<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yakup Aslan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/yakup-aslan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Sep 2019 13:38:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Yakup Aslan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İran’ın Yaptırım Paratoneri: Direniş Ekonomisi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iranin-yaptirim-paratoneri-direnis-ekonomisi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iranin-yaptirim-paratoneri-direnis-ekonomisi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yakup Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 11:42:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12042</guid>

					<description><![CDATA[Obama dönemindeki görece rahatlamaya rağmen, İran İslam Cumhuriyeti kendisini yıllardır hedef alan ve önümüzdeki yıllarda da karşılaşması muhtemel yaptırım silahına karşı 2014’te yeni bir ekonomik doktrin inşa etmeye karar verdi. Yeni ekonomik modelin adına “İktisadiye Mugavemeti” yani “Direniş Ekonomisi” denildi. İran, 1951 yılında başbakanlık koltuğuna oturan Muhammed Musaddık’ın İngiliz şirketleri tarafından işletilen İran petrollerinin millileştirilmesi hamlesi ile ambargolarla tanıştı. Musaddık’ın İngiliz-Amerikan ortak darbesi ile devrilmesi ile devam eden sömürü düzeni 1979 yılında gerçekleşen İslam devrimi ile son bulmuş oldu. İslam Devrimi’ne giden süreçte en önemli etkenlerin başında Şah döneminde uygulanan ekonomik politikalar şüphesiz etkili olmuştur. Gerçekleşen devrimin ardından ülkenin bütün kaynaklarının eşitlikçi bir anlayışla toplumun her kademesine yayılması İslam Devrimi’nin en önemli vaadi oldu. Yaptırımların Başlangıcı Ancak süreç pek de istenildiği şekilde ilerlemedi. 1979’daki İran Devrimi’nin zafere ulaşması ve ardından Tahran’daki Amerikan büyükelçiliğine yapılan baskın ve rehine krizi Tahran ve Washington arasındaki diplomatik ilişkileri durma noktasına getirdi. ABD, 1979’la beraber harekete geçerek Tahran’ın yeni rejimine karşı ilk yaptırımları uygulamaya koydu: Buna göre, İran’ın bu ülkedeki mal varlıkları dondurulmuş ve İran ile her türlü alım satım işlemleri yasaklanmıştı. Washington’un ikinci ambargo darbesi 1995’te yaşandı. Bu kez de hedefte İran petrolleri vardı. İran’ı, “terörizme doğrudan destek veren ülkeler” listesine alan ABD daha da ileri gitti &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Obama dönemindeki görece rahatlamaya rağmen, İran İslam Cumhuriyeti kendisini yıllardır hedef alan ve önümüzdeki yıllarda da karşılaşması muhtemel yaptırım silahına karşı 2014’te yeni bir ekonomik doktrin inşa etmeye karar verdi. Yeni ekonomik modelin adına “İktisadiye Mugavemeti” yani “Direniş Ekonomisi” denildi.</p>
<p>İran, 1951 yılında başbakanlık koltuğuna oturan Muhammed Musaddık’ın İngiliz şirketleri tarafından işletilen İran petrollerinin millileştirilmesi hamlesi ile ambargolarla tanıştı. Musaddık’ın İngiliz-Amerikan ortak darbesi ile devrilmesi ile devam eden sömürü düzeni 1979 yılında gerçekleşen İslam devrimi ile son bulmuş oldu. İslam Devrimi’ne giden süreçte en önemli etkenlerin başında Şah döneminde uygulanan ekonomik politikalar şüphesiz etkili olmuştur. Gerçekleşen devrimin ardından ülkenin bütün kaynaklarının eşitlikçi bir anlayışla toplumun her kademesine yayılması İslam Devrimi’nin en önemli vaadi oldu.</p>
<p><strong>Yaptırımların Başlangıcı</strong></p>
<p>Ancak süreç pek de istenildiği şekilde ilerlemedi. 1979’daki İran Devrimi’nin zafere ulaşması ve ardından Tahran’daki Amerikan büyükelçiliğine yapılan baskın ve rehine krizi Tahran ve Washington arasındaki diplomatik ilişkileri durma noktasına getirdi. ABD, 1979’la beraber harekete geçerek Tahran’ın yeni rejimine karşı <a href="http://www.orsam.org.tr/tr/truploads/yazilar/dosyalar/2013628_ozumsuzun.pdf"><u>ilk yaptırımları uygulamaya</u></a> koydu: Buna göre, İran’ın bu ülkedeki mal varlıkları dondurulmuş ve İran ile her türlü alım satım işlemleri yasaklanmıştı. Washington’un ikinci ambargo darbesi 1995’te yaşandı. Bu kez de hedefte İran petrolleri vardı. İran’ı, “terörizme doğrudan destek veren ülkeler” listesine alan ABD daha da ileri gitti ve İran ile petrol ticaretini durdurdu. ABD, dünya çapındaki diğer petrol şirketleriyle de irtibata geçerek İran petrol sanayisine yatırımlarını kesmeleri istedi. Aksi takdirde kendilerine de ticari yaptırım getirileceği uyarısında bulundu.</p>
<p>Mahmud Ahmedinejad’ın 2005’te İran Cumhurbaşkanı seçilmesiyle yaptırımlar daha da sertleştirildi. Seçimlerden üç yıl önce, dünya İran’ın nükleer programını keşfetmiş, Ahmedinejad bu programı daha da hızlandıracağını belirterek Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin emirlerine boyun eğmeyeceğini açıklamıştı. 2006 ve 2008 yılları arasında ABD yaptırımlarını sertleştirmeye devam ederken, bu sefer de Birleşmiş Milletler‘in kısıtlamaları ve Avrupa Birliği’nin ekonomik yaptırımları devreye girmişti. Bankaların ve hükümet üyelerinin <a href="http://bilgestrateji.com/makale/BS2013-2/iranin-Ekonomi-Politikasi-ve-ikilemleri.pdf"><u>mal varlıkları dondurulmuş, mali ve finansal yaptırımlar</u></a> uygulanmış, silah ve petrol ambargosu da uygulanarak İran ekonomisi her yönden hedef alındı.</p>
<p>BM’nin 5 daimi üyesi ile İran arasında imzalanan nükleer anlaşma, Tahran’a karşı uzun yıllardır uygulanan- özellikle de Birleşmiş Milletler‘in 2006 ve 2010 yılları arasındaki yaptırımlarının kaldırılmasını sağladı. Bu nedenle ABD’de Obama dönemi varken, İran biraz daha rahat hareket etme imkanına kavuştu.</p>
<p>Ancak daha seçim kampanyası döneminde Tahran’ı hedef alan Donald Trump’ın ABD başkanı seçildikten sonra İsrail’i kollayan ve İran’ı hedef alan çıkışlarıyla yeni bir dönemin başlayacağını herkes tahmin ediyordu. Trump, şaşırtmadı ve ülkesinin imzaladığı KOEP’ten (Kapsamlı Ortak Eylem Planı) çekildi. Böyle İran, Washington yönetiminin ardı ardına gelen yeni ambargoları ile yüz yüze kaldı. Bu seferki saldırı bütün saldırılardan daha sertti.</p>
<p><strong>Direniş Ekonomisi Doktrini</strong></p>
<p>Obama dönemindeki görece rahatlamaya rağmen, İran İslam Cumhuriyeti kendisini yıllardır hedef alan ve önümüzdeki yıllarda da karşılaşması muhtemel yaptırım silahına karşı 2014’te yeni bir ekonomik doktrin inşa etmeye karar verdi. Yeni ekonomik modelin adına “İktisadiye Mugavemeti” yani “Direniş Ekonomisi” denildi. Bilimsel ele alındığında bu modelin bir dizi yöntemden oluştuğu söylenebilir. Bu ekonomik model ülke ekonomisinin iç dinamikleri ve üretim gücünü güçlendirmeye odaklı ve dış müdahalelere karşı ülke ekonomisinin direnç kabiliyetini artırmayı hedeflemektedir. İran, direniş ekonomisi ile bir kemer sıkma politikasının çok ötesinde özellikle ekonomiye karşı dış müdahaleleri etkisiz hale getirme amacını güttü, gütmeye de devam ediyor. Direniş ekonomisi, İran’ın petrole bağımlı ekonomik modeli reddederek üretime dayalı yeni bir anlayışı harekete geçirmiş durumda. Daha doğrusu hedef bu. Bu bağlamda alınan önlemlerde ülkede üretimi yapılan ürünlerin teşviklerle geliştirilmesi ve ithal ürünlerden çok daha ucuz iç piyasaya arz edilmesi sağlanmakta. Yerli üretimi mümkün birçok yabancı ürünün vergilerinde artış ile birlikte ülke içinde reklamları bile sınırlandırılmıştır.</p>
<p><strong>Kamu Odaklı Milli Kalkınma</strong></p>
<p><strong> </strong>İran ekonomi literatürüne 2014 giren yeni ekonomik politika 24 başlıktan oluşmakta. Bu maddeler incelendiğinde İran ekonomisinin teknolojiye odaklanması, özel sektörün teşviki, pazarda çeşitliliğin artırılması gibi başlıkların öne çıkarıldığı görülmekte. Bu ekonomik model özel sektörü de harekete geçirmeyi hedefler içerisine alsa da lokomotifin kamu olduğu bir modeli inşa etmeyi istemektedir. “Direniş Ekonomisi” modelinin Bazı başlıkları şöyle:</p>
<p>&#8211; Daha fazla yerli girdi ve temel ürünler üretimi (özellikle ithalatta), stratejik ürün ve hizmetlerin üretimine öncelik vermek ve sınırlı ve belirli ülkelere bağımlılığı azaltmak için ithal malların tedarikinde çeşitlilik yaratmak.</p>
<p>&#8211; Dünya ve bölgedeki ülkeler ile özellikle komşu ülkeler ile stratejik bağlarının geliştirilmesi ve işbirliği ve ortaklığın genişletilmesi, ekonomik hedefleri desteklemek ve uluslararası ve bölgesel örgütlerin kapasitelerinden faydalanmak için diplomasi kullanmak gibi eylemler ile direnişin gücü artırılmalı ve ülkenin ekonomik kırılganlıkları azaltılmalı.</p>
<p><strong> </strong>&#8211; Stratejik müşterileri seçmek, satış uygulamalarında çeşitlilik yaratmak, satışta özel sektöre yer vermek, petrokimya ve petrol ürünleri ihracatını artırmak.</p>
<p>&#8211; Vergi gelirlerinin payını artırarak devletin gelir sisteminin yeniden düzenlenmesi.</p>
<p>“Direniş Ekonomisi” modeli genel olarak incelendiğinde sorunların belirlenmesi konusunda oldukça yerinde tespitler içerdiği ve milli bir kalkınma modeli oluşturma hedeflediği söylenebilir.</p>
<p><strong>Hükümetler Değişecek Doktrin Değişmeyecek</strong></p>
<p>Önemli bir ayrıntı da Tahran, bu model üretim temelli politikalarını, hükümetler değişse bile değişmeyecek bir model olarak tasarladı ve yasalaştırdı. İran’da ekonominin dümenine oturacak her hükümet, Müesses Nizam’ın çizdiği sınırlar çerçevesinde ekonomik hamlelerini gerçekleştirmek durumunda. Bu yeni modelde petrole bağımlı model yerine her alanda mili üretim ile kalkınmanın hedeflendiği şeklinde özetlenebilir.</p>
<p>Sonuç olarak İran, oturtmaya çalıştığı bu ekonomik model ile, İran İslam Devrimi’nin vaatlerini yerine getirerek kendisini hedef alan ambargolara karşı direnmeyi hedeflemekte.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iranin-yaptirim-paratoneri-direnis-ekonomisi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tahran&#8217;ın Kudüs Penceresi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tahranin-kudus-penceresi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Yakup Aslan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 21:25:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[4. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[İran]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Tahran]]></category>
		<category><![CDATA[Yakup Aslan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1471</guid>

					<description><![CDATA[ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık’ta Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı İslam dünyasında olduğu gibi komşumuz İran’da da oldukça sert karşılandı. Trump’ın tepki çeken kararının ardından 13 Aralık’ta İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü Kudüs toplantısının ardından çıkan karar bildirgesi Tahran’ı memnun etmedi. İran açısından karar bildirgesi, kınama ve reddetme ile yaptırımı olmayan bir bildirge niteliğinde değerlendirildi. Ayrıca bildirgede Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanınması ifadesi, bu ülkenin yıllardır savunduğu başkenti Kudüs olan özgür ve bağımsız Filistin ülküsüne ters düşmekteydi. Peki İran’ın Kudüs meselesi ve İsrail’e bakış açısı nedir? İran İslam Devrimi ve Kudüs İsrail’i bir devlet olarak tanımayan İran, İslam Devrimi’nin ikinci gününde ülkede bulunan İsrail Büyükelçiliğini boşaltmış, diplomatları sınır dışına çıkartmıştı. İslam devrimi sonrası ülkeyi ilk ziyaret eden isim Filistin devlet başkanı Yaser Arafat olmuş ve bu ziyarette boşaltılan İsrail büyükelçilik binasına Filistin bayrağı çekilmiş ve burası Filistin büyükelçiliği olarak ilan etmiştir. Halen başkent Tahran’da bulunan büyükelçilik binasında Filistin devleti temsil edilmektedir. Özgür Filistin düşüncesinin İran’da her daim akıllarda olmasını isteyen İran İslam Devrimi’nin lideri Ayetullah Humeyni, “İslami vahdet ve ilahi birlik sayesinde bugün bir tek safta birleşen İran millet, devlet, meclis, ordu ve diğer silahlı kuvvetleri, insan haklarına tecavüzde bulunan her şeytanî güce karşı durarak mazlumu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>ABD Başkanı Donald Trump’ın 6 Aralık’ta Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma kararı İslam dünyasında olduğu gibi komşumuz İran’da da oldukça sert karşılandı. Trump’ın tepki çeken kararının ardından 13 Aralık’ta İstanbul’da toplanan İslam İşbirliği Teşkilatı olağanüstü Kudüs toplantısının ardından çıkan karar bildirgesi Tahran’ı memnun etmedi. İran açısından karar bildirgesi, kınama ve reddetme ile yaptırımı olmayan bir bildirge niteliğinde değerlendirildi. Ayrıca bildirgede Doğu Kudüs’ün Filistin’in başkenti olarak tanınması ifadesi, bu ülkenin yıllardır savunduğu başkenti Kudüs olan özgür ve bağımsız Filistin ülküsüne ters düşmekteydi. Peki İran’ın Kudüs meselesi ve İsrail’e bakış açısı nedir?</p>
<p><strong>İran İslam Devrimi ve Kudüs</strong></p>
<p>İsrail’i bir devlet olarak tanımayan İran, İslam Devrimi’nin ikinci gününde ülkede bulunan İsrail Büyükelçiliğini boşaltmış, diplomatları sınır dışına çıkartmıştı. İslam devrimi sonrası ülkeyi ilk ziyaret eden isim Filistin devlet başkanı Yaser Arafat olmuş ve bu ziyarette boşaltılan İsrail büyükelçilik binasına Filistin bayrağı çekilmiş ve burası Filistin büyükelçiliği olarak ilan etmiştir. Halen başkent Tahran’da bulunan büyükelçilik binasında Filistin devleti temsil edilmektedir. Özgür Filistin düşüncesinin İran’da her daim akıllarda olmasını isteyen İran İslam Devrimi’nin lideri Ayetullah Humeyni, “İslami vahdet ve ilahi birlik sayesinde bugün bir tek safta birleşen İran millet, devlet, meclis, ordu ve diğer silahlı kuvvetleri, insan haklarına tecavüzde bulunan her şeytanî güce karşı durarak mazlumu savunmaya ve Kudüs ile Filistin tekrar Müslümanlara dönünceye kadar aziz Filistin ve Kudüs’ü desteklemeye kararlıdırlar. Dünya Müslümanları Kudüs gününü dünyadaki bütün Müslümanların, hatta dünya mustazaflarının günü olarak kabul etmeli ve o hassas noktadan hareketle müstekbirler ve dünyayı sömüren yamyamların karşısına dikilerek mazlumları müstekbirlerin zulümlerinden kurtarıncaya kadar mücadeleden vazgeçmemelidirler.”1 diyerek Ramazan ayının son Cuma gününü Kudüs Günü olarak ilan etmişti. 1979’da gerçekleşen İran İslam Devrimi’nin ontolojik olarak önüne koyduğu ilk hedef de Kudüs’ü özgürleştirmekti. Geride kalan otuz sekiz yılda İran’ın mevcut sistemi, Filistin davasının gerçek hamisi olduğunu iddiasını sürekli gündemde tuttu.</p>
<p><strong>İran’ın Kudüs Stratejisi</strong></p>
<p>İran’ın Filistin ve Kudüs meselesine ilişkin bakışını, İslam Devriminin ilk günlerinden itibaren günümüze kadar manevi boyutu kadar stratejik olarak da tanımlamak mümkündür. Ülkenin siyasi ve dini olarak en üst yöneticisi olan ve İran’da İslam Devrimi Rehberi olarak anılan, ülkemizde bilinen sıfatı ise Dini Lider olan Ayetullah Seyit Ali Hamanei, Kudüs meselesini şu şekilde tanımlamaktadır: “Kudüs meselesi, bizim kadim meselemizdir. Defalarca söylediğimiz gibi biz bir süreliğine rant sağlamak için Kudüs’ten bahsetmiyoruz, bu bizim stratejik meselemizdir. Kudüs bizim için Tahran ve Meşhed şehirlerinden farksızdır. Kudüs bizim evimizdir. Elbette biz Kudüs’ün sahipliğini iddia etmiyoruz. Fas Konferansı’nda ortaya atıldığı gibi, İran’ın Kudüs’ü işgal etmek istediğine dair tutturulan söylemleri kimsenin ağzına almasına da izin vermeyiz. Kudüs şehri, Kudüs  halkınındır. Onlar Müslüman kardeşlerimizdir. Tıpkı İsfahan, Şiraz, Tahran ve Meşhed gibi Kudüs’te İslam şehridir. Bu şehirler, düşmanın hâkimiyetinde olduğunda nasıl kurtarmaya çalışırsak, Filistin’in şehirlerini de öyle kurtarmaya çalışıyoruz. Kudüs  ve tüm Filistin topraklarını İslam düşmanlarının kontrolü altına düşmüş ve kurtarılarak halkına geri verilmesi gereken İslam şehirleri olarak hissediyoruz.”2</p>
<p>Bu sözler Kudüs meselesinin bu ülkede milli bir mesele olarak içselleştirildiğini göstermesi bakımından çarpıcıdır.</p>
<p><strong>İran’a Yönelik Suçlamalar</strong></p>
<p>Tahran’ın Filistin meselesine bakış açısından suçlandığı iki noktaya da değinmekte fayda var. Birincisi İran’ın bu meseleye de mezhepçi yaklaştığı, ikincisi Yahudi düşmanlığı yaptığı şeklindedir. Bu algı İslam dünyası ile birlikte ülkemizde de yaygınca kabul görmektedir. Suçlamaların ilki ile ilgili şu bilgileri paylaşmak mümkün: İran’ın mezhep ayrımı gözetmeden Filistin’in özgürlüğü için mücadele eden bütün örgütlere destek verdiği aşikâr. HAMAS, İslami Cihad, FHKC hatta El Fetih gibi direniş hareketleri ile Lübnan’daki Hizbullah bu örgütlerden bazılarıdır. Burada mezhep ayrımı gözetilmeden özgür Kudüs mücadelesine destek öne çıkmaktadır. İkinci suçlama ise aktardığımız üzere, İran’ın Kudüs meselesini Yahudi düşmanlığı temeline oturttuğudur. İran Dini lideri Ayetullah Hamanei’nin bu konuya ilişkin şu açıklamalarına dikkatli bakmak gerekir: “Elbette Kudüs halkının tamamı Müslüman değil, ancak çoğunluğu Müslümandır. Orada Müslümanlar, Nasranîler ve Yahudiler birlikte yaşayabilirler. İslam ülkelerinin Siyonist düşmanlara karşı ciddi bir harekette bulunmaları gerektiğine inanıyoruz. İsrail ortadan kaldırılmalı sözünün özü şudur: Filistin Yahudileri İslam devletinin hâkimiyeti altında yaşamayı kabul ederse, orada yaşayabilirler. Davamız Yahudi düşmanlığı değildir, davamız Müslüman topraklarının zorla gasp edilmesidir. Eğer Müslüman liderler ve başkanlar dünya güçlerinin etkisinde kalmazlarsa, bu görevi yerine getirebilirler. Ancak ne yazık ki bunu yapmıyorlar.”3</p>
<p>Hamanei’nin sözlerinin devletin resmi düşüncesi olduğunu sanırım tekrar etmemize gerek yoktur.</p>
<p><strong>Kudüs Gücü Ordusu</strong></p>
<p>İran’ın, İslam Dünyası içerisinde Kudüs’ün özgürleştirilmesi amacıyla resmi bir askeri birlik kuran tek ülke özelliğini de bir kenara not etmek gerekir. İran-Irak Savaşı sırasında kurulan, Kudüs Gücü Ordusu, İran Devrim Muhafızları bünyesinde bulunan en seçkin birlik olarak kabul edilir. Birliğin emir komuta zincirinin en üstünde ise İran Dini Lideri bulunmaktadır.</p>
<p>İran Devrim Muhafızları’nın sınır dışında olan bütün askeri operasyonları bu birliğin sorumluluğundadır. Karargâhı ve kaç kişiden oluştuğu resmi olarak açıklanmayan Kudüs Gücü Ordusu’nun, kuruluş felsefesi Kudüs’ün işgalden kurtarılmasıdır.</p>
<p><strong>İran’ın Çözüm Planı</strong></p>
<p>İran İslam Cumhuriyeti’nin günümüzdeki tartışmalara bakış açısını anlamak için şu bilgi de faydalı olacaktır. Tahran yönetimi İsrail’i tanımamakla beraber Tel-Aviv yönetimini “İşgalci” veya “Siyonist rejim” olarak kabul etmektedir. Bu çerçevede Tahran, başkenti Kudüs olan Filistin mücadelesinin sadece dini bir bakış açısı ile değil, anti-emperyalist ve anti-Siyonist cephenin genişletilerek verilmesi gerektiğini savunmaktadır.</p>
<p>İran, İsrail’e karşı silahlı mücadelenin sonuna kadar devam etmesinden yanadır. Yine de kendisini İsrail ile savaş durumunda olan bir ülke olarak tanımlamaz. Filistin meselesinin demokratik yollarla çözüme kavuşacağına yönelik bir perspektifi olduğu söylenebilir. Bu çerçevede, Filistin’de ülkenin tamamını kapsayan bir referandumun yapılması gerektiği görüşü öne çıkmaktadır. İran’a göre yapılacak referandum, Filistin topraklarında yaşayan Müslümanlar, Hristiyanlar, Yahudiler ve ülke dışına göçe zorlanmış mülteci Filistinlileri de kapsamalıdır. Bu referandumda yasadışı olarak ülkeye gelen göçmenlerin de geleceği tayin edilmeli ve ülkenin geleceği belirlenmelidir.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
