<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>ahmet altan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ahmet-altan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 15 Nov 2019 09:12:46 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>ahmet altan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Ahmet Altan’ı yakan FETÖ’cü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ahmet-altani-yakan-fetocu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ahmet-altani-yakan-fetocu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Nov 2019 09:12:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13023</guid>

					<description><![CDATA[Ahmet Altan önce tahliye edildi, sonra savcılığın itirazı üzerine gözaltına alındı ve tutuklandı. Buna ne demek gerekir, bilemedim&#8230; Nazlı Ilıcak, yattığı süre göz önüne alınarak tahliye edilmişti. Ahmet Altan’da da benzeri bir durum vardı; yattığı süreyi, aldığı cezadan düştüğünüzde, başa baş geliyordu; yani cezasını tamamlamış oluyordu. Neden yeniden tutuklandı? Neden Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan ve sair kişiler değil de, Ahmet Altan? Bu sorunun cevabı, Ekrem Dumanlı ve Önder Aytaç’ta&#8230; Biraz gerilere gidelim: Ahmet Altan, “içeride”yken bir kitap yazmış, yabancı dilde yayınlatmıştı&#8230; Önce “yayıncı bulunamadı” diye spekülasyon yapılmıştı. Hatta Ahmet Altan’ın mevcut yayıncısı Everest Yayınları suçlanmıştı; “Neden bu kitabı yayınlamadınız, korktunuz mu?” diye&#8230; Everest Yayınları’nın sahibi çıktı, şöyle bir açıklama yaptı: “Ahmet Altan bizim yazarımızdır. Kitabını şerefle yayınlarız. Ama kendisi bu kitabının Türkçe yayınlanmasını istemedi. İzin çıktığı an, biz yayına hazırız&#8230;” Yani, “Ahmet Altan ülkesinde yayıncı bulamıyor, buna bir Nobel verilse yeridir” spekülasyonu, başlamadan bitti. Peki, Ahmet Altan kitabının Türkçede yayınlanmasına niçin izin vermedi? Küsmüş&#8230; Ülkesine küstüğü için izin vermemiş&#8230; Bir diğer ifadeyle, bizi (Türkçe okuyup yazanları) kitabından mahrum bırakarak cezalandırmış. Olabilir&#8230; Cezalandırabilir&#8230; Demek ki Ahmet Altan okumamaya müstahakız&#8230; Kitap yabancı dilde yayınlanıp bir-iki ödül aldıktan sonra, Ahmet Altan fikrini değiştirdi; ilk bölümünü Türkçeye çevirtip T24 sitesinde yayınlattı. Okuduk. Susuzluğumuzu giderdik. O bölümde, Ahmet Altan, Selman isimli, niçin tutuklandığı bilinmeyen ve “evladı gibi sevdiği” bir mahkûmdan söz ediyordu. Selman&#8230; Herhangi bir isim&#8230; Kimse &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ahmet Altan</strong> önce tahliye edildi, sonra savcılığın itirazı üzerine gözaltına alındı ve tutuklandı.</p>
<p>Buna ne demek gerekir, bilemedim&#8230;</p>
<p><strong>Nazlı Ilıcak</strong>, yattığı süre göz önüne alınarak tahliye edilmişti. Ahmet Altan’da da benzeri bir durum vardı; yattığı süreyi, aldığı cezadan düştüğünüzde, başa baş geliyordu; yani cezasını tamamlamış oluyordu.</p>
<p>Neden yeniden tutuklandı?</p>
<p>Neden <strong>Nazlı Ilıcak, Mehmet Altan</strong> ve sair kişiler değil de, Ahmet Altan?</p>
<p>Bu sorunun cevabı, <strong>Ekrem Dumanlı</strong> ve <strong>Önder Aytaç</strong>’ta&#8230;</p>
<p>Biraz gerilere gidelim:</p>
<p>Ahmet Altan, <strong>“içeride”</strong>yken bir kitap yazmış, yabancı dilde yayınlatmıştı&#8230;</p>
<p>Önce <strong>“yayıncı bulunamadı”</strong> diye spekülasyon yapılmıştı.</p>
<p>Hatta Ahmet Altan’ın mevcut yayıncısı <strong>Everest Yayınları</strong> suçlanmıştı; <strong>“Neden bu kitabı yayınlamadınız, korktunuz mu?”</strong> diye&#8230;</p>
<p>Everest Yayınları’nın sahibi çıktı, şöyle bir açıklama yaptı: <strong>“Ahmet Altan bizim yazarımızdır. Kitabını şerefle yayınlarız. Ama kendisi bu kitabının Türkçe yayınlanmasını istemedi. İzin çıktığı an, biz yayına hazırız&#8230;”</strong></p>
<p>Yani, <strong>“Ahmet Altan ülkesinde yayıncı bulamıyor, buna bir Nobel verilse yeridir”</strong> spekülasyonu, başlamadan bitti.</p>
<p>Peki, Ahmet Altan kitabının Türkçede yayınlanmasına niçin izin vermedi?</p>
<p>Küsmüş&#8230;</p>
<p>Ülkesine küstüğü için izin vermemiş&#8230;</p>
<p>Bir diğer ifadeyle, bizi (Türkçe okuyup yazanları) kitabından mahrum bırakarak cezalandırmış.</p>
<p>Olabilir&#8230;</p>
<p>Cezalandırabilir&#8230;</p>
<p>Demek ki Ahmet Altan okumamaya müstahakız&#8230;</p>
<p>Kitap yabancı dilde yayınlanıp bir-iki ödül aldıktan sonra, Ahmet Altan fikrini değiştirdi; ilk bölümünü Türkçeye çevirtip <strong>T24 </strong>sitesinde yayınlattı.</p>
<p>Okuduk. Susuzluğumuzu giderdik.</p>
<p>O bölümde, Ahmet Altan, <strong>Selman</strong> isimli, niçin tutuklandığı bilinmeyen ve <strong>“evladı gibi sevdiği”</strong> bir mahkûmdan söz ediyordu.</p>
<p>Selman&#8230;</p>
<p>Herhangi bir isim&#8230;</p>
<p>Kimse üzerinde durmadı&#8230;</p>
<p>Ta ki ABD’deki <strong>FETÖ Koleji</strong>’nin başında olan <strong>Ali Yurtsever</strong>’in ifşaatına kadar&#8230;</p>
<p>Şöyle diyordu Yurtsever: <strong>“Ah Selman’ım ah&#8230; Sırf soyadın Gülen diye sana yapılan bu zulüm umarım ki iki cihanda beraat vesilesi olur.”</strong></p>
<p>Sonra kıyamet koptu.</p>
<p>Firari <strong>Ekrem Dumanlı</strong> ve firari <strong>Önder Aytaç</strong> açıklama yaparak, Ali Yurtsever’i kınadılar.</p>
<p>Ekrem Dumanlı şunları söyledi: <strong>“Yazarın kapalı bıraktığı bir konuyu açarak bir lüzumsuzluk yapan, gereksizlik yapan, ağzından çıkanı kulağı duymayan, bir sonraki aşamaları hesap edemeyen safderun insanlar görüyorum. Onlara sormak istiyorum. Ya bir yazarın bir şeyi söylememesinin bir hikmeti sebebi yok mudur? Sen herkesten daha mı akıllısın? Senin üstüne vazife midir? Yazının nereye yazıldığını bilmeyen yazının tarihte nasıl bir yer alacağını bilmeyen ve ulu orta konuşmayı seven bir kısım insanlar var.”</strong></p>
<p>Önder Aytaç da Twitter hesabından şu açıklamayı yaptı: <strong>“Ali hocam ne gerek var soyadına Allah aşkına? İki yıl birlikte aynı hücrede kalan Ahmet Altan bilmiyor mu soyadını Selman Bey’in? O yazmamış da, sen yazıyorsun. Yuh artık ya&#8230;”</strong></p>
<p>Ekrem Dumanlı ve Önder Aytaç diyor ki, <strong>“Ahmet Altan, Selman Gülen’in soy ismini bilerek yazmadı.”</strong></p>
<p>Ali Yurtsever’in söyledikleri bunun yanında ne kadar masum kalıyor oysa&#8230;</p>
<p>Biz Yurtsever’in ifşaatını okuduğumuzda, aklımıza Ahmet Altan’la ilgili spekülatif bir düşünce gelmedi&#8230; Okuyup geçtik&#8230;</p>
<p>Fakat Dumanlı ve Aytaç’ın açıklamaları öyle mi?</p>
<p>Diyorlar ki: <strong>“Biz bir örgütüz. Ahmet Altan da örgütümüzün mutemet bir üyesi&#8230;”</strong></p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ahmet-altani-yakan-fetocu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ilıcak pişman&#8230; Altan’larda pişmanlığın zerresi yok!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ilicak-pisman-altanlarda-pismanligin-zerresi-yok/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ilicak-pisman-altanlarda-pismanligin-zerresi-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Nov 2019 09:09:07 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[mehmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[nazlı ılıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12983</guid>

					<description><![CDATA[Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan tahliye edildi&#8230; Mehmet Altan beraat aldı&#8230; Nazlı Ilıcak FETÖ’nün dümen suyunda hareket ettikleri için pişman. Altan’larda pişmanlığın zerresi yok. Bir de “alacaklı” gibi davranıyorlar. Daha önce de açıklamıştım, “Ben bu isimlerin FETÖ’cü olduklarını düşünmedim. Dolayısıyla, ‘Oh olsun’ diyenlerden değilim ve kararı sevinçle karşılamayı hem ayıp, hem küçültücü sayarım. İçeride çürümelerini istemem elbette ama darbeye altyapı oluşturdukları, bir darbeyi çok istediklerini gizlemedikleri ve bunu çağıran birtakım beyanlarda bulundukları, hatta öngörülerini (!) konuşturup aba altından ‘FETÖ sopası’ gösterdikleri için en azından ‘ahlaken’ yargılanmalarını isterim.”  İnsanoğlu, bazen muhasebeye yatar&#8230; Bazen “Ne oldu da, buralara geldik?” merakıyla eski defterleri karıştırır. Ben de karıştırıyorum ve şöyle soruyorum: Ne değişti de, Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarında yan yana görünen “zımni ortaklar” (hükümet ve liberaller) düşman cephelere savruldu? Bunun cevabını alabilmek için arşiv yazılarını karıştırıyorum ve ilginç sonuçlara ulaşıyorum. Birazdan hatırını soracağım kişi şu an tahliye sevinci yaşıyor&#8230; Bir liberal yazar&#8230; Hani “kadın ruhundan en iyi anlayan yazar” diye lanse edilmişti&#8230; Bozuk Türkçesiyle romanlar yazan, Orhan Pamuk’un Nobel’ini erken bulan (çünkü bu ödülü kendisi almalıydı), aynı zamanda meslektaşımız olan bir yazar. Hani, tutuklu bulunduğu dönemde yazdığı kitabı (ülkesine küskün olduğu için) Fransa’da bastıran yazar&#8230; İsmini de vereyim: Ahmet Altan. 2012 yılında (yönettiği gazetede) başlamış “özlenen demokrasi” yazıları yazmaya&#8230; Siz “özlenen demokrasi”yi FETÖ’nün (FETÖ tipi liberal demokrasinin) galebe çaldığı bir siyasal sistem olarak anlayın. Bir yıl öncesine (2011’e) kadar, “Erdoğan kalibresinde bir siyasetçi gelmedi” şeklinde yazılar yazan yazar, FETÖ’nün MİT Müsteşarı üzerindeki kumpaslarına ve “iktidarı kuşatma” çabalarına izin verilmeyince, birden “anti-Erdoğan” kesiliyor ve özlenen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Nazlı Ilıcak</strong> ve <strong>Ahmet Altan</strong> tahliye edildi&#8230; <strong>Mehmet Altan</strong> beraat aldı&#8230;</p>
<p>Nazlı Ilıcak <strong>FETÖ</strong>’nün dümen suyunda hareket ettikleri için pişman. <strong>Altan</strong>’larda pişmanlığın zerresi yok. Bir de <strong>“alacaklı”</strong> gibi davranıyorlar.</p>
<p>Daha önce de açıklamıştım, <strong>“Ben bu isimlerin FETÖ’cü olduklarını düşünmedim. Dolayısıyla, </strong>‘Oh olsun’<strong> diyenlerden değilim ve kararı sevinçle karşılamayı hem ayıp, hem küçültücü sayarım. İçeride çürümelerini istemem elbette ama darbeye altyapı oluşturdukları, bir darbeyi çok istediklerini gizlemedikleri ve bunu çağıran birtakım beyanlarda bulundukları, hatta öngörülerini (!) konuşturup aba altından ‘FETÖ sopası’ gösterdikleri için en azından </strong>‘ahlaken’<strong> yargılanmalarını isterim.” </strong></p>
<p>İnsanoğlu, bazen muhasebeye yatar&#8230;</p>
<p>Bazen <strong>“Ne oldu da, buralara geldik?”</strong> merakıyla eski defterleri karıştırır.</p>
<p>Ben de karıştırıyorum ve şöyle soruyorum:</p>
<p>Ne değişti de, <strong>Ergenekon</strong> ve <strong>Balyoz</strong> soruşturmalarında yan yana görünen <strong>“zımni ortaklar”</strong> <em>(hükümet ve liberaller)</em> düşman cephelere savruldu?</p>
<p>Bunun cevabını alabilmek için arşiv yazılarını karıştırıyorum ve ilginç sonuçlara ulaşıyorum.</p>
<p>Birazdan hatırını soracağım kişi şu an tahliye sevinci yaşıyor&#8230;</p>
<p>Bir liberal yazar&#8230;</p>
<p>Hani <strong>“kadın ruhundan en iyi anlayan yazar”</strong> diye lanse edilmişti&#8230;</p>
<p>Bozuk Türkçesiyle romanlar yazan, <strong>Orhan Pamuk</strong>’un <strong>Nobel</strong>’ini erken bulan <em>(çünkü bu ödülü kendisi almalıydı)</em>, aynı zamanda meslektaşımız olan bir yazar.</p>
<p>Hani, tutuklu bulunduğu dönemde yazdığı kitabı (ülkesine küskün olduğu için) Fransa’da bastıran yazar&#8230;</p>
<p>İsmini de vereyim: <strong>Ahmet Altan.</strong></p>
<p>2012 yılında <em>(yönettiği gazetede)</em> başlamış <strong>“özlenen demokrasi”</strong> yazıları yazmaya&#8230;</p>
<p>Siz “özlenen demokrasi”yi <strong>FETÖ</strong>’nün <em>(FETÖ tipi liberal demokrasinin)</em> galebe çaldığı bir siyasal sistem olarak anlayın.</p>
<p>Bir yıl öncesine <em>(2011’e)</em> kadar, <strong>“Erdoğan kalibresinde bir siyasetçi gelmedi” </strong>şeklinde yazılar yazan yazar, <strong>FETÖ</strong>’nün <strong>MİT Müsteşarı</strong> üzerindeki kumpaslarına ve <strong>“iktidarı kuşatma”</strong> çabalarına izin verilmeyince, birden <strong>“anti-Erdoğan”</strong> kesiliyor ve özlenen demokrasiye ya akıllı bir tercihle ya da <strong>“çok acı çekeceğimiz bir belanın sarsıntısıyla”</strong> ulaşacağımızı söylüyor.</p>
<p>İlginçtir, aynı yazar, <strong>“15 Temmuz girişiminden”</strong> kısa bir süre önce, “akıllı tercihte” (!)  bulunmayan siyasi iktidarı, <strong>“Bize çok acı çektirecek büyük bir altüst oluş”</strong>la korkutuyordu ve bombasını patlatıyordu: <strong>“Erdoğan’ı öldürecekler, cesedini de bir çöplüğe atacaklar.”</strong></p>
<p>Bunun babası da böyleydi&#8230;</p>
<p>Babası&#8230; Yani <strong>Çetin Altan&#8230; “Bize çok acılar çektirmiş bir belanın sarsıntısıyla”</strong> demokrasiye kavuştuğumuzda <em>(yani <strong>27 Mayıs</strong> darbesinin hemen ertesinde)</em> Çetin Altan şunları yazmıştı: <strong>“Bize bugünleri tattıran ve bir milletin haysiyetine konmaya çalışan tozları bir üfleyişle temizleyiveren Türk Silahlı Kuvvetleri sağ olsunlar. Seviniyor övünüyor, övünüyor seviniyoruz&#8230;”</strong></p>
<p>Kendisi özgür ama fikri tutsak olan <strong>Murat Belge</strong> de erkenden başlamış bu işlere&#8230; Yani, siyasi iktidarı <strong>27 Mayıs</strong> tipi bir darbeyle korkutmaya ve FETÖ darbesini müjdelemeye erkenden başlamış&#8230;</p>
<p>Tarih yine 2012&#8230;</p>
<p>Darbe gibi şeylere <strong>“kafadan”</strong> karşı olan Murat Belge <strong>T24</strong> sitesinden <strong>Hazal Özvarış</strong>’ın sorularını yanıtlıyor ve yeni bir darbenin, Erdoğan’ın otoriterleşmesine <em>(yani mevcut otoriter tutumunu sürdürmesine) </em>bağlı olduğunu söylüyor.</p>
<p>Uyarmadan da edemiyor tabii: <strong>“Birileri bundan yararlanarak darbe yapabilir.”</strong></p>
<p>Mümkündür.</p>
<p>Darbe, <strong>“güvence”</strong> olarak görüldüğü sürece her zaman ihtimal dâhilindedir ve bundan kaçış mümkün değildir&#8230; 15 Temmuz’da olduğu gibi&#8230; Aynı Murat Belge’nin <strong>“ordu izin vermez”</strong> gibilerden beyanatları da olmuştu. Kendisi darbeyi bir güvence olarak sunmasa da, “Ordunun irticaya, din devletine, teokrasiye izin vermeyeceğini” şurda burda tekrarlayıp durmuştu.</p>
<p>Ki, bazıları darbenin “güvence” olarak görülebileceğini ve belli çevrelerde doğal karşılanabileceğini düşünmüştür.</p>
<p>Röportajda en ilginç bölüm şu:</p>
<p>Hazal Özvarış soruyor: <strong>“Darbe olursa, demokrasiye geçişin daha hızlı olacağını mı söylüyorsunuz?”</strong></p>
<p>Murat Belge cevaplıyor: <strong>“Evet&#8230;”</strong></p>
<p>Bu “evet”i gözlerden kaçırmak için bin dereden su getiriyor, darbenin ne kadar da kötü bir şey olduğuna bizleri inandırmaya çalışıyor ama bir defa ağzından kaçırmış bulunuyor.</p>
<p>Bu röportajı okuduğumda şöyle düşünmüştüm:</p>
<p>Murat Belge yaptığı işin adlı <strong>adınca “pornografik işgüzarlık” </strong>olduğunu hesap edememiştir.</p>
<p>Üzerinden 7 yıl geçti. Bir darbeye maruz kaldık. Artık böyle düşünmüyorum.</p>
<p>Murat Belge yaptığı işin ne olduğunu çok iyi hesap etmiş.</p>
<p>Bunlar zeki insanlar. Boşa konuşmazlar&#8230;</p>
<p>Nitekim boşa konuşmamış.</p>
<p>Demokrasiye <strong>“daha hızlı geçebilmemiz”</strong> için, refiki Altan’larla birlikte gizliden gizliye bir darbeyi beklemiş!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ilicak-pisman-altanlarda-pismanligin-zerresi-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nazlı Ilıcak ve Ahmet Altan!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nazli-ilicak-ve-ahmet-altan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nazli-ilicak-ve-ahmet-altan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 09:17:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[nazlı ılıcak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12482</guid>

					<description><![CDATA[Ben de okudum&#8230; Ahmet Altan’ın “Türkçe” yayınlanmasına izin vermediği kitabının (çünkü ülkesine küskünmüş) ilk makalesini ben de okudum&#8230; İçim parçalanmadı, hayır&#8230; Ama dokunaklı bir yazıydı&#8230; Durumunu ve gözaltına alındığı güne dair izlenimlerini yazmış. Daha önce birkaç kez denemiştim, içinde “Ahmet, Nazlı ve diğerleri” geçen yazılar yazıp kendime “vicdan sahibi yazar” dedirtmeyi&#8230; Beceremedim&#8230; Daha doğrusu, içimin kaldırmadığını hissettim ve hemen kalemi bıraktım. Hayır, “Suçludurlar, kalan ömürlerini cezaevinde geçirmelidirler” demiyorum. Asıl vicdansızlık bu olur&#8230; Kaldı ki, insanları “peşinen” suçlu ilan edemeyiz. Nihayetinde yargılama devam ediyor. İnşallah tutuklulukları uzun sürmez ve cezaya dönüşmez. Bunu samimiyetle istiyorum. Önümüzdeki günlere ilişkin bir tahminde bulunmak istiyorum. Daha doğrusu, “temenni” ediyorum. İsmini zikrettiğim (Ahmet ve Nazlı diye kodladığım) gazeteciler dâhil, birçoğu için “tahliye” ya da “beraat” kararı çıkabilir&#8230; Çıkmalı&#8230; FETÖ’nün medya yapılanması davasında yargılanan gazetecilerden biri (ismini Nazlı diye kodladığım şahıs), iki yıl kadar önce bir duruşmada, “Seküler bir hayat tarzına sahip olduğunu, dini görünümlü bir yapılanmayla ilişkisinin olamayacağını, ayrıca Fetullah Gülen’den de nefret ettiğini” söylemişti. Bir gazeteci arkadaşımızın, 75 yaşındaki bu sanığa (yani Nazlı Ilıcak’a) kefil olduğunu bildiren yazısını okuyunca aklıma geldi: FETÖ’nün medya yapılanması soruşturmasında ismi geçen gazetecilerin bir kısmı 70 yaşın üzerinde. Bazıları “sair hastalıklarla” boğuşuyor. Kendi adıma, tutuksuz yargılanmalarının, vaki mağduriyetleri önleyeceğini düşünüyorum. Bir Kuddusi Okkır vakası daha yaşamayalım&#8230; Fetullah Gülen’den nefret etmeye yine devam etsinler&#8230; Mahkeme bunu “hafifletici neden” yine saymasın&#8230; Ama ortada hastalık gibi önemli/hayati bir mazeret varsa, bu durum değerlendirilsin/değerlendirilmelidir. Buraya kadar, “sanıkların lehinde” bir tutum almış ve evrensel bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Ben de okudum&#8230; <strong>Ahmet Altan</strong>’ın <strong>“Türkçe”</strong> yayınlanmasına izin vermediği kitabının <em>(çünkü ülkesine küskünmüş)</em> ilk makalesini ben de okudum&#8230;</p>
<p>İçim parçalanmadı, hayır&#8230; Ama dokunaklı bir yazıydı&#8230;</p>
<p>Durumunu ve gözaltına alındığı güne dair izlenimlerini yazmış.</p>
<p>Daha önce birkaç kez denemiştim, içinde <strong>“Ahmet, Nazlı ve diğerleri”</strong> geçen yazılar yazıp kendime <strong>“vicdan sahibi yazar”</strong> dedirtmeyi&#8230;</p>
<p>Beceremedim&#8230;</p>
<p>Daha doğrusu, içimin kaldırmadığını hissettim ve hemen kalemi bıraktım.</p>
<p>Hayır, <strong>“Suçludurlar, kalan ömürlerini cezaevinde geçirmelidirler”</strong> demiyorum. Asıl vicdansızlık bu olur&#8230;</p>
<p>Kaldı ki, insanları <strong>“peşinen”</strong> suçlu ilan edemeyiz.</p>
<p>Nihayetinde yargılama devam ediyor. İnşallah tutuklulukları uzun sürmez ve cezaya dönüşmez. Bunu samimiyetle istiyorum.</p>
<p>Önümüzdeki günlere ilişkin bir tahminde bulunmak istiyorum.</p>
<p>Daha doğrusu, <strong>“temenni”</strong> ediyorum.</p>
<p>İsmini zikrettiğim <em>(Ahmet ve Nazlı diye kodladığım)</em> gazeteciler dâhil, birçoğu için <strong>“tahliye”</strong> ya da <strong>“beraat”</strong> kararı çıkabilir&#8230; Çıkmalı&#8230;</p>
<p><strong>FETÖ</strong>’nün medya yapılanması davasında yargılanan gazetecilerden biri <em>(ismini <strong>Nazlı</strong> diye kodladığım şahıs)</em>, iki yıl kadar önce bir duruşmada, <strong>“Seküler bir hayat tarzına sahip olduğunu, dini görünümlü bir yapılanmayla ilişkisinin olamayacağını, ayrıca Fetullah Gülen’den de nefret ettiğini”</strong> söylemişti.</p>
<p>Bir gazeteci arkadaşımızın, 75 yaşındaki bu sanığa <em>(yani Nazlı Ilıcak’a)</em> kefil olduğunu bildiren yazısını okuyunca aklıma geldi:</p>
<p>FETÖ’nün medya yapılanması soruşturmasında ismi geçen gazetecilerin bir kısmı 70 yaşın üzerinde. Bazıları <strong>“sair hastalıklarla”</strong> boğuşuyor.</p>
<p>Kendi adıma, tutuksuz yargılanmalarının, vaki mağduriyetleri önleyeceğini düşünüyorum. Bir <strong>Kuddusi Okkır</strong> vakası daha yaşamayalım&#8230; Fetullah Gülen’den nefret etmeye yine devam etsinler&#8230; Mahkeme bunu <strong>“hafifletici neden”</strong> yine saymasın&#8230; Ama ortada hastalık gibi önemli/hayati bir mazeret varsa, bu durum değerlendirilsin/değerlendirilmelidir.</p>
<p>Buraya kadar, <strong>“sanıkların lehinde”</strong> bir tutum almış ve evrensel bir hukuk kuralını hatırlatmış oldum.</p>
<p>Fakat bir dakika&#8230;</p>
<p>Fetullah Gülen’den nefret ettiğini söyleyen bu <strong>“sanık”</strong> <em>(hem nefret ediyormuş, hem de <strong>“FETÖ’nün ne baş belası bir örgüt olduğunu 16 Temmuz sabahı anlamış”</strong></em>), 15 Temmuz’dan birkaç gün öncesine kadar, darbeyi <strong>“seçenek”</strong> olarak gören “siyasal inanmışlığın” bir neferi gibi çalışıyordu ve üstü örtük ifadelerle Türkiye’yi kaosa götürecek olayları <strong>“kurtuluş”</strong> <em>(bu iktidardan ve <strong>Erdoğan</strong>’dan kurtuluş) </em>olarak görüyordu.</p>
<p>Eminim ki, darbe olacağı bilgisine sahipti.</p>
<p>Bunu da çeşitli <strong>“jestlerle”</strong> açık ediyordu ve <strong>“gelecek”</strong>ten söz ederken müthiş bir özgüvenle konuşuyordu. <em>(<strong>“Yine yeşillendi fındık dalları”</strong> vs&#8230;) </em></p>
<p>Bu örgütün <em>(yani FETÖ’nün)</em> darbeci kimliği, 15 Temmuz’dan önce ortaya çıkmıştı oysa&#8230;</p>
<p><strong>17/25 Aralık</strong> girişimine <strong>“yolsuzluk”</strong> kılıfı giydirildiği için, hadi diyelim ki örgütün niteliği konusunda yeterli kanaat oluşmadı ya da örgütle ilgili iddialar bazıları açısından <strong>“inandırıcı”</strong> bulunmadı.</p>
<p><strong>MİT TIR</strong>’larına yapılan saldırı, durumu net olarak açıklıyordu&#8230;</p>
<p>Hem bir <strong>“darbeci yapılanma”</strong>yla, hem de Türkiye aleyhinde kanaat oluşturan <em>(Türkiye’nin operasyonel gücünü zayıflatan ve Münbiç’in YPG tarafından işgalini kolaylaştıran)</em> uluslararası bir casusluk örgütüyle karşı karşıyaydık.</p>
<p>Bizim süreç içinde anlatamadıklarımızı, <strong>15 Temmuz</strong> girişimi anlattı.</p>
<p>Bugün Fetullah Gülen’den nefret ettiğini söyleyen sanıkların <em>(ve kitap yazarak nefsini köreltenlerin)</em>, hiç değilse MİT TIR’ları baskını döneminde oluşturdukları kafa karışıklığı için özür dilemeleri ya da en azından <strong>“nedamet duyduklarını” </strong>söylemeleri beklenir.</p>
<p>Bunu mahkemede dile getirmeleri gerekmez.</p>
<p>Nadim olduklarını kendi vicdanlarında dile getirsinler, biz onu duyarız!</p>
<p>Ahmet Kekeç/Star</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nazli-ilicak-ve-ahmet-altan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
