<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>AB &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/ab/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 16 Mar 2021 09:38:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>AB &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yunanistan Bir Proje Devlettir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Mar 2021 09:38:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[yunanistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16965</guid>

					<description><![CDATA[Yunanistan Krallığı İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın Osmanlıyı askeri ve siyasi yönden baskılaması ile 1832 de kuruldu. Eğer gerçek bir halk hareketi ile kurulsaydı büyük ihtimalle krallık olmazdı. Hatta Kral olarak Bavyera kralı I. Ludwig&#8217;in oğlu Otto atandı. Kuruluşuna önayak olan devletler birinci dünya savaşında &#8216;itilaf devletleri&#8217; ni oluşturdu ve Osmanlıyı parçalama, İstanbul&#8217;u işgal operasyonunu gerçekleştirdiler. Yunanistan&#8217;ın kurulma amacı Osmanlıya karşı bir koçbaşı olarak kullanılmasıydı. Bu devlet kuruluşundan itibaren hem Osmanlıyla daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile hiç barışık olmadı. Sürekli olarak genişlemeci politikalar izledi. Zaman içinde İyon adalarını, Teselya&#8217;yı ve Selanik&#8217;i aldı. 1897 savaşı ve Balkan savaşları hep bu devlet tarafından kışkırtıldı. Hamisi olan itilaf devletlerinin safında birinci dünya savaşına katıldı ve Osmanlıya savaş açtı. Savaş sonunda Osmanlının İtalya&#8217;ya emanet bıraktığı bir kaç ada bu devlet tarafından Yunanistan&#8217;a verildi. Kendini Osmanlıdan yeterince hıncını alamamış hisseden İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;un talimatıyla 1919 da Anadolu&#8217;yu işgale başladı. Kurtuluş savaşı ile de dersini aldı. Ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan&#8217;a karşı herhangi bir taciz ya da saldırıda bulunmadığı, tam tersine kendisi bu halef selef devletlere karşı düşmanca tutumlar takındığı halde Yunanistan, tehdit altında olduğu propagandası yapmaktadır. Şu anda Miçotakis hükümetinin izlediği küstah, şımarık ve saldırgan politika klasik Yunan politikasıdır. Art arda çeşitli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yunanistan Krallığı İngiltere, Fransa ve Rusya&#8217;nın Osmanlıyı askeri ve siyasi yönden baskılaması ile 1832 de kuruldu. Eğer gerçek bir halk hareketi ile kurulsaydı büyük ihtimalle krallık olmazdı. Hatta Kral olarak Bavyera kralı I. Ludwig&#8217;in oğlu Otto atandı. Kuruluşuna önayak olan devletler birinci dünya savaşında &#8216;itilaf devletleri&#8217; ni oluşturdu ve Osmanlıyı parçalama, İstanbul&#8217;u işgal operasyonunu gerçekleştirdiler.</p>



<p>Yunanistan&#8217;ın kurulma amacı Osmanlıya karşı bir koçbaşı olarak kullanılmasıydı. Bu devlet kuruluşundan itibaren hem Osmanlıyla daha sonra da Türkiye Cumhuriyeti ile hiç barışık olmadı. Sürekli olarak genişlemeci politikalar izledi. Zaman içinde İyon adalarını, Teselya&#8217;yı ve Selanik&#8217;i aldı. 1897 savaşı ve Balkan savaşları hep bu devlet tarafından kışkırtıldı. Hamisi olan itilaf devletlerinin safında birinci dünya savaşına katıldı ve Osmanlıya savaş açtı. Savaş sonunda Osmanlının İtalya&#8217;ya emanet bıraktığı bir kaç ada bu devlet tarafından Yunanistan&#8217;a verildi. Kendini Osmanlıdan yeterince hıncını alamamış hisseden İngiltere başbakanı Lloyd George&#8217;un talimatıyla 1919 da Anadolu&#8217;yu işgale başladı. Kurtuluş savaşı ile de dersini aldı.</p>



<p>Ne Osmanlı ne de Türkiye Cumhuriyeti Yunanistan&#8217;a karşı herhangi bir taciz ya da saldırıda bulunmadığı, tam tersine kendisi bu halef selef devletlere karşı düşmanca tutumlar takındığı halde Yunanistan, tehdit altında olduğu propagandası yapmaktadır.</p>



<p>Şu anda Miçotakis hükümetinin izlediği küstah, şımarık ve saldırgan politika klasik Yunan politikasıdır. Art arda çeşitli devletlerle (ABD, BAE, Suudi Arabistan) askeri tatbikatlar yapmaktadır. ABD ye ülkesinde üs vermeye hazırlanmaktadır. Bütün bunlara rağmen Türkiye&#8217;nin saldırgan politikalar izlediği kara propagandasını yaymaya çalışmaktadır. Peki; Türkiye&#8217;nin buna karşı politikası nedir. Milli Savunma Bakanımız Hulusi Akar&#8217;ın açıklamalarına bakınız. Diplomasi, diyalog, iyi komşuluk ilişkileri, kazan kazan ilişkisi temalı açıklamalardır bunlar. Bir başka deyişle &#8216;oğlum bak git&#8217; politikası.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yunanistan-bir-proje-devlettir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kosova Üzerinde AB-ABD Hesaplaşması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kosova-uzerinde-ab-abd-hesaplasmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kosova-uzerinde-ab-abd-hesaplasmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Osman Atalay]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 03 Jul 2020 07:41:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Kosova]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15032</guid>

					<description><![CDATA[Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına ait bir raporunda, Kosova Savaşı’nda ve sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) üyeleri tarafından ciddi suçların işlendiği iddia edilmişti. Uzun tartışmaların ardından 2015 yılında uluslararası özel odalı hakim ve savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu. Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve yaklaşık 500 milyon Avro tutarında mahkeme, 2015 yılında Kosova meclisinde yasallaşmıştı. Resmi statüsü Kosova yargısına bağlı bu mahkemenin görevi, 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak. Mahkeme 2019 yılının başından bu yana, eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj da dahil olmak üzere yaklaşık 40 eski UÇK mensubunu ifade vermek üzere çağırmıştı. Geçtiğimiz hafta Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi ve eski Meclis Başkanı, PDK lideri Kadri Veseli hakkında savaş suçu işlediklerine dair hazırlanan iddianamenin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, 27 Haziran’da ABD’de planlanan Sırbistan-Kosova görüşmelerine katılmaktan vazgeçti. Lahey’deki Kosova Özel Savcılığının, Thaçi ile Veseli’nin Kosova’daki savaşta (1998-1999) insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediklerine dair iddianameyi mahkemeye sunduğunu açıklaması sonrası, önce Thaçi ardından Hoti 27 Haziran’da Washington’da yapılacak diyalog süreci toplantısına katılmayacağını duyurdu. Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Thaçi’nin diyalog süreci kapsamında yapılacak toplantıya katılmak üzere hareket ettiği ABD yolculuğunu yarıda kestiği ve konuyla ilgili Beyaz Saray’ın bilgilendirildiği kaydedildi. Başbakan Hoti ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, özel savcılık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Avrupa Konseyi’nin 2011 yılına ait bir raporunda, Kosova Savaşı’nda ve sonrasında Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) üyeleri tarafından ciddi suçların işlendiği iddia edilmişti.</p>



<p>Uzun tartışmaların ardından 2015 yılında uluslararası özel odalı hakim ve savcılardan oluşan bir mahkeme kuruldu.</p>



<p>Avrupa Birliği tarafından finanse edilen ve yaklaşık 500 milyon Avro tutarında mahkeme, 2015 yılında Kosova meclisinde yasallaşmıştı. Resmi statüsü Kosova yargısına bağlı bu mahkemenin görevi, 1998-2000 yıllarında bölgede işlendiği öne sürülen savaş suçlarını araştırmak ve yargılamak.</p>



<p>Mahkeme 2019 yılının başından bu yana, eski Kosova Başbakanı Ramush Haradinaj da dahil olmak üzere yaklaşık 40 eski UÇK mensubunu ifade vermek üzere çağırmıştı.</p>



<p>Geçtiğimiz hafta Kosova Cumhurbaşkanı Haşim Thaçi ve eski Meclis Başkanı, PDK lideri Kadri Veseli hakkında savaş suçu işlediklerine dair hazırlanan iddianamenin kamuoyu ile paylaşılmasının ardından, 27 Haziran’da ABD’de planlanan Sırbistan-Kosova görüşmelerine katılmaktan vazgeçti.</p>



<p>Lahey’deki Kosova Özel Savcılığının, Thaçi ile Veseli’nin Kosova’daki savaşta (1998-1999) insanlığa karşı suç ve savaş suçu işlediklerine dair iddianameyi mahkemeye sunduğunu açıklaması sonrası, önce Thaçi ardından Hoti 27 Haziran’da Washington’da yapılacak diyalog süreci toplantısına katılmayacağını duyurdu.</p>



<p>Cumhurbaşkanlığından yapılan açıklamada, Thaçi’nin diyalog süreci kapsamında yapılacak toplantıya katılmak üzere hareket ettiği ABD yolculuğunu yarıda kestiği ve konuyla ilgili Beyaz Saray’ın bilgilendirildiği kaydedildi.</p>



<p>Başbakan Hoti ise sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, özel savcılık tarafından itham edilen suçlamalar sonrasında Priştine’ye dönerek konuyla ilgilenmesi gerektiğini belirterek, ABD’nin Sırbistan-Kosova Diyaloğu Özel Temsilcisi Richard Grenell’e de Beyaz Saray’daki toplantıya katılmayacağını bildirdiğini ifade etti.</p>



<p>Grenell ise konuyla ilgili, Kosova Cumhurbaşkanının oluşan durum sonrası Washington’daki toplantıya katılamayacağını kendisine bildirdiğini belirterek, iddialarla ilgili yasal meseleler çözülene dek Thaçi’nin toplantılara katılmama kararına saygı duyduğunu kaydetti.</p>



<p>Toplantının Başbakan Hoti ile Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vucic’in katılımıyla gerçekleştirileceğini belirten Grenell, Hoti’nin de gitmekten vazgeçmesi üzerine herhangi bir açıklama yapmadı. Bu arada, diyalog sürecinin diğer tarafı Sırbistan’dan da henüz resmi bir açıklama gelmedi.</p>



<p>2013 yılından beri Brüksel’de devam eden Kosova-Sırbistan görüşmeleri, birçok anlaşma yapılmasına rağmen, fiili olarak sahada uygulanmada sorunlar yaşanmaktadır. Sırbistan, Kosova’yı bağımsız bir devlet tanımaktan hâlâ çok uzakta ve bu süreci AB›den mali kaynak ve vize serbestisini sağlamak için bir araç olarak görüyor. Sahada ise başta Mitroviçe olmak üzere birçok şehirde hâlâ paralel okulları, kiliseler ve idari organları mevcut.</p>



<p>Diğer yandan Kosova liderleri, Sırbistan’ın bu davranışlardan dolayı AB’nin yeterli otoriteyi kullanmadığını, Rusya müttefiki Sırbistan’a karşı müsamahakâr davrandığını ve Kosova’ya hâlâ vize serbestisi sağlanmadığı için AB’nin ikiyüzlülükle suçlamaktadır.</p>



<p>Bunun için de çıkmaza giren diyalog sürecini, ABD Başkanı Trump eski Almanya Büyükelçisi Richard Grennelli atayarak, ABD’nin himayesinde devam edeceğini açıklandı. Trump ve Grennel, iki lideri anlaşmaya imza atmak üzere Washington’a çağırarak, ABD seçimlerden önce hızlı bir şekilde süreci bitirmek istedi.</p>



<p>Ancak Kosova Diyalog Heyeti, Washington yolunda uçakta iken, Kosova Cumhurbaşkanına karşı açılan dava haberi, bir süreliğine Washington sürecini baltaladı. Zamanlamasına bakıldığında burada savcılığın iddiasının, açık bir şekilde hukuki bir karardan ziyade siyasi olduğunu açıktır.</p>



<p>Almanya başta olmak üzere Fransa ve İngiltere, Kosova-Sırbistan diyalog sürecini, ABD değil, Brüksel tarafından yürütülmesi gerektiğini düşünüyor ve Washington anlaşmasının AB’nin geleceği için de bir tehdit olarak görüyor.</p>



<p>ABD ile AB arasındaki çekişmeyi Avrupa basınında da görmek mümkün. İtalyan gazetesi İl Manifesto’da yayımlanan yazıda ise Batılı liderler eleştiriliyor. Thaçi’yi devlet adamı statüsüne yükselten “insani” savaşı destekleyen Batılı liderlere şu soru soruluyor:</p>



<p>“Şimdi, yani onun işlediği cinayetlerin ortak sorumlusu olduklarını anladıklarında hiçbir şey söylemeyecek, hiçbir şey yapmayacaklar mı? Suçlarını hâlâ örtbas etmeye devam mı edecekler?”</p>



<p>Avusturya gazetesi Der Standart‘ta çıkan değerlendirmede ise Thaçi’nin Kosovalılara çoktan ihanet ettiği görüşü hakim. Yazar Adelheia Wölfl, bağımsızlık savaşı sırasında yaptıkları nedeniyle Thaçi’nin ülkesini çoktandır, “rehin tuttuğunu” ileri sürdüğü yazısında şu görüşlere yer veriyor:</p>



<p>“Thaçi, mahkeme önüne çıkmamak için Kuzey Kosova’yı, anayasaya aykırı olmasına rağmen Sırbistan’a bırakmayı ve çokuluslu bir devlet fikrinden vazgeçmeyi bile göze alıyor. Thaçi Kosovalılara aslında çoktan ihanet etti bile.”</p>



<p>Kosova-Sırbistan arasındaki sorun aslında Avrupa ve ABD tarafından bölgesel savaşın oyunu olarak kullanılmaktadır. İki küresel gücün Kosova üzerinden hesaplaşması, Kosova halkına ve devletine iyice zarar vermektedir. Daha 20 yıl önce Miloşeviç’in sözcülüğünü yapan Sırbistan Cumhurbaşkanı Alexander Vuçiç’in ise Batılı başkentlerde barış havarisi olarak karşılanması tarihin büyük bir ironisi. Kosova siyasetçilerinin tecrübesizliği acemilikleri, kişisel hırsları, kavgaları, sonuç olarak Avrupa ve ABD’nin çıkarlarına yaramaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kosova-uzerinde-ab-abd-hesaplasmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Azerbaycan da savaşıyor!..</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/azerbaycan-da-savasiyor/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/azerbaycan-da-savasiyor/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 Feb 2020 09:02:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=13625</guid>

					<description><![CDATA[Rus Türkolog ve siyasetçi Jirinovski “Neden Avrupalılar Türkiye’yi kabul etmiyor?” diye soruyor. Cevabı kendisi veriyor: -Çünkü korkuyorlar! Rusların da korkması gerektiğini söylüyor. 30 yıl sonra 150’şer milyonluk Türkiye ve İran ile 200 milyonluk Afganistan ve Pakistan varlığına dikkat çekiyor. 500 milyonluk bir büyüklüğe karşı, 100 milyonluk Rus nüfusundan bahsediyor. Sonra, Türkiye ile birlikte aynı dili konuşan Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tataristan ve Başkurdistan’ı işaret ediyor. “Türkler, Azerbaycan’la birleşip Ermenistan’ı ezecekler” diyor: -Tamamen ezecekler! Jurinovski uç bir örnek. Ancak, Ruslar üzerinde az ya da çok Türk ve İslam tedirginliği olduğu da bir gerçek. Çünkü, gelişen sadece Türkiye değil. Türk Cumhuriyetleri de geleceğin parlak ülkeleri arasında. Azerbaycan, bölgesinin yıldızı. Baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Silahlı Kuvvetleri, dünyanın ilk 50 ordusu içinde. Üstelik, Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, eşi Mehriban Aliyeva ile birlikte büyük bir değişim hareketi başlatmış durumda. *** Aliyev, sıkıntılardan ve safralardan kurtularak kesintisiz bir 4 yıl kazanmak için Parlamento’yu feshetti ve seçimleri yeniledi. Listeler gençleştirildi. Halkta tepki gören isimler ayıklandı. Seçimin yapıldığı pazar günü biz de oradaydık. Parlamento’da 125 sandalye için 1.314 adayın yarışına gözlemcilik ettik. Demokratik bir seçim gerçekleştirildi ve Aliyev hedeflediği sonucu elde etti. Seçimde bol miktarda FETÖ’cü aday dikkati çekti. FETÖ, Azerbaycan’da “Bitmedik, ayaktayız, biz de varız” mesajı vermeye çalıştı. Çünkü orada da uzun yıllardır çalışarak oluşturduğu bir alt yapı var. Kolay değil bir anda yok etmek! Azerbaycan’da şimdi icraat zamanı… Aliyev, önümüzdeki 4 yılı iyi değerlendirip, hedeflediği değişim hareketini sonuçlandırmayı planlıyor. Ancak, son derece dikkatli hareket etmek zorunda. Ukrayna’daki değişim hareketini gördük, başarısız oldu. Gürcistan’daki ise çatışma ile sonuçlandı. O &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div class="row shaperin1alt1">
<div class="newsdetailwrap">
<div class="imagewrapper">
<div class="texts">
<p><strong>Rus </strong>Türkolog ve siyasetçi<strong> Jirinovski “Neden Avrupalılar Türkiye’yi kabul etmiyor?” </strong>diye soruyor. Cevabı kendisi veriyor:</p>
<p><strong>-Çünkü korkuyorlar!</strong></p>
<p><strong>Rusların</strong> da korkması gerektiğini söylüyor. <strong>30 yıl</strong> sonra <strong>150</strong>’şer <strong>milyonluk</strong> <strong>Türkiye</strong> ve İran ile <strong>200 milyonluk Afganistan</strong> ve <strong>Pakistan </strong>varlığına dikkat çekiyor. <strong>500</strong> milyonluk bir büyüklüğe karşı, <strong>100 milyonluk Rus</strong> nüfusundan bahsediyor.</p>
<p>Sonra, <strong>Türkiye</strong> ile birlikte aynı dili konuşan <strong>Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kazakistan, Tataristan </strong>ve <strong>Başkurdistan</strong>’ı işaret ediyor. <strong>“Türkler, Azerbaycan’la birleşip Ermenistan’ı ezecekler”</strong> diyor:</p>
<p><strong>-Tamamen ezecekler!</strong></p>
<p><strong>Jurinovski </strong>uç bir örnek. Ancak, <strong>Ruslar</strong> üzerinde az ya da çok <strong>Türk</strong> ve İslam tedirginliği olduğu da bir gerçek. Çünkü, gelişen sadece <strong>Türkiye</strong> değil. <strong>Türk Cumhuriyetleri</strong> de geleceğin parlak ülkeleri arasında.</p>
<p><strong>Azerbaycan</strong>, bölgesinin yıldızı. Baş döndürücü bir hızla gelişiyor. Silahlı Kuvvetleri, dünyanın ilk 50 ordusu içinde.</p>
<p>Üstelik,<strong> Cumhurbaşkanı İlham Aliyev</strong>, eşi <strong>Mehriban Aliyeva</strong> ile birlikte büyük bir değişim hareketi başlatmış durumda.</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p><strong>Aliyev, </strong>sıkıntılardan ve safralardan kurtularak kesintisiz bir 4 yıl kazanmak için <strong>Parlamento</strong>’yu feshetti ve seçimleri yeniledi. Listeler gençleştirildi. Halkta tepki gören isimler ayıklandı.</p>
<p>Seçimin yapıldığı pazar günü biz de oradaydık. <strong>Parlamento</strong>’da <strong>125 </strong>sandalye için <strong>1.314</strong> adayın yarışına gözlemcilik ettik. Demokratik bir seçim gerçekleştirildi ve <strong>Aliyev</strong> hedeflediği sonucu elde etti.</p>
<p>Seçimde bol miktarda <strong>FETÖ</strong>’cü aday dikkati çekti. <strong>FETÖ, Azerbaycan</strong>’da <strong>“Bitmedik, ayaktayız, biz de varız”</strong> mesajı vermeye çalıştı. Çünkü orada da uzun yıllardır çalışarak oluşturduğu bir alt yapı var. Kolay değil bir anda yok etmek!</p>
<p><strong>Azerbaycan’</strong>da şimdi icraat zamanı…</p>
<p><strong>Aliyev, </strong>önümüzdeki 4 yılı iyi değerlendirip, hedeflediği değişim hareketini sonuçlandırmayı planlıyor. Ancak, son derece dikkatli hareket etmek zorunda. <strong>Ukrayna</strong>’daki değişim hareketini gördük, başarısız oldu. <strong>Gürcistan</strong>’daki ise çatışma ile sonuçlandı. O yüzden <strong>Azerbaycan </strong>sonuç alabilmek için hassas dengeleri gözeterek adımlar atmak zorunda!</p>
<p>Elbette hedef daha bağımsız bir <strong>Azerbaycan</strong>. Ancak, bu yapılırken <strong>Ukrayna</strong> ve <strong>Gürcistan</strong>’ın başına gelenleri yaşamamak gerekiyor.</p>
<p><strong>Moskova</strong>’da <strong>Jirinovski </strong>gibi kafalar pusuda!</p>
<p><strong>***</strong></p>
<p>Son dönemde <strong>Azerbaycan</strong>’da önemli gelişmeler oldu…</p>
<p>Ekonomi şeffaflaştı, bir yılda fazladan 700 milyon dolar vergi geliri sağlandı. Yolsuzluklar ile kayıp ve kaçakların üzerine gidildi. Halk rahatlatıldı, 3,5 milyar dolar civarında sosyal yardım yapıldı. Peş peşe yapılan artırımlarla asgari ücret ikiye katlandı.</p>
<p>Sistem oturmaya başladı.</p>
<p>Bu arada geçmişin yaraları sarıldı. Daha önce itilen, horlanan muhaliflere el uzatıldı. <strong>Mehriban Aliyeva</strong>, merhum <strong>Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey</strong>’in evini tamir ettirdi. Ailesini maaşa bağladı. <strong>Elçibey</strong>’in eşinin cenaze törenini bizzat üstlendi.</p>
<p>Doğal olarak menfaatleri zedelenenler saldırıya geçti. Sosyal medyada <strong>“Antidemokratik Aile Devleti”</strong> suçlamaları daha da arttı.</p>
<p>Bu noktadan baktığımızda <strong>“Yok aslında Azerbaycan’ın bizden pek farkı”</strong> diyebiliriz!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/azerbaycan-da-savasiyor/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>AB ile &#8220;İmtiyazlı Ortaklık&#8221;a Doğru</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ab-ile-imtiyazli-ortaklika-dogru/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ab-ile-imtiyazli-ortaklika-dogru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Mar 2019 09:01:14 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[ab ilişkileri]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[vize serbestisi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9020</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini, ‘bitmeyen ve sonu gelmeyen bir hikâye’ olarak tarif etmek yerinde olacaktır; 56 yıl üyelik için bekletilmek herhalde sonu olmayan hikâyeler silsilesini meydana getirir. Hem ülkemizde hem de AB’de nice siyasetçi(ler) gelip geçti; ne yazık ki hâlâ aynı nakarat devam etmekte: “Üzerinize düşen yükümlülükleri yerine getirmelisiniz.” Acaba AB, kendi içerisinde muhakeme yapar ise bu süreçte samimi oldular mı? Türkiye’nin sabrı kalmadı desek bile yine de hedef, AB’ye tam üyelik olmalı. Siyasi kişiliğine gerek saygı gerek de sevgi duyduğum zamanın Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun; “Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez, tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız” sözü, Türkiye’nin AB’ye başvuru sürecinin seyrini oluşturuyor. Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin uzun bir geçmişi olduğu aşikârdır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasının ardından 1959 yılında, Topluluğa tam üye olunması için başvuruda bulunmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından bugüne kadar geçen süre içinde, hatta daha öncesinden beri Batılılaşma ile modernleşme kavramının eş tutulması, ülkemizi; özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıta Avrupası’na veya onu merkez alarak kurulan siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya yöneltmiştir. Bundan dolayıdır ki Türkiye; Avrupa Konseyi, AGİT, OECD ve NATO’ya üye olmuştur. Aynı neden, Türkiye’yi Avrupa’nın bu en iddialı bütünleşme (entegrasyon) hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevk etmiştir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye-Avrupa Birliği (AB) ilişkilerini, ‘bitmeyen ve sonu gelmeyen bir hikâye’ olarak tarif etmek yerinde olacaktır; 56 yıl üyelik için bekletilmek herhalde sonu olmayan hikâyeler silsilesini meydana getirir. Hem ülkemizde hem de AB’de nice siyasetçi(ler) gelip geçti; ne yazık ki hâlâ aynı nakarat devam etmekte: “Üzerinize düşen yükümlülükleri yerine getirmelisiniz.”</p>
<p>Acaba AB, kendi içerisinde muhakeme yapar ise bu süreçte samimi oldular mı? Türkiye’nin sabrı kalmadı desek bile yine de hedef, AB’ye tam üyelik olmalı. Siyasi kişiliğine gerek saygı gerek de sevgi duyduğum zamanın Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun; “Yunanistan kendisini boş bir havuza atsa bile onu yalnız bırakmaya gelmez, tereddüt etmeden siz de atlayacaksınız” sözü, Türkiye’nin AB’ye başvuru sürecinin seyrini oluşturuyor.</p>
<p>Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin uzun bir geçmişi olduğu aşikârdır. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) kurulmasının ardından 1959 yılında, Topluluğa tam üye olunması için başvuruda bulunmuştur. Cumhuriyetin kurulmasından bugüne kadar geçen süre içinde, hatta daha öncesinden beri Batılılaşma ile modernleşme kavramının eş tutulması, ülkemizi; özellikle İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kıta Avrupası’na veya onu merkez alarak kurulan siyasi ve güvenlik oluşumlarının tümüne katılmaya yöneltmiştir. Bundan dolayıdır ki Türkiye; Avrupa Konseyi, AGİT, OECD ve NATO’ya üye olmuştur.</p>
<p>Aynı neden, Türkiye’yi Avrupa’nın bu en iddialı bütünleşme (entegrasyon) hareketine karşı kayıtsız kalmamaya sevk etmiştir. Dolayısıyla Avrupa ile bütünleşme sürecinin başlangıçtan itibaren ülkemiz için ekonomik amaçlarından ziyade siyasi amaçlarının olduğu vurgulanabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Ankara Antlaşması’ndan Gümrük Birliği’ne</strong></p>
<p>Türkiye’nin tam üyelik başvurusuna o zamanki adı ile AET tarafından verilen cevapta; Türkiye’nin kalkınma düzeyinin tam üyeliğin gereklerini yerine getirmeye yeterli olmadığı bildirilmiş ve tam üyelik koşulları gerçekleştirilinceye kadar geçerli olacak bir ‘Ortaklık Antlaşması’ imzalanması önerilmişti. Söz konusu Antlaşma, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara’da imzalanmıştır. Ankara Antlaşması doğrultusunda kurulan Türkiye-AB ortaklık ilişkisinin nihai hedefi ise Türkiye’nin Topluluğa (Birliğe) tam üyeliğidir.</p>
<p>Ankara Antlaşması çerçevesinde; hazırlık dönemi, geçiş dönemi ve nihai dönem olarak üç devre öngörülmüştür. Geçiş döneminin sonunda ise Gümrük Birliği’nin tamamlanması planlanmıştır. Antlaşmada öngörülen hazırlık döneminin sona ermesinin ardından 13 Kasım 1970 tarihinde imzalanan ve 1973 yılında yürürlüğe giren ‘Katma Protokol’de geçiş döneminin hükümleri ve tarafların üstleneceği yükümlülükler belirlenmiştir.</p>
<p>Ne var ki ‘Ankara Antlaşması’ ve ‘Katma Protokol’ öngörüldüğü şekilde uygulanamamıştır. Türkiye tarafından kendi yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinin ve Topluluk ile ilişkilere soğuk bakılmaya başlanmasının ardından, Topluluk tarafından da kendi yükümlülüklerinin aksatılmaması benimsenmiş ve ortaklık ilişkisinin geliştirilmesi yönünde çaba harcamaktan kaçınılması başlatılmıştı.</p>
<p>Başlangıçta sadece ekonomik olan sorunlar, 12 Eylül 1980 (darbe) döneminde ve Yunanistan’ın 1981 yılında Topluluğa tam üye olması ile birlikte siyasi boyut da kazanmaya başlamıştır. Türkiye-AT (Avrupa Topluluğu) ilişkileri dondurulmuş ve mali işbirliğine son verilmiştir. Katma Protokol’ün ise sadece ticari hükümleri işletilmeye devam edilmiş, diğer bütün hükümleri ise atıl kalmıştır.</p>
<p>Türkiye’de 1983 yılında sivil idarenin yeniden kurulması, Türkiye-AB arasındaki ilişkileri yeniden canlandırmıştır. Türkiye tarafından hem 14 Nisan 1987 tarihinde AB’ye tam üyelik müracaatında bulunulmuş hem de ertelenmiş bulunan gümrük vergileri uyum ve indirim takvimi, 1988 yılından itibaren hızlandırılmış bir şekilde yeniden yürürlüğe alınmıştır. AB Komisyonu tarafından, 1989 yılında, Türkiye’nin tam üyelik müracaatına verilen cevap metninde; <em>“Türkiye’nin AB’ye tam üyelik konusundaki ehliyetinin kabul edildiği ancak; Topluluğun kendi içindeki derinleşme sürecinin tamamlanmasına ve gelecek genişlemesine kadar beklenmesi ve Türkiye ile Gümrük Birliği sürecinin bu arada tamamlanması önerilmiştir.” </em></p>
<p>Türkiye tarafından da öneri olumlu değerlendirilmiş ve Gümrük Birliği’nin Katma Protokol’de öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlık başlatılmıştır. İki yıl süren müzakerelerin sonucunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi Toplantısı’nda alınan karar uyarınca, Türkiye-AB arasında Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Fırsatları Daha İleri Taşımak</strong></p>
<p>Türkiye, 10-11 Aralık 1999 tarihlerinde, Finlandiya’nın Helsinki kentinde yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde oy birliği ile AB’ye aday ülke olarak kabul edilmiş ve diğer aday ülkeler ile eşit konumda olacağı açık ve kesin bir dil ile ifade edilmiştir. Helsinki Zirvesi kararlarına göre Türkiye, diğer aday ülkeler gibi bir Katılım Öncesi Stratejisi’nden yararlanacaktır. Böylece Türkiye, topluluk programları ve ajansları ile aday ülkeler ile AB arasında, katılım süreci çerçevesinde yapılan toplantılara katılma imkânına sahip olacaktır.</p>
<p>Zirvenin sonuç bildirisinde ayrıca önceki AB Konseyi kararları çerçevesinde bir katılım ortaklığı hazırlanmasını da öngörmektedir. Bu doğrultuda Türkiye tarafından yerine getirilmesi gereken, kısa ve orta vadeli öncelikleri tanımlayan ‘Katılım Ortaklığı Belgesi’, 8 Kasım 2000 tarihinde, AB Konseyi tarafından kabul edilmiştir.</p>
<p>2002 yılında düzenlenen Kopenhag Zirvesi’nde, Türkiye’ye ilişkin olarak; 2004 yılı sonunda yayınlanacak İlerleme Raporu’nun olumlu olması durumunda gecikilmeden müzakerelerine başlanacağı yönünde bir karar alınmıştır. Diğer taraftan Zirve’de; Türkiye için yeni bir Katılım Ortaklığı Belgesi’nin hazırlanmasına karar verilmiş ve Türkiye’nin bu belgeye cevabı niteliğinde olan Türkiye’nin AB Müktesebatını Üstlenmesine İlişkin Ulusal Programı’nın güncellenmesi gereği ortaya çıkmıştır. 2004 yılında Belçika’nın Brüksel kentinde yapılan zirvede ise belli siyasi şartların yerine getirilmesi koşulu ile Türkiye ile müzakerelerin 3 Ekim 2005 tarihinde başlatılmasına karar verilmiştir.</p>
<p>Türkiye-AB ilişkileri için geçen yılki (Mart 2018) Varna Zirvesi yapıcı onarımlar için nasıl bir fırsat ise bu yıl da Bükreş’te gerçekleştirilecek zirvede var olan onarım ve fırsatları daha ileri taşımak lazım. Varna Zirvesi’nde, AB ile Türkiye arasındaki sığınmacı antlaşması, göçün önlenmesi, terörle mücadele ve diğer güvenlik meselelerine odaklanmıştı.</p>
<p>Bükreş Zirvesi’nde (Mart 2019) Türkiye, AB ile ilişkilerine ivme kazandırmak istese bile Türkiye’de ve Avrupa’da 2019’da gerçekleşecek seçimler nedeniyle özellikle vize serbestîsi ve Gümrük Birliği’nin modernize (güncellenmesi) sürecinde kısa vadede büyük ilerlemeler beklememek lazım. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal, bu süreçte yaşanan ihraçlar ve tutuklamalar AB cephesinde Türkiye’nin Kopenhag kriterlerinden uzaklaştığı eleştirilerine neden olurken, ilişkiler durma noktasına gelmişti.</p>
<p>2018 Temmuz’unda OHAL kaldırılıp, Türkiye’nin Almanya ve Hollanda gibi ülkelerle ikili ilişkileri geliştirip, bu ülkelere üst düzey ziyaretleri başlatmış olmasına rağmen bu yıl da üyelik müzakereleri çerçevesinde yeni bir başlık açılamadı, vize serbestîsi ve Gümrük Birliği’nin modernize sürecinde büyük bir ilerleme sağlanamadı. Bu nedenler dolayısıyla Türkiye, Romanya Dönem Başkanlığı’nda ilişkilere ivme kazandırabilmeyi hedefliyor/hedeflemelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Sonuç</strong></p>
<p>2019’un ilk yarısında AB Dönem Başkanlığını ülkemizin Balkanlarda iyi ilişkiler içerisinde olduğu Romanya tarafından üstlenecek olması fırsat. Türkiye-AB arasında 18 Mart 2016’da gerçekleştirilen göç anlaşmasının en önemli unsurlarından olan vize serbestîsi süreci halen devam ediyor. Vize serbestîsi sürecinin gerektirdiği kriterlerden olan biyometrik pasaportlarla ilgili sürecin tamamlanarak bu kriterin yerine getirilmesi, kişisel verilerin korunması kanunu, terörle mücadele kanunu, Europol ve Türkiye arasında işbirliği, adli işbirliği gibi alanlarda atılması gereken adımlardır.</p>
<p>Reform Eylem Grubu toplantısının üç yıl aradan sonra Dışişleri, Adalet, İçişleri ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından gerçekleştirilmesi reform sürecine ivme kazandırmakla birlikte ilerisi için yapıcı ve onarıcı olacaktır.</p>
<p>Türkiye-AB arasındaki en yüksek karar organı olan Ortaklık Konseyi üç buçuk yıldır toplanamıyordu. Bükreş Zirvesi’nde bunun (Mart 2019) gerçekleşebileceğini Rumen yetkililerinin belirtmesiyle Türkiye-AB ilişkilerinde yeni bir seyir izlenecektir. Her ne kadar Avrupa Parlamentosu’nun (AP) ‘Türkiye Raporu’nda müzakere sürecinin askıya alınması veya aşırı sağ tarafından sona erdirilmesi gibi ifadeler yer alsa bile tavsiye niteliğinde olacak ve bağlayıcılığı olmayacaktır.</p>
<p>AB, 56 yıl kapısında bekleyen Türkiye’yi görmezden gel­miştir. AB, Türkiye konusunda hiçbir zaman samimiyet testinden geçememiştir. Türkiye hiçbir zaman AB’ye tam üye olamayacaktır. Ezcümle; Türkiye-AB iliş­kisi “Derinleştirilmiş Gümrük Birliği” veya “İmtiyazlı Ortak” şeklinde gerçekleşebilecektir.</p>
<p><strong>Güney Ferhat BATI </strong></p>
<p><strong>Öğretim Görevlisi</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ab-ile-imtiyazli-ortaklika-dogru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Avrupa Birliği “Değerleri”nde Macaristan Çatlağı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/avrupa-birligi-degerlerinde-macaristan-catlagi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/avrupa-birligi-degerlerinde-macaristan-catlagi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Güney Ferhat Batı]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 30 Sep 2018 21:50:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[AB]]></category>
		<category><![CDATA[Avrupa Birliği]]></category>
		<category><![CDATA[Macaristan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2785</guid>

					<description><![CDATA[AB için böyle bir kriz ilk değildir. AB Komisyonu 2017 yılında benzer bir süreci Polonya’ya karşıda başlatmıştı. Tasarı, resmi olarak geçen yıl AB Parlamentosu’ndan geçmişti. Bu nedenledir ki AB Komisyonu var olan değerleri korumak adına Macaristan’a yaptırımı uygulayacak veya tavsiye niteliğinde karar alacaktır. Birleşmiş Avrupa tasavvuru ve ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüşüp Kıta Avrupası ülkelerinin hükümet politikalarında uzun vadeli bir hedef haline gelmeden önce sadece filozoflar ve önsezili kimselerin düşüncelerinde yaşıyordu. Avrupa Birleşik Devletleri, hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında her alanda büyük yıkıma uğrayan Kıta Avrupası, bu vaziyetten kurtulabilmek için bir çıkış yolu aramaktaydı. Bunun sonucunda ise Kıta Avrupası’nda barışın yeniden kurulması, ülkelerin ortak “Değerler” etrafında bir araya gelmesi ve özellikle refahı artıracak şekilde ekonomik alanda kuvvetli bir işbirliğinin başlatılması fikri her geçen gün daha yüksek bir sesle dile getirilmeye başlanmıştı. Avrupa çapında barışın sağlanması ve Avrupa ülkeleri arasında ekonomik bir işbirliğinin kurulması amacından hareketle ileride siyasi bir birliğin temellerinin atılması hedeflenmekteydi. Bu doğrultuda, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg tarafından 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kuran Paris Antlaşması ile 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (AAET) kuran Roma Antlaşmaları imzalandı. AB’nin mihenk taşları olan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>AB için böyle bir kriz ilk değildir. AB Komisyonu 2017 yılında benzer bir süreci Polonya’ya karşıda başlatmıştı. Tasarı, resmi olarak geçen yıl AB Parlamentosu’ndan geçmişti. Bu nedenledir ki AB Komisyonu var olan değerleri korumak adına Macaristan’a yaptırımı uygulayacak veya tavsiye niteliğinde karar alacaktır.</strong></p>
<p>Birleşmiş Avrupa tasavvuru ve ülküsü, gerçek bir siyasi projeye dönüşüp Kıta Avrupası ülkelerinin hükümet politikalarında uzun vadeli bir hedef haline gelmeden önce sadece filozoflar ve önsezili kimselerin düşüncelerinde yaşıyordu. Avrupa Birleşik Devletleri, hümanist ve barışçı bir hayalin parçasıydı. İkinci Dünya Savaşı sonrasında her alanda büyük yıkıma uğrayan Kıta Avrupası, bu vaziyetten kurtulabilmek için bir çıkış yolu aramaktaydı. Bunun sonucunda ise Kıta Avrupası’nda barışın yeniden kurulması, ülkelerin ortak “Değerler” etrafında bir araya gelmesi ve özellikle refahı artıracak şekilde ekonomik alanda kuvvetli bir işbirliğinin başlatılması fikri her geçen gün daha yüksek bir sesle dile getirilmeye başlanmıştı. Avrupa çapında barışın sağlanması ve Avrupa ülkeleri arasında ekonomik bir işbirliğinin kurulması amacından hareketle ileride siyasi bir birliğin temellerinin atılması hedeflenmekteydi. Bu doğrultuda, Almanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya ve Lüksemburg tarafından 1951 yılında Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu (AKÇT) kuran Paris Antlaşması ile 1957 yılında Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu (AET) ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu (AAET) kuran Roma Antlaşmaları imzalandı.</p>
<p>AB’nin mihenk taşları olan AKÇT, AET ve AAET’nin fikir babaları; Jean Monnet (Fransa Planlama Teşkilatı Başkanı), Robert Schumann (Fransa Dışişleri Bakanı), Konrad Adenauer (Almanya Başbakanı), Walter Hallstein (AB Komisyonu ilk başkanı) Alcide de Gasperi (İtalya’nın ilk başbakanı), Paul H. Spaak (Avrupa Parlamentosu ilk başkanı) ve Altiero Spinelli (İtalyan Siyaset Bilimci) gibi kurucular yaşamış olsaydı, AB Parlamentosu’nun Macaristan için aldığı yaptırımından memnun kalırlardı. Çünkü AB, Avrupa’nın yüzyıllar boyunca kazandığı deneyimle ve oluşturduğu ortak ilkeler temelinde meydana getirildi. Avrupa devletlerinin ortak deneyimlerinin sonucu oluşan ilke ve idealler olan kalıcı barışın sağlanması, toplumsal refah, dayanışma, özgürlük, demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, pazar ekonomisi ve girişim özgürlüğü, bu yeni bütünleşme hareketinin temellerini oluşturmaktı. Aynı zamanda AB’de asıl amaç, üye devletlerin ve vatandaşlarının ulusal, kültürel, dilsel, dinsel çeşitliliğini bir potada eritmek değil, bu çeşitliliğin getirdiği dinamizmi güce dönüştürebilmekti.</p>
<p>AB’nin değerleri, AB Antlaşması’nın 2. maddesinde şöyle ifade edilmektedir: <em>“Birlik, insan onuru, özgürlük, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve azınlıklara mensup kişilerin hakları da dâhil olmak üzere insan haklarına saygı ilkeleri üzerine kurulmuştur. Bu değerler, çoğulculuk, ayrımcılık yapmama, hoşgörü, adalet, dayanışma ve kadın-erkek eşitliğinin hâkim olduğu bir toplumda üye devletler için ortaktır.”</em> AB, Avrupa halklarının ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel alanlarda birbirleriyle kaynaşmasını öngören, Avrupa devletlerinin ve vatandaşlarının bir araya gelerek oluşturduğu “uluslar üstü” bir yapıdır. Bu yapı, üye devletler arasında imzalanan uluslararası antlaşmalarla kuruldu ve aynı antlaşmalarla bazı alanlarda karar alma ve düzenleme yetkisi üye devletler tarafından AB’ye verildi. Böylelikle, dünyada bir benzeri daha olmayan, tüm üye devletleri ve vatandaşlarını aynı anda, aynı şekilde ve aynı ölçüde bağlayan bir hukuk sistemi meydana getirildi. Antlaşma metnindeki madde de belirtildiği gibi AB için değerler ön plandadır. Bu değerler, AB’nin kurucularının da ifade ettiği gibi olmazsa olmazlardır. Zaten AB’yi diğer uluslararası siyasi ve ekonomik örgütlerden hem farklı kılan hem de öncü kılan bu değerler üzerine inşa edilmesidir.</p>
<p><strong>Derinleşen Sığınmacı-Mülteci Krizi</strong></p>
<p>Macaristan, AB’nin en büyük genişleme politikasını hayata geçirdiği 2004’te, AB’ye tam üye oldu. Şahsi kanaatim-analizim 2004 AB Genişleme Politikası niceliksel ve fiziksel olarak AB’yi büyütmüştür! Keza 2004 AB Genişleme Politikası’nın özüne bakıldığında ise tam üye olarak aldığı ülkelerin hâlihazırda hâlâ AB değerlerini benimseyemediği ve üzerlerine düşen kriterleri yerine getiremediği apaçık ortadadır. Bunlardan biri de Macaristan. On milyonun üzerinde bir nüfusa sahip ve etnik yapısı itibariyle Orta Avrupa’nın en homojen ülkesi. Bu da ister istemez Macarlarda milliyetçilik olgusu gerçeğini ve bununla birlikte AB’nin değerlerini kanıksamakta bazı sıkıntıları kendisiyle beraber getirmiş oldu. Örneğin, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın ülkesi üzerinden Batı Avrupa’ya ulaşan sığınmacıları geri kabul etmeyeceklerini ama söz konusu sığınmacıların Yunanistan’a geri taşınması sürecine yardımcı olacaklarını ifade etmesi. Başbakan V. Orban’ın Macaristan’ın sığınmacı konusundaki duruşunun 2015’ten bu yana değişmediğini, Balkanlar üzerinden AB topraklarına ulaşan mültecilerin ilk olarak Yunanistan üzerinden kıtaya ayak bastıklarını bu nedenledir ki sığınmacı kabul etmeyeceklerini söylemesi, AB ile Macaristan arasında kriz yarattı. Orban’ın geri adım atmamakta kararlı duruş sergilemesi ile sığınmacı-mülteci krizinin derinleşmesine doğru yol aldı. Avrupa Parlamentosu (AP), AB’nin, Macaristan’a demokratik kuralları düzenli olarak ihlal ettiği gerekçesiyle cezai süreç başlatmasına karar verdi. Strasburg’daki Genel Kurul Toplantısı’nda yapılan oylamada, teklif 48 çekimser olmak üzere 197’ye karşı 448 oyla kabul edildi. AB Parlamentosu, Macaristan’da, AB’nin kurucu değerlerinin ciddi şekilde ihlal edildiğini açık bir şekilde ifade etmiş oldu. Yargı bağımsızlığı, ifade özgürlüğü, yolsuzluk, azınlık hakları ve göçmenlerin ve mültecilerin durumunu temel kaygılar olarak sıraladı. AB Parlamentosu, AB üye ülkelerinin, antlaşma metnindeki 7. maddeye göre Macaristan’ın, AB’nin kurucu değerlerini ihlal etme riski altında olup olmadığını belirlemelerini istedi. Önerinin kabul edilmesi için üyelerin mutlak çoğunluğu (376) ve oyların üçte ikisi &#8211; çekimserlerin hariç tutulması lazımdı. AB Parlamentosu AB Konseyi’ne, birliğin kurucu değerlerine karşı sistemli bir tehdidi önlemek için üye devlete karşı harekete geçmesi çağrısında bulundu. Yukarıda değindiğimiz gibi AB Antlaşması 2. maddesinde yer alan ve AB Temel Haklar Şartı’nda yansıtılan bu değerler, demokrasi, eşitlik, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygıyı içermektedir. MEP’ler AB ülkelerini, AB Antlaşması’nın 7(1) maddesinde belirtilen prosedürü başlatmaya çağırdı. AB Parlamentosu, Macaristan’ın AB’ye katılımının “siyasi yelpazede geniş bir fikir birliği ile egemen bir karara dayalı gönüllü bir eylem olduğunu” hatırlattı ve herhangi bir Macar hükümetinin, AB’nin değerlerinin ciddi bir şekilde ihlal edilme riskini ortadan kaldırma görevini üstlendiğinin altını çizdi. Parlamentonun başlıca endişeleri şunlardır;</p>
<p>• Anayasal ve seçim sisteminin işleyişi,<br />
• Yargının bağımsızlığı,<br />
• Yolsuzluk ve çıkar çatışmaları,<br />
• Gizlilik ve veri koruma,<br />
• İfade özgürlüğü,<br />
• Akademik özgürlük,<br />
• Din özgürlüğü,<br />
• Örgütlenme özgürlüğü,<br />
• Eşit muamele hakkı,<br />
• Romanlar ve Yahudiler olmak üzere azınlıklara mensup kişilerin hakları,<br />
• Göçmenlerin, sığınmacıların ve mültecilerin temel hakları,<br />
• Ekonomik ve sosyal haklar,</p>
<p>Sonuç olarak; AB kendisi için vazgeçilmez olan demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü vb. değerler üzerine kuruldu. AB’yi dünyada NAFTA, APEC, SAARC gibi birçok örgütten hatta tüm örgütlerden ayıran bu “değerler”i olmuştur. Bunun içindir ki AB’yi farklı kılan da bu değerleridir. Aslında AB için böyle bir kriz ilk değildir. AB Komisyonu 2017 yılında benzer bir süreci Polonya’ya karşıda başlatmıştı. Polonya, yargı alanında getirdiği reform ve değişikliklerle ülkede demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine uymamakla suçlanmıştı. Polonya’ya yaptırımları başlatacak olan tasarı resmi olarak geçen yıl AB Parlamentosu’ndan geçmişti. Bu nedenledir ki AB Komisyonu var olan değerleri korumak adına Macaristan’a yaptırımı uygulayacak veya tavsiye niteliğinde karar alacaktır. Ancak tavsiye niteliğinde alacağı karar, AB değerlerinin sorgulanmasına yol açmayacak bir şekilde olmalı. Çünkü Birlik içerisindeki diğer üye ülkelerin özellikle son dönemlerde İspanya ve İtalya gibi (velev ki İtalya, AB’nin altı kurucusundan biri) ülkelerinde milliyetçilik-sığınmacı-mülteci vb. konularda ihlallerine yol açabilir. Her ne kadar V. Orban bu karara direneceğiz ve bu şantajlara boyun eğmeyeceğiz dese bile. Macaristan ile ilgili raporu yazan Judith Sargentini (Yeşiller/EFA, NL) şu sözleri önemlidir; <em>“Birlik devletini tartıştığımız hafta içinde, Avrupa Parlamentosu önemli bir mesaj gönderdi: Biz de dâhil olmak üzere tüm Avrupalıların hakları için ayağa kalkarız. Macar vatandaşlar ve Avrupalı değerlerimizi savunuyoruz. Şimdi, Avrupalı liderlerin sorumluluklarını üstlenmeleri ve Macaristan’da hukukun üstünlüğünün ortadan kalkmasıyla birlikte aradan izlemeye son vermeleri gerekiyor. Bu, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar üzerine kurulu bir Birlik için kabul edilemez.”</em> Bu sözlerden anlaşılacağı üzere AB “değerler” üzerine kuruludur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/avrupa-birligi-degerlerinde-macaristan-catlagi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
