<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>12 eylül &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/etiket/12-eylul/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Sep 2021 08:37:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>12 eylül &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>12 Eylül: Hüzün ve Mâtem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-huzun-ve-matem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-huzun-ve-matem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuri Kiraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2021 08:37:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[sağcı]]></category>
		<category><![CDATA[Solcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17696</guid>

					<description><![CDATA[“Sabah sağcının elinde patlayan, akşam solcunun elinde patlayan “İhtilal şartları oluşsun” diye binlerce gencin birbirini katlet-ti-ril-mesinin üzerinden kırk bir yıl geçti. Farkında mıyız!” ON İKİ EYLÜL; HÜZÜN ve MÂTEM. Eylül, hüzün ve mâtem ayıdır. Fersude yaprakların dallarından kopup hoyratça savrulduğu&#8230; Hazan mevsiminin başladığı&#8230; Ağaçların kucağından kopup savrularak, gazele dönen yaprakların ilk rahmet damlalarıyla öpüldüğü aydır Eylül. Şairler için leylâ, acı çekenler için bir muammâdır Eylül. Bir sabah ansızın nice idealist gencin anaların kollarından koparılıp hapishane odalarına tıkıldığı, yerde sürünen yapraklar gibi ezildiği hüzün dolu bir aydır Eylül&#8230; Tek arzusu Kaf Dağı&#8217;nda bulmayı umduğu, &#8220;Kızıl Elmaya&#8221; ya da &#8220;İdeal Dünyaya&#8221; doğru kanat çırpan ciğerpâresi Simurg&#8217;ların kanatlarının ve hayallerinin kırıldığı aydır Eylül. Ütopik de olsa idealleri çalınmış, ideolojileri, siyasi duruşları yok edilmiş, üreten, sorgulayan tartışan gençlerin yok edilmeye çalışıldığı, ‘neme lazımcı’, &#8216; mücadelesi olmayan&#8217;, ‘etliye sütlüye karışmayan’, dahası “emperyalizm diye bir derdi kalmamış sevişken ve hedonist bir nesil hedefleyenlerin” her on yılda bir kirlettiği aydır Eylül&#8230; Umarsızca kırdırılan, belki aldatılan en büyük aşkı ülkesi olan, yitip giden Anadolu&#8217;nun saf ve masum deli tayları olan gençleri rahmetle anıyorum. Bu vesileyle, eline silah tutuşturulup kırdırılan gençlik değil de, eline kitap alıp okuyan, birbirini ötekileştirmeyen; bilakis anlayan, işi kimin değil de nasıl yaptığını önceleyen gençlerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Sabah sağcının elinde patlayan, akşam solcunun elinde patlayan “İhtilal şartları oluşsun” diye binlerce gencin birbirini katlet-ti-ril-mesinin üzerinden kırk bir yıl geçti. Farkında mıyız!”</p>



<p>ON İKİ EYLÜL; HÜZÜN ve MÂTEM.</p>



<p>Eylül, hüzün ve mâtem ayıdır. Fersude yaprakların dallarından kopup hoyratça savrulduğu&#8230;</p>



<p>Hazan mevsiminin başladığı&#8230;</p>



<p>Ağaçların kucağından kopup savrularak, gazele dönen yaprakların ilk rahmet damlalarıyla öpüldüğü aydır Eylül.</p>



<p>Şairler için leylâ, acı çekenler için bir muammâdır Eylül.</p>



<p>Bir sabah ansızın nice idealist gencin anaların kollarından koparılıp hapishane odalarına tıkıldığı, yerde sürünen yapraklar gibi ezildiği hüzün dolu bir aydır Eylül&#8230;</p>



<p>Tek arzusu Kaf Dağı&#8217;nda bulmayı umduğu, &#8220;Kızıl Elmaya&#8221; ya da &#8220;İdeal Dünyaya&#8221; doğru kanat çırpan ciğerpâresi Simurg&#8217;ların kanatlarının ve hayallerinin kırıldığı aydır Eylül.</p>



<p>Ütopik de olsa idealleri çalınmış, ideolojileri, siyasi duruşları yok edilmiş, üreten, sorgulayan tartışan gençlerin yok edilmeye çalışıldığı, ‘neme lazımcı’, &#8216; mücadelesi olmayan&#8217;, ‘etliye sütlüye karışmayan’, dahası “emperyalizm diye bir derdi kalmamış sevişken ve hedonist bir nesil hedefleyenlerin” her on yılda bir kirlettiği aydır Eylül&#8230;</p>



<p>Umarsızca kırdırılan, belki aldatılan en büyük aşkı ülkesi olan, yitip giden Anadolu&#8217;nun saf ve masum deli tayları olan gençleri rahmetle anıyorum.</p>



<p>Bu vesileyle, eline silah tutuşturulup kırdırılan gençlik değil de, eline kitap alıp okuyan, birbirini ötekileştirmeyen; bilakis anlayan, işi kimin değil de nasıl yaptığını önceleyen gençlerin yetişmesi temennisi, bir daha hüzünlü eylüller görmemek ümidiyle bu günü acıyla ve esefle hatırlıyorum.</p>



<p>İdealizmi ezen darbecileri ve şakşakçılarını lanetliyorum.</p>



<p>İnşaallah milletçe bir daha hüzünlü Mayıslar, Eylüller ve Temmuzlar yaşamayız. Emperyalizmin taşeronu apoletli ya da takkeli geçinen, sivil ya da askeri, sağ ya da sol geçinen örgüt ve yapıların kurbanı olmayız&#8230;</p>



<p>Eylül işte böyle bir ay; İnsanın ya ağlayası ya da şair olası geliyor.</p>



<p>Bekliyorum, bir de yağmur damlaları cama vurmayadursun, hüznüme rahmetiyle bir de mühür vursun.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-huzun-ve-matem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Anlatmaya Hiç Gerek Yok</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/anlatmaya-hic-gerek-yok/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/anlatmaya-hic-gerek-yok/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Firuz Türker]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Sep 2020 08:34:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[15 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[FETÖ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15738</guid>

					<description><![CDATA[12 Eylül&#8217;de bile bugünkü baskı yoktu diyene bir şey anlatmaya gerek yok.TBMM nin lağvedildiğini, anayasasın yürürlükten kaldırıldığını mı anlatacaksın.Bütün partilerin, Sendikaların, Derneklerin; kapatıldığını mı anlatacaksın.Yeni kurulan partilerin kurucularının cuntadan onay almak zorunda olduğunu, Fizik profesörü iken parti kusucusu olmak isteyen Erdal İnönü&#8217;nün bile veto edildiğini mi anlatacaksın.Erdal Eren&#8217;in 17 yaşında olmasına rağmen mahkeme kararıyla yaşı büyültülerek darağacına gönderildiğini mi anlatacaksın.700 kişiye idam cezası istendiğini, 517&#8217;sinin idama mahkum olduğunu, 50&#8217;sinin infaz edildiğini mi. Resmi rakamlara göre 650 bin kişinin göz altına alındığını, 171 kişinin işkencede öldüğünü mü. Yurt dışına kaçmak zorunda kalanlardan 40 bininin vatandaşlıktan çıkarıldığını mı.Hayır propagandasının yasak olduğu anayasa referandumunu mu. Yeni yetişip de bunları bilmeyene, diyeceğim bir şey yok. Fakat bile bile &#8217;12 Eylül bu kadar baskıcı değildi&#8217; diyene &#8216;hain&#8217; diyeceğim. Uşak ruhlu diyeceğim. Satılmış diyeceğim. Aşağılık yalancı diyeceğim. Aslında böyle söylemelerine şaşırmıyorum. Bu günü ve mevcut iktidarı kötülemek adına 12 Eylül&#8217;ün üstünü örtmeye kalkanlar 15 Temmuz&#8217;a da &#8216;tiyatro&#8217; dediler. &#8216;Kontrollü&#8217; dediler. Gözümüzün önündeki darbeye, darbe diyemediler. 251 Şehidin mümtaz hatırasına küfür etmiş oldular. İkibinden fazla gazinin yüzüne karşı &#8216;sahtekarsınız&#8217; merdivenden düşüp kendi kendinizi yaraladınız demeye getirdiler. Meclis dahil ülkemizin büyük kentleri bombalanırken bu sesleri ses bombası yerine koydular. Amerikancı köpeklerin kullandığı göklerimizi cayırtılarıyla yırtan kendi uçaklarımızı talim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>12 Eylül&#8217;de bile bugünkü baskı yoktu diyene bir şey anlatmaya gerek yok.<br>TBMM nin lağvedildiğini, anayasasın yürürlükten kaldırıldığını mı anlatacaksın.<br>Bütün partilerin, Sendikaların, Derneklerin; kapatıldığını mı anlatacaksın.<br>Yeni kurulan partilerin kurucularının cuntadan onay almak zorunda olduğunu, Fizik profesörü iken parti kusucusu olmak isteyen Erdal İnönü&#8217;nün bile veto edildiğini mi anlatacaksın.<br>Erdal Eren&#8217;in 17 yaşında olmasına rağmen mahkeme kararıyla yaşı büyültülerek darağacına gönderildiğini mi anlatacaksın.<br>700 kişiye idam cezası istendiğini, 517&#8217;sinin idama mahkum olduğunu, 50&#8217;sinin infaz edildiğini mi.<br></p>



<p>Resmi rakamlara göre 650 bin kişinin göz altına alındığını, 171 kişinin işkencede öldüğünü mü.<br></p>



<p>Yurt dışına kaçmak zorunda kalanlardan 40 bininin vatandaşlıktan çıkarıldığını mı.<br>Hayır propagandasının yasak olduğu anayasa referandumunu mu.</p>



<p>Yeni yetişip de bunları bilmeyene, diyeceğim bir şey yok. Fakat bile bile &#8217;12 Eylül bu kadar baskıcı değildi&#8217; diyene &#8216;hain&#8217; diyeceğim. Uşak ruhlu diyeceğim. Satılmış diyeceğim. Aşağılık yalancı diyeceğim.<br></p>



<p>Aslında böyle söylemelerine şaşırmıyorum. Bu günü ve mevcut iktidarı kötülemek adına 12 Eylül&#8217;ün üstünü örtmeye kalkanlar 15 Temmuz&#8217;a da &#8216;tiyatro&#8217; dediler. &#8216;Kontrollü&#8217; dediler. Gözümüzün önündeki darbeye, darbe diyemediler. 251 Şehidin mümtaz hatırasına küfür etmiş oldular. İkibinden fazla gazinin yüzüne karşı &#8216;sahtekarsınız&#8217; merdivenden düşüp kendi kendinizi yaraladınız demeye getirdiler. Meclis dahil ülkemizin büyük kentleri bombalanırken bu sesleri ses bombası yerine koydular. Amerikancı köpeklerin kullandığı göklerimizi cayırtılarıyla yırtan kendi uçaklarımızı talim yapıyor gibi göstermek istediler. Yunanistan&#8217;a darbeyi yöneten CIA Ortadoğu direktörünü kaçırıp oraya iltica eden vatan hainlerini, vatansever yerine koymaya çalıştılar. Darbeye darbe diyemediler ama o alçakları cezalandırmak için ilan edilen OHAL&#8217;e &#8216;darbe&#8217; demek alçaklığını ve şerefsizliğini gösterdiler.<br></p>



<p>Şimdi kalkıp da bunlara 12 Eylül&#8217;ü mü anlatacağız. Bu karanlık ruhlara, bu şeytana satılmışlara, elini kolunu sallaya sallaya girdiği her seçimi kaybedip de her birinden sonra &#8216;hile yaptılar&#8217; yalanına sarılana mı. Darbeye darbe demeyip de seçimle kazanana diktatör diyene mi. Joe Biden&#8217;s boys larına, FETÖ&#8217;nün çanak yalayıcılarına mı anlatacağız 12 Eylül&#8217;ü.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/anlatmaya-hic-gerek-yok/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asker vurdu, polis seyretti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asker-vurdu-polis-seyretti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asker-vurdu-polis-seyretti/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 09:15:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12480</guid>

					<description><![CDATA[Bombalar patlıyordu, kahvehaneler taranıyordu; bazı günler 15-20 genç hain pusularda katlediliyordu. Herkes evine kapanmıştı. Akşamları sokaklarda sadece köpek sürüleri ile silahlı militanlar geziyordu. Kurtarılmış bölgeler oluşmuştu. Kardeş kardeşi vuruyordu… Herkes bu gidişe “dur” denilmesini bekliyordu. 12 Eylül 1980 darbesi, işte böyle bir ortamda geldi. O yüzden ciddi bir toplumsal tepki ortaya çıkmadı. Aslında bu ortamı hazırlayanlar da o darbecilerdi. Müdahaleden kısa bir süre önce Ankara Bahçelievler’de bulunan MHP Genel Merkezi silahlı saldırıya uğramıştı. Önce elektrikler kesilmiş, ardından profesyonel saldırganlar devreye girmişti. Hepsi eğitimliydi ve ne yapacağını iyi biliyordu. Kapıda güvenliği sağlayan polisleri vurarak etkisiz hale getirdiler. Sonra yandaki MİSK Eğitim ve Kültür Merkezi’ne girdiler. İki genci katlettiler. İçeri bombalar koydular. Alparslan Türkeş ve MHP yetkilileri Ankara dışında mitingde oldukları için daha büyük bir katliam gerçekleştiremediler. İlginçtir, binanın hemen çaprazında Bahçelievler Polis Karakolu vardı. Silahlı saldırı devam ederken, bir tek polis çıkmadı dışarıya. Adeta saldırganların işlerini bitirmeleri için sessizce beklendi. Aynı ekip, Kızılay’da Selanik Caddesi’nde bulunan Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası’na da benzer bir saldırı düzenledi. Başkent’in göbeğinde bir katliam gerçekleştirdi. Ardından da ellerini kollarını sallayarak gittiler. Her iki saldırı gerçekleştirilirken Ankara’da sıkıyönetim uygulanıyordu. Şehrin güvenliği asker tarafından sağlanıyordu. Ama ne bir müdahale yapıldı, ne de saldırganlardan bir tanesi yakalanabildi. Rahmetli Mehmet Irmak, MHP’nin Genel İdare Kurulu üyesiydi. MHP Genel Merkezi’ne saldıranların isimlerini verdi, yakalanmalarını istedi. Yıllar sonra İçel Milletvekili olan rahmetli Ali Güngör de Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı olarak “Bunlar &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bombalar patlıyordu, kahvehaneler taranıyordu; bazı günler 15-20 genç hain pusularda katlediliyordu. Herkes evine kapanmıştı. Akşamları sokaklarda sadece köpek sürüleri ile silahlı militanlar geziyordu. Kurtarılmış bölgeler oluşmuştu. Kardeş kardeşi vuruyordu…</p>
<p>Herkes bu gidişe <strong>“dur”</strong> denilmesini bekliyordu. <strong>12 Eylül 1980</strong> darbesi, işte böyle bir ortamda geldi. O yüzden ciddi bir toplumsal tepki ortaya çıkmadı.</p>
<p>Aslında bu ortamı hazırlayanlar da o darbecilerdi. Müdahaleden kısa bir süre önce <strong>Ankara Bahçelievler’</strong>de bulunan <strong>MHP Genel Merkezi</strong> silahlı saldırıya uğramıştı. Önce elektrikler kesilmiş, ardından profesyonel saldırganlar devreye girmişti. Hepsi eğitimliydi ve ne yapacağını iyi biliyordu. Kapıda güvenliği sağlayan polisleri vurarak etkisiz hale getirdiler. Sonra yandaki <strong>MİSK Eğitim ve Kültür Merkezi</strong>’ne girdiler. İki genci katlettiler. İçeri bombalar koydular. <strong>Alparslan Türkeş</strong> ve <strong>MHP </strong>yetkilileri <strong>Ankara </strong>dışında mitingde oldukları için daha büyük bir katliam gerçekleştiremediler.</p>
<p>İlginçtir, binanın hemen çaprazında <strong>Bahçelievler Polis Karakolu</strong> vardı. Silahlı saldırı devam ederken, bir tek polis çıkmadı dışarıya. Adeta saldırganların işlerini bitirmeleri için sessizce beklendi.</p>
<p>Aynı ekip, <strong>Kızılay</strong>’da <strong>Selanik Caddesi</strong>’nde bulunan <strong>Türkiye Ziraat Mühendisleri Odası</strong>’na da benzer bir saldırı düzenledi. Başkent’in göbeğinde bir katliam gerçekleştirdi. Ardından da ellerini kollarını sallayarak gittiler.</p>
<p>Her iki saldırı gerçekleştirilirken <strong>Ankara</strong>’da sıkıyönetim uygulanıyordu. Şehrin güvenliği asker tarafından sağlanıyordu. Ama ne bir müdahale yapıldı, ne de saldırganlardan bir tanesi yakalanabildi.</p>
<p>Rahmetli <strong>Mehmet Irmak, MHP</strong>’nin <strong>Genel İdare Kurulu</strong> üyesiydi. <strong>MHP Genel Merkezi</strong>’ne saldıranların isimlerini verdi, yakalanmalarını istedi. Yıllar sonra İçel Milletvekili olan rahmetli <strong>Ali Güngör</strong> de <strong>Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı </strong>olarak <strong>“Bunlar ordu mensubu, asker”</strong> dedi. O da isim verdi. Hiç birinden sonuç çıkmadı.</p>
<p><strong>Süleyman Demirel</strong> ise yıllar sonra <strong>Başbakan</strong> olarak yaptığı açıklamada, mealen <strong>“Terörle mücadele görevinizi yerine getirmediniz, terörü siz azdırdınız, sonra da bize darbe yaptınız”</strong> dedi.</p>
<p>İlginçtir, kan gövdeyi götüren <strong>Türkiye</strong>’de <strong>12 Eylül</strong> sabahı her şey güllük-gülistanlık oldu!</p>
<p align="center"><strong>***</strong></p>
<p>Ordu emir komuta zinciri içinde yönetime el koymuştu. Ama arkasında başka güçler vardı. Nitekim yıllar sonra bu güçlerin kim olduğu anlaşıldı. <strong>12 Eylül</strong> sabahı, <strong>Ankara</strong>’dan <strong>Washington</strong>’a <strong>“Bizim çocuklar başardı”</strong> mesajının gittiği ortaya çıktı.</p>
<p>Ne yaptı o çocuklar?</p>
<p><strong>Türkiye’</strong>nin yıllarca engellediği <strong>Yunanistan</strong>’ın <strong>NATO</strong>’nun askeri kanadına dönmesine şartsız onay verdiler. Daha önce <strong>“hayır” </strong>cevabı verilen <strong>Türkiye</strong>’deki <strong>ABD</strong> üsleri ile ilgili ne kadar talep varsa hepsine <strong>“olur”</strong> dediler. Aradan tam 36 sene geçti. <strong>Türkiye, 15 Temmuz 2016</strong>’da yeni bir darbe girişimine sahne oldu. Ama bu defa <strong>ABD</strong>’ye <strong>“Bizim çocuklar başardı”</strong> mesajı gönderilemedi. Bu millet, <strong>Amerika</strong>’nın dış operasyonlar günlüğüne, <strong>“Olmadı, beceremedik”</strong> notunu düşürdü!</p>
<p><strong>ABD</strong> ile bugün yaşadığımız problem ve çekişmeleri işte bu çerçevede değerlendirmek lazım!</p>
<p>Emin Pazarcı/Akşam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asker-vurdu-polis-seyretti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül&#8217;ü Yaşayan Bilir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylulu-yasayan-bilir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylulu-yasayan-bilir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 13 Sep 2019 09:14:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12475</guid>

					<description><![CDATA[Hiç unutmam; büyük bir sevinçle Anadolu’dan gelmiştik. Zorluklar içinde okulu bulmuştuk. Kalacak yurdu bulsak da  yer bulamamıştık. Gerçi yurtta yer olsa da, karşılayacak parayı bulamayacaktık. Bu zorluklar içinde üç seneyi geçirdik. Artık köyüme gidip sılayı rahim yapıp, liseye dinlenmiş olarak başlamak istiyordum. Çünkü okuma aşkıyla her türlü zahmeti göğüslemiştik. Canım annemin yün yatağında yatarken, tek iletişim aracı olan radyo başucumda idi. Sabahın o güzel vaktinde radyoyu açtım. Haber dinleyeyim derken, Kenan Evren’ in o cırtlak sesiyle ‘netekimli’ nutuklar şimşek gibi çarptı kulağıma. Her şey allak bullak olmuştu. Neler oldu, neler yasandı, daha neler yaşanacaktı? İşimiz daha da zorlaştı. İstanbul’a gidebilecek miydim? Gitsem okul açık olacak mıydı? Okul açık olsa da yurt ne olacaktı? Tüm bunlar beni birkez daha karamsarlığa itti. Neyse… Öncesini şu an yazmadığım gibi sonrasını da yazmayayım. Çile bülbülüm çile..Okulumuza geldik. Anadolu’dan gelen öğrencilerin % 90’ı geri gitmişti çünkü 45 kişilik sınıfta tanıdık 4 kişi kalmıştık.Bizim evimiz olan yurdumuz da kapanmıştı. Zorluklar içinde bir seneyi yurtsuz yuvasız geçirdik. Şu an yazmasam bile, -notlarım var- ileri ki günlerde yazarak anlatacağım çok şey var. 12 Eylül’ü yaşamayanlar ve kendi ruhlarına uygun darbe sevicileri 12 Eylül’ü anlamaz. 12 Eylül neymiş  bakalım.; İşte 12 Eylülün bilançosu: * Gözaltına alınanlar: 650.000 * Fişlenenler: &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hiç unutmam; büyük bir sevinçle Anadolu’dan gelmiştik. Zorluklar içinde okulu bulmuştuk. Kalacak yurdu bulsak da  yer bulamamıştık. Gerçi yurtta yer olsa da, karşılayacak parayı bulamayacaktık.</p>
<div class="ads"></div>
<p>Bu zorluklar içinde üç seneyi geçirdik. Artık köyüme gidip sılayı rahim yapıp, liseye dinlenmiş olarak başlamak istiyordum. Çünkü okuma aşkıyla her türlü zahmeti göğüslemiştik.</p>
<p>Canım annemin yün yatağında yatarken, tek iletişim aracı olan radyo başucumda idi. Sabahın o güzel vaktinde radyoyu açtım. Haber dinleyeyim derken, Kenan Evren’ in o cırtlak sesiyle ‘netekimli’ nutuklar şimşek gibi çarptı kulağıma. Her şey allak bullak olmuştu. Neler oldu, neler yasandı, daha neler yaşanacaktı?</p>
<p>İşimiz daha da zorlaştı. İstanbul’a gidebilecek miydim? Gitsem okul açık olacak mıydı? Okul açık olsa da yurt ne olacaktı? Tüm bunlar beni birkez daha karamsarlığa itti. Neyse… Öncesini şu an yazmadığım gibi sonrasını da yazmayayım.</p>
<p>Çile bülbülüm çile..Okulumuza geldik. Anadolu’dan gelen öğrencilerin % 90’ı geri gitmişti çünkü 45 kişilik sınıfta tanıdık 4 kişi kalmıştık.Bizim evimiz olan yurdumuz da kapanmıştı. Zorluklar içinde bir seneyi yurtsuz yuvasız geçirdik. Şu an yazmasam bile, -notlarım var- ileri ki günlerde yazarak anlatacağım çok şey var.</p>
<div class="ads"></div>
<p>12 Eylül’ü yaşamayanlar ve kendi ruhlarına uygun darbe sevicileri 12 Eylül’ü anlamaz.</p>
<p>12 Eylül neymiş  bakalım.;</p>
<p>İşte 12 Eylülün bilançosu:</p>
<p>* Gözaltına alınanlar: 650.000</p>
<p>* Fişlenenler: 1.683.000</p>
<p>* Açılan dava sayısı: 210.00</p>
<p>* Sıkıyönetim mahkemelerinde yargılananlar: 230.00</p>
<p>* Bunlardan 141-142-163. maddelerden yargılananlar: 71.500</p>
<p>* Sivil mahkemelerde açılan davalar (1980-1988 yıllar arası): 9.508</p>
<p>* Yargılanan ‘örgüt üyesi’: 98.404</p>
<p>* Hüküm giyen ‘örgüt üyesi’: 21.764</p>
<p>* Vatandaşlıktan çıkarılanlar: 14.000</p>
<p>* Pasaport verilmeyenler: 388.000</p>
<p>* Siyasi mülteci olarak yurtdışına gidenler: 30.000</p>
<p>* Faaliyetten men edilen dernekler: 23.677</p>
<p>* Toplam 644 cezaevindeki hükümlü/tutuklu:52.000 (1990’da kalanlar)</p>
<p>* Açlık grevinde ölenler: 14</p>
<p>* Kaçarken vurulanlar: 16</p>
<p>* ‘Çatışma’da öldürülenler: 74</p>
<p>* ‘Doğal ölüm’ raporu verilenler: 73</p>
<p>* ‘İntihar’ ettiği bildirilenler: 43</p>
<p>* İşkence sonucu öldürülenler: 171</p>
<p>* Açılan işkence soruşturma veya davası: 9.962 (1982-1988 arası)</p>
<p>* İşkence yaptıkları suçlamasıyla yargılanan güvenlik görevlisi: 544</p>
<p>* 1402 Sıkıyönetim yasasına göre yapılan işlem: 18.525</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan memur: 7.245</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan öğretmen: 3.854</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan güvenlik görevlisi: 988</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan din görevlisi: 266</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan öğretim görevlisi: 120</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan mülki amir: 35</p>
<p>* Hakkında işlem yapılan hakim/savcı: 47</p>
<p>* Bölge dışına sürülenler: 7.233</p>
<p>* Görevlerine son verilenler: 4.891</p>
<p>* Sakıncalı olduğu gerekçesiyle işine son verilenler: 30.000</p>
<p>* Cezaevlerindeki gazetecilerin aldığı ceza toplamı: 3.315 yıl 3 ay</p>
<p>* İstanbul gazetelerinin yayın yapamadığı gün sayısı: 300 gün</p>
<p>* Gazetecilere istenilen hapis cezası: 4.000 yıl</p>
<p>* Cezaevlerindeki gazeteciler: 31</p>
<p>* Polisçe aranan gıyabi tutuklu gazeteciler: 13</p>
<p>* Silahlı saldırıda öldürülen gazeteciler: 3</p>
<p>* 16 günlük gazeteye açılan dava (1989’a kadar): 394</p>
<p>* Tazminat davalarının sayısı: 211</p>
<p>* İstenilen tazminat miktarı: 12 milyar 848 milyon</p>
<p>* Yakılarak yok edilen gazete, dergi, kitap:</p>
<p>39 ton</p>
<p>* Yok edilmek üzere depolarda bekleyen yayın: 40 ton</p>
<p>* Basın özgürlüğünü kısıtlayan yasa sayısı: 151</p>
<p>* Yasaklanan film sayısı: 927</p>
<p>* Haklarında idam cezası istenenler: 7.000</p>
<p>* Ölüm cezası verilenler: 517</p>
<p>* Askeri Yargıtay’ın onayladığı idam cezası: 124</p>
<p>* Dosyası Meclis’te bulunan idam hükümlüsü: 259</p>
<p>* İnfaz edilen idam cezası: 50</p>
<p>* İnfaz edilen sol görüşlü idam mahkumu: 18</p>
<p>* İnfaz edilen sağ görüşlü idam mahkumu: 8</p>
<p>1980-1985 yılları arasında;</p>
<p>* 22.912 kişiye 0-1 yıl ceza verildi.</p>
<p>* 10.784 kişiye 1-5 yıl ceza verildi.</p>
<p>* 6.186 kişiye 5-10 yıl ceza verildi.</p>
<p>* 2.396 kişiye 10-20 yıl ceza verildi.</p>
<p>* 939 kişiye 20 yılın üzerinde ceza verildi.</p>
<p>* 630 kişiye müebbet hapis cezası verildi.</p>
<p>* 420 kişiye ölüm cezası verildi.</p>
<p>Bunlar bilinenler…Ya bilinmeyenler? Ülkenin her alanda geri kalışı, ekonomisinin çöküşü, eğitim sisteminin alt üst oluşu ve ülkenin 30 yıl geri kalışıdır 12 Eylül.</p>
<p>Allah bir daha yaşatmasın, yaşatmak isteyenlere de fırsat vermesin.</p>
<p>Selam ve dua ile…</p>
<p>Hacı Arıcı</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylulu-yasayan-bilir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül Sorgulansaydı!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-sorgulansaydi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-sorgulansaydi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Sep 2019 07:36:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12463</guid>

					<description><![CDATA[Bizim millet olarak en büyük eksiklerimizden birisi, sorgulama kültürümüzün olmayışındandır. Bu da belki inancımızın gereğidir. Öyle ya, O Güzel Nebi (sav) “ölülerinizi hayırla yad ediniz” buyurmuş. Ve biz millet olarak belki de bu hadisin çerçevesinden çıkmamak için, geçmişin sorgulamasını yapmamışız. Oysa bir devrin sorgulanması, eğer hak etmişlerse, o devire imza atanları hayırla yad etmeye hiç engel değil. Biz hem o devri sorgularız, hem de o devire imza atanları, dediğim gibi, hak etmişlerse hayırla yad edebiliriz. Eğer benim anlatmak istediğim çerçevede 12 Eylül dönemini sorgulasaydık, karşımıza şu sorular çıkardı: Klasik anlamda da olsa 12 Eylülcüler: Sağcı mı, solcu mu? İlerici mi, gerici mi? Türkçü mü, Kürtçü mü? Dinli mi, dinsiz mi? 12 Eylül sorgulansa ve bu basit sorulara cevap aransaydı ne olurdu biliyor musunuz? MİT Tırlarıyla başlayan, Gezi Olayları ve 17-25 Aralık yargı darbesiyle devam, 15 Temmuz İşgal Girişimiyle zirveye çıkan FETÖ yapılanmasının ve Rabinoğlu Feto hareketinin ip uçlarına ta o zaman rastlanırdı. Bu sorgulama elbet 12 Eylül Çetesinin ülkeye hakim olduğu dönemde yapılamazdı. Fakat 1989’dan itibaren yapılabilirdi&#8230; Sorgulama yapılınca 12 Eylülcülerin sağcı solcu, ilerici gerici, Türkçü Kürtçü, dinli dinsiz ayrımı yapmadan toplumun bütün kesimlerine düşman olduğu anlaşılacaktı. Bu anlaşılma, dikkatleri 12 Eylül Çetesinin üzerine yoğunlaştıracak ve diline, dinine, meşrebine, mezhebine, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Bizim millet olarak en büyük eksiklerimizden birisi, sorgulama kültürümüzün olmayışındandır.</p>
<p>Bu da belki inancımızın gereğidir.</p>
<p>Öyle ya, O Güzel Nebi (sav) “ölülerinizi hayırla yad ediniz” buyurmuş.</p>
<p>Ve biz millet olarak belki de bu hadisin çerçevesinden çıkmamak için, geçmişin sorgulamasını yapmamışız.</p>
<p>Oysa bir devrin sorgulanması, eğer hak etmişlerse, o devire imza atanları hayırla yad etmeye hiç engel değil.</p>
<p>Biz hem o devri sorgularız, hem de o devire imza atanları, dediğim gibi, hak etmişlerse hayırla yad edebiliriz.</p>
<p>Eğer benim anlatmak istediğim çerçevede 12 Eylül dönemini sorgulasaydık, karşımıza şu sorular çıkardı:</p>
<p>Klasik anlamda da olsa 12 Eylülcüler:</p>
<p>Sağcı mı, solcu mu?</p>
<p>İlerici mi, gerici mi?</p>
<p>Türkçü mü, Kürtçü mü?</p>
<p>Dinli mi, dinsiz mi?</p>
<p>12 Eylül sorgulansa ve bu basit sorulara cevap aransaydı ne olurdu biliyor musunuz?</p>
<p>MİT Tırlarıyla başlayan, Gezi Olayları ve 17-25 Aralık yargı darbesiyle devam, 15 Temmuz İşgal Girişimiyle zirveye çıkan FETÖ yapılanmasının ve Rabinoğlu Feto hareketinin ip uçlarına ta o zaman rastlanırdı.</p>
<p>Bu sorgulama elbet 12 Eylül Çetesinin ülkeye hakim olduğu dönemde yapılamazdı.</p>
<p>Fakat 1989’dan itibaren yapılabilirdi&#8230;</p>
<p>Sorgulama yapılınca 12 Eylülcülerin sağcı solcu, ilerici gerici, Türkçü Kürtçü, dinli dinsiz ayrımı yapmadan toplumun bütün kesimlerine düşman olduğu anlaşılacaktı.</p>
<p>Bu anlaşılma, dikkatleri 12 Eylül Çetesinin üzerine yoğunlaştıracak ve diline, dinine, meşrebine, mezhebine, ideolojisine bakmaksızın toplumun bütün kesimlerine düşman olan Çetenin önünü açtığı, namertlerin kendi dilleriyle söyleyecek olursak, “Hizmet ve Himmet Hareketi” ya da bizim tanımlamamızla “Yalan ve Talan Düzeni” bütün çıplaklığıyla ortaya çıkacaktı.</p>
<p>Ve FETÖ çetesi bu kadar palazlanmadan; Rabinoğlu Feto bu denli ilahlaşmadan hesaplaşma başlayacak; yalana ve talana dayalı “Takiye Temelli” çok kimliklilerden ve çok kişiliksizlerden oluşan hareketin, devlete bu kadar sızmadan, ensesine binilecek, kafası koparılacaktı ya da kafası ezilecekti.</p>
<p>Bunun en azından üç faydası olacaktı:</p>
<p>1.Devlet yapımız bu denli hırpalanmamış olacak</p>
<p>2.Deccaliyet Fitnesi yuvalarımıza bu denli girmeyecek</p>
<p>3.Feto’yu ilahlaştıran insanımız islam’dan bu kadar uzaklaşmayacaktı.</p>
<p>Şimdi mi?</p>
<p>Ayıkla pirincin taşını!</p>
<p>Seyit Mehmet Şen</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-sorgulansaydi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>12 Eylül&#8217;ün Temeli 12 Mart&#8217;ta Atıldı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylulun-temeli-12-martta-atildi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylulun-temeli-12-martta-atildi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge Haber]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 13 Mar 2019 09:39:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[12 mart]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[kenan evren]]></category>
		<category><![CDATA[muhtıra]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9088</guid>

					<description><![CDATA[Yerel seçimlerin sebebiyet verdiği hır gür içerisinde Türk siyasi tarihinde önemli yer tutan darbelerden 12 Mart Muhtırası hadisesi gündemde pek yer edinemedi. Halbuki kime sorsanız darbelerin unutulmamasından ve hesaplarının sorulmasından, en azından millet hafızasında yaşatılarak ders alınmasından yana. 12 Mart Muhtırası, yine bir darbe ile yürürlüğe giren 27 Mayıs Anayasası Türkiye’sinde, dünyada süren Soğuk Savaş ortamının şekillendirdiği siyasi gerilim atmosferinde silahlı güçlerin demokrasiye bir müdahalesidir. 27 Mayıs öncesinde Demokratlar ve Halk Partililer cepheleşmesinde sürdürülen siyasi kamplaşma darbe sonrasında dünyadaki kamplaşmaya da paralel şekilde sağ-sol eksenine oturmuştu. Acımasız Soğuk Savaş ve Vietnam’da kanlı şekilde süren ABD/Batı müdahalesine karşı tepkiler Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de hadiselerin okullara yayılmasına yol açarken, sömürgen kapitalist ekonomik sisteme karşı hareketler devrimci/sol/sosyalist oluşumları güçlendiriyordu. 2. Dünya Savaşı sonrası gelişmeler neticesinde kendisini Sovyet Rusya’nın doğrudan tehdidi altında gören Türkiye’de işin bir başka cephesi daha vardı; devlet ve devletten yana tavır sergileyenler hadiseleri bir varlık-yokluk, bu günkü ifadesiyle bir ‘beka sorunu’ olarak görmekteydiler. 27 Mayıs Anayasası, bazılarına göre sağ ve sol fikirlerin gelişmesine uygun bir anayasaydı. Bu nedenle bir müddet sonra bu anayasanın ‘bol geldiği’ ifade edilecekti. Çünkü hemen her türlü fikir kendisine şu veya bu şekilde ifade alanı bulurken, kamplaşmanın ülkeyi kolayca kaosa, hatta iç savaşa sürükleyecek karakterde olduğu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Yerel seçimlerin sebebiyet verdiği hır gür içerisinde Türk siyasi tarihinde önemli yer tutan darbelerden 12 Mart Muhtırası hadisesi gündemde pek yer edinemedi. Halbuki kime sorsanız darbelerin unutulmamasından ve hesaplarının sorulmasından, en azından millet hafızasında yaşatılarak ders alınmasından yana.</p>
<p>12 Mart Muhtırası, yine bir darbe ile yürürlüğe giren 27 Mayıs Anayasası Türkiye’sinde, dünyada süren Soğuk Savaş ortamının şekillendirdiği siyasi gerilim atmosferinde silahlı güçlerin demokrasiye bir müdahalesidir. 27 Mayıs öncesinde Demokratlar ve Halk Partililer cepheleşmesinde sürdürülen siyasi kamplaşma darbe sonrasında dünyadaki kamplaşmaya da paralel şekilde sağ-sol eksenine oturmuştu.</p>
<p>Acımasız Soğuk Savaş ve Vietnam’da kanlı şekilde süren ABD/Batı müdahalesine karşı tepkiler Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de hadiselerin okullara yayılmasına yol açarken, sömürgen kapitalist ekonomik sisteme karşı hareketler devrimci/sol/sosyalist oluşumları güçlendiriyordu. 2. Dünya Savaşı sonrası gelişmeler neticesinde kendisini Sovyet Rusya’nın doğrudan tehdidi altında gören Türkiye’de işin bir başka cephesi daha vardı; devlet ve devletten yana tavır sergileyenler hadiseleri bir varlık-yokluk, bu günkü ifadesiyle bir ‘beka sorunu’ olarak görmekteydiler.</p>
<p>27 Mayıs Anayasası, bazılarına göre sağ ve sol fikirlerin gelişmesine uygun bir anayasaydı. Bu nedenle bir müddet sonra bu anayasanın ‘bol geldiği’ ifade edilecekti. Çünkü hemen her türlü fikir kendisine şu veya bu şekilde ifade alanı bulurken, kamplaşmanın ülkeyi kolayca kaosa, hatta iç savaşa sürükleyecek karakterde olduğu görülmekteydi. Üniversitelerde başlangıçta fikir hürriyetinin bir gereği görülen ve heyecanla karşılanan tartışmalar, bir müddet sonra cinayetlere dönüştü. 5 Ocak 1968 tarihinde Ankara’daki Site Öğrenci Yurdu’nda ülkücü görüşe mensup Ruhi Kılıçkıran oruç yüzünden çıkan bir tartışma sebebiyle komünist militanlarca katledildi. Bu, öğrenci olaylarındaki ilk cinayet olarak tarihe geçti. Bunun ardından kamplaşmalar hızlandı ve artık her şey siyasileşmeye yüz tuttu. Bir sürü parti, dernek, sendika, gizli örgüt, fraksiyon gibi yapıların devreye girmesi yanında konuyu şiddete taşıyacak kamplar ve silahlı eğitim faaliyetleri yaygınlaştı. Sağ kesimde ülkücülerin başını çektiği bu tür faaliyetler yurt içinde Komando Kampları denen yerlerde gerçekleştirilirken sol kesimin birçok unsurunun tercihi, o dönemde dünya devrimine militan yetiştirme üssü konumundaki Filistin kampları idi.</p>
<p>Başını Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının çektiği, Filistin’deki El-Fetih kamplarında eğitimlerini tamamlayıp ülkeye dönenler, soğuk çatışma ortamının silahlı mücadeleye dönüşmesinde mühim rol oynadılar. Devrimci sol kesim bir yandan ülkücülerle diğer yandan asker ve polisle çatışmaktaydı. Solun iddiası ülkenin sosyalist bir devrimle düze çıkacağıydı. Ülkücüler ise bunu memleketin yok olması veya bölünmesi olarak görüyor, kendilerinin komünist tehlikeye karşı vatanı müdafa ettiklerine inanıyorlardı. Polisin yaptığı bir müdahalede Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO) kurucularından Taylan Özgür’ün 23 Eylül 1969’da İstanbul’da öldürülmesinin ardından hadiseler daha da tırmanmaya başladı.</p>
<p>Mücadelede bir dönem TBMM’nde gayet aktif şekilde yer alan ve Türkiye Komünist Partisi’nin legal uzantısı sayılan Türkiye İşçi Partisi (TİP); Mihri Belli’nin görüşlerini benimseyen ve Dev-Genç’in de bir müddet içinde yer aldığı Aydınlık Sosyalist Grubu, Doğu Perinçek’in başını çektiği Proleter Devrimci, Çin yanlısı Aydınlık Grubu; ANT Dergisi etrafında örgütlenen ANT Çevresi ve Deniz Gezmiş liderliğindeki THKO grupları hadiselerde mühim role sahiptiler. Daha sonra Doğu Perinçek grubunun silahlı eylem kolu olan Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)’den ayrılan İbrahim Kaypakkaya’nın Türkiye Komünist Partisi – Marksist Leninist (TKP-ML) ve eski Dev-Genç’lilerin kurdukları Türkiye Halk Kurtuluş Partisi (THKP) ve Türkiye Halk Kurtuluş Cephesi (THKC) grupları da silahlı eylemlerle adlarını duyuracaklardı. Üniversitelerde bu örgütlerin karşısındaki tek oluşum Ülkü Ocakları idi. Sol gruplar bir yandan asker ve polisle çatışırken bir yandan da ülkücülere saldırmaktaydılar. 12 Mart’tan önce Süleyman Özmen (23 Mart 1970), Yusuf İmamoğlu (8 Haziran 1970), Dursun Önkuzu (23 Kasım 1970) gibi otuza yakın ülkücü sol militanlar tarafından öldürülmüştü. Devrimci/sol cenahtan öldürülen ve sayısı bir hayli fazla olan kişilerin tamamına yakını asker ve polisle yaşanan çatışmalar ile fraksiyon çatışmalarında ölmüştü.</p>
<p>Çatışmalar önlenemez şekilde sürerken 1969 seçimlerinden % 46,6’lık bir zaferle çıkan Adalet Partisi lideri Süleyman Demirel, ülkeyi huzur ve sükun içerisinde yönetmekte güçlük çekiyordu. Yaşananlara paralel şekilde ordu içerisinde 27 Mayıs’taki cuntaların benzeri ve devamı niteliğinde darbeci gruplar oluşmaya başlamıştı. Bunların en önemlilerinden birisi 27 Mayıs’ta da rol almış Korgeneral Cemal Madanoğlu Cuntası idi. Doğan Avcıoğlu’nun fikirleri doğrultusunda ordu içinde yanlarına çektikleri bir kısım komutanla 9 Mart 1971 tarihinde bir darbe yapmayı planlayan bu grubun planları deşifre olur. Ancak Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç başkanlığında toplanan Yüksek Komuta Konseyi tarafından yayınlanan muhtıra ile planlanan darbe başka bir şekilde emir komuta zinciri içerisinde gerçekleştirilir.</p>
<p>Darbeyle birlikte Süleyman Demirel istifa eder ve asker güdümlü hükümetler kurulmaya başlanır. Yeraltına inen sol örgütlerin eylemlerini devam ettirmeleriyle sıkıyönetim ilan edilir ve devlet bütün gücüyle bu örgütlerin üzerine gitmeye başlar. Devrimci hareketin üç önemli ismi Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan yakalanır, daha sonra yargılanarak idam edilirler. Önemli sol liderlerden Mahir Çayan, Ulaş Bardakçı, Cihan Alptekin, Sinan Cemgil gibi isimler çatışmalarda öldürülürler. Buna rağmen sol örgütler Jandarma Genel komutanına saldırı, İsrail’in İstanbul başkonsolosu Efraim Elrom’un kaçırılarak öldürülmesi, İngiliz teknisyenlerin kaçırılması, değişik askeri ve sivil hedeflere saldırı gibi sansasyonel eylemlerle varlıklarını sürdürmeye çalıştılar.</p>
<p>Diğer yandan 1973’ten itibaren sivil siyaset tekrar ülke gündemine hâkim duruma geldi. Ancak durum normalleşmedi ve bir anlamda 12 Eylül darbesinin temelleri ta o dönemde atılmış oldu.</p>
<p><strong>ŞEFİK KANTAR/sefikkantar.blogspot.com</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylulun-temeli-12-martta-atildi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
