<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yörünge &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/yorunge/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 02 Aug 2020 14:48:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yörünge &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>FETÖ Biter mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/feto-biter-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/feto-biter-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2020 14:48:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15331</guid>

					<description><![CDATA[Eski adıyla cemaat, hoca efendi (F.Gülen) hizmet tutkunları, müritleri, müntesipleri, muhipleri şimdilik pişmanlar…Öyle diyorlar. Gerçekten pişman olup olmadıklarını test etme aracımız var mı? Yok! Bunlar şimdi de FÖTE’ye karşıdırlar…Öyle diyorlar. Bu duruşu samimiyet bakımından test etme imkanımız var mı? Yok! En son söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Böyle giderse FETÖ mücadelesi bitmez ve sonu da gelmez! Her akşam televizyonlarda aynı tartışma…İçeriği gün geçtikçe sulanıyor, gevşiyor. Aynı şeyleri, aynı kişiler (çoğu eski cemaatçi pişmanlar…) her akşam tüm televizyonlarda aynı şeyleri konuşup, tartışarak bıktırıyor, usandırıyor.. Mücadele sulanıyor… Kendimizi kandırmayalım. Şimdiye kadar edindiğim tecrübelerim, gördüklerim, yaşadıklarım bana bu mücadelenin sağlıklı yürümediğini söylüyor. Çünkü FETÖ mücadelesi eski cemaatçilerle samimi biçimde yürümez…Yürütülemez! FETÖ’de Fetöcüler de bitmez…! FETÖ’yü bitirmek için güvenlik güçlerimiz ve adli merciler canları pahasına geceli gündüzlü çok özverili biçimde çalışmalar yapmaktadırlar. Rabbim güçlerini ve çalışmalarını daim kılsın. İçeride dışarıda müthiş başarıları da var. Bu mücadelede güvenlik güçlerimizin başarısı olduğu kadar da siyasetin başarısızlığı vardır. Bu konuda siyaset ve siyasetçiler çok başarısızdırlar. Neden mi? Çünkü Fetöcüler, Fetöcüleri arayanların arasına karıştılar. Onlar herkesten çok arıyorlar, herkesten daha çok kızıyorlar, bağırıp çağırıp geçmişlerine lanet okuyarak da olsa rollerini kusursuz biçimde oynamaya devam ediyorlar…Kimi hatırlı adamın kardeşi, kimi Ak Partili üst düzey bir yöneticinin damadı, kimi de oğlu, kızı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Eski adıyla cemaat, hoca efendi (F.Gülen) hizmet tutkunları, müritleri, müntesipleri, muhipleri şimdilik pişmanlar…Öyle diyorlar. Gerçekten pişman olup olmadıklarını test etme aracımız var mı? Yok! Bunlar şimdi de FÖTE’ye karşıdırlar…Öyle diyorlar. Bu duruşu samimiyet bakımından test etme imkanımız var mı? Yok!</p>



<p>En son söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Böyle giderse FETÖ mücadelesi bitmez ve sonu da gelmez!</p>



<p>Her akşam televizyonlarda aynı tartışma…İçeriği gün geçtikçe sulanıyor, gevşiyor. Aynı şeyleri, aynı kişiler (çoğu eski cemaatçi pişmanlar…) her akşam tüm televizyonlarda aynı şeyleri konuşup, tartışarak bıktırıyor, usandırıyor..</p>



<p>Mücadele sulanıyor…</p>



<p>Kendimizi kandırmayalım. Şimdiye kadar edindiğim tecrübelerim, gördüklerim, yaşadıklarım bana bu mücadelenin sağlıklı yürümediğini söylüyor. Çünkü FETÖ mücadelesi eski cemaatçilerle samimi biçimde yürümez…Yürütülemez!</p>



<p>FETÖ’de Fetöcüler de bitmez…!</p>



<p>FETÖ’yü bitirmek için güvenlik güçlerimiz ve adli merciler canları pahasına geceli gündüzlü çok özverili biçimde çalışmalar yapmaktadırlar. Rabbim güçlerini ve çalışmalarını daim kılsın. İçeride dışarıda müthiş başarıları da var. Bu mücadelede güvenlik güçlerimizin başarısı olduğu kadar da siyasetin başarısızlığı vardır. Bu konuda siyaset ve siyasetçiler çok başarısızdırlar.</p>



<p>Neden mi? Çünkü Fetöcüler, Fetöcüleri arayanların arasına karıştılar. Onlar herkesten çok arıyorlar, herkesten daha çok kızıyorlar, bağırıp çağırıp geçmişlerine lanet okuyarak da olsa rollerini kusursuz biçimde oynamaya devam ediyorlar…Kimi hatırlı adamın kardeşi, kimi Ak Partili üst düzey bir yöneticinin damadı, kimi de oğlu, kızı vb…Ama hatırlı adam bulamayanların işi bu sistemde çok zor…Ne kadar pişman olduklarını söyleseler de duyan yok!</p>



<p>Oysa olay basittir…</p>



<p>Bu kutlu mücadele, geçmişinde FETÖ ile mücadele vermiş ve hiçbir hal ve ahvalde onlarla birlikte olmamış, mesafeli olmuş ve bu sebeple FETÖ’den mağduriyet yaşamış samimi adamlarla ancak yapılabilir. Ama gelin görün ki geçmişinde hatta ömründe FETÖ’ye karşı duruşları nedeniyle ağır bedel ödeyenler bugün de aynı muamelenin mahatabı durumundadırlar. Oysa bu mücadelede böyle ilkeli ve sıradan her hangi bir kişi, pişman olmuş kariyer ve makam sahibi cemaatçiden çok daha yararlıdır.</p>



<p>Eski cemaatçi, yeni nadimler(pişmanlar) meydan meydan dolanıp FETÖ’yü anlatıyorlar. Kime? Ömrünü onlarla mücadele ile geçirmiş ve ağır şekilde bedelini ödemiş olanlara…Hem de tiyatrolarını bağırarak, kızarak, öfkelenerek hatta hakaret ederek oynuyorlar…Ortada samimiyet sorunu vardır…</p>



<p>Fetöcülerin hepsinin tespiti mümkün müdür?</p>



<p>Değildir. Çünkü, onlar da Cumhurbaşkanımız Erdoğan’ı çok sevdiklerini söylüyorlar, vatan millet Sakarya diyorlar…Ama fırsat bulduklarında yapacakları yanlışlarda şayet kumpas kuracaklar birini arkasından ittireceklerse Fetöcülükten sonuna kadar istifade ediyorlar.</p>



<p>Merhum dedem anlatmıştı…</p>



<p>Vaktiyle ağanın biri yakın akrabalarından birini milletin gözü önünde açık alanda silahla vurarak öldürmüş. Halktan hiç kimse de ona canını korktuğundan dolayı “sen ne yaptın” diyememiş…Ancak bazıları ona “ biraz sora güvenlik güçleri gelip seni alır” diyebilmişler sadece… Ağa da bunun üzerine yüksek bir yere çıkmış” Amcamın oğlunu öldürmüşler, yakalarsam onları vuracağım, kesip doğrayacağım, şu ağaca kollarını ve bacaklarını, şu duvara da gövdesini asacağım “ demiş avazı çıktığı kadar bağırarak.</p>



<p>Ama diyebilirim ki o günden bugüne kadar o katil bulunamamıştır. Çünkü katil katili arayanların arasında. O herkesten çok arıyor, bağırıyor, öfkeleniyormuş…</p>



<p>Şimdi de Fetöcüler bulunamayacak. Çünkü onlar herkesten çok aramaktalar. Arayanlarla birlikteler ve onların arasındalar…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/feto-biter-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Kasım 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-kasim-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-kasim-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:52:01 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12935</guid>

					<description><![CDATA[Özel Sayı Gibi Yörünge bu sayısında Ekim ayında yaşadığımız yoğunluğun, tarihi günlerin adeta özel sayısı gibi hazırlandı. Niye mi? Evet, uzun süredir zaten Suriye merkezli bir terörle mücadele gündemimiz var. Bu gündemde PYD/YPG terör örgütüyle mücadele başı çekiyor. Çünkü ülkemizi tehdit eden bir bataklık söz konusu. Evet bataklık. Ancak bizim aktarmaya çalıştığımız, o birilerinin “Bataklığa girdik” ifadesindeki bataklık değil. Biz bataklığa girmedik. Türkiye 9 Ekim 2019 tarihi itibariyle çevresindeki bataklığı kurutmak için tarihi önemdeki bir adım attı ve Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı. Tarihi önemdeydi… Çünkü bölgede 40 yıldır planlaması yapılan ve 8 senedir de hayata geçirilen emperyalist oyunu bozmaya yönelik en etkili eylemdi. “Ruslar zaten gelmişti” demeyin. Rusya kendi ulusal çıkarları çerçevesinde bizim hoşumuza gitmeyen eylemler de gerçekleştirdi. Onlar açısından esas mesele Akdeniz’i tutmak. Onun dışında Fırat’ın doğusundaki ABD üslerine yönelik bir faaliyet görülmemişti. İran demeyin… Onlar da kendi çıkarları çerçevesinde Akdeniz’e gidiş güzergahını korumak dışında başka bir şey düşünmüyor. Akdeniz’e inecek, Lübnan’ı destekleyecek ve İsrail’e karşı mevzisini koruyacak. Şam mı? Şam şu an sadece ve sadece kendini koruma derdinde. Bakmayın sınırımızda görüntü vermelerine. Rusya ve İran’ın askeri desteği olmasa onların da o bataklığı kurutacak mecalleri yok. Müttefiklerimiz mi? Onlar bizzat bataklığı daha da güçlendirme derdinde. İşte Türkiye bu tür &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Özel Sayı Gibi</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yörünge bu sayısında Ekim ayında yaşadığımız yoğunluğun, tarihi günlerin adeta özel sayısı gibi hazırlandı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Niye mi?</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Evet, uzun süredir zaten Suriye merkezli bir terörle mücadele gündemimiz var. Bu gündemde PYD/YPG terör örgütüyle mücadele başı çekiyor. Çünkü ülkemizi tehdit eden bir bataklık söz konusu. Evet bataklık. Ancak bizim aktarmaya çalıştığımız, o birilerinin “Bataklığa girdik” ifadesindeki bataklık değil. Biz bataklığa girmedik. Türkiye 9 Ekim 2019 tarihi itibariyle çevresindeki bataklığı kurutmak için tarihi önemdeki bir adım attı ve Barış Pınarı Harekâtı’nı başlattı. Tarihi önemdeydi… Çünkü bölgede 40 yıldır planlaması yapılan ve 8 senedir de hayata geçirilen emperyalist oyunu bozmaya yönelik en etkili eylemdi. “Ruslar zaten gelmişti” demeyin. Rusya kendi ulusal çıkarları çerçevesinde bizim hoşumuza gitmeyen eylemler de gerçekleştirdi. Onlar açısından esas mesele Akdeniz’i tutmak. Onun dışında Fırat’ın doğusundaki ABD üslerine yönelik bir faaliyet görülmemişti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İran demeyin… Onlar da kendi çıkarları çerçevesinde Akdeniz’e gidiş güzergahını korumak dışında başka bir şey düşünmüyor. Akdeniz’e inecek, Lübnan’ı destekleyecek ve İsrail’e karşı mevzisini koruyacak. Şam mı? Şam şu an sadece ve sadece kendini koruma derdinde. Bakmayın sınırımızda görüntü vermelerine. Rusya ve İran’ın askeri desteği olmasa onların da o bataklığı kurutacak mecalleri yok. Müttefiklerimiz mi? Onlar bizzat bataklığı daha da güçlendirme derdinde. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte Türkiye bu tür bir sorumluluğu yüklendi ve kendi ulusal güvenliği, Suriyeli sığınmacıların yerlerine dönmesi ve terörizme darbe indirmek için bölgeye girdi. Örgüt direnemedi bile. 4-5 günde Resulayn ve Tel Abyad merkezlere girildi. TSK’ya ve Suriye Milli Ordusu’na direnemeyen teröristler her zaman yaptıklarını yaptı ve sivilleri hedef aldı. Şehitler verdik… Ama terör örgütünü ve arkasındaki kuvvetleri ezdik. O kuvvetler yıllarca yatırım yaptığı üslerdeki pılılarını pırtılarını toplayıp kaçmak zorunda kaldılar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şimdi bölgede yeni bir denge var. ABD ve Rusya ile yapılan iki mutabakat sonrası oluşan bir denge… Bu satırlar yazılırken Türk ile Rus askerleri sınırımızın Suriye tarafında ilk ortak devriye faaliyetini icra ediyorlardı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Artık kartlar yeniden karılırken Yörünge’ye de bu meseleyi derinlemesine irdelemek düşerdi. Bizde Kasım sayımızda bunu yaptık. Operasyon başladığı andan itibaren sınırdan ayrılmayan ve gelişmeleri en yakından izleyen emekli Albay ve Strateji ve Güvenlik Uzmanı Yusuf Alabarda, dergimizin sorularını yanıtladı, gelecekte ne olacağının fotoğrafını çekmeye çalıştı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sıklıkla sorguladığımız NATO üyeliği ve ABD ile ilişkilerin tarihsel boyutunu Cüneyt Toraman hocamız ile genç gazeteci kardeşimiz İbrahim Baran irdeledi. İstihbarat ve güvenlik anlamında çalışmalarıyla bilinen usta Gazeteci ve Yazar Ferhat Ünlü, bölgedeki gelişmelerden bağımsız olmayan DEAŞ lideri Bağdadi’nin öldürüldüğü operasyonu, olası sonuçlarını Yörünge’ye değerlendirdi. Ulaş Başar Gezgin hocamız, Asya dünyasının gündemdeki projesi Bir Kuşak Bir Yol Projesi’nin Güneydoğu Asya dünyasındaki yansımalarını ele aldı. Arşivci Gazeteci Ercan Dolapçı’da Yörünge okurları için tarihte Kasım ayında yaşanan önemli olaylarını hatırlattı.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu ayın 10 Kasım’ı Cumhuriyetimizin kurucusu Kurtuluş Savaşımızın ölümsüz komutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün ebedi hayata intikalinin 81. yıldönümü. Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve kurtuluş mücadelemize emeği geçen tüm ölmüşlerimizi rahmet ve minnetle anıyoruz. Ruhları şad, mekanları cennet olsun.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-kasim-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Ekim 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-ekim-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-ekim-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:31:47 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12646</guid>

					<description><![CDATA[Güvenliğimiz ve Asya Açılımı Eylül ayı ne kadar doluydu değil mi? Gözler Astana sürecinin 3 garantör ülkesinin liderlerinin Ankara’daki buluşmasındaydı. Fırat’ın doğusu ne olacaktı? İdlib’de Rusya ve Şam yönetimi operasyonlarını sürdürecek miydi? Yeni bir insanlık dramına mı şahit olacaktık? Bu sorularla toplantı takip edildi. Toplantıdan çıkan sonuçları şu şekilde sıralamak mümkün: &#8211; İdlib ve (Münbiç dahil) Fırat’ın doğusunda 3 ülke de çözümden yana. Ancak ciddi bir yöntem farklılığı var. &#8211; Üç ülke de Anayasa Heyeti konusunda mutabık kaldı. &#8211; Türkiye’nin ısrarla vurguladığı sığınmacı/mülteci meselesinde Rusya ve İran, Ankara’nın yanında yer aldıklarını beyan etti. &#8211; Suriye’de huzuru ve toprak bütünlüğünü tehdit edecek bütün güçlere ve terör örgütlerine karşı kararlı mücadele vurgusu da ortak. Özetle, bazı zamana yayılan ve çözümü yöntem farklılıkları içeren problemlerin haricinde Astana sürecinin kararlılıkla devam ettirileceği gözüküyor. Bu durum, bölgemizdeki Doğu Akdeniz ve PKK ile mücadeleye de yansıyacaktır. Bölge çözümünün öne çıkması, yeni dönemin de taşlarının döşenmesine yardımcı olacak. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ağustos ayında yaptığı “Asya açılımı” açıklaması çok önemliydi. Kapak konumuz olarak bu konu öne çıkıyordu. Ancak eski Şırnak TEM Müdürü Hacı Murat Dinçer’in PKK ile ilgili yazısı fikrimi değiştirmeme neden oldu. Hepimizi ilgilendiren bir konu olan PKK terörünün geleceğinin ne olacağı konusu, Fırat’ın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Güvenliğimiz ve Asya Açılımı</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Eylül ayı ne kadar doluydu değil mi? Gözler Astana sürecinin 3 garantör ülkesinin liderlerinin Ankara’daki buluşmasındaydı. Fırat’ın doğusu ne olacaktı? İdlib’de Rusya ve Şam yönetimi operasyonlarını sürdürecek miydi? Yeni bir insanlık dramına mı şahit olacaktık? Bu sorularla toplantı takip edildi. Toplantıdan çıkan sonuçları şu şekilde sıralamak mümkün:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; İdlib ve (Münbiç dahil) Fırat’ın doğusunda 3 ülke de çözümden yana. Ancak ciddi bir yöntem farklılığı var. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Üç ülke de Anayasa Heyeti konusunda mutabık kaldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Türkiye’nin ısrarla vurguladığı sığınmacı/mülteci meselesinde Rusya ve İran, Ankara’nın yanında yer aldıklarını beyan etti.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Suriye’de huzuru ve toprak bütünlüğünü tehdit edecek bütün güçlere ve terör örgütlerine karşı kararlı mücadele vurgusu da ortak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Özetle, bazı zamana yayılan ve çözümü yöntem farklılıkları içeren problemlerin haricinde Astana sürecinin kararlılıkla devam ettirileceği gözüküyor. Bu durum, bölgemizdeki Doğu Akdeniz ve PKK ile mücadeleye de yansıyacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bölge çözümünün öne çıkması, yeni dönemin de taşlarının döşenmesine yardımcı olacak. Bu nedenle Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Ağustos ayında yaptığı “Asya açılımı” açıklaması çok önemliydi. Kapak konumuz olarak bu konu öne çıkıyordu. Ancak eski Şırnak TEM Müdürü Hacı Murat Dinçer’in PKK ile ilgili yazısı fikrimi değiştirmeme neden oldu. Hepimizi ilgilendiren bir konu olan PKK terörünün geleceğinin ne olacağı konusu, Fırat’ın doğusundaki gelişmeleri de etkileyecektir. Kapakta, Dinçer’in PKK’nın geçmişini, bugününü ve gelecekte ne olacağını inceleyen, özel bilgilerinin de yer aldığı dosyamızı okuyacaksınız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkinci önemli dosyamız, aktardığımız gibi Asya açılımı ve özellikle de bu coğrafyanın büyüyen devi Çin… Bölgeyi iyi analiz eden isimlerden, BİLGESAM Araştırma Koordinatörü Sibel Karabel, Yörünge’ye, Kuşak ve Yol Projesi’ndeki önemli ayrıntıları, Türkiye’nin bu projedeki yerini anlattı. Yine deneyimli ve Çin konusunda uzman Gazeteci Gökhun Göçmen de, Çin’in gelişimini, bölgede Türkiye için avantaj ve dezavantaj oluşturabilecek meseleleri irdeledi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu sayımızda, Cüneyt Toraman ve Ulaş Başar Gezgin hocalarımızın, yargı reformu ve dünyadaki eşitsizliğin nedenlerini sorguladıkları son derece bilgilendirici yazıları da yer alıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Balkanlar ve Kıbrıs uzmanı Gözde Kılıç Yaşın, Yunanistan’daki Türklerin yaşadığı ciddi bir sorunu, eğitim meselesini, Beşir İyidiker de yine kendine has üslubuyla hem siyaseti hem de ekonomik bazı önemli ayrıntılarıyla yorumladıkları yazıları ile Ekim sayımıza zenginlik kattı. Bu sayımızda, Kırklareli Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akman’ın, İslam tarihindeki mezheplerle ilgili kaynakları ele aldığı ve günümüzdeki cemaatlerle benzer ve farklı yönlerini değerlendirdiği önemli bir çalışması da yer aldı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">29 Ekim’de Cumhuriyetimizin ilanının 96’ncı yıldönümü kutlayacağız. Binlerce yıldır bu topraklarda bulunan Türk milletinin Anadolu’daki son kurduğu devlet olan Türkiye Cumhuriyetimizin 96’ncı kuruluş yıldönümü kutlu olsun.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu arada Yörünge 3’üncü yılı devirdi. Sizlerin desteğiyle daha nice yıllara dileğimizi iletiyoruz. Tüm okurlarımıza teşekkürler.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-ekim-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Eylül 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-eylul-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-eylul-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:37:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Eylül 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12346</guid>

					<description><![CDATA[Yörünge’nin Öngörüsü Geçen ay “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” kapağını yaparken, somut veriler ışığında hareket etmiştik. Hayale veya uydurmaya dayalı bir başlık değildi. Bu nedenle ilk Editörden yazımda “Türkiye’nin Yörüngesi” başlığını uygun görmüştüm. Evet, kader ayıydı ve Türkiye’nin Yörünge’si bunu öngörmüştü. Hatırlayın; &#8211; 5-7 Ağustos’ta ABD ile görüşen heyetler Barış Koridoru/Güvenli Bölge olarak adlandırılan bölgede atılacak adımlar konusunda bir mutabakata vardı. ABD’ye güvenilir mi? Kesinlikle güvenilmez. Geçmiş bunun örnekleri ile dolu. Terörle Mücadele Koordinatörlüğü, Münbiç Mutabakatı vs. hiçbirinde verdiği sözü tutmadı. Örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak sözünü ettiğimiz, Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir mutabakattı. Olumlu mu olumsuz mu sonuçlanacak önümüzdeki dönemde belli olacak. &#8211; Şu satırları yazdığım dakikalarda İdlib sınırımız kaynıyordu. Yüzlerce, binlerce İdlibli sınırımıza yığıldı. Neden mi? Çünkü Suriye ordusu, İdlib’in güneyinden kente saldırıya geçti. Aslında Mayıs ayında başlamıştı bu süreç. Ağustos ayında ise saldırılarını artırdı. Ordumuzun gözlem noktalarını hedef aldı. Sonuç mu: Türkiye’ye geri adım attıramadı. Ancak bölgede kartlar yeniden karılacak artık. Çünkü Rusya destekli Suriye ordusu güneyden İdlib’e doğru bir koridor açtı. &#8211; İdlib ile bağlantılı olarak Türk-Rus ilişkisinde de dozu düşük de olsa bir gerilim yaşandı. İnisiyatif alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerilimi düşürmek için önce Rusya lideri Putin ile telefonla görüştü, ardından gelen daveti kırmayarak Moskova’ya gitti. İki lider &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><strong>Yörünge’nin Öngörüsü</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Geçen ay “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” kapağını yaparken, somut veriler ışığında hareket etmiştik. Hayale veya uydurmaya dayalı bir başlık değildi. Bu nedenle ilk Editörden yazımda “Türkiye’nin Yörüngesi” başlığını uygun görmüştüm. Evet, kader ayıydı ve Türkiye’nin Yörünge’si bunu öngörmüştü. Hatırlayın;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; 5-7 Ağustos’ta ABD ile görüşen heyetler Barış Koridoru/Güvenli Bölge olarak adlandırılan bölgede atılacak adımlar konusunda bir mutabakata vardı. ABD’ye güvenilir mi? Kesinlikle güvenilmez. Geçmiş bunun örnekleri ile dolu. Terörle Mücadele Koordinatörlüğü, Münbiç Mutabakatı vs. hiçbirinde verdiği sözü tutmadı. Örnekleri çoğaltabiliriz. Ancak sözünü ettiğimiz, Türkiye’nin kaderini etkileyecek bir mutabakattı. Olumlu mu olumsuz mu sonuçlanacak önümüzdeki dönemde belli olacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; Şu satırları yazdığım dakikalarda İdlib sınırımız kaynıyordu. Yüzlerce, binlerce İdlibli sınırımıza yığıldı. Neden mi? Çünkü Suriye ordusu, İdlib’in güneyinden kente saldırıya geçti. Aslında Mayıs ayında başlamıştı bu süreç. Ağustos ayında ise saldırılarını artırdı. Ordumuzun gözlem noktalarını hedef aldı. Sonuç mu: Türkiye’ye geri adım attıramadı. Ancak bölgede kartlar yeniden karılacak artık. Çünkü Rusya destekli Suriye ordusu güneyden İdlib’e doğru bir koridor açtı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">&#8211; İdlib ile bağlantılı olarak Türk-Rus ilişkisinde de dozu düşük de olsa bir gerilim yaşandı. İnisiyatif alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gerilimi düşürmek için önce Rusya lideri Putin ile telefonla görüştü, ardından gelen daveti kırmayarak Moskova’ya gitti. İki lider Moskova’da tarihi görüntüler verdi. Mesaj yerine ulaşmıştı. Ziyaretin akşamında ABD’den arka arkaya Türkiye karşıtı çıkışlar gelmeye başladı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Geçen sayımızda Astana liderler zirvesinin gerçekleşeceğini de yazmıştık. O zirve ertelendi. Muhtemelen ABD ile varılan mutabakat ve İdlib gerilimi bunda etkili oldu. Zirvenin Eylül ayı ortasında gerçekleştirilmesi kararlaştırıldı. Bu ay sadece bizim değil, dünyanın gözü bu zirvede olacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gelelim bu sayımıza…</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">FETÖ militanları 15 Temmuz ihanetinin altyapısını Harp Okulları’na girerek, 2000’li yıllarda da tamamen kontrolü ele geçirerek hazırlamıştı. Bu ihanet sürecinde kendilerine biat etmeyen Harbiyeli çocuklarımıza akıl almaz işkenceler yaptılar. Kapak dosyamızda bu işkenceleri okuyacaksınız. Yağız Aksakaloğlu yazdı. AK Parti’nin etkili isimlerinden Metin Külünk Yörünge’ye önemli açıklamalar yaptı. Fırat’ın doğusundan dış gelişmelerin iç siyasete etkilerine kadar çarpıcı değerlendirmeler okuyacaksınız. Cüneyt Toraman hocamız da, Adli Yıl Açılışına yönelik bazı Baroların tepkisini değerlendirdi.<span class="Apple-converted-space">  </span>Çin, ABD ile küresel bir rekabete girdi. Bu sayımızda bu ülkenin politik olarak iki kritik fay hattını inceledik. Gökhun Göçmen’in kaleminden. Malazgirt… Türk tarihinin bin yıllık mührü. Aydın Enes Seydanlıoğlu, Malazgirt zaferinde Kürt kardeşlerimizin katkısını inceleyen yazısıyla bu sayımıza değer kattı. Yine Beşir İyidiker, Şevket Apuhan, Ulaş Başer Gezgin, Güney Batı Ferhat ve Ercan Dolapçı ekonomiden tarihe, dünyadan felsefeye kadar çok önemli yazılarıyla bu sayımızda yer aldı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Dolu dolu bir dergi okuyacaksınız. Ülkemiz ve milletimiz için hayırlı bir ay olmasını dileriz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">***</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu ay Muharrem Orucu ayı. Alevi vatandaşlarımızın tuttukları orucu, yaptıkları ibadetleri Allah kabul etsin. </span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-eylul-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Ağustos 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-agustos-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-agustos-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 12:57:46 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12054</guid>

					<description><![CDATA[Türkiye’nin Yörünge’si &#160; Türkiye kritik bir eşikte. Temmuz ayında öyle gelişmeler yaşandı ki, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin gibi. 12 Temmuz’da S-400’lerin ilk partisi Türkiye’ye getirildi. Doğal olarak herkes Washington’ın göstereceği reaksiyonu bekledi. Ancak Pentagon’un arka arkaya ertelenen basın toplantıları haricinde ABD başkentinde bir hareketlilik gözlemlenmedi. Elbette süreç yeni başlıyor. ABD’li senatör Lidnsey Graham’ın görevlendirilip “Bari S-400’leri kurmayın” mesajı dışında ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye hak veren duruşu devam etti. Ek olarak bu ay Türkiye’nin merkezinde olduğu önemli toplantıların yapılacak olması “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” dememize neden oldu. Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye, müttefiklik ilişkilerini bozmadan, daha bağımsız politika yürütmenin adımlarını daha sağlam bir şekilde atmaya başladı. Biz de bu sayımızda bu adımları, yaşanan gelişmeleri işlemeye, Türkiye’nin yörüngesini anlatmaya gayret gösterdik. Kapak dosyamızla bağlantılı olarak Aynur Bayram arkadaşımızın Batı dünyasını çok yakından tanıyan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ile yaptığı söyleşi, ABD ve Rusya ilişkilerimizden Suriye ve Doğu Akdeniz meselesine çok önemli bir perspektif sunuyor. Kapak konumuz ile bağlantılı olarak Tahran’ı iyi gözlemleyen gazeteci Yakup Aslan’ın İran’ın Amerikan yaptırımlarına karşı izlediği politikayı anlatan yazısı ile ekonomist Şevket Apuhan’ın Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırıya karşı neler yapılması gerektiğini irdelediği yazısı önemli bilgiler içeriyor. yüzyılın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye’nin Yörünge’si</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye kritik bir eşikte. Temmuz ayında öyle gelişmeler yaşandı ki, artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı kesin gibi. 12 Temmuz’da S-400’lerin ilk partisi Türkiye’ye getirildi. Doğal olarak herkes Washington’ın göstereceği reaksiyonu bekledi. Ancak Pentagon’un arka arkaya ertelenen basın toplantıları haricinde ABD başkentinde bir hareketlilik gözlemlenmedi. Elbette süreç yeni başlıyor. ABD’li senatör Lidnsey Graham’ın görevlendirilip “Bari S-400’leri kurmayın” mesajı dışında ABD Başkanı Trump’ın Türkiye’ye hak veren duruşu devam etti. Ek olarak bu ay Türkiye’nin merkezinde olduğu önemli toplantıların yapılacak olması “Türkiye’nin Kader Ayı: Ağustos” dememize neden oldu. Evet, artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Türkiye, müttefiklik ilişkilerini bozmadan, daha bağımsız politika yürütmenin adımlarını daha sağlam bir şekilde atmaya başladı. Biz de bu sayımızda bu adımları, yaşanan gelişmeleri işlemeye, Türkiye’nin yörüngesini anlatmaya gayret gösterdik.</p>
<p>Kapak dosyamızla bağlantılı olarak Aynur Bayram arkadaşımızın Batı dünyasını çok yakından tanıyan ODTÜ Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ile yaptığı söyleşi, ABD ve Rusya ilişkilerimizden Suriye ve Doğu Akdeniz meselesine çok önemli bir perspektif sunuyor.</p>
<p>Kapak konumuz ile bağlantılı olarak Tahran’ı iyi gözlemleyen gazeteci Yakup Aslan’ın İran’ın Amerikan yaptırımlarına karşı izlediği politikayı anlatan yazısı ile ekonomist Şevket Apuhan’ın Türkiye’ye yönelik ekonomik saldırıya karşı neler yapılması gerektiğini irdelediği yazısı önemli bilgiler içeriyor.</p>
<ol start="21">
<li>yüzyılın en önemli projesi olmaya aday Bir Kuşak Bir Yol Projesinin mimarı Çin’in, Doğu Akdeniz’e bakış açısı ve kıyısı bulunan ülkelerle ilişkisi da dosyamızın bir diğer boyutu.</li>
</ol>
<p>Ağustos sayımızda kapak dosyasının yanı sıra çeşitli konularda çok değerli dosyalar ve konular da yer alıyor. Örneğin kendisi de FETÖ tarafından hedef alınmış olan emekli İstihbaratçı Albay Coşkun Başbuğ ile özellikle Fırat’ın doğusuna yapılması beklenen operasyonu, terör örgütleriyle mücadelenin ayrıntılarını, Irak’ın kuzeyindeki terör yuvalarına yapılan operasyonun amacını konuştuk.</p>
<p>Yunanistan’daki seçimlerin ardından Türk-Yunan ilişkileri ve bunun Ege ve Doğu Akdeniz’e olası yansımalarını Kıbrıs ve Balkan uzmanı Gözde Kılıç Yaşın değerlendirdi.</p>
<p>Avukat Cüneyt Toraman hocamız, yerel seçimlerin ardından gündeme gelen Cumhurbaşkanlığı sisteminde revizyon yapılması yönündeki tartışmalara, “Başkanlık Sisteminde Revizyon” başlıklı yazısıyla derinlikli bir katkı yaptı. Bingöl Üniversitesi Araştırma Görevlisi Erkan Baysal, geç kalan ve tüm dünyayı ilgilendiren bir konuyu, dini radikalizmi işledi.</p>
<p>Beşir İyidiker, hem ekonomiye hem de siyasete yönelik analizlerini iki yazı ile aktardı.</p>
<p>Bir başka dikkat çekici yazıyı da, Prof.Dr. Ulaş Başar Gezgin kaleme aldı. Prof. Gezgin, dünya dışı uzaya giden uzay gezginlerinin karşılaştığı zorluklar ve nasıl kriterlerle seçildikleri gibi çok bilinmeyen bazı bilgileri aktardı.</p>
<p>***</p>
<p>Adil Gülmez’den Genel Yayın Yönetmenliği bayrağını devraldım. Adil hocamızdan bundan sonra da katkılarını beklediğimizi belirterek, kendisine dergimize kattığı değer ve emekleri dolayısıyla teşekkür ediyoruz.</p>
<p>Ülkemize, milletimize ve okurlarımıza huzur dolu iyi bir ay diliyor, mübarek Kurban Bayramınızı ve 30 Ağustos Zafer Bayramınızı şimdiden kutluyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-agustos-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Temmuz 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-temmuz-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-temmuz-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:40:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Temmuz 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11640</guid>

					<description><![CDATA[Adalet mi Mülkün Temeli Yoksa Mülk mü Adaletin Temeli? “Adalet mülkün temelidir” sözü, devletin ideolojisinin temel unsurudur. Adaletin nasıl sağlanacağını ve devletin varlığıyla olan ilgisini anlatır. “El adlü esasül mülk” sözünün kısmen Türkçeleştirilmiş şeklidir. Günümüz yorumunda bu ifade, “hukuku hukuk yapan iktidardır, iktidarı meşru kılan hukuktur” sözüyle uygulanmalıdır. Buradaki mülk, mal anlamına değil egemenlik anlamına gelir. Şöyle şematize ederek izah edelim: Asker olmadan devlet ya da mülk(egemenlik) olmaz. Asker olması için para(servet) gerekir. Para, vatandaşlardan toplanır. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler. Sonuç olarak, adalet olmadan devlet olmaz. Yani adalet mülkün temelidir. Bu esaslı cümle, Müslümanların ikinci halifesi Hz.Ömer’e nispet edilir ve Hz. Ömer’in en çok riâyet ettiği husûsun adalet olduğu belirtilir. Rivayet odur ki; halifeliği döneminde bir gün Rum Elçi yanında bir sürü muhâfız ile beraber Hz. Ömer’i ziyarete gelir. Fakat kendisi, makamında değildir. Derler ki “Emîril-müminîn bu saatte öğle uykusuna falan yerdeki ağacın altına gider.” Elçi muhafızları ile berâber tarif edilen yere gider. Hz. Ömer gerçekten de ağacın altına kıvrılmış tek başına kestirmektedir. Yanına yaklaşırlar. Hz Ömer doğrulunca Elçi şöyle der, “Ey Ömer, adalete riâyet ettin, kimsenin hakkını yemedin, muhafızın olmaksızın geziyorsun, bir de bizim şu hâlimize bak!” Buraya kadar yazdıklarımız çağdaş ve güçlü bir devlette olması gereken unsurlardır. Bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><b>Adalet mi Mülkün Temeli </b><b>Yoksa Mülk mü Adaletin Temeli?</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Adalet mülkün temelidir” sözü, devletin ideolojisinin temel unsurudur. Adaletin nasıl sağlanacağını ve devletin varlığıyla olan ilgisini anlatır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“El adlü esasül mülk” sözünün kısmen Türkçeleştirilmiş şeklidir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Günümüz yorumunda bu ifade, “hukuku hukuk yapan iktidardır, iktidarı meşru kılan hukuktur” sözüyle uygulanmalıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buradaki mülk, mal anlamına değil egemenlik anlamına gelir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şöyle şematize ederek izah edelim:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Asker olmadan devlet ya da mülk(egemenlik) olmaz. Asker olması için para(servet) gerekir. Para, vatandaşlardan toplanır. Uyruklar ancak adaletle refaha kavuşabilirler. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sonuç olarak, adalet olmadan devlet olmaz. Yani adalet mülkün temelidir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu esaslı cümle, Müslümanların ikinci halifesi Hz.Ömer’e nispet edilir ve Hz. Ömer’in en çok riâyet ettiği husûsun adalet olduğu belirtilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Rivayet odur ki; halifeliği döneminde bir gün Rum Elçi yanında bir sürü muhâfız ile beraber Hz. Ömer’i ziyarete gelir. Fakat kendisi, makamında değildir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Derler ki “Emîril-müminîn bu saatte öğle uykusuna falan yerdeki ağacın altına gider.” </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Elçi muhafızları ile berâber tarif edilen yere gider. Hz. Ömer gerçekten de ağacın altına kıvrılmış tek başına kestirmektedir. Yanına yaklaşırlar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hz Ömer doğrulunca Elçi şöyle der, “Ey Ömer, adalete riâyet ettin, kimsenin hakkını yemedin, muhafızın olmaksızın geziyorsun, bir de bizim şu hâlimize bak!”</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buraya kadar yazdıklarımız çağdaş ve güçlü bir devlette olması gereken unsurlardır. Bir de çağ dışında kalmış bir devlette bu sözü şöyle örneklendirebiliriz:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Adaletin temeli mülktür” yani mülkün yok ise adaletten medet bekleme ya da istersen bekle. Mahkeme harcı yatırmaya gittiğin zaman anlaşılır ne demek istediğimiz. Paran yoksa hakkını bile arayamazsın. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hard kapitalizm dedikleri böyle bir şey olsa gerek. Yeni tasarlanan Yargı Reformu, adalet mefhumunu mülkün esası haline getirmeyi hedef almalıdır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Adalet bir ülkenin en büyük sermayesidir. Bizim gibi sırtımızı dayayabileceğimiz doğal kaynakları kısıtlı olan ülkelerin beynelmilel âlemde saygın bir yerinin olması ancak adaleti tam anlamıyla ikame etmeleriyle mümkündür.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye Cumhuriyeti olarak adalet duygusunun içini boşaltarak sonsuza kadar yaşamamız mümkün değildir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu ülke daha uzun yıllar ayakta kalacaksa ki öyle inanıyoruz; bu, adaletle mümkün olabilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Adaletin yerli yerine oturmadığı düzenlerde kargaşa, anarşi ve kaos ortamı ülkeye hakim olur. Böyle bir düzenin ilelebet payidar olması da elbette düşünülemez.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Devlet ya da millet hepimizin olmazsa olmazı adil olmaktır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-temmuz-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Haziran 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-haziran-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-haziran-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:14:33 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Haziran 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11001</guid>

					<description><![CDATA[Denge Politikamız Geçerli Olabilir mi? Nihal Atsız’ın, hezeyanın hakikate galebe çaldığı o meşhur mektubunu biliyorsunuzdur.  Ne diyordu Atsız, oğlu Yağmur Atsız’a yazdığı mektubunda? “Yağmur oğlum! Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlar tarihi düşmanlarımızdır. Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır. Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun!” Nihal Atsız 4 Mayıs 1941 Şu fani dünyada millet olarak kendimizi yalnızlaştırmaktan başka bir şeye yaramayacak bu vasiyetnameyi bugünlerde mutlaka hatırlamamız gerekiyor. Yaşadığımız günler itibarıyla Türkiye’nin tam anlamıyla bir abluka altına alınmasına şahitlik ediyoruz. Kuşatma, Doğu Akdeniz deniz tabanının altında bulunan dev doğalgaz rezervleri dolayısıyla yapılıyor. Cephe içinde yer alan üretici ve müşteriler, Avrupa’yı Ruslara enerji bağımlılığından kurtarmaya çalışıyorlar. ABD ise gaz çıkarıcısı ve satıcısı pozisyonunda. Houston, Texas’ta kurulu Noble Energy adlı şirket bu işi yüklenmiş. Çıkarılacak gaz üzerinde İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Lübnan hak iddia ediyor. Doğu Akdeniz sorununa karşı geleneksel &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Denge Politikamız Geçerli Olabilir mi?</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Nihal Atsız’ın, hezeyanın hakikate galebe çaldığı o meşhur mektubunu biliyorsunuzdur.<span class="Apple-converted-space">  </span>Ne diyordu Atsız, oğlu Yağmur Atsız’a yazdığı mektubunda? </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">“Yağmur oğlum! Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlar tarihi düşmanlarımızdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanlarımızdır. Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır. Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı. Tanrı yardımcın olsun!” Nihal Atsız 4 Mayıs 1941</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Şu fani dünyada millet olarak kendimizi yalnızlaştırmaktan başka bir şeye yaramayacak bu vasiyetnameyi bugünlerde mutlaka hatırlamamız gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yaşadığımız günler itibarıyla Türkiye’nin tam anlamıyla bir abluka altına alınmasına şahitlik ediyoruz. Kuşatma, Doğu Akdeniz deniz tabanının altında bulunan dev doğalgaz rezervleri dolayısıyla yapılıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Cephe içinde yer alan üretici ve müşteriler, Avrupa’yı Ruslara enerji bağımlılığından kurtarmaya çalışıyorlar. ABD ise gaz çıkarıcısı ve satıcısı pozisyonunda. Houston, Texas’ta kurulu Noble Energy adlı şirket bu işi yüklenmiş. Çıkarılacak gaz üzerinde İsrail, Mısır, Güney Kıbrıs ve Lübnan hak iddia ediyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Doğu Akdeniz sorununa karşı geleneksel “denge” politikamız tutmayabilir. Kim ne derse desin Yunanistan ile tarihten gelen bir husumetimiz var. Bunun hümanistlik ya da insan hakları boyutunda incelenecek yönü yok. Çıkarları her daim çıkarlarımız ile ters düşen ve hedeflerinin en başında İstanbul olan bu ülkenin özellikle Ege’deki kıta sahanlığı avantajı ile üstümüzde büyük baskı oluşturmuş vaziyette.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Darbeden sonra tamamen Amerika’nın emrine giren Mısır’ın herhangi bir ABD eyaletinden farkı yok. Hakeza bu meyanda İsrail hepsinin ağababası. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sorun belki Rusya ile dengelenebilirdi lakin Rusya ile Amerika’nın resmen karış karış pay ettikleri Suriye’nin kara sınırlarının yanında, denizlerde de gereken ayarlamalar yapılmış gözüküyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Zira Suriye kıyılarında bulunan (özellikle Lazkiye-Tartus) Rusya gemilerinin gözleri önünde Amerikan gemileri rahatlıkla saldırılarda bulunabiliyor. Yani kısacası, bu bölgede büyük bir devlet ile yapılacak ittifaktan uzağız. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Türkiye, ortak paylaşım yaklaşımıyla bu kaynaktan hakkı olanı talep ederken özellikle bu problem çerçevesinde kendisine potansiyel müttefik olması beklenen Rusya ile de menfaat çatışması içine girmemesi gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İşte bu nokta bize, Atsız’ın vasiyetini hatırlatıyor. 1974’teki Barış Harekâtı’nda Kıbrıs Adası’nın tamamına hâkim olamamanın acısını bugünlerde yeniden yaşamak, yalnızlığımızı katmerlendirmekten başka bir işe yaramıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Velhasıl zor günler bekliyor bizi. Siz yine de ümidinizi yitirmeyin. Zira iman varsa imkân da vardır.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-haziran-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mayıs 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mayis-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mayis-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 12:33:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergide Bu Ay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10182</guid>

					<description><![CDATA[Doç. Dr. Hakan Temiztürk Anlatıyor: “Amerika’da İktidar Basını Diye Bir Şey Yok” Aynur BAYRAM F-35&#8217;ten Kurt Kapanı Olmaz Mehmet Ayfer KANCI Türkiye’nin Etrafındaki Derin Kuşatma Ceyhun  BOZKURT İkili Anlaşmalarla ABD–Türkiye İlişkisi Hasret D. POLAT El Lokması Yiyerek Buraya Kadar Beşir İYİDİKER Prof. Dr. Mehmet Şahin’den Yörünge’ye Açıklamalar: Mesele S-400 Değil Türkiye’nin Bağımlı Bir Ülke Olup Olmaması Aynur BAYRAM Tek Anımsananlar Geleceğe Yatırım Yapmış Olanlar Olacak Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN Toplum İttifakları Benimsedi mi? Av. Cüneyt TORAMAN Bu Senin İnceliğindir Sevgili Halk! Ali K. METİN Eşeğe Binmek Bir Ayıp İnmek İki Ayıp Beşir  İYİDİKER Batı’nın Türkleri Mültecileştirme Politikası Prof. Dr. E. Lâle DEMİRTÜRK Sri Lanka Saldırıları: Kuşkular, Olasılıklar ve Sorular Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN Tekfir veya DEAŞÇILIK Erkan  BAYSAL İslami Yenilenmenin Paradigması Rüstem BUDAK “Sosyal Tarih Perspektifi” ve Tasavvuf Tarihi Yusuf Turan GÜNAYDIN]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Doç. Dr. Hakan Temiztürk Anlatıyor:</strong><br />
<strong>“Amerika’da İktidar Basını Diye Bir Şey Yok”<br />
</strong>Aynur BAYRAM</p>
<p style="text-align: center;"><strong>F-35&#8217;ten Kurt Kapanı Olmaz<br />
</strong>Mehmet Ayfer KANCI</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Türkiye’nin Etrafındaki Derin Kuşatma<br />
</strong>Ceyhun  BOZKURT</p>
<p style="text-align: center;"><strong>İkili Anlaşmalarla ABD–Türkiye İlişkisi<br />
</strong>Hasret D. POLAT</p>
<p style="text-align: center;"><strong>El Lokması Yiyerek Buraya Kadar<br />
</strong>Beşir İYİDİKER</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Prof. Dr. Mehmet Şahin’den Yörünge’ye Açıklamalar:</strong><br />
<strong>Mesele S-400 Değil Türkiye’nin Bağımlı Bir Ülke Olup Olmaması<br />
</strong>Aynur BAYRAM</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tek Anımsananlar Geleceğe Yatırım Yapmış Olanlar Olacak<br />
</strong>Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Toplum İttifakları Benimsedi mi?<br />
</strong>Av. Cüneyt TORAMAN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Bu Senin İnceliğindir Sevgili Halk!</strong><br />
Ali K. METİN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Eşeğe Binmek Bir Ayıp İnmek İki Ayıp</strong><br />
Beşir  İYİDİKER</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Batı’nın Türkleri Mültecileştirme Politikası</strong><br />
Prof. Dr. E. Lâle DEMİRTÜRK</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Sri Lanka Saldırıları:</strong><br />
<strong>Kuşkular, Olasılıklar ve Sorular<br />
</strong>Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Tekfir veya DEAŞÇILIK<br />
</strong>Erkan  BAYSAL</p>
<p style="text-align: center;"><strong>İslami Yenilenmenin Paradigması</strong><br />
Rüstem BUDAK</p>
<p style="text-align: center;"><strong>“Sosyal Tarih Perspektifi” ve Tasavvuf Tarihi<br />
</strong>Yusuf Turan GÜNAYDIN</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mayis-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Editörden Mayıs 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/editorden-mayis-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/editorden-mayis-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 11:23:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Editörden]]></category>
		<category><![CDATA[Adil Gülmez]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10155</guid>

					<description><![CDATA[Emperyalistlerin Askeri Olmayalım Önce bir saptama yapalım. Bir ülke için (ve söz konusu ülke Türkiye ise) tüm alanlarda stratejik bir ortak olduğumuz herhangi bir devlet yok. Bazı alanlarda işbirliği yapmanın her iki taraf için de faydalı olabileceği taktik hedefler olabilir. 20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşının ardından bugün küresel hegemonyanın yeni bir paylaşıma, dolayısıyla yeni bir savaşa ihtiyacı var. Paylaşım ve savaş ister taktiksel olsun isterse stratejik yeni işbirliklerine ihtiyaç duyar. Yaşadığımız coğrafyada olan bitenin özeti bu. Soğuk Savaş dönemlerinden tevarüs eden paktlar ile yeni savaşlar/paylaşımlar yapmak ne kadar mümkün? Zamanın şartları icabı dâhil olduğumuz ittifaklar olsa olsa konjonktürel beraberlikler olarak değerlendirilebilir. Bizim kendisinden söz ederken stratejik müttefikimiz dediğimiz devletlerin bizleri hiçbir zaman stratejik ortak olarak görmedikleri çok açık. Aksi söz konusu olsa idi maliyetine ortak olduğumuz savaş uçaklarının tesliminde bu kadar sorun çıkarılır mıydı?   Türkiye’nin ABD-AB/NATO sevdasının “duygusal” yönünü de hatırla(t)makta yarar var. Yabancı sermaye Borsa’yı coşturan sıcak parayı çekti mi, Başbakanlığın önünde kasa atan adam görüntüleri çıkıverir birden ortaya. Nazım Hikmet, Kore’ye gönderilen Türk askeri için “23 Sentlik Asker” şiirini yazmıştı, o hesap! Bir ülke için stratejik önemi haiz olan bir silah coğrafi, tarihi ve dini hiçbir ortak yönü olmayan bir başka ülke için nasıl stratejik ortaklık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Emperyalistlerin Askeri Olmayalım</strong></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Önce bir saptama yapalım. Bir ülke için (ve söz konusu ülke Türkiye ise) tüm alanlarda stratejik bir ortak olduğumuz herhangi bir devlet yok. Bazı alanlarda işbirliği yapmanın her iki taraf için de faydalı olabileceği taktik hedefler olabilir. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">20. yüzyılda yaşanan iki dünya savaşının ardından bugün küresel hegemonyanın yeni bir paylaşıma, dolayısıyla yeni bir savaşa ihtiyacı var. Paylaşım ve savaş ister taktiksel olsun isterse stratejik yeni işbirliklerine ihtiyaç duyar. Yaşadığımız coğrafyada olan bitenin özeti bu. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Soğuk Savaş dönemlerinden tevarüs eden paktlar ile yeni savaşlar/paylaşımlar yapmak ne kadar mümkün? Zamanın şartları icabı dâhil olduğumuz ittifaklar olsa olsa konjonktürel beraberlikler olarak değerlendirilebilir. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Bizim kendisinden söz ederken stratejik müttefikimiz dediğimiz devletlerin bizleri hiçbir zaman stratejik ortak olarak görmedikleri çok açık. Aksi söz konusu olsa idi maliyetine ortak olduğumuz savaş uçaklarının tesliminde bu kadar sorun çıkarılır mıydı?  </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Türkiye’nin ABD-AB/NATO sevdasının “duygusal” yönünü de hatırla(t)makta yarar var. Yabancı sermaye Borsa’yı coşturan sıcak parayı çekti mi, Başbakanlığın önünde kasa atan adam görüntüleri çıkıverir birden ortaya. Nazım Hikmet, Kore’ye gönderilen Türk askeri için “23 Sentlik Asker” şiirini yazmıştı, o hesap!</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Bir ülke için stratejik önemi haiz olan bir silah coğrafi, tarihi ve dini hiçbir ortak yönü olmayan bir başka ülke için nasıl stratejik ortaklık öznesi olabilir? F-35 savaş uçakları bir silah olmanın ötesinde, bugün Trump’ın “Amerika’yı yeniden büyük yapma” iddiasının en önemli halkalarını oluşturan istihdamı ve refahı artırma hedeflerini temin edecek stratejik bir ürün. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Üretici firma Lockheed Martin’in yalnızca proje ortağı 13 ülkeye satmayı planladığı, çoğunluğu A tipi F-35 uçaklarının sayısı 4 bin 500. En ucuz model olan F-35A tipi savaş uçağının birim fiyatının 89 milyon dolar olduğu göz önüne alınırsa, Amerikan savunma sanayiinin, Amerikan ekonomisinin ve Trump’ın 2020 başkanlık seçimi için bu projeden beklentilerinin boyutu da daha iyi kavranabilir.</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR" style="letter-spacing: -.1pt;">Gelinen nokta itibariyle bir kısım aydınlarımız şöyle ifadeler kullanıyorlar: “Türkiye’nin ait olduğu coğrafyada kendi dünyasını kurmasının zamanı gelmiştir, bölgedeki komşularıyla Batı’nın önüne set çekecek siyasî, askerî ve iktisadî bir organizasyona gitmesi kaçınılmaz olmuştur, Türkiye’nin Batı ile oynadığı oyunun sürdürülebilirliği kalmamıştır.”</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Emperyalizme asker olmamak için yeni vizyonumuz olmalıdır. “Yeni bir dünya kurulur ve Türkiye bu dünyada yerini alır” sözü çağcıl ve doğru bir tespit değildir. Batı bloğundan itizal eden Türkiye’nin gidip kendine yer bulacağı blok Avrasya bloğu olabilmesi için o ittifakı oluşturan ülkelerle stratejik hedeflerimizin örtüşmesi gerekmektedir. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Unutmayalım ki Rusya ve Çin gibi ülkelerle tarihten tevarüs eden anlaşmazlıklarımız hâlâ diridir. Bizim terörist dediğimiz silahlı örgütler onların nezdinde meşru hak arayıcılarıdır. Ne Rusya ve ne de Çin, PKK’yı terör örgütü olarak görmemektedirler. Dolayısıyla Batı bloğundan ayrılacak isek bazı hedeflerimizin örtüştüğü ülkelerle taktiksel ortaklıklar geliştirerek yolumuza devam edebiliriz.</span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Yeni bir dünya kurulacaksa Türkiye, o dünyanın içinde öncü, lider kurucu olmalıdır. </span></p>
<p class="YG-Yazlar"><span lang="TR">Gelecek sayımızda buluşmak dileğiyle…</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/editorden-mayis-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Nisan 2019</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nisan-2019/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nisan-2019/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yörünge]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 02 Apr 2019 21:19:29 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dergide Bu Ay]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2019]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=9486</guid>

					<description><![CDATA[Dr. Nevzat Kaya, Prof. Dr. Fuat Sezgin’i Anlatıyor: O, Unutulan Değerlerimizin Tanınmasının Yolunu Araladı Selâhattin ÖZKÖK Postmodern Haçlı Seferi: İslamofobi Prof. Dr. Mustafa ALICI Dr. Müşerref Yardım’dan Yörünge’ye Açıklamalar Aşırı Sağın Zamanla Oy Oranlarının Düşeceği Beklentisi Bir Ütopyadır Aynur BAYRAM Manifestonun Elden Ele Dolaşması Büyük Tehlike Arz Ediyor Mahinur ÖZDEMİR Batı’nın İslamofobik Zeminde Yükselttiği Erdoğan Karşıtlığı 31 Mart Yerel Seçimlerinde Seçmen Ne Dedi? Av. Cüneyt TORAMAN Brexit ve Ticaret Savaşlarının Etkileri Abdulmuttalip PİLATİN 3. Dünya Savaşı mı? Tam Ortasındayız Mehmet Ayfer KANCI Golan’dan Girit’e Uzanan Türkiye’yi Kuşatma Hattı Ceyhun  BOZKURT Küreselleşmenin Latin Amerika Bağlamında Çinlileşmesi Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN Kimlikçi Siyaset ve Toplum Mahmut Haldun SÖNMEZER Düşünce Atölyesinde Yol ve İnsan Mustafa AKMAN Kapitalizm Tarihin Sonu mudur? İlhan AKKURT Hallac-ı Mansur – Halaç/Kalaç Mansur Yusuf Turan GÜNAYDIN]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><strong>Dr. Nevzat Kaya, Prof. Dr. Fuat Sezgin’i Anlatıyor:<br />
</strong><strong>O, Unutulan Değerlerimizin Tanınmasının Yolunu Araladı<br />
</strong>Selâhattin ÖZKÖK</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Postmodern Haçlı Seferi: İslamofobi<br />
</strong>Prof. Dr. Mustafa ALICI</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Dr. Müşerref Yardım’dan Yörünge’ye Açıklamalar<br />
</strong><strong>Aşırı Sağın Zamanla Oy Oranlarının Düşeceği Beklentisi Bir Ütopyadır<br />
</strong>Aynur BAYRAM</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Manifestonun Elden Ele Dolaşması Büyük Tehlike Arz Ediyor<br />
</strong>Mahinur ÖZDEMİR</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Batı’nın İslamofobik Zeminde Yükselttiği Erdoğan Karşıtlığı</strong></p>
<p style="text-align: center;"><strong>31 Mart Yerel Seçimlerinde Seçmen Ne Dedi?<br />
</strong>Av. Cüneyt TORAMAN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Brexit ve Ticaret Savaşlarının Etkileri<br />
</strong>Abdulmuttalip PİLATİN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>3. Dünya Savaşı mı? Tam Ortasındayız<br />
</strong>Mehmet Ayfer KANCI</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Golan’dan Girit’e Uzanan Türkiye’yi Kuşatma Hattı<br />
</strong>Ceyhun  BOZKURT</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Küreselleşmenin Latin Amerika Bağlamında Çinlileşmesi<br />
</strong>Prof. Dr. Ulaş Başar GEZGİN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kimlikçi Siyaset ve Toplum<br />
</strong>Mahmut Haldun SÖNMEZER</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Düşünce Atölyesinde Yol ve İnsan<br />
</strong>Mustafa AKMAN</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Kapitalizm Tarihin Sonu mudur?<br />
</strong>İlhan AKKURT</p>
<p style="text-align: center;"><strong>Hallac-ı Mansur – Halaç/Kalaç Mansur<br />
</strong>Yusuf Turan GÜNAYDIN</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nisan-2019/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
