<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Afrin &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/afrin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 Jan 2019 20:33:56 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Afrin &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Erdoğan Afrin Kahramanlarına Seslendi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdogan-afrin-kahramanlarina-seslendi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdogan-afrin-kahramanlarina-seslendi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Jan 2019 20:33:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[HulusiAkar]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=7892</guid>

					<description><![CDATA[Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zeytin Dalı Harekatı’nın 1. yıl dönümünde harekata katılan komandolara hitaben, &#8220;Afrin’de verilmiş olan mücadelenin hatıralarımızda unutulmaz bir yeri olacak.&#8221; dedi. Milli Savunma Bakanı Akar ve TSK&#8217;nin komuta kademesi Zeytin Dalı Harekatı’nın 1. yıl dönümünde harekata katılan komandolarla Hatay&#8217;da bir araya geldi. Akar&#8217;ın komandolara hitabı sırasında telefonla aradığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrin kahramanlarına seslendi. Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları Hatay&#8217;da askerlerle bir araya geldi. BUNLAR HİÇBİR ZAMAN BİZİM MÜCADELEMİZİ YILDIRAMAYACAK Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Afrin’de verilmiş olan mücadelenin hatıralarımızda unutulmaz bir yeri olacak. Gerek Afrin&#8217;de gerek Cerablus’ta gerek El Bab’da bizim bu sürecimiz duraksamadan devam edecektir&#8221; dedi. Afrin&#8217;deki terör saldırısına değinen Erdoğan, &#8220;Bunlar hiçbir zaman bizim Afrin’deki mücadelemizi yıldırmayacak&#8221; ifadelerini kullandı.&#160; AA]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="lead">
<p class="selectionShareable"><strong>Cumhurbaşkanı Erdoğan, Zeytin Dalı Harekatı’nın 1. yıl dönümünde harekata katılan komandolara hitaben, &#8220;Afrin’de verilmiş olan mücadelenin hatıralarımızda unutulmaz bir yeri olacak.&#8221; dedi.</strong></p>
<p>Milli Savunma Bakanı Akar ve TSK&#8217;nin komuta kademesi Zeytin Dalı Harekatı’nın 1. yıl dönümünde harekata katılan komandolarla Hatay&#8217;da bir araya geldi. Akar&#8217;ın komandolara hitabı sırasında telefonla aradığı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Afrin kahramanlarına seslendi.</p>
<p>Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve kuvvet komutanları Hatay&#8217;da askerlerle bir araya geldi.<br />
BUNLAR HİÇBİR ZAMAN BİZİM MÜCADELEMİZİ YILDIRAMAYACAK</p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan, &#8220;Afrin’de verilmiş olan mücadelenin hatıralarımızda unutulmaz bir yeri olacak. Gerek Afrin&#8217;de gerek Cerablus’ta gerek El Bab’da bizim bu sürecimiz duraksamadan devam edecektir&#8221; dedi.<br />
Afrin&#8217;deki terör saldırısına değinen Erdoğan, &#8220;Bunlar hiçbir zaman bizim Afrin’deki mücadelemizi yıldırmayacak&#8221; ifadelerini kullandı.&nbsp;</p>
<p><img decoding="async" src="http://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/2019-Ocak-20190120_2_34513282_40922949.jpg" alt="" width="864" height="516" class="alignnone size-full wp-image-7893" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/2019-Ocak-20190120_2_34513282_40922949.jpg 864w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/2019-Ocak-20190120_2_34513282_40922949-300x179.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2019/01/2019-Ocak-20190120_2_34513282_40922949-768x459.jpg 768w" sizes="(max-width: 864px) 100vw, 864px" /></p>
</div>
<p>AA</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdogan-afrin-kahramanlarina-seslendi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrin’den Kandil’e ‘Güvenli Hat’ Hamlesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/afrinden-kandile-guvenli-hat-hamlesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/afrinden-kandile-guvenli-hat-hamlesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:41:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin'den Kandil'e]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Güvenli Hat]]></category>
		<category><![CDATA[Kandil]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1836</guid>

					<description><![CDATA[Afrin kent merkezi, Zeytin Dalı Harekatı’nın 58’inci gününde (18 Mart) terör örgütü PKK/PYD’nin işgalinden kurtarıldı. Temizlik sürüyor. Ancak gözler şimdiden Münbiç ve diğer terör bölgelerine çevrildi. Irak’ın kuzeyinde bir süredir yaşanan hareketlilik, Türkiye’nin sadece Suriye değil Irak’ın kuzeyindeki terör bölgelerini temizleme kararlılığının ilk işaretlerini taşıyor. Afrin’den Kandil’e uzanan terör hattının temizlenmesi, Türkiye’nin güvenliği açısından demirden bir kalkan işlevi oluşturacak. Afrin kent merkezinin teröristlerden temizlenmesinin ardından Zeytin Dalı Harekatı’nda sona gelinmesi gözleri diğer terör bölgelerine çevirdi. Gündem Münbiç mi İdlib mi derken Türkiye Irak’ın kuzeyinde de askeri operasyonlara başladı. Gerek PYD gerek PKK terör örgütleri üzerinden KCK terör yapılanmasını bitirme kararlılığını sahaya yansıtan Türkiye, güney sınırlarını artık terörden arındırmayı gündemine almış durumda. Güncel bilgileri aktarmadan önce zorunlu olarak bir hafıza tazelemesi faydalı olacaktır. Bundan yaklaşık 6 yıl öncesini hatırlayalım. Suriye’de iç savaşın ilk adımlarının atıldığı dönemde Suriye’nin kuzeyinde bir anda ortaya çıkan terör örgütü PYD’nin silahlı militanları, sırasıyla 2012 yılının 19 Temmuz’unda Ayn al-Arap (Kobani), 20 Temmuz’unda Afrin, 21 Temmuz’unda da Haseke vilayetine bağlı Malikiye (Kürtçe adı Derik) kasabalarının yönetimini ele geçirmişti. PYD’nin silahlı kanadı YPG üzerinden ele geçirdiği bu üç bölge arasında başka yerleşim yerleri de vardı. Bu üç bölge birleşik değildi. Buna rağmen Türkiye’nin gözü buradaki hareketliliğe çevrilmişken, 2 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Afrin kent merkezi, Zeytin Dalı Harekatı’nın 58’inci gününde (18 Mart) terör örgütü PKK/PYD’nin işgalinden kurtarıldı. Temizlik sürüyor. Ancak gözler şimdiden Münbiç ve diğer terör bölgelerine çevrildi. Irak’ın kuzeyinde bir süredir yaşanan hareketlilik, Türkiye’nin sadece Suriye değil Irak’ın kuzeyindeki terör bölgelerini temizleme kararlılığının ilk işaretlerini taşıyor. Afrin’den Kandil’e uzanan terör hattının temizlenmesi, Türkiye’nin güvenliği açısından demirden bir kalkan işlevi oluşturacak.</strong></p>
<p>Afrin kent merkezinin teröristlerden temizlenmesinin ardından Zeytin Dalı Harekatı’nda sona gelinmesi gözleri diğer terör bölgelerine çevirdi. Gündem Münbiç mi İdlib mi derken Türkiye Irak’ın kuzeyinde de askeri operasyonlara başladı. Gerek PYD gerek PKK terör örgütleri üzerinden KCK terör yapılanmasını bitirme kararlılığını sahaya yansıtan Türkiye, güney sınırlarını artık terörden arındırmayı gündemine almış durumda. Güncel bilgileri aktarmadan önce zorunlu olarak bir hafıza tazelemesi faydalı olacaktır.</p>
<p>Bundan yaklaşık 6 yıl öncesini hatırlayalım. Suriye’de iç savaşın ilk adımlarının atıldığı dönemde Suriye’nin kuzeyinde bir anda ortaya çıkan terör örgütü PYD’nin silahlı militanları, sırasıyla 2012 yılının 19 Temmuz’unda Ayn al-Arap (Kobani), 20 Temmuz’unda Afrin, 21 Temmuz’unda da Haseke vilayetine bağlı Malikiye (Kürtçe adı Derik) kasabalarının yönetimini ele geçirmişti. PYD’nin silahlı kanadı YPG üzerinden ele geçirdiği bu üç bölge arasında başka yerleşim yerleri de vardı. Bu üç bölge birleşik değildi. Buna rağmen Türkiye’nin gözü buradaki hareketliliğe çevrilmişken, 2 ay sonra Aysel Tuğluk kaleme aldığı bir yazıda PYD işgalinin şifrelerini şu sözlerle itiraf etti: “Washington koridorlarında Basra’dan Akdeniz’e ‘Kürt koridoru’ üzerine uzun vadeli planlar tartışılıyor.” (Aysel Tuğluk, Yeni Stratejik Hamleler, Radikal 2, 23 Eylül 2012.)</p>
<p>Evet hedef sözde Kürt özünde ise ABD/İsrail koridoruydu ve bu planı hayata geçirmek için adım adım PYD’yi hareketlendireceklerdi. Türkiye’nin Çözüm Süreci’ne girdiği günlerde Suriye’nin kuzeyinde hareketlilik arttı. Bu bölgeleri işgal eden PYD, 21 Ocak 2014’te Cezire Kantonu’nun, 27 Ocak 2014’te Kobani Kantonu’nun ve 29 Ocak 2014’te de Afrin kantonunun kuruluşunu ilan etti.<br />
PYD terör örgütü adım adım ilerliyor, gerek Batılı devletlerin gerek FETÖ’cülerin gerekse bu güçlerle paralel faaliyet gösteren diğer unsurların üzerinden Türkiye’nin sessizliğini fırsat bilerek bölgedeki hâkimiyetini artırıyordu. DAEŞ’in kurulması ve eylemleri, örgüte adeta altın tepside sunulmuş muazzam bir nimetti. DAEŞ terör örgütünün Ayn el-Arap’a yönelik saldırısı PYD’yi dünyada meşrulaştırmanın yolunu açtı. ABD, 2012 yılından bu yana gizli temaslarda bulunduğu terör örgütüne askeri desteğe başladı.</p>
<p>Bu durum artık domino etkisi yapmış, PYD terör örgütü DAEŞ’in işgalindeki yerleri kurtarma gerekçesiyle sınırlarını genişletmeye başlamıştı.</p>
<p>Koridor açısından ilk hamle 15 Haziran 2015 tarihinde Tel Abyad’ın DAEŞ terör örgütünün işgalinden bir başka terör örgütü olan PYD’nin eline geçmesiyle yapıldı.<br />
Böylece PYD, Fırat’ın doğusundaki işgal ettiği bölgeleri birleştirmiş oldu. Sıra Fırat’ın batısındaki Afrin’e ulaşma yoluydu.<br />
Türkiye o dönem en yetkili ağızlardan Fırat’ın batısına geçilmemesi uyarısında bulundu.<br />
Ancak ABD, müttefikini dinlemek istemiyordu. Kendileri açısından başarıya çok yaklaşmışlardı. O dönem Cerablus’tan Münbiç’e inen hat DAEŞ’in işgalindeydi. İlk hamleyi Münbiç’te yaptılar ve 12 Ağustos 2016 tarihinde kent terör örgütü PYD’nin kontrolüne geçti. PYD/YPG’li teröristlerin Münbiç’e girmesinin önemli bir sonucu da, ABD’nin Rusya’nın nüfuz alanına hamle yapacak pozisyon elde etmesiydi. Bu durum Rusları da rahatsız edecekti.</p>
<p>İçerideki PKK unsurlarını büyük ölçüde temizlemiş, 15 Temmuz’daki işgal girişimini de püskürtmüş olan Türkiye kararını verdi. Akıllı bir diplomatik süreç de işleterek geri adım atmama kararı aldı ve bu kararı uyguladı. Terör örgütünün ABD desteğiyle yaptığı bu hamleye ilk yanıt Fırat Kalkanı Harekâtı’yla verilmiş oldu. Harekât doğrudan PYD’yi değil, DAEŞ’i hedef alıyordu. Ancak PYD mesajı almıştı. Türkiye bütün terör örgütlerine karşı artık kararlılıkla mücadele edecekti. Sözüm ona DAEŞ’e karşı mücadele ettiğini söyleyen PYD, Fırat Kalkanı Harekâtına yönelik çok sayıda saldırı girişiminde bulundu. Ancak bütün saldırılar misliyle karşılık buldu. 24 Ağustos 2016 tarihinde başlayan harekât, 29 Mart 2017 tarihinde sona erdiğinde Türk ordusu Cerablus’tan El Bab’a kadar inen hattı kontrol altına almıştı. DAEŞ bölgeden temizlenirken, PYD üzerinden yürütülen koridor planına ve Afrin bağlantısının önüne ilk set çekilmiş oldu.</p>
<p>Sıra Münbiç mi Afrin mi derken gelişmeler yıl sonuna doğru hedefin Hatay’ın hemen yanı başında bulunan terör üssü Afrin olduğu ortaya çıktı. Beklenen harekât 20 Ocak 2018 tarihinde Afrin’e başlatıldı.<br />
Harekâtın adı Zeytin Dalı olarak belirlenmişti. Her türlü siyah ve gri propagandaya rağmen, beklenenden kısa bir sürede Afrin şehir merkezine girildi. Terör örgütü ve onun gerek açık gerek gizli destekçileri, harekât hakkında “Türkiye’nin Vietnam’ı olur.” derlerken terör örgütü Afrin’de sadece 58 gün direnebildi.<br />
Türk ordusu, Çanakkale Zaferi’nin 103’üncü yıldönümü olan 18 Mart’ta kent merkezine girdiğinde teröristler ABD tarafından kendilerine verilen çok sayıda silah ve mühimmatı bırakarak kaçmak zorunda kaldı. Bu satırlar yazılırken (23 Mart 2018), terör örgütü unsurlarının işgalindeki son bölgelere yönelik operasyon sürüyordu.<br />
Özellikle Tel Rifat ve Minnig Hava Alanı’ndaki kıskaç daralmıştı. Uzmanların aktardığına göre bölge kısa süre sonra terörist unsurlardan tamamen temizlenmiş olacak. Zaten Afrin kent merkezine girildikten sonra, bundan sonraki harekât ile ilgili tartışmalar hızlandı.</p>
<p><strong>Washington ile Münbiç Restleşmesi</strong></p>
<p>Ankara, Zeytin Dalı Harekâtı hedeflerine tamamen ulaşınca gözünü Fırat Kalkanı Harekat bölgesinin hemen doğusunda yer alan Münbiç’teki terörist yapılanmaya dikeceğinin işaretlerini her fırsatta verdi. Cumhurbaşkanı başta olmak üzere gerek hükümet gerek güvenlik bürokrasisi gerekse Dışişleri yetkililerinin açıklamalarındaki ortak nokta, Münbiç’teki terörist örgütlenmeye artık bir dakika bile tahammül kalmadığı yönündeydi.<br />
Okyanus ötesinde ise eski Dışişleri Bakanı Rex Tillerson’un ziyaretinden sonra oluşan olumsuz havanın tam tersi esmeye başladı. Şubat ayında gerçekleşen ziyaret sonrasında iki taraftan yapılan açıklamalarda ABD’nin Münbiç konusunda ısrarcı olacağı, ancak çok fazla direnmeyeceği iddiaları kulislerde fısıldanıyordu.<br />
Ancak ne zaman ki ABD Başkanı Donald Trump, Tillerson’u bir tweet ile görevden alıp yerine CIA Başkanı Mike Pompeo’yu atadı bütün kartlar yeniden karılmaya başlandı. Türk ve Amerikalı yetkililer karşılıklı olarak “anlaştık-anlaşmadık” açıklamaları yaparken, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “Anlaştık demedik, anlayışa vardık dedik.” diyerek meseleye farklı bir boyut getirdi.<br />
Bütün bu açıklamaların ortasında duran gerçek ise ABD’nin Münbiç konusunda direniş politikasına geçmesiydi.</p>
<p>Gelişmeler Münbiç konusunun çetrefilli bir şekilde devam edeceğini gösteriyor. Türkiye’nin kararlılığı her fırsatta dile getiriliyor. Bu çerçevede ABD ile anlaşma eğilimi halen yüksek düzeyde tutuluyor. Tillerson’un ziyareti sonrası Amerikan tarafının da soğuk yaklaşmadığı Türkiye’nin teklifi, kentin teröristlerden temizlenmesi ve eski yapısına kavuşturulmasıydı.<br />
Bunu yapacak olan da Türk ve Amerikan güçleri olacaktı. Ancak ABD’deki üst düzey değişimden sonra Amerikan tarafı, “Münbiç’teyiz, çekilmiyoruz.” açıklamaları yaptı. Hatta 23 Mart’ta basına yansıyan haberlere göre kentte görev yapan Amerikalı askerler, teröristlerle beraber kentin çarşısında gezerek gövde gösterisi yapmıştı. İşte bu gelişmeler ışığında Türkiye’nin kentteki terörist unsurlara yönelik müdahale seçeneğini masada tuttuğu bilgisi paylaşıldı.<br />
İki NATO müttefiğini karşı karşıya getiren kentteki durum ile ilgili İngiltere’nin etkili yayın organlarından The Economist dergisi çarpıcı bir değerlendirme yayımladı. Bölgedeki gelişmelerin ele alındığı imzasız yazıda şu vurgular dikkat çekiciydi:</p>
<p>“PYD’lilerin Münbiç’ten Irak sınırına uzanan doğu kalelerinde 2 bin kadar Amerikan askeri var. Amerikan hava güçlerinin desteklediği YPG, DAEŞ’i yenilginin eşiğine getirdi. Şimdi Türkiye NATO müttefiki Amerika’nın yolundan çekilmesini istiyor. Böylece en az DAEŞ kadar büyük bir tehdit olarak gördüğü YPG’nin peşine düşebilecek.” The Economist kentin “ya bir çözüme ya da savaşın parlama noktasına dönüşeceğini” ileri sürdü.</p>
<p><strong>Moskova’nın Tavrı</strong></p>
<p>Burada bölgedeki diğer önemli küresel kuvvet Rusya’nın tavrının da belirleyici olacağını vurgulamak gerekiyor. Moskova yönetimi, PYD ile özellikle Afrin’de iletişimini koparmamasına ve hatta Münbiç’in DAEŞ’in elinden alındığı süreçte bu örgütle ortak hareket etmesine rağmen Washington’un bölgedeki varlığından rahatsızlık duyuyor. Türkiye’nin ABD ile Münbiç restleşmesi yaşadığı günlerde bu ülkede yaşanan bir gelişme de “Rusya PYD konusunda politika değişikliğine mi gidiyor” sorusunu gündeme getirdi. Kremlin’e bağlılığıyla bilinen Rusya Federal Haber Ajansı, yayımladığı bir makalede PKK ve Suriye uzantıları PYD/YPG için terör örgütü ifadesi kullanıldı. Rusya’nın Zeytin Dalı Harekâtına neden destek verdiğinin de değerlendirildiği analizde, PYD/YPG’nin Suriye’nin kuzeyinde normal yerel yönetimler oluşturmak yerine, Suriye halkına ait doğal kaynakları acımasızca sömürmeye çalıştığı ifade edildi. “Yerel halk üzerinde uyguladıkları baskı, terör örgütü faaliyetleriyle eşdeğer.” ifadesiyle PYD/YPG baskısı nedeniyle 1.5 milyon Suriyelinin evlerinden kaçmak zorunda bırakıldığı vurgulanan makalede “Ama bu tür oluşumların sonu her zaman hüsran olmuştur.” ifadelerinin kullanılması dikkat çekti.<br />
Makalede, PYD/YPG için “Tıpkı 17. yüzyılda İngiliz ve Fransızların Amerika’yı İspanyollardan almak için Karayip Denizi’nde Tartuga korsanlarını icat ettikleri gibi” denilerek korsan benzetmesi yapılması da dikkat çeken noktalardan biriydi. Rus yetkililerin Zeytin Dalı Harekâtı sürerken, ABD’nin bölgedeki Kürt politikasını çok sert eleştiren açıklamaları da hatırlanınca, Türkiye’nin son 2 yılda uyguladığı doğru diplomasi ile Moskova’yı yanına çekebileceği değerlendirmeleri yapılıyor.<br />
Ancak Rusya ile işbirliği için İdlib meselesinin kilit rolü olduğunu da unutmamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Rusya ile İletişimde Kilit Nokta: İdlib</strong></p>
<p>Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 23 Mart’ta partisinin Bağcılar İlçe Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Afrin’de iş bitmeyecek. Afrin’in devamı var. İdlib var, Münbiç var, Fırat Kalkanı Harekâtı bölgesiyle bunun bütünleşmesi var.” sözleri Türkiye’nin sadece Münbiç’i değil İdlib’i de gündemine aldığının işareti niteliğinde. Kazakistan’ın başkenti Astana’da garantör ülkeler Türkiye, Rusya ve İran arasında sağlanan anlaşma çerçevesinde TSK, 12 Ekim 2017’de İdlib’te gerginliği azaltma bölgesindeki ateşkes rejiminin takibi için gözlem noktaları oluşturmak üzere intikal sürecini başlatmıştı. Bu gözlem noktalarından yedincisi 17 Mart’ta kuruldu. Geriye kalan 5 gözlem noktası da kurulunca 12 gözlem noktası tamamlanmış olacak. Ancak sonrasında ne olacağını kestirmek kolay görünmüyor. Rusya ve rejimin çok önem verdiği bölge ile ilgili Türkiye de kendi çözümünü ortaya koyuyor. El Nusra terör örgütünün devamı olan Heyet Tahrir Şam’ın güçlü olduğu İdlib’te Şubat ve Mart ayında yaşanan çatışmalar yeni bir denklemi gündeme getirdi.<br />
Çatışmanın tarafları HTŞ ve Ahrar uş Şam ile Nureddin Zengi Hareketi’nin ortak hareketi sonucu kurulan Cephe Tahrir Suriye (CTS). Suriye Gündemi isimli internet sitesinin aktardığına göre, bu çatışmalar sonucunda bölgedeki güç dengesi ve kontrol alanları yeniden şekillendi. Bölgede ayrıca çok sayıda bağımsız grup ve ÖSO unsurları ile sivil halk da bulunuyor. Rusya destekli rejim güçleri, İdlib’in büyük kısmını çevrelemiş durumda. Türkiye de Hatay sınırının yanı sıra Afrin bölgesinin kontrolünü sağlayarak bölgeye komşu oldu. Adeta PYD terör örgütünün işgal ettiği bölgeler hariç Suriye iç savaşının son evresi olarak tanımlanan İdlib’te Suriye rejimi ile Türkiye’nin hedeflerinin farklı olduğu kamuoyuna yansıyor. Türkiye, Şam yönetiminin kentte hâkim olmasını istemiyor. Ankara’nın bölge ile ilgili politikalarını şu şekilde sıralamak mümkün:</p>
<p>&#8211; İdlib’te ÖSO unsurları güçlendirilerek kentte hâkimiyet kurulabilir ve terör örgütlerinin etkisi kırılabilir. Bunda ÖSO’nun TSK komutasında Cerablus, El Bab ve Afrin’de gösterdiği başarı önemli bir kazanım olarak gözüküyor.</p>
<p>&#8211; Rejimin olası saldırısı sonucu oluşabilecek şiddetli çatışma ortamı da rejimin hâkimiyeti de Türkiye’ye yönelik büyük bir göç dalgası başlatabilir. Bir kısmı Afrin’de tutulabilecek mültecilerin büyük çoğunluğunun Türkiye’ye kaçabileceği gerçeği de Ankara’yı endişelendiriyor.</p>
<p>Ankara ayrıca İdlib’in kontrol altına alınması durumunda ABD/İsrail koridoru olarak nitelendirdiğimiz Akdeniz’e açılacak Kürt koridoru planının da tamamen çöpe atılacağını hesaplıyor. Rusya’nın tavrı ise kentteki teröristlerin temizlenmesi yönünde. İdlib’teki sorunun çözümünde Türkiye ile Rusya arasındaki diyaloğun etkili olacağı yorumları ağırlık kazanmış durumda.</p>
<p><strong>ABD, DAEŞ’i İdlib’e Sızdırdı</strong></p>
<p>Ancak son dönemlerde sızan önemli bir bilgi de ABD’nin bölgede sinsi bir hamle yaptığı yönünde. Basına sızdırılan istihbarat raporları ile açık kaynaklardan DAEŞ’li teröristlerin bir kısmının Kuzey Suriye’de Amerika tarafından oluşturulan PKK/YPG eğitim kamplarında yeni görevlerine yönelik hazırlandığı belirtilirken, istihbarat kaynakları bu teröristlerin bir kısmının henüz PYD işgali altındayken Afrin üzerinden İdlib bölgesine sızdırıldığı bilgilerini paylaştı. Bu hamle ile ABD’nin Suriye’de kalma gerekçelerinin başında yer alan DAEŞ, yeniden sahneye sürülmüş olacak. Kaynaklar, ABD’nin amacının bölgede kaotik ortamın devam etmesine yönelik bir politika izlediği konusunda hem fikir.</p>
<p><strong>Irak’ın Gündeme Girişi</strong></p>
<p>Kamuoyu bu çerçevede İdlib ve Münbiç’e yoğunlaşmaya başlarken, sorulan soru Fırat’ın doğusuna sıranın ne zaman geleceği yönündeydi. Hatta Zeytin Dalı Harekâtı’nın ilk günlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Münbiç’i de teröristlerden arındıracağız. Münbiç’in sahibi bu teröristler değildir. Ardından Irak sınırına kadar tüm terör unsurlarını temizleyeceğiz.” diyerek Suriye’de uzun soluklu bir mücadelenin işaretini vermişti.<br />
Türkiye sadece Münbiç değil, PYD’nin işgalindeki tüm Kuzey Suriye için mücadele kararlılığını gösteriyordu. Tam bugünlerde Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yaptığı bir açıklama gözleri Suriye’nin yanı sıra Irak’a çevirdi. Bakan Çavuşoğlu, PKK’ya yönelik Irak hükümeti ile ortak bir sınır ötesi operasyon düzenleneceğini söyledi. Çavuşoğlu, tarih olarak da Irak’ta 12 Mayıs’ta gerçekleşecek seçimlerin sonrasını işaret etti. Bu durum bir anda Irak’taki terör kamplarını ve özellikle de Sincar ve Kandil bölgesini akıllara getirdi. Çünkü Türkiye zaten sınırın hemen öte tarafındaki Sinath-Haftanin, Gara, Metina, Avaşin-Basyan, Zap ve Hakurk gibi kamplara, çoğunluğu havadan olmak üzere çeşitli askeri harekâtlar düzenliyordu. Kandil bölgesi ise sık sık hava harekâtıyla ateş altına alınıyordu.</p>
<p><strong>PKK’nın Çekilme Oyunu mu?</strong></p>
<p>Benzer bir hava harekâtı geçen yılın Mayıs ayında Suriye’nin kuzeydoğusundaki Karaçok bölgesiyle beraber Irak’ın Suriye sınırındaki Sincar bölgesine de yapılmıştı. Her ne kadar sonradan Bağdat’tan “ortak operasyon yok” çıkışları gelse de en üst terör yapılanması olan KCK’dan 23 Mart’ta yapılan “Sincar’dan çekiliyoruz” açıklaması örgütün bu ülkede de kıskaca alındığının bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Zaten bu açıklamadan 9 gün önce Habertürk’ten Çetiner Çetin “Bağdat’tan bir heyetin Sincar’a gideceği ve örgütün bölgeden çekilmesine dair uyarıyı bir kez daha yapacağı” yönünde duyumunu aktarmıştı.<br />
Gelişmelerin seyri bu şekilde mi oldu bilinmez ama terör örgütünün Sincar’dan çekildiğini açıklaması dikkat çekici.</p>
<p>Ancak burada birkaç soru işareti de yok değil. Örneğin kentte sadece terör örgütü unsurları bulunmuyor. İran Devrim Muhafızlarının Kudüs Gücü tarafından kurulan ve Bağdat yönetimi tarafından Kudüs Gücü’nün komutanı Kasım Süleymani’nin resmi müsteşarı olduğu Haşdi Şabi’ye bağlı unsurlar da kentin bazı bölgelerini kontrol altında tutuyor. KCK’nın çekilme açıklaması yaptığı gün, Haşdi Şabi’nin Sincar’daki komutanlarından da olan Sinune Nahye Müdürü Hudeda Coke’nin yaptığı açıklamalar da önemli. Barzani yönetiminin yayın organı Rudaw’a konuşan Coke, PKK unsurlarının kentten ayrıldığını doğruladı. Ancak Coke’nin açıklamasında önemli bir ayrıntı dikkat çekti. Bu ayrıntıya göre, PKK’lılar çekildikleri bölgeleri Ezidhan Asayişi adlı bir grupla, örgütün Şengal Direniş Birlikleri (Yekîneyên Berxwedana Şingal-YBŞ) adını verdiği terörist unsurlara teslim etmiş. Bilindiği üzere YBŞ, PKK terör örgütünün bölgede Ezidi kökenli Iraklılardan kurduğu ve kendisine bağlı bir yapılanma. Bu durumda terör örgütünün çekildiği iddiası havada kalıyor. Yani PKK Sincar’da varlığını korumaya devam ediyor. Kaynaklar, PKK’nın bölgeden çekilmediğini, farklı isimler üzerinden Sincar’da varlığını sürdürdüğünü aktardı. En son gelişme Irak ordusunun Sincar’ın bazı bölgelerine yerleştiği yönündeki bilgiydi. Ancak Türkiye her ne olursa olsun PKK’nın isim oyunuyla bölgede varlığını sürdürmesine karşı çıkıyor ve bölgeye yönelik müdahale kararlılığının devam ettiği bütün yetkililerce dile getiriliyor.</p>
<p><strong>Kandil ve Sincar’ın Tasfiyesine Sürpriz Destek İddiası</strong></p>
<p>Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan üzerinden en üst düzeyde “Sincar’daki teröristleri Irak temizleyemezse biz temizleriz.” kararlılığına rağmen bölgedeki gelişmeler bazı güçlerin bölgede Türkiye’yi istemediği sonucuna varmamıza neden oluyor. Özellikle Haşdi Şabi üzerinden İran’ın bölgede nüfuzunu sürdürmesi, iki ülke arasında Irak merkezi yönetimi üzerinden bir gerilimi beraberinde getirebilir. Fırat’ın doğusu ve Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetim üzerinden bölgedeki varlığını koruma konusunda kararlı olan ABD’nin şu aşamada Sincar ve Kandil bölgesinin tasfiyesine destek vereceği yönünde bazı değerlendirmeler var. Amerika’nın bölgede uyguladığı politikalardan ekonomik ve siyasi anlamda stratejik kayıplarla yüz yüze gelecek olan Türkiye, önce Fırat Kalkanı, sonrasında Zeytin Dalı Harekâtı ile Amerika’nın Suriye üzerindeki Balkanlaştırma politikasına ve Kürt koridoru oluşturma çabasına darbe vurdu ve ABD stratejisine zarar verdi. ABD’nin kısa bir sürede bu durumu tekrar yoluna koyabilmesi mümkün gözükmüyor. Bu nedenle ABD’nin kaos stratejisini uygulamaya koyarak mücadelesini uzun vadeye yayacağı, bu suretle bölgede yer alan diğer devletleri ekonomik sıkıntıya sokarak bölgeyi terk etmeye veya Amerika’nın dayatacağı anlaşmaya rıza göstermeye zorlayacağı düşüncesi öne çıkıyor.</p>
<p><strong>ABD Planı: Türkiye’yi Yanına Çek, Rusya ile Ger, Bölgeye Kaos Getir</strong></p>
<p>ABD’nin bu çerçevede bir yandan bölgedeki en önemli bölgesel aktör konumunda bulunan müttefiki Türkiye’yi yeniden kazanmaya, Rusya ile kurduğu iletişimden uzaklaştırmaya yönelik girişimlerde bulunacağı, bunun için başta Münbiç ve Irak kartını oynayacağı belirtiliyor. Hatta daha ileri giderek ABD’nin Sincar ve Kandil’den vazgeçeceği, dolayısıyla PKK’nın tamamen silineceği ve böylelikle terörle işbirliği yapan Amerika imajından kurtulmaya çalışacağı yönünde ciddi analizler var. Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi Rusya ve bölgesel iletişime yönelik hamleleri. İran’ın özellikle ülkemize yönelik olumsuz bir tutum takınması ve PKK’yı bitirme amacındaki Türkiye’yi sıkıntıya sokacak hamleleri, Astana sürecine olumsuz yansıyor. Bu gelişmelerin, Rusya ile kurulan sağlıklı iletişimi yıkmasa bile gerebileceği kaygısı da var. ABD’nin böylece bir taşla birden fazla kuş vurabileceğine dikkat çekiliyor. Ancak Washington’daki yeni danışman ve Dışişleri ekibinin bu politikayı mı yoksa yeni bir taktiği mi devreye sokacağını kestirmek şu aşamada kolay görünmüyor.</p>
<p><strong>Irak’a Operasyonlar Başladı</strong></p>
<p>Zeytin Dalı Harekâtı ve aktardığımız hareketliliğin gölgesinde kalan önemli bir gelişme de TSK’nın Irak’ın Türkiye sınırına yakın bölgelerindeki terör kamplarına düzenlediği operasyonlar oldu. Hakkari Yüksekova 3. Piyade Tümenine bağlı birlikler, 11 Mart’tan itibaren sınır ötesinde Hakurk/Kani Rash bölgesinde yoğunlaşan bir sınır ötesi harekât başlattı. Bu harekâta 22 Mart’ta hava kuvvetleri de destek verdi. 23 Mart’ta açıklanan bilgilere göre bu harekâtta toplam 50 terörist etkisiz hale getirildi.</p>
<p><strong>ABD İncirlik’ten Çekiliyor İddiası</strong></p>
<p>Türkiye ABD ile Suriye politikalarında restleşirken, İsrail istihbaratı MOSSAD’ın kontrolünde olduğu bilinen Debkafile internet sitesinde çarpıcı bir iddia gündeme getirildi. Debkafile, ABD’nin Katar ve Türkiye’deki hava üslerini boşaltma kararı aldığını ve çekilme sürecinin düğmesine bastığını ileri sürdü. Sitenin askeri kaynaklara dayandırdığı haberinde, İncirlik’in Yunanistan’a taşınabileceği iddia edildi. Debkafile’a konuşan kaynaklar, İncirlik’ten çekilme iddiasının ‘tekrar tekrar yalanlanmasına rağmen doğru olduğunu’ öne sürdü. Askeri kaynakların iddiasına göre, İncirlik’teki Amerikan uçakları ve teçhizatı şimdiden Doğu Avrupa’ya taşınmaya başlandı. Siteye göre, Pentagon’un İncirlik’in yerine düşündüğü yerler arasında Yunanistan’ın güney batısındaki Andravida bulunuyor.</p>
<p>Haberde Katar ve Türkiye üslerine ilişkin iddia konusunda, “Bu iki adım birbiriyle bağlantılı. Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Suudi yöneticilerle bir kavgaya sıkışan Katar Emiri’nin ateşli bir destekçisi oldu. Türkiye kısa süre önce Katar’da büyük bir askeri üs kurdu. Suudi veliaht prens ile müttefiki olan Birleşik Arap Emirlikleri Şeyhi Zayed Bin Sultan El Nahyan yakın arkadaşlar ve Trump’ın Körfez’deki önde gelen müttefikleri. Bu iki Körfez yöneticisi, Türkiye cumhuriyetini ve Katar Emiri’ni ezeli düşman olarak görüyor.” ifadeleri kullanıldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/afrinden-kandile-guvenli-hat-hamlesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrin Sahasında Satranç Hamleleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/afrin-sahasinda-satranc-hamleleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/afrin-sahasinda-satranc-hamleleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:21:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Harekat]]></category>
		<category><![CDATA[Mart 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Suriye]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1722</guid>

					<description><![CDATA[Zeytin Dalı Harekatı, Suriye’deki dengeleri sarsmaya devam ediyor. PYD-YPG terör örgütünün Suriye’deki hamisi konumundaki ABD, Zeytin Dalı Harekatının başarısı kamuoyuna yansımaya başlayınca eski sert tonunu bırakma adımları attı. Rusya, Suriye yönetimini huzursuz etme adına Türkiye’nin yanında saf tutarken, Astana’da ortak hareket ettiğimiz ülkelerden İran ise Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun artmasını endişe ile takip ediyor. Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik 20 Ocak 2018 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve TSK yönetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarınca başlatılan Zeytin Dalı Harekatı bu satırlar yazıldığı sıralarda (22 Şubat 2018) 34’üncü gününü tamamlamıştı. Geride kalan 34 günde terör örgütleri PYD-YPG ve DAEŞ militanlarına büyük darbe indirilirken, 34 günde 1829 terörist etkisiz hale getirildi. Bu 34 gün süresince Afrin bölgesinin Türkiye ile sınırı adım adım PYD-YPG teröristlerinden temizlendi. Kalan çok kısa bir alanın da temizlenmesiyle terör örgütünün bölgede Türkiye ile sınırı hiç kalmamış olacak. Zeytin Dalı Harekatının Halkaları Sınır hattındaki üs bölgeleri ve bazı yerleşim yerleri teröristlerden temizlendiği zaman harekatın birinci halkasının tamamlanacağı belirtiliyor. Sonrasında ise diğer halkalar adım adım gelecek. 34 gün boyunca yapılan operasyonlarda PKK/PYD-YPG ile DAEŞ terör örgütlerinin işgalindeki Afrin’deki 5 beldeden biri ile 71’i köy, 6’sı köy altı yerleşim ve 20’si stratejik dağ veya tepe, biri YPG/PKK’ya ait üs olmak üzere 99 nokta &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Zeytin Dalı Harekatı, Suriye’deki dengeleri sarsmaya devam ediyor. PYD-YPG terör örgütünün Suriye’deki hamisi konumundaki ABD, Zeytin Dalı Harekatının başarısı kamuoyuna yansımaya başlayınca eski sert tonunu bırakma adımları attı. Rusya, Suriye yönetimini huzursuz etme adına Türkiye’nin yanında saf tutarken, Astana’da ortak hareket ettiğimiz ülkelerden İran ise Türkiye’nin bölgedeki nüfuzunun artmasını endişe ile takip ediyor.</strong></p>
<p>Suriye’nin Afrin bölgesine yönelik 20 Ocak 2018 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve TSK yönetimindeki Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) unsurlarınca başlatılan Zeytin Dalı Harekatı bu satırlar yazıldığı sıralarda (22 Şubat 2018) 34’üncü gününü tamamlamıştı. Geride kalan 34 günde terör örgütleri PYD-YPG ve DAEŞ militanlarına büyük darbe indirilirken, 34 günde 1829 terörist etkisiz hale getirildi. Bu 34 gün süresince Afrin bölgesinin Türkiye ile sınırı adım adım PYD-YPG teröristlerinden temizlendi. Kalan çok kısa bir alanın da temizlenmesiyle terör örgütünün bölgede Türkiye ile sınırı hiç kalmamış olacak.</p>
<p><strong>Zeytin Dalı Harekatının Halkaları</strong></p>
<p>Sınır hattındaki üs bölgeleri ve bazı yerleşim yerleri teröristlerden temizlendiği zaman harekatın birinci halkasının tamamlanacağı belirtiliyor. Sonrasında ise diğer halkalar adım adım gelecek.</p>
<p>34 gün boyunca yapılan operasyonlarda PKK/PYD-YPG ile DAEŞ terör örgütlerinin işgalindeki Afrin’deki 5 beldeden biri ile 71’i köy, 6’sı köy altı yerleşim ve 20’si stratejik dağ veya tepe, biri YPG/PKK’ya ait üs olmak üzere 99 nokta kurtarıldı. Afrin’de kent merkezi de dahil olmak üzere toplam 372 tane meskun mahalden yaklaşık yüzde 25’ine yakını temizlenmiş durumda.</p>
<p>Harekatın bundan sonraki halkalarında ise meskun mahal harekatı öne çıkacak gibi görülüyor. Buralarda ilk olarak öne çıkacak iki yerleşim alanı Raco ve Cinderes olacak (NOT: Mart ayı başında belki de bunların teröristlerden kurtarıldığı haberleri basına yansıyabilir). Sonrasında adım adım adım Afrin merkezine yönelen bir harekat planlamasından söz ediliyor. Son olarak Afrin merkezin teröristlerden temizlenmesi hedefleniyor. Böylece Afrin bölgesi terörden tamamen arındırılmış olacak. Harekat boyunca 32 askerimiz şehit olurken 143 askerimiz de yaralandı.</p>
<p>Zeytin Dalı Harekatı, iç kamuoyunda siyasi düşünce ayırt etmeksizin büyük çoğunluk tarafından desteklenirken cılız da olsa harekat karşıtlığını dile getirmeye çalışanlar var. Ancak onlardan daha tehlikeli olan, yine az da olsa harekatın başarısını sorgular görünmekle birlikte tersten psikolojik harekat söylemleri dikkat çekiyor. Bu söylem sahipleri ağırlıklı olarak sosyal medya üzerinden “Harekat neden ağır ilerliyor? Başarısız mıyız?” söylemiyle harekatın moral motivasyonunu kırmaya yönelik bilinçli veya bilinçsiz söylemleri geliştiriyor.</p>
<p><strong>Afrin Bölgesi’nin Önemi</strong></p>
<p>Bu söylemlerin boş olduğunu Afrin bölgesini çok iyi bilenler açıkça dile getiriyor. Harekatın kolay olmadığını şu bilgilerle aktarabiliriz:</p>
<p>1. Afrin coğrafi olarak kolay olmayan bir bölge. Dağlık ve tepelik alanı çok fazla. TSK, önce sınır bölgesindeki bu bölgelerin kontrolünü sağlayıp üs bölgeleri oluşturuyor. Aynı zamanda Afrin merkeze gidecek yolun güvenliğini bu üs bölgeleriyle sağlıyor. Çünkü doğrudan bu düzlük alanlara inilmesi durumunda, dağlık bölgelerindeki teröristlerin saldırısına maruz kalınabilir ve kayıp sayımız artabilirdi. Ayrıca harekatın başarısını da gölgeleyebilirdi. Zaten TSK’nın yüksek bölgelerde bu hakimiyeti kurduktan sonra önünde Afrin kent merkezine kadar uzanan düzlük alanlardan oluşan koridorların açılmasını sağlayacak. Bu nedenlerle önce ağırlıklı olarak Türkiye sınırına yakın dağlık bölgeler teröristlerden arındırılıyor. Bu da Güvenlik uzmanı Abdullah Ağar’ın belirttiği gibi, dünya harp tarihine geçecek bir başarıyla gerçekleştiriliyor.</p>
<p>2. Afrin bölgesinin ikinci önemli özelliği de bu bölgenin PKK ve ondan önceki Kürt örgütlerinin adeta kalesi olması. Kürt nüfusun örgütlü terör örgütlerinin kontrolünde olması, az sayıda olan Arap ve Suriye Türkleri’nin ise örgütsüzlüğü bu bölgeyi PKK terör örgütü açısından yıllardır merkezlerden biri yapıyor. Suriye Türkmen Dernekler Federasyonu Başkanı Tarık Sülo Cevizci, bu bölge için “Adeta 2. Kandil” tanımı yapıyor. Cevizci “Bu bölgenin düşürülmesi demek terör örgütüne ekonomik, psikolojik, siyasi olarak büyük darbe indirir” diyor.</p>
<p>3. Altını çizerek vurgulayalım: Zeytin Dalı Harekatı Kürt kökenli Suriyelileri değil, terör örgütleri PKK/PYD-YPG ile DAEŞ’i hedef alıyor. Afrin’in gerek kent merkezinde gerek diğer meskun mahallerinde çok sayıda sivil bulunuyor. Bunlar arasında terör örgütüne müzahir de olsa silaha bulaşmamış olanlar da var. Çünkü bir önceki maddede aktardığımız gibi bölge yıllardır terör örgütünün kontrolünde bulunuyor. İşte TSK adım adım ilerleyerek sivillerin güvenliğini gözeten, sadece ve sadece teröristleri hedef alan bir harekat yürütüyor. Hava bombardımanlarında bile örgütün karargahları, kampları ve mevzileri hedef alınıyor.</p>
<p><strong>Fetö, Pkk/Pyd-Ypg’nin Yanında Saf Tuttu</strong></p>
<p>İşte bu nedenlerden dolayı Afrin harekatı adım adım ilerliyor. Aktardığımız söylemlerin perde arkasını görmek açısından FETÖ ve PKK’nın da benzer söylem geliştirdiğinin altını çizelim. Örneğin terör örgütü PKK’nın yayın organında yazan Baki Gül’ün 21 Şubat’taki yazısındaki ifadeler ile FETÖ’nün önemli medya isimlerinden olan firari Tarık Toros’un bir FETÖ yayın organında yine 21 Şubat’ta yazdığı ifadelerin hemen hemen aynı olduğunu göreceksiniz. Baki Gül sözünü ettiğimiz yazıda “Türk ordusu ve çetelerin Efrin’i işgal planı 3 gün ile bir hafta arasında gerçekleşecekti” ifadesiyle TSK ve ÖSO’yu hedef alırken, Tarık Toros da yazısında “3 saatte Afrin’e giriyorlardı, manşetler öyleydi” diyerek Baki Gül ile adeta pişti oldu. Oysa gazete manşetleri incelendiğinde böyle bir söyleme rastlamadık. Yetkililer de hiçbir şekilde bu yönde bir açıklama yapmadı.</p>
<p>Harekatın hemen ikinci gününde basın temsilcileriyle bir araya gelen Başbakan Binalı Yıldırım, harekatın safhalarını ve hedefini açıklarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da harekatın 6’ncı gününde sınır birliklerini ziyaretinde “Netice alana kadar devam edeceğiz” demişti. Aktardığım söylem FETÖ ve PKK’nın ağız birliği etmişçesine psikolojik harekat yürüttüğünü göstermesi bakımından çarpıcıydı.</p>
<p>Yine FETÖ’cülerin özellikle sosyal medya üzerinden, PKK/PYD-YPG terör örgütüne büyük destek verdiğini görüyoruz. Bu da 15 Temmuz’un gerçekleşmesi durumunda nasıl bir politika izleneceğinin işaretlerini bizlere göstermiş oluyor.</p>
<p><strong>ABD’den Türkiye Hamleleri</strong></p>
<p>Gelelim harekatın siyasi dengelerine… Bu ay itibariyle 7’inci yılına girecek olan Suriye iç savaşında Türkiye’nin ilk olarak izlediği ana politika Esad yönetiminin tasfiyesine yönelik olmuştu. Ancak süreç içinde KCK terör örgütüne bağlı PKK’nın Suriye’deki eşdeğeri PYD terör örgütü belli bölgelerde kontrolü sağlayınca Türkiye’nin önceliği yavaş yavaş Şam’dan Suriye’nin kuzeyine yöneldi. Çünkü Türkiye’nin sınır hattında bir terör yapılanması kurulmaya başlanmıştı.</p>
<p>Bu yapılanmanın en önemli hamisi, Türkiye’nin NATO’daki müttefiki ABD olmuştu. Bu ülkenin 2012 yılında gayri resmi olarak terör örgütü PYD ile ilişkileri 2014 yılının Ekim ayında Ayn el-Arap’a yönelik DAEŞ saldırısının başlamasıyla resmiyete döküldü. Ankara için alarm zillerinin çalması da bu döneme denk geldi. O döneme kadar Şam yönetimine karşı bu bölgedeki Kürtlerin haklarını da dile getiren Ankara, PYD terör örgütünün silahlı militanları aracılığıyla sınıra yığılmasını kabul etmedi ve artık geri dönüşü olmayan bir sürece girildi.</p>
<p>Bu iki müttefik, yaklaşık 3,5 yıl içinde önce 15 Temmuz, ardından Fırat Kalkanı Harekatı ve son olarak Zeytin Dalı Harekatı’yla gerilimi yüksek perdeden yaşamaya başladı. Vize krizi, ABD askerlerinin TSK kontrolündeki bölgelere silah doğrultarak pozlar vermesi gibi tansiyonun yükseldiği anlarda bile Türkiye diplomatik hamleleri doğru kullanmayı bildi.</p>
<p>Zeytin Dalı Harekatı öncesinde de Türkiye bir taraftan Astana süreciyle birlikte Suriye’deki iç savaşı sonlandırmak hedefiyle yoğun işbirliğine girdiği Rusya ve İran’ı, diğer taraftan da ABD’yi ve diğer Batılı devletleri bilgilendirdi. Bu girişimler Suriye yönetimi üzerindeki etkisi bilinen Rusya’dan karşılık bulurken, ABD başta olmak üzere müttefik devletlerdeki hasmane söylemi değiştirmedi. Ancak Zeytin Dalı harekatının başlaması ve yazımızın girişinde aktardığımız başarısı, Washington yönetimini harekete geçirdi. Şubat ayının ortasında yoğun bir diplomasi trafiği yürütüldü.</p>
<p>Cumhurbaşkanlığı sözcüsü İbrahim Kalın, ABD Başkanı Trump’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Herbert Raymon (HR) McMaster ile önce 26 Ocak’ta telefon ile 11 Şubat’ta da İstanbul’da yüz yüze görüşmeler yaptı. Yaklaşık 2 ay önce yaptığı bir konuşmada Türkiye ve Katar’ın radikal ideolojilerin “yeni sponsorları” olduğunu ileri süren McMaster’la yapılan görüşmelerde Türkiye ile ABD’nin uzun vadeli stratejik ortaklık ilişkilerine vurgu yapılması dikkat çekiciydi.</p>
<p>Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli de, ABD Savunma Bakanı James Mattis ile NATO Savunma Bakanları Toplantısı kapsamında 15 Şubat’ta Brüksel’de bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmede öne çıkan iki başlık, ABD tarafının YPG’yi PKK’dan ayırabilecekleri ve bu örgütü PKK’ya karşı savaştırabilecekleri şeklinde bir önerisi ile Milli Savunma Bakanı Canikli’nin “aksini ortaya koymadığımız sürece ABD’nin Afrin’deki teröristlere silah vermedikleri beyanına inandıklarını” belirten açıklaması oldu.</p>
<p>Son olarak ABD Dışişleri Bakanı Rex Tillerson da aynı gün Ankara’ya geldi ve gelir gelmez Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile 3 saat 15 dakikalık bir görüşme gerçekleştirdi. Tillerson, bir gün sonra da Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ile bir araya geldi. İki bakan basının karşısına çıktı, açıklamalar yaptılar.</p>
<p>Bu diplomasi trafiğinin ardından esas olarak öne çıkan, oluşturulacak 3’lü mekanizma oldu. Bu mekanizmalarda karşılıklı olarak Savunma ve Dışişleri Bakanlıkları ile istihbarat birimlerinin yetkilileri bulunacağı açıklandı.</p>
<p>Buna rağmen ABD ile oluşturulacak mekanizmaların, soruna neşter vuracağına çok sıcak bakılmıyor. Örnek olarak da son yıllarda ABD ile oluşturulan mekanizmalar ve koordinatörlüklerin hiçbir şekilde işe yaramamış olması, Türkiye’yi oyalamak dışında bir sonuç ortaya koymaması gösteriliyor. Öne çıkan iki örnek, 2006 yılında PKK terör örgütüne karşı Türkiye, ABD ve Irak arasında oluşturulan Terörle Mücadele Özel Temsilciliği ve Suriye iç savaşı sürerken Türkiye ile ABD arasında 2015 yılı Şubat ayında imzalanan Eğit-Donat protokolü. Terörle Mücadele Özel Temsilciliği, PKK ile mücadeleye fayda sağlamaması, Ankara’nın iyi niyetine karşın Washington yönetiminin oyalama taktiği izlemesi ve süreçten PKK terör örgütünün faydalanması nedeniyle bir yıl sonra sessiz sedasız kaldırılmıştı. Eğit-donat protokolünde de Türkiye yine oyalanarak süreç dışına itilmiş, Türkiye’ye bağlı gruplar bölgede terör örgütlerine ve diğer muhaliflere ezdirilmişti. Ayrıca ABD’nin Suriye’nin toprak bütünlüğünü hedef alan eylemleri de bu protokolün sessiz sedasız devre dışı kalmasına neden oldu.</p>
<p>Bu nedenle kamuoyunda ve uzmanlarda ABD’nin şimdi de benzer bir oyalama taktiği izlediği algısı hakim. Ancak bu durumu avantaj olarak gören uzmanlar da var. Eski Genelkurmay İstihbarat Başkanı emekli Korgeneral İsmail Hakkı Pekin, Ankara’nın ABD ile yürüttüğü diplomasiyi değerlendirdiği sohbetimizde şu vurguları yaptı:</p>
<p>“Görülen şu: Afrin harekatı planlandığı gibi sonuçlanacak. Münbiç’te de bir çözüm bulunacağı görülüyor. ABD bu iki alanda Türkiye’nin karşısına sertlikle çıkmayacak.<br />
Esas mesele ise Fırat’ın doğusu olacak. Çünkü ABD bu bölgeyi vermek istemeyecektir. Bunu korumak için de zaman kazanma hamleleri yapacak.<br />
Ancak bu durumda bizim de zamana ihtiyacımız olduğu açık. Çünkü İdlib meselesi başta olmak üzere birçok önemli mücadele alanımız var. Bunların çözülmesi, en azından kontrol edilebilecek seviyeye çekilmesi gerekiyor.”</p>
<p>Pekin, Türkiye’nin Afrin harekatı sonrası mücadele alanlarını ise şu şekilde maddeliyor:<br />
&#8211; İdlib’te yürütülecek mücadele ve buralarda kamu düzeninin sağlanması<br />
&#8211; YPG terör örgütüyle Afrin ve Münbiç üzerinde yürütülecek mücadele<br />
&#8211; PKK terör örgütüyle Türkiye içi ve Irak’ın kuzeyinde yürütülecek mücadele<br />
&#8211; Çok sayıda hücresinin bulunduğu belirtilen DAEŞ terör örgütüyle yurt içi ve yurtdışında yürütülecek mücadele<br />
&#8211; Kıbrıs ve Ege üzerinden Yunanistan ile yürütülecek mücadele<br />
&#8211; ABD’nin olası ekonomik operasyonlarına karşı bu alanda yürütülecek mücadele</p>
<p>Pekin, Fırat’ın doğusunun en az 2 yıl operasyonel anlamda gündeme gelmeyeceğini belirtirken, Ankara’nın ilk aşamada bölgesel iletişimi şimdikinden daha da kuvvetlendirmesi gerektiğinin altını çizdi. İsmail Hakkı Pekin, özellikle İran’la anlaşılması gerektiğini kaydetti.</p>
<p><strong>İran Faktörü</strong></p>
<p>Bu sohbeti yaptığımız günlerde basına yansıyan bazı haberler de Pekin’in uyarısının altının doldurulmasını sağladı. Astana’da ortak hareket ettiğimiz ülkelerden İran, Zeytin Dalı Harekatı sürerken, düşük tonda da olsa itirazlarını dile getirdi.</p>
<p>İlk açıklama harekatın 2’nci günü İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Behram Kasımi tarafından yapıldı.</p>
<p>Kasımi, “Ümit ediyoruz bu operasyon bir an önce sona erer ve Suriye ve Türkiye’nin sınırındaki krizin yayılmasının önü alınır” dedi. İlerleyen günlerde İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani’nin, “İsteğimiz bu operasyonun bir an önce son bulmasıdır, çünkü burada hem Türk kardeşlerimiz hayatını kaybetmiş oluyor hem karşı taraftan ve Kürtlerden ölenler oluyor.</p>
<p>Bu operasyonun bir faydası olmayacak. Bu tutumumuz tüm ülkeler için geçerlidir” açıklaması gündeme düştü. Ancak İran’ın PYD-YPG terör örgütüne yönelik tepki açıklamalarının tonuyla Türkiye’ye yönelik açıklamaların tonu arasındaki bariz fark dikkatlerden kaçmadı. İran, ağırlıklı olarak ABD’yi hedef almayı seçmişti. İşte tam da böyle bir dönemde, 18 Şubat günü Batı basınının önemli merkezlerinden Reuters haber ajansı, PYD-YPG terör örgütü ile Suriye ordusunun anlaştığını, Suriye ordusunun Afrin’e gireceğini ileri süren bir haber yaptı. Ardından da PKK terör örgütünün de desteklediği bir haber bombardımanı başladı. Önce Suriye ordusu diye yapılan yayınlar, ardından Afrin’e desteğe giden Suriye ordusu destekli milislere evrildi.</p>
<p>TSK bu gruplara gereken yanıtı, yaptığı hava ve topçu harekatlarıyla verdi. Son olarak 22 Şubat’ta Afrin’e yardıma gelen 30-40 araçtan oluşan ve içinde teröristler ile silah-mühimmat taşıyan konvoy, Afrin kent merkezine 15 km mesafeye geldiğinde vuruldu.</p>
<p>Askeri anlamda TSK’nın karşısında duramayacak bu gruplarla ilgili haberlerin psikolojik etkisi daha fazla oldu. Bu haber üzerine kamuoyu ikiye bölündü. Bir kesim PKK/PYD’nin geçmiş işbirliğini hatırlatarak Esad yönetimini hedef aldı. Diğer kesim ise bunun bir ABD provokasyonu olduğu haberlerini öne çıkardı.</p>
<p>Ancak meselenin altını deşince, 7 yıldır bölgedeki kaostan faydalanan bazı grupların bu konuda öne çıktığı görüldü. Suriye ordusu ile PYD arasındaki görüşmelerin gerçek olduğunun altını çizerek uzmanlara sorduğumuzda öne çıkarılan yanıt “Suriye’nin Afrin’de TSK’nın karşısına çıkacak gücü yok. Ancak bölgede İran’ın desteklediği bazı gruplar var. Afrin’de görülen gruplar bunlar olabilir” oldu. Neden İran sorusuna verilen yanıt ise şöyle:</p>
<p>“İran, Suriye’nin tamamını kendi nüfuz bölgesi olarak görüyor. Türkiye ile işbirliği yürütüyor ama yine de TSK’nın operasyonlarını bu nüfuz alanını elinden almak olarak görüyor. Bu nedenle doğrudan desteklemese bile kontrolündeki grupların bazı hareketlerini engellemek istemeyebilirler.”</p>
<p>Ayrıca Suriye ordusunun gerek PYD terör örgütünün işgalindeki Deyrizor gerek katliam haberleriyle gündeme gelen Doğu Guta’ya yoğunlaşması da Afrin’e yönelik bir Suriye harekatının kolay olmadığına kanıt olarak sunuluyor. Yine Türkiye ile Zeytin Dalı Harekatı konusunda anlaşan Rusya’nın, Suriye yönetimi üzerindeki etkisi de bu iddiayı zayıflatıyor.</p>
<p>İsmail Hakkı Pekin’in uyarısı da bu noktada önem kazanıyor. Bölgedeki dengelerin ne kadar hassas olduğu ortadayken, olası provokasyonların önüne geçmek, Zeytin Dalı Harekatı’nın başarısı için İran ile iletişimin önemli olduğunun altını çizmek gerekiyor.</p>
<p>Ancak İran’ın da bölgede işi zor. ABD’nin kuzeyden güneye PYD terör örgütü üzerinden, Ürdün sınırından da Şam’a kadar olan bölgede güneyden kuzeye doğru İsrail ve terör örgütleriyle İran’ın oluşturmaya çalıştığı hattı kesmeye çalıştığını hatırlatmak lazım. İran açısından bu hattın savunması, Afrin’den daha çok önem arz ediyor.</p>
<p><strong>Düğüm İdlib</strong></p>
<p>Son olarak kamuoyuna yansıyan haberlerin aksine Zeytin Dalı’ndan sonra Türkiye’nin önceliğinin Münbiç değil, İdlib olacağı belirtiliyor. Bilindiği üzere Astana anlaşmaları çerçevesinde İdlib bölgesinde 12 tane gözlem noktası oluşturulması kararlaştırılmıştı.</p>
<p>Genelkurmay Başkanlığı, 15 Şubat’ta yaptığı açıklamada Türk Silahlı Kuvvetleri unsurları tarafından Surman bölgesinde gözlem noktalarından 6’ncısı olan 8 No’lu gözlem noktası tesis edildiğini duyurdu. Geriye 6 tane gözlem noktası kalıyor. İdlib’deki sıkıntıyı madde madde aktaracak olursak, bu kentin önemi daha iyi anlaşılacaktır:</p>
<p>&#8211; Kentte temelini El Nusra’nın oluşturduğu Heyet Tahrir el-Şam (HTŞ) hakimiyeti bulunuyor. HTŞ, Türkiye’nin bölgedeki en önemli partnerlerinden biri haline gelen Rusya’nın terör örgütleri listesinin başında yer alıyor. Rusya bu örgütün bitirilmesi noktasında kararlı. Kentte ayrıca çok sayıda muhalif örgüt ve son dönemde gücünde gözle görülür bir şekilde artma eğilimi gösteren ÖSO unsurları bulunuyor.</p>
<p>&#8211; Uluslararası Kriz Grubu’nun (International Crisis Group) İdlib’le ilgili olarak hazırladığı son rapora göre bu bölgede toplam 2 milyon 650 bin insan yaşıyor ve bu topluluğun yaklaşık yarısı ülke içinde yerlerinden edilmiş Suriyeliler. (Sedat Ergin, “Afrin’den sonra İdlib neden önemli”, Hürriyet, 14 Şubat 2018) Olası bir çatışma durumunda yaklaşık 3 milyona yakın bu insanların gerek can güvenliği gerek Türkiye’ye göçü, süreci geri dönüşü olmayan bir yola sokabilir.</p>
<p>&#8211; TSK’nın gözlem noktası kuracağı yerlerden olan İdlib’in güneyi Suriye ordusunun kontrolündeki bölge ile komşu. Burada olası provokasyon Türkiye ile Suriye ordularını karşı karşıya getirebilir.</p>
<p>Uzmanların uyarıları bu noktada TSK’nın yine sabırla işlemesi gereken bir sürece işaret ediyor. Ordumuzun önüne bu grupların teröre başvurmasını engelleme, çatışmayı sonlandırma, kentte yeniden kamu düzenini kurma gibi bir görev çıkacak.</p>
<p>İşte bu noktada yazımızı Güvenlik Bilimleri Uzmanı Mete Yarar’ın önerisiyle noktalayalım. Yarar, sohbetimizde İdlib’deki iç dengeleri hatırlatıyor ve “Burada ÖSO’nun güçlendirilmesi, ilerleyen dönemde Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Kentte güçlendirilmiş ÖSO unsurları, aynen Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı Harekatlarındaki katkılarını burada da verebilir.”</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/afrin-sahasinda-satranc-hamleleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Afrin’e Düşen Çanakkale Gölgesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/afrine-dusen-canakkale-golgesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/afrine-dusen-canakkale-golgesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nermin Taylan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:19:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Çanakkale]]></category>
		<category><![CDATA[Güncel Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Mart 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Nermin Taylan]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1720</guid>

					<description><![CDATA[Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır. Osmanlı’nın son yüzyılında doğu yanarken, Güney kaynarken Batı’da feryat asumana ulaşmış bir vaziyetteydi. Dört kıta yedi iklime otağ kuran bir devlet adeta yaşam mücadelesi veriyordu. Lavrensler, Sayslar, Pikotlar ellerini ovuşturarak Müslümanların yok olacağı günün hayalini kuruyorlardı. İkindi çaylarını Marmara Denizi’nin ortasında içeceklerine inanan komutanlar, Ayasofya’nın çinilerini sökmeyi planlayan şairler, lokum ve halıları yağmalama hedefinde olan gazeteciler ve daha niceleri. Yedi cephede yaşam mücadelesi veren şanlı bir devlet ve o devletin topraklarını masa başında, türlü oyunlarla parçalamaya çalışan düşmanlar. Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır. Tarihin Dönüm Noktaları Türklerin İslam’la tanıştıkları Talas Savaşı, Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı Malazgirt Savaşı, Osmanlı’nın Fetret Devri’ne girmesine sebebiyet veren Ankara Savaşı, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açıldığı 1453 İstanbul’un Fethi, 93 Harbi olarak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır.</strong></p>
<p>Osmanlı’nın son yüzyılında doğu yanarken, Güney kaynarken Batı’da feryat asumana ulaşmış bir vaziyetteydi. Dört kıta yedi iklime otağ kuran bir devlet adeta yaşam mücadelesi veriyordu. Lavrensler, Sayslar, Pikotlar ellerini ovuşturarak Müslümanların yok olacağı günün hayalini kuruyorlardı. İkindi çaylarını Marmara Denizi’nin ortasında içeceklerine inanan komutanlar, Ayasofya’nın çinilerini sökmeyi planlayan şairler, lokum ve halıları yağmalama hedefinde olan gazeteciler ve daha niceleri. Yedi cephede yaşam mücadelesi veren şanlı bir devlet ve o devletin topraklarını masa başında, türlü oyunlarla parçalamaya çalışan düşmanlar. Dünya tarihine bakıldığında milletlerin geçmişinde kırılma, çözülme ve yeniden diriliş noktalarını ihtiva eden savaşlar vardır. Menfi ya da müspet, neticesi ne olursa olsun, varoluş mücadelesi verilen bu savaşlar milletlerin hafızasında büyük yerler edinmiş ve her daim canlı tutularak milli şuurun hep diri kalması sağlanmıştır.</p>
<p><strong>Tarihin Dönüm Noktaları</strong></p>
<p>Türklerin İslam’la tanıştıkları Talas Savaşı, Anadolu’nun kapılarının Türklere açıldığı Malazgirt Savaşı, Osmanlı’nın Fetret Devri’ne girmesine sebebiyet veren Ankara Savaşı, Orta Çağ’ın kapanıp Yeni Çağ’ın açıldığı 1453 İstanbul’un Fethi, 93 Harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve nihayetinde yokluk içinde varlığın bir kez daha dünyaya kanıtlandığı Çanakkale Savaşı hiç şüphesiz Türk tarihinin önemli dönüm noktalarıdır.<br />
Osmanlı Devleti’nin ekonomik ve askeri yönden oldukça sıkıntılı olduğu bir döneminde patlak veren I. Dünya Harbi’nde büyük başarılara imza atılsa da uzayan savaşlar ve savaş koşulları sebebiyle asırlık çınar bitap düşmüş, dalları birer birer budanmış, dost görünenler tarafından adeta gövdesi baltalanmıştı. Yaşanan tüm bu hadiseler ise İmparatorluğun fiilen yıkılmasının başlangıcı olmuştur. Kahire’de yayımlanan The Egyptian Gazette isimli İngiliz resmi organı olan gazetede çıkan bir yorum yazısında, söylediklerimizi doğrular nitelikte şu ifadeler kullanılmaktadır.</p>
<p><em>“…Avrupa, son elli yıldan beri bu eski kıtada barışı tehlikeye sokan Prusya askeri gücünden ve Türklerden kurtulmuş olacaktır. Osmanlı ırkını, uzun zaman önce çıkıp geldiği Anadolu’nun karanlık vadilerine geri süreceğiz..”</em></p>
<p>Osmanlı Toplumu asırlarca dünyaya hükmetmiş bir imparatorluğun tarih sahnesinden çekildiği dönemde dahi eski ihtişamlı günlerinde olduğu gibi zaferler kazanmaktan geri kalmayarak, dost-düşman tüm dünya milletlerinin kabul ettiği şekilde büyük bir şecaat ve kahramanlık göstererek “Çanakkale Geçilmez”, Türk’ün Yurdu Çiğnenmez” sözlerini bir kez daha dünyaya ispatlamıştır.</p>
<p>Çanakkale; dünya milletlerinden İngiliz, Fransız, Avusturalyalı, Yeni Zelandalı, Nepalli, Senegalli, Cezayirli, Hintli, Tunuslu hemen hemen her ülkeden insanın savaş için gelip aynı cephede buluştuğu, 8-10 metrelik mesafelerde canhıraş vaziyette birbirleriyle savaştığı; kara, deniz ve havada eşi görülmemiş mücadelenin verildiği, Osmanlı topraklarının masa başında paylaşılıp adeta yok edilmeye çalışıldığı öylesine büyük ve kendine özgü bir savaştır. Çanakkale’de yaşananlar, sadece kuru bir savaş kelimesiyle açıklanamaz elbette. Orada yaşananlar ancak bir milletin yüreğindeki iman gücüyle süper güçlere meydan okumasıdır. “İstanbul elden giderse aldığımız eğitimin ne önemi vardır” diyen mekteplilerin akıttıkları şehid kanlarıyla yazılan zaferin ismidir. Çanakkale, “Ya şehid ol, ya gazi. Yeter ki bu vatana düşman ayak basmasın.” diyen kahraman annelerin yüreklerindeki acı ve gururun en bedihi tezahürüdür.</p>
<p><strong>İhanetten Bile Daha Acımasız Merhamet</strong></p>
<p>Tarihi serüvenine baktığımızda; tarih sahnesine çıktığı günden itibaren onurlu bir şekilde varoluş mücadelesi veren şanlı Türk Milleti savaş taktikleri ve cesareti doğrultusunda kazandığı zaferlerin yanı sıra “mazlum milletlere gösterdiği yardımseverlik, sivil halka savaş sırasında dahi dokunmaması, dini ve ırki özgürlük gibi savaş hengâmesinde gösterdiği kahramanlık, esirlere olan muamele ve savaş kurallarına aykırı davranmamasıyla dünya milletlerince daima takdir edilmiştir. Kedisini parçalamak için gelenleri parçalama fırsatı bulduklarında onlara adeta vatan evine gelen misafir gibi davranmış, yemeğini ve muhabbetini onlarla paylaşmıştır.</p>
<p>Tıpkı; 12. yy’da II. Haçlı Seferi sırasında Almanya İmparatoru III. Kondrad ve Fransa İmparatoru IV. Luis’in ordusunda bulunan ve tarihini yazan Odo de Devil; Türklerin, Rumların ihanetiyle perişan olan haçlılara acıyarak büyük bir merhametle yardım ettiklerini; “Ey ihanetten daha acımasız olan merhamet: Müslümanlar, Hıristiyanların dinlerini onlara ekmek vererek satın alıyorlardı. Ancak bunu yaparken Türkler, onları Müslüman yapmak için hiçbir zorlamada bulunmadılar” söylemleriyle üç bin kadar esirin din değiştirerek Müslüman olduklarını esefle anlattığı gibi. Yine Anadolu Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in Karia ve Tantalus halkından esir aldığı halka misafir muamelesi yaparak nüfusu azalmış olan Akşehir bölgesine yerleştirmesi, kendilerine toprak, ziraat aletleri ve tohumluk verip beş yıl vergiden muaf tutması… Türk yurdunda misafir muamelesi görmenin yanı sıra kendilerine toprak verilen halk, bir müddet sonra Anadolu Selçuklu Devleti ile Bizans arasında anlaşma yapıldığında ülkelerine geri dönmek istemediği gibi kimi Bizans halkı da kitleler halinde Selçuklu ülkesine göç etmişlerdir.</p>
<p>Tıpkı; İstanbul Fatihi Sultan II. Mehmed’in İstanbul’u fethettiği gün büyük bir alayla Ayasofya’ya girmesinden sonra ezan ve tekbir sesleriyle girdiği mabedin içerisinde korkudan tir tir titreyen, ürkek bir şekilde yerlere kapanıp ağlayan halka ve patriğe eli ile işaret edip durmalarını isteyerek; “Atanasios sana söylüyorum. Senin yanındakiler ve halkına da yöneliyorum. Bugünden itibaren kızgınlığımdan korkmayın hatta ölümden ve esaretten de korkmayın. Paşalar ve sancakbeylerine dönüp dedi ki; ‘bütün askerleri ve ordumdaki her kademede bulunanları, şehir halkına, kadınlara ve çocuklara karşı her türlü katil, esir edilmek veya düşmanca bir davranışta bulunmaktan engelleyin. Eğer bir kişi bile benim emrimi çiğnerse öldürülecek.” demesi ve daha sonrasında da Galata Zimmilerine dinlerinde, dillerinde kendilerinin serbest olduğu konusunda yayınladığı ferman gibi…<br />
Tıpkı; Mondros Anlaşması ile doğu cephesinden çekilirken kumandanımızın atının üzengisine yapışıp “bizi burada bırakıp nereye gidiyorsunuz” diye ağlayan Araplar gibi. Tıpkı; “yol nereye” sorusuna, “kızılelmaya” diye verdiği cevabın hemen ardından “aileme söyleyin beklemesinler, dua etsinler” diyen Afrin yiğidimiz gibi. Tıpkı; YPG, PKK ve daha bilmem ne bela terör örgütlerinin bölge insanını kalkan yaparak kalleşçe savaştıkları topraklarda Türk askerini görüp muştu almışcasına haykıran Suriye halkı gibi.</p>
<p>Bu ve bunlar gibi pek çok örnek Türk’ün vatanını canhıraş savunması, ağyarı toprağına bastırmaması, cephedeki mertliğini, vatan sevgisini, insani özelliklerini ve misafirperverliğini en güzel şekilde ortaya koymaktadır.</p>
<p><strong>Canlı Çanakkale, Afrin</strong></p>
<p>Biz tarihçiler yıllardır Çanakkale ruhunu genç nesile anlatmaya çalışır, hemen yanıbaşında şehit olan arkadaşını görmesine rağmen bir dakika içinde nasıl korkusuzca ve vatan sevgisiyle süngüye çıktıklarını dillendirirdik. Anlatmaya çalıştığımız, kelamında zorlandığımız, yetersiz kaldığımız Çanakkale Ruhu şimdilerde anlıyoruz ki; Afrin Harekâtında saklıymış oysa…</p>
<p>Düğüne gidiyoruz diyen Mehmetçiğimizin Çanakkaleli Hasan Çavuş’tan gönül olarak bir farkı yokmuş meğer. “Eğer bayrak inecekse, eğer ezan dinecekse git de gelme oğul” diyerek oğlunu cepheye koşan Çanakkaleli anaların, “Vatan için şehit oldu benim oğlum üzülmek olmaz” diyen Afrin şühedası annelerinden bir farkı yokmuş oysa. “İnsanda gen ne ise, beşerde dil odur” düsturu ile diyebilirim ki; adını peygamberinden alan bu ordu bin yıl önce ne ise, İstanbul’un fethinde de, Çanakkale de de, Afrin Harekâtında da aynı ordudur.</p>
<p>Ve elbette hakikat budur; Çanakkale savaşlarında uluslararası hukuka aykırı onlarca iş yapan düşman, aradan geçen yüzyılda da hiç değişmedi. Gelibolu’da savaşıp daha sonra ülkesine dönen bir İngiliz Asker, kendisine o günler sorulunca şöyle diyordu;</p>
<p><em>“… Evet Gelibolu’yu hâlâ düşünüyorum. Hiçbir savaş buna değer miydi diye soruyorsunuz. Ayrıca, şu beyaz haçlar altında gömülü yatan, Yeni Zelanda’nın en seçkin evlatlarına da sorabilirsiniz. Tüm bunlara değer miydi? Hayır, hayır. Değmezdi… ”</em></p>
<p>Diyordu, diyordu da aradan geçen onlarca yıl ne düşmanı oyunundan vazgeçirdi ne de üzerinde bulunduğumuz coğrafya batılıların gözünde değerini yitirdi. Asya’dan gelip bu toprakları vatan bilen, fethettiği toprakları imar edip insanoğluna yaşam alanı sunan, adeleti ve hoşgörüsü ile dünya milletlerini kendine hayran bırakan Şanlı Türk Milleti gerçekten de tarihi serüveninde bu topraklarda yaşamanın bedelini herzaman ağır ödedi ve ödemeye de ne yazık ki devam ediyor.</p>
<p>Emperyal güçler birilerine akıl, birilerine silah veriyor, yetmiyor; paralı asker yolluyor, ülkenin dört bir yanında bombalar patlıyor, sınırlarımızın dışında devletler kurulmaya çalışılıyor, dünya gücü devletler terör örgütleri ile ayı safta, oyun yine aynı “Türk evladı vatan toprağını korumak için canhıraş savaşta”. Ve yine değişmiyor kader, ezanlar okunup kefenler giyiliyor, Malazgirt’te, Niğbolu’da Çanakkale’de Kıbrıs Barış Harekâtında, 15 Temmuz ve elbette Afrin Harekâtında olduğu gibi Mehmetçik kanının son damlasına kadar vatanı için savaşta.</p>
<p>Yüzyıl önce çeşitli oyunlarla bizden koparılıp ülke statüsü verilen devletlerin pek çoğuna türlü sebeplerle savaş açılıyor. Doğu yanıyor, güney kaynıyor, hemen yanı başımız kan gölü, çığlıklar asumanı inletiyor. Netice ise milyonlarca ölü, milyonlarca insan toprağından edilmiş.</p>
<p>Kazanan ise yine Batı.</p>
<p><strong>Batı, Erdoğan’da Abdülhamit’i Görüyor</strong></p>
<p>Dedik ya yüzyıl önce yine herşey aynıydı diye.. Evet, şöyle bir Osmanlıya, bundan tam yüzyıl öncesine dönüp arşivleri karıştırdığımızda Sultan Abdülhamid için neler söyleniyorsa, şimdilerde Batı neşriyatında Sayın Cumhurbaşkanımız için de aynı şeyler söyleniyor, aynı karalama kampanyası ve aynı gazete manşetleri. Masa başında tüm Avrupa devletleri doğudaki topraklar için ortak planlar yapıyor. Birileri İstanbul’u hedef alıp yeniden fethedeceğiz diyor, diğeri halife olduğunu ilan ediyor. Silahlar, mermiler, toplar, tüfekler hep aynı ülkelerin imalatı fakat hepsi insan hakları noktasında oldukça hassasiyet sahibi!!!</p>
<p>Kanımca yok fazla söze hacet, oyunlar aynı bu oyunları bozmanın yolu belli. Müslümanların birlik olmaması halinde kan ve gözyaşının durmayacağı oldukça açık. Hani birlik olduk ya 15 Temmuz’da işte bu sebeple tutmadı bu ülke üzerinde batılıların planı. Ve Afrin Harekâtıyla yerle bir oldu hayalleri.. Şimdi bizler biliyoruz ki; Türk Ordusu var olduğu müddetçe, dünyada adalet mücadelesi devam edecektir.</p>
<p>Ne diyordu Kızıldereliler;</p>
<p>“Eğer bir nehirde iki balık kavga ediyorsa, bilinki oradan az önce uzun bacaklı bir ingiliz geçmiştir”.<br />
Yüzdüğümüz nehrin bulanmaması ve kendi nehrimizde boğulmamak için uzunbacaklıların farkında olmak dileğiyle..</p>
<p>Mevlam Ümmet-i Muhammedi Haçlı zihniyetinden korusun..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/afrine-dusen-canakkale-golgesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ABD’nin “Terör Ordusu” Planı Suya  Düştü&#8230; Orta Doğu’da Dengeler Değişiyor</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abdnin-teror-ordusu-plani-suya-dustu-orta-doguda-dengeler-degisiyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ceyhun BOZKURT]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:52:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Ceyhun Bozkurt]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Terör Ordusu]]></category>
		<category><![CDATA[TSK]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1614</guid>

					<description><![CDATA[Afrin’in PYD’den alınmasıyla terör örgütü PKK’nın Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Türkiye’ye yönelik terör tehdidi minimize edilecek, terör devleti projesine ikinci büyük darbe vurulacak. “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek itici güce dönüştü. Türkiye artık dünden daha da kararlı. Türkiye İçin Çıkış Noktası: Afrin Yıllar sonra “20 Ocak tarihi neyi ifade ediyor” denildiğinde, “Türkiye’yi ve bölgeyi paramparça etmeyi, Doğu Akdeniz havzasındaki münhasır ekonomi bölgelerini bölge ülkeleri aleyhine ele geçirmeyi amaçlayan bir planın tepelendiği tarihtir” yanıtı verilecektir. Evet, 20 Ocak saat 17.00’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK destekli ÖSO güçlerinin Afrin’e dört koldan başlattığı harekat bu kadar tarihi önemdedir. Başta PKK/PYD olmak üzere bölgedeki terör örgütlerini hedef alan harekat, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik önemli bir hamleydi. Harekatın siyasi, askeri, diplomatik aşamaları da Türkiye’nin attığı adımın ne kadar doğru olduğunu göstermekte. Bu önemli harekatın perde arkası ise yıllar öncesinde bu bölgede oluşturulan yapılanmaya dayanıyor. Geçmişten günümüze Afrin’in önemini bilirsek, harekatın önemini de bir o kadar özümseriz, öğreniriz. PKK İçin Afrin’in Önemi PKK terör örgütünün kuruluşundan bu yana en önemli üslenme bölgelerinin başında Suriye’nin kuzeyi geliyordu. Özellikle Suriye kontrolündeki Bekaa Kampı’na giden teröristler bu bölgeyi kullanıyor ve buradan güneye iniyorlardı. Bölgedeki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Afrin’in PYD’den alınmasıyla terör örgütü PKK’nın Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Türkiye’ye yönelik terör tehdidi minimize edilecek, terör devleti projesine ikinci büyük darbe vurulacak. “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri Ortadoğu’da dengeleri değiştirecek itici güce dönüştü. Türkiye artık dünden daha da kararlı.</strong></p>
<p><strong>Türkiye İçin Çıkış Noktası: Afrin</strong></p>
<p>Yıllar sonra “20 Ocak tarihi neyi ifade ediyor” denildiğinde, “Türkiye’yi ve bölgeyi paramparça etmeyi, Doğu Akdeniz havzasındaki münhasır ekonomi bölgelerini bölge ülkeleri aleyhine ele geçirmeyi amaçlayan bir planın tepelendiği tarihtir” yanıtı verilecektir. Evet, 20 Ocak saat 17.00’de Türk Silahlı Kuvvetleri ve TSK destekli ÖSO güçlerinin Afrin’e dört koldan başlattığı harekat bu kadar tarihi önemdedir.</p>
<p>Başta PKK/PYD olmak üzere bölgedeki terör örgütlerini hedef alan harekat, aynı zamanda Suriye’nin toprak bütünlüğüne yönelik önemli bir hamleydi. Harekatın siyasi, askeri, diplomatik aşamaları da Türkiye’nin attığı adımın ne kadar doğru olduğunu göstermekte. Bu önemli harekatın perde arkası ise yıllar öncesinde bu bölgede oluşturulan yapılanmaya dayanıyor.</p>
<p>Geçmişten günümüze Afrin’in önemini bilirsek, harekatın önemini de bir o kadar özümseriz, öğreniriz.</p>
<p><strong>PKK İçin Afrin’in Önemi</strong></p>
<p>PKK terör örgütünün kuruluşundan bu yana en önemli üslenme bölgelerinin başında Suriye’nin kuzeyi geliyordu. Özellikle Suriye kontrolündeki Bekaa Kampı’na giden teröristler bu bölgeyi kullanıyor ve buradan güneye iniyorlardı. Bölgedeki Kürt nüfusun varlığı da örgüt açısından bazı demografik avantajlar sağlıyordu. Özellikle Ayn el Arap ve Afrin’de yoğun olarak Kürt nüfus bulunması, dönemin Suriye yönetiminin örgüte verdiği destek vs. nedenlerle PKK terör örgütünü bölgede güçlendirmişti. Afrin bölgesi, örgüt açısından çok sayıda avantaj barındırıyordu.</p>
<p>Bölgenin dağlık yapısı, Akdeniz’e açılan kapılardan olması, Türkiye ile Suriye arasındaki Hatay gerilimini kullanması gibi nedenlerle örgüt Amanoslar üzerinden bölgede etkinliğini artırıyor, siyasi gücünü pekiştiriyordu. Irak’ın kuzeyindeki peşmerge destekli partilerin de diğer bölgelerde yoğunlaşması, Afrin’de PKK’nın aradığı boşluğu oluşturmuştu. Ayrıca Afrin önemli bir ekonomi merkeziydi. Afrin’in zeytin, zeytinyağı, un ve şeker üretiminde ciddi bir merkez olması, terör örgütüne mali kaynak sağlamasına yol açtı.</p>
<p>Bu durum yıllar sonra PKK’nın Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde oluşturduğu KCK’nın Suriye ayağı olarak kurulan PYD döneminde de devam etti. Örgütün Suriye iç savaşı başlamadan önce yığınak yaptığı yerlerden biri de Afrin’di. Bu hazırlıklar, 2011 yılı Mart ayında başlayan gösteriler ve ardından çıkan iç savaşla sonuç vermeye başladı. Terör örgütünün silahlı teröristlerinin 2012 yılı Temmuz’unda ele geçirdiği üç merkezden biri, Hatay’ın hemen dibindeki Afrin bölgesiydi. Bu dönemde terör örgütü PYD, silahlı teröristlerinden oluşturduğu YPG’nin ilanını da yaptı. Artık bölge YPG’li teröristlerin kontrolüne geçmişti.</p>
<p><strong>Koridor Planı Ortaya Çıkıyor</strong></p>
<p>Bu hamlenin üzerinden henüz birkaç ay geçmişti ki, şu an tutuklu bulunan Aysel Tuğluk, esas planın merkezini ve özünü itiraf eden bir yazı yazdı. Tuğluk, Radikal 2 internet sitesinde 21 Eylül 2012 tarihinde yayımlanan “Yeni Stratejik Hamleler” başlıklı yazısında şu ifadeleri kullandı:</p>
<p><em>“Sanırım Washington koridorlarında kavramlar epeyce değişti.</em></p>
<p><em>I- Basra’dan Akdeniz’e ‘Kürt koridoru’ üzerine uzun vadeli planlar tartışılıyor.</em></p>
<p><em>II- Sünniler, Şiiler ve farklı Sünni aktörler arasında Kürtlerin tampon ve denge unsuru olması konuşuluyor.</em></p>
<p><em>III- Ortadoğu’da Hıristiyan azınlıklar ile Kürtler arasında yeni bir ‘seküler merkez’ inşası düşünülüyor.”</em></p>
<p>Koridor demek, Suriye’nin kuzeyindeki üç bölgenin birleştirilmesi ve genişletilmesi hedefinin işaretiydi. Ancak önce buraların sağlamlaştırılması, askeri anlamda tahkim edilmesi gerekiyordu. Örgüt önüne ilk hedef olarak bunu koydu. 2014 yılının Ocak ayında Cezire ve Ayn el Arap’ın yanı sıra Afrin’de kanton yönetimi ilan edilmesi bunun işaretiydi.</p>
<p>Türkiye’nin hassasiyetleri daha çok kaşınmaya başlamıştı. Özellikle Türkiye’de PKK’nın silah bırakmasını esas alan Çözüm Süreci devam ederken yapılan bu hamle, sürece yönelik şüpheleri de artırdı. Örgüt, Türkiye’deki çatışmasızlık sürecini sadece Türkiye içinde değil, Suriye’de de istismar ediyordu.</p>
<p><strong>DAEŞ’in Ortaya Çıkması ve “Kobani” Olayları</strong></p>
<p>Örgüt açısından koridorun birleştirilmesi planı, DAEŞ’in ortaya çıkmasıyla rahatça uygulanmaya başlandı. DAEŞ terör örgütünün kanlı saldırıları gerekçe gösterilerek PYD adım adım toprak işgalini genişletti. Koridor için de ilk hamle Cezire bölgesi ve Ayn el Arap arasındaki Tel Abyad bölgesi işgal edilerek yapıldı.</p>
<p>DAEŞ’in Ayn el Arap’a yaptığı saldırı ile Batı kamuoyunda “seküler Kürt siyasi örgütü” görüntüsü kazandırılan PYD terör örgütü, Türkiye’nin NATO’daki müttefiki ABD’nin büyük askeri desteği ile bu kuşatmayı sonlandırdı. Artık örgütün Batı dünyasında önü açılmıştı. Sadece Kürtlerin yaşadığı topraklar değil, koridor planı ve Ortadoğu’yu yeniden dizayn edecek hamlelerin yapılacağı Arap, Türkmen coğrafyası da örgütün ve akıl hocalarının hedefindeydi.</p>
<p>Türkiye’de Çözüm Süreci’nin sona ermesi ve güvenlik güçlerimizin PKK terör örgütünü adeta ezmesi, PYD’nin de gözünü korkuttu. Ancak üst akıl terör örgütüne yeni rotasını çizmişti.</p>
<p>Herkes, PKK terör örgütünün şehir merkezlerindeki militanlarına indirilen darbelere kilitlenmişken PYD, Afrin ile diğer bölgenin birleştirilmesi için ilk hamleyi yaparak 2016 yılının Haziran ayında Fırat’ın batısına geçerek Münbiç’i işgal etti. Bundan sonraki hamle, Münbiç’in Afrin’le birleştirilmesiydi. PKK/PYD unsurları Suriye’nin kuzeyindeki sözde “Kobani”, “Cezire” kanton yapılarını Afrin’le birleştirmek için güneyde El Bab’ın kuzeyi, Mare ve Tel Rıfat hattını, kuzeyde ise Cerablus ve Azez hattını kullanmak istedi.</p>
<p><strong>Fırat Kalkanı İlk Hançer</strong></p>
<p>Tüm bu süreçte Türkiye, diplomasi ile sorunu çözme yolunu denedi. Başta ABD ile olmak üzere tüm müttefikleri PYD konusunda ikna çalışmaları, içeride de yaşanan bazı gelişmeler ve FETÖ unsurlarının etkinliği nedeniyle sonuç vermedi.</p>
<p>15 Temmuz’da yaşanan işgal girişimi püskürtülünce askeri hamle zamanı gelmişti. O zor dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri, 24 Ağustos 2016 tarihinde başlatılan Fırat Kalkanı Harekatı, koridor planının tam ortasına “hançer saplama” olarak değerlendirilebilir.</p>
<p>Yaklaşık 7 ay süren harekat sonucunda Türkiye Cerablus ile El Bab arasındaki yaklaşık 40 km’lik alana yerleşti ve PYD’nin Münbiç’teki teröristleriyle burun buruna geldi. Türkiye koridor planına ilk hançeri saplamıştı. Harekat sona erdikten sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 3 Nisan 2017 tarihinde yaptığı açıklama bugünlerin habercisi gibiydi. Trabzon’da yaptığı konuşmasında terörle mücadele konusuna atıf yapan Erdoğan şunları söylemişti:</p>
<p>“El Bab’ın teröristlerden temizlenmesiyle Fırat Kalkanı harekatının birinci etabı şuanda bitti. Bundan sonra da olacak tabii. Durmak yok yola devam. Diğer bölgelerde de terör örgütlerinin tepelerine binmek için hazırlıklar yapıyoruz. Yeni harekatlara yeni isimler vereceğiz. Baharı bekleyen tüm terör örgütlerine PKK, YPG, DAEŞ, FETÖ’ye çok güzel sürprizlerimiz var. Önümüzdeki aylar Allah’ın izniyle Türk milletinin baharı teröristlerin ise kara kışı olacaktır. Biz terör örgütleri üzerinden kurulan oyunu bozacağız.”</p>
<p>Gerek Erdoğan gerek diğer üst düzey isimler, benzer açıklamaları bu yılın Ocak ayı başına kadar yineledi. Çünkü tehdit devam ediyordu. Fırat Kalkanı harekatı sırasında sık sık çatışmalar çıksa da, Türkiye PYD’nin işgal ettiği bölgelere henüz müdahale etmemişti. Kamuoyunda ağırlıklı olarak iki hedef nokta konuşuluyordu: Münbiç ve Afrin. Türkiye bu konuda ilk hamleyi Afrin ile yaptı. Bu süreçte Türk devleti, diplomasiyi ve Astana süreciyle başlayan bölgesel iletişimi son derece akıllıca uyguladı. Astana sürecinin bir sonucu olarak TSK tarafından İdlib’in kuzeyinde oluşturulan gözlem noktaları kuruldu.</p>
<p>Artık bu bölgede terör örgütünün kaçacağı tek bir yer kalmıştı. İdlib’in doğusunda Halep’e uzanan cep dışında artık bölge güvenlik güçleri tarafından tamamen kuşatıldı. Afrin’in PYD’den alınmasıyla örgütün Türkiye’yi tehdit edecek şekilde Akdeniz’e çıkış yolu kapatılacak, Amanoslar üzerinden Akdeniz’e uzanan terör tehdidi minimize edilecek, koridor planına ikinci büyük hançer saplanacaktı. Bardağı taşıran ise “ABD’nin, PYD’li teröristlerden oluşacak 30 bin kişilik sınır koruma ordusu kuracağı” haberleri oldu.</p>
<p>İşte 20 Ocak 2018 tarihinde başlayan Zeytin Dalı harekatı bu süreçte geldi.</p>
<p><strong>Harekatın Safhaları</strong></p>
<p>Zeytin Dalı Harekatı başladığından bugüne kadar geçen süreçte, harekatın boyutları üzerine çok sayıda değerlendirme, bilgilendirme yapıldı. Başbakan Binali Yıldırım, medya kuruluşlarının temsilcileriyle yaptığı toplantıda Afrin harekatının dört safhada yapılacağını belirtti. Başbakan Yıldırım bu safhaları şu şekilde açıkladı:</p>
<p><em>“Birinci safha bir kere sınırlarımızdan içeri doğru güvenli bir alanın oluşturulması. Azez bölgesinden başlayarak, kuzey batıya doğru, oradan tekrar güney batıya doğru 130 kilometrelik Afrin bölgesinin bir güvenli şerit oluşturulması, derinliği 20-30 kilometre. İlk hedef orada güvenli bir alan oluşturacağız ki ondan sonra terör unsurlarını yok etmek için oraya ayağımızı sağlam basmamız lazım. Daha sonra gerek Afrin merkezinde gerekse diğer bölgelerinde yerleşik bu terör örgütlerinin yok edilmesi için çalışma yapılacak. Sahadaki durum netleştikçe süre de -belirlediğimiz süreler var ama- bu sürelerin tutması, erken olması biraz daha uzaması sahada karşılaşacağımız durumla netleşecek. Güneye kaçıp sivil halkın arasına karışacaklar, orada da belki sivil halkı kalkan olarak kullanacaklar. O bakımdan ikinci, üçüncü, dördüncü safhalar daha titiz çalışmayı gerektirecek. O bakımdan ilk safahatı bizim için çok önemli. Buradan 20-30 kilometrelik bir bandı güvenli alan haline getirdiğimiz zaman sonraki işlerin önemi biraz daha azalıyor. O bir temizlik harekatına dönüşüyor. Orada çok aceleci davranmamıza ihtiyaç yok.”</em></p>
<p>İstihbarat uzmanları, bu açıklamaları “güvenlik güçlerinin ve istihbarat birimlerinin bölgeyi adım adım çalıştığını gösteriyor” şeklinde yorumlamakta.</p>
<p>Bir diğer boyut da harekatın iç ve dış siyasete yansımaları oldu. Özellikle içeride terör örgütüne müzahir yapılar haricinde topyekun bir birliktelik gösterilmesi, ülke içinde ayrıştırmayı körüklemeye çalışanların başarılı olmadığını gösteriyor. Bu durum, Türk milletinin harekatın meşru olduğuna inandığını da gösteriyor.</p>
<p>Türkiye’nin özellikle harekat öncesinde yürüttüğü diplomasi de meyvelerini verdi. Astana sürecini oluşturan ve Suriye’de etkili güç olan Rusya ile İran’ın küçük itirazlar dışında bir hamle yapmaması dikkat çekici. Hatta harekat öncesi Rusya’nın bölgeden askerlerini çekmesi, Türkiye ile Rusya arasında bir anlaşma olduğu şeklinde bir algı oluşmasına neden oldu. Yine Türk jetlerinin teröristlere yönelik hava harekatı yapması da bu çerçevede değerlendirildi.</p>
<p>Böylece, harekat öncesinde “Rusya ile anlaşılmadan bu harekat yapılırsa bölgedeki Rus hava savunma sistemleri, Türk jetlerini vurabilir” yorumları devre dışı kaldı. Üst düzey Rus yetkililerin de Türkiye’den çok ABD’nin Suriye politikalarını çok sert bir dille eleştirmesi de dikkat çekici. Bunların en çarpıcısı Rusya’nın Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un “ABD’nin Suriye’de tek taraflı eylemleri Türkiye’yi çıldırttı” demesi oldu.</p>
<p><strong>ABD’nin Tepkisi Cılız</strong></p>
<p>Harekatın en çok merak edilen yönlerinden bir tanesi de Amerikan yönetiminin göstereceği tepkiydi. Ancak gerek Amerikan yönetiminden gerek Pentagon’dan yapılan açıklamaların, Türkiye’nin haklılığını hedef almaması ve sadece “sükunet” çağrıları içermesi dikkat çekiciydi. En sert tepki “Türkiye’nin DAEŞ’le mücadeleye odaklanması” yönünde oldu. Ancak harekatın üçüncü günü ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı CENTCOM’un Komutanı General Joseph Votel’in Suriye’nin Rakka kentine yaptığı ziyaret dikkat çekti. Bilindiği üzere Rakka şu an terör örgütü PYD-YPG’nin kontrolünde bulunuyor. Votel burada terör örgütü elebaşları ile görüşmeler yaptı. ABD, adeta dolaylı bir mesajla PYD-YPG’nin yanında olduğu mesajı da veriyordu.</p>
<p><strong>Askeri Boyut</strong></p>
<p>Bu yazıyı kaleme aldığımızda harekat henüz dördüncü gününü tamamlamıştı (24 Ocak 2018). Bu dört günde Türk Silahlı Kuvvetleri 3 şehit vermişti. Genelkurmay Başkanlığı’nın açıklamasına göre, harekat sırasında 260 PKK/KCK/PYD-YPG ve DAEŞ’li terörist etkisiz hale getirilmişti.</p>
<p>TSK unsurlarının, Afrin dört bölgeden kuşatması ve belli yerlerde işgal altındaki bölgeleri kurtardığı bilgileri de haber merkezlerine ulaşmaya başladı. Özellikle Burseya Dağı’nın hemen harekatın ilk günlerinde kontrol altına alınması büyük başarı olarak nitelendiriliyor. Burseya Dağı, Azez ile Afrin arasında stratejik bir nokta olarak görülüyordu. Bu dağın teröristlerden temizlenmesi, buradan gelebilecek saldırıların da önüne geçecek.</p>
<p>Ayrıca Türk jetlerinin terör örgütü hedeflerine yönelik son derece başarılı bir operasyon gerçekleştirmesi de dikkat çekici. Özellikle FETÖ gibi bir yapıyı sökmeye çalışan hava kuvvetlerinin başarısı, kara birliklerine büyük güven verdiği söyleniyor.</p>
<p>Yine bölgede Özel Kuvvet ve komando birliklerinin de gerek özel operasyonlar gerek süpürme harekatında etkili olduğu bilgileri ulaştı. Bu unsurlara verilen tank desteği de harekatın başlangıçtaki başarısında etkili olmakta.</p>
<p>Harekatın planlanan çerçevede sürmesi durumunda 2-3 ayda bitebileceği kaydedilirken, PYD-YPG’nin bu bölgede fazla direnemeyeceği ifade ediliyor. Ancak bu konuda en fazla merak edilen ve araştırılan konu ise Afrin ve PYD işgali altındaki diğer bölgelerde bundan sonrasında ne olacağı?</p>
<p><strong>Bundan Sonra Ne Olur?</strong></p>
<p>Ayrı bir makale konusu olabilecek bu soru, tehdidin Afrin kurtarılırsa sona ermeyeceğinin adeta önemli bir göstergesi. Türkiye’nin tam karşısında Suriye topraklarının yaklaşık yüzde 15’ini işgal eden PYD-YPG terör örgütünün varlığının oluşturduğu tehdit, vurguladığımız üzere Afrin’le sınırlı değil. Özellikle PYD’nin kontrol ettiği coğrafyanın kuzeyinde yer alan Ayn el Arap, Tel Abyad ve Kamışlı hattı ile güney doğusunda Rakka’ya inen bölge bu terör örgütünü beslemeye devam ediyor. Türkiye’ye yönelik çok sayıda terör saldırısının merkezi de buralarda. Kamışlı’dan, Ayn el Arap’tan giriş yapan teröristlerin gerçekleştirdiği saldırılar halen hafızalarda. ABD’nin Münbiç dahil olmak üzere çok sayıda bölgede varlığı da kafa yorulan bir başka konu.</p>
<p>Türkiye’nin baskısıyla Zeytin Dalı’na yumuşak tonda tepki vermeyi tercih eden ABD’nin, Münbiç ve Fırat’ın doğusundaki bölgede daha sert bir direnç göstereceği belirtiliyor. Bölgede Amerikan unsurlarının ve üslerinin varlığı da bu tezi kuvvetlendiriyor. Pentagon’dan yapılan açıklamalarda da bunun işaretlerini görebiliyoruz.</p>
<p>PYD-YPG terör örgütünün Afrin’deki unsurlarını sahiplenmeyen ancak diğer terör bölgelerine yönelik bir eleştiri getirilmemesi dikkat çekici. Votel’in sözünü ettiğimiz Rakka ziyareti de yine bu çerçevede dile getirilebilir. Pentagon yalanlasa da bu ülkenin, Türkiye-Suriye sınırındaki Tel Abyad’a yığınak yaptığı yönündeki bilgilerin haberlere yansıması da dikkat çekici.</p>
<p><strong>Şam Yönetimi Detayı</strong></p>
<p>Bir diğer merak edilen konu, Astana sürecinin aktif aktörleri Rusya ve İran’ın sözü edilen bölgelere olası bir harekata yönelik tavrının aynı olup olmayacağı yönünde. Bu noktada kamuoyunda iki görüş öne çıkmakta. Birinci görüşe göre, benzer şekilde yoğun diplomasi yürütülerek bu bölgelere yönelik harekat adım adım planlanabilir.</p>
<p>İkinci görüşe göre ise, bu bölgelere operasyon planlaması, Şam yönetimiyle temas kurularak gerçekleştirilebilir. Bu görüş sahipleri, “böyle bir hamle yapılırsa Rusya ve İran’ın desteği de sağlanır ve PYD militanları bölgeden temizlenirken ABD’nin de bölgeyi terk etmesinin önü açılır” yorumunu öne çıkarıyor. Başbakan Yıldırım’ın gazetecilere yaptığı şu açıklama, önümüzdeki dönemde Şam yönetimiyle ilgili önemli gelişmeler olabileceği yorumlarına neden oldu: “Rejimle de Rusya üzerinden mutabakat sağlandı.</p>
<p>Suriye merkezi hükümeti ile alt düzeylerde konuşuluyor. 7 yıldır yaşadıklarımızı göz önüne alırsak kolay olmuyor. Geldiğimiz noktada rejim de işin parçası. Bunu yok sayamayız.”</p>
<p>Bu açıklama, Zeytin Dalı Harekatı açısından önemli bir diplomasi hamlesi olarak yorumlanırken, “Rejimi yok sayamayız” sözleri basın organlarında “önemli detay” şeklinde yer buldu.</p>
<p>Henüz ilk günlerini yaşadığımız ve gelecekte çok sayıda önemli gelişmeyi tetikleyebilecek Zeytin Dalı Harekatı sürerken, gelecek günler kritik gelişmelere gebe gözüküyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Prof. Edward J. Erickson: “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/prof-edward-j-erickson-zeytin-dali-harekati-amerikanin-planini-bozdu/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cengiz Şişman]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:50:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Afrin]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Cengiz Şişman]]></category>
		<category><![CDATA[Edward J. Erickson]]></category>
		<category><![CDATA[İncirlik Hava Üssü]]></category>
		<category><![CDATA[Körfez Savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<category><![CDATA[PYD]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[YPG]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı]]></category>
		<category><![CDATA[Zeytin Dalı Harekatı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1607</guid>

					<description><![CDATA[Prof. Edward J. Erickson’dan Yörünge’ye Önemli Açıklamalar&#8230; “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu” Türklerin bu son (Afrin) kararı Amerikalıların ellerini kollarını bağlamış oldu. Amerikalıları zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz. Prof. Edward J. Erickson, askerî ve akademik kariyeri olan önemli bir isim. 1991’de Körfez Savaşı’nda 3. Zırhlı Tümen Topçu Harekat Subayı olarak görev yapan Erickson, İzmir’de NATO subayı olarak da bulunmuş. 1995’te IFOR bünyesinde Saraybosna’da, 2003’te Irak’ın işgalinde 4. Piyade Tümeni’nde, 2007-2008 yılları arasında ise Bağdat’ta Irak Savunma Bakanlığı’nda görev almış. Siyaset bilimi dersleri veren Prof. Erickson, aynı zamanda Osmanlı ve modern Türkiye askerî tarihini en iyi bilen akademisyenlerden birisi. Türkiye’nin PYD-YPG unsurlarına yönelik başlattığı Afrin Zeytin Dalı Harekatı sonrası Prof. Erickson ile Türkiye, ABD ve NATO ilişkilerinin geleceğini konuştuk. Uzman olduğunuz alanlar ışığında sizinle bugün Türkiye’nin son dönemlerde içinde bulunduğu bazı siyasî ve askerî gelişmeleri konuşmak istiyoruz. Ama öncelikle Amerika’nın Ortadoğu’ya olan genel ilgisinden bahsedelim biraz. Hepimizin bildiği petrol ve silahtan başka ne tür bir ilgisi var Amerika’nın Ortadoğu’ya? Değişen şartlar Amerika’nın çıkarlarını burada nasıl etkiledi? Önceleri ilgimizin temelinde tabii ki bir enerji &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Prof. Edward J. Erickson’dan Yörünge’ye Önemli Açıklamalar&#8230;</strong><br />
<strong> “Zeytin Dalı Harekatı Amerika’nın Planını Bozdu”</strong></p>
<p><strong>Türklerin bu son (Afrin) kararı Amerikalıların ellerini kollarını bağlamış oldu. Amerikalıları zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz.</strong></p>
<p><em>Prof. Edward J. Erickson, askerî ve akademik kariyeri olan önemli bir isim. 1991’de Körfez Savaşı’nda 3. Zırhlı Tümen Topçu Harekat Subayı olarak görev yapan Erickson, İzmir’de NATO subayı olarak da bulunmuş. 1995’te IFOR bünyesinde Saraybosna’da, 2003’te Irak’ın işgalinde 4. Piyade Tümeni’nde, 2007-2008 yılları arasında ise Bağdat’ta Irak Savunma Bakanlığı’nda görev almış. Siyaset bilimi dersleri veren Prof. Erickson, aynı zamanda Osmanlı ve modern Türkiye askerî tarihini en iyi bilen akademisyenlerden birisi. Türkiye’nin PYD-YPG unsurlarına yönelik başlattığı Afrin Zeytin Dalı Harekatı sonrası Prof. Erickson ile Türkiye, ABD ve NATO ilişkilerinin geleceğini konuştuk.</em></p>
<p><strong>Uzman olduğunuz alanlar ışığında sizinle bugün Türkiye’nin son dönemlerde içinde bulunduğu bazı siyasî ve askerî gelişmeleri konuşmak istiyoruz. Ama öncelikle Amerika’nın Ortadoğu’ya olan genel ilgisinden bahsedelim biraz. Hepimizin bildiği petrol ve silahtan başka ne tür bir ilgisi var Amerika’nın Ortadoğu’ya? Değişen şartlar Amerika’nın çıkarlarını burada nasıl etkiledi?</strong></p>
<p>Önceleri ilgimizin temelinde tabii ki bir enerji kaynağı olan petrol vardı. Ancak günümüzde işlerin boyutu çok değişti. Amerika bugün enerji ihraç eden ülkelerin başında geliyor. Dünyanın en büyük petrol ihracatçısı olan Suudi Arabistan’la enerji ihracatı konusunda başa baş gidiyoruz ve neredeyse onları geçmek üzereyiz. Dolayısıyla bugünkü ilgimizin temelinde yatan daha önemli başka şeyler var. En önemlilerinden birisi bölgesel istikrarı sağlamak, ikincisi de İran’ın ve Rusya’nın bölgedeki etkisini en aza indirmek. Bence şu anda Amerika’nın bölgeye olan ilgisinin arkasındaki iki temel saik bunlar.</p>
<p><strong>Ortadoğu ülkeleri arasındaki siyasî ve askerî rekabetin yakın bir gelecekte sıcak savaşa dönüşebileceğini düşünüyor musunuz?</strong></p>
<p>Ben açıkçası devletler arasında bir savaş olacağını öngörmüyorum yakın gelecekte. Ancak büyük oyuncular, mesela İran, Suudi Arabistan, Amerika ve Rusya, vekalet savaşlarına devam edecekler. Onun haricinde Amerika ve İran arasında, İsrail ve İran arasında ya da Suudi Arabistan ve İran arasında doğrudan bir sıcak savaş olmaz. Askerî çatışmalar devam edecektir, ama bunlar vâsiler aracılığı ile sürdürülecektir. Bu bağlamda benim için önemli sorulardan bir tanesi Amerika’nın Irak’ta daha uzun süre kalıp kalamayacağıdır. Iraklılar bizim orda kalmamıza izin verecekler mi? İkinci soru da Amerika’nın Suriye’de kalıp kalamayacağıdır. Suriye’de şu an yaklaşık 2.000 Amerikan askeri var ve bizim orada kimse ile tam bir anlaşmamız yok. Rusların Esad rejimi ile anlaşması var ama Amerika’nın yok. Amerika orada dışarıdan bir oyuncu gibi&#8230;</p>
<p><strong>Bu Amerikalılar için hayatî bir soru tabii&#8230;</strong></p>
<p>Tabii ki öyle. Eğer 2010’da olduğu gibi Irak bizim oradan çıkmamızı isterse, o zaman Amerika’nın Suriye’deki pozisyonu da çok kırılgan hale gelecek. Çünkü Suriye’ye ulaşmak için Amerika’nın Irak hava sahasını kullanması gerekiyor. Dolayısıyla şu an Ortadoğu’da Amerika’nın varlığı konusunda Irak anahtar role sahip.</p>
<p><strong>Amerikalılar Irak’ta Ciddi Sorun</strong></p>
<p><strong>Irak Amerika’nın çıkmasını isteyecek mi sizce? Yoksa çok değişkenli bir denklem mi bu hala?</strong></p>
<p>2008, 2009 ve 2010’da Amerika ve Irak arasındaki en önemli konu oradaki Amerikan askerlerinin ve diğer Amerikalıların durumlarıydı. Mesela bir Amerikalı suç işlediğinde Iraklı mahkemeler tarafından mı yoksa Amerikan askerî mahkemesi tarafından mı yargılanacaktı. Bu konularda hiç bir zaman bir anlaşmaya varılamadı. Bugün de durum bundan daha iyi değil. Yani pek çok konuda anlaşmazlıklar sürüyor. Dolayısıyla bence Amerika’nın Irak’ta kalıp kalmaması çok ciddi bir sorun. Görünen odur ki Amerikalılar Irak’ı kademeli olarak terk edecekler ve bir kaç yıl içinde de bizim oradan tamamen çıkmamız istenecek. Çünkü bizim orada daha fazla varlık göstermemizi istemiyorlar.</p>
<p><strong>Bu yüzden mi Amerika Suudi Arabistan’a ve Körfez ülkelerine daha çok yanaşıyor? Yani Irak’tan çıkma durumunda Amerikalıların barınacağı yeni yerlere mi ihtiyacı olacak? Özellikle de askerî açıdan?</strong></p>
<p>Şuan Katar ve Kuveyt’te de askerî üsler var zaten. Ancak bunlar asıl olarak hava üsleri ve lojistik üsler. Savaş çıktığında asker sevkiyatı için uygun yerler. Ama asıl ihtiyacımız olan Irak’ta serbestçe girip çıkabileceğimiz ve içinde hava üssünün de olduğu tam teşekküllü bir askerî üs.</p>
<p><strong>Rusya’nın ve Çin’in bölge üzerinde artan etkisi ile Amerika nasıl başa çıkacak?</strong></p>
<p>Rusya geçen sene Esad rejimi ile bir anlaşma imzaladı. Orada daimî bir askerî üsleri olacak. Biz de geçen Aralık ayında ilk defa İsrail ile daimî bir askerî üs kurmak üzere anlaştık. Bu konu henüz çok fazla basında tartışılmadı. Yani Amerikalıların İsrail’de daimî bir askerî üsleri olacak. Bu bir anlamda İncirlik Amerikan üssünün güneydeki karşılığı olacak.</p>
<p><strong>Bu üs yapılmaya başladı mı?</strong></p>
<p>Okuduklarıma göre Aralık ayında ilk kazma vurulmuş. Ancak nerede olduğunu bilmiyorum.</p>
<p><strong>Biliyorum sizin uzmanlık alanınız değil ama, acaba bu gelişmenin İsrail-Filistin sorunu üzerine etkisi ne olur, bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?</strong></p>
<p>Şimdiye kadar İsrail ile resmî bir askeri anlaşmamız yoktu. Ancak siyasetçilerimiz her zaman “İsrail bizim müttefikimizdir” tabirini kullanıp durdular. Bu hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar için geçerli. Şüphesiz ki İsrail ile ortak çıkarlarımız mevcut. İran konusu mesela. Ama Japonya’ya Filipinler’e ya da NATO ülkelerine olduğu şekliyle İsrail’e karşı resmî bir sözümüz ya da yükümlülüğümüz yok. Yeni kurulacak olan tam teşekküllü askerî üs bir anlamda İsrail-Amerikan ilişkilerinin resmiyet kazanması yönünde bir gelişme&#8230; Bir noktada Amerika, İsrail ile resmi olarak güvenlik ya da savunma işbirliği anlaşması yapacak.</p>
<p><strong>Böyle bir işbirliği aslında gayrı resmî olarak hep yok muydu?</strong></p>
<p>Evet vardı. Ama resmî değildi. İşlerin resmiyete dökülmesi Trump yönetiminde hız kazandı. Trump’ın gündeminde sadece Kudüs yok. Buna benzer büyük konular da var. Şimdilik fazla tartışılmıyor ama bence bir kaç yıl içinde herkes İsrail ile yapılacak olan bu savunma paktı hakkında konuşuyor olacak. Bu bir saldırı değil, savunma paktı olacak. NATO’nun 5. Maddesinde olduğu gibi yani.</p>
<p><strong>“Amerika’nın Derdi Kürt Devleti Kurmak Değil”</strong></p>
<p><strong>Şimdi biraz daha kritik konulara geçelim. Türkiye açısından tabii. ABD ve Türkiye iki NATO ülkesi. Ancak ABD, Türkiye’nin terörist grup olarak kabul ettiği PKK’nın bir uzantısı olan PYD-YPG’yi destekliyor. Türkiye bundan rahatsız. İki NATO üyesi bu konuyu nasıl çözecekler?</strong></p>
<p>ABD Suriye’de oyuncu olmak ve gelişmelerin parçası olarak kalmak istiyor. 2014’ten sonra oraya Rusya, İran ve Hizbullah girdi ve Esad’a yardım etmeye başladılar. Eğer oyuncu olarak kalmak istiyorsak bizim de zeminde bir müttefikimizin olması gerekliydi. Önceleri Özgür Suriye Ordusu ile ittifak yaptık. Üyelerinin bazılarını Ürdün’e götürüp eğitim verdik. Ve proje için yaklaşık 300 milyon dolar harcadık. Ama bu proje yürümedi. Daha sonra dönüp yeni değerlendirmeler yaptık ve asıl düşman DEAŞ’a karşı kim bizimle savaşır diye düşünmeye başladık. Ve bu noktada PYD bize en uygun müttefik olarak göründü. Önce onlara eğitim verdik, daha sonra da silah. Böylelikle yeni bir ittifak kurmuş olduk. PYD ile işbirliği yaparak İran ve Rusya’nın etkisini de dengelemiş olduk. Yani bizim asıl derdimiz oradaki Kürt ayrımcılığını desteklemek ya da Kürt devleti kurmak değil. Bizim asıl derdimiz Rusya, İran ve Hizbullah’ın etkisini bölgede en aza indirmek. Anlaşmamıza göre PYD’ye verdiğimiz silahları daha sonra bize geri vereceklerdi. Türkiye’ye de bunun böyle olacağının sözünü vermiştik. Şimdi DEAŞ konusu neredeyse tamamen çözüldü. Ama zannetmiyorum ki PYD bu silahları ABD’ye geri versin. Bu da bir sorun tabii. PYD, Afrin’de de varlık gösteriyor. Türkiye’nin iddiasına göre burada 8-10 bin PYD üyesi konuşlanmış vaziyette. Ancak rakamın bu kadar yüksek olduğunu düşünmüyorum. Ama orada olanların elinde Amerikan silahları da vardır muhtemelen.</p>
<p><strong>Türkiye bu yüzden şu anda Afrin’e askerî operasyon düzenliyor&#8230;</strong></p>
<p>Evet, çünkü onların ellerinde roketler var ve bunları Türkiye’yi taciz etmek için kullanabilirler. Aynen Hizbullah’ın ve Hamas’ın İsrail’e attığı roketler gibi. Türkler şuan Afrin’e gidip oraları temizlemeye çalışıyor. Ama şunu tekrar etmek isterim, Amerika ne bağımsız Kürdistan’ı destekliyor ne de PKK’yı destekliyor. Bizim için PYD sadece DEAŞ’a karşı ittifak ettiğimiz bir güçtü. Benim şahsi görüşüme göre Amerika’nın bu ittifakı baştan itibaren yeterince düşünülmemiş ve yönetilememiş bir operasyondu.</p>
<p><strong>“Amerika Biraz Daha İleri Giderse Türkler İncirlik’i Kapatabilir.”</strong></p>
<p><strong>Sonuçta Türkiye Amerika’nın bütün uyarı ve ihtarlarına rağmen Afrin’e girdi. Türk-Amerikan ilişkileri bundan nasıl etkilenecek?</strong></p>
<p>Ben tarihe bakıyorum. 1974’te Türkiye, Amerika’nın bütün uyarılarına rağmen Kıbrıs Harekatı’nı başlattı, Amerikalılar Türkleri 1990’larda “Kuzey Irak’a girmeyin” diye bir çok defa uyardı. Amerikalılar Türkleri Kardak konusunda “Yunanlıları çok sıkıştırmayın” diye de uyardı. Ancak Türkler, bu uyarıların hiç birini dinlemedi ve kendi çıkarları için ne gerekiyorsa onu yaptılar. Demem odur ki Amerika’nın uyarıları hiç bir zaman Türkleri yapacakları işlerden alıkoymuyor. Türklerin bu son (Afrin) kararı aslında Amerikalıların elini kolunu bağlamış oldu. Onları daha zor durumda bıraktı. Çünkü eğer bizim bundan sonra yapacaklarımız Türklerin çıkarlarına ters düşerse, onların yapacağı tek şey İncirlik Hava Üssü’nü kapatmak olacaktır. Eğer burayı kapatırlarsa biz bölgede şu anda yürüttüğümüz operasyonlarımızı sürdüremeyiz. Suriye’deki operasyon kabiliyetimiz yarı yarıya azalır. Türkler baskıya boyun eğmiyorlar…</p>
<p><strong>Yani şu an Amerikalılar Türklerden daha zor durumda öyle mi?</strong></p>
<p>Evet, Türkiye’nin askerî harekatı bizi çok zor durumda bıraktı. Aslında bence Amerika kendi kendisini çok zor duruma soktu. Afrin’de Türkler halihazırda Ruslarla koordineli çalışıyorlar. Amerikalıların Suriye’de beraber hareket edeceği kimse yok ama Rusların var. Dolayısıyla Türkler olası bir Türk-Rus çatışmasından kaçınmak için şuan Ruslarla işbirliği yapıyor.</p>
<p><strong>Sizce Türkiye bu operasyon sonucunda istediğini elde edebilecek mi?</strong></p>
<p>Bence edecek. Türklerin istediği Dicle’nin batısı ile Hatay arasında güvenli bir bölge oluşturmak. Böylelikle güneyden gelebilecek saldırıları kontrol altına almak. Bunu yapabilecekler gibi görünüyor.</p>
<p><strong>“Türkiye İçin En Kritik Soru: Suriye’de Kalacak mı, Kalmayacak mı?”</strong></p>
<p><strong>Türkiye genel anlamda Suriye’de ne yapabilir ya da yapmalıdır?</strong></p>
<p>Tarihsel olarak Kuzey Irak’ta Kürtlere ne yaptıklarına baktığımızda şunu görürüz ki oraya girdiler, PKK’lıları ve kaynaklarını önemli ölçüde etkisiz hale getirdiler. Ve daha sonra geri çekildiler. Şimdi de Fırat Kalkanı operasyonuyla önce El-Bab’a girdiler, ardından Afrin’e. Bu noktada Türkiye için kritik soru şu olacaktır: “Burada kalmalı mıyım yoksa gitmeli miyim?” Sorun şu ki eğer kalmaya karar verirsen bu çok pahalıya patlayan bir operasyon olur. Çünkü bir yerde uzun süre asker barındırmak, o askerleri geri gönderip tekrar yerine yenilerini getirmek çok maliyetli işlerdir. Ancak Türkiye bölgeden hemen çekilirse de sorun bitmiyor. Yarın öbür gün oralarda YPG’nin tekrar ortaya çıkmayacağının garantisi nedir? PKK olayında böyle olmadı mı? Ya da oralar sonuçta tekrar Suriye’ye ve de dolayısıyla Rusya’ya bırakılmış olmuyor mu? Burada Türkiye’nin uzun vadede güvenliğini sağlayacak olan nedir?</p>
<p><strong>Bu ciddi bir paradoks tabi ki. Kısa dönemde Türkiye açısından çözüm sağlansa da uzun vadede bunun bir garantisi yok.</strong></p>
<p>Aynı şey İsrail’in başına geldi. Güney Lübnan’ı 15 yıl boyunca işgal ettiler. Ve orada kendilerine göre bir tampon bölge oluşturduktan sonra geri çekildiler. Daha sonra da periyodik olarak oralara öncü birlikler gönderip kontrol ettiler. İsrail ordusu bu operasyonlara bir isim bile bulmuştu: “Çimleri biçmek”. Yani çimler uzayınca gidip biçmek gerekiyordu. Şimdi Gazze’de aynı şeyleri yapıyorlar. Türkiye de bu paradoksla karşılaşacak. Orada kalmanın çok maliyetli ve siyasî olarak da tehlikeli bir şey olacağını anlayacaklar. Benim tahminim eğer kalmaya karar verirlerse en geç bir yıl içerisinde geri çekilirler. Ve daha sonra oralara keşif güçleri gönderirler.</p>
<p><strong>Ama kimse kuzey Suriye’de bir “Lübnanlaşma” olmasını istemez herhalde.</strong></p>
<p>Evet. Bu güzel bir benzetme oldu…</p>
<p><strong>Beşar Esad’ın tüm bu olanlara karşı tepkisi ne olur?</strong></p>
<p>Türkiye’nin bu tavrı karşısında Esad’ın çok rahatsız olduğunu tahmin etmek zor değil. Öte yandan bu konunun Türkiye ile Rusya arasında tartışılıyor olmasında da gayet memnundur. Bölgede Amerika hariç hiç kimse silahlı bir YPG varlığı görmek istemiyor. Aslında ironik olarak Türkler bir anlamda Esad’ın işini görüyorlar. Ona iyilik yapıyorlar. Türkler eninde sonunda Kuzey Suriye’den çıkacaklar. Ama bu Esad’ın ordusu yeterince güçleninceye, gelip bölgeyi tekrar kontrol altına alıncaya kadar olmayacak.</p>
<p><strong>Amerika’nın Esad’a karşı tavrı bundan sonra ne olacak?</strong></p>
<p>Obama yönetimi “rejim değişikliği”nden “Esad yakın dönemde çözümün bir parçası ama uzun vadede değil” noktasına geldi. Trump yönetiminin tavrı ise bu konuda daha da belirsiz. Benim tahminim Esad ve Rusya, Suriye’nin kontrolünü yeniden sağlarken Amerika kafasını başka tarafa çevirecek.</p>
<p><strong>“Zeytin Dalı Harekatı Türk Amerikan İlişkileri Etkilemez.”</strong></p>
<p><strong>Rusya Türkiye’ye Zeytin Dalı Operasyonu için neden yeşil ışık yaktı peki? Amaçlarından birisi Türkiye ile Amerika arasında bir gerilim yaratıp Türkiye’yi NATO’dan uzaklaştırmak olabilir mi? Daha da önemlisi Amerikan-Rus soğuk savaşında Türkiye yeni bir savaş alanı haline dönüşebilir mi?</strong></p>
<p>Eğer Putin NATO üyelerinin arasını açmak istiyorsa bunu kesinlikle yapabilir… NATO ittifakını istikrarsızlaştırmak ABD’nin Avrupa’daki pozisyonunu zayıflatır… Ve Zeytin Dalı Operasyonu Amerika ve Türkiye’yi karşı karşıya getirebilir. Afrin’de YPG’nin yanında hiç bir Amerikan gücü yok. Dolayısıyla sahada her hangi bir Türkiye-Amerika çatışması riski yok. Eğer Türkler operasyonu kısa zamanda bitirir ve fazla sivil zayiatına yol açmazlarsa, bunun Amerikan-Türk ilişkilerine bir etkisi olacağını düşünmüyorum.</p>
<p><strong>“15 Temmuz Darbesinin Arkasından Fetullah Gülen Çıkarsa Şaşırmam.”</strong></p>
<p><strong>Şimdi biraz konuyu Türkiye’nin iç meselelerine getirmek istiyorum. Malumunuz yaklaşık bir buçuk yıl önce Türkiye’de başarısız bir darbe girişimi oldu. Türkiye’yi tanıyan bir asker olarak bu darbeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Kim yaptı? Niye yaptı? Hedef kimdi?</strong></p>
<p>Buna çok tatmin edici bir cevabım yok. Son 5-6 yılda Türkiye ordusunun yapısı çok değişti. Genelkurmay Başkanının yetkileri önemli ölçüde azaltıldı ve ordu en genel anlamıyla sivillere bağlandı. Bence 15 Temmuz’da hedef çok net olarak Erdoğan ve onun yakın çevresiydi. Ancak bu, bildiğimiz klasik darbeler gibi değildi. Önceki darbelerin çoğunda Genelkurmay Başkanları işin içindeydi. Ancak bu darbede işin arkasındaki asıl mimar kimdir bilemiyorum. Bu konuda iyi bir cevabım yok maalesef.</p>
<p><strong>Birileri yaptı birileri etti derken, “onlar” dediğimiz kimler olabilir? Malumunuz Türkiye’deki yaygın kabul ve Türkiye’nin resmî tezi darbeyi planlayanın, organize edenin ve sahneye koyanın FETÖ olduğu. Ancak bunu yaparken de dışarıdan yardım aldığı.</strong></p>
<p>Şundan çok eminim ki CIA bu işin içinde yok. FETÖ mü yaptı? FETÖ öyle bir örgüt ki orduya, bürokrasiye, siyasete, medyaya, her yere, kilit mevkilere adamlarını yerleştirdi. Ancak bütün bu organizasyon nasıl bir araya geldi, Fetullah Gülen bunları nasıl koordine etti, bilemiyorum. Darbe çok büyük bir fiyaskoydu. Çok kötü planlanmış ve çok kötü yönetilmişti.</p>
<p><strong>Bu plansızlık ve başarısızlık yüzünden mi CIA kesinlikle bu işin içinde yoktur diyorsunuz?</strong></p>
<p>Evet, CIA ya da başka profesyonel bir ekip bir şekilde yardım etseydi çok daha sofistike ve iyi planlanmış bir darbe ile karşı karşıya kalırdık. Bu beceriksizlik ve sakarlık yüzünden işin içinde profesyonel planlayıcıların olmadığını düşünüyorum. Bütün bu yaşananların arkasından Fetullah Gülen çıkarsa hiç şaşırmam.</p>
<p><strong>Türkiye’deki bir çok insan şu şekilde akıl yürütüyor. Darbeyi FETÖ organize etti ama Amerika’dan da yardım aldı. Zira son 50-60 yılda dünyadaki rejim değişiklerine ve darbelere bakıldığında Amerika bir şekilde işin içinde. Dolayısıyla bu darbede de işin içinde olmalı…</strong></p>
<p>1953’te İran’a, 1961’de Küba’ya baktığımızda, ya da Irak ve Libya’ya baktığımızda Amerika buradaki rejim değişiklerinin içinde. Çok doğru. Ülkemiz maalesef bu konuda kötü bir sicile sahip. Dolayısıyla Türkiye’de bir çok insanın böyle düşünmesi anormal değil. Dışarıdan bakıldığında Amerika işlerini bu şekilde yürütüyor diye düşünülüyor. Bence her konuda bu yaklaşım doğru değil. Ama yine de kim bilir?</p>
<p><strong>“Türkiye, Savunma Sanayiinde Dünya İle Rekabet Edecek Hale Geldi.”</strong></p>
<p><strong>Sizin gibi bir askeri ve aynı zamanda da askerî tarihçiyi bulmuşken biraz da Türkiye’nin askerî kabiliyet ve kapasitesinin sınırlarını konuşmak isabetli olacak kanaatindeyim. Türk Silahlı Kuvvetleri yerli silah üretimini % 60’a çıkartmış durumda. Son dönemlerde Türkiye ile ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin ilişkilerindeki gerilimin nedenlerinden birisi bu olabilir mi? Çünkü bu silah piyasasında yeni bir rakip demek aynı zamanda…</strong></p>
<p>Normalde eğer ABD bir ülkeye silah satıyorsa ya da veriyorsa onu bir takım şartlara bağlar. Onun kullanım yerleri ve amaçları bellidir. 1980’lerden başlayarak Türkiye silahlanma açısından kendine yeten özerk bir hale gelmek için çaba göstermeye başladı. Hüseyin Kıvrıkoğlu gibi Genelkurmay Başkanları hep bu özerkliğin peşinde koştular. Ve her türlü silahı kendileri üretmek istediler. Şimdi artık tanklar, savaş helikopterleri, füzeler üretecek düzeye geldiler. Amerika bunun farkında. Türkiye artık Fransa, İngiltere, Brezilya hatta Rusya ve Çin gibi ülkelerle uluslararası silah pazarında rekabet edecek hale gelmeye başladı. Tabii henüz kimse Amerika ile rekabet edecek durumda değil. Zira Amerika’nın üretip sattığı savaş ve nakliye uçakları teknolojik olarak çok daha ileri düzeyde. Türkiye’nin üretip sattıkları ile Amerika’nın üretip sattığı silahlar aynı kulvarda rekabet etmiyorlar. Ama Türkler Ruslarla, Brezilyalılarla, Güney Afrikalılarla, Fransızlarla rekabet halinde. Bizim ürettiğimiz Patriot savunma füzelerini, savaş gemilerini ya da F35 savaş uçaklarını Türkiye belki 20 yıl sonra üretebilecek. Yani şu anda ABD ve Türkiye silah pazarında bir rekabet içinde değil. Dolayısıyla bu konu, Amerika ile Türkiye arasındaki gerilime katkıda bulunabilecek bir konu değil. Ancak Türkiye’nin geldiği bu yerin Rusları, Brezilyalıları ya da Fransızları rahatsız etmediğini söylemek mümkün değil.</p>
<p><strong>Ama bu gelişmeler Türkiye’yi silah pazarında Amerika için potansiyel bir rakip yapmaz mı? Sonuçta her bir silah üreten ülke kendi askerî-endüstriyel kompleksini inşa etmeye çalışıyor.</strong></p>
<p>Tabii tabii. Kesinlikle. Dünyada çok büyük bir silah pazarı var. Ve bu pazar çok karlı bir pazar. Türkler mesela Iraklılara silah satıyorlar. Pakistan ile yeni bir anlaşma imzaladılar. Amerikan silahlarını kullanan bazı ülkeler Türkiye gibi yerlerden silah almayı tercih ediyor; zira bu silahlar, Amerikan silahlarında olduğu gibi her hangi bir koşulla gelmiyor. Sözgelimi şuan Amerika’da Pakistanlılar tarafından parası ödenmiş savaş uçakları bekliyor. Çünkü Amerikan Kongresi uçakların teslimatını hala onaylamadı. Türkler piyasayı yokluyorlar. Görünen o ki Türkiye önümüzdeki 10-15 yıl içinde orta düzey büyüklükte, daha ziyade ikinci ve üçüncü dünya ülkelerine silah satan bir ülke olacak.</p>
<p><strong>“Türkiye’nin Kendini Savunmak İçin S 400’lere İhtiyacı Var.”</strong></p>
<p><strong>Son zamanlarda Türk Silahlı Kuvvetleri silah temininde farklı kaynaklara yöneliyor. (Rusya ile S-400 anlaşması ve Fransa ile ortak füze üretimi vs.) ABD için bu durum bir sorun. Oysa bir NATO ülkesi olan Yunanistan da daha önce Rusya ile benzer bir anlaşma yapmıştı. Türkiye’nin ve Amerika’nın bu tavırlarını nasıl açıklamak gerekir?</strong></p>
<p>S-400 çok yüksek kapasiteli bir savunma sistemi. Hem Stealth hem de daha konvansiyonel füzelere karşı çok etkin. Türkiye’nin şimdiye kadar böyle bir sistemi yoktu. 2011-2012 yıllarında NATO Türkiye’nin güneyine Patriot füzeleri yerleştirdi. Bunlar Amerikan, Alman ve Hollanda füze bataryalarıydı. Bir anlamda Türkiye’nin savunmasını NATO füzeleri yapıyordu. Ancak Türkiye füzeleri kendi satın almak istediğinde Amerika satmadı. Neden olduğunu bilmiyorum. Bu noktada Rusya onlara teklif götürdü. Ve sistemi satın almak için de onlara borç para vermeyi önerdi. Bunlar tabii çok yüksek teknolojiye sahip silahlar. Sofistike işletim sistemleri, kara kutuları falan var. Ama anladığım kadarı ile Ruslar bu sistemleri ve kara kutuları verme taahhüdünde henüz bulunmadılar. Yani bir anlaşma yapıldı ama ödemenin nasıl olacağı, bu kara kutuların verilip verilmeyeceği konuları hala muallakta.</p>
<p><strong>Türkiye açısından bakıldığında bu cazip bir anlaşma mı sizce?</strong></p>
<p>Öyle. Her ne kadar yapmamış olmalarını arzu etsem de, öyle. Eğer İran’dan, Irak’tan ya da Suriye’den balistik füze tehdidi altındaysa o zaman Türkiye’nin buna ihtiyacı var. Yani neden ülkeni savunmak için Amerikan veya Alman ya da Hollanda füzelerine bağlı kalasın ki! Türkiye her zaman her alanda kendine yeten bir ülke olmak istiyor. Türkiye, NATO’da askerî açıdan kendi kendine yeten belki de ender bir iki ülkeden birisi. Diğer ülkelerin hepsi askerî kaynak ve mühimmata sahip olma konusunda işbirliği yapıyor. Önümüzdeki bir iki yıl içerisinde İngiliz ve Fransızlar ortak bir uçak gemisi yapacaklar. Hollanda bütün tanklarını tasfiye etti ve bir savaş durumunda Alman tanklarına güveniyor. Bütün NATO üyeleri masraflarını azaltacak yollar peşinde. Bunun tek istisnası Amerika, Fransa ve Türkiye.</p>
<p>Türkiye stratejik olarak tam bağımsız ve özerk bir ülke haline gelmek istiyor. Uçakları, gemileri, tankları olsun istiyor. Ve bu da askerî siyaset ve stratejilerine uyuyor aslında. Dolayısıyla Ruslarla yapılan anlaşma Türkler açısından mantıklı. Ancak bu, ABD ve NATO için endişe verici, zira çoğu insan bunu Türklerin Rusya merkezli yapılara kaydığı şeklinde yorumluyor. Ben böyle düşünmüyorum. Türkiye pragmatik olarak kendi planlarına uygun silahları satın alıyor.</p>
<p><strong>Son olarak Türkiye-NATO ilişkisine değinelim isterseniz. Bu gelişmeler ışığında ilişkinin geleceği nasıl olacak?</strong></p>
<p>Bence çok değişen bir şey olmayacak. Ancak şöyle bir problem var: Ruslardan alınan bu silahlar NATO savunma sistemi ile uyumlu değil. Eğer Türkiye bunları alırsa ve NATO da Rusya ile savaşa girerse burada bir sorun çıkacak. NATO’nun savunma hattında bir boşluk doğacak. Bu da ciddi bir sorun tabii. Bu arada, Suudi Arabistan, elinde Amerikan Patriotları olmasına rağmen, S-400 sistemini almak için anlaşma yaptı. Aynı şekilde Hintliler ve Çinliler de. Bunlar ilginç gelişmeler&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
