sonra Amerika&#8217;nın Normandiya çıkarması sayesinde yeniden özgürlüklerine kavuştu. Fransız halkının en iyi evlatları yüzyıl savaşlarında İngiliz işgaline, ikinci dünya savaşında da Alman işgaline karşı cesurca direnmişlerdir. Yüz yıl savaşlarındaki direnişin simgesi Jeanne d&#8217;Arc (ki ona da bizzat kendileri etmedikleri zulmü bırakmamışlardır) NAZİ lere karşı ise Fransız partizanları ve general Charles de Gaulle&#8217;dür. Onu da 4. cumhuriyeti kurarken parlamenter sistemi seçerek küstürdüler. Cezayir bağımsızlık savaşı ve birinci Çinhindi savaşlarındaki başarısızlıktan sonra yarı başkanlık sistemi olan 5. cumhuriyeti kurarak yeniden göreve getirdiler. Fransızlar Vietnam&#8217;da da yenildiler ve &#8216;görevi&#8217; Amerika&#8217;ya devrettiler. Yeni kıtada sömürgeleştirdikleri Kanada&#8217;yı ise sonradan İngilizlere kaptırdılar. Bu gün Kanada&#8217;nın sadece Québec eyaletinde Fransızca resmi dildir. Fransa&#8217;nın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fransa&#8217;nın tarihinde anlı şanlı bir zaferi var mı? Yüzyıl savaşlarında İngiltere&#8217;ye kaptırdıkları topraklarını (ki Paris de içindedir) sonradan geri almalarını zafer saymışlardır.Bu savaşların tümü Fransız topraklarında geçmiştir. Napolyon tüm kara Avrupa&#8217;sını işgal edip Rusya&#8217;ya kadar gitmiş; oradan büyük bir yenilgi alarak geri dönmüştür. Birinci dünya savaşında İngilizlerin sayesinde galip devletler safında yer aldılar. İkinci dünya savaşında Hitler bir ay içinde Hollanda , Belçika ve İngiltere ordularının da bulunduğu cepheyi darmadağın edip Paris&#8217;e girdi. Fransız ordusundan arta kalanlar, İngiliz ordusuyla birlikte silah ve mühimmatlarının çok önemli bir bölümünü de bırakarak Fransa&#8217;yı terk etti. Fransızlar yıllar sonra Amerika&#8217;nın Normandiya çıkarması sayesinde yeniden özgürlüklerine kavuştu.</p>



<p>Fransız halkının en iyi evlatları yüzyıl savaşlarında İngiliz işgaline, ikinci dünya savaşında da Alman işgaline karşı cesurca direnmişlerdir. Yüz yıl savaşlarındaki direnişin simgesi Jeanne d&#8217;Arc (ki ona da bizzat kendileri etmedikleri zulmü bırakmamışlardır) NAZİ lere karşı ise Fransız partizanları ve general Charles de Gaulle&#8217;dür. Onu da 4. cumhuriyeti kurarken parlamenter sistemi seçerek küstürdüler. Cezayir bağımsızlık savaşı ve birinci Çinhindi savaşlarındaki başarısızlıktan sonra yarı başkanlık sistemi olan 5. cumhuriyeti kurarak yeniden göreve getirdiler. Fransızlar Vietnam&#8217;da da yenildiler ve &#8216;görevi&#8217; Amerika&#8217;ya devrettiler. Yeni kıtada sömürgeleştirdikleri Kanada&#8217;yı ise sonradan İngilizlere kaptırdılar. Bu gün Kanada&#8217;nın sadece Québec eyaletinde Fransızca resmi dildir.</p>



<p>Fransa&#8217;nın askersel başarıları ancak mazlum Afrika halklarına karşı kazandıklarıdır. Orada da kaybettiği savaşlar çoktur. Kazandıkları ise büyük birer mezalim örneğidir.</p>



<p>İşte bu Fransa şimdi mazlum uluslara el uzatan ve Doğu Akdeniz&#8217;de meşru haklarına sahip çıkmaya çalışan Türkiye&#8217;nin gözünü savaşla korkutmaya çalışmaktadır. Her devletin ve ulusun tarihinde olduğu gibi geçmişinde yenilgiler de olsa çok büyük zaferlerin köklerinde olduğu bir Türkiye&#8217;yi. Selçuklular dönemindeki haçlılara karşı kazanılmış zaferlerden tutun da İstanbul&#8217;un fethi gibi çağ değiştiren bir zaferi künyesinde taşıyan bir Türkiye&#8217;yi.</p>



<p>Şimdi bunun için en büyük ve önemli savaş gemisi olarak tanınan Charles de Gaulle uçak gemisini gözdağı vermek amacıyla Doğu Akdeniz&#8217;e gönderiyorlar. Ben herhangi bir ulusun ulusal onuruna söz söylemek istemem. Kutsal görürüm. Fransızlar hakkında da böyle düşünürüm. Ama bu yapılan Fransa&#8217;nın kolektif aklından bağımsız sadece cumhurbaşkanları Macron&#8217;un bireysel hezeyanından doğan bir durum değildir. Fransa&#8217;nın geçmiş sömürgecilik günlerine duyduğu özlemin bir ifadesidir. Ve hak ettiği cevabi da cumhurbaşkanımız Erdoğan&#8217;ın ağzından almıştır; &#8216;Bedel ödemeye hazırsanız buyrun sahaya&#8217;.<br>Ve de geliyorlar işte…. Fransa aklını başına almalı ve savaş kışkırtıcılığından vazgeçmelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fransa-neye-guveniyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Akdeniz’de Savaş Tehlikesi Tırmanıyor! “Tepside Tirit, Alındı Girit”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/akdenizde-savas-tehlikesi-tirmaniyor-tepside-tirit-alindi-girit/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/akdenizde-savas-tehlikesi-tirmaniyor-tepside-tirit-alindi-girit/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Jun 2019 08:17:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Barbaros]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11079</guid>

					<description><![CDATA[10 Mayıs 2019’da &#8220;Doğu Akdeniz enerji savaşlarında Türkiye’nin Barbaros’u kim olacak?&#8220; sorusuna cevap ararken yeni “Preveze” savaşının her an patlayabileceğini ima etmiştim. “Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür” diye boşuna dememişler. Doğu Akdeniz’dePalikarya’nın Amerikalı sığır çobanları ile gerçekleştirdiği işbirliğini tam da bu söz çok net ifade ediyor. Tekrar etmek gerekirse; Hafızayı beşer, yani insan hafızası, nisyan ile yani unutkanlıkla, maluldür, yani sakattır. Yani insan unutur! Bu nedenle Türk Devleti’ne çullanmak isteyenlere kısa bir hatırlatmada bulunalım. Hızır Reis, namı diğer Barbaros Hayrettin Paşa Preveze’de Andrea Doria’ı nasıl yenmişti? Osmanlı Donanması, Barbaros’un Kaptan-ı Derya olmasına (1553) kadarAkdeniz’de ciddi bir varlık gösterememişti. Akdeniz’de daha çok Cezayir’de konuşlanan bağımsız Türk korsanları boy gösteriyordu. Türk korsanların Paşa Babası Hızır Reis’in Osmanlı Devleti’nin hizmetine girmesinden sonra güçlenen Osmanlı Donanması; Akdeniz kıyılarını vurmaya, Akdeniz’deki ticareti ellerinde tutan İspanya, Portekiz, Venedik, Ceneviz, Malta gibi denizci devletlerin çıkarlarını engellemeye başladı. Osmanlı Devleti, Akdeniz’de gittikçe büyüyen bir tehlike oluşturunca Venedik’in çağrısı ve papalığın desteğiyle İspanya Kralı ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken’in önderlik ettiği büyük bir Kutsal İttifak / Haçlı Donanması kuruldu. 1538&#8216;de hazır duruma gelen 600 parçalık bu donanmanın komutanlığına da Amiral Andrea Doria getirildi. 1538 yazında Ege Denizi’ne açılan Osmanlı Donanması, Girit Adası’nı yağmaladıktan sonra, Eğriboz açıklarına demirledi. Andrea Doria da Yunanistan’ın batısındaki Arta Körfezi’nin girişinde yer alan Preveze Kalesi’ni kuşatmıştı. Durumu öğrenen Barbaros, hemen harekete geçince Andrea Doria kuşatmayı kaldırarak kuzeydeki Korfu Adası’na çekildi. Osmanlı Donanması, Arta Körfezi’ne demir atınca, 25 Eylül’de Preveze önlerine gelen Haçlı Donanması, körfezin girişini kapattı. 27 Eylül’de ani bir hareketle körfezin dışına çıkmayı başaran Osmanlı Donanması,Haçlı Donanması’yla karşı karşıya geldi. Andrea Doria yanlış manevralarla donanmasını güç &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>10 Mayıs 2019</strong>’da &#8220;<strong><em><u>Doğu Akdeniz enerji savaşlarında Türkiye’nin Barbaros’u kim olacak?</u>&#8220;</em></strong> sorusuna cevap ararken yeni “<strong>Preveze</strong>” savaşının her an patlayabileceğini ima etmiştim.</p>
<p>“<strong>Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür</strong>” diye boşuna dememişler. <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz</strong>’de<strong>Palikarya</strong>’nın <strong>Amerikalı</strong> sığır çobanları ile gerçekleştirdiği işbirliğini tam da bu söz çok net ifade ediyor.</p>
<p>Tekrar etmek gerekirse; Hafızayı beşer, yani insan hafızası, nisyan ile yani unutkanlıkla, maluldür, yani sakattır.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/DoYu_AkdenizY_omur_kap.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Yani <strong>insan unutur</strong>! Bu nedenle <strong>Türk Devleti</strong>’ne çullanmak isteyenlere kısa bir hatırlatmada bulunalım.</p>
<p><strong><em>Hızır Reis, namı diğer Barbaros Hayrettin Paşa Preveze’de Andrea Doria’ı nasıl yenmişti?</em></strong></p>
<p><strong>Osmanlı Donanması, Barbaros</strong>’un <strong>Kaptan-ı Derya</strong> olmasına (1553) kadar<strong>Akdeniz</strong>’de ciddi bir varlık gösterememişti. <strong>Akdeniz</strong>’de daha çok <strong>Cezayir</strong>’de konuşlanan <strong>bağımsız Türk korsanları</strong> boy gösteriyordu.</p>
<p>Türk korsanların Paşa Babası <strong>Hızır Reis</strong>’in <strong>Osmanlı Devleti</strong>’nin hizmetine girmesinden sonra güçlenen <strong>Osmanlı</strong> <strong>Donanması</strong>; <strong>Akdeniz</strong> kıyılarını vurmaya, <strong>Akdeniz</strong>’deki ticareti ellerinde tutan<strong> İspanya, Portekiz, Venedik, Ceneviz, Malta</strong> gibi denizci devletlerin çıkarlarını engellemeye başladı.</p>
<p><strong>Osmanlı Devleti, Akdeniz</strong>’de gittikçe büyüyen bir tehlike oluşturunca <strong>Venedik</strong>’in çağrısı ve papalığın desteğiyle <strong>İspanya Kralı ve Kutsal Roma-Germen İmparatoru Şarlken</strong>’in önderlik ettiği büyük bir <strong>Kutsal</strong> <strong>İttifak</strong> / Haçlı Donanması kuruldu.</p>
<p><strong>1538</strong>&#8216;de hazır duruma gelen <strong>600</strong> parçalık bu donanmanın komutanlığına da <strong>Amiral Andrea Doria</strong> getirildi.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/17yy-osmanli-devleti-venedik.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>1538</strong> yazında <strong>Ege Denizi</strong>’ne açılan <strong>Osmanlı Donanması, Girit Adası</strong>’nı yağmaladıktan sonra, <strong>Eğriboz</strong> açıklarına demirledi. <strong>Andrea Doria</strong> da <strong>Yunanistan</strong>’ın batısındaki <strong>Arta Körfezi</strong>’nin girişinde yer alan <strong>Preveze</strong> <strong>Kalesi</strong>’ni kuşatmıştı.</p>
<p>Durumu öğrenen <strong>Barbaros</strong>, hemen harekete geçince <strong>Andrea Doria </strong>kuşatmayı kaldırarak kuzeydeki <strong>Korfu Adası</strong>’na çekildi. <strong>Osmanlı</strong> <strong>Donanması</strong>, <strong>Arta Körfezi’</strong>ne demir atınca, <strong>25 Eylül</strong>’de <strong>Preveze</strong> önlerine gelen <strong>Haçlı Donanması,</strong> körfezin girişini kapattı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/prevezee.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>27 Eylül</strong>’de ani bir hareketle körfezin dışına çıkmayı başaran <strong>Osmanlı</strong> D<strong>onanması,</strong><strong>Haçlı</strong> <strong>Donanması</strong>’yla karşı karşıya geldi. <strong>Andrea Doria</strong> yanlış manevralarla donanmasını güç duruma düşürünce, <strong>Barbaros</strong> bu durumdan yararlanmak istedi.</p>
<p>40 gemiden oluşan bir filoyu ileri sürerek <strong>Haçlı Donanmas</strong>ını bölmeye çalıştı. Durumun daha da kötüleştiğini gören <strong>Andrea Doria.</strong> donanmasına geri çekilme buyruğunu verdi.</p>
<p>Bir süre <strong>Haçlı Donanması</strong>’nı izleyen <strong>Osmanlı</strong> <strong>gemileri,</strong> havanın kararması üzerine<strong>Preveze</strong>’ye döndüler. <strong>28 Eylül</strong> sabahı <strong>Haçlı</strong> <strong>Donanması,</strong> yeniden <strong>Preveze</strong> önlerinde görüldü.</p>
<p>Bu kez <strong>122</strong> gemiden oluşan <strong>Osmanlı Donanması</strong> daha da hazırlıklıydı ve düşmanı hilal (ayça) biçimindeki savaş düzeni içinde karşıladı. Buna göre merkezde <strong>Barbaros</strong>, sağ kola<strong> Salih Reis</strong>, sol kola da <strong>Seydi Ali Reis</strong> komuta ediyordu.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/barbaros-hayreddin-pa.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Turgut Reis</strong>’in 20 gemilik filosu ise geride yer alıyordu. <strong>Haçlı</strong> D<strong>onanması</strong> birbiri ardınca üç sıra halinde dizilmişti. Önde ağır toplarıyla <strong>kalyonlar</strong>, ortada <strong>kadırgalar</strong>, en arkada da <strong>çekdiri</strong> türü hafif gemiler vardı.</p>
<p><strong>Andrea Doria,</strong> önce ağır toplarla <strong>Osmanlı</strong> <strong>Donanması</strong>’nı dağıtmayı, ardından hafif gemilerle yanaşarak son darbeyi indirmeyi amaçlıyordu. Ama yeterli rüzgâr olmadığından, ağır gemiler hareketsiz kalınca, saldırıya geçen <strong>Osmanlı Donanması,</strong>kalyonları ateş altına aldı.</p>
<p>Bunun üzerine <strong>Andrea Doria</strong> ikinci sıradaki <strong>kadırgaları</strong> ileri sürerek <strong>Osmanlı Donanması</strong>’nı çevirmek istedi. <strong>Turgut Reis</strong>’in filosu, buna aynı biçimde karşılık vererek <strong>Haçlı Donanması</strong>’nın arkasına sarkmaya başladı.</p>
<p><strong>Barbaros Hayreddin Paşa</strong> da ön sıradaki kalyonları yarıp kadırgalara saldırınca<strong>Andrea Doria</strong> bir çemberin içine düşmekte olduğunu görerek geri çekilme buyruğunu verdi.</p>
<p>Beş saat süren savaş sorasında<strong> 128 gemi </strong>yitiren <strong>Haçlı Donanması </strong>düzensiz biçimde kaçmaya başladı.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/preveze-deniz-muharebesi-1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Barbaros</strong>, bu güçlü donanmayı <strong>Preveze</strong> açıklarında büyük bir yenilgiye uğrattığı gibi denizcilik tarihinin en büyük zaferlerinden birini kazandı. <strong>Doria</strong>&#8216;nın en büyük talihsizliği hiç şüphesiz, <strong>Barbaros</strong> gibi büyük ve güçlü bir denizci ile karşı karşıya gelmiş olmasıydı.</p>
<p><strong><em>“Tepside Tirit alındı Girit”</em></strong></p>
<p><strong>Ege Denizi</strong>’nin güneyinde yer alan <strong>Girit</strong>; <strong>Yunanistan</strong>&#8216;ın en büyük, <strong>Akdeniz’</strong>in beşinci büyük adası. <strong>Osmanlı</strong> döneminde birçok defa kuşatılarak alınamayan, padişahlara bıkkınlık veren <strong>8 bin 336</strong> <strong>kilometrekarelik</strong> <strong>Girit</strong> <strong>adası</strong>, iki padişah döneminde yirmi dört yıl içinde defalarca kuşatıldı.</p>
<p>Savaş ekonomisi nedeniyle <strong>Osmanlı Hazinesi </strong>bitme noktasına geldi, maaşları ödenemeyen <strong>Yeniçeri Ocakları</strong> kazan kaldırdı. <strong>Girit’in Fethi</strong>, <strong>Osmanlı</strong> mutfağını ilginç bir şekilde “<strong>Tirit”</strong> yemeği ile buluşturdu.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/osmanlY_donanma.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Rivayete göre <strong>Sultan İbrahim</strong>, uğruna yüz otuz bin şehit verilen <strong>Girit</strong>’in mutlaka alınmasında ısrar eder. Ama hiçbir girişimden sonuç alınamaz.</p>
<p>Aradan yıllar geçer, <strong>Sultan İbrahim,</strong> <strong>Girit</strong>’in alınışını görmeden ölür. çocuk yaşta tahta geçen <strong>Sultan Avcı Mehmet de Sultan İbrahim </strong>gibi<strong>  Girit’</strong>in alınmasından yanadır.</p>
<p>Ama bir türlü gelmeyen <strong>zafer müjdesi </strong>onu da bunaltmıştır. Bir türlü alınamayan ada “<strong>Girit”</strong> ismini duymaya onun da tahammülü kalmayınca, “-<strong>Girit’i almadan kim gelirse ve kim bana Girit’ten bahsederse boynu vurula</strong>” diye ferman verir.</p>
<p>Aradan tam yirmi dört sene geçer <strong>Girit</strong>’in <strong>fethi</strong> <strong>Fazıl Ahmet Paşa</strong>’ya nasip olur.  Ancak <strong>Padişahın</strong> <strong>Girit</strong> <strong>Fermanı</strong>’ndan dolayı bu haberi padişaha kimse söylemeye cesaret edemez.</p>
<p>Sonunda saray aşçısı çok güzel bir yemek hazırlayarak sultanın huzuruna çıkar ve yemeği kendi elleri ile ikram eder.</p>
<p>Padişaha bu yemek ilk defa sunulduğundan: “-<strong>Bu yemeğin ismi ne?”</strong> diye sorar. Aşçı cevap verir: “<strong>-Sultanım bu yemeğin ismi: “Tepside Tirit, alındı Girit”</strong> der.”  Bu olay üzerine aşçı ödüllendirilir ve <strong>Tirit</strong> yemeği adeta <strong>Osmanlı&#8217;nın</strong> <strong>kutlama</strong> <strong>yemeği</strong>haline gelir.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Girit_propaganda_kartpostalY._OsmanlY_hukumeti_en_cok_parlayan_yYldYzYndan_Giritten_vazgecmez22..jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><em>-Uzun bir süreç sonunda kaybedilmeden önce hazırlanan Girit için propaganda kartpostalı… “Osmanlı hükümeti, en çok parlayan yıldızından (Girit&#8217;ten) vazgeçmez”-</em></p>
<p>Bu gelenek halen <strong>Anadolu</strong>’da devam eder, düğünlerde ve bayramlarda misafirlere <strong>Tirit</strong>(Isparta Senirkent’te Banak denilir) ikram edilir.  Bizim için “<strong>Girit, tabakta tirit”</strong>gibidir.</p>
<p><strong><em>Girit’te ABD’nin hava ve deniz üssü var…</em></strong></p>
<p><strong>Yunanlılar</strong> ne <strong>İstiklal Savaşı’</strong>nda ne de <strong>Kıbrıs Barış Harekâtı</strong>’nda yedikleri kötekten akıllanmış görünüyor!..</p>
<p><strong>Girit Adası, Hanya</strong> şehri yakınlarındaki <strong>Suda</strong> (Souda) <strong>Körfezi</strong>’nde <strong>Amerikalılara</strong>peşkeş çektikleri, <strong>Suda</strong> (Souda) hava ve deniz üssündeki <strong>ABD</strong> varlığına güvenerek akılları sıra <strong>Türkiye</strong>’ye meydan okuyorlar.</p>
<p><strong>ABD</strong>’nin <strong>Yunanistan</strong>’daki askeri varlığını artırma girişimleri yeni sayılmaz. <strong>Atina</strong> ve<strong>Washington</strong> arasındaki ikili askeri anlaşmalar kapsamında<strong> ABD</strong>’nin <strong>Girit</strong> adasındaki “<strong>Suda”</strong> deniz ve hava üsleri ile <strong>Larissa</strong>’daki hava üssünü kullanma hakkı mevcut.</p>
<p><strong><em>Amerikan F-35 uçakları Volos’ta, F-16’lar Andravida’da, F-15’ler ise Suda’da konuşlandırıldı. </em></strong></p>
<p><strong>ABD</strong>’nin <strong>Ege</strong>’deki bu askeri yığınağı harita üzerinde incelendiğinde;  kuzeyden saat istikametinin aksi yönünde güneye doğru, <strong>Dedeağaç</strong>, <strong>Larissa, Volos, Andravida</strong>(Mora’nın batısında kalsa) ve <strong>Suda</strong>’nın bütün bir <strong>Ege</strong>’yi gözlem altında tutabilme imkanı tanıyan bir yay üzerinde oldukları görülüyor.</p>
<p>Bu yay, güney doğuya doğru <strong>Kerpe</strong> <strong>adasıyla</strong> birleştiği takdirde, kaplama açısından,<strong>ABD destekli Yunan ordusuna</strong> çok daha etkili bir gözlem ve kontrolü sağlayabilir.<strong>Kerpe adası, Rodos ve Girit </strong>adalarının arasında ve <strong>Doğu Akdeniz</strong> intikal rotaları üzerinde bulunuyor.</p>
<p><strong>Ankara-Washington </strong>ilişkilerinin bozulmasından yararlanmak isteyen <strong>Yunanistan</strong>, <strong>ABD</strong>’ye <strong>Volos</strong>, <strong>Larisa</strong> ve <strong>Dededağaç</strong> (Aleksandrupolis) şehirlerinde <strong>askeri üs</strong> kurmasını önerdi.</p>
<p>ABD-NATO güçleri tarafından kullanılan <strong>Suda</strong> <strong>Donanma</strong> <strong>Üssü</strong>, Hanya&#8217;nın 6 km doğusunda yer alıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/ege_harita_usler..png" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Girit</strong>’teki <strong>Suda</strong> üssünün <strong>ABD</strong> için <strong>Türkiye</strong>’deki <strong>İncirlik</strong> üssüne alternatif olabileceği gündemde. <strong>Girit adası, Doğu Akdeniz</strong>’deki doğalgaz ve elektriğin <strong>Avrupa’ya</strong>ulaştırılması için kilit nokta. <strong>Girit’in,</strong> <strong>Hanya</strong> kentinde bulunan <strong>Suda deniz ve hava üssü, Yunan komutan</strong> tarafından idare ediliyor.</p>
<p><strong>Suda</strong> üssünü <strong>1970</strong>&#8216;lerden bu yana kullanan <strong>ABD&#8217;nin</strong> üste <strong>370</strong> asker, <strong>100</strong>sivil <strong>Amerika</strong> vatandaşı, <strong>200 Yunan ve 150 de geçici çalışan</strong> olmak üzere toplam<strong>750 personeli</strong> bulunuyor. <strong>Suda üssü, Libya</strong>&#8216;ya gerçekleşen operasyonlar sırasında aktif olarak kullanılmıştı.</p>
<p><strong>Ne yapsalar boş!..</strong></p>
<p>Oysa <strong>Girit</strong>’i avucumuzun içi gibi biliyoruz.</p>
<p>Daha geçen yıl, <strong>TCG AKÇAKOCA</strong>; <strong>NATO Daimi Mayın Karşı Tedbirleri Görev Grubu-2</strong> (SNMCMG-2) görevi kapsamında <strong>Yunanistan</strong>’ın <strong>Suda</strong> limanını ziyaret etti.</p>
<p>Herhalde oraya armut toplamaya gönderilmedi.</p>
<p><strong><em>Türkiye’ye gözdağı vermek için ABD Donanması Akdeniz’de!..</em></strong></p>
<p><strong>ABD</strong>, uçak gemilerini <strong>Akdeniz</strong>&#8216;e gönderdi. <strong>Doğu Akdeniz</strong>’deki filosunu güçlendirdi. <strong>6. Filo</strong>&#8216;ya bağlı <strong>Abraham Lincoln</strong> uçak gemisine, <strong>John C. Stennis</strong> uçak gemisi saldırı grubu eşlik ediyor.</p>
<p><strong>Yunanistan Savunma Bakanı Evangelos Apostolakis,</strong> <strong>Türkiye</strong>’nin <strong>S-400</strong> alımının bölgedeki dengeleri değiştireceğini söylemesinin <strong>Türkçe</strong> karşılığı “<strong>Aç tavuğun kendini darı ambarında görmesi</strong>”nden başka bir şey değil.</p>
<p><strong>Türk</strong> devletinin karar vericileri çok net biliyor; <strong>Doğu Akdeniz</strong>’de ve <strong>Ege</strong>’de<strong>Türkiye</strong>’nin karşısına <strong>Yunanistan</strong> sürülse de, bölgedeki asıl gerilim <strong>Türk-ABD gerilimi.</strong></p>
<p>Çünkü <strong>ABD,</strong> <strong>Suriye</strong>’de oluşturmak istediği koridorun bozulmasına katkısından dolayı<strong>Ankara</strong>’ya hınçlı. Elinden gelse bir kaşık suda boğacak. Ama bu gidişle <strong>ABD</strong>donanmasının <strong>Suda Körfezinde</strong> tıpkı <strong>Preveze</strong> savaşında olduğu gibi <strong>Akdeniz</strong>’in sularına gömülmesi bizler için sürpriz değil.</p>
<p><strong><em>Pentagon ve NATO Türkiye’ye saldırı senaryoları hazırlıyor tatbikatlar yapıyor…</em></strong></p>
<p><strong>NATO</strong> ve <strong>Pentagon</strong>;<strong> </strong><strong>Akdeniz</strong>&#8216;de enerji güvenliği bahanesiyle<strong> </strong><strong>Türkiye</strong>&#8216;yi hedef alan askeri senaryoları sürekli güncelliyor.</p>
<p><strong>Doğu Akdeniz</strong> enerjisini <strong>Avrupa</strong>&#8216;ya ulaştıracak projelerde <strong>Türkiye&#8217;yi</strong> dışlayan ittifaklara açık destek veren <strong>Amerika&#8217;da savaş senaryoları</strong> havada uçuşuyor.</p>
<p><strong>Türkiye</strong>’yi muz cumhuriyeti sanıyor olmalılar ki; herhalde beklentileri “<strong>Şüyuu vukuundan beter</strong>” durumu.</p>
<p>Yani bir şeyin dedikodusunun yapılması, lafının çıkması onun gerçekleşmesinden daha kötüdür derler ya, <strong>Amerikalılar</strong> da bu tür senaryolarla <strong>Türkiye’ye aba altından sopa </strong>gösteriyorlar. Biz de çok korktuk!</p>
<p><strong><em>“Stratejik hatalar, taktik başarılarla düzeltilemez!”</em></strong></p>
<p><strong>Amerikan</strong> deniz piyadelerine taktik ve strateji üreten ve daha önce <strong>NATO</strong> <strong>SACEUR</strong>(Avrupa Müttefik Kuvvetleri Yüksek Karargâhı) görevinde de bulunmuş <strong>Yunan</strong> asıllı emekli <strong>Oramiral James Stavridis</strong>&#8216;in başkanlığını yaptığı “<strong>The US Naval Enstitute</strong>” (Denizcilik Enstitüsü) tarafından <strong>2018</strong> yılında yayımlanan “<strong>Fleet Tactics and Naval Operations</strong>” (Donanma Taktikleri ve Deniz Harekâtı) adlı kitapta “<strong>Ege Savaşı</strong>” başlıklı bir bölüm var.</p>
<p><strong>31 Ocak 2019</strong>’da emekli <strong>Tümamiral Ali Deniz Kutluk</strong> ile <strong>Türk Miras Vakfı’</strong>nın<strong>Washington</strong>&#8216;da düzenlediği panelde konuşan <strong>Oramiral</strong> <strong>Stavridis,</strong> tam bir “<strong>Karakolda doğru söyler mahkeme de şaşar</strong>” sendromu yaşıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Stavridis_-Fleet_Tactics_and_Naval_Operations.jpeg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Babasının ordudayken<strong> Kore Savaşı</strong> sırasında <strong>Türk askerleri</strong> ile görev yaptığını ve kendisinde <strong>Türklerle</strong> ilgili önemli bir izlenim bıraktığını belirten eski <strong>NATO</strong> komutanı,<strong>ABD</strong> ordusunda görevli olduğu yıllarda <strong>Türk askerleriyle </strong>çalıştığını ve <strong>Türk ordusunun</strong> özellikle <strong>hava, deniz ve özel kuvvetlerini </strong>oldukça başarılı bulduğunu söylemişti.</p>
<p><strong>Türk-Amerikan</strong> ilişkilerine de değinen <strong>Stavridis</strong>, <strong>Washington</strong>&#8216;daki bazı düşünce kuruluşlarının <strong>Türkiye&#8217;ye</strong> ilişkin “<strong>Ne dost ne düşman</strong>” şeklindeki tanımlamalarını eleştirmişti.</p>
<p><strong>Stavridis</strong>, “<strong>İki ülke arasındaki ilişki stratejik olarak yolunda. Zaman içinde menfaatlerimizin ayrışmaktan ziyade aynı çizgiye geleceğine inanıyorum”</strong>görüşünü paylaşmış, büyük ulusların daimi ittifaklarından ziyade daimi menfaatleri olduğuna dikkati çekmiş,<strong> Türkiye ile ABD</strong> arasında bazı “<strong>Taktiksel rahatsızlıklar”</strong>bulunduğunu ifade etmişti.</p>
<p>Askeri strateji uzmanı emekli Binbaşı <a href="https://www.dikgazete.com/profil/62/dr-ufuk-cerrah"><strong>Ufuk Cerrah</strong></a>’ın “<strong>Stratejik Hatalar Taktik Başarılarla Düzeltilemez!” </strong>belirlemesi,<strong> </strong><strong>Yunan</strong> asıllı emekli Oramiral James Stavridis&#8217;in ‘taktiksel rahatsızlıklar’ını bence çok net açılıyor.</p>
<p><strong><em>Ege Denizi&#8217;nde Türk Deniz Kuvvetleri ile ABD 6. Filosu&#8217;nun savaşı…</em></strong></p>
<p>Kıbrıs nedeniyle ilişkileri iyice gerilmiş durumdaki <strong>Ankara-Atina</strong> arasında sıcak bir çatışma çıkması, ardından <strong>ABD&#8217;nin</strong> <strong>Yunanistan&#8217;ı</strong> destekler bir pozisyon alması söz konusu. Olası bir <strong>Türkiye-Yunanistan</strong> savaşında <strong>ABD 6. Filosu</strong>, <strong>Türk Donanması’na</strong> karşı <strong>Yunanistan’ın</strong> yanında yer alıyor.</p>
<p>Amerikan donanmasından emekli Yüzbaşı <strong>Wayne P. Hughes Jr</strong> ve emekli <strong>Amiral Robert P. Girrier</strong> tarafından hazırlanan son senaryoda harekât alanı olarak belirlenen<strong>Ege Denizi</strong>&#8216;nde, <strong>Türk Deniz Kuvvetleri</strong> ile <strong>ABD 6. Filosu</strong>&#8216;nun muhtemel savaşı anlatılıyor.</p>
<p>Savaş<strong>, Yunanistan</strong>’ın, <strong>Güney Kıbrıs</strong>&#8216;a taktik balistik füzeler yerleştirme kararı almasıyla başlatılıyor. <strong>Türkiye, Atina</strong>&#8216;yı sert şekilde uyarıyor. <strong>Kıbrıs&#8217;a</strong> doğru yola çıkan<strong>Yunan</strong> gemileri <strong>Türk Ordusu </strong>tarafından batırılıyor.</p>
<p><strong>Amerikan</strong> donanmasının bölgede görevli <strong>6. Filosu’nun,</strong> <strong>Türk Deniz Kuvvetleri</strong>&#8216;yle karşı karşıya geldiği senaryo uyarınca, <strong>Türk</strong> komandoları, <strong>Ege</strong>&#8216;deki<strong> Limni, Midilli, Sakız, Sisam ve Kos</strong> adalarına amfibi harekâta başlıyor.</p>
<p><strong>Kıbrıs</strong> güneyindeki <strong>ABD uçak gemisi Harry S. Truman</strong> ile <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz&#8217;deki</strong><strong>Amerikan</strong> savaş gemileri, <strong>Türkiye&#8217;ye</strong> karşı pozisyon alıyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/kYbrYs_gemi.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Kuzeyde <strong>Sakız</strong>, güneyde ise <strong>Amorgos</strong> adalarında üslenen <strong>Amerikan</strong> birlikleri<strong>Ayvalık, İzmir, Çeşme, Kuşadası ve Bodrum</strong>&#8216;u hedef alıyor.</p>
<p><strong>Girit,</strong> kuzeyindeki takımadalar çevresinde de <strong>Türk Donanması’yla 6. Filo</strong>&#8216;nun muharebeleri öngörülüyor.</p>
<p><strong><em>Akıllı, deliye söyletir; Yunanistan ve ABD birbirinin maşası…</em></strong></p>
<p>ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı <strong>Matthew Palmer</strong>, <strong>Doğu</strong> <strong>Akdeniz</strong>&#8216;in ülkesi için stratejik öneme sahip olduğunu belirterek, “<strong><em>Biz Doğu Akdeniz&#8217;e, yeni hidrokarbon kaynaklarının bulunduğu, enerji kaynakları açısından da giderek önemi artan bir bölge olarak bakıyoruz</em></strong>” demiş, <strong>Türkiye&#8217;nin Kıbrıs</strong> açıklarındaki sondaj faaliyetlerini eleştirmiş, bu faaliyetlerin durdurulmasını istediklerini söylemişti.</p>
<p><strong>Amerika Birleşik Devletleri </strong>(ABD) ve <strong>Türkiye</strong> arasında yaşanan “<strong>S-400 Krizi</strong>”nde<strong>Washington</strong>, “<strong>F-35 yaptırımları</strong>”yla karşılık vereceğini “<strong>II. Johnson Mektubu”</strong> ile açıkladı. <strong>ABD Savunma Bakanı Müsteşarı Ellen Lord, Türkiye</strong> <strong>31 Temmuz</strong>&#8216;a kadar Rusya&#8217;dan S-400 hava savunma sistemi almaktan vazgeçmezse savaş jeti<strong> F-35&#8217;leri</strong>birlikte üretme anlaşmalarının iptal edileceğini, şu anda <strong>ABD&#8217;de F-35 eğitimi alan Türk pilotların</strong> da ülkelerine geri döndürüleceğini duyurdu.</p>
<p><strong><em>Liseli yârimden mektup var; al mektubunu ver mektubumu!</em></strong></p>
<p><strong>Amerikalılar</strong>, <strong>liseli âşıklar</strong> gibi.</p>
<p><strong>ABD</strong>, <strong>Kıbrıs&#8217;a</strong> müdahalenin tartışıldığı <strong>1964</strong> yılında dönemin Başbakanı <strong>İsmet İnönü</strong>&#8216;ye gönderilen <strong>Johnson Mektubu</strong>&#8216;nu hatırlatan bir üslupla  hazırlanan bir mektubu <strong>ABD Savunma Bakanı Patrick Shanahan,</strong> Türk mevkidaşı <strong>Hulusi Akar</strong>’a gönderdi.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/Shanahan_akar_.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p>Ancak mektup Türk kamuoyunda istenilen <strong>korkuyu</strong> yaratmadı; çünkü başta <strong>ABD</strong>Savunma Bakanı <strong>Patrick Shanahan</strong>’ın muhatabı <strong>Hulusi Akar </strong>Paşa ve temsil ettiği<strong>Türk Silahlı Kuvvetleri</strong> kelimenin tam anlamıyla mektubu <strong>iplemedi</strong>.</p>
<p><strong>Amerikalılar</strong> baktılar olmuyor bu sefer; <strong>Amerikan Foreign Policy</strong> (FP) diplomasi dergisine mektubun <strong>İngilizce</strong> metni sızdırıldı.</p>
<p><strong>Shanahan</strong>&#8216;ın mektubunun tam metninin basına verilmesi de önemli ve dikkat çekici. Türk yetkililerin, <strong>S-400 ve F-35 konularında ABD’yi takmayan tavır ve demeçleri</strong>, Amerikalıları bunu yapmaya mecbur bıraktı.</p>
<p>Bu mektuba göre<strong> S-400</strong> konusunda <strong>Ankara</strong> geri adım atmazsa <strong>31 Temmuz&#8217;da ABD&#8217;de F-35 eğitimi alan Türk personel ülkelerine geri gönderilecek.</strong> <strong>31 Temmuz </strong>sonrası <strong>F-35 programı</strong> tamamen askıya alınacak. <strong>ABD&#8217;nin</strong> <strong>Arizona</strong>eyaletindeki <strong>Luke Air Force</strong> ve <strong>Florida</strong> eyaletindeki <strong>Eglin Air Force</strong> hava üssünde eğitim gören toplam <strong>42 askeri öğrenci Türkiye&#8217;ye yollanacak.</strong></p>
<p><strong>Türk Hava Kuvvetleri</strong> personellerinin bu üslere girmeleri yasaklanırken bütün uluslararası seyahat emirleri de iptal edilecek. Eğer <strong>Türkiye</strong> <strong>S-400&#8217;leri 31 Temmuz</strong>&#8216;dan önce alırsa bu plan sıfırlanacak.</p>
<p>Vız gelir tırıs gider!..</p>
<p><strong><em>Amerikalılar, Türk gemi personelini tutuklayacakmış?</em></strong></p>
<p><strong>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi</strong>’nin <strong>ABD’li Noble Energy</strong> firmasıyla anlaşma yapmasının ardından <strong>Fatih Sondaj Gemisi</strong> personeline tutuklama kararı çıkarması ile<strong>Akdeniz&#8217;de</strong> gerilimi tırmandıracak yeni adım atıldı.</p>
<p><strong>1921</strong>&#8216;de ilk sondaj kulesinin satın alarak enerji piyasasına adım atan <strong>Lloyd Noble</strong>, Noble Energy, Inc. hidrokarbon keşfi yapan bir şirket. Merkezi Houston, Teksas&#8217;ta bulunuyor. Şirket, <strong>Fortune</strong> 1000&#8217;de 583. sırada. 2002 yılına kadar Noble Affiliates, Inc. olarak biliniyordu.</p>
<p><strong>Lloyd Noble;</strong> ABD Ulusal Enerji Politikası Geliştirme Grubu&#8217;nun (NEPDG) bir üyesi. <strong>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’</strong>nin<strong> Lloyd Noble</strong> aracılığı ile <strong>ABD Savunma Bakanı Patrick Shanahan</strong>’dan, <strong>Akdeniz’de</strong> konuşlu <strong>Amerikan</strong> donanmasına <strong>Fatih Sondaj Gemis</strong>inde görevli personeli ile Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı,(TPAO) ile işbirliği yapan şirket yetkilileri ile birlikte 25 personeli ve gemi mürettebatı hakkındaki tutuklama yetkisini verdirdiği iddia ediliyor.</p>
<p><img decoding="async" class="detayFoto" src="https://www.dikgazete.com/images/upload/DoYu_AkdenizYde_kYta_sahanlYYY_1.jpg" data-imageplus-ch="1" /></p>
<p><strong>Güney Kıbrıs Rum Yönetimi,</strong> <strong>Kıbrıs</strong> adasının 36 ila 50 deniz mili açıklarında bulunan Fatih sondaj gemisinde çalışanlar ve <strong>Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı</strong>, (TPAO) ile işbirliği yapan şirketlerin yetkilileri hakkında sözde münhasır ekonomik bölgesi içerisinde yasadışı sondaj yapıldığı gerekçesi ile tutuklama kararı çıkarmıştı. Buna göre<strong>ABD’li</strong> <strong>Lloyd Noble</strong> şirketinin haklarını koruma görevi de Amerikan donanmasında.</p>
<p>Akdeniz enerji denkleminde <strong>Türkiye’yi</strong> devre dışı bırakmayı amaçlayan her türlü projeyi bozan bu fiili durum; hiç şüphesiz <strong>Türkiye’nin</strong> en acil savunma ihtiyaçlarını tedarik etmesini gerektiriyor.</p>
<p>Sahi, <strong>Türkiye</strong>’nin gizli müttefiki <strong>Londra’daki Kraliçe</strong> bu işe ne diyor?</p>
<p>Ne derse desin; bize ne?</p>
<p>Alemde şer Oğuz&#8217;da er tükenmez. “<strong>Siz Hepiniz, Biz Türk</strong>”</p>
<p>.</p>
<p><strong>Ömür Çelikdönmez</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/akdenizde-savas-tehlikesi-tirmaniyor-tepside-tirit-alindi-girit/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mesele Ağaç Değil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mesele-agac-degil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mesele-agac-degil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 22 May 2019 07:58:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[Doğalgaz]]></category>
		<category><![CDATA[Kıbrıs]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10616</guid>

					<description><![CDATA[Neredeyse kim özgürlük, demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk derse altından bir çapanoğlu çıkıyor. Çok değer verdiğim bu terimleri kullanmaya çekinir oldum. Günümüzde gerçek niyetler bunların ardına saklanır oldu. Genel geçer ya&#8230; sar bunlara sazanlara yuttur. Kıbrıs Rum Yönetimi Fransa&#8217;ya üs veriyormuş. Nerden çıktı bu? Türkiye saldırgan ya; Kıbrıs&#8217;ı tehdit ediyor ya&#8230; Rum yönetimi İsrail&#8217;le olan &#8216;dostluğu&#8217; Fransa&#8217;ya üs vererek taçlandırmak istiyor. Türkiye niye saldırgan? Çünkü Doğu Akdeniz&#8217;deki enerji kaynaklarından pay almak istiyor. Doğu Akdeniz dediğimiz yer Türkiye&#8217;nin güney sahilleri. Hadi İsrail&#8217;i anladık onun da kıyısı var. Fransa ne iş? Artık açık poker dönüyor. Kıbrıs Rum yönetimi üzerinden Doğu Akdeniz enerji kaynaklarına konma operasyonu. Rum yönetimi de buna teşne. Şu Türkiye&#8217;yi bir dışlayabilseler. Rum yönetimi göstermelik. Asıl kaynaklara konmak isteyenler emperyalist tröstler. Bunlar ortak mortak, o bölge halklarının hakları falan; onlar da ne ya&#8230; Karlarına nasıl kar katarlar ona bakıyor. Bunun için de kendi devletlerini savaşı göze alacak ölçüde bölgeye sürüyor. Fransa&#8217;nın, ABD nin, İngiltere&#8217;nin falan çıkarları İsrail üzerinden garantiye alınmaya çalışılıyor. Kıbrıs mış, Rum yönetimiymiş, Türkiye imiş sırtlanların hiç umuru değil. Sırf bu petrol ve doğalgaz yatakları yüzünden Cebelitark&#8217;tan bu tarafa bütün kuzey Afrika ile Ortadoğu&#8217;yu kana buladılar. Daha da yapacaklarından başka. Şimdi, ne oluyor? Hidrokarbon yakıt araştırması yapamazsın diye &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Neredeyse kim özgürlük, demokrasi, insan hakları, uluslararası hukuk derse altından bir çapanoğlu çıkıyor. Çok değer verdiğim bu terimleri kullanmaya çekinir oldum. Günümüzde gerçek niyetler bunların ardına saklanır oldu. Genel geçer ya&#8230; sar bunlara sazanlara yuttur.</p>
<p>Kıbrıs Rum Yönetimi Fransa&#8217;ya üs veriyormuş. Nerden çıktı bu? Türkiye saldırgan ya; Kıbrıs&#8217;ı tehdit ediyor ya&#8230; Rum yönetimi İsrail&#8217;le olan &#8216;dostluğu&#8217; Fransa&#8217;ya üs vererek taçlandırmak istiyor. Türkiye niye saldırgan? Çünkü Doğu Akdeniz&#8217;deki enerji kaynaklarından pay almak istiyor. Doğu Akdeniz dediğimiz yer Türkiye&#8217;nin güney sahilleri. Hadi İsrail&#8217;i anladık onun da kıyısı var. Fransa ne iş?</p>
<p>Artık açık poker dönüyor. Kıbrıs Rum yönetimi üzerinden Doğu Akdeniz enerji kaynaklarına konma operasyonu. Rum yönetimi de buna teşne. Şu Türkiye&#8217;yi bir dışlayabilseler. Rum yönetimi göstermelik. Asıl kaynaklara konmak isteyenler emperyalist tröstler. Bunlar ortak mortak, o bölge halklarının hakları falan; onlar da ne ya&#8230; Karlarına nasıl kar katarlar ona bakıyor. Bunun için de kendi devletlerini savaşı göze alacak ölçüde bölgeye sürüyor. Fransa&#8217;nın, ABD nin, İngiltere&#8217;nin falan çıkarları İsrail üzerinden garantiye alınmaya çalışılıyor. Kıbrıs mış, Rum yönetimiymiş, Türkiye imiş sırtlanların hiç umuru değil.</p>
<p>Sırf bu petrol ve doğalgaz yatakları yüzünden Cebelitark&#8217;tan bu tarafa bütün kuzey Afrika ile Ortadoğu&#8217;yu kana buladılar. Daha da yapacaklarından başka. Şimdi, ne oluyor? Hidrokarbon yakıt araştırması yapamazsın diye Türkiye&#8217;ye nota veriyorlar. Doğu Akdeniz&#8217;e savaş gemileri gönderiyorlar. Buralarda kendilerine varlık sebebi yaratabilmek için İran&#8217;la arıza çıkarıyorlar.</p>
<p>Bizim muhalefet bu işlerden anlamaz. alsınlar, çıkarırlarsa çıkarsınlar. Ne Fransa üssüne bir şey derler, ne ABD savaş gemilerine, ne YPG ye silah depolanmasına. Bu konular onların uzmanlık alanına girmiyor. Onların uzmanlık alanı sandık dolandırıcılığı. Bir de yüksek yargıçlara çemkirsinler.</p>
<p>Firuz Türker</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mesele-agac-degil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
