<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Prof.Dr. Zeki Bayraktar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/zeki-bayraktar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 28 Nov 2023 14:13:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Prof.Dr. Zeki Bayraktar &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Mustafa Öztürk Konferans Konuşması Üzerine</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-mustafa-ozturk-konferans-konusmasi-uzerine/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-mustafa-ozturk-konferans-konusmasi-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Nov 2023 14:11:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18934</guid>

					<description><![CDATA[“Benim dünyaya gelmeme sebep olan hadise bir cinsel ilişki ve (bu) zevk veren bir şey, iki kişi zevk alıyor oradan bir şey çıkıyor. O varlığın üzerine dünyanın yükünü yüklüyosunuz. Bir yığın ideoloji, idealler, hayaller kuruyosunuz, emeller kuruyosunuz. En nihayet bir sperm fırlamasısın yani,  buradan şimdi bu insan  idrak akıl sahibi olarak geliyor. Dünyaya gözünü açıp kendini bilmeye başladığı andan itibaren, ortalama bugünkü Türkiye’de, 80 yıllık bir ömür sonunda bir günde pat diye de gidiyor öteye. Ötesi var mı, ötede ne var konuları henüz keşfedilmemiş, din bu konuya ilişkin bir şeyler söylüyor, buna iman et ve ikna ol diyor, fakat çok şey söylüyor gibi konuşuyor ama pek bir şey söylediği (yok). Pek bir şey söylemediği gibi bir şey ortaya çıkıyor, ya bir ahiretten bahsediyor (ama) bu kitabın kendi dönemindeki muhataplarının itiraz ve argümantasyonu çerçevesinde bir polemikten başka bir şey yapılmadığını görüyorsunuz. Ee kısacası, benim bu dünyada alemde yerim ne? Benim buraya gönderilmemin amacı ne? Bir de 80 yıllık ömür neye değer olarak yaşanabilir? Yani ne uğruna yaşansa ki giderken ah yani bu hikaye değdi yani, denebilecek? Bir inanç &#160;uğruna mı? İdeoloji uğruna mı? Ya bunları sorgularken dinin söylediklerinden pek mutmain olmadım doğrusu.”(1) Bu sözlerin devamı var mı? Varsa devamında neler söyleniyor? &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Benim dünyaya gelmeme sebep olan hadise bir cinsel ilişki ve (bu) zevk veren bir şey, iki kişi zevk alıyor oradan bir şey çıkıyor. O varlığın üzerine dünyanın yükünü yüklüyosunuz. Bir yığın ideoloji, idealler, hayaller kuruyosunuz, emeller kuruyosunuz. En nihayet bir sperm fırlamasısın yani,  buradan şimdi bu insan  idrak akıl sahibi olarak geliyor. Dünyaya gözünü açıp kendini bilmeye başladığı andan itibaren, ortalama bugünkü Türkiye’de, 80 yıllık bir ömür sonunda bir günde pat diye de gidiyor öteye. Ötesi var mı, ötede ne var konuları henüz keşfedilmemiş, din bu konuya ilişkin bir şeyler söylüyor, buna iman et ve ikna ol diyor, fakat çok şey söylüyor gibi konuşuyor ama pek bir şey söylediği (yok). Pek bir şey söylemediği gibi bir şey ortaya çıkıyor, ya bir ahiretten bahsediyor (ama) bu kitabın kendi dönemindeki muhataplarının itiraz ve argümantasyonu çerçevesinde bir polemikten başka bir şey yapılmadığını görüyorsunuz. Ee kısacası, benim bu dünyada alemde yerim ne?</p>



<p>Benim buraya gönderilmemin amacı ne?</p>



<p>Bir de 80 yıllık ömür neye değer olarak yaşanabilir? Yani ne uğruna yaşansa ki giderken ah yani bu hikaye değdi yani, denebilecek? Bir inanç &nbsp;uğruna mı?</p>



<p>İdeoloji uğruna mı? Ya bunları sorgularken dinin söylediklerinden pek mutmain olmadım doğrusu.”(1)</p>



<p>Bu sözlerin devamı var mı? Varsa devamında neler söyleniyor? Bunları bilemiyorum, cımbızlama yapmış olmayalım, haksızlık yapmak istemem (bilen varsa linkini paylaşabilir) ama Öztürk bunları zaten başka konuşmalarında da söylüyor, burada içindekileri biraz daha net ve açık söylüyor, aradaki fark &nbsp;bu.</p>



<p>Fakat&nbsp; böyle bir konuya “haz veren cinsel ilişki, iki kişi zevk alıyor, sperm” vs gibi sözlerle başlamanın mantığı nedir? Bunu da anlayabilmiş değilim.</p>



<p>Kanaatimce sadece teolojik açıdan değil psikolojik açıdan da tahlile muhtaç bir konuşma bu, öyle görünüyor.</p>



<p>Allah sonumuzu hayreylesin.</p>



<p>1-Ankara Us Atölyesi Felsefe konferansındaki konuşması</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-mustafa-ozturk-konferans-konusmasi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Metin Uca’nın Cenazesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/metin-ucanin-cenazesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/metin-ucanin-cenazesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 21 Nov 2023 08:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ateist]]></category>
		<category><![CDATA[Defin]]></category>
		<category><![CDATA[Metin Uca]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18923</guid>

					<description><![CDATA[İlk tören CRR salonunda yapılıyor; Cenaze Mozart eşliğinde sahneye taşınıyor, Tabut -mevzuata aykırı biçimde- Türk bayrağına sarılı (bunun için mevtanın ya devlet erkanından ya da şehit olması gerekiyor), Mozart çalmaya devam ederken insanlar cenazeyi alkışlıyorlar, Sahnede işlevsiz bir şekilde dolanan (ne yapacağını bilemeyen) bir imam var, görev icabı dolanıp duruyor garibim, çünkü oradaki görevi ne ve ne yapması gerekiyor?, bunları bilmiyor. Mevtaya mı dua etsin yoksa kendisine mi? Sonuçta tören Mozart ve alkışlar eşliğinde sürüyor ve bitince de tabut yine alkışlar eşliğinde salondan alınıyor… Camiye götürülüyor, musalla taşına konuyor ve cenaze namazı ritüeli uygulanıyor, Orada bulunanların bir kısmı imamın yanına sıralanıyor ve namaza şeklen eşlik ediyorken diğer kısmı ritüele aykırı bir şekilde tabutun/imamın önünde duruyor, namaza/duaya katılmıyor, İmam tam tekbir getirirken hariçten bir vatandaş “Hocam, Metin Bey camiye cenazesinin getirilmesini istemedi” diyor, Namaza katılmayanlar bu itiraza tepki gösteriyorlar, İmam aldırmıyor, tekbirini getiriyor ve atışmalar eşliğinde vazifesini tamamlayarak el-Fatiha diyor… Şimdi biz baştan sona tutarsızlıklarla dolu olan bu sürecin, bu işin neresini düzeltelim? Söylenecek çok şey var ama şu 3 hususa işaret edeyim; 1-İnsanlar cenaze töreninde yakınlarını böylesi ikilemlere sürüklememek için (inansın veya inanmasın) yaşarken dikkatli konuşmalı, 2-İnsan yaşarken hatalı konuşsa ve dine/dindarlara hakaret etse bile cenazesine saygı gösterilmeli, bunu ölen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İlk tören CRR salonunda yapılıyor;</p>



<p>Cenaze Mozart eşliğinde sahneye taşınıyor,</p>



<p>Tabut -mevzuata aykırı biçimde- Türk bayrağına sarılı (bunun için mevtanın ya devlet erkanından ya da şehit olması gerekiyor),</p>



<p>Mozart çalmaya devam ederken insanlar cenazeyi alkışlıyorlar,</p>



<p>Sahnede işlevsiz bir şekilde dolanan (ne yapacağını bilemeyen) bir imam var, görev icabı dolanıp duruyor garibim, çünkü oradaki görevi ne ve ne yapması gerekiyor?, bunları bilmiyor.</p>



<p>Mevtaya mı dua etsin yoksa kendisine mi?</p>



<p>Sonuçta tören Mozart ve alkışlar eşliğinde sürüyor ve bitince de tabut yine alkışlar eşliğinde salondan alınıyor…</p>



<p>Camiye götürülüyor, musalla taşına konuyor ve cenaze namazı ritüeli uygulanıyor,</p>



<p>Orada bulunanların bir kısmı imamın yanına sıralanıyor ve namaza şeklen eşlik ediyorken diğer kısmı ritüele aykırı bir şekilde tabutun/imamın önünde duruyor, namaza/duaya katılmıyor,</p>



<p>İmam tam tekbir getirirken hariçten bir vatandaş “Hocam, Metin Bey camiye cenazesinin getirilmesini istemedi” diyor,</p>



<p>Namaza katılmayanlar bu itiraza tepki gösteriyorlar,</p>



<p>İmam aldırmıyor, tekbirini getiriyor ve atışmalar eşliğinde vazifesini tamamlayarak el-Fatiha diyor…</p>



<p>Şimdi biz baştan sona tutarsızlıklarla dolu olan bu sürecin, bu işin neresini düzeltelim?</p>



<p>Söylenecek çok şey var ama şu 3 hususa işaret edeyim;</p>



<p>1-İnsanlar cenaze töreninde yakınlarını böylesi ikilemlere sürüklememek için (inansın veya inanmasın) yaşarken dikkatli konuşmalı,</p>



<p>2-İnsan yaşarken hatalı konuşsa ve dine/dindarlara hakaret etse bile cenazesine saygı gösterilmeli, bunu ölen kişi hak etmese bile yakınları hak eder, ölenin günahı yakınlarına yüklenmemeli, bedeli yakınlarına ödetilmemeli (ama kişi yaşarken işte bu durumu düşünmeli ve dikkatli konuşmalı),</p>



<p>3-Yaşarken dine/dini ritüellere hakaret eden ve “zorunlu din dersine de dini ritüellere de hayır, bu laikliğe aykırıdır” diyen çevreler, yakınları ölünce hakaret ettikleri bu dini ritüellere sarılmamalı, dini bir ritüel olan cenaze namazını bize mecbur kılmamalılar. Bu laikliğe aykırı!</p>



<p>Laiklik onlara var da bize yok mu?</p>



<p>Sadece “kendilerine laik” olmasınlar!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/metin-ucanin-cenazesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Bir Suç Duyurusu ve Çağrıdır [Savcılıklara ve TBMM’ye]</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Sep 2023 05:50:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Eşcinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[Sapkınlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18872</guid>

					<description><![CDATA[ÜLKEMİZDE CİNSİYET DEĞİŞTİRME AMELİYATLARINI YASALARA AYKIRI BİÇİMDE YAPAN [18 YAŞTAN ÖNCE BAŞLATAN] DOKTORLAR/MERKEZLER VAR! Ülkemizde cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef tıbbî ilkelere ve yasalara aykırı biçimde yapılmaya başlandı,&#160; artık bu operasyonları 18 yaşından önce (15-16 yaşındaki çocuklarda) başlatan&#160; merkezler veya doktorlar var (1). Bu tıbbî ilkelere de yasalarımıza da aykırıdır, suçtur; Çünkü cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilmek için aranan ilk şart 19 yaşından gün almış olmaktır[Medeni Kanun md 40]. Bu yaştan önceki talepler dikkate alınamaz. Ve bu ameliyatlar ancak [ilgili uzmanların bulunduğu heyet tarafından] ‘’cinsiyet değiştirme ameliyatı uygundur’’ raporu verildikten sonra yapılabilir [ki bu süreç genelde 24, 25 yaşlarda tamamlanır]. Bu ameliyatlar bu yaştan önce yapılamadığına göre bu ameliyatların öncülleri de bu yaştan önce başlatılamaz. Ancak naklettiğimiz bu çalışmada(1) henüz ergenliğini tamamlamamış 22 çocukta ‘’ergenlik durdurucu hormonlar (puberte blokerler)” kullanılmış ve 7 çocukta [18 yaştan önce] geriye dönüşü mümkün olmayan cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılmıştır [mastektomi; memelerin alınması, sesi ve yüzü feminize eden ameliyatlar, meme büyütme ameliyatı]. Oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu çoğunlukla ergenliğin sonunda kendiliğinden geriler(2). Bu nedenle bu kararlarda acele edilmemelidir. Nitekim ameliyat yapılan 7 çocuktan biri ortaya çıkan yeni bedensel görünümünden memnun kalmamış ve tüm tedavileri keserek geçişten vazgeçmiştir(1). Şimdi bunun hesabını kim verecek? Bu işlemler Medeni Kanun’un yaş ilkesini düzenleyen 40 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ÜLKEMİZDE CİNSİYET DEĞİŞTİRME AMELİYATLARINI YASALARA AYKIRI BİÇİMDE YAPAN [18 YAŞTAN ÖNCE BAŞLATAN] DOKTORLAR/MERKEZLER VAR!</p>



<p>Ülkemizde cinsiyet değiştirme ameliyatları maalesef tıbbî ilkelere ve yasalara aykırı biçimde yapılmaya başlandı,&nbsp; artık bu operasyonları 18 yaşından önce (15-16 yaşındaki çocuklarda) başlatan&nbsp; merkezler veya doktorlar var (1).</p>



<p>Bu tıbbî ilkelere de yasalarımıza da aykırıdır, suçtur;</p>



<p>Çünkü cinsiyet değişikliği talebinde bulunabilmek için aranan ilk şart 19 yaşından gün almış olmaktır[Medeni Kanun md 40]. Bu yaştan önceki talepler dikkate alınamaz. Ve bu ameliyatlar ancak [ilgili uzmanların bulunduğu heyet tarafından] ‘’cinsiyet değiştirme ameliyatı uygundur’’ raporu verildikten sonra yapılabilir [ki bu süreç genelde 24, 25 yaşlarda tamamlanır]. Bu ameliyatlar bu yaştan önce yapılamadığına göre bu ameliyatların öncülleri de bu yaştan önce başlatılamaz.</p>



<p>Ancak naklettiğimiz bu çalışmada(1) henüz ergenliğini tamamlamamış 22 çocukta ‘’ergenlik durdurucu hormonlar (puberte blokerler)” kullanılmış ve 7 çocukta [18 yaştan önce] geriye dönüşü mümkün olmayan cinsiyet değiştirme ameliyatları yapılmıştır [mastektomi; memelerin alınması, sesi ve yüzü feminize eden ameliyatlar, meme büyütme ameliyatı].</p>



<p>Oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu çoğunlukla ergenliğin sonunda kendiliğinden geriler(2). Bu nedenle bu kararlarda acele edilmemelidir. Nitekim ameliyat yapılan 7 çocuktan biri ortaya çıkan yeni bedensel görünümünden memnun kalmamış ve tüm tedavileri keserek geçişten vazgeçmiştir(1). Şimdi bunun hesabını kim verecek?</p>



<p>Bu işlemler Medeni Kanun’un yaş ilkesini düzenleyen 40 ve ’’kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz’’ ilkesini içeren 41. maddelerine aykırı olduğu gibi, TCK’ya göre de suçtur;</p>



<p>taksirle yaralama suçu(md.89), çocuklar üzerinde deney yapma suçu(md.90), kısırlaştırma suçu(md.101) ve görevi kötüye kullanma; kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma suçu(md.257) işlenmiştir.</p>



<p>Ayrıca bu çocuklarda yapılan ‘’pubertal blokaj/ergenlik durdurma’’ yöntemi tıbbi literatürde yoğun itirazlara maruz kalan oldukça tartışmalı bir uygulamadır, hatta bu konuda gayet kapsamlı bir bilimsel rapor hazırlayan Amerikan Pediatri Koleji[ACP]’ne göre etik dışı bir uygulamadır. ACP’ye göre puberte blokajı[+karşıt cins hormon kullanımı] “reşit olmayan bireylerin kısırlığına neden olan bir kombinasyonu içermekte, bilim dışı bir ideolojiye dayanmakta, bilimsel kanıtlara dayanmamakta ve tıpta uzun süreden beri var olan/uygulanan “Önce zarar verme” etik ilkesini ihlal etmektedir(2).</p>



<p>Bu yöntemde ‘’GnRHa+Antiandrojen’’ ilaçlar/hormonlar verilir, böylece gonadal hormonlar susturulmuş/bloke edilmiş yani kimyasal kastrasyon yapılmış olur(yani ergen bir bakıma hadım edilir). Biz [ürologlar] bu ilaçları ileri evredeki (metastatik) prostat kanserinin tedavisinde&nbsp; androjenleri baskılamak ve kanseri kontrol altına almak için kullanırız, ki bu hastalar genelde 60 yaş üzerindeki erkekler yani fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamış kişilerdir, biz bu bireylerde bile kılı kırk yarıyor ve yan etkileri nedeniyle bu ilaçları dikkatli kullanmaya çalışıyorken, bu hormon blokerler henüz fiziksel ve ruhsal gelişimini tamamlamamış çocuklarda nasıl kullanılabilir?&nbsp; Bu çocukların beyin ve kemik gelişimi dahil fiziksel ve ruhsal gelişimini durdurmak, organlarının olgunlaşmasını engellemek ve onları kısır yapmak nasıl savunulabilir?(üstelik bu ilaçların uzun dönemdeki yan etkileri de henüz bilinmiyor).</p>



<p>ACP’nin onlarca araştırma verisine dayanarak hazırladığı raporunda ‘’bilimsel değil ideolojiktir, kanıta dayalı değildir, kısırlık yapar, etik dışıdır, zarar vericidir’’ dediği(2), beyin ve kemik gelişimini durduran ve onlarca fiziksek-ruhsal soruna neden olan, kalıcı sekeller bırakan(5) böyle bir uygulama nasıl güvenli bir uygulama olarak sunulabilir?</p>



<p>Bu çalışmada bu ilaçlar toplam 22 çocuğa, ortalama 0,2 yıllık takip sonrasında yani bu çocukları 3 ay bile takip etmeden başlanmış, oysa cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan çocuklarda bu durum ergenliğin sonunda çoğunlukla kendiliğinden geriler(2).</p>



<p>O halde bu acelecilik nedir? Bu hangi bilimsel ilkeye uyar?&nbsp; Dahası İstanbul Üniversitesi Etik Kurul’u böyle bir çalışmaya nasıl izin verebilir? Bu izin hangi kritere dayanarak verilmiştir?</p>



<p>Trans operasyonları için hemen onay veren Batılı merkezler bile [örneğin Avustralya Kraliyet ve Yeni Zelanda Psikiyatristler Koleji],&nbsp; artık ‘’acele etmemeliyiz, elimizde yeterince kanıt yok’’ demeye başlamışken, bu meslektaşlarımızın bu acelesi nedir?</p>



<p>Bakın Avustralya Kraliyet ve Yeni Zelanda Psikiyatristler Koleji[RANZCP] bu konudaki yeni pozisyonunu 2021’de nasıl tanımlıyor;</p>



<p>‘’Cinsiyet Hoşnutsuzluğu/Disforisi önemli sıkıntılarla ilişkilidir. Cinsiyet kimliği endişeleriyle başvuran kişilerin tedavi seçeneklerine ilişkin kutuplaşmış görüşler ve karışık kanıtlar var, özellikle çocuklarda ve gençlerde… Kapsamlı değerlendirme çok önemlidir. Değerlendirme ve tedavi kanıtlara dayalı olmalı, hastanın cinsiyet kimliğini, bunun ortaya çıktığı bağlamı, akıl hastalığının diğer özelliklerini ve kişisel ve aile öyküsünün kapsamlı bir değerlendirmesini tam olarak araştırmalı ve bu bir formülasyona yol açmalıdır. Değerlendirme her zaman kişinin ihtiyaçlarına duyarlı ve destekleyici olmalıdır. Psikiyatristler, RANZCP Etik Kuralları da dahil olmak üzere, kapasiteyi değerlendirme ve onay alma ile ilgili yasaları ve mesleki standartları dikkate almalıdır. Cinsiyet disforisi gelişmekte olan bir araştırma alanıdır ve şu anda [elimizde] çok az kanıt bulunmaktadır. Özellikle çocuklar ve ergenler için sonuçlar konusunda daha iyi kanıtlara ihtiyacımız var’’(6)</p>



<p>RANZCP gibi kurumlar bile gerçeği görmeye ve ‘’daha dikkatli olmalıyız, acele etmemeliyiz’’ demeye başlamışken [çünkü ABD ve Avustralya’da cinsiyetini değiştirdikten sonra pişman olan ve doktorları dava eden pek çok transseksüel var] ülkemizdeki bazı meslektaşlarımızın bu acelesi nedir?&nbsp;</p>



<p>Not-1:Bu TBMM’ye bir çağrıdır, çünkü yasalara aykırı bir şekilde yapılan bu işlemler, muhtelif TCK maddelerine göre suç ise de bu fiilin/suçun TCK’da müstakil olarak da tanımlanması gerekir [ki uygulamada daha net sonuçlar alınabilsin]. Bu bağlamda –yukarıda naklettiğim tıbbi gerekçelere dayanarak- mevcut yasalar da yeniden düzenlenebilir[örneğin günümüzde ergenlik yaşının özellikle ruhsal açıdan birkaç yıl ötelendiğini bildiren bilimsel verilere dayanarak mevcut yasal yaş sınırı aynı oranda yükseltilebilir, takip ve onay süreçleri daha somut ilkelere bağlanabilir vs].</p>



<p>Not-2: Ergenliği durduran ilaçlar maalesef reçetesiz olarak da alınabiliyor, cinsiyet hoşnutsuzluğu yaşayan bazı çocuklar/ergenler bunu internetten öğreniyor ve bunları alıp kullanabiliyorlar, bu çok vahim bir durumdur, Sağlık Bakanlığı’nın bu konuda acil bir düzenleme/uygulama yapması gerekir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Not-3: Ben burada [kanıta değil ideolojik dayatmalara göre davranan ve böylece hem etik ilkeleri hem yasaları ihlal eden, suç işleyen] bazı meslektaşlarımı ihbar etmiş oldum, bundan elbette ki hoşnut değilim, ancak ben dahil hiçbir meslektaşımın şahsi konumu ve menfaati, mensubu bulunduğum tıp mesleğinin yüce konumundan üstün değildir, ben öncelikle mesleğimin/tababetin izzet ve onurunu korumakla mükellefim, vicdani sorumluluğum da okuduğumuz hekimlik andı da bunu gerektirir, zira bu ihtarım aynı zamanda ilgili yasalardan haberi olmadığı için bu suçu işleme olasılığı bulunan başka meslektaşlarımı da uyarmış ve korumuş olabilir;</p>



<p>‘’Hekimlik mesleğinin bir üyesi olarak; … Mesleğimi vicdanımla, onurumla ve iyi hekimlik ilkelerini gözeterek uygulayacağıma,… hekimlik mesleğinin onurunu ve saygın geleneklerini bütün gücümle koruyup geliştireceğime, tıbbi bilgimi hastaların yararı ve sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için paylaşacağıma, hizmeti en yüksek düzeyde sunabilmek için kendi sağlığımı, esenliğimi ve mesleki yetkinliğimi korumaya dikkat edeceğime, tehdit ediliyor olsam bile, tıbbi bilgimi, insan haklarını ve bireysel özgürlükleri çiğnemek için kullanmayacağıma, … onurum üzerine ant içerim.’’</p>



<p>TIBBÎ KAYNAKLAR</p>



<p>1-Karakilic Ozturan E, Ozturk AP, Bas F, Erdogdu AB, Kaptan S, Kardelen Al AD, Poyrazoglu S, Yıldız M, Direk N, Yuksel S, Darendeliler F. Endocrinological Approach to Adolescents with Gender Dysphoria: Experience of a Pediatric Endocrinology Department in a Tertiary Center in Turkey. J Clin Res Pediatr Endocrinol. 2023 Mar 29. doi: 10.4274/jcrpe.galenos.2023.2023-1-13</p>



<p>2-https://acpeds.org/position-statements/gender-dysphoria-in-children</p>



<p>3-de Vries AC, Cohen-Kettenis PT. Clinical management of gender dysphoria in children and adolescents: the Dutch approach. J Homosex. 2012;59:301-20.</p>



<p>4-Klink D, Caris M, Heijboer A, van Trotsenburg M, Rotteveel J. Bone mass in&nbsp; young adulthood following gonadotropin-releasing hormone analog treatment&nbsp; and cross-sex hormone treatment in adolescents with gender dysphoria. J Clin Endocrinol Metab. 2015;100:E270–5.</p>



<p>5- Giovardi G. Buying time or arresting development? The dilemma of administering hormone blockers in trans children and adolescents. Porto Biomed J 2017;2:153-56. 6-https://www.ranzcp.org/news-policy/policy-and-advocacy/position-statements/gender-dysphoria</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-suc-duyurusu-ve-cagridir-savciliklara-ve-tbmmye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bekârlık Dönemindeki Seksüel Deneyim (Partner/ler) Evlilikleri Nasıl Bozuyor? -Seksüel Deneyim, Cinsel Kimya, Ten Uyumu, Durulma Mitleri-</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bekarlik-donemindeki-seksuel-deneyim-partner-ler-evlilikleri-nasil-bozuyor-seksuel-deneyim-cinsel-kimya-ten-uyumu-durulma-mitleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bekarlik-donemindeki-seksuel-deneyim-partner-ler-evlilikleri-nasil-bozuyor-seksuel-deneyim-cinsel-kimya-ten-uyumu-durulma-mitleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 29 Aug 2023 14:09:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[Evlilik]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18853</guid>

					<description><![CDATA[ABD-Brigham Young Üniversitesi Wheatley Enstitüsü tarafından yayınlanan güncel bir araştırma raporu, evlilik öncesindeki cinsel deneyimlerle ilgili bazı inançların bir mit/hurafe olduğunu gösterdi. Daha doğrusu bu tür inançların yanlış olduğunu söyleyen önceki çalışmaları güçlü bir şekilde teyit etti. ‘’The Myth of Sexual Experience-Cinsel Deneyim Miti’’ başlığını taşıyan bu rapora göre; Evlilik öncesindeki seksüel deneyim evliliğin kalitesini şu 4 ana kategoride bozuyor; İlişki doyumu, ilişki istikrarı, cinsel doyum ve duygusal bağ. Evlilik öncesinde cinsel ilişkiden kaçınanlar daha başarılı, daha istikrarlı ve daha mutlu evlilikler yapıyor. Evlilikte ‘’çok yüksek düzeyde ilişki istikrarı’’ bildirme olasılığı, yalnızca eşleriyle seks yapmış evli bireylerde %45 iken, bu oran, evlilik öncesi 5-9 cinsel partneri olan evli bireylerde %25; 10 veya daha fazla cinsel partneri olan evli bireylerde ise %14 bullunmuş [yani 3 kat az]. Evlilik öncesi seksüel partner sayısı/deneyimi arttıkça evlilik ve cinsellikteki bozulma da artıyor. Her ek cinsel partner, evlilikteki cinsel doyum ve mutluluk düzeyini %4, evliliğin ‘’oldukça istikrarlı olma olasılığını’’ %6,5 azaltıyor. Sadece eşiyle seks yapmış bireylerde her 5 evli erkek ve kadından yaklaşık 1&#8217;i evlilikteki cinsel ilişkilerinin birçok yönünden &#8220;çok memnun&#8221; olduklarını bildirmekte iken, bu oran evlilikten önce 10&#8217;dan fazla cinsel partnere sahip olan bireylerde 10’da 1&#8217;e düşüyor. Evlenmeden önce cinsel deneyime sahip olmayan evli &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD-Brigham Young Üniversitesi Wheatley Enstitüsü tarafından yayınlanan güncel bir araştırma raporu, evlilik öncesindeki cinsel deneyimlerle ilgili bazı inançların bir mit/hurafe olduğunu gösterdi. Daha doğrusu bu tür inançların yanlış olduğunu söyleyen önceki çalışmaları güçlü bir şekilde teyit etti. ‘’The Myth of Sexual Experience-Cinsel Deneyim Miti’’ başlığını taşıyan bu rapora göre;</p>



<p>Evlilik öncesindeki seksüel deneyim evliliğin kalitesini şu 4 ana kategoride bozuyor; İlişki doyumu, ilişki istikrarı, cinsel doyum ve duygusal bağ.</p>



<p>Evlilik öncesinde cinsel ilişkiden kaçınanlar daha başarılı, daha istikrarlı ve daha mutlu evlilikler yapıyor.</p>



<p>Evlilikte ‘’çok yüksek düzeyde ilişki istikrarı’’ bildirme olasılığı, yalnızca eşleriyle seks yapmış evli bireylerde %45 iken, bu oran, evlilik öncesi 5-9 cinsel partneri olan evli bireylerde %25;</p>



<p>10 veya daha fazla cinsel partneri olan evli bireylerde ise %14 bullunmuş [yani 3 kat az].</p>



<p>Evlilik öncesi seksüel partner sayısı/deneyimi arttıkça evlilik ve cinsellikteki bozulma da artıyor. Her ek cinsel partner, evlilikteki cinsel doyum ve mutluluk düzeyini %4, evliliğin ‘’oldukça istikrarlı olma olasılığını’’ %6,5 azaltıyor.</p>



<p>Sadece eşiyle seks yapmış bireylerde her 5 evli erkek ve kadından yaklaşık 1&#8217;i evlilikteki cinsel ilişkilerinin birçok yönünden &#8220;çok memnun&#8221; olduklarını bildirmekte iken, bu oran evlilikten önce 10&#8217;dan fazla cinsel partnere sahip olan bireylerde 10’da 1&#8217;e düşüyor.</p>



<p>Evlenmeden önce cinsel deneyime sahip olmayan evli bireylerin yaklaşık %80&#8217;i evliliklerinde en yüksek düzeyde duygusal yakınlık bildiriyor. Bu oran evlilik öncesi dönemde yalnızca birden fazla cinsel partneri olan bireylerde bile beşte bir düzeyinde azalıyor [partner sayısı arttıkça bozulma da artıyor].&nbsp;</p>



<p>Kısaca ‘’evlilik öncesi seksüel deneyim/tecrübe’’, ‘’cinsel kimya’’, ‘’ten uyumunun test edilmesi’’ ve ‘’durulma’’ gibi [uygun partner/eş seçimi için faydalı olduğu sanılan] deneyim ve görüşlerin bir mit/hurafe olduğu [bilimsel dayanağının bulunmadığı] bir kez daha gösterilmiş oluyor. Çünkü bu sonuçlar önceki çalışmalarda da tespit edilmişti. Birkaç farklı ulusal veri setini kullanan önceki araştırmalar benzer şekilde flört yıllarında birden fazla cinsel partnere sahip olmanın gelecekteki evliliklerde daha yüksek boşanma oranlarına yol açtığını gösteriyor. Hatta bu çalışmalar, bir kişinin evlenmeden önce sahip olduğu seks partneri sayısının boşanmanın en güçlü yordayıcılarından [ön göstergelerinden] biri olduğu sonucuna varıyor. Ancak Wheatley Enstitüsünün bu raporu ayrıca evli yetişkinler üzerinde yapılan yeni bir ulusal anketin bulgularını da sunuyor; buna göre &#8220;cinsel açıdan deneyimsiz&#8221; bireyler veya ‘’yalnızca eşleriyle seks yapmış’’ olanlar, evlilikte eşleriyle en yüksek düzeyde ilişki doyumu, cinsel doyum ve duygusal yakınlık bildirme olasılığı en yüksek olan bireyler oluyor [1].</p>



<p>PEKİ BU NİYE BÖYLE? EVLİLİKTEN ÖNCE CİNSELLİKTEN KAÇINMA EVLİLİĞE NASIL FAYDA SAĞLIYOR? [raporun tartışma bölümünden özet nakiller]</p>



<p>İlk yapılması gereken açıklama ‘’seçim’’dir. Evlilik öncesi dönemde cinsel deneyimi olmayan bireyler,&nbsp; hem birden fazla seks partnerinden kaçınma hem de evliliğin ilerleyen dönemlerinde sağlıklı ilişki geliştirebilme olasılığı daha yüksek olan benzersiz bir insan tipini temsil ediyor.</p>



<p>Uzun vadeli bir ilişkinin uygulanabilir olup olmadığına karar vermek için, bir partnerle potansiyel cinsel kimyayı değerlendirme arzusu birincil kriter haline geldiğinden, günümüzde erken cinsel başlangıçlar yaygındır. Ancak bu amaçlananın aksine yanlış tercihlere neden olabilir. Çünkü cinsel kimyayı değerlendirme arzusundaki birçok çift, ilişkilerinin başlarında cinsel olarak iç içe geçer ve birbirleriyle güçlü fiziksel ödüller deneyimlemiş olurlar. Ne var ki bu güçlü fiziksel ödüller onların sonraki yıllarda ortaya çıkacak ve evliliklerini bozabilecek daha derin uyumsuzlukları görmezden gelmelerine neden olabilir.</p>



<p>İnsan beyni ve vücudu seks sırasında sadece zevk almaz; ayrıca güçlü bağlanma hisleri de oluşturur. Hızlı cinsel başlangıç, yoğun zevk ve bağlanma duygularını gerçek yakınlık ve kalıcı aşkla karıştırılabilir, bu da genellikle daha zayıf eş seçimine neden olur. Yani erken seks, iki kişinin birbirlerine gerçekte olduğundan daha yakın olduklarını düşünmelerine neden olan bir tür &#8220;sahte yakınlık&#8221; yaratır. Bu, insanların uzun vadede kendileri için iyi bir seçim olmayan birine &#8220;aşık olmasına&#8221; ve hatta evlenmesine neden olabilir. Buna karşı cinsel kısıtlama çiftlere yarar sağlar çünkü kasıtlı eş seçimini kolaylaştırır. Flört partnerinizle cinsel ilişkiye girmediğinizde, flört konusunda daha iyi kararlar verme şansınız daha yüksek olur.</p>



<p>Flört aşamasındaki seksle, fiziksel yakınlık,&nbsp; duygusal yakınlıktan/bağlılıktan ayrılarak veya parçalanarak sahte bir yakınlık/bağlılık yaratılır. Dr. Victor L. Brown bu fenomeni şöyle açıklıyor:</p>



<p>‘’Parçalanma, kullanıcılarının samimiyet taklidi yapmasını sağlıyor… Birbirimizle parçalar halinde ilişki kurarsak, en iyi ihtimalle tam ilişkileri [ilişkinin diğer yönlerini] kaçırmış oluruz. En kötüsü, kendi zevkimiz için başkalarını manipüle eder ve sömürürüz. Cinsel parçalanma özellikle zararlı olabilir çünkü yanılsama olsa da bizi genel ilişkideki ciddi açıkları gözden kaçırmaya geçici olarak ikna edebilen güçlü fizyolojik ödüller verir. İki kişi fiziksel tatmin için evlenebilir ve sonra da birlik yanılsamasının entelektüel, sosyal ve ruhsal uyumsuzluklarının ağırlığı altında çöktüğünü keşfedebilir… [bu nedenle] cinsel parçalanma özellikle zararlıdır çünkü özellikle aldatıcıdır. Zevk alınması ve cinsel birliktelikle sembolize edilmesi gereken yoğun insan mahremiyeti, kabullenmeyi, anlayışı ve sevgiyi öneren -ama sağlayamayan- şehvetli epizotlarla taklit edilir. Bu tür karşılaşmalar, amacı araç yerine koyar.’’</p>



<p>Cinsel Deneyim Miti;</p>



<p>Herhangi bir aktivitede deneyim arttıkça, yeterlilik ve başarı da artar. Cinsel deneyim miti [efsanesi] de bu varsayıma dayanır; birey cinsel deneyim kazandıkça, cinsel ihtiyaçlarını ve arzularını daha iyi iletebilir varsayılır, bu da ilişki memnuniyetini ve istikrarını geliştirmenin temel bir unsurudur. Ancak Wheatley Enstitüsü Raporu bunun tersini gösteriyor. Daha iyi sonuçlar ve başarı ile ilişkilendirilen daha fazla cinsel deneyim yerine, evlilik öncesi ilişkilerde cinsel kısıtlama uygulamak, daha iyi ilişkilere giden yol gibi görünüyor. Cinsel karar verme söz konusu olduğunda, deneyimsizlik ve kendini tutma, mutlu ve sağlıklı ilişkileri artırmanın temel bileşenleri olabilir.</p>



<p>Evlilik öncesinde seksten kaçınma,&nbsp; çiftlerin yararına olur çünkü bu partnerlerin birbirlerine olan çekimlerinin temeli olarak iletişime ve bağlılığa öncelik vermelerini gerektirir. Bu da çiftlere, ilişkilerini fiziksel çekim ve cinsel tatmin üzerine kuran çiftlerden farklı bir temel sağlar. Bu fark, çiftler doğal olarak başlangıçtaki yoğun çekim ve heyecan dönemini aşıp daha çok arkadaşlık ve ortaklıkla karakterize edilen bir ilişkiye geçtiklerinde özellikle kritik hale gelir. Cinsel kısıtlama aynı zamanda çiftlerin ilişkilerinin duygusal yönlerine odaklanmalarına ve bunları değerlendirmelerine de olanak tanır. Evlilik öncesindeki çiftler için cinsel kısıtlamanın değeri, en iyi, duygusal yakınlığın sağlıklı bir evlilikte cinsel yakınlığın gerçek temeli olduğu görüldüğü zaman anlaşılır. İki kişi arasındaki bir ilişkide gerçek duygusal yakınlık, bu iki kişi arasında güven, destek, saygı, rahatlık ve güvenliğin diğer unsurları var olduğunda yaşanır. Flört etmede duygusal yakınlığa odaklanmak, çiftler için sadece dıştan içe değil –aynı zamanda- içten dışa tanıma sürecidir.</p>



<p>Durulma Miti;</p>



<p>Pek çok kişi bekâr yetişkinlerin cinsellikle ilgili dürtüselliği ve rastgeleliği &#8220;sistemlerinden çıkarmak&#8221; için flört yıllarında cinsel deneyim kazanmaları gerektiğine inanıyor. Varsayım şudur; cinsel dürtüler bu şekilde –sözde- tasfiye edilirse, yetişkin bireylerin tek eşli bağlılıktan daha memnun olmalarına yardımcı olacak ve evliliklerinin ilerleyen dönemlerinde &#8220;gözlerini başka yöne çevirme&#8221; ve eşlerine sadakatsizlik etme şanslarını azaltacaktır. Ancak evlilikle ilgili hiçbir araştırma bu varsayımı doğrulamıyor. Tüm analizler şunu gösteriyor; evlilikten önce birden fazla seks partnerine sahip olmak, daha az ilişki istikrarı ve daha yüksek boşanma riskini anlamlı bir şekilde artırıyor. Çünkü evlilik öncesi seks [pre-marital sex] ile evlilik dışı seks [extra-marital sex] yani aldatma arasında çok yakın bir bağ var; evlilik öncesi dönemde cinsel ilişki kuranlar daha fazla aldatma eğilimi içinde oluyorlar[2]. Bu da evlilik istikrarını bozuyor. Çünkü cinsel münhasırlık [sadakat] tüm toplumlarda evliliğin tanımlayıcı bir özelliği olarak kabul edilen ve hemen her kültürde yaygın olarak kabul gören bir sosyal normdur. Bu norm ihlal edildiğinde ortaya çıkan eylem ‘’sadakatsizlik’’ veya ‘’aldatma’’ olarak nitelenmektedir; aldatma ise geleneksel kuralları önemsemeyen çiftlerde bile evlilik istikrarını bozmakta, huzursuzluk ve boşanmalara neden olmaktadır[3].</p>



<p>Peki bu neden böyle oluyor? Evlilik öncesi seks evlilikte aldatma riskini niye artırıyor?</p>



<p>Bunun en kolay açıklaması şu olabilir; evlilik öncesi cinsel deneylerle sisteminizden bir şeyler çıkarmak [ve durulmak]&nbsp; yerine, aslında bu tür davranışlarla sisteminize yeni bir şeyler sokuyorsunuz. Örneğin, bunu yapanlar, başlangıçtan itibaren cinsellik ve cinsel tercihler konusunda yeniliğe veya yeni partnerlerle cinsel deneyimlere başlamanın heyecanına alışıyor olabilir. Oysa başarılı tek eşlilik, eşlerin, ‘’deneyim merkezli’’ bir çekim yerine ‘’kişi merkezli’’ bir sevgi geliştirmelerini gerektirir. Ve bu da evli çiftlerin, yalnızca erken dönem romantik ilişkilerde deneyimlenen cinsel çekimler ve uyarılmalar yerine, bu&nbsp; heyecanlardan farklı olarak, birbirleriyle derin aşklarına, dostluklarına ve ortak yaşamlarına dayanan sürekli bir bağ oluşturmalarını ve ilişkilerini istikrarlı bir şekilde sürdürmelerini sağlar.</p>



<p>Ayrıca evlilik öncesi seks yapan bireyler şöyle bir sisteme girmiş oluyorlar; mevcut partnerlerini[eşlerini] eski partnerleri veya potansiyel partnerleri ile karşılaştırıyor ve değerlendirme eğilimine giriyorlar. Bu karşılaştırma zihniyeti, ilişki uzmanlarının &#8220;alternatif arama&#8221; dediği şeye yol açıyor. Potansiyel partner olabilecek kişiler düşünülmeye, aranmaya başlanıyor. Bu, mevcut ilişkiniz dışındaki partnerler hakkında düşünme veya onları aktif olarak takip etme sürecidir ve bu takip oldukça geniş bir yelpazede gerçekleşebilir; internet ortamında veya şahsen yeni partnerler aramak veya eski bir ortak, iş arkadaşı veya spor salonunda yeni bir tanıdık ile yeni bir ilişkinin nasıl olabileceği hakkında hayaller kurmak gibi.</p>



<p>Gençlik döneminde birden fazla cinsel partneri olan insanların öğrendiği temel şey aslında budur; mevcut partneri önceki partnerlerle nasıl karşılaştıracağı[kıyaslama]. Hatta bu durum, yani önceki partnerlerin varlığı, mevcut partnerde[eşte] hata ve hayal kırıklığı bulmayı da daha kolay hale getirir. Bu da yeni partner arayış ve takiplerini [yani aldatmaları] tetikler.</p>



<p>Evlilik öncesinde seksüel deneyimi [birden çok cinsel partneri] olanlar yakın ve sıkı bir şekilde bağlı oldukları insanlarla ilişkilerini bitirmenin sorun olmadığını da öğrenmiş oluyorlar. Bireyler, bu şekilde ayrıldıkları her seks partnerinden sonra yeni bir partnerin ortaya çıkacağını, kişisel mutluluk ve doyumun devam edeceğini öğreniyorlar. Böylece bir ayrılığa doğru gitme ve ayrılma konusunda daha hızlı karar verir hale geliyorlar. Önceki ilişkiler ve çoklu ayrılıklar, mevcut ilişkinin [evliliğin] istikrarı üzerinde en güçlü olumsuz etkisini bu şekilde göstermiş olabilir. Bu durum bireylerin bir ayrılıktan sonra daha hızlı toparlanmalarına yardımcı olabilir, ancak insanların bir arada kalmasına [evlilik istikrarına] yardımcı olmuyor.</p>



<p>Yazarlar araştırma raporunu şu sonuç cümleleri ile bitiriyorlar;</p>



<p>‘’Modern flört anlayışında cinsel kimyanın kültürel nosyonuna yapılan vurgu ve flörtte cinsel deneyimin varsayılan önemi, birçok bekâr yetişkine, cinsel odaklı flörtün gelecekte ömür boyu sürecek başarılı bir evlilik arzusunu gerçekleştirmelerinde yardımcı olacağına inandırdı. Ya da en azından, bekârlık dönemindeki bu tür davranışların kişinin gelecekteki evlilik ve aile hayatından kopuk olduğuna ve evlilik üzerinde hiçbir etkisinin bulunmadığına inanıldı. Ancak sonuçlarımız, evliliğe kadar seksten kaçınmanın daha sonraki evlilik başarısı için gelişimsel olarak en yararlı ve daha az riskli yol olduğunu gösteriyor, bu&nbsp; konuda yapılan önceki çalışmaların bulgularını doğruluyor. Deneyimin faydası hayatın birçok alanında görülebilse de cinsel deneyimsizlik aslında çoğu insanın hayatlarında arzuladığı evlilik başarısına giden en iyi yol olabilir’’[1].</p>



<p>Araştırma raporunun başyazarı Dr.Willoughby de şöyle diyor; &#8220;Çalışmamız, son yıllarda yapılan diğer ulusal çalışmaları doğruluyor; cinsel açıdan deneyimsiz [seksten kaçınarak] flört eden çiftlerin oldukça istikrarlı bir evlilik içinde olma ihtimali iki ila üç kat daha fazladır. Görünüşe göre eşler arasındaki cinsel münhasırlık, evlilikteki yakınlıklar için [günümüzde] yeterince takdir edilmeyen bir temel sağlıyor ve eşlerin duygusal yakınlık ve sağlıklı iletişim üzerine kurulu, karşılıklı olarak tatmin edici bir ilişki kurmasına yardımcı oluyor.&#8221;[3]</p>



<p>Demek ki sağlıklı bir eş seçimi yapmak ve evlilikte mutluluğu yakalamak için yapılması gereken şeylerden biri de evlilik öncesi dönemde cinsellikten kaçınmaktır.&nbsp; Ama günümüzdeki flört kültürü bunu zorlaştırıyor. Araştırma yazarları haklı olarak şunu soruyorlar; ‘’Günümüzün flört kültüründeki ortalama insan bile neden uzun vadeli ve istikrarlı ilişki umutlarını riske atmaya yetecek kadar düşük kaliteli birliktelikler ve cinsel deneyimler biriktiriyor?’’</p>



<p>Cevabı da yine kendileri veriyor; ‘’Çünkü evlilik öncesi cinsel deneyim/tecrübe, cinsel kimya ve durulma hipotezi gibi kanıta dayalı olmayan kültürel mitlere inanılıyor.’’</p>



<p>Demek ki modern flört anlayışının dayattığı cinsellikle ilgili mitlere inanmamak gerekiyor. Özellikle gençlerimizin bu konuya dikkat etmeleri gerekiyor. Yazımızı Wheatley Enstitüsü raporunun şu sözleri ile bitirelim;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;‘’Cinsel ilişkilere dair mevcut kültürel bakış açılarımızın çoğu insan cinselliğini en çok tanımlayan özellikleri -sevgiyi, yakınlık kapasitemizi ve cinsel deneyime derin duygusal anlamlar yükleme yeteneğimizi- hesaba katmıyor. Oysa sevgi dolu ve kalıcı evlilikler, cinsel yakınlığın eşler arasında paylaşılan duygusal yakınlığın anlamlı bir fiziksel sembolü olduğu evliliklerdir [evlilik ancak bu takdirde,&nbsp; cinsel yakınlık, eşler arasındaki duygusal yakınlığın anlamlı bir fiziksel simgesi olabildiğinde sevgi dolu ve kalıcı olabilir]. Bu yoksa seks sadece fizikseldir ve uzun vadede tatmin edici olmaktan çıkar, tatminkâr olması için gereken anlamdan yoksun kalır. Flört eden ve evlenmeyi umut eden çiftler, arkadaşlık ve iletişim temelli bir ilişki geliştirmeye odaklanmalıdırlar, çünkü bu onlara evlendiklerinde cinsel yakınlıklarını süreğen kılma konusunda yardımcı olacak. Aksi halde &#8220;gerçek aşkı beklerken&#8221; tam tersi de olabilir, –beklemek [ise], duygusal yakınlığa, ortak değerlere ve etkili iletişime odaklanan flört deneyimlerini teşvik ederek gerçek aşkı yaratır’’[1].</p>



<p>Son mesajımız şu olsun;</p>



<p>Evlilik için ‘’el değmemiş kız’’ arayan erkekler; bunu talep edebilmeniz için öncelikle sizin de elinizin değmemiş olması lazım ki bunu hak etmiş olun, unutmayın, kadınlara haram olan şey size de haramdır.</p>



<p>Evlilik için ‘’aşk ve bağlılık’’ bekleyen kadınlar; bunu talep edebilmeniz için öncelikle sizin de ‘’aşık ve bağlı’’ olabilmeniz lazım ki bunu hak etmiş olun, unutmayın, yaşamınızı modern flört kültürünün dayattığı mitlere göre düzenlerseniz, erkeklerin başaramadığını siz de başaramazsınız.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>



<p>1-Willoughby BJ, Carroll JS, Dover C, Sullivan JT (2023). The Myth of Sexual Experience: Why Sexually Inexperienced Dating Couples Actually Go On to Have Stronger Marriages. The Wheatley Institute. https://wheatley.byu.edu/The-Myth-of-Sexual-Experience</p>



<p>2-Adamczyk A, Hayes B. American Sociological Review 2012;77[5] 723–746&nbsp; doi:10.1177/0003122412458672</p>



<p>3-Previti D, Amato PR. Journal of Social and Personal Relationships, 2004;21, 217-30.</p>



<p>4-https://wheatley.byu.edu/00000187-7c64-d575-ad9f-7c77a1a40001/the-myth-of-sexual-experience-press-release-pdf</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bekarlik-donemindeki-seksuel-deneyim-partner-ler-evlilikleri-nasil-bozuyor-seksuel-deneyim-cinsel-kimya-ten-uyumu-durulma-mitleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kızılcık Şerbeti</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kizilcik-serbeti/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kizilcik-serbeti/#comments</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 May 2023 05:10:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Dizi]]></category>
		<category><![CDATA[TV]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18768</guid>

					<description><![CDATA[Show TV’deki bu dizi temsil ettiği iki farklı sosyolojik kesim arasındaki empatiyi arttırarak toplumsal barışa katkı sağlayabilirdi ancak sunduğu senaryo ve takdim ettiği karakterler yüzünden bu şansını kaybetmiş görünüyor, en azından şimdilik. Dizinin senaryosu zengin muhafazakar dindar bir aile ile seküler bir aile arasında geçen hikayelere dayandırılıyor, bu yüzden aslında toplumun neredeyse tamamına hitap ediyor(du), spektrumu buna müsaitti yani ama oluşturduğu asimetrik kurgular ve gerçeklikten kopuk senaryolar nedeniyle bu temsil kabiliyetini kaybetti. Kaybetti, çünkü Türkiye’de boğazda yalıda oturacak kadar zengin olan kaç muhafazakar dindar aile var? Diyelim ki 2-3 aile var, bunların hangisi kızını 4 yıl yurtdışında, Amerika’da okutacak ama buna rağmen burada onu sokağa çıkarmayacak kadar bağnaz davranacak? Evet, dizilerdeki senaryolar gerçek olgularla kurgular arasında zikzak çizer, hatta bazen varolan asimetriler egzejere edilerek (aşırı abartılarak) net bir kontrast oluşturulur ki dikkat çeksin ve mesaj verilebilsin, ama gerçeklikten bağınızı tamamen kopartırsanız, senaryonuz imgesel bir kurguya dönüşür ve etkisini yitirir. Örneğin dinen domuz etinin haram olması ve toplumumuzda bundan daha da belirleyici olan kültürel İslam nedeniyle domuza karşı muhafazakar dindar camiada varolan hassasiyete bir vurgu yapmak ve bu hassasiyet üzerinden bir çatışma üretmek istiyorsunuz, bunu anladık ama bunu daha gerçekçi bir şekilde sunabilirdiniz, Türkiye’de hangi anne adayı doğacak bebeğinin odasını hazırlarken &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Show TV’deki bu dizi temsil ettiği iki farklı sosyolojik kesim arasındaki empatiyi arttırarak toplumsal barışa katkı sağlayabilirdi ancak sunduğu senaryo ve takdim ettiği karakterler yüzünden bu şansını kaybetmiş görünüyor, en azından şimdilik.</p>



<p>Dizinin senaryosu zengin muhafazakar dindar bir aile ile seküler bir aile arasında geçen hikayelere dayandırılıyor, bu yüzden aslında toplumun neredeyse tamamına hitap ediyor(du), spektrumu buna müsaitti yani ama oluşturduğu asimetrik kurgular ve gerçeklikten kopuk senaryolar nedeniyle bu temsil kabiliyetini kaybetti.</p>



<p>Kaybetti, çünkü Türkiye’de boğazda yalıda oturacak kadar zengin olan kaç muhafazakar dindar aile var? Diyelim ki 2-3 aile var, bunların hangisi kızını 4 yıl yurtdışında, Amerika’da okutacak ama buna rağmen burada onu sokağa çıkarmayacak kadar bağnaz davranacak?</p>



<p>Evet, dizilerdeki senaryolar gerçek olgularla kurgular arasında zikzak çizer, hatta bazen varolan asimetriler egzejere edilerek (aşırı abartılarak) net bir kontrast oluşturulur ki dikkat çeksin ve mesaj verilebilsin, ama gerçeklikten bağınızı tamamen kopartırsanız, senaryonuz imgesel bir kurguya dönüşür ve etkisini yitirir.</p>



<p>Örneğin dinen domuz etinin haram olması ve toplumumuzda bundan daha da belirleyici olan kültürel İslam nedeniyle domuza karşı muhafazakar dindar camiada varolan hassasiyete bir vurgu yapmak ve bu hassasiyet üzerinden bir çatışma üretmek istiyorsunuz, bunu anladık ama bunu daha gerçekçi bir şekilde sunabilirdiniz, Türkiye’de hangi anne adayı doğacak bebeğinin odasını hazırlarken dört duvarı da tepeden tırnağa kadar domuz resimleriyle donatır?</p>



<p>Dizi her iki tarafın da olumlu yönlerini ön plana çıkararak toplumsal barışa gerçekten katkı sunabilirdi, örneğin kadına yönelik şiddete karşı seküler kesimde daha fazla var olan hassasiyete vurgu yapar ve bunun olumlu yönlerini işlerken (ki bu kısmen yapıldı), muhafazakar dindar kesim için de kermesler üzerinden yapılan yardımlar, infaklar ve hayırseverlik daha fazla ön plana çıkarılabilir ve bunun da olumlu sosyal sonuçları işlenebilirdi. Yani her iki kesimin birbirini daha iyi anlamasına ve empati yapmasına yarayacak senaryolar sunulabilir ve toplumsal barışa katkı yapılabilirdi ama böyle yapılmadı, hatta kasıtlı asimetriler oluşturuldu, örneğin seküler taraftaki Kıvılcım öğretmen daima kurallara riayet eden, hiç kimseye haksızlık yapmayan ve hatta kendisine zarar verecek olsa bile ilkeli davranan bir öğretmen figürü olarak takdim edilirken, muhafazakar kaynana (Pembe), her şeye müdahele eden, kızının da gelinin de huzurunu bozan, tipik baskıcı ve huzur bozucu bir kaynana olarak takdim edildi. Muhafazakar taraftaki kadınlar &nbsp;tipik ev kadını ve ev kızı rolleri ile takdim edilirken hatta Amerika’da üniversite eğitimi alan Nursema bile tipik ev kızı rolü ile ön plana çıkarılırken, seküler taraftaki Kıvılcım, eğitimli bir kadın ve ilkeli bir öğretmen olarak takdim ediliyor. Hatta &nbsp;her iki tarafın lise çağındaki aktörlerinde de ön yargılı cinsiyetçi asimetriyi görüyoruz; muhafazakar tarafın liseye giden çocuğu Batuhan(erkek) olurken, seküler tarafın liseye giden çocuğu Çiçek(kız) oluyor. Niye tersi değil mesela?</p>



<p>Yani muhafazakar tarafın aktörlerinde tipik geleneksel cinsiyetçi roller aynen devam ettiriliyor ve pekiştiriliyor. Nursema üniversite eğitimini Amerika’da alan bir kız olduğu yani en az dört yıl yurtdışında ailesinden uzak ve tek başına yaşadığı halde (ki Nursema’nın. üniversite eğitimini aldığını ana senaryoda değil başlangıçta sadece bir cümlede görüyoruz) annesi Pembe hanım onu neredeyse sokağa çıkarmıyor ve hat sergisini engelliyor, böyle bir asimetrik realite olabilir mi?</p>



<p>Dahası Nursema, sosyoseksüel etkinliği düşük bireylerde gördüğümüz bir davranış sergiliyor, ona böyle bir rol biçiliyor; karşısına çıkan ilk karşıt cinse (Umut’a) aşık oluyor! (Sosyoseksüel etkinlik her iki cinsin bir arada bulunduğu ve birlikte sosyal etkinlikler sergilediği, örneğin karma eğitim gibi etkinlikleri niteleyen teknik bir terimdir, sosyoseksüel etkinliği düşük olan kadınlar karşılaştıkları ilk erkekten duygusal olarak etkilenirken, erkekler de kadınlardan gelen sosyal mesajları cinsel mesajlar olarak algılarlar, çünkü düşük sosyoseksüel etkinlikleri nedeniyle cinsel algı eşikleri düşer ve sosyal mesajları hatalı yorumlayarak cinsel mesaj olarak algılarlar).</p>



<p>Dizide her iki tarafın da olumlu yönlerini ele alan tek senaryo seküler taraftaki Korkmaz anne ile muhafazakar taraftaki Mustafa arasında gerçekleşen yardımlaşmadır; ama ne yazıkki bu yardımlaşma bile seküler taraf lehine çarpıtılan bir asimetri ile sunuluyor; yardım/destek Korkmaz anneden geliyor ve Mustafa’nın (mental yapı/IQ açısından) özel bir konumu bulunuyor.</p>



<p>Muhafazakar taraftaki bozguncu gelinin üstlendiği roller, oyunlar, hasetlikler ve o camiada cereyan eden büyüler, entrikalar vs de cabası…</p>



<p>Ama dizinin belki de en tehlikeli tarafı, toplumumuzda zaten var olan cinsiyetçi hatalı kültürel kodlamaları direkt ve dolaylı mesajları ile besliyor olması; ahlakı cinsel ahlaka indirgemesi, cinsel ahlakı ve namusu da kadına özgülemesi. Böylece kadını mülk olarak gören ve kadına yönelik şiddeti besleyen bu hatalı kültürel şemaları desteklemiş olması.</p>



<p>Pembe hanım ve Fatih, hamile olan Doğa’nın dışarıya çıkarken giydiği kıyafetine müdahale ederlerken, aynı akşamın sonunda Fatih başka bir kızla hemen yatağa giriveriyor!</p>



<p>Tabi bu arada Pembe hanım da gelini Doğa’ya yaptığı uyarılarla bu sonucu adeta peşinen hazırlanmış oluyor!</p>



<p>Senaryonun devamı nasıl gelecek bilemiyoruz ama muhtemelen Pembe hanım Doğa’ya “bak gördün mü, senin yüzünden oldu bu, ben söylemiştim sana” diyecek, öyle dedirtilecek!</p>



<p>Evin kızı Nursema’nın sokağa çıkmasına müsaade edilmezken, hat sergisine müdahale edilirken, evin oğlu Fatih’in evlilik öncesinde hamile bıraktığı bir kızla evlenmesine anlayış gösteriliyor!</p>



<p>Aynı durum/mesaj Nursema’nın zorla evlendirildiği muhafazakar psikopat erkeğin yaşamında da bolca görülüyor.</p>



<p>Çünkü nasılsa kültür namusu kadına özgü bir kavram olarak kodlamıştır ve dizi de bu hatalı kültürel şemayı sonuna kadar desteklemektedir.</p>



<p>Ömer’in Kıvılcım’la evlilik öncesinde yatması ve Abdullah beyin dizinin kaçık (ama harbi) kızı Alev’le arasındaki duygusal yakınlaşma için de benzer şeyler söylenebilir. Bu arada modern kesimdeki Alev karakteri üzerinden bile (hasbi, içten ve yardımsever fiilleri nedeniyle) sempatik mesajlar veriliyor.</p>



<p>Aynı mesajlar Doğa’nın Nursema’ya yaptığı yardımlar üzerinden, Nursema’nın daha önce düşman olduğu Doğa ve Alev’e karşı minneti ve hayranlığı üzerinden de veriliyor. Nursema, anne-babasının yaptığı baskılardan, Amerika’da aldığı, ailesinin ona sağladığı bu eğitim sayesinde değil de modern kesimden gelen yardım sayesinde kurtuluyor, Doğa ve Alev’den gelen modern himmet sayesinde özgürleşiyor!</p>



<p>Dizideki tüm çiftler, Abdullah-Pembe, Fatih-Doğa, Ömer-Kıvılcım, Abdullah-Alev ve daha sonra da muhtemelen Batuhan-Çiçek arasındaki olası ilişki… tümü benzer cinsiyetçi mesajları veriyor. Umut’un davranışları nedeniyle şimdilik buna uymayan tek ilişki Nursema ile Umut’un ilişkisi, lakin bunun da nereye evrileceği ve nasıl sonuçlanacağını henüz bilmiyoruz.</p>



<p>Fatih’in hamile olan eşini anında aldatması ve bunun görsel olarak (rahatsız edici sahneler eşliğinde) izleyiciye sunulmas -bana göre- çok ciddi bir etik problem, çünkü seçilen konu ve karakterler nedeniyle muhafazakar dindar izleyici ekrana çekiliyor ve aniden böyle bir sahneye maruz bırakılıyor, bu bir bakıma izleyicinin tuzağa düşürülmesi ve aldatmanın normalleştirilmesidir(normalleştirme çabası). Bu bizim “görsel ve işitsel maruziyet terapisi” dediğimiz bir normalleştirme yöntemini çağrıştırıyor(biz bu yöntemi cinselliği tabu olarak gören ve cinsel sorunlarını kendi aralarında konuşamayan çiftlerde kullanırız mesela; cinsellikle ilgili terimleri kullanamayan, bundan korkan çiftleri karşımıza alır ve bilgilendirme yaparız ve bu terimleri sıklıkla kullanırız, onları bu terimlere maruz bırakırız, bizim bu terimleri rahatlıkla kullandığımızı ve kıyametin de kopmadığını gören çiftler bu sayede bunlara ünsiyet kazanır ve bunu kendi aralarında da konuşmaya başlarlar).</p>



<p>Dizilerdeki bu sahneler de benzer bir işlev görüyor ve izleyici nezdinde bu fiilleri (aldatmayı) zamanla normalleştiriyor.</p>



<p>Kızılcık şerbeti de bunu yapıyor, orijinal senaryoda böyle bir sahne var mıydı yoksa bunu birkaç hafta önce RTÜKten alınan cezaya karşı bir intikam olarak mı koydular (hadi verebiliyorsan buna da ceza ver de görelim der gibi), bilemiyorum ama dizi toplumsal barışa katkı yapma şansını kaybettiği gibi ahlaki olarak zarar vermeye de başlamış görünüyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kizilcik-serbeti/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>1</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dürüst Lider Öyle Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/18741/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/18741/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Apr 2023 13:51:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[yalan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18741</guid>

					<description><![CDATA[Alemi kör milleti sersem sanan hokus pokusçular yapabilseler Kemal Kılıçdaroğlu’nu dürüst lider diye yutturacaklar bize ama alem kör değil, en azından biz değiliz. Dürüst lider öyle mi? Ya Hu dürüst lider her şeyden önce milletin gözüne baka baka yalan konuşmaz, yalanı bir alışkanlık haline getiren adamdan dürüst lider mi olur? Tamam, siyasetçi olarak muhalefeti abartır, olanı fazla gösterir, olmayanı varmış gibi sunarsın, bu da doğru değil ama hiç olmazsa bunlara yorum farkı veya abartı der geçeriz fakat Kemal beyin durumu böyle değil ki, alenen yalan konuşuyor. Hem de net yalanlar. İşte bazı örnekler; Baykal’ın kaset olayında ‘’genel başkanlığa aday değilim’’ dedi, iki gün sonra gitti kurultayda aday oldu ve CHP&#8217;nin başına geçti.&#160; Hükümetin 2008’de çıkardığı [ve Ak Partinin kapatılma davasına konu olan] başörtüsü yasasını iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine gitti, yani çözümü geciktirenlerden oldu ama sonra da çıktı dedi ki, ‘’başörtüsü sorununu ben çözdüm’’[evet aynen böyle dedi, iyice güçlenen hükümet 2013’te yasal düzenleme yapınca engelleyemedi ya, o mu çözmüş oluyor? Bu aslında “çözümü ben geciktirdim ama artık buna gücüm kalmadı” demektir, yani bu bir itiraf]. İktidara gelince Ali Babacan’ı yüce divana göndereceğim demişti ama şimdi onunla ittifak kurdu ve seçilirse CB yardımcısı yapacak [böyle bir şey ancak şu şartla kabul &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Alemi kör milleti sersem sanan hokus pokusçular yapabilseler Kemal Kılıçdaroğlu’nu dürüst lider diye yutturacaklar bize ama alem kör değil, en azından biz değiliz. Dürüst lider öyle mi?</p>



<p>Ya Hu dürüst lider her şeyden önce milletin gözüne baka baka yalan konuşmaz, yalanı bir alışkanlık haline getiren adamdan dürüst lider mi olur? Tamam, siyasetçi olarak muhalefeti abartır, olanı fazla gösterir, olmayanı varmış gibi sunarsın, bu da doğru değil ama hiç olmazsa bunlara yorum farkı veya abartı der geçeriz fakat Kemal beyin durumu böyle değil ki, alenen yalan konuşuyor. Hem de net yalanlar. İşte bazı örnekler;</p>



<p>Baykal’ın kaset olayında ‘’genel başkanlığa aday değilim’’ dedi, iki gün sonra gitti kurultayda aday oldu ve CHP&#8217;nin başına geçti.&nbsp;</p>



<p>Hükümetin 2008’de çıkardığı [ve Ak Partinin kapatılma davasına konu olan] başörtüsü yasasını iptal ettirmek için Anayasa Mahkemesine gitti, yani çözümü geciktirenlerden oldu ama sonra da çıktı dedi ki, ‘’başörtüsü sorununu ben çözdüm’’[evet aynen böyle dedi, iyice güçlenen hükümet 2013’te yasal düzenleme yapınca engelleyemedi ya, o mu çözmüş oluyor? Bu aslında “çözümü ben geciktirdim ama artık buna gücüm kalmadı” demektir, yani bu bir itiraf].</p>



<p>İktidara gelince Ali Babacan’ı yüce divana göndereceğim demişti ama şimdi onunla ittifak kurdu ve seçilirse CB yardımcısı yapacak [böyle bir şey ancak şu şartla kabul edilebilir; ‘’Ben o konuda eksik bilgi ile konuştum, Babacan’a haksızlık etmişim, durum öyle değilmiş…’’ der ve özür dilersin ama böyle bir şey olmadı].</p>



<p>Benzer şekilde Davutoğlu için de Cumhuriyet tarihinin en çapsız bakanı demişti ama şimdi onunla da ittifak kurdu ve seçilirse onu da CB yardımcısı yapacak.</p>



<p>2019 seçimlerinde “CHP’li Belediyeler hiçbir işçinin işine son vermeyecek size namus sözü veriyorum.” demişti ama CHP&#8217;li belediyeler değil bir kişiyi binlerce kişiyi işten çıkardı, lakin Kemal bey gıkını bile çıkarmadı, namus sözünü çiğnedi.</p>



<p>Habire “İktidara gelince israfı önleyeceğim” diyor ama TBMM’nin en müsrif milletvekilileri CHP’li vekiller çıkınca (CHP Adana milletvekili Elif Türkmen’in 2016’da bir yıllık telefon faturası 2 milyon TL olmuştu; eski parayla 2 trilyon TL, 857 asgari ücret, bugünkü rakamla 8,5 milyon/trilyon TL, meclisin ikinci ve üçüncü müsrif milletvekili de CHP’li idi), bu durum Kemal beye sorulduğunda pişkin bir şekilde aynen şöyle dedi; “Sonra bunlar niye bu kadar para harcadılar, derseniz, adama sorarlar, sen bu hakkı niye verdin arkadaş!”</p>



<p>Evet, ayynen böyle dedi.</p>



<p>‘’Darbe girişimi olursa o tankın önüne önce ben çıkarım’’ demişti ama darbe girişimi [hatta darbe] oldu, tanklar önünden geçti fakat o da tankların yanından sıvışarak geçti [kaçtı]. Daha kötüsü ise bu sözü hatırlatılınca verdiği şu pişkin cevaptı: ‘’İyi de tank getirselerdi madem. Nerede tank?&#8221; [havalimanında yanından geçtin ya, sonra da TV ekranının karşısına geçip izlendin ya bu tankları].</p>



<p>8 Haziran 2016’da Habertürk TV’de &#8220;Sözde ben hastanede PKK&#8217;lıları ziyarete gitmişim, ya pes ya, pes, ya bırak hastaneyi, bırak hapishaneyi ben hiçbir yerde gitmedim, ziyaret etmedim’’&nbsp; dedi, iki hafta sonra [24 Haziran 2016’da] CNNTürk’te ‘’Biz hapiste hasta yatan PKK’lıya da gittik, DHKP’liye de gittik…’’ dedi.</p>



<p>Kemal bey 2018’deki seçimlerde ‘’Niye CB adayı olmuyorsunuz?’’ şeklindeki soruyu aynen şöyle cevaplamıştı; &#8220;Efendim bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanı adayı olmamalı, bir partinin genel başkanı Cumhurbaşkanı adayı olursa, velev ki seçildi, nasıl gidecek namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, &#8216;ben tarafsız olacağım&#8217; diye? Benim namusum ve şerefim bu kadar ucuz mu? Ben nasıl namusum ve şerefim üzerine, tarih huzurunda ve büyük Türk milleti önünde diyeceğim ki &#8216;tarafsız davranacağım&#8217;, ya o zaman demezler mi kardeşim, &#8216;tarafsızsan sen nasıl falan parti üyesisin?&#8221;</p>



<p>Ama şimdi CB adayı oldu ve CHP’den istifa etmedi. Dahası CB seçilirse de istifa etmeyecek [hatta bunu protokola yazdırdı, parlamenter sisteme geçilince istifa edecekmiş!, iyi de bunun olmayacağını kendisi de biliyor, ama hadi diyelim ki oldu, o zamana kadar namusu ve şerefi ne olacak? Velev ki seçildi, Kemal bey ‘’nasıl gidecek de namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, &#8216;ben tarafsız olacağım&#8217; diye?’’ Kemal beyin ‘’namusu ve şerefi bu kadar ucuz mu?’’-kendi sözü böyle-]</p>



<p>Kemal bey şimdi de her akşam TV ekranlarında ‘’Gittim, milletimiz için 300 Milyar Dolar temiz yatırım getirdim’’ deyip duruyor [evet, dili geçmiş zamanla, ‘’getirdim’’ diyor]. Getirdiysen hani nerede bu yatırımlar, hangi ilde ve hangi alanda?</p>



<p>Gitmiş İngiltere’de bazı yatırım fonlarının alt düzey yöneticileri ile görüşmüş [yani doğru dürüst dikkate bile alınmamış ama] gelmiş bize caka satıyor [ilk yorumda bu konuda detaylı bilgiler, ekte de KK’nın İngiltere’de yaptığı bir görüşmenin görseli yer alıyor, bu görseldeki ciddiyetsizlik (dikkate alınmama)&nbsp; bile her şeyi anlatmıyor mu].</p>



<p>Böyle bir siyasetçiyi dürüst lider olarak takdim etmek, ne CHP tabanının ne de ülke halkının hak ettiği bir durum. Ama maalesef durum bu.</p>



<p>Sahi bir ara ‘’Kılıçdaroğlu aday olmasın’’ diye kampanya yapan CHP’liler vardı değil mi? Ne oldu onlara? Tıpış tıpış mı dediniz? Ha evet, anladım.</p>



<p>Ama lafa gelince biat eden, koyun gibi davranan [ne olursa olsun, belediyeciliğin çok kötü olduğu İzmir örneğinde olduğu gibi daima CHP&#8217;ye oy verenler değil de] zaman zaman Erdoğan&#8217;a bile kök söktüren&nbsp; Ak Parti seçmenleri oluyor değil mi?</p>



<p>Şu solcular algı manipülasyonunda hakikaten çok maharetliler, neredeyse akı kara, karayı ak gösterebiliyorlar!</p>



<p>Not: Kılıçdaroğlu’nun paylaşımdaki tüm sözlerine internetten ulaşabilirsiniz [hepsi açık kaynaklarda var]</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/18741/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erkeklerin Abdestini Bozan Kadın Aday</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erkeklerin-abdestini-bozan-kadin-aday/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erkeklerin-abdestini-bozan-kadin-aday/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 10 Apr 2023 14:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18727</guid>

					<description><![CDATA[CHP yandaşları [ve daha da ilginci bizim tayfanın bir bölümü] Kemal beyin seccadeye ayakkabı ile basmasını te’vil ediyor, hafifletmeye çalışıyorlar. Hadi CHP yandaşlarını anladık, peki size/bize ne oluyor? Yok seccade kutsal değilmiş, yeni bir kutsal üretiyor ve Kur’anda olmayan şeyleri mi din ediniyormuşuz, hani biz öyle değilmişiz, yok yeryüzü mescitmiş, yok namaz için seccade şart değilmiş, toprakta ve mermerde de kılınabilirmiş vs&#8230; Ya Hu siz hakikaten meseleyi mi anlamadınız yoksa yandaşlığınız [ya da Erdoğan nefreti] gözünüzü mü kör etti? Ya Hu size kim ‘’seccade kutsaldır’’ diyor? ‘’Namaz sadece seccadede kılınabilir’’ diyen kim? Mesele CHP zihniyetinin halkın inançlarına ve kültürüne yabancı olması, yaklaşık bir asırdır bilinen bu durumun adeta yeniden resmedilmesi, hepsi bu. Bakın kültürüne de dedim, okudunuz mu? Bu toplumda inançla kültür iç içedir, sosyoloji dindir, din kültürdür, kültür dindir [hani hep söyleriz ya], kastımız bu işte. Dine/kültüre aşinalık ve saygı/hürmet. Hepsi bu. Yani konu CHP’nin kültürel yabancılaşması (ben buna ‘’teososyolojik doku uyuşmazlığı’’ diyorum). Şimdi hala anlamayan varsa şöyle anlatalım [tane tane]; Caminin dış duvarı da kutsal değildir ama ‘’cami duvarına işemek’’ diye bir deyim var bu ülkede. Ve bunun ne anlama geldiği de hepimizin malumu.&#160; Bir kumaş parçası olarak bakarsanız bayrak da kutsal değildir, dini olarak da bayrağa basmak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>CHP yandaşları [ve daha da ilginci bizim tayfanın bir bölümü] Kemal beyin seccadeye ayakkabı ile basmasını te’vil ediyor, hafifletmeye çalışıyorlar.</p>



<p>Hadi CHP yandaşlarını anladık, peki size/bize ne oluyor?</p>



<p>Yok seccade kutsal değilmiş, yeni bir kutsal üretiyor ve Kur’anda olmayan şeyleri mi din ediniyormuşuz, hani biz öyle değilmişiz, yok yeryüzü mescitmiş, yok namaz için seccade şart değilmiş, toprakta ve mermerde de kılınabilirmiş vs&#8230;</p>



<p>Ya Hu siz hakikaten meseleyi mi anlamadınız yoksa yandaşlığınız [ya da Erdoğan nefreti] gözünüzü mü kör etti? Ya Hu size kim ‘’seccade kutsaldır’’ diyor? ‘’Namaz sadece seccadede kılınabilir’’ diyen kim?</p>



<p>Mesele CHP zihniyetinin halkın inançlarına ve kültürüne yabancı olması, yaklaşık bir asırdır bilinen bu durumun adeta yeniden resmedilmesi, hepsi bu. Bakın kültürüne de dedim, okudunuz mu? Bu toplumda inançla kültür iç içedir, sosyoloji dindir, din kültürdür, kültür dindir [hani hep söyleriz ya], kastımız bu işte. Dine/kültüre aşinalık ve saygı/hürmet. Hepsi bu. Yani konu CHP’nin kültürel yabancılaşması (ben buna ‘’teososyolojik doku uyuşmazlığı’’ diyorum).</p>



<p>Şimdi hala anlamayan varsa şöyle anlatalım [tane tane];</p>



<p>Caminin dış duvarı da kutsal değildir ama ‘’cami duvarına işemek’’ diye bir deyim var bu ülkede. Ve bunun ne anlama geldiği de hepimizin malumu.&nbsp;</p>



<p>Bir kumaş parçası olarak bakarsanız bayrak da kutsal değildir, dini olarak da bayrağa basmak diye bir günah yoktur, hadi o zaman bayrağa basın da göreyim sizi, bayrağa basın ve o şekilde resim çektirin bakalım!</p>



<p>Keza evlere ayakkabı ile girmek de günah değildir, hadi o zaman buyurun Anadolu’da evlere ayakkabı ile girin de göreyim sizi, Kemal bey yanına Canan hanımı da alsın ve ayakkabıları ile girsin dolaştığı bölgedeki evlere, öyle ya, madem günah değil…</p>



<p>Bu örnekleri çoğaltmak mümkün ama gerek yok, anlamayan yada anladığı halde meseleyi çarpıtanlar için fazla söze gerek yok. Bazıları da sanki başkasının hatası kendi [yandaşının] hatasını aklayacakmış gibi&nbsp; ‘’ama sen de/onlar da şöyle şöyle yapmışlardı’’ şeklindeki mantık hatasını/safsatasını yapmaya devam ediyor [Ad Hominem tu Quoque’’ mantık safsatası]. Etsinler, kendileri bilir ve sadece kendilerini kandırırlar.</p>



<p>Şimdi gelelim başlıktaki konuya;</p>



<p>CHP önceki yıllarda Diyarbakır’da bir kadın aday çıkarır. Bölge kültürüne aşina olmayan bu aday, seçim çalışmaları kapsamında önüne gelen herkesle tokalaşmaya başlar. Böyle yapar ki seçmenle yakın bir bağ kursun ve desteğini alsın! Lakin bir, iki, üç… derken sokakta karşısına çıkan herkes ‘’yao bu kadın bizim de abdestimizi bozacak’’ diyerek kaçışmaya başlar. Çünkü bölge halkının çoğunluğu dindardır ve Şafii mezhebine mensuptur, Şafii fıkhına göre ise kadınla ten teması [velev ki bu kadın kendi eşi de olsa] abdesti bozar.</p>



<p>Şimdi ben bu fetvanın Kur’ana dayanmadığını [Maide 6’daki ‘’kadına temas” ifadesi ile cinsel temasın kast edildiğini] düşünüyorum; bu durumda bölge halkına ‘’siz yanlış yapıyorsunuz, tokalaşın kadın adaylarla, abdestinize bir şey olmaz’’ mı diyeyim? Farzı muhal orada bulunsam, ‘’Ya Hu siz ne biçim Müslümansınız, Kur’anda yok böyle bir şey, aşırı tedbirli davranıyorsunuz, bırakın bu işleri’’ mi diyeyim? (normalde derim ve diyorum da zaten ama bunu sayfamda derin, politik arenada -seçmene hakaret eder ve aşağılar gibi- değil).</p>



<p>Şimdi, ey ‘’Seccade kutsal değildir’’ diyenler, ‘’hani siz Kur’ancıydınız’’ diyenler, hadi buyurun, desteklediğiniz adaylarla bölge halkına gidin ve deyin ki; ‘’siz yanlış yapıyorsunuz, Kur’anda böyle bir şey yok, kim uyduruyor bu zırvaları vs.’’ Hadi buyurun.</p>



<p>Ah ah! Söyleyecek çok söz var da gerek yok, kutsal ile kültürel ve teopolitik yabancılaşmayı ayırt edemeyenlere ne söylesek az [aslında pekâla ayırt ediyorlar da işlerine gelmiyor].</p>



<p>Hani Yavuz Ağıralioğlu ‘’CHP’ye rüyasında oy verdiğini gören sağcı gusül abdesti alır’’ demişti ya [ve hiçbir CHP’li de ‘’yok böyle bir şey, saçmalama’’ diyememişti ya], CHP ile ilgili muhafazakar sağ seçmende böyle bir algı var ve Kemal bey son 10 yıldır bu imajı, bu algıyı yıkmak için çok çaba sarf etti. Ama bu seccade kazası ile adeta tüm çabalarını yok etti, ben Kemal beyin bu hadise nedeniyle hakikaten çok üzgün olduğunu düşünüyorum, üzgündür, çünkü tüm bu çabaları heba olmuş olabilir.</p>



<p>Muhafazakar dindar halk nezdinde CHP hakkındaki bu algı ile ilgili anlatılan onlarca hadise vardır. Mesela biri şudur; Bir Karadeniz köyünde CHP adayı dolaşıyormuş, yaşlı bir teyze elinde ibrik veya güğüm ile su taşıyormuş, CHP adayı ‘’yardım edeyim teyzecim’’ diyerek elinden almış ve evine kadar taşımış güğümü, teyze de ‘’sağ olasın evladım, siz kimsiniz, ne edersiniz buralarda? demiş, aday ‘’İşte ben CHP’nin adayıyım, ismim …’’ der demez, teyze ‘’tövbe estağfirullah, tövbe estağfirullah’’ diyerek ğüğümdeki suyu dökmüş ve ‘’ben bunla abdest alacaktım, mundar oldu’’ demiş [bunu ben demiyorum, teyze diyor, şimdi ‘’ğüğüm de su da kutsal değil’’ hikayesi başlamasın]</p>



<p>Bunlar Anadolu’da yaşanan ve en azından belli bir yaş üzerindeki kuşağın hafızalarında yer alan hadiseler. Haklı veya haksız CHP ile ilgili böyle bir algı var. Ve Kemal bey bu algıyı kırmak için çok uğraştı [tabii kendisinin 10 yıl önce başörtüsü düzenlemesi için anayasa mahkemesine gittiğini de not edelim, Mehmet Ali Birand’a verdiği röportaj da hala arşivlerde duruyor]. Ama tüm bu çabaları bu kaza ile büyük bir yara aldı [işte biz ‘’din dersi bu ülkede sadece din dersi değildir, kültürdür aynı zamanda’’ derken bunu kast ediyorduk ama buna en çok karşı çıkan da yine seküler CHP’liler oluyordu, belki şimdi anlamışlardır ne kast ettiğimizi, dini yaşamak için olmasa da bu toplumun kültürüne aşina olmak için bilmek gerekiyor işte, en azından doğru bir siyasal iletişim yapabilmeniz, böyle kazalar yapmamanız için].</p>



<p>Peki bugünkü CHP bu algıyı hak ediyor mu? Bu, analistler tarafından yorumlanması gereken uzun bir konu. Lakin şu açık; ‘’Bana CHP’nin dinle ilişkisini anlatan bir resim yapabilir misin Abidin?’’ dense, karşılık olarak ‘’ayakkabılı seccade’’ resminden daha iyisi bulunamazdı herhalde. Kemal bey ve CHP yönetimi bu algıyı dağıtmak için daha çok uğraşacak gibi görünüyor. Bizi dinleyecekler ise önerimizi yapalım;</p>



<p>Bu iş reklam ajansıyla, milyarlarca lira para harcanarak olmaz, yani algı ve takiyye ile olmaz, samimi olacaksınız, samimi; Namaz kılmıyorsanız seçim zamanı camilere gitmeyecek ve namaz kılıyormuş gibi yapmayacaksınız, ‘’biz namaz kılmıyoruz, siz buyurun’’ diyeceksiniz, oruç tutmuyorsanız, her gün iftar gösterisi yapmayacak ve ‘’biz oruç tutmuyoruz, siz buyurun’’ diyeceksiniz. Bunları yapmaya mecbur değilsiniz ama bunları istismar edemezsiniz, ederseniz işte böyle olur. Kısacası, yanınızdan ayırmadığınız il başkanınız Canan hanımın dediği gibi takiyye yapmayacaksınız. Bu sizi de muhataplarınızı da yorar ve sanılanın aksine böyle kazalarla daha büyük kayıplara neden olur.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erkeklerin-abdestini-bozan-kadin-aday/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hüdapar’ın Cumhur İttifakını Desteklemesi Hdp’nin Millet İttifakını Desteklemesi ile Aynı Mı? Hüdapar Hdp ile Kıyaslanabilir Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hudaparin-cumhur-ittifakini-desteklemesi-hdpnin-millet-ittifakini-desteklemesi-ile-ayni-mi-hudapar-hdp-ile-kiyaslanabilir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hudaparin-cumhur-ittifakini-desteklemesi-hdpnin-millet-ittifakini-desteklemesi-ile-ayni-mi-hudapar-hdp-ile-kiyaslanabilir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 Apr 2023 11:13:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[hüdapar]]></category>
		<category><![CDATA[ittifak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18721</guid>

					<description><![CDATA[Hayır, bu iki ittifak -bu açıdan- kıyaslanamaz. Çünkü HÜDAPAR ile HDP arasında siyasi ve hukuki açıdan çok ciddi farklar var. Şöyle ki; HDP, 40 bin vatandaşımızı katleden PKK/PYD terör örgütü ile iltisaklı bir partidir. Bu iltisak, 1)mahkeme kararları [yöneticilerinin aldığı cezalar] ve daha da önemlisi 2)parti yetkililerinin açık beyanları ile sabittir [ki bunların içinde eş genel başkanlar da var, örneğin, Pervin Buldan; &#8220;Oyunuzu attığınız zaman aklınıza Öcalan gelsin&#8221;, Abdullah Zeydan; &#8220;PKK sizi tükürüğüyle boğar tükürüğüyle&#8230;&#8221; Figen Yüksekdağ; &#8220;Biz sırtımızı YPG&#8217;ye, YPJ&#8217;ye ve PYD&#8217;ye yaslıyoruz&#8221;&#160; Selahattin Demirtaş; &#8221; Daha biz başkan Apo&#8217;nun heykelini dikeceğiz heykelini&#8230;&#8221; gibi sözleri]. Nitekim bu ve benzeri sözleri/fiilleri nedeniyle pek çok HDP yöneticisi ve milletvekili hakkında fezleke düzenlenmiş, milletvekillikleri düşürülmüş ve mahkumiyet cezaları verilmiştir.&#160; Buna eş genel başkanlar Önder ve Demirtaş da dahildir [nitekim Demirtaş hala hapistedir].&#160; Ve tüm bu gerekçelere dayalı olarak HDP’ye kapatma davası açılmıştır [kapatılma ihtimali de yüksektir]. HÜDAPAR ise 2012’de kurulmuş bir partidir ve bugüne kadar ne parti hakkında ne de hiçbir yöneticisi hakkında dava açılmıştır. ‘’HÜDAPAR 1990’lı yıllardaki Hizbullah’ın devamıdır’’ iddiası hiçbir parti yetkilisi tarafından kabul edilmemiştir, daha da önemlisi bu konuda tek bir dava bile açılmamıştır [kaldı ki Hizbullah devlete karşı bir eylemde bulunmamıştı, hatta devlet PKK ile mücadelede Hizbullah’la ittifak &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hayır, bu iki ittifak -bu açıdan- kıyaslanamaz. Çünkü HÜDAPAR ile HDP arasında siyasi ve hukuki açıdan çok ciddi farklar var. Şöyle ki;</p>



<p>HDP, 40 bin vatandaşımızı katleden PKK/PYD terör örgütü ile iltisaklı bir partidir. Bu iltisak, 1)mahkeme kararları [yöneticilerinin aldığı cezalar] ve daha da önemlisi 2)parti yetkililerinin açık beyanları ile sabittir [ki bunların içinde eş genel başkanlar da var, örneğin, Pervin Buldan; &#8220;Oyunuzu attığınız zaman aklınıza Öcalan gelsin&#8221;, Abdullah Zeydan; &#8220;PKK sizi tükürüğüyle boğar tükürüğüyle&#8230;&#8221; Figen Yüksekdağ; &#8220;Biz sırtımızı YPG&#8217;ye, YPJ&#8217;ye ve PYD&#8217;ye yaslıyoruz&#8221;&nbsp; Selahattin Demirtaş; &#8221; Daha biz başkan Apo&#8217;nun heykelini dikeceğiz heykelini&#8230;&#8221; gibi sözleri].</p>



<p>Nitekim bu ve benzeri sözleri/fiilleri nedeniyle pek çok HDP yöneticisi ve milletvekili hakkında fezleke düzenlenmiş, milletvekillikleri düşürülmüş ve mahkumiyet cezaları verilmiştir.&nbsp; Buna eş genel başkanlar Önder ve Demirtaş da dahildir [nitekim Demirtaş hala hapistedir].&nbsp; Ve tüm bu gerekçelere dayalı olarak HDP’ye kapatma davası açılmıştır [kapatılma ihtimali de yüksektir].</p>



<p>HÜDAPAR ise 2012’de kurulmuş bir partidir ve bugüne kadar ne parti hakkında ne de hiçbir yöneticisi hakkında dava açılmıştır. ‘’HÜDAPAR 1990’lı yıllardaki Hizbullah’ın devamıdır’’ iddiası hiçbir parti yetkilisi tarafından kabul edilmemiştir, daha da önemlisi bu konuda tek bir dava bile açılmamıştır [kaldı ki Hizbullah devlete karşı bir eylemde bulunmamıştı, hatta devlet PKK ile mücadelede Hizbullah’la ittifak yapmıştı,&nbsp; ne var ki artık Hizbullah diye bir örgüt yoktur, mensupları (terörle bağlantılı olan ‘’Menzil grubu’’)&nbsp; ya öldürülmüş ya da tutuklanmıştır,&nbsp; ‘İlim grubunun’’ ise terörle bağlantısı zaten olmamıştır].&nbsp;</p>



<p>Özetle bugünkü HÜDAPAR’ın herhangi bir terör örgütü ile ilişkisi yoktur. Genel başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, şiddetin her türlüsünü lanetlemiş ve siyasetin asla silahla yapılamayacağını [şöyle] beyan etmiştir; “Siyaset asla şiddeti içerisinde barındıramaz. Hiçbir sorun silah çekmeyle çözülemez. Terörün her türlüsüne lanet olsun. Programımıza da yazdık. Şiddet ve silah Kürt meselesinin çözümünü sağlamaz. Şiddeti bir araç olarak görenler, sürekli bize iftira atıyorlar. Benim iman ettiğim kitap bana şunu söylüyor, &#8216;Kim bir insanı kasten haksız yere öldürürse onun cezası cehennemdir&#8217;. Bana göre de bir insanı bilinçli haksız yere öldürmenin cezası bu dünyada idam olmalıdır.”</p>



<p>HDP eş başkanları ve milletvekilleri terörist başı için açıkça ‘’Öcalan’ı özgürleştireceğiz’’, ‘’Öcalan’ın heykelini dikeceğiz ‘’ derken, HÜDAPAR genel başkanı ‘’biz bölücü de değiliz, birilerinin heykelini dikme peşinde de değiliz’’ demiştir.</p>



<p>HDP parti binalarını dağa adam devşirmek için istasyon olarak kullanırken, küçük kızları ve gençleri&nbsp; dağa kaçırırken [bakınız Diyarbakır annelerinin feryadı],&nbsp; HÜDAPAR’ın değil böyle bir eylemi buna benzer bir teşebbüsü veya niyeti bile olmamıştır.</p>



<p>HDP eş genel başkanları bugünlerde ‘’Yüz yıllık Cumhuriyeti değiştireceğiz, Öcalan’ı özgürleştireceğiz’’ derken, HÜDAPAR genel başkanı ‘’Bizim Cumhuriyetle hiçbir sorunumuz yok’’ demiştir; “Biz diyoruz ki, bin yıl önce Türkler Orta Asya&#8217;dan gelince Kürtlerle karşılaşınca İslam ortak noktasında buluştular. Tarihin bazı dönemlerinde bu kardeşlik hukukuna aykırı işler yapıldı. Bunlar bir daha yapılmasın. Cumhuriyetin 100. yılında kardeşlik hukuku tesis edilsin ve birlikte yürüsünler.”&nbsp;</p>



<p>HDP yetkilileri çoğu kez Türk bayrağı ile resim vermekten kaçınırken, hatta halka açık kongrelerinde Öcalan posterleri asılırken, HÜDAPAR genel başkanı partisindeki tüm açıklamalarını solunda parti bayrağı, sağında Türk bayrağı bulunuyorken yapmakta, ‘’bizim bayrakla bir sorunumuz yok’’ demekte ve parti ekinliklerinde hiçbir terörist posteri asılmamaktadır.&nbsp;</p>



<p>HDP seçmenin özgür iradesine ipotek koyarken [bunu geçmişte silahla yapardı] örneğin Ahmet Türk &#8221;Hiçbir Kürt&#8217;ün bu iktidara oy vermek gibi bir hakkı yok, biz Öcalan&#8217;ı özgürleştireceğiz&#8221; derken,</p>



<p>HÜDAPAR&#8217;ın böyle bir söylemi olmamıştır.</p>



<p>Kısaca HÜDAPAR hiçbir terör örgütü ile iltisakı bulunmayan bir&nbsp; parti iken, HDP, terör örgütü PKK/YPG ile iltisaklı bir partidir. Terörü de teröristi de açıkça desteklemekte hatta bazı yöneticileri bizzat terör eylemlerine katılmakta, yardım ve yataklık yapmaktadır [silahları ve teröristleri arabasında/evinde saklayan ve kaçırmaya çalışan milletvekilleri].</p>



<p>Ama HÜDAPAR ile HDP arasında bir fark daha var; HÜDAPAR dindar Kürtler tarafından kurulan bir parti iken, HDP, içinde radikal sol unsurların da bulunduğu seküler-laik bir partidir. Belki de tüm ayrıcalığı buradan kaynaklanıyor! Baksanıza terörle bağlantısı güneş gibi açıkken bunu neredeyse konuşturmamayı başarıyorlar.</p>



<p>Devenin kendisini görünmez kılarken, pirenin gölgesini deve gibi göstermeyi başarıyorlar!&nbsp;</p>



<p>Bir tarafta on binlerce vatandaşımızı ve binlerce bebeğimizi katleden, ülkemizin son 50 yılını alan PKK terör örgütü ile iltisaklı (ve elebaşıyı hapisten kurtarmaya çalışan) HDP, diğer tarafta kurulduğu 2012 yılından beri tek bir davaya bile muhatap olmamış bir HÜDAPAR…</p>



<p>Bu iki parti nasıl kıyaslanabilir?</p>



<p>Benim kanaatime göre HÜDAPAR’ın Erdoğan’ı desteklemesi ile HDP’nin Kılıçdaroğlu’nu desteklemesi aynı şey değildir, çünkü HÜDAPAR ile HDP kıyaslanamaz [gerekçelerimi yazdım]. Ama elbette ki her seçmen tercihini özgür iradesi ile yapacak ve oyunu dilediği adaya verecek [Erdoğan, Kılıçdaroğlu, İnce veya Oğan].</p>



<p>Ve bizler de sonuca saygı duyacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hudaparin-cumhur-ittifakini-desteklemesi-hdpnin-millet-ittifakini-desteklemesi-ile-ayni-mi-hudapar-hdp-ile-kiyaslanabilir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Erdoğan’ın Diploması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/erdoganin-diplomasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/erdoganin-diplomasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Mar 2023 13:18:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Lisans]]></category>
		<category><![CDATA[Recep Tayyip Erdoğan]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18714</guid>

					<description><![CDATA[Erdoğan’ın şanslı olduğu görüşüne galiba ben de katılacağım. Baksanıza 20 yıldır iktidarda olan bir lideri hala diploma meselesi üzerinden konuşuyorlar, inanılır gibi değil. Erdoğan’ın üniversite mezunu olduğu sadece ÖSYM’nin ve Marmara Üniversitesi’nin açıkladığı bilgiler/belgelerle değil bizzat CHP’li şahitlerle de sabittir. Ve bu şahitlerden biri Erdoğan’ın üniversitede hocalığını yapan CHP milletvekili Prof. Aydın Ayaydın’dır, TV ekranlarında “Erdoğan’la üniversitede 4 yıl aynı sırada okudum” dediği okul arkadaşlarıdır vs. ama buna rağmen hala “Erdoğan üniversite mezunu değil” deyip duruyorlar. Erdoğan 1974 yılında üniversite sınavına girmiş ve okuduğu bölümü bu yıl kazanmış, mezuniyeti de 1981 Şubat dönemi (arada 2 yılı bitirdikten sonra yedek subay olarak askerlik yapıyor). Mezun olduğu yıl mezuniyet belgesi için kendi el yazısıyla talepte bulunuyor ve bu dilekçesi bile (sayısı, günü ile birlikte) yayınlanıyor, Marmara Üniversitesi Mezunlar listesini yayınlıyor ve Erdoğan’ın ismi, künyesi, diploma notu, resmî vs. (öncesinde ve sonrasında kim olduğuyla birlikte) açıkça görülüyor, mezuniyet belgesi ve diploması görülüyor ama yok inanmıyorlar. İnanılır gibi değil. Bazıları da bu belgeleri inkar edemeyince büyük bir açık bulmuş gibi şunu söylüyor; “diplomada dekan olarak Prof. Batırel’in imzası var, Erdoğan 1981’de mezun oldu oysa Batırel 1982’de profesör oldu” Hakikaten bu kadar cehalet veya ön yargı fazla, diplomayı aldığınız yıl dekan ve rektör kimse imzayı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Erdoğan’ın şanslı olduğu görüşüne galiba ben de katılacağım. Baksanıza 20 yıldır iktidarda olan bir lideri hala diploma meselesi üzerinden konuşuyorlar, inanılır gibi değil.</p>



<p>Erdoğan’ın üniversite mezunu olduğu sadece ÖSYM’nin ve Marmara Üniversitesi’nin açıkladığı bilgiler/belgelerle değil bizzat CHP’li şahitlerle de sabittir. Ve bu şahitlerden biri Erdoğan’ın üniversitede hocalığını yapan CHP milletvekili Prof. Aydın Ayaydın’dır, TV ekranlarında “Erdoğan’la üniversitede 4 yıl aynı sırada okudum” dediği okul arkadaşlarıdır vs. ama buna rağmen hala “Erdoğan üniversite mezunu değil” deyip duruyorlar.</p>



<p>Erdoğan 1974 yılında üniversite sınavına girmiş ve okuduğu bölümü bu yıl kazanmış, mezuniyeti de 1981 Şubat dönemi (arada 2 yılı bitirdikten sonra yedek subay olarak askerlik yapıyor).</p>



<p>Mezun olduğu yıl mezuniyet belgesi için kendi el yazısıyla talepte bulunuyor ve bu dilekçesi bile (sayısı, günü ile birlikte) yayınlanıyor, Marmara Üniversitesi Mezunlar listesini yayınlıyor ve Erdoğan’ın ismi, künyesi, diploma notu, resmî vs. (öncesinde ve sonrasında kim olduğuyla birlikte) açıkça görülüyor, mezuniyet belgesi ve diploması görülüyor ama yok inanmıyorlar. İnanılır gibi değil.</p>



<p>Bazıları da bu belgeleri inkar edemeyince büyük bir açık bulmuş gibi şunu söylüyor; “diplomada dekan olarak Prof. Batırel’in imzası var, Erdoğan 1981’de mezun oldu oysa Batırel 1982’de profesör oldu”</p>



<p>Hakikaten bu kadar cehalet veya ön yargı fazla, diplomayı aldığınız yıl dekan ve rektör kimse imzayı o atar; Erdoğan 1981’de mezun oldu ve o yıl mezuniyet belgesi aldı, oradaki isimler başka diplomasındaki isimler başka çünkü diplomayı (çoğumuzun yaptığı gibi) sonra yani 1991’de aldı ve bu tarih de defterde var zaten(üstteki ve alttaki isimlerin aldığı tarihten de görüleceği üzere diplomalar 1991’in 8. Ve 11. ayında alınmış demekki o zaman hazırlanmış). Örneğin benim üniversite diplomamda rektör olarak imzayı atan Prof.Dr.Ayhan Kızıl’dır, oysa ben 1991’de mezun olduğumda Ayhan Kızıl rektör değildi (tıp dekanıydı) ama diplomayı aldığım yıl rektördü ve diplomamı o imzaladı, bu böyle olur, hatta diplomayı aldığınız yıla göre bu imzalar ve diplomanın şekli bile değişebilir örneğin ben de eşim de aynı yıl aynı tıp fakültesinden mezun olduk (1991) ama benim diplomamla eşimin diploması arasında hiçbir benzerlik yok, yazı stili dizayn şekil büyüklük vs. açısından çünkü ikimiz de farklı yıllarda aldık diplomamızı, bunları bilmeyecek kadar cahil mi bu insanlar yoksa bildikleri halde mi bunu böyle yapıyorlar? Her halukarda vahim bir durum.</p>



<p>Erdoğan’ın diploması ile ilgili yapılabilecek tek tartışma şudur; mezun olduğu okul yüksek okul muydu fakülte miydi? (Ki her ikisi de CB adaylığı için yeterli). Erdoğan’ın mezun olduğu okul iktisadi ticari ilimler fakültesi’ne (İTİA) bağlı 4 yıllık yüksekokuldu ve bunlar (akademi ve enstitüler) o yıllarda fakülteye dönüştürüldüler. Tıpkı İslam enstitülerinin ilahiyat fakültelerine, eğitim Enstitülerinin Eğitim fakültelerine dönüştürülmesi gibi.</p>



<p>Aynı durum Kemal Kılıçdaroğlu’nun okulu için de geçerlidir; Kemal Kılıçdaroğlu da İTİA yani akademi mezunudur ve bu okul sonradan Gazi Üniversitesi’ne bağlı bir fakülte olmuştur. Kimse Kemal Kılıçdaroğlu’nun diplomasını niye sormuyor/sorgulamıyor?</p>



<p>Bu boş tartışmalarla ne elde edilebilir?</p>



<p>Hiçbir şey. Ama çok şey kaybediyoruz; Hepimizin gördüğü bu açık hakikate rağmen adamlar bu yalana inanıyor ve canhıraş bir şekilde paylaşıyorlar ya, arada bir varsa eğer haklı eleştirileri, onlar da dahil tüm söylemleri güme gidiyor, yalancı çoban misali, yani kendilerine de ülkeye de yazık ediyorlar, sorumlu muhalefet olamadıkları için…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/erdoganin-diplomasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Dün Dündür</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dun-dundur/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dun-dundur/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Prof.Dr. Zeki Bayraktar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Mar 2023 07:44:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[politika]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18682</guid>

					<description><![CDATA[Kemal Kılıçdaroğlu, önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde gazetecilerin “Kafanızdan geçeni, aklınızdan geçeni anlamaya çalışıyoruz, aday olacağım demiyorsunuz, sayın genel başkan’’ sorusunu şöyle cevaplamıştı; ‘’Efendim bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olmamalı, bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olursa, velev ki seçildi, nasıl gidecek namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, ‘ben tarafsız olacağım’ diye? Benim namusum ve şerefim bu kadar ucuz mu? Ben nasıl namusum ve şerefim üzerine, tarih huzurunda ve büyük Türk milleti önünde diyeceğim ki ‘tarafsız davranacağım’, ya o zaman demezler mi kardeşim, ‘tarafsızsan sen nasıl falan parti üyesisin?’’ (1) Ben Kemal beyin bu sözlerine katılmıyorum, ister belediye başkanı olsun ister cumhurbaşkanı, fark etmez, partili olmak (ki resmi olarak üye ol veya olma herkes partilidir) tarafsız davranmaya mani değildir, yeter ki sen bunu iste, pratikteki uygulamalar da bu ilkeyi değiştiremez.Fakat sorun şu ki, Kemal bey tutamayacağı sözler söylüyor, hem de büyük sözler, namus kavramı ile detaylandırdığı adaylık konusundaki bu sözlerinde olduğu gibi. Bu çok ciddi bir problem ve tedirgin edici bir durum. Önceki seçimlerde ‘’bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olamaz, olmamalı’’ diyordu şimdi ise ‘’ben adayım’’ diyor ve başka da bir şey demiyor, hem de yaptıkları -kararlar oybirliğiyle alınacak şeklindeki- mutabakatı çiğneyerek ve ittifaktaki ikinci büyük partiyi dışlayarak (Akşener’in itirazına &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kemal Kılıçdaroğlu, önceki cumhurbaşkanlığı seçiminde gazetecilerin “Kafanızdan geçeni, aklınızdan geçeni anlamaya çalışıyoruz, aday olacağım demiyorsunuz, sayın genel başkan’’ sorusunu şöyle cevaplamıştı;</p>



<p>‘’Efendim bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olmamalı, bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olursa, velev ki seçildi, nasıl gidecek namusu ve şerefi üzerine yemin edecek, ‘ben tarafsız olacağım’ diye? Benim namusum ve şerefim bu kadar ucuz mu? Ben nasıl namusum ve şerefim üzerine, tarih huzurunda ve büyük Türk milleti önünde diyeceğim ki ‘tarafsız davranacağım’, ya o zaman demezler mi kardeşim, ‘tarafsızsan sen nasıl falan parti üyesisin?’’ (1)</p>



<p>Ben Kemal beyin bu sözlerine katılmıyorum, ister belediye başkanı olsun ister cumhurbaşkanı, fark etmez, partili olmak (ki resmi olarak üye ol veya olma herkes partilidir) tarafsız davranmaya mani değildir, yeter ki sen bunu iste, pratikteki uygulamalar da bu ilkeyi değiştiremez.<br>Fakat sorun şu ki, Kemal bey tutamayacağı sözler söylüyor, hem de büyük sözler, namus kavramı ile detaylandırdığı adaylık konusundaki bu sözlerinde olduğu gibi. Bu çok ciddi bir problem ve tedirgin edici bir durum.</p>



<p>Önceki seçimlerde ‘’bir partinin genel başkanı cumhurbaşkanı adayı olamaz, olmamalı’’ diyordu şimdi ise ‘’ben adayım’’ diyor ve başka da bir şey demiyor, hem de yaptıkları -kararlar oybirliğiyle alınacak şeklindeki- mutabakatı çiğneyerek ve ittifaktaki ikinci büyük partiyi dışlayarak (Akşener’in itirazına karşı ‘’o zaman biz de 5 parti olarak açıklama yaparız’’ demesi, bir çırpıda onu yok sayması vs, tabii bu durumda yaptıkları mutabakatı sadece Kemal bey değil diğer beş lider de çiğnemiş oldu)</p>



<p>Bu durumda asıl sorulması gereken şu;<br>Kemal bey aday oldu ve seçildi diyelim, bu 5 yıl boyunca icranın başında olacak demektir, ittifaktaki diğer partilerin onayına ihtiyaç duymadan tüm bakanları ve binlerce bürokratı atayabilir demektir, onu bağlayan resmî bir şey yok çünkü. İttifak mutabakatı mı dediniz! Geçiniz onu. Seçim öncesi dönemde (yani hala ciddi manada diğerlerine ihtiyacı varken) bunu yapan, yaptıkları mutabakatı anında çiğneyen biri, seçimden sonra, tüm yetkileri eline alınca benzer davranışları niye sergilemesin? Onu bağlayan ne var? Ne parlamenter sitemdeki gibi güvenoyu sorunu var ne de hükümeti düşürebilme vs (400 mv gerekiyor bunun için).</p>



<p>Tabi bu durumu öncelikle ittifaktaki diğer partiler, özellikle de tabanları düşünmeli (Saadet, Deva, Gelecek ve Demokrat P). Şöyle bir örnek verelim mesela; Saadet partililer bir sabah kalktıklarında bir bakmışlar ki, ‘’Cumhurbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu İstanbul Sözleşmesini fesheden Cumhurbaşkanı kararnamesini iptal etmiş’’ Yani bir zamanlar uğruna ortalığı ayağa kaldırdıkları (onlara göre aileyi çökerten, eşcinselliği meşrulaştıran, tüm kötülüklerin anası niteliğindeki) İstanbul Sözleşmesini yeniden devreye almış, ne yapacaklar? Üstelik Kılıçdaroğlu bunu yapacağını söylüyor da, yani sizi kandırmış olmayacak, ama siz kendinizi kandırmış olacaksınız!<br>Ve buna benzer yüzlerce icraat!<br>Ne yapacaksınız?</p>



<p>1-https://twitter.com/habermujdeli/status/1631630959052312579?s=48&amp;t=UQAhMko76Pmcw77X0ISoqQ&amp;fbclid=IwAR3-a41fOIdhlo36asYFerqQ5viwIbB8ke1mXTHtq4xb6ntm1NEPGWK-H-I</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dun-dundur/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
