<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Adalet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/adalet/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 12 Apr 2021 07:02:23 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Adalet &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Boynu Altında Kalanlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/boynu-altinda-kalanlar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/boynu-altinda-kalanlar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 12 Apr 2021 06:58:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17094</guid>

					<description><![CDATA[Ahir zaman belirtileri olarak nitelendirebileceğimiz birtakım gelişmeler her geçen gün güzel insanları deyim yerinde ise canından bezdiriyor diyebiliriz. Bir taraftan Teknoloji Çağının en büyük kanseri olarak nitelendirdiğimiz Dijital Kölelik toplumları kadim değerlerinden uzak tutmak suretiyle esir alırken, diğer taraftan Münafıklar Ordusunun cüretkar saldırıları Toplumsal Yapıyı ve Aile Düzenini yıkmaya en büyük tehdit unsurunu oluşturuyor. Açıkçası öyle garip bir zamandayız ki anlatılması zor ve güç gerçekten. Ne söylesek boş ne söylesek az kalır yani. Tamamı ile Maddenin esiri ve büyüsü altında kalmışız diyebiliriz. Nefse esaret adeta zirve yapmış durumda. Doğru ve Yanlış tercihlerinde karar vermek en ağır yükümüz diyebiliriz. Sırf Doğru konuşup Doğruları savunduğunuz için Linç Edilmenize kafi gelebiliyor. Bu ülkenin yetiştirmiş olduğu değerli bir kalem ve aydın olan Abdurrahman Dilipak bundan birkaç ay evvel Fuhşiyatı yaymaya çalışan sapkın grupları doğru tanımladığı için taşa tutuldu. Bizleri yaralayan asıl konu ise bu linç kampanyasına Ak Partinin 81 İl Kadın Kolları Başkanları hem de mahkemeye vermek suretiyle destek verdiler. Önceleri bu durumun bir rüya ya da film senaryosu olduğuna inanmak istedim. Ancak maalesef öyle değildi. Ağacı her zaman olduğu gibi içindeki kurtlar kemiriyordu. Aslında Dilipak olayı bardağı taşıran son damla idi. Uzun süredir İslam Ulemasından İhsan Şenocak ve Nurettin Yıldız başta olmak üzere &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Ahir zaman belirtileri olarak nitelendirebileceğimiz birtakım gelişmeler her geçen gün güzel insanları deyim yerinde ise canından bezdiriyor diyebiliriz.</p>



<p>Bir taraftan Teknoloji Çağının en büyük kanseri olarak nitelendirdiğimiz Dijital Kölelik toplumları kadim değerlerinden uzak tutmak suretiyle esir alırken, diğer taraftan Münafıklar Ordusunun cüretkar saldırıları Toplumsal Yapıyı ve Aile Düzenini yıkmaya en büyük tehdit unsurunu oluşturuyor.</p>



<p>Açıkçası öyle garip bir zamandayız ki anlatılması zor ve güç gerçekten. Ne söylesek boş ne söylesek az kalır yani. Tamamı ile Maddenin esiri ve büyüsü altında kalmışız diyebiliriz. Nefse esaret adeta zirve yapmış durumda.</p>



<p>Doğru ve Yanlış tercihlerinde karar vermek en ağır yükümüz diyebiliriz. Sırf Doğru konuşup Doğruları savunduğunuz için Linç Edilmenize kafi gelebiliyor.</p>



<p>Bu ülkenin yetiştirmiş olduğu değerli bir kalem ve aydın olan Abdurrahman Dilipak bundan birkaç ay evvel Fuhşiyatı yaymaya çalışan sapkın grupları doğru tanımladığı için taşa tutuldu. Bizleri yaralayan asıl konu ise bu linç kampanyasına Ak Partinin 81 İl Kadın Kolları Başkanları hem de mahkemeye vermek suretiyle destek verdiler.</p>



<p>Önceleri bu durumun bir rüya ya da film senaryosu olduğuna inanmak istedim. Ancak maalesef öyle değildi. Ağacı her zaman olduğu gibi içindeki kurtlar kemiriyordu.</p>



<p>Aslında Dilipak olayı bardağı taşıran son damla idi. Uzun süredir İslam Ulemasından İhsan Şenocak ve Nurettin Yıldız başta olmak üzere birçok değerli aydın söylemlerinden ötürü benzeri saldırılara maruz kalmıştı. Ulemanın susmasından daha kötü ne olabilirdi ki!</p>



<p>Oysa Hak Din İslam bizlere neyi emrediyordu. &#8220;Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır&#8221; gibi ağır bir tanım ile bizlere sorumluluk vermişti. Hakkı ve Hakikati savunanların susması toplumların felakete sürüklenmesine sebep olur. Bu vebali taşıyan samimi Alimler koltuk ve makam gayesini göz etmezler! Tıpkı Boynukalın hocamız gibi.</p>



<p>Kadim Anadolu Coğrafyasında 100 yıl önce kurulan Laik düzen Misyonunu tamamlamıştır. Bugün 100 yıl önce büyük kıyımlara ve yıkımlara sebep olan bir savaştan çıkan yaralı bir milletin aslına rücu etmesi gayet normaldir.</p>



<p>Alfabesinden tutunda giyimine, eğitiminden tutun kültürüne kadar birçok alanda zorla değişime uğratılmış bir millet bugün yeniden Küllerinden Doğma mücadelesi veriyor.</p>



<p>Özellikle Milli Şef ve CHP yönetimine geçtikten sonra Anadolu âdeta Müslüman Coğrafyası olmaktan mahrum kılınmıştır. Bu karanlık dönemde Ezanın Türkçe okutulması hususu her şeyi tüm çıplaklığı ile ortaya koymaktadır.</p>



<p>Aziz Milletimiz bütün kalelerini düşmana savaşta değil savaştan sonra kaybetmiştir. Küfür ehlinin Haçlı Seferleri ve müteakibinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşında bizlere vermediği zararı Laiklik adı altında bu millete reva görmüşlerdir.</p>



<p>Son olarak Ayasofya gibi tarihsel manada değerli bir kutsalımızın ibadete açılması içimizdeki Rum ve Yunan artıklarının huzurunu kaçırmıştır. Son 20 yılda Fetö destekli batı ajanlarının Hrant Dink katliamı gibi provakatif eylemleri bu kadim coğrafyada huzursuzluk ortamı oluşturma maksatlı yapılan ihanet girişimleridir.</p>



<p>Bugün Ayasofya Camii Baş İmamı Prof. Dr. Mehmet Boynukalın Hocamızın istifa etmesine sebep olan, sosyal medyada yapılan çalışmalar aynı minvaldedir. Boynukalın Hocamız son dönem yetişmiş müspet değerlerden birisi olmak ile beraber yüreği İman Dolu Cüretkar bir Müslüman Âlimidir.</p>



<p>Yani aslına bakılacak olursa tamda olması gerektiği gibidir. Boynukalın Hocamız kendisini bu özel göreve lâyık gören makamlar zarar görmesin diye istifa yolunu seçme nezaketinde bulunmuştur.</p>



<p>Bize düşen vazife bu istifaya karşı çıkarak layiki ile yaptığı Ayasofya Camii Baş İmamı görevine geri dönmesidir. Hatta bana kalırsa Diyanet İşleri Başkanı yapılmak suretiyle taltif edilerek Küfür Ehline güzel bir cevap verilebilir. Öyle ya bu ülkede seçim kaybeden siyasetçiler dahi terfi ettiriliyorken bu yerinde bir davranış olacaktır.</p>



<p>Gün safını belirleme ve Sarı Öküz himayesinde olduğu gibi Hakikate sahip çıkma günüdür. Karşı mahalle canlı yayında Savcımızı Şehit eden teröristine sahip çıkacak kadar cüretkar iken siz Hakkı konuşan Aliminize yapılan linç girişimine yardım etme gayretindesiniz.</p>



<p>Son sözüm İslâm Ulemasının her açıklamasına cüretkar cevaplar verip Mahkeme Kapılarına koşan bizim mahallenin Süslüman Kadınlarına, unutmayın sizi gaza getiren bu feminen görünümlü Sapkın Gruplar yarın İktidar olduklarında ilk faturayı size çıkaracaklardır. Çok geç kalmadan Bu Tatlı Uykudan uyanın, her şeyden önce Ailenize ve Değerlerinize sahip çıkın. Yoksa ne mi olur?</p>



<p>Onu da bir zahmet oturup düşünün ve muhasebesini siz yapın! Müslüman aynı yerden iki sefer ısırılmaz. Başka söze gerek var mı? </p>



<p>Selâm ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/boynu-altinda-kalanlar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstanbul Sözleşmesi Yerine Ankara Sözleşmesi mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-yerine-ankara-sozlesmesi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-yerine-ankara-sozlesmesi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 23 Mar 2021 12:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul Sözleşmesi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17005</guid>

					<description><![CDATA[Neden ki? Düzenlemeler niçin sözleşme ile yapılmaktadır? İlgili kanundaki (6284 sayılı kanun) eksikler giderilip yeni bir kanuni düzenleme daha kolay ve doğru değil midir? Sözleşme, ticari bir ilişkiyi andırıyor da. Oysa evlilik birbirinin eksiklerini giderme, tamamlama ve bu yolla huzur elde etme olayıdır. İstanbul sözleşmesinin yerine Ankara Sözleşmesi ikame etmek istiyorlarsa…Hayırlı olur inşallah! Ancak, önerilerim var…! Sözleşmenin amacı, eşlerin ve dünyaya gelen çocuklarının değişmez değerlere göre hak ve hukuka dayalı bir yaşama kavuşmaları değil midir? Demek ki hedef; hiçbirinin hakkının zayi olmadığı bir hayat temin edilecek? O halde bu yeni sözleşmenin hazırlanmasında iptal edilen İstanbul Sözleşmesinin hazırlanmasında yer alanlar ve onu körü körüne savunanlar asla yer almamalıdırlar… Öyle ya da böyle bir şekilde ailevi manada eşiyle sorunlu olanlar da öfkeli hareket ederek taraf olma riski taşıdıklarından onlar da yeni sözleşmenin hazırlığında yer almamalıdırlar. Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedeyiz. Madem ki Ayasofya camii İmamı ve aynı zamanda İslam Hukuku Profesörü olan Mehmet Boynukalın hocanın sözleriyle bu tartışma başlamıştır; o halde ne istediği, neye itiraz ettiği, ve nasıl bir düzenleme beklentisi içinde olduğu sorulmalı hatta bu çalışmalara mümkünse Mehmet Boynukalın hocanın yanı sıra başka akademisyenler de katılmalıdırlar.Alternatif sözleşmenin hazırlığında şimdiye kadar itiraz eden tüm taraflara görüşleri sorulmalı varsa şayet alternatif metinleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Neden ki?</p>



<p>Düzenlemeler niçin sözleşme ile yapılmaktadır? İlgili kanundaki (6284 sayılı kanun) eksikler giderilip yeni bir kanuni düzenleme daha kolay ve doğru değil midir? Sözleşme, ticari bir ilişkiyi andırıyor da. Oysa evlilik birbirinin eksiklerini giderme, tamamlama ve bu yolla huzur elde etme olayıdır.</p>



<p>İstanbul sözleşmesinin yerine Ankara Sözleşmesi ikame etmek istiyorlarsa…Hayırlı olur inşallah!</p>



<p>Ancak, önerilerim var…!</p>



<p>Sözleşmenin amacı, eşlerin ve dünyaya gelen çocuklarının değişmez değerlere göre hak ve hukuka dayalı bir yaşama kavuşmaları değil midir? Demek ki hedef; hiçbirinin hakkının zayi olmadığı bir hayat temin edilecek?</p>



<p>O halde bu yeni sözleşmenin hazırlanmasında iptal edilen İstanbul Sözleşmesinin hazırlanmasında yer alanlar ve onu körü körüne savunanlar asla yer almamalıdırlar…</p>



<p>Öyle ya da böyle bir şekilde ailevi manada eşiyle sorunlu olanlar da öfkeli hareket ederek taraf olma riski taşıdıklarından onlar da yeni sözleşmenin hazırlığında yer almamalıdırlar.</p>



<p>Halkının çoğunluğu Müslüman olan bir ülkedeyiz. Madem ki Ayasofya camii İmamı ve aynı zamanda İslam Hukuku Profesörü olan Mehmet Boynukalın hocanın sözleriyle bu tartışma başlamıştır; o halde ne istediği, neye itiraz ettiği, ve nasıl bir düzenleme beklentisi içinde olduğu sorulmalı hatta bu çalışmalara mümkünse Mehmet Boynukalın hocanın yanı sıra başka akademisyenler de katılmalıdırlar.<br>Alternatif sözleşmenin hazırlığında şimdiye kadar itiraz eden tüm taraflara görüşleri sorulmalı varsa şayet alternatif metinleri alınıp istifade edilmelidir…</p>



<p>Göreceksiniz çoğunun böyle bir hazırlığı yoktur…Bildiği tek şey vardır o da, mevcudun olmayacağıdır? Nasıl olacağına ilişkin de hiç bir fikri yoktur. Çok gördük böylelerini…</p>



<p>Ceza ve ödül dengesi mutlaka gözetilmelidir…</p>



<p>Her şeyden önemlisi eşlerin birbirleriyle anlaşamamalarına çocuklar asla bedel ödememelidirler…Mümkün müdür bu? Yapılan düzenlemelerin tamamı pozitif ayırımcılık yapılarak ne yazık ki eşlerin duyguları üzerinden ve yaşam konforu düşünülerek yapılmaktadır. Neredeyse en ağır faturayı ödeyen çocukların duyguları, yaşadığı travmalar ve bozulan yaşam konforları hiç hesaba katılmamaktadır.</p>



<p>Çözüm adalettir…</p>



<p>Anlayacağınız sorunun çözümü bir hayli zordur ama imkansız değildir…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istanbul-sozlesmesi-yerine-ankara-sozlesmesi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adil Ölçü Önemlidir!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/adil-olcu-onemlidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/adil-olcu-onemlidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ömer ALÇEP]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2021 14:35:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[şiddet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16968</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde Ak Parti milletvekili Özlem Zengin ile Ayasofya Camii İmamı Muhammed Boynukalın hoca arasında meydana gelen tartışmada ne yazık ki her yerde olduğu gibi taraf olmamız bekleniyor… Oysa üçüncü bir yol daha vardır o da orta yol, mutedil duruş…Bu da, ne Muhammed hoca ne de milletvekili Özlem Zengin&#8217;in yanı… İslam Fıkıh hocası olan Muhammed hocadan beklediğimiz İstanbul Sözleşmesinin yerine Kuran ve sünnete dayalı ilkeleri bugünkü toplumun anlayabileceği, faydalı görebileceği, kolaylıkla kabul edebileceği ve hayatına uygulayabileceği nakil-akıl dengesinde yorumlayarak akla yatkın yerli alternatif ilkeler ortaya koymaktır. Bunu başarabilirsek İstanbul Sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkmaz mı? Ortada büyük bir sorun olduğu muhakkaktır. O da kadınlar öldürülüyor, mağdur ediliyor, çocuklarından kopuyor veya koparılıyor, aileler dağılıyor…Buna karşılık olarak da kadını aşırı derecede koruma titizliği de bazen eşine karşı çok büyük bir zulme dönüşüyor çoğu zaman da bu yolla kadın çok daha fazla tehlikeye atılmış oluyor. O halde sorun sadece teorik değildir. Elimizde sorunu bir hamlede halledecek bir sihirli değnek de yoktur. Evlilikle ilgili yaşanan tüm sorunları sadece İstanbul sözleşmesine bağlamak ve sorunu sosyolojik, psikolojik, ekonomik, siyasi ve ahlaki yönleriyle görmemek bizleri yeni çözüm önerilerine götürmez. Nitekim dindar olduğunu sandığımız çok büyük bir kitle yanlış sözlerine rağmen milletvekili Özlem Zengin&#8217;e hak vermiştir…Bu durum sonuçtur sebep &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde Ak Parti milletvekili Özlem Zengin ile Ayasofya Camii İmamı Muhammed Boynukalın hoca arasında meydana gelen tartışmada ne yazık ki her yerde olduğu gibi taraf olmamız bekleniyor…</p>



<p>Oysa üçüncü bir yol daha vardır o da orta yol, mutedil duruş…Bu da, ne Muhammed hoca ne de milletvekili Özlem Zengin&#8217;in yanı…</p>



<p>İslam Fıkıh hocası olan Muhammed hocadan beklediğimiz İstanbul Sözleşmesinin yerine Kuran ve sünnete dayalı ilkeleri bugünkü toplumun anlayabileceği, faydalı görebileceği, kolaylıkla kabul edebileceği ve hayatına uygulayabileceği nakil-akıl dengesinde yorumlayarak akla yatkın yerli alternatif ilkeler ortaya koymaktır. Bunu başarabilirsek İstanbul Sözleşmesi kendiliğinden ortadan kalkmaz mı?</p>



<p>Ortada büyük bir sorun olduğu muhakkaktır. O da kadınlar öldürülüyor, mağdur ediliyor, çocuklarından kopuyor veya koparılıyor, aileler dağılıyor…Buna karşılık olarak da kadını aşırı derecede koruma titizliği de bazen eşine karşı çok büyük bir zulme dönüşüyor çoğu zaman da bu yolla kadın çok daha fazla tehlikeye atılmış oluyor.</p>



<p>O halde sorun sadece teorik değildir. Elimizde sorunu bir hamlede halledecek bir sihirli değnek de yoktur. Evlilikle ilgili yaşanan tüm sorunları sadece İstanbul sözleşmesine bağlamak ve sorunu sosyolojik, psikolojik, ekonomik, siyasi ve ahlaki yönleriyle görmemek bizleri yeni çözüm önerilerine götürmez. Nitekim dindar olduğunu sandığımız çok büyük bir kitle yanlış sözlerine rağmen milletvekili Özlem Zengin&#8217;e hak vermiştir…Bu durum sonuçtur sebep değil. Bu sonuç nasıl meydana gelmiştir sorusunu sorup neyi ihmal ettiğimizi konuşmaz ve de sorumluları belirleyemezsek boş olarak konuşmaya devam ederiz.</p>



<p>Muhammed hocanın yanında olanlar da büyük oranda uygulamada yanlış olarak gördükleri hususları onun üzerinden eleştiri imkanı buluyorlar. Muhalefetlerini dile getirip psikolojik bakımdan rahatlıyorlar. Şikayetlerini onun üzerinden dile getiriyorlar. Olsun öyle de olur, faydası olmasa bile zararı da yoktur! Hoca, sosyal medyada takipçi sayısını artırır ve bu yolla daha da tanınır hale gelir…</p>



<p>Madem ki ilgi alanı olarak Muhammed hoca siyaset ve de toplumsal sorunlarla ilgili olmak istiyor o halde işe en zordan başlamamalıdır. Ölçü ise haram ve helal ölçüleridir…Laiklik uygulaması gibi kanun değişikliği gerektirmeyecek, gereksiz tartışmaya neden olmayacak ve hemen uygulanabilecek olan kolay işlerden işe başlamalıdır. Parti ayırımı yapmaksızın, adam kayırmanın, adaletsiz davranmanın, yolsuzluk yapmanın, zinanın, içki içmenin, rüşvet almanın, kul hakkına riayetin, kamu malını israf etmenin somut örnekleri üzerinden idari ve toplumsal kötülükleri anlatmalıdır…</p>



<p>İlahiyat hocalarını, diyanet camiasını ona sahip çıkmaya zorlamayı da haksızlık görürüm. Geçmişte bu ülkede İhsan Şenocak ve Nureddin Yıldız hoca efendilere yapılanlara İslam Fıkhı hocası olarak Muhammed Boynukalın hocanın tepkisi ne olmuştur? Önce onlara dini tebliğ noktasında kendisine yardımcı olacak şekilde desteği gerekmez mi? Ayasofya camii imam hatipliği gücünü burada istifadeye sunmaz mı?</p>



<p>Ayasofya camii İmamı olmak çok büyük bir güç ve avantajdır. Ya olmayanlar ne yapsınlar? Tahammül edilmesi çok zor yeni bedeller mi ödesinler!</p>



<p>Bu şartlar oluşuncaya kadar mutedil ve tarafısız olmaya devam!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/adil-olcu-onemlidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İstikametin Yansıması Adalet</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/istikametin-yansimasi-adalet/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/istikametin-yansimasi-adalet/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mesut Akdağ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Dec 2020 07:37:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[İstikamet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16458</guid>

					<description><![CDATA[İnsan ve dünya arasında büyük bir uyum, ahenk ve ilişki var. İnsan üzerinde yaşadığı dünya dediğimiz doğada tüm ihtiyaçları kusursuz bir şekilde hazırlanmıştır. İnsanın hayatını en muntazam, mükemmel bir şekilde hayatını devam ettirebilmesi için neye ihtiyacı var ise hiç gecikmeden anında kendisine verilir, sunulur. Öyle sunulur ki ne eksik ne fazla ne kadar ihtiyaç o kadar verilir. Bazen, aynı anda aynı yerde iki kişiden birine az, diğerine çok verilir. Görünürde bir adalet yokmuş, az verilene zulüm yapılıyor gibi görünüyor. Gerçekte ne adaletsizlik ne de zulüm var. &#8220;Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.’’ (Nahl 16/90) Allah bu ayetinde bizlere adaletli davranmamızı buyurmaktadır. Bizden adalet isteyen yüce Yaratıcının hiç adaletsiz olabileceği olduğu düşünülebilinir mi? Bırakın düşünmeyi aklımıza bile getiremeyiz. Adalet sadece herkese aynı oranda tam tamına eşit bir şekilde paylaşımda bulunmak değildir. Asıl adalet, bir denge unsuru gözetilerek herkese, tüm canlı cansız varlıklara, ihtiyaçlarını kullanabilecekleri kadarı verilir. Fazla veya eksik verildiğinde, verilene zarar verir. İki kişinin aynı yeri ve zamanı paylaşmalarına rağmen kendilerine sunulacak nimete karşı ihtiyaçlık oranları, o verilen şeyleri hazmedebilme, kullanabilme kabiliyetleri farklı olabilir. Kabiliyetleri farklı olmalarına rağmen aynı miktarda verilirse görünürde eşit dağıtım &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsan ve dünya arasında büyük bir uyum, ahenk ve ilişki var. İnsan üzerinde yaşadığı dünya dediğimiz doğada tüm ihtiyaçları kusursuz bir şekilde hazırlanmıştır. İnsanın hayatını en muntazam, mükemmel bir şekilde hayatını devam ettirebilmesi için neye ihtiyacı var ise hiç gecikmeden anında kendisine verilir, sunulur.</p>



<p>Öyle sunulur ki ne eksik ne fazla ne kadar ihtiyaç o kadar verilir. Bazen, aynı anda aynı yerde iki kişiden birine az, diğerine çok verilir. Görünürde bir adalet yokmuş, az verilene zulüm yapılıyor gibi görünüyor. Gerçekte ne adaletsizlik ne de zulüm var.</p>



<p>&#8220;Şüphesiz Allah, adaleti, iyilik yapmayı, yakınlara yardım etmeyi emreder; hayâsızlığı, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.’’ (Nahl 16/90) Allah bu ayetinde bizlere adaletli davranmamızı buyurmaktadır. Bizden adalet isteyen yüce Yaratıcının hiç adaletsiz olabileceği olduğu düşünülebilinir mi? Bırakın düşünmeyi aklımıza bile getiremeyiz.</p>



<p>Adalet sadece herkese aynı oranda tam tamına eşit bir şekilde paylaşımda bulunmak değildir. Asıl adalet, bir denge unsuru gözetilerek herkese, tüm canlı cansız varlıklara, ihtiyaçlarını kullanabilecekleri kadarı verilir. Fazla veya eksik verildiğinde, verilene zarar verir. İki kişinin aynı yeri ve zamanı paylaşmalarına rağmen kendilerine sunulacak nimete karşı ihtiyaçlık oranları, o verilen şeyleri hazmedebilme, kullanabilme kabiliyetleri farklı olabilir. Kabiliyetleri farklı olmalarına rağmen aynı miktarda verilirse görünürde eşit dağıtım yapılmış ve adaletli davranılmış gibi görünür. Görünürde adaletli bir paylaşım olmasına rağmen aslında zulüm yapılmış olunur. Zenginliği müsrif, elendiklerin değerini bilmeyip har vurup harman savuran birine zenginlik verilirse zenginliği elinde tutacak kabiliyeti olmadığı için o zenginliği kötü kullanacak ve bir gün o malı mülkü batırıp eski halinden daha fakirliğe düşecek. İşte böylece o kimseye adaletsizlik yapılmış olunur.</p>



<p>Adalet, her şeyi dengede tutmak demektir. Zengin-fakir, amir-memur, hayvanlar arasında av-avcı bir arada hiçbir şekilde kargaşa ve düzensizlik olmadan tam bir uyum içinde hayat sürüp gidiyor. Çünkü hepsi birbirilerine muhtaçtırlar. Cenab-ı Allah &#8220;Göğü Allah yükseltti ve mîzanı (dengeyi) O koydu. Sakın dengeyi bozmayın. Ölçüyü adaletle tutun ve eksik tartmayın.&#8221; (Rahman 55/7-9) ayetlerinde dünyayı en küçüğünden büyüğüne kadar her şeyi ile bir dengede yarattığını buyurmaktadır. Şimdi de Allah’ın yarattığı varlıklardan insana bir bakalım.</p>



<p>En büyük hasletlerle, akılla, kabiliyetlerle ve daha nice üstün özelliklerle yaratılmış insan. Yeryüzünün halifesi, tüm alemin efendisi olan insan. Allah’ın kendisine tek muhatap edindiği varlık olan insan.</p>



<p>Böyle üstün vasıflarla yaratılmış olan biz insanlar, iyi-kötü, hayır-şer, günah-sevap dengesinde tasarlanmış. Bir tarafı hakka, bir tarafı batıla, bir tarafı hidayete bir tarafı dalalete bakar ve her an iki tarafa meyledecek kabiliyete sahiptir.</p>



<p>İnsanın yaratılış fıtratı olan bu çift yönlülüğünü aşırılığa gitmeden bir dengede tutmasına istikamet deriz. İstikamet, Ahlâk ve tasavvuf kitaplarında istikamet insanın bütün yükümlülüklerine riayet etmesi, yeme, içme, giyinme ve her türlü dinî-dünyevî konuda itidal çizgisini takip etmesi, görevlerini yaparak günahlardan uzak durması, dinin ve aklın irşadına göre ubûdiyet yolunda ilerlemesi gibi değişik şekillerde açıklanmıştır.</p>



<p>Dünya denge üzerine yaratılmıştır. Bu denge ile &#8220;O ki, birbiri ile âhenktar yedi göğü yaratmıştır. Rahmân olan Allah&#8217;ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, bir bozukluk görebiliyor musun?&#8221; (Mülk 67/3) ayetinde görüleceği üzere evrende tam bir uyum ve kusursuzluk hâkim. Bu kusursuzluk mükemmel bir nizamı kurallar silsilesini oluşturuyor. Bu da adaleti meydana getiriyor. Adalet, ana merkezde tam bir santral görevini üstlenmiş, tüm varlıkların ihtiyaçlarını yerli yerinde karşılıyor ve olayların düzenini tam bir nizami bir şekilde uyguluyor. Adaletin düzgün, hiç şaşmadan devam etmesine de istikamet denir. Adaleti bozmamak için istikamet dairesinde her şeyi yaratılış fıtratında kullanacağız.</p>



<p>Bizim yaratılış fıtratımıza gelince, Allah’a kulluk etmektir. Kul olmak, kulluğu yaşamak Allah’a iman etmek ve o imanın gerekliliklerini yerine getirmektir. İmanımızın gereklilikleri de arife tarif gerekmez, çok iyi biliyoruz fazla söze ne hacet.</p>



<p>Adalet ve istikamet üzere olmak dileğiyle hayırlı günler.</p>



<pre class="wp-block-code"><code>                                                                                                                                           </code></pre>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/istikametin-yansimasi-adalet/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Allah’ın Hakkını Korumak, Yaratılanların Hakkını Korumakla Mümkün Olacaktır; O da İlahi/Adil Sistemi Ayakta Tutmakla Ancak Sağlanır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/allahin-hakkini-korumak-yaratilanlarin-hakkini-korumakla-mumkun-olacaktir-o-da-ilahi-adil-sistemi-ayakta-tutmakla-ancak-saglanir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/allahin-hakkini-korumak-yaratilanlarin-hakkini-korumakla-mumkun-olacaktir-o-da-ilahi-adil-sistemi-ayakta-tutmakla-ancak-saglanir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 07:25:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[hak]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16456</guid>

					<description><![CDATA[“Ey İnsanlar! Biz size hakikati bildirdik; ancak çoğunuz hakikatten hoşlanmadınız. Yoksa hakikatin ne olması gerektiğine siz mi karar veriyorsunuz? Hayır, ona karar veren biziz.” (Zuhruf 78) Tarih boyunca yüzde yüz ittifakla kabul edilir ki insan sorumlu/vazifeli bir varlıktır. Niçin? Çünkü yaratan Allah, insanı bir takım kabiliyet ve yeteneklerle donatarak evreni ona teslim etmiştir. Peki, insan kime karşı sorumludur? İnsan, kainatı ayakta tutan “HAK”ka karşı sorumludur. Hak kimdir, nedir? Hak; var olan gerçeklik, varlığı kesin olan doğrular demektir. Allah haktır; çünkü uluhiyet ve rububiyet vasıflarına sahip olan tek varlıktır. Evet Allah, inkarı mümkün olmayan gerçek varlıktır; Kur’an kitabında kendisinin “hak” olduğunu açıkça belirtmiştir. (başkaları Tanrı da diyebilir) “Allah mutlak hakikattir. Onun dışında yalvarıp yakardıklarınız ise, aslı astarı olmayan düzmece varlıklardır. Allah, eşi ve benzeri olmayan tek yüce ve büyük varlıktır.” (Hac 62) Allah’ın kendisi hak/gerçek olduğu gibi, O’nun kainata yerleştirdiği sistem/düzen (sünnetullah) de haktır, gerçektir. Yine O’nun kitabı ve O’ndan gelen bütün söz ve eylemler de gerçeğe mutabık ve hak olarak Kur’an’da yerini almıştır. Kur’an’da yaklaşık 250’ye yakın ayetlerde “hak” kelimesi geçmekte ve daha çok batılın zıddı, gerçeğe uygun söz ve haber, doğru bilgi ve doğru yol, doğru hüküm ve doğru inanç ve adalet anlamında kullanılmaktadır. Hak kavramı üç kategoride ele &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Ey İnsanlar! Biz size hakikati bildirdik; ancak çoğunuz hakikatten hoşlanmadınız. Yoksa hakikatin ne olması gerektiğine siz mi karar veriyorsunuz? Hayır, ona karar veren biziz.” (Zuhruf 78)</p>



<p>Tarih boyunca yüzde yüz ittifakla kabul edilir ki insan sorumlu/vazifeli bir varlıktır. Niçin? Çünkü yaratan Allah, insanı bir takım kabiliyet ve yeteneklerle donatarak evreni ona teslim etmiştir.</p>



<p>Peki, insan kime karşı sorumludur?</p>



<p>İnsan, kainatı ayakta tutan “HAK”ka karşı sorumludur.</p>



<p>Hak kimdir, nedir? Hak; var olan gerçeklik, varlığı kesin olan doğrular demektir. Allah haktır; çünkü uluhiyet ve rububiyet vasıflarına sahip olan tek varlıktır. Evet Allah, inkarı mümkün olmayan gerçek varlıktır; Kur’an kitabında kendisinin “hak” olduğunu açıkça belirtmiştir. (başkaları Tanrı da diyebilir)</p>



<p>“Allah mutlak hakikattir. Onun dışında yalvarıp yakardıklarınız ise, aslı astarı olmayan düzmece varlıklardır. Allah, eşi ve benzeri olmayan tek yüce ve büyük varlıktır.” (Hac 62)</p>



<p>Allah’ın kendisi hak/gerçek olduğu gibi, O’nun kainata yerleştirdiği sistem/düzen (sünnetullah) de haktır, gerçektir. Yine O’nun kitabı ve O’ndan gelen bütün söz ve eylemler de gerçeğe mutabık ve hak olarak Kur’an’da yerini almıştır.</p>



<p>Kur’an’da yaklaşık 250’ye yakın ayetlerde “hak” kelimesi geçmekte ve daha çok batılın zıddı, gerçeğe uygun söz ve haber, doğru bilgi ve doğru yol, doğru hüküm ve doğru inanç ve adalet anlamında kullanılmaktadır.</p>



<p>Hak kavramı üç kategoride ele alınır:</p>



<p>Birincisi, “varolma” anlamındaki hak; Allah vardır ve hakikattir. Yarattığı her varlık doğuştan varolmakla özgürce yaşama hakkına sahiptir.</p>



<p>İkincisi, “emek vererek kazanma” anlamındaki hak; her insanın çalışarak kazandığı, kendi hakkıdır.</p>



<p>Üçüncüsü de başkalarının üzerimizdeki hakkı; Ana-baba başta olmak üzere, yoksullar dahil diğer insanların ve diğer yaratıkların hakkıdır.</p>



<p>Hak kavramının çoğulu olan hukuk ise, iki anlamda kullanılmaktadır: Birincisi, “dinin ortaya koyduğu haklar (şeriat)” olarak kullanılırken, diğeri de din şartı olmaksızın, “toplum hayatını düzene koyan beşeri kurallar bütünü” olarak tanımlanmaktadır.</p>



<p>Allah’ın “hak” vasfına sahip olması, hem kainatın tek sahibi olması ve hem de uluhiyet ve rububiyette ortağının olmaması demektir. Yani, kainatta mutlak güç ve tasarruf sahibi, her şeye egemen olan, tek otorite, bütün mahlukatı yedirip içiren, terbiye edip yetiştiren, öldüren, tekrar dirilten ve hesaba çeken gerçek “hak” sadece O’dur.</p>



<p>Allah’ı gereği gibi –Kur’an’da vasfedildiği şekilde- tanımamak ve hakkını teslim etmemek şirktir ve dolayısıyla en büyük zulümdür (Lokman 13) ve dolayısıyla bağışlanmayan günahlardan sayılmıştır. (Nisa 48, 116)</p>



<p>Allah’a ortak edilen varlıklar ister insanlar, ister melekler, ister cinler, ister resuller ve isterse diğer varlıklar olsun fark etmez; şirk koşan kimse -hangi niyetle olursa olsun- Allah’ın hukukunu çiğnediği (sistemini deldiği) haddini aşıp nankörlük ettiği için müşriktir, hakikate aykırı davrandığı için kafirdir.</p>



<p>Esasen “Allah hakkı”, bir mahluka/şahsa ait olan hak gibi düşünülmemelidir. O’nun kimseye ihtiyacı yoktur. Hiç kimse O’nun ontolojik varlığına asla dokunamaz, zarar veremez. Dolayısıyla Allah’ın hakkı demek, tüm mahlukatın özgürce yaşamaları için öngördüğü haklar demektir. Dolayısıyla yaratılmışlardan birinin hakkının çiğnenmiş olması, aynı zamanda Allah’ın hakkının çiğnenmiş olacağını bilmemiz lazım.</p>



<p>Salih Nebi’nin devesinin, Süleyman Nebi’nin karıncasının, haksız yere kesilen ağaçların, sahip çıkılmayan ve hakkı ödenmeyen tüm mazlum insanların hakkı Allah’ın hakkıdır. Yani “kamu malı” ve “kul hakkı” dediğimiz bütün haklar, Allah hakkıdır ve Allah bu hakların korunup korunmadığını mutlaka soracaktır.</p>



<p>Allah, yarattığı varlıklar için kainatta “sünnetullah” denilen adil bir sistem yerleştirmiştir. Bu adil sistemle her varlık, kendisine tanıtılan hakla özgürce yaşayarak hayatını sürdürür. Hak ve adalet üzere inşa edilen bu ilahi sistemin ayakta kalmasının sorumluluğunu insana yüklemiştir. Dolayısıyla her insan, sorumlu olduğu alanlarda Allah’ın adil düzenini korumakla yükümlüdür.</p>



<p>İlahi adil düzeni korumak demek, Allah’ın ve dolayısıyla tüm varlıkların hakkını savunmak ve sahip çıkmak demektir. Varlıklardan birinin zulme uğraması demek, ilahi adil sistemin yara alması demektir. Onun içindir ki Allah, “hakkı ayakta tutun/çiğnetmeyin” ikazında bulunarak sistemin/düzenin korunmasını istemiştir.</p>



<p>Kainatı büyük bir gemiye benzetelim. Okyanusta seyir halinde olan geminin bir şekilde yara alıp su çekmeye başlaması ve gereken müdahalenin yapılmaması, zamanla tümden batması demektir. İşte ilahi sistem de böyledir. Hak üzere inşa edilmiş bu sistemin hak ve adalet kodlarını delmeye başlarsanız, hakkı ayakta tutmaya çalışmazsanız, adalet yerine zulüm hakim olur ve hesabı da çok ağır olacaktır.</p>



<p>Özetle belirtmek isterim ki “Allah hakkını korumak” demek, Allah’ın kainata yerleştirdiği adil sistemini korumak demektir. Bu adil sistemin korunması da tüm mahlukatın haklarını korumakla, salihat ve hasenat işlemekle ancak mümkün olacaktır.</p>



<p>Unutmayalım! Yaratılanların haklarını koruduğumuz ölçüde Allah’ın hakkını korumuş olacağız; zira yaratılanların hakkı, Allah’ın hakkıdır. Onun için salatımız, duamız, orucumuz, haccımız dahil olmak üzere tüm ibadetlerimiz adil sistemi/düzeni –dolayısıyla hakkı- ayakta tutuğu ölçüde değerlidir; değilse, spor, perhiz, seyahatten başka bir işe yaramaz.</p>



<p>“Allah için” denilse de esasen her bir ibadet, diğer varlıklara karşı duyarlı olmak içindir; zira hiç bir ibadetin/ritüelin, fiilen/hakikatte Allah’a bir faydası yoktur. Faydası, diğer varlıkları düşünüp yardım etmemize, ilahi/adil sistemi ayakta tutmamıza ve dolayısıyla kendi şahsiyetimize/ahlakımıza olacaktır.</p>



<p>Onun için tüm hayatımızın gayesi, ilahi/adil sistemi ayakta tutarak Allah’ın hakkını ödemek olmalıdır. Allah’ın insanlardan istediği hak/kulluk budur. Aksi takdirde “ibadetli” görünsek bile, zalim olmaktan kurtulamayız.</p>



<p>“Ahirette hesap vermeyi düşünmeyen, yetim ve yoksulun hakkını vermeyen, küçücük bir yardımı bile esirgeyen, ibadetlerini ciddiye almayıp dindarlık gösterisi yapanlara yazıklar olsun” (Maun suresi)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/allahin-hakkini-korumak-yaratilanlarin-hakkini-korumakla-mumkun-olacaktir-o-da-ilahi-adil-sistemi-ayakta-tutmakla-ancak-saglanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölçü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/olcu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/olcu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cağfer Karadaş]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 03 Nov 2020 08:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16112</guid>

					<description><![CDATA[Efendim! Ölçü her daim hayatımızda. Ama her nedense ya mağdur olunca ya zarar görünce ya bir şeyler eksilince ya da işler ters gidince gündemimize giriyor. Bu da ölçü bilincimizle alakalı olsa gerek. Yoksa ölçüyü herkes bilir hatta ölçülü olmanın gerektiğini de. Ama bilinç hususunda bir ölçü eksikliğimiz kesin. Kesin de, bu eksiklik nasıl giderilir? Bildiğim tek yol, hatırlatmak. Hatırlatmak, hatırlamayı; hatırlamak da bilinci getirir belki. Bir nesnenin enini, boyunu ve derinliğini gösterir. Bu madde ve mesafe ölçüsü. İnsanın nerede durup nerede hareket edeceğini gösterir. Bu, akıl ölçüsü. Kime ibadet edilip kime etmeyeceğini gösterir. Bu, iman ölçüsü. Nimet verene nasıl, ne kadar ve ne şekilde teşekkür edeceğini gösterir. Bu, İslam’ın ölçüsü. İçtenliği, derecesini ve niteliğini gösterir. Bu, ihsan ölçüsü. Yönü ve yönelişi gösterir. Bu, kıble ölçüsü. Gerçeği ve doğruyu gösterir. Bu, hak ölçüsü. Sakınman ve kaçınman gerekenleri gösterir. Bu, takva ölçüsü. Bazen tarttığını tartar bazen seni tartar. Bu terazi ölçüsü. Burada yaptığını orada ölçer. Bu da mizan ölçüsü… Uzayıp gider böyle. Ama bir de kaçtı mı ucu, yakalamak çok zor. Hele ucunu ucuna getirmek, &#160;hepten zor. Ama ölçüden kaçılmaz. Eninde sonunda seni bulur. Kaçsan da, dursan da, eğilsen de, dikilsen de, en sert kayanın içine girsen de, küçülüp zerreye dönüşsen de, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Efendim! Ölçü her daim hayatımızda. Ama her nedense ya mağdur olunca ya zarar görünce ya bir şeyler eksilince ya da işler ters gidince gündemimize giriyor. Bu da ölçü bilincimizle alakalı olsa gerek. Yoksa ölçüyü herkes bilir hatta ölçülü olmanın gerektiğini de. Ama bilinç hususunda bir ölçü eksikliğimiz kesin. Kesin de, bu eksiklik nasıl giderilir? Bildiğim tek yol, hatırlatmak. Hatırlatmak, hatırlamayı; hatırlamak da bilinci getirir belki.</p>



<p>Bir nesnenin enini, boyunu ve derinliğini gösterir. Bu madde ve mesafe ölçüsü. İnsanın nerede durup nerede hareket edeceğini gösterir. Bu, akıl ölçüsü. Kime ibadet edilip kime etmeyeceğini gösterir. Bu, iman ölçüsü. Nimet verene nasıl, ne kadar ve ne şekilde teşekkür edeceğini gösterir. Bu, İslam’ın ölçüsü. İçtenliği, derecesini ve niteliğini gösterir. Bu, ihsan ölçüsü. Yönü ve yönelişi gösterir. Bu, kıble ölçüsü. Gerçeği ve doğruyu gösterir. Bu, hak ölçüsü. Sakınman ve kaçınman gerekenleri gösterir. Bu, takva ölçüsü. Bazen tarttığını tartar bazen seni tartar. Bu terazi ölçüsü. Burada yaptığını orada ölçer. Bu da mizan ölçüsü…</p>



<p>Uzayıp gider böyle. Ama bir de kaçtı mı ucu, yakalamak çok zor. Hele ucunu ucuna getirmek, &nbsp;hepten zor. Ama ölçüden kaçılmaz. Eninde sonunda seni bulur. Kaçsan da, dursan da, eğilsen de, dikilsen de, en sert kayanın içine girsen de, küçülüp zerreye dönüşsen de, büyüyüp küre olsan da… Ölçü Sahibi seni bulur. En iyisi gecikmeden, geç kalmadan, kaçırmadan, kaçmadan ölçüye uymak, ölçüyü yakalamak ve ölçülü olmak gerek. Atın önüne geçip durdurmakla, kuyruğundan tutup durdurmak bir olmaz. Hele bir de elinden kaçırdıysan, eyvan eyvah! Koştur ki, yakalayasın, ara ki bulasın, sor ki öğrenesin! Ama gene de ehli bilir, bir yol ve yöntem gösterir. Çünkü onlar ölçüyü bilir.</p>



<p>Bilirler ki, her şeye her ölçü uymaz. Her yere her terazi konulmaz. Her nesne her ölçüye vurulmaz. Metreyle ölçülenle tartıyla ölçülen bir olmaz. Her şey metreye gelmez, teraziye konulmaz. Kuyumcunun terazisi, kömürcünün terazisine kıyas edilmez…</p>



<p>Akıllı ile ahmak farkı, tam da burada ortaya çıkar. Akıllı ölçüyü bilen, ahmak ölçüsüz giden. Ahmak, bal kavanozunu ağzına diker kendine zehir eder; akıllı, ölçüsünce yer, kendine şifa eder. Akıllı, işaretlere uyar yolunu bulur; ahmak, burnunun dikine gider yoldan savrulur. Akıllı, başkasından ders alır; ahmak, başkasına ders olur. Akıllı, yolda yürür; ahmak, dağ taş sürünür. Akıllı ölçüye vurur, ahmak ölçüyü vurur…</p>



<p>Din de böyledir dostlar! Onun da ölçüsü var. Her şeye ölçü koyan ona da bir ölçü koymuş.</p>



<p>Dinin ölçüsü, Kitap. Uygulama yetkilisi, Hz. Peygamber. Uygulama alanı, hayat. Hayatın ölçüsü, Sünnet. Sünnetin tezahür alanı, toplum. Toplumun ölçüsü icma. İcmaın ölçüsü ittifak. Hepsinin toplamı şeriat. Şeriatın benliğe yansıması ve içtenliğe dönüşmesi, ihsan. İhsanın ölçüsü, nebevî hayat.</p>



<p>Bu ölçülerin ilim kalıbına dökülmüş hali; Kelam, Fıkıh, Tasavvuf.</p>



<p>Kelamın ölçüsü, fıtrat ayarını kaybetmemiş akıl. Aklın ölçüsü, Hz. Peygamber’in getirdiği ve bugüne tevatürle ulaşmış haber. Yani Kur’an ve mütevatir sünnet.</p>



<p>Fıkhın ölçüsü; kitap, sünnet, icma ve kıyas.</p>



<p>Kitap, iki kapat arasına girmiş Kur’an. Sünnet, Kutlu Nebi’nin sahabesiyle yaşadığı İslam. İcma, en kuvvetlisi Ashabın ittifakı. Kıyas, niteliği bilinmeyeni ölçüye vurarak bilinir hale getirme.</p>



<p>Tasavvufun ölçüsü, zâhir şeriat. Zâhir şeriatın ölçüsünü öğreten iki ilim usulü’d-dîn/kelam ve fıkıh. Bir yol ehli ne güzel demiş: “<em>Pergelin</em> <em>sabit ayağı şeriatta olacak, diğeriyle istersen bütün âlemleri dolaş”</em>. Öyleyse tasavvuf, ölçüye uygun İslam’ı yaşamak, onu hayat tarzı kılmak, hatta hayatın kendisi. Tabi ki bu, herkeste farklı tezahür eder. Çünkü kişisel tecrübe. Kişiden kişiye değişir. Anlatılmaz, yaşanır. Söze değil, duruşa ve harekete bakılır… &nbsp;Ama ölçü kaçtı mı, sapmalar ve sapkınlıklar başlar, yol haramilere, meydan haramzadelere kalır, olmadık rezillikler ortaya saçılır. Bundandır ki, bir başka yol ehli, “<em>bu yolun haramileri çoktur</em>” diye uyarmış.</p>



<p>Herkes ölçüye uyacak ama herkese aynı ölçü uygulanmayacak. Tektipçilik yoktur bizim ölçü dünyamızda. Neden mi? Çünkü herkesin şartları, imkânları ve ihtimalleri farklı. İşte ölçü, tam da bu farklılıklar için. Ayar tutturmak ve ayakta kalmak için. Daha da önemlisi ayağın yorganın dışına taşmaması için. Bu yüzden her hal ve hareket sabit ölçüye ayarlanmalı. Sabit ölçüyü tutturduktan sonra dairenin darını ve genişini çizmek kişinin şartlarına, imkanlarına ve ihtimallerine kalmış. Eh, Allah vermiş bir akıl bir de irade. Ölçüyü tutturacak şekilde kullan diye.</p>



<p>Kiminde infak, kiminde sabır; kimi yerde merhamet, adalet ve tevazu; kimi yerde zarafet, muhabbet ve teslimiyet… &nbsp;&nbsp;</p>



<p>Hak yolunda infak, Hak’tan gelene sabır; haklıya ve hak yanında durana merhamet, hak yerini bulsun diye adalet; hak karşısında tevazu, hakkı söylemede zarafet; Hak için muhabbet ve Hak’ka teslimiyet…</p>



<p>Hâsılı dünya meydanında ölçüye uyan kurtulur, uymayan savrulur. Sonuçta herkes bir ölçüye vurulur; ya hakkını alır ya hak ettiğini bulur. </p>



<p class="has-text-align-right">16 Rebiulevvel 1442 / 2 Kasım 2020</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/olcu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Devletin Bekası Ancak Adaletle Sağlanır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/devletin-bekasi-ancak-adaletle-saglanir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/devletin-bekasi-ancak-adaletle-saglanir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Beşir İSLAMOĞLU]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 20 Sep 2020 09:44:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Devlet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15797</guid>

					<description><![CDATA[Adalet, hakkı gözetip koruyarak kimseye zarar vermemektir.Adalet, haklı ile haksızı birbirinden ayırarak herkese hakkını vermektir.Adalet her insan için hayattır, yaşam sigortasıdır.Adalet, insan onurunun ve mülkün temelidir.Adalet, kişilerin haklarını ve şerefini koruyan en yüksek erdemdir.Adaletin hüküm sürdüğü toplumlarda insanlar kendilerini güvende hissederler, güven ve huzur içinde yaşarlar. Adaletin olmadığı toplumlarda ise insanlar mutsuz ve huzursuzdurlar. Adalet ölçüsü kişilere göre değişse de aslolan, ilahi adalettir. Yani Allah’ın istediği adalettir. Allah’ın belirlediği hükümlere, haklara ve paylaşımlara uymaktır; onu da din belirler.Din, insanlık için en temel gereksinimdir. O da ancak tevhit ve adalet ile ayakta kalır. Tevhit korunmazsa inanç yok olur; adalet korunmazsa hayat/yaşam felç olur. Biri zedelenirse, diğeri işlevsiz kalır. Bu iki temel kural işlevsiz kalırsa, diğer ibadetlerin bir anlamı olmaz; onlar sadece gösterişten ibaret kalır.Bilindiği gibi, Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. İbadetlerin asıl maksadı, insanlar arası ilişkileri olumlu yönde düzenlemektir. Aksi halde boş çabadır. Adaleti birinci derecede sağlayacak olan devlettir; çünkü devlet, her türlü imkanlara ve güce sahiptir. Devlet, adeta Tanrının yeryüzündeki eli koludur. Allah’ın istediği adaleti ancak devlet sağlayabilir. Vatandaş devletini kurarak ve vergisini vererek kendisini her konuda devletin güvencesine bırakır. Devlet adaleti sağlamak zorundadır. Kısasın intikama dönüşmemesi için, devletin suçluyu bulup cezalandırması zorunludur. Devlet adaleti sağlamazsa, kişiler haklarını kendileri almaya kalkışırlar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Adalet, hakkı gözetip koruyarak kimseye zarar vermemektir.<br>Adalet, haklı ile haksızı birbirinden ayırarak herkese hakkını vermektir.<br>Adalet her insan için hayattır, yaşam sigortasıdır.<br>Adalet, insan onurunun ve mülkün temelidir.<br>Adalet, kişilerin haklarını ve şerefini koruyan en yüksek erdemdir.<br>Adaletin hüküm sürdüğü toplumlarda insanlar kendilerini güvende hissederler, güven ve huzur içinde yaşarlar. Adaletin olmadığı toplumlarda ise insanlar mutsuz ve huzursuzdurlar.</p>



<p>Adalet ölçüsü kişilere göre değişse de aslolan, ilahi adalettir. Yani Allah’ın istediği adalettir. Allah’ın belirlediği hükümlere, haklara ve paylaşımlara uymaktır; onu da din belirler.<br>Din, insanlık için en temel gereksinimdir. O da ancak tevhit ve adalet ile ayakta kalır. Tevhit korunmazsa inanç yok olur; adalet korunmazsa hayat/yaşam felç olur. Biri zedelenirse, diğeri işlevsiz kalır. Bu iki temel kural işlevsiz kalırsa, diğer ibadetlerin bir anlamı olmaz; onlar sadece gösterişten ibaret kalır.<br>Bilindiği gibi, Allah’ın ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. İbadetlerin asıl maksadı, insanlar arası ilişkileri olumlu yönde düzenlemektir. Aksi halde boş çabadır.</p>



<p>Adaleti birinci derecede sağlayacak olan devlettir; çünkü devlet, her türlü imkanlara ve güce sahiptir. Devlet, adeta Tanrının yeryüzündeki eli koludur. Allah’ın istediği adaleti ancak devlet sağlayabilir. Vatandaş devletini kurarak ve vergisini vererek kendisini her konuda devletin güvencesine bırakır.</p>



<p>Devlet adaleti sağlamak zorundadır. Kısasın intikama dönüşmemesi için, devletin suçluyu bulup cezalandırması zorunludur. Devlet adaleti sağlamazsa, kişiler haklarını kendileri almaya kalkışırlar ki o zaman ülkede eşkıyalık, çetecilik, aşiretçilik, kabilecilik, kavmiyetçilik hüküm sürer ve büsbütün anarşi hakim olur. Onun için bir anlamda devletin dini, imanı ve varoluşu ADALET’tir. Devlet, yasalarıyla, kararnameleriyle, yönetmelikleriyle ve daha önemlisi uygulamalarıyla mutlak surette adaleti sağlamak zorundadır.</p>



<p>Adaletle hükmetmek, emanetleri yerine getirmekle mümkün olur. Özellikle ehliyet ve liyakat bu konuda devreye girer. Her insan kendine nelerin emanet ettiğini bihakkın bilmeli ve gereğini yerine getirmelidir. Emaneti yerine getirmemekle işlediğiniz her günah, Allah’ın emanetine sadakatsizliktir; zira “Allah, size emanetleri ehline vermeyi ve insanlar arasında hüküm verirken adaletle hükmetmenizi emretmektedir…” (Nisa 58)</p>



<p>Adalet denilince elbette sosyal, siyasal, ekonomik, eğitim gibi pek çok alan akla gelmektedir; ancak adaleti ayakta tutan iki önemli alan (ayak) vardır: Bunlardan biri yargı (suç-ceza), diğeri de aş-iştir.<br>Bir ülkede sağlıklı bir yargılama yapılıyorsa, adil bir ceza uygulanıyorsa, vatandaşlar aş-iş konusunda bir haksızlığa uğramıyorlarsa, o ülke nisbeten adil bir sisteme sahip demektir.</p>



<p>Yargı adil olursa insanlar güven içerisinde yaşarlar. Onun için devlet, önce adil yasalar çıkartmalı, ardından adil yargıçlar yetiştirmelidir. Suç işleyen kim olursa olsun, suçun ağırlığına göre adil ve caydırıcı cezalar verilerek suçlar sonlandırılmalı veya en aza indirilmelidir.</p>



<p>İlahi adalet, suçlara yönelik adil bir karşılık istemektedir: “Ey inananlar! Cinayetlerde size kısas –adil bir karşılık- farz kılındı. Hüre karşılık hür, köleye karşılık köle, kadına karşılık kadın…” (Bakara 178)<br>Bir başka ilahi hüküm “kısasta sizin için hayat vardır” demektedir. Bu temel ilke, cezalarda denkliğin, adil bir karşılığın olmasını gerektirir.</p>



<p>Adaletin tecelli etmesi için, suçlara karşı mutlaka “kısas”, yani adil yargılama olmalıdır. Onun için suç işleyen kim olursa olsun, hangi suçu işlerse işlesin, mutlaka cezalandırılmalıdır. Onun yerine başkasını –kardeşini, anasını, babasını, oğlunu vs.- cezalandıramazsınız.</p>



<p>Daha önemlisi, devlet asla haksızlığa uğramış birinin yerine kendini koyarak suçluyu af edemez. Böyle bir yetkisi yoktur. Af yetkisini Allah, tamamen haksızlığa uğramış olana vermektedir. Dolayısıyla devlet bu konuda kendisini yetkili görüp suçluyu af ederse, bu büyük bir haksızlık ve zulüm olur.</p>



<p>Devlet, ancak kendisine karşı işlenen suçları af edebilir ki böyle bir suç var mıdır, o da tartışılmalıdır; zira kasten ve haksız yere bir insanı öldürmek, bütün insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. “Terör” diye nitelendirilen suçlar, her ne kadar devlete karşı işlenmiş deniliyorsa da esasen bütün insanlığa karşı işlenmiş demektir.</p>



<p>Kabul etmek gerekir ki Türkiye’de yargılama konusunda hem yasal, hem de uygulama olarak çok eksiklikler vardır. Dolayısıyla vatandaşlar güven içerisinde değillerdir. Her gün haberlerde öldürme, yaralama, taciz, hırsızlık, gasp, çetecilik, tefecilik gibi onlarca suçun işlendiğini duymaktayız; ama “kısas/adil bir karşılığın genellikle verilmediğini görmekteyiz.<br>Mesela, adam cinayet işliyor; adil bir yargılamaya göre kısas uygulanması, yani onun da öldürülmesi gerekiyor; ama birkaç yıl yattıktan sonra serbest bırakılıyor ve tekrar başka bir cinayet işliyor.</p>



<p>Yahut yaralama, dövme, taciz, hırsızlık, gasp zina, gibi insanların huzurunu alt üst eden fiiller işleniyor; ama verilen cezalar hiç caydırıcı değildir; ya karakolda serbest bırakılıyor, ya da kısa süreli bir ceza ile geçiştiriliyor. Onun için de suçlar azalmıyor, artıyor. Halbuki yaralama, dövme, hırsızlık, gasp gibi suç işleyenlere ağır cezalar verilmiş olsaydı, -mesela, birinin çantasını gasp eden kişiye on yıl ceza verilmiş olsaydı- suçlar sıfırlanmamış olsa bile çok aza inmiş olacak ve toplum başı dik, huzur ve güven içerisinde yaşamış olacaktı. Hiç kimse bir başkasına zarar vermeye yeltenmezdi. İşte, devletten beklenen budur.</p>



<p>Yukarıda adaletin iki önemli ayağı var demiştik. Yargılamadan sonra ikinci ayağı da “sosyal adaleti gözetmek”tir.<br>Sosyal adaleti gözetmek demek, toplumun bütün bireylerine her alanda adil davranmak demektir.<br>Devlet vatandaştan alırken ve verirken hakkaniyeti gözetmelidir. Denkleştirirken ve paylaştırırken titiz davranmalıdır. Özellikle istihdam (aş, iş) alanında hakkı gözeterek adaleti sağlamalıdır. Çalışanların görevlerine/sorumluluklarına göre maaş, ikramiye ve tazminat vermelidir. “Eşit işe, eşit ücret” ödemelidir. Aynı işi yapanlardan birine asgari ücret, diğerine iki kat para vermemelidir. Tutarlı olması gerekir.</p>



<p>Mesela, fakültenin birinde bir hoca, haftada 8 saat x dersini vererek aylık 15 bin tl alırken, aynı işi M. Eğitimde 20 saat vererek 5 bin lira almaktadır; bu adalet değil, zulümdür.</p>



<p>Yahut Milli Eğitimde bir öğretmen haftada 5-6 saat, diğeri 25 saat ders verip aynı maaşı alıyorsa, bu adalet değil, zulümdür.</p>



<p>Elazığ’da depremden dolayı, devlet kendi memurlarına 700X6= 4200 tl verdi. Sanırım tekrar uzatma yoluna da gitti. Bazı STK’lar da destekledi. Halbuki bu para depremde hiçbir zarar görmeyen ve ayda düzenli maaş alan (5, 10, 15 bin gibi) kimselere değil, depremde zarar gören ve düzenli bir geliri olmayanlara verilmeliydi. Basit gibi görünse de büyük bir haksızlıktı.<br>Hak ve adalet konusunda her alanda yüzlerce örnek verilebilir. Konuyu uzatmamak adına sonlandırıyorum. Yetkililerin bu adaletsizlikleri bir an önce görerek gerekeni yapmalarını umuyorum.</p>



<p>Devlet yetkilileri devletin BEKA’sını istiyorsa, mutlak surette ilahi adaleti gözetmelidirler. Bilsinler ki devlet, adaletsizlikten yıkılır.</p>



<p>NOT: Adaletle ilgili sadece devlete düşeni hatırlatmaya çalıştım. Elbette bireysel olarak da her birimizin üzerine düşecek çok görevler vardır.</p>



<p>“Ey inananlar! Kendinizin, ebeveynizin ve diğer akrabanızın aleyhinde de olsa, Allah için hakka şahitlik ederek her zaman adaletli davranın…” Nisa 135)<br>“Allah için adaleti elden bırakmayın. Birilerine olan öfkeniz, sakın sizi adaletten uzaklaştırmasın. Adil olun; zira adalete bağlılığınız, Allah’a kulluktaki dürüstlüğünüzü gösterir…” (Maide 8)</p>



<p>Selam ve muhabbetlerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/devletin-bekasi-ancak-adaletle-saglanir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Adalet Bu Mu Hakime Hanım?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/adalet-bu-mu-hakime-hanim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/adalet-bu-mu-hakime-hanim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 May 2020 06:05:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[DHKP-C]]></category>
		<category><![CDATA[Terör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14404</guid>

					<description><![CDATA[Son günlerde özellikle sosyal medyada birçok ideolojinin sempatizanlarının propagandasına tanık olmaktayız. Özellikle halkımızın evlerine kapandığı şu salgın günlerinde bu oran daha da artmışa benziyor. Legal bir siyasi hareketin mensubu olmak ve bu uğurda mücadele etmek her insanın en doğal hakkıdır. Demokratik toplumlarda bu davranışları olgunlukla karşılarız. İdeolojisi ile ilgili yaptığı paylaşımlarına da herkesin saygı duyması beklenir. Ancak söz konusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adalet Bakanlığı mensubu bir kişi olursa o vakit orada durup düşünmek gerekir. Hele bu kişi birde Hakim ünvanı taşıyorsa iki kere düşünmek lâzım. Evet yanlış duymadınız. Geçtiğimiz günlerde Ayşe Sarısu Pehlivan isimli bir savcı DHKP-C örgütüne yönelik katkıda bulunan Grup Yorum&#8217;un vokalistine güzellemeler yapıyor. Yetmiyor ağıtlar yakıyor. Yanlış duymadınız. Açlık grevinde ölen İbrahim Gökçek için methiyelerde bulunuyor. Aynı hakime hanımın Deniz Gezmiş&#8217;e yönelik güzelleme ve paylaşımları da mevcut. Ağıt yaktığı Grup Yorum mensubu üyesinin evinde El Yapımı Patlayıcı bulunduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu patlayıcıları doğum günü kutlaması için bulundurmadığı kesin. Özetlemek gerekirse size Açlık Grevinde ölen Örgüt Sempatizanı için ağıt yakan tarafsız (CHP&#8217;li) hakimeyi takdim ediyorum. Allah korusun buna benzer bir paylaşımı Ak Parti sempatizanı bir Adalet Mensubu yapsa Türkiye de yer yerinden oynardı. Meslekten ihracına kadar giderdi bu iş. Peki hakime hanım bu twiti atarken hiç mi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son günlerde özellikle sosyal medyada birçok ideolojinin sempatizanlarının propagandasına tanık olmaktayız. Özellikle halkımızın evlerine kapandığı şu salgın günlerinde bu oran daha da artmışa benziyor. Legal bir siyasi hareketin mensubu olmak ve bu uğurda mücadele etmek her insanın en doğal hakkıdır. Demokratik toplumlarda bu davranışları olgunlukla karşılarız. İdeolojisi ile ilgili yaptığı paylaşımlarına da herkesin saygı duyması beklenir.  Ancak söz konusu Türkiye Cumhuriyeti Devleti Adalet Bakanlığı mensubu bir kişi olursa o vakit orada durup düşünmek gerekir. Hele bu kişi birde Hakim ünvanı taşıyorsa iki kere düşünmek lâzım. Evet yanlış duymadınız. Geçtiğimiz günlerde Ayşe Sarısu Pehlivan isimli bir savcı DHKP-C örgütüne yönelik katkıda bulunan Grup Yorum&#8217;un vokalistine güzellemeler yapıyor. Yetmiyor ağıtlar yakıyor. Yanlış duymadınız. Açlık grevinde ölen İbrahim Gökçek için methiyelerde bulunuyor. Aynı hakime hanımın Deniz Gezmiş&#8217;e yönelik güzelleme ve paylaşımları da mevcut. Ağıt yaktığı Grup Yorum mensubu üyesinin evinde El Yapımı Patlayıcı bulunduğunu hatırlatmakta fayda var. Bu patlayıcıları doğum günü kutlaması için bulundurmadığı kesin. Özetlemek gerekirse size Açlık Grevinde ölen Örgüt Sempatizanı için ağıt yakan tarafsız (CHP&#8217;li) hakimeyi takdim ediyorum. Allah korusun buna benzer bir paylaşımı Ak Parti sempatizanı bir Adalet Mensubu yapsa Türkiye de yer yerinden oynardı. Meslekten ihracına kadar giderdi bu iş. Peki hakime hanım bu twiti atarken hiç mi aklına Şehit meslektaşı Selim Kiraz gelmedi? Allah aşkına daha yakın zamanda şehit edilmiş savcımız merhum Selim Kiraz ve çocukları aklına gelip vicdanın sızlamadı. Şimdi kamuoyuna sormak istiyorum. Bu hakimenin resmi olarak terör örgütüne yardımda bulunmuş sözde bir müzisyene gösterdiği bu güzellemeler ne kadar doğru ve yasal. Böylesi bir hakimenin davalara ve olaylara bakışına nasıl güvenebiliriz? Söyler misiniz lütfen, bu hakime hanımın tarafsızlığına nasıl inanabiliriz. Bu konu bizlerin nazarı dikkatini çekmese hiç duyulmayacaktı. Yeri geldiğinde her fırsatta Adalet ve Hak çığırtkanlığı yapanların dikkatine sunuyorum.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><a href="https://www.eflatunkitap.com/bitmeyen-ergenlik-307533"><img decoding="async" width="730" height="93" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg" alt="" class="wp-image-14416" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg.jpg 730w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/Yazarin_Kitaplarinijpg-300x38.jpg 300w" sizes="(max-width: 730px) 100vw, 730px" /></a></figure>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/adalet-bu-mu-hakime-hanim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yargı Reformunda Birinci Paket Hazır!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yargi-reformunda-birinci-paket-hazir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yargi-reformunda-birinci-paket-hazir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cüneyt Toraman]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[Anayasa]]></category>
		<category><![CDATA[Yargı Reformu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12640</guid>

					<description><![CDATA[Böyle bir reform paketinin, Avrupa Birliği’yle ortaklık müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde ve darbe teşebbüsünden sonra gündeme gelmesi, özel bir anlam taşıyor. Yörünge dergisinin Ağustos sayısında “Ankara kriterleri” olarak nitelediğimiz “değişim sürecinin” devam ettiği anlamına geliyor. Hükümetin, özgürlük alanını genişletmeye yönelik bu adımına, muhalefet cephesinin destek mi (geçmişte olduğu gibi) köstek mi olacağını hep birlikte göreceğiz. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 30 Mayıs’ta kamuoyuna açıkladığı, Yargı Reformu Strateji Belgesi’ndeki (iki temel perspektif, dokuz amaç, 63 hedef, 256 faaliyetin yer aldığı) hedefler için, yasa taslağı hazırlanmaya başladı. İlk yargı paketi, meclisin tatile girmesi nedeniyle yeni yasama dönemine bırakıldı. Yargı reformunun dört veya beş paket halinde TBMM’ne gelmesi bekleniyor. Adalet Bakanlığı ve AK Parti Meclis grubu, çalışmalarını tamamladığı 67 sayfa ve 15 kanunda değişiklik öngören 38 maddeden ibaret birinci reform paketini mecliste grubu bulunan siyasi partilere teslim etti. Siyasi partiler, kanun taslağında değişiklik yapılmasını, yeni maddeler eklenmesini talep edebilecekleri gibi, yeni bir yasa teklifi de hazırlayabilir. Siyasi partilerin görüşlerini bildirmesinden sonra, AK Parti grubunun, birinci reform paketini 1 Ekim’de TBMM’ne sunması, komisyon görüşmeleri tamamlandıktan sonra Genel Kurul’da ele alınarak yasalaşması bekleniyor. Adalet Bakanlığı’nın kamuoyuna açıkladığı birinci reform paketinde, toplumun tamamını ilgilendiren önemli değişikliler yer alıyor. Böyle bir reform paketinin, Avrupa Birliği’yle ortaklık müzakerelerinin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Böyle bir reform paketinin, Avrupa Birliği’yle ortaklık müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde ve darbe teşebbüsünden sonra gündeme gelmesi, özel bir anlam taşıyor. Yörünge dergisinin Ağustos sayısında “Ankara kriterleri” olarak nitelediğimiz “değişim sürecinin” devam ettiği anlamına geliyor. Hükümetin, özgürlük alanını genişletmeye yönelik bu adımına, muhalefet cephesinin destek mi (geçmişte olduğu gibi) köstek mi olacağını hep birlikte göreceğiz.</strong></p>
<p class="p1">Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan 30 Mayıs’ta kamuoyuna açıkladığı, <b>Yargı Reformu Strateji Belgesi</b>’ndeki (iki temel perspektif, dokuz amaç, 63 hedef, 256 faaliyetin yer aldığı) hedefler için, yasa taslağı hazırlanmaya başladı.</p>
<p class="p1">İlk yargı paketi, meclisin tatile girmesi nedeniyle yeni yasama dönemine bırakıldı. Yargı reformunun dört veya beş paket halinde TBMM’ne gelmesi bekleniyor. Adalet Bakanlığı ve AK Parti Meclis grubu, çalışmalarını tamamladığı 67 sayfa ve 15 kanunda değişiklik öngören 38 maddeden ibaret birinci reform paketini mecliste grubu bulunan siyasi partilere teslim etti.</p>
<p class="p1">Siyasi partiler, kanun taslağında değişiklik yapılmasını, yeni maddeler eklenmesini talep edebilecekleri gibi, yeni bir yasa teklifi de hazırlayabilir. Siyasi partilerin görüşlerini bildirmesinden sonra, AK Parti grubunun, birinci reform paketini 1 Ekim’de TBMM’ne sunması, komisyon görüşmeleri tamamlandıktan sonra Genel Kurul’da ele alınarak yasalaşması bekleniyor.</p>
<p class="p1">Adalet Bakanlığı’nın kamuoyuna açıkladığı birinci reform paketinde, toplumun tamamını ilgilendiren önemli değişikliler yer alıyor.</p>
<p class="p1">Böyle bir reform paketinin, Avrupa Birliği’yle ortaklık müzakerelerinin askıya alındığı bir dönemde ve darbe teşebbüsünden sonra gündeme gelmesi, özel bir anlam taşıyor.</p>
<p class="p2"><b>Ankara Kriterleri Süreci Devam Ediyor</b></p>
<p class="p1">Yörünge dergisinin Ağustos sayısında “<b>Ankara kriterleri</b>” olarak nitelediğimiz “değişim sürecinin” devam ettiği anlamına geliyor.</p>
<p class="p1">Hükümetin, özgürlük alanını genişletmeye yönelik bu adımına, muhalefet cephesinin destek mi (geçmişte olduğu gibi) köstek mi olacağını hep birlikte göreceğiz.</p>
<p class="p1">Birinci pakette yer alan düzenlemelerin neler olduğunu, neler getireceği konusunu değerlendirmeye geçmeden önce, yargıdaki sorunların 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ürünü olmadığı, onlarca yıllık birikimin eseri olduğunun altını çizmek gerekiyor. 28 Şubat darbesiyle askeri vesayetin, 15 Temmuz darbe teşebbüsüyle de FETÖ vesayetinin yargıda ne kadar etkili olduğuna tanık olduk.</p>
<p class="p2"><b>Genç Hakim ve Savcılar, Talimatla Karar Verenlerden Daha Değerli</b></p>
<p class="p1">15 Temmuz darbe teşebbüsü, hakim ve savcılarımızın önemli bir kısmının yabancı devletler hesabına çalışan bir terör örgütüne bağlı olduğunu ortaya koydu. Bunların üçte biri KHK’lar ile ihraç edildi, soruşturmalara ve kovuşturmalara maruz kaldı, bunların yerine, 25-30 yaşında gençler alındı.</p>
<p class="p1">Yaş ortalaması bu kadar düşük bir kamu kurumunda eksikliklerin ve hataların olması son derece doğaldır. Birkaç yıl içinde bu eksikliklerin giderileceğine inanıyorum. Bu gençlerin her biri, talimatla karar veren hakim ve savcıların tamamından daha adil, daha değerlidir.</p>
<p class="p1">Hiç kimse, yargının mevcut durumunun, “FETÖ vesayetinden” (2010-2014) veya “askeri vesayet döneminden” daha kötü olduğunu söyleyemez.</p>
<p class="p1">2002 yılından itibaren, önce askeri vesayetin, ardından FETÖ vesayetinin zincirleri kırılmış, yargı, özgürlüğüne (bağımsızlığına) kavuşmuştur.</p>
<p class="p1">Muhalefet ise, AK Parti’nin vesayet sistemini değiştirmeye yönelik girişimlerini, çeşitli bahanelerle engellemeye çalışmıştır.</p>
<p class="p1">Yargıda bundan sonraki adım, yargının tarafsızlığı olmalıdır. Devamı çorap söküğü gibi gelecektir.</p>
<p class="p2"><b>Kanun Taslağında Neler Var?</b></p>
<p class="p1">Yargı reformunun Birinci Paketi, toplumun bütün kesimlerinin uzlaştığı (benimsediği) düzenlemelerden oluşuyor. Paket içeriği, yargı reformunun, toplumun desteğine büyük önem verildiğini gösteriyor. 15 kanunda değişiklik öngören birinci paket farklı konular içerse de, <b>hak ve özgürlüklerin ağırlıkta olduğunu </b>söylemek yanlış olmaz.</p>
<p class="p1"><b>Avukatlara yeşil pasaport</b>: Kanun taslağının başında, avukatlara hususi damgalı pasaport (yeşil pasaport) düzenlemesi yer alıyor.</p>
<p class="p1">Bu düzenleme meclisten geçerse, 15 yıl avukatlık yapanlara, eşlerine ve çocuklarına yeşil pasaport verilebilecek. (5682 sayılı Pasaport Kanunu, Madde:14)</p>
<p class="p1">TBB Başkanı Metin Feyzioğlu, bu düzenlemeyle, Adalet Bakanlığı’nın yargı reformu hazırlıklarına katkı vermesinin ödülünü alıyor.</p>
<p class="p1">Feyzioğlu’nun sadece avukatlık mesleğine değil, ifade özgürlüğü, tutuklama sürelerine sınır getirilmesi, Yargıtay’ın denetim alanının genişletilmesi, başta olmak üzere, hukuk sistemimizdeki pek çok soruna katkıda bulunduğunu biliyoruz.</p>
<p class="p1"><b>OHAL mağdurlarına pasaport</b>: Kanun taslağında, “OHAL kapsamında 6749 sayılı KHK’nın 5.maddesi, 375 sayılı KHK geçici 35.maddesine istinaden pasaportları iptal edilenler ve pasaport verilmeyecek olanlar ile mahkemece yurtdışına çıkmaları yasaklananlar hariç, bu kanunun 22.maddesine istinaden pasaportları iptal edilenler ve pasaport verilmeyecek olanlardan, haklarında aynı nedenlerden dolayı; <i>devam etmekte olan herhangi bir idari veya adli soruşturma veya kovuşturma bulunmayanlara, kovuşturmaya yer olmadığına, beraatine, ceza verilmesine yer olmadığına, davanın reddine veya düşmesine karar verilenlere, mahkumiyet kararı bulunanlardan cezası tümüyle infaz edilenlere veya ertelenenlere, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilenlere başvurmaları halinde kolluk birimlerince yapılacak araştırma sonucuna göre İçişleri Bakanlığınca pasaport verilebilir</i>.”<b> </b>(5682 sayılı Pasaport Kanunu, Ek 7.Madde) düzenlemesi yer alıyor.</p>
<p class="p1"><b>Hukuk mesleklerine giriş sınavı</b>: Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde, hukuk fakültelerindeki eğitim kalitesinin farklı olması nedeniyle, ülke genelinde standardı sağlamak amacıyla hukuk fakültesinden mezun olanlar için “hukuk mesleklerine giriş sınavı” getirilmesi vaad edilmişti.</p>
<p class="p1">Bu düzenleme mecliste kabul görürse, hukuk fakültesinden mezun olanlar, bu sınava girip başarılı olamadan hukuk mesleklerine (avukat, hakim, savcı, noter) başvuramayacak.</p>
<p class="p1">Bu düzenlemeyle, Avukatlık Kanunu’nda stajyerlik şartlarına (16.madde), Noterlik Kanunu’nda Stajyerlik şartlarına (7.Madde) “hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olma” şartı ekleniyor.</p>
<p class="p1">2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu’nun, adayların nitelikleri (8.madde) maddesine, hukuk mesleklerine giriş sınavında başarılı olma şartı ekleniyor.</p>
<p class="p2"><b>Mülakat Uygulaması Daha Objektif Hale Geliyor</b></p>
<p class="p1">Sürekli tartışma konusu yapılan <b>mülakat uygulaması</b>, bu paketle objektif kriterlere bağlanıyor. “Mülâkat Kurulu; Adalet Bakanının görevlendireceği bakan yardımcısı başkanlığında, Teftiş Kurulu Başkanı, Ceza İşleri, Hukuk İşleri ve Personel Genel Müdürleri ile Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreteri ve Türkiye Adalet Akademisi Danışma Kurulundan seçilen bir kişi olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur.” (2802 sayılı Hakimler ve Savcılar Kanunu Madde:9/A)</p>
<p class="p1">Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı’nın nasıl yapılacağı, sınavlara ilişkin diğer hususlar, HSK, YÖK, TBB, TNB (Türkiye Noterler Birliği)’nin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenecek. Sınav, Adalet Bakanlığı ile YÖK arasında düzenlenecek protokola göre (yılda en az 1 defa) yapılacak.</p>
<p class="p1">Taslakta sınav sayısına sınırlama getirilmiyor. Sınavlarda beş şıklı, çoktan seçmeli en az 150 soru sorulacak, yüz puan üzerinden yetmiş puan alan başarılı sayılacak. Düzenlemeye göre, 01/08/2019 tarihinden önce Yüksek Öğretim kurumlarına kayıt yaptıranlara hukuk mesleklerine giriş sınavı uygulanmayacak. (2547 sayılı YÖK, EK 41.madde)</p>
<p class="p2"><b>Basını İlgilendiren Düzenleme </b></p>
<p class="p1"><b>Eleştiriler suç olmayacak</b>: Yargı Reformu paketiyle, 3713 Sayılı Terörle Mücadele kanunun 7.maddesinin 2.fıkrasına, “Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz” cümlesi eklenmek suretiyle, ifade özgürlüğünün alanı genişletiliyor. Haber verme sınırlarını aşmayan veya eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç oluşturmayacağı belirtiliyor.</p>
<p class="p1">Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları (suçun manevi unsurunun eksik olması nedeniyle) suç olmasa da, kanuna böyle bir cümle eklenmesi, bu madde kapsamındaki soruşturmalarının çoğunun takipsizlikle, davaların da beraatla sonuçlanmasını sağlayacaktır.</p>
<p class="p1"><b>Aile Mahkemelerine uzman desteği</b>: Aile mahkemelerine uzman desteği geliyor. Aile mahkemeleri, evli, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından Adalet Bakanlığı’nca adliyelerde görevlendirilen psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacılardan yararlanabilecek. (4787 sayılı Aile Mahkemeleri kanunu, 5.madde)</p>
<p class="p1"><b>Hafif suçlara para cezası</b>: “Uzlaşma kapsamındaki suçlar hariç olmak üzere, yalnız adli para cezasını gerektiren veya kanun maddesinde öngörülen hapis cezasının üst sınırı 6 ayı geçmeyen suçların faili, Cumhuriyet savcılığınca yapılacak tebliğ üzerine, on gün içinde, soruşturma giderleriyle birlikte, adli para cezası maktu ise bu miktarı, değilse aşağı sınırını, hapis cezası için günlük 30 TL üzerinden öderse, kamu davası açılmaz, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir. Yasa gereği kamu davası açılmış ise kamu davası düşer.” (5237 sayılı TCK 75.madde)</p>
<p class="p1">Bu düzenlemeyle, sadece adli para cezası öngörülen veya hapis cezası altı ayı aşmayan suçlar soruşturma aşamasında sonuçlandırılması amaçlanıyor.</p>
<p class="p1">Suçların önemli bir kısmının üst sınırının altı aydan fazla olmadığını dikkate aldığımızda, bu düzenleme ile yargıdaki iş yükü önemli ölçüde azalacaktır.</p>
<p class="p1"><b>CMK kapsamındaki kişisel veriler için iki kat ceza</b>: CMK kapsamında kayda alınan beyan ve görüntüleri ele geçiren, başkasına veren yayan kişiye verilecek cezanın iki kat artırılması isteniyor. (5237 Sayılı TCK 136.madde) Bu düzenleme mecliste kabul edilirse, TCK 136.maddesinde düzenlenen 2 yıldan 4 yıla kadar hapis cezası, iki katına çıkıyor.</p>
<p class="p1"><b>Tutuklama sürelerine sınırlama</b>: Sürekli tartışma konusu yapılan tutuklamalara üst sınır getiriliyor.</p>
<p class="p1">Yargı Reformu paketinde, “4)-Soruşturma evresinde tutukluluk süresi, ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işler bakımından altı ayı, ağır ceza mahkemesinin görevine giren işler bakımından ise bir yılı geçemez.</p>
<p class="p1">Ancak, TCK, 2.Kitap, 4.Kısım, 4., 5., 6., ve 7.Bölümünde tanımlanan, &#8211;<i>Milli savunmaya, devlet sırlarına, anayasal düzene, devletin egemenlik alametleri ve organlarına karşı işlenen</i>&#8211; suçlar, TMK kapsamına giren suçlar ve toplu işlenen suçlar bakımından bu süre en çok bir yıl altı ay olup, gerekçesi gösterilerek altı ay daha uzatılabilir. (5)</p>
<p class="p1">Bu maddede öngörülen tutukluluk süreleri, fiili işlediği sırada 15 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından yarı oranında, 18 yaşını doldurmamış çocuklar bakımından ise dörtte üç oranında uygulanır.”<b> </b> (5271 Sayılı CMK 102.madde, 4.Fıkra)</p>
<p class="p1">Bu düzenlemenin, kovuşturma evresini kapsamadığını, sadece soruşturma evresini kapsadığını belirtmek gerekir.</p>
<p class="p1"><b>Üst sınırı 2 yılı aşmayan suçlarda savcıya takdir hakkı</b>: Yargı Reformu paketinde, 5271 sayılı CMK 171.maddesinde, “kamu davası açmada takdir yetkisi” maddesinde, savcılara, kamu davası açmama konusundaki takdir yetkisi veren üst sınırı 1 yılı aşmayan suçlar, 2 yıla çıkarılıyor. Bu hükmün uygulanması için, şüphelinin, zarara sebebiyet vermesi durumunda, Cumhuriyet savcısı tarafından tespit edilen zararı gidermesi gerekiyor.</p>
<p class="p1">Ancak bu düzenleme, a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar, b) Kamu görevlisi tarafından görevi sebebiyle veya kamu görevlisine karşı görevinden dolayı işlenen suçlar, c) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçları (CMK 171.madde, 2.Fıkra), kapsamıyor.</p>
<p class="p1"><b>Mağdura ve müştekiye devlet desteği</b>: Yargı Reformu paketinde, 5271 sayılı CMK 234.maddesinde, mağdur ve şikayetçiye maddi destek geliyor. 234.maddeye eklenen 4.fıkra ile, “Soruşturma veya kovuşturma evresinde, dava nakli veya adlî tıp işlemleri nedeniyle yerleşim yeri dışında bir yere gitme zorunluluğu doğması halinde mağdurun yapmış olduğu konaklama, iaşe ve ulaşım giderleri, 10/2/1954 tarihli ve 6245 sayılı Harcırah Kanunu hükümlerine göre Adalet Bakanlığı bütçesinden karşılanır” hükmü yer alıyor.</p>
<p class="p1">Müşteki ve mağdurun soruşturma veya kovuşturma aşamalarına katılması sağlanarak, “silahların eşitliği” ilkesi tahkim ediliyor.</p>
<p class="p1"><b>Mağdur ve tanıklara koruma</b>: İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi bozulmuş çocuk veya mağdur için özel hükümler getiriliyor. 5271 sayılı CMK 236.maddesine, 4, 5, 6, 7.fıkralar eklenmek suretiyle, sanıkla yüz yüze gelmesinde sakınca bulunan mağdur ve çocukların özel ortamda uzmanlar aracılığıyla alınması öngörülüyor. (5271 Sayılı CMK 236.madde)</p>
<p class="p1">Bu düzenlemeyle, cinsel tacize veya aile içi şiddete maruz kalan mağdurun, defalarca ifadesine başvurulmak suretiyle, aynı acıları tekrar yaşamasının önüne geçiliyor.</p>
<p class="p1"><b>Seri yargılama</b>: 2014 yılında Özel Yetkili Mahkemelerin kaldırılmasıyla mülga CMK 250.maddesi, “Seri Muhakeme Usulü” olarak değiştiriliyor.</p>
<p class="p1">Bu maddede sayılan suçlarla ilgili kamu davasının açılmasının ertelenmesine karar verilemediği takdirde, “seri yargılama” yapılması öngörülüyor.</p>
<p class="p1">Şüphelinin seri muhakeme usulünü kabul etmesi halinde, soruşturmayı yürüten savcı, şüpheliye seçenekler sunuyor.</p>
<p class="p1">Şüphelinin kabul etmesi durumunda savcı mahkemeye talepte bulunuyor. Mahkeme, talepte belirtilen yaptırım doğrultusunda hüküm kuruyor. (CMK 250.madde, 1-15)</p>
<p class="p1">Savcılara pazarlık yetkisi verilmesinin, adil yargılamanın gereği olan “uygulamada birliği” bozacağını, şüpheliler arasında ayrıma neden olacağını düşünüyorum.</p>
<p class="p1">HSK sağlam bir denetim mekanizması kuramazsa bu uygulama şikayetlerin daha da artmasına sebebiyet verebilir. En büyük temennimiz, adaletin terazisinin şaşmaması, kanunların herkese eşit olarak uygulanması.</p>
<p class="p1"><b>Basit yargılama</b>: 2014 yılında yürürlükten kaldırılan<b> </b>251.maddenin yerine<b>, “</b>Asliye ceza mahkemesince, iddianamenin kabulünden sonra adli para cezasını ve/veya üst sınırı iki yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlarda basit yargılama usulünün uygulanmasına karar verebileceği belirtiliyor.</p>
<p class="p1">Bu düzenlemeye göre mahkeme, duruşma yapmadan karar verebiliyor. (CMK 251.madde)</p>
<p class="p1">Sanık itiraz ederse, mahkeme duruşma açıyor, yargılama yapıyor. Daha önceki hükümle bağlı olmadan yeni bir karar verebiliyor. (CMK 252.madde)</p>
<p class="p1">Bu düzenleme kabul edilirse, dava sayısı önemli ölçüde azalacaktır.</p>
<p class="p1"><b>Uzlaştırmanın kapsamı genişliyor:</b> CMK 253.maddesinde düzenlenen uzlaştırma kapsamındaki suç tiplerini genişletiyor. 5. İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi), 7. Güveni kötüye kullanma (madde 155), 9. Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi (madde 165), suçları da uzlaştırma kapsamına alınıyor. Uzlaştırmacının kendisine tevdi ve teslim edilen uyuşmazlığı, en geç otuz gün içinde (uzlaştırma bürosunun her defasında yirmi günü geçmemek üzere vereceği iki kez uzatma süresi içinde) sonuçlandırması gerekiyor.</p>
<p class="p1">Reform paketinde, CMK 250, 251, 252, 253.maddeye konulacak olan düzenlemelerin, yürürlükten kaldırılan maddelere eklenmesi yerine, kanundaki sistematiğe uygun olan kısımlara (örneğin, 250/A, 280/A, 280/B şeklinde) veya kanun metninin sonuna Ek madde olarak eklenmesi daha isabetli ve hukuk tekniğine de daha uygun olur.</p>
<p class="p1"><b>Bazı suçlara Yargıtay denetimi</b>: 20 Temmuz 2016 tarihinde faaliyete geçen Bölge Adliye Mahkemelerinin bazı suçlar için vermiş olduğu kararlar kesin nitelikteydi. Bu suçların Yargıtay’a götürülememesi eleştirilere neden olmaktaydı.</p>
<p class="p1">Yargı Reformu paketinde, çoğu ifade özgürlüğü kapsamında bulunan; “a)-Türk Ceza Kanununda yer alan; 1.Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit (madde 213), 2.Suç işlemeye tahrik (madde 214), 3.Suçu ve suçluyu övme (madde 215), 4.Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama (madde 216), 5.Kanunlara uymamaya tahrik (madde 217), 6.Cumhurbaşkanına hakaret (madde 299), 7.Devletin egemenlik alametlerini aşağılama (madde 300), 8.Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama (madde 301), 9.Silâhlı örgüt (madde 314), 10.Halkı askerlikten soğutma (madde 318), b)-Terörle Mücadele Kanununun 6.maddesinin ikinci ve dördüncü fıkrası ile 7.maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar,<b> </b>c)-Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 28.maddesinin birinci fıkrası, 31.maddesi ve 32.maddesinde yer alan suçlar,<b> </b>için,” Yargıtay’a başvuru hakkı getirilmiştir.</p>
<p class="p1">Yukarıdaki suçlarla ilgili istinaf mahkemelerinin vermiş olduğu kararlarının içtihat mahkemesi olarak konumlandırılan Yargıtay’a gönderilmesinin önünün açılması isabetli olmuştur.</p>
<p class="p1">Bu düzenlemenin kabul edilmesi durumunda, İstinaf Mahkemesinin kararıyla kesinleşen (yaklaşık 30 bin civarında) yerel mahkeme kararı Yargıtay’a gönderilebilecek.</p>
<p class="p1"><b>İnternete erişim yasağına sınırlama: </b>Mevcut uygulamada, mahkemeler, internet sitesine erişim yasağı getirebiliyordu. Yargı Reformu paketinde, “erişimin engellenmesi kararları, ihlalin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verilir.</p>
<p class="p1">Ancak, teknik olarak ihlale ilişkin içeriğe erişimin engellenmesi yapılamadığı veya ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yoluyla ihlalin önlenemediği durumlarda, internet sitesinin tümüne yönelik olarak erişimin engellenmesi kararı verilebilir” düzenlemesiyle, erişimi engellemeye sınır getiriliyor. (CMK 8.madde)</p>
<p class="p1">Bu düzenleme meclisten geçerse mahkemeler, web sitesinin tamamına değil, sadece (erişimin engellenmesi istenen) “yayının yer aldığı habere/sayfaya” erişim yasağı getirecek.</p>
<p class="p2"><b>FETÖ’cüler Serbest Kalır mı?</b></p>
<p class="p1">Yargı reformu paketinin, tutuklamaya sınır getirdiğini belirtmiştik. Bazıları, bu düzenleme mecliste kabul edildiğinde, FETÖ’cülerin serbest kalacağını dile getiriyor. Reform paketinde sadece soruşturma evresinde tutuklamaya sınırlama getiriliyor. TMK kapsamındaki suçlar için tutuklama süresi 1 yıl 6 ay olup, bu süre bir defaya mahsus 6 ay uzatılabiliyor. Şüpheli soruşturma aşamasında tutuklanmış ise, savcının bu soruşturmayı (6 ay ek süre talep etmemesi durumunda) 1,5 yıl içinde tamamlaması, kamu davası açması gerekiyor.</p>
<p class="p1">Soruşturmayı yürüten savcı, bu süre içinde soruşturmayı tamamlayıp kamu davası açmaz ise bu kişi için yeniden tutuklama kararı verilemiyor.</p>
<p class="p1">15 Temmuz teşebbüsü veya FETÖ’yle ilgili (terör örgütü) soruşturmaların büyük çoğunluğu tamamlanıp kamu davası açıldığından, yapılacak düzenleme açılan davaları kapsamıyor. Darbe teşebbüsünün üzerinden üç yıl geçmesiyle, savcıların iş yükü önemli ölçüde azalmış olup, tutuklu işlerde soruşturma için 1,5 yıl makul bir süredir.</p>
<p class="p1">Bu düzenleme, (tutuklu işlerde) savcıları baskı altına alacak, soruşturmaların yıllarca sürüncemede kalmasının önüne geçecek, keyfi uygulamalara da son verecektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin içtihatlarında dahi böyle bir sınırlamanın olmadığını belirtelim.</p>
<p class="p2"><b>İfade Özgürlüğünün Sınırı Var Mı?</b></p>
<p class="p1">“İfade özgürlüğü” (sözle-yazıyla-eylemle kendini ifade etme, benzer düşüncede olanlarla örgütlenme, uygun araçlarla bu düşünceleri yayma) demokrasinin ön koşuludur. Bir ülkede ifade özgürlüğü yoksa demokrasi de yok demektir. Bununla birlikte, evrensel hukukta hakaret, şiddete davet, isyana davet, terör örgütlerine destek, övme, toplumsal barışı bozmaya yönelik ifadeler, ifade özgürlüğü kapsamında görülmemektedir.</p>
<p class="p1">Bazen bir söz, silahtan daha etkili bir işlev görebilir. Atalarımız bu durumu, “<i>söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı</i>” atasözüyle veciz bir şekilde ifade etmiştir. 1980 darbesinin şartlarını hazırlamak amacıyla gerçekleştirilen Kahramanmaraş ve Çorum’da meydana gelen katliam, gerçek olmayan haberlerin yayılmasıyla gerçekleşmiştir. Bir söylenti onlarca vatandaşımızın ölümüne neden olmuştur.</p>
<p class="p1">Her hukuk devleti, terör örgütü mensuplarının, bu örgüte destek verenlerin beyanlarını, ifadelerini, kişilere ve devlet kurumlarına yönelik hakaretlerini, toplumsal barışı bozmaya yönelik ifadelerini, sınırlamaya tabi tutabilir.</p>
<p class="p1">Türk Ceza Kanunu’nda, kişilik haklarına saldırı (TCK 125), ölen kişinin hatırasına hakaret (TCK 130), Cumhurbaşkanı’na hakaret (TCK 299), suç işlemeye tahrik (madde 214), suçu ve suçluyu övme (TCK 215), halkı kin ve düşmanlığa nefret suçu (TCK 216), kanunlara uymamaya tahrik (madde 217),<span class="Apple-converted-space">  </span>nefret ve ayırımcılık (TCK 122), Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Devletin yargı organlarını, devletin askeri veya emniyet kuvvetlerini alenen aşağılama (TCK 301) suçları, Terörle Mücadele Kanunu’nda, terör örgütü propagandası (7-2 madde), suç sayılmıştır. Mukayeseli hukukta da benzer sınırlamalar vardır.</p>
<p class="p1">Başka ülkelerde benzer sınırlamalar olduğu halde, Türkiye’de bu suçların işlenme oranı, dikkat çekmektedir. Cumhurbaşkanı’na hakaret suçunun ihlalinin fazla olması, bu suçun tanımıyla (suçun unsurlarıyla) açıklanamaz. Halkın oylarıyla seçilen Cumhurbaşkanı’na hakaret edenlerde, demokrasi bilinci gelişmemiş demektir.</p>
<p class="p1">Aynı şekilde binlerce kişi terör örgütünü öven açıklamalar yapıyorsa, o ülkede terör sorunu var demektir. Cezalar ağır ise hafifletelim, suçun unsurlarında belirsizlik (muğlaklık) varsa giderelim, ama sorunun kaynağının yasalarda değil, bu yasaları ihlal edenlerde olduğunu görelim.</p>
<p class="p1">Türkiye, terör örgütlerinin saldırısı altındadır. Bu örgütlere kimlerin destek verdiği de bilinmektedir. Bu örgütler özgürlük değil, terör örgütlerinin özgürlük alanının genişletilmesini istemektedir.</p>
<p class="p1">Örgüt mensupları ve destekçileri, trol hesaplarla, kendileriyle mücadele edenler aleyhinde algı oluşturmaya, kendilerine alan açmaya çalışmaktadır. Hükümet bu tür operasyonlardan etkilenmemeli, bu örgütlerin güvenlik kalkanını delmelerine fırsat vermemelidir.</p>
<p class="p2"><b>Uygulama, Reform Paketini Destekliyor Mu?</b></p>
<p class="p1">Herhangi bir reformun başarılı olmasının ön şartı, bu reformu gerçekleştirmek isteyenlerin bu konudaki samimiyetidir.</p>
<p class="p1">Eğer reform yapılmak istenen alanda, bu reformu destekleyecek adımlar atılmıyorsa, reform paketinin başarı şansı sıfırdır.</p>
<p class="p1">Yargı reformu özelinden değerlendirecek olursak, Yargı, reform vaad edilen konularda eski<span class="Apple-converted-space">  </span>alışkanlıklarını devam ettiriyorsa, bildiğini okumaya devam ediyorsa, bu reform ölü doğmuş demektir.</p>
<p class="p1">Geçmişte, “<i>Yargının yasakları kaldıran yasalara direndiğine, yürürlükten kaldırılan bir suçun (TCK 163.made) yerine, başka bir suçu (TCK 312.madde) ikame ettiğine</i>” “<i>AİHM’nin ihlal kararlarına rağmen, parti kapatmaya devam ettiğine</i>” tanık olduk. Somut olayda, Mahkemelerin,<b> </b>Yargı Reformu Strateji Belgesi kamuoyuna açıklanmadan önce <b>bu değişime öncülük yaptığına</b> tanık olduk.</p>
<p class="p1">Anayasa Mahkemesi’nin, 20 Mart 2018 tarihinde Mehmet Hasan Altan ve Şahin Alpay hakkında, 26 Temmuz 2019 tarihinde, Güneydoğu’da PKK’ya yönelik operasyonları eleştiren Barış Bildirisine imza atan akademisyenler hakkında ihlal kararı vermesi,<span class="Apple-converted-space">  </span>Yargıtay 16.Ceza Dairesi’nin, İstanbul 27.Ağır Ceza Mahkemesinin Can Dündar’ın Cumhuriyet Gazetesi genel yayın yönetmeni olduğu dönemde 2015 yılında MİT Tırlarının durdurulması ve aranması olayıyla ilgili olarak yargılanan 15 sanıktan 13’üne verilen mahkumiyet kararını bozması, son dönemde verilen kararlara birkaç örnektir.</p>
<p class="p1">Anayasa Mahkemesi’nin, bireysel başvurularda vermiş olduğu ihlal kararları, Yargıtay’ın istinaf mahkemelerinden intikal eden dosyalarda bozma kararları, yerel mahkemelerin tahliye kararları, mahkemelerin normalleşmeye başladığını, özgürlük ve güvenlik arasındaki çizginin özgürlük alanına doğru kaydığını gösteriyor.</p>
<p class="p1">Yargı reformu paketiyle, güvenlik ve özgürlük arasındaki çizginin, özgürlük alanına daha fazla yaklaşacağına inanıyorum.</p>
<p class="p2"><b>Bundan Sonraki Pakette Neler Olacak?</b></p>
<p class="p1">Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde çok sayıda değişikliğin hayata geçirilmek istendiği ve toplumun çoğunluğunun beklentilerine öncelik verildiği dikkate alındığında, bundan sonraki reform paketi de bu çerçevede olacaktır.</p>
<p class="p1">Tutuklu ve hükümlü sayısı, cezaevlerinin kapasitesinin çok üzerinde olduğundan, İnfaz Kanunu’nda değişiklik ve MHP’nin “ceza indirimi” teklifinin bu pakette yer alması muhtemel görünüyor.</p>
<p class="p1">Halen süresiz olarak uygulanmakta olan nafakanın sınırlandırılmasına, emeklilikte yaşa takılanlara (EYT) yönelik düzenleme, kısa zamanda meclise sunulacaktır.</p>
<p class="p2"><b>Özgürlük ve Güvenlik Ayrı Kavramlar Değildir</b></p>
<p class="p1">Yargı reformlarının nihai hedefi “hukuk devleti” olmalıdır. Hukuk devleti, özgürlük ve güvenlik arasındaki çizginin tam üstündedir. Bu çizgi güvenlik risklerine göre değiştiğinde, hukuk devletinin konumu da değişir.</p>
<p class="p1">Güvenliğin öne çıkması, özgürlükten ödün verileceği anlamına gelmeyeceği gibi, özgürlüğün öne çıkması da güvenlikten ödün verileceği anlamına gelmez. Hukuk devleti her halükarda, usulüne göre yürürlüğe konulmuş bulunan kurallara uyulması demektir. OHAL ilanı da, sınır ötesine asker gönderme de, savaş ilanı da buna dahildir.</p>
<p class="p2"><b>Adliye Mekanizması Darbe Gecesi Harekete Geçti</b></p>
<p class="p1">Türkiye’nin, darbe teşebbüsünün olduğu gece adliye mekanizmasını harekete geçirmesi, (Türkiye hukuk tarihinde) hakimlerin ve savcıların “ilk kez” görevlerinin başına geçmesi, savcıların darbeyle ilgili soruşturma başlatması, yakalama kararları vermesi, soruşturma ve kovuşturmanın hukuk dairesinde yürütülmesi, AYM ve AİHM’nin FETÖ mensuplarının ihlal başvurularını reddetmesi, Türkiye’deki yargılama standartlarının (sanılanın aksine) epey yüksek olduğunu göstermektedir.</p>
<p class="p1">Türkiye’de, Turgut Özal’la birlikte çok sayıda Yargı Reformu paketi uygulamaya konuldu. Reformlar, Koalisyon hükümetleri döneminde de devam etti.</p>
<p class="p1">AK Partinin iktidara gelmesiyle hukuk sisteminde köklü değişiklikler yapıldı. 2004 yılından itibaren temel yasalar baştan sona değiştirilmeye başladı.</p>
<p class="p2"><b>Çok Fazla Reform Sistemdeki Bozukluğu Gösterir</b></p>
<p class="p1">Bu kadar çok yargı reformu, Türkiye’deki yargı sisteminin ne kadar bozuk olduğunu gösteriyor. Yasalar baştan sona yenilendiği halde, suçlar da, cezalar da, yargılamalar da, tartışma konusu olmaya devam ediyor.</p>
<p class="p1">Yargıdaki sorunların büyük çoğunluğu uygulamadaki hatalardan, önemli bir kısmı toplumsal yapıdan kaynaklandığı halde, hükümet bu sorunları, yasayı değiştirerek çözmeye çalışıyor.</p>
<p class="p1">Bu durum, Yargı Reformu Strateji Belgesi’ndeki amaç ve hedefler için de geçerli. Belli suçların önlenmesi için (etkili) <b>sosyal politikalar</b> belirlenip hayata geçirilemediği takdirde, yargı sisteminde yapılacak iyileştirmeler, yargıdaki sorunları çözmez, çözemez.</p>
<p class="p2"><b>Suç Ve Ceza Dengesi Toplumun Beklentisine Uygun Hale Getirilmeli</b></p>
<p class="p1">Hükümet sosyal politikalar belirlerken, suç ve cezalardaki adaletsizliği göz ardı etmemelidir. Suçları ve cezaları, tek tek ele alıp, gözden geçirmeli, toplumun beklentilerine uygun hale getirmelidir. Toplumun farklı kesimlerinin (özellikle eğitimli kesimin), aynı suçu işleyenin kimliğine göre verdiği farklı tepkiler, bu konuda toplumsal bir uzlaşmanın ne kadar zor olduğunu gösteriyor.</p>
<p class="p1">Toplumun bütün kesimlerinin birbirine eşit olduğunu, toplumun hiçbir kesimin başka bir kesimden üstün olmadığını anlatmak belki zaman alacak ama bunu başarmak zorundayız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yargi-reformunda-birinci-paket-hazir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslümanın Merhamet ve Adaleti, Gâvurun Kini ve Nefreti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/muslumanin-merhamet-ve-adaleti-gavurun-kini-ve-nefreti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/muslumanin-merhamet-ve-adaleti-gavurun-kini-ve-nefreti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 17 Mar 2019 09:57:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Adalet]]></category>
		<category><![CDATA[kin]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[nefret]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9180</guid>

					<description><![CDATA[En son Yeni Zelanda denen uzak bir ülkede ortaya çıktı kin ve nefret… Ne derinmiş gâvurun kini! Şimdilik altı yüz yıl geçmişten başlamış. Bir devr-i sabık canavarı. Kin böyledir, insanı geçmişe mıhlar. Bir türlü paçasını kurtaramaz geçmişin kökleşmiş kazığından… Bakar ha bire, bir kör kuyunun dibine… Baktıkça derinleşir, derinlik içine doğru kıvrılır, gözü kör, kulağı sağır, kalbi kaskatı kesilir. Karanlık içine çeker, göz kararır, gönül kararır her şey kapkara olur. Sonuçta karanlığın içinde fenayı bulur. Hem de ne fena! Karanlık hem şerrin kendisi hem de yataklığıdır. Bugünle irtibatını karanlık üzerinden kurar. Çünkü şimdi ve gelecek karanlık içinde görünmezliğe bürünmüş ve tek şey olmuştur. Artık o, karanlığın kendisi olmuştur. Karartan ve yok eden. Geçmişini karartan ve karanlığı takıntı haline getirenden ne beklenir ki! Canları yok etmekten ve hayatları karartmaktan başka… Böyledir gâvurun kini… Bunu şimdi değil, eskilerden biliriz&#8230; Gâvurun kini; şeytanda sinsilik, kabilde öldürme, Nemrut’ta yakma, Firavun’da çocuk katli, Yahudi’de sinsi plan, Roma’da çarmıh, Voyvoda’da kazık, İspanya’da işkence, Hitler’de gaz odaları, Amerika’da ırkçılık, Hiroşima’da atom bombası, Balkanlar’da katliam, Arakan’da zulmün her çeşidi, İsrail’de ırkçılık ve vahşet… Batı’da, aşağılama ve korku, … Bitti mi? Suriye’de, Yemen’de, Libya’da… Müslümanı Müslümana kırdırmak… Saymakla biter mi gavurun kini! Müslümanı alır, onu bile bir ölüm makinesine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>En son <em>Yeni Zelanda</em> denen uzak bir ülkede ortaya çıktı kin ve nefret… Ne derinmiş gâvurun kini! Şimdilik altı yüz yıl geçmişten başlamış. Bir devr-i sabık canavarı. Kin böyledir, insanı geçmişe mıhlar. Bir türlü paçasını kurtaramaz geçmişin kökleşmiş kazığından… Bakar ha bire, bir kör kuyunun dibine… Baktıkça derinleşir, derinlik içine doğru kıvrılır, gözü kör, kulağı sağır, kalbi kaskatı kesilir. Karanlık içine çeker, göz kararır, gönül kararır her şey kapkara olur. Sonuçta karanlığın içinde fenayı bulur. Hem de ne fena!</p>
<p>Karanlık hem şerrin kendisi hem de yataklığıdır.</p>
<p>Bugünle irtibatını karanlık üzerinden kurar. Çünkü şimdi ve gelecek karanlık içinde görünmezliğe bürünmüş ve tek şey olmuştur. Artık o, karanlığın kendisi olmuştur. Karartan ve yok eden. Geçmişini karartan ve karanlığı takıntı haline getirenden ne beklenir ki! Canları yok etmekten ve hayatları karartmaktan başka…</p>
<p>Böyledir gâvurun kini…</p>
<p>Bunu şimdi değil, eskilerden biliriz&#8230;</p>
<p>Gâvurun kini; şeytanda sinsilik, kabilde öldürme, Nemrut’ta yakma, Firavun’da çocuk katli, Yahudi’de sinsi plan, Roma’da çarmıh, Voyvoda’da kazık, İspanya’da işkence, Hitler’de gaz odaları, Amerika’da ırkçılık, Hiroşima’da atom bombası, Balkanlar’da katliam, Arakan’da zulmün her çeşidi, İsrail’de ırkçılık ve vahşet… Batı’da, aşağılama ve korku, … Bitti mi? Suriye’de, Yemen’de, Libya’da… Müslümanı Müslümana kırdırmak…</p>
<p>Saymakla biter mi gavurun kini! Müslümanı alır, onu bile bir ölüm makinesine döndürür. Deaşını, Boko Haramını kimler ve hangi zeminler üretti dersiniz? Nedendir acaba kutsadıkları Batı Medeniyetinden bu gençlerin kaçışı? Nedendir acaba Deaş’ın ölüm makinesine dişli olma hevesi? Nedendir acaba İslam dünyasının orta yerinde ırkçı bir terör devlet üretme çabanız?</p>
<p>Bu gençler analarından tertemiz doğmuşlardı. Ne yaptınız, ne oldu bu gençlere ey Batılılar? Aşağılanmış, nefret ırmağında yıkanmış, kin ve nefret hücrelerine kadar bulaştırılmış, deney fareleri gibi bir labirente konulmuş ve bütün çıkışlar kapatılmış. Deaş’a çıkan hariç… İstedikleri de tam bu değil mi? Müslümanı Müslümana kırdırmak. Kim göstermişti yolu onlara? Kim yol açmış, kim kolaylaştırmıştı gidişlerini?</p>
<p>Evimizin içinde, gözümüzün önünde, sokağımızda, caddemizde, mahallemizde bile bu cinayeti işlediler… Müslümanın çocuğunu Müslümana karşı canavara dönüştürdüler…</p>
<p>Biz de yedik ve yuttuk bu zokayı!!!</p>
<p>Bu zoka bize yeter!</p>
<p>*</p>
<p>Dipsiz kuyunun derinliğinde, gece karanlığında, kararttıkları kalplerin üzerinde yaptıkları planları kimselerin görmeyeceğini ve duymayacağını zannetti gafiller. Çünkü kin, gafletin kardeşidir. Yaratanından ve yaratılmışlığından gaflet…</p>
<p>Bilmediler ki, her planın üstünde bir plan ve her planlayıcıdan üstün bir Planlayıcı vardır…</p>
<p>Kalın karanlıkları delip geçen ışık O’nundur. Gecenin zifiri karanlığında, simsiyah bir taşın üstünde, zift renkli bir karınca dahi olsanız, O sizi görür ve duyar… Hangi deliğe girerseniz girin, yakalar… Ölümden kaçanınız olabildi mi şimdiye kadar? Peki sonra nereye?!</p>
<p>Tabi ki, <em>adalete</em>…</p>
<p>*</p>
<p>49 can, cemide şehit oldu. Cami şehitleri, mihrap şehitleri, minber şehitleri… Kutlu olsun onlara! Cennet yurdunda kanatlandılar şimdi. O şehitleri biz kalbimize gömdük… Orada adalet yeşersin diye… Çünkü şehidin olduğu yerde ancak adalet vardır.</p>
<p>Aha buradan haykırıyorum: Gavurun kinine karşı en etkili savunma, adalettir.</p>
<p>Kin beslemek ve kin tutmak Müslümana hiç yakışmadı, yakışmaz da… Çünkü kin beslemek, öç alma takıntısıdır, kan davasıdır. Kan dökmek, gözyaşı akıtmak; yükselen feryad ü figan ile gök kubbeyi sarsmaktır.</p>
<p>Kin, adaletin öte yakası; zulüm ırmağı, şer odağıdır… Kanla elini yıkamak, gözyaşında sefahat sürmek, mazlumun feryadından zevklenmektir.</p>
<p>Adalet öyle mi ya?</p>
<p>He şeyi layık olduğu yere koymak, yerli yerinde bırakmak, hak edene hakkını vermek, kendi mülklünde tasarrufta bulunmak, başkasının hakkına tecavüz etmemek, ölçü ve haddi aşmamak, yerine göre davranmak ve yerinde durmaktır… Anlayacağınız çizginin iyilik tarafı, merhamete açılan kapı; hayır ve ihsan hareketinin kalkış zemini…</p>
<p>*</p>
<p>İki uç, insanlık tarihinde hep çatıştı: Adalet ve kin, aydınlık ve karanlık, hak ve batıl…</p>
<p>Melek af duasında, şeytan kin rüyasında,</p>
<p>İbrahim yanmaya hazır, Nemrut yakmaya teşne,</p>
<p>Musa kurtarma, Firavun öldürme hevesinde,</p>
<p>Lut doğallığın peşinde, kavmi tersinin havasında,</p>
<p>İsa merhamet, haçlı kafası nefret ve kin davasında,</p>
<p>Ulu Peygamber aydınlık, müşrikler karanlık çağrısında,</p>
<p>Ebu Bekir hak uğrunda, yalancılar batılın kavgasında</p>
<p>Ömer adalet içre, Mecusî kinin pençesinde</p>
<p>Ali İslam’da tutma, Haricî kafir sayma derdinde…</p>
<p>Düşünmeye gerek yok. Tarafımız belli, yöntemimiz de…</p>
<p>Allah’ın izniyle, kin ateşini, şefkat bağrında söndürdü İbrahim; kin timsali firavunu adalet denizinde boğdu Musa; ifsat yapılarını alt üst etti Cebrail…</p>
<p>En etkili yöntem geldi, en sonunda…</p>
<p>Kin ve nefret hastalığına bulaşanlara şifa oldu Rahmet Peygamberinin pınarı…</p>
<p>İşte Kitap, işte Sünnet… Nerede, ne arıyorsun ki sen?</p>
<p>Yeter ki hazırlıklı, sabırlı, azimli ve kararlı ol.</p>
<p>İlahî yardım yanımızda, kurtuluş önümüzde…</p>
<p>&#8230; فإذا عزمت فتوكل على الله&#8230;  نصر من الله و فتح قريب&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Ahdimiz olsun! Zalimlerin gazına gelmeyeceğiz. Adalet frenini asla boşlamayacağız… Hikmet pınarından içip rahmet yağmuru olacağız… Kin ve nefrete kalbimizde de, semtimizde de yer vermeyeceğiz… Çünkü biz Rahmet Peygamberinin müminleriyiz</p>
<p>Ne buyurdu Yüce Yaratan: “<em>Bir kavme olan kin ve nefretiniz sizi adaletsizliğe götürmesin. Adil olun!</em>”</p>
<p>Bilge Devlet Adamı Aiya ne güzel demiş: “<em>Düşmanımıza tek borcumuz vardır, o da adalet</em>”</p>
<p>Borcumuz, namusumuzdur…</p>
<p>Yunusça söylersek: “<em>Biz kimseye kin tutmayız / Kamu alem birdir bize</em>”</p>
<p>Ama zalimler için adalet mutlaka tecelli edecek… Ya burada ya orada… Hem de eksiksiz…</p>
<p>Orada kaçış yok, her zalim ettiğinin karşılığını mutlaka görecek, ama zulme uğramayacak asla, çünkü orada kılı kırk yaran adalet ölçüsü var…</p>
<p>*</p>
<p>Bu arada bir sorunumuz var dostlar: Merhametten yana…</p>
<p>Adalet gavura, merhamet mümine… <em>O müminler ki, birbirlerine karşı merhametlidirler</em>…</p>
<p>Birbirimize karşı nasılız acaba? Birbirimizin arkasını mı kolluyoruz, yoksa kuyusunu mu kazıyoruz? Kalbimizi hiç yokladık mı? Vicdanımız rahat mı gerçekten? Mazlumlar için neler var orda? Ne kadar var merhametten yana? Yoksa merhameti unuttuk da, adalet bizden yüz mü çevirdi?</p>
<p>Çünkü iman merhameti, merhamet adaleti doğurur… İmanı olmayanın merhameti, merhameti olmayanın adaleti olmaz… Bu yüzden, ne merhamet ne de adalet beklenir gavurdan… Yok ki versin… İnsanlık düşkünü!</p>
<p>Acı ve zor sorular bunlar…</p>
<p>Birileri düşünür, birileri tasalanır, birileri ah der, birileri of çeker belki…</p>
<p>Şimdi adaletten, merhametten bahsetmenin zamanı mı, diye söylenir başka birileri…</p>
<p>Benden hatırlatması…</p>
<p>En azından <em>öte yanda,</em> elimde bir <em>mazeret</em> olsun…</p>
<p>Cağfer KARADAŞ</p>
<p>15.03.2019</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/muslumanin-merhamet-ve-adaleti-gavurun-kini-ve-nefreti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
