<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ulaş Başar Gezgin &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/ulas-basar-gezgin/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 21:14:17 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ulaş Başar Gezgin &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Güneydoğu Asya Açısından Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guneydogu-asya-acisindan-cinin-kusak-ve-yol-inisiyatifi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guneydogu-asya-acisindan-cinin-kusak-ve-yol-inisiyatifi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Güneydoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşak ve Yol]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12914</guid>

					<description><![CDATA[Güneydoğu Asya ülkeleri, bir denge siyaseti gütmek durumundalar. Çin’den de vazgeçemezler, başka seçeneklerden de… Başka seçeneklerden kasıt, Çin ve KYİ karşıtı ülkeler. Bunların belli başlıları, ABD, Avustralya, Hindistan ve Japonya. Bunlar, Çin’i dışarıda bırakan ‘Hint-Pasifik Stratejisi’ diye bir kavramsallaştırma üzerinden bir dörtlü oluşturmaya çalışıyorlar. Ancak, bölgede etkileri oldukça zayıf. Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nden en başta ve en çok etkilenecek bölgelerden biri, toplam 600 milyon nüfuslu Güneydoğu Asya. Bunun birinci nedeni, Güneydoğu Asya’nın Myanmar, Laos ve Vietnam üzerinden kara yoluyla, Filipinler, Vietnam, Malezya, Singapur, Brunei ve Endonezya üzerinden deniz yoluyla Çin’e komşu olması. İkincisi, Çin’i Afrika’ya ve Avrupa’ya bağlayacak olan Deniz İpek Yolu, Çin’le çevre ülkelerin kara suları anlaşmazlığı yaşadığı Güney Çin/Doğu Vietnam/Batı Filipinler Denizi’nden başlıyor ve oradan yine Güneydoğu Asya ülkeleri kıyılarından geçerek ve ancak bu biçimde Hint Okyanusu’na ulaşabiliyor. On Birbirine Benzemezin Birliği Güneydoğu Asya’nın, Avrupa Birliği kadar yerleşik olmasa da, ‘Güneydoğu Asya Birliği’ (GAB/ASEAN) adı altında oluşturduğu gevşek bir bölgesel birlik var. Bu birlik, 10 ülkeden oluşuyor: Vietnam, Tayland, Malezya, Kamboçya, Laos, Myanmar, Singapur, Endonezya, Filipinler ve Brunei. GAB, gerçekte Soğuk Savaş yıllarında komünizme karşı kurulmuştu. Fakat Soğuk Savaş sonrasında, eski hesaplar bir yana bırakıldı ve ekonomik büyüme temelinde birleşmek üzere, sonradan bağımsız olan Doğu Timor dışında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Güneydoğu Asya ülkeleri, bir denge siyaseti gütmek durumundalar. Çin’den de vazgeçemezler, başka seçeneklerden de… Başka seçeneklerden kasıt, Çin ve KYİ karşıtı ülkeler. Bunların belli başlıları, ABD, Avustralya, Hindistan ve Japonya. Bunlar, Çin’i dışarıda bırakan ‘Hint-Pasifik Stratejisi’ diye bir kavramsallaştırma üzerinden bir dörtlü oluşturmaya çalışıyorlar. Ancak, bölgede etkileri oldukça zayıf.</strong></p>
<p class="p1">Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nden en başta ve en çok etkilenecek bölgelerden biri, toplam 600 milyon nüfuslu Güneydoğu Asya. Bunun birinci nedeni, Güneydoğu Asya’nın Myanmar, Laos ve Vietnam üzerinden kara yoluyla, Filipinler, Vietnam, Malezya, Singapur, Brunei ve Endonezya üzerinden deniz yoluyla Çin’e komşu olması.</p>
<p class="p1">İkincisi, Çin’i Afrika’ya ve Avrupa’ya bağlayacak olan Deniz İpek Yolu, Çin’le çevre ülkelerin kara suları anlaşmazlığı yaşadığı Güney Çin/Doğu Vietnam/Batı Filipinler Denizi’nden başlıyor ve oradan yine Güneydoğu Asya ülkeleri kıyılarından geçerek ve ancak bu biçimde Hint Okyanusu’na ulaşabiliyor.</p>
<p class="p1"><b>On Birbirine Benzemezin Birliği</b></p>
<p class="p1">Güneydoğu Asya’nın, Avrupa Birliği kadar yerleşik olmasa da, ‘Güneydoğu Asya Birliği’ (GAB/ASEAN) adı altında oluşturduğu gevşek bir bölgesel birlik var. Bu birlik, 10 ülkeden oluşuyor: Vietnam, Tayland, Malezya, Kamboçya, Laos, Myanmar, Singapur, Endonezya, Filipinler ve Brunei. GAB, gerçekte Soğuk Savaş yıllarında komünizme karşı kurulmuştu.</p>
<p class="p1">Fakat Soğuk Savaş sonrasında, eski hesaplar bir yana bırakıldı ve ekonomik büyüme temelinde birleşmek üzere, sonradan bağımsız olan Doğu Timor dışında tüm Güneydoğu Asya ülkeleri GAB çatısı altında toplandı.</p>
<p class="p2"><b>Projenin Güneydoğu<br />
Asya Birliği’ne Etkileri</b></p>
<p class="p1">GAB’da Kamboçya, Laos ve Myanmar gibi düşük gelirli tarım ülkeleri de var; Singapur ve Brunei gibi yüksek gelirli ülkeler de… Siyasal düzenler ve kültürler de oldukça farklı. Ancak, GAB’ı yarım yüzyılı aşkın bir süredir bir arada tutan, farklılıkları yerine ortak noktalarına odaklanmaları.</p>
<p class="p1">Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin (KYİ) GAB’a etkilerine ilişkin olarak temelde iki görüş var: İyimserler, “bölgedeki büyük altyapı uçurumu Çin sayesinde kapanmış olacak” diyorlar.</p>
<p class="p1">GAB’ın kendi altyapı projeleri var, fakat bunlar için mali kaynaklar yetersiz. Bu nedenle, GAB’ın plan ve projeleri genelde havada kalıyor ve somutlaşıp uygulamaya geçmiyor. Oysa Çin, KYİ ile bu mali kaynağı sağlamış oluyor. Projelerde, yollar, köprüler, limanlar, derin su limanları, barajlar, HES’ler, havaalanları vb. var.</p>
<p class="p1"><b>İyimserler ve Kötümserler</b></p>
<p class="p1">Bölge, iyimserlere göre, KYİ sayesinde, enerji talebini de karşılamış olacak. Altyapı ve enerji sorunları çözülmüş bir Güneydoğu Asya, elbette daha yüksek düzeyde ve daha hızlı bir ekonomik büyüme kaydedecek.</p>
<p class="p1">Kötümserlere göre ise, bu gidişle, KYİ, GAB’ın ortadan kalkmasına yol açacak. Bunun birinci nedeni, KYİ’nin Güneydoğu Asya ülkeleri üzerindeki etkilerinin aynı olmaması. Düşük gelirli ve yatırım açlığı içindeki Kamboçya, Laos ve Myanmar gibi ülkeler, ‘borç tuzağı’ ve ‘borç diplomasisi’ gibi kavramlarla birlikte anılıyor.</p>
<p class="p1">Bu üçlünün altyapı projeleri için Çin’den aldığı borç, çok yüklü. Bir örnek vermek gerekirse, Laos’taki tek bir demiryolu projesi, ülkenin Toplam Yerel Üretim’inin (Gayrisafi Yurtiçi Hasıla) yaklaşık yarısına karşılık geliyor. Çin, bu ülkelere ödeyemeyecekleri borçlar veriyor; bunun karşılığında da, dış politikada Çin’e arka çıkan, egemenliklerinden ödün veren bir noktaya gidiyorlar.</p>
<p class="p1">Örneğin, karasuları anlaşmazlığında, GAB’ın Çin’i kınayan bir açıklama yapması beklenirken, bu, bu üçlü tarafından engellendi. GAB, oybirliğiyle karar alan bir oluşum. Hatta buna ‘GAB usulü karar’ deniyor. Fakat Çin’le yakınlaşan bu üye ülkeler nedeniyle, GAB artık karar alamaz duruma geliyor.</p>
<p class="p1">Dahası, KYİ projeleri GAB’da gerçekleştikçe, kartlar yeniden karılıyor olacak. Örneğin, bugün GAB’ın ekonomik lideri, Singapur. Ancak, diğer bölge ülkeleri, altyapı ve enerji açıkları giderildikçe, daha iyi bir konuma gelmiş olacak. Singapur’u zorlayabilirler. Üstelik, uygulamaya dökülecek kimi projelerin, Singapur’un ve Malezya’nın büyük gelir kaybı yaşamasına yol açacağına kesin gözüyle bakılıyor.</p>
<p class="p1">En az 3 proje, özellikle Singapur’un yıldızlarını söndürecek nitelikte: Birincisi, karayolu kestirmesiyle Singapur’u es geçen Myanmar enerji koridoru. İkincisi, yine karayoluyla mesafeyi kısaltan Çin Pakistan Ekonomik Koridoru. Üçüncüsü ise, deniz yolunu kısaltacak Tay Kanalı projesi. Bu projeyle, artık gemiler Singapur’u dolaşmak zorunda kalmayacak.</p>
<p class="p2"><b>Çin’in ve Kuşak ve Yol<br />
İnisiyatifi’nin Alternatifleri</b></p>
<p class="p1">Güneydoğu Asya ülkeleri, bir denge siyaseti gütmek durumundalar. Çin’den de vazgeçemezler, başka seçeneklerden de… Başka seçeneklerden kasıt, Çin ve KYİ karşıtı ülkeler.</p>
<p class="p1">Bunların belli başlıları, ABD, Avustralya, Hindistan ve Japonya. Bunlar, Çin’i dışarıda bırakan ‘Hint-Pasifik Stratejisi’ diye bir kavramsallaştırma üzerinden bir dörtlü oluşturmaya çalışıyorlar.</p>
<p class="p1">Ancak, bölgede etkileri oldukça zayıf. Bunda, Trump’ın içe dönük, dünyadan çekilme yanlısı dış politika tercihinin payı büyük. Bu, Çin’in KYİ projeleri için bir manevra alanı ve güç boşluğu yarattı.</p>
<p class="p1">Güneydoğu Asya ülkelerinin kimileri, Çin’e kuşkuyla yaklaşmakta haklılar. Sri Lanka örneğinde, ülke, kapalı kapılar ardında, sessiz sedasız, halktan ve hatta meclisten habersiz olarak, Çin’e yüklü miktarda borçlandırılmıştı.</p>
<p class="p2"><b>Çin Bölgesel Oluşumlarını Değil<br />
İkili İlişkileri Tercih Ediyor</b></p>
<p class="p1">Bu durum, ancak, başkan, seçimleri kaybedince ortaya çıktı. Çin de, ABD gibi, bu tür gelişmelere büyük güç mantığıyla bakıyor, bölgesel işbirliği gibi oluşumları tercih etmiyor; onun yerine ikili görüşmeler yapıyor.</p>
<p class="p1">Bunun nedeni şu: Birkaç devletin olduğu bir ortamda, kimi devletler Çin’e karşı güçbirliği içinde pazarlık yapma olanağı kazanabilir; ama ikili görüşmelerde bu olamıyor. Öte yandan, Singapur ve Brunei dışındaki Güneydoğu Asya ülkelerinin KYİ yatırımlarına aç olduğu da bir gerçek.</p>
<p class="p2"><b>Dörtlü güç Kuşak ve<br />
Yol’a alternatif sunar mı?</b></p>
<p class="p1">Dörtlü güç toparlanıp KYİ’nin alternatifini sunabilirse, Güneydoğu Asya ülkelerinin eli güçlenecek. Ama bu da, kısa erimde, Trump’ın başta olduğu bir Amerika’yla olanaksız. Dolayısıyla, Güneydoğu Asya ülkeleri için en kestirme çözüm, toptan Çin yandaşlığı ya da karşıtlığı yerine, projeleri zamana yayıp bir yandan da Japon yatırımcılara bir bakmak oluyor. Mahathir Muhammed tam da bunu yaptı.</p>
<p class="p1"><b>Sonuç</b></p>
<p class="p1">Bundan sonra bölgede gelişmeler ne yönde olur? KYİ, GAB’ı güçlendirir mi, tersine dağıtır mı? Bu soruyu yanıtlamak için elimizde yeterli veri şimdilik bulunmuyor. Biraz daha zaman geçmeli ki, ortaya çıkan bulgularla birtakım öngörülerde bulunabilelim. Belirleyici olan, Çin, Güneydoğu Asya ülkeleri ve dörtlünün planladıkları ve yapacakları olacak.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guneydogu-asya-acisindan-cinin-kusak-ve-yol-inisiyatifi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vietnam Açısından Kuşak ve Yol İnisiyatifi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vietnam-acisindan-kusak-ve-yol-inisiyatifi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vietnam-acisindan-kusak-ve-yol-inisiyatifi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 04 Nov 2019 18:22:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kuşak ve Yol]]></category>
		<category><![CDATA[Vietnam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12911</guid>

					<description><![CDATA[Vietnam, Çin’den tümüyle kopmak istemez. İki ülke, çok yakın ilişki içindeler. Ancak, yalnızca Çin’e de yaslanamaz. KYİ, Vietnam üstündeki Çin etkisini arttıracağı için, ülke, Ho Amca’nın zamanında başarılı olmuş olan, dengeleme ve risk azaltma türünden bir siyaset uyguluyor; bir tarafın yandaşı olmadan “kimden ne koparırım?” diye bakıyor. Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi (KYİ), Vietnam’da bir yandan olumlu, bir yandan da olumsuz karşılanıyor. Olumlu karşılanıyor çünkü KYİ projelerinin Vietnam’ın altyapı sorununu çözmenin iyi bir yolu olabileceği düşünülüyor. Vietnam’ın yabancı yatırımcı çekmesinin nedenlerinden biri, düşük işgücü maliyeti ise, diğeri, çevre ülkelere göre daha düzgün bir altyapıya sahip olması. Ancak, ülkenin ekonomik büyümeyle birlikte altyapı gereksinimleri iyice artacak. Örneğin, Vietnam hükümetinin resmi planlarına göre, büyüme için gerekli olan yol ve köprülerin yalnızca altıda biri halihazırda kullanımda. İkincisi, Vietnam’da elektriğe olan talep, ekonomik büyümeden daha hızlı bir biçimde artıyor. KYİ projeleri, çoğunlukla altyapıya yönelik. Yollar, köprüler, hızlı trenler ve enerji yatırımları öne çıkıyor. Bu açıdan, KYİ, Vietnam için olumlu karşılanıyor. Vietnam’daki KYİ Kuşkuculuğunun Nedeni Vietnam’ın KYİ’ye kuşkuyla yaklaşmasının nedeni ise, temel olarak, Güney Çin/Doğu Vietnam Denizi’ndeki kara suları anlaşmazlığı. Bu anlaşmazlığa karşın, KYİ’nin deniz yolları, bu bölgeden geçiyor. Bu da, Vietnamlıları, KYİ’nin yalnızca bir ekonomik proje değil, jeo-stratejik bir çalışma olduğu yönünde düşünmeye itiyor. İçe kapanık, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Vietnam, Çin’den tümüyle kopmak istemez. İki ülke, çok yakın ilişki içindeler. Ancak, yalnızca Çin’e de yaslanamaz. KYİ, Vietnam üstündeki Çin etkisini arttıracağı için, ülke, Ho Amca’nın zamanında başarılı olmuş olan, dengeleme ve risk azaltma türünden </strong><strong>bir siyaset uyguluyor; bir tarafın yandaşı olmadan </strong><strong>“kimden ne koparırım?” diye bakıyor.</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Çin’in Kuşak ve Yol İnisiyatifi (KYİ), Vietnam’da bir yandan olumlu, bir yandan da olumsuz karşılanıyor. Olumlu karşılanıyor çünkü KYİ projelerinin Vietnam’ın altyapı sorununu çözmenin iyi bir yolu olabileceği düşünülüyor. Vietnam’ın yabancı yatırımcı çekmesinin nedenlerinden biri, düşük işgücü maliyeti ise, diğeri, çevre ülkelere göre daha düzgün bir altyapıya sahip olması. Ancak, ülkenin ekonomik büyümeyle birlikte altyapı gereksinimleri iyice artacak. Örneğin, Vietnam hükümetinin resmi planlarına göre, büyüme için gerekli olan yol ve köprülerin yalnızca altıda biri halihazırda kullanımda. İkincisi, Vietnam’da elektriğe olan talep, ekonomik büyümeden daha hızlı bir biçimde artıyor. KYİ projeleri, çoğunlukla altyapıya yönelik. Yollar, köprüler, hızlı trenler ve enerji yatırımları öne çıkıyor. Bu açıdan, KYİ, Vietnam için olumlu karşılanıyor.</span></p>
<p class="p2"><b>Vietnam’daki KYİ<br />
Kuşkuculuğunun Nedeni</b></p>
<p class="p1">Vietnam’ın KYİ’ye kuşkuyla yaklaşmasının nedeni ise, temel olarak, Güney Çin/Doğu Vietnam Denizi’ndeki kara suları anlaşmazlığı. Bu anlaşmazlığa karşın, KYİ’nin deniz yolları, bu bölgeden geçiyor. Bu da, Vietnamlıları, KYİ’nin yalnızca bir ekonomik proje değil, jeo-stratejik bir çalışma olduğu yönünde düşünmeye itiyor. İçe kapanık, dünya işlerinden el ayak çekmiş bir ABD, yükselen bir Çin’le birleştiğinde, ortaya Vietnam zararına bir sonuç çıkıyor: Çin, er ya da geç bu karasularına el koyacak ve bu durumun, büyük çaplı bir askeri çatışmaya yol açması beklentisi doğuyor. Çin’in de Vietnam’ın da kalkınma planlarında, bu tartışmalı suların getireceği enerji, ticaret ve denizcilik kazançlarının merkezi nitelikte olduğunu görüyoruz.</p>
<p class="p1"><b>Çin’in Başka Yol Arayışları</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Öte yandan, Çin’in bu kara suları sorununun kısa erimde çözülemeyeceğini artık kabullendiğini ileri sürebiliriz. Bunun kanıtı, bu bölgeden geçireceği deniz ticaret yolları yerine, Güneybatı Asya petrolüne doğrudan erişimini sağlayacak Çin Pakistan Ekonomik Koridoru’na (ÇPEK) ağırlık vermesinde. Güney Çin/Doğu Vietnam Denizi, Çin açısından sallantıda olmasaydı, belki böyle bir proje akla bile gelmeyecekti; üstelik, bölgedeki çatışmalar nedeniyle oldukça riskli bir proje. ÇPEK sayesinde, gerçekte, Vietnam, KYİ projelerine karşı daha az baskı altında kalmış oluyor. Güneydoğu Asya ve özel olarak Vietnam, KYİ projesinde birincil önemde değil. Bunu nereden anlıyoruz? En büyük yatırım harcamalarının Avrasya kara köprüsü gibi Batı Asya’ya yönelik projelere ayrılmış olmasından. Üstelik, Vietnam ve Çin, komşu ülkeler olarak, zaten ekonomik anlamda iyice içiçe geçmiş durumdalar. KYİ projelerinin Vietnam için olumlu getirileri, Laos ya da Orta Asya ülkeleri gibi denizsiz coğrafyaların elde edeceği getirilerin çok altında olacak. Vietnam’ın KYİ’deki görece önemsizliği, aslında onun elini güçlendiriyor ve Çin’in alternatiflerini düşünmek için ona zaman kazandırıyor.</span></p>
<p class="p1"><b>Ho Amca Tavrı</b></p>
<p class="p1">Obama’yla birlikte, Çin’e karşı Pasifik Aşırı Ortaklık gibi projeler rafa kalktı. Onun yerini, ‘Hint-Pasifik Stratejisi’ (HPS) adıyla, Çin’in yükselişinden en çok rahatsız olan 4 ülkenin (ABD, Avustralya, Japonya ve Çin) gevşek ortaklığı aldı. Ortada resmiyete dökülmüş bir durum yok, ama bu dörtlü, bölgede Çin’in toplu alternatifi olarak görülüyor. Vietnam, Çin’den tümüyle kopmak istemez. İki ülke, çok yakın ilişki içindeler. Ancak, yalnızca Çin’e de yaslanamaz. KYİ, Vietnam üstündeki Çin etkisini arttıracağı için, ülke, Ho Amca’nın zamanında başarılı olmuş olan, dengeleme ve risk azaltma türünden bir siyaset uyguluyor; bir tarafın yandaşı olmadan “kimden ne koparırım?” diye bakıyor. Soğuk Savaş döneminde, Sovyetlerle Çin birbirine girmişken, Ho Amca, üstün liderlik becerileri ve yurtseverliğiyle, iki güçten de destek alabiliyordu; “ya beni seç ya onu” diyenleri de dikkate almıyordu. Bu, dünya solunda, ‘Ho Amca Tavrı’ adı altında haklı olarak övülüyordu. Sol içi şiddet ve çatışmalar doruğa çıkmışken, solun değişik kesimleri Ho Amca’nın liderliğinde birleşiyordu. Bugün de Vietnam, benzer bir siyaset uyguluyor; uygulamak zorunda, çünkü süper güçler arası yeni bir askeri savaşı kendi topraklarında ya da yakınlarında bir daha yaşamak istemiyor. Vietnam Direnme Savaşı, bugünün Vietnam’ı için de büyük dersler taşıyor.</p>
<p class="p2"><b>Çin-Amerikan Ticaret<br />
Savaşının Kazananı</b></p>
<p class="p1">Vietnam’ın işi zor. ABD ile Çin çatışırsa, savaşın Vietnam-Çin tartışmalı kara sularında başlaması bekleniyor. Tersine, iki süper gücün barış içinde yaşaması, Çin’in tartışmalı kara sularındaki ilerlemelerine ABD’nin ses çıkarmaması anlamına geliyor. Obama, bir yandan Vietnam’a yönelik Amerikan silah ambargosunu kaldırırken, bir yandan da uyguladığı dış siyaset gereği, Çin’e karşı sertlikten kaçındı. Bu durumun Vietnam’ın zararına olduğu düşünülüyor. Ancak, Trump zamanında beklenmedik bir gelişme oldu ve ABD-Çin ticaret savaşı, Vietnam’a yaradı. Birçok Çin şirketi, ABD’nin ticaret kısıtlamalarıyla başa çıkmak için üretimlerini Vietnam’a taşıdı. Bu, KYİ’den bağımsız, fakat aynı zamanda onunla dolaylı olarak ilişkili bir gelişme oldu. Birçok Çin malı, artık Vietnam’da üretilip ABD’ye Vietnam ürünü olarak satılıyor. Vietnam, zaten Çinli ve genel olarak yabancı yatırımcı için çekici bir üretim alanıydı; fakat yine de, Çin’in stratejik sayılan çeşitli üretim etkinlikleri, anakara Çin’inden ayrılmıyordu. Bu, vesilesi oldu.</p>
<p class="p1"><b>Vietnam’ın Geleceği</b></p>
<p class="p1">KYİ’yle Vietnam’ın geleceği ne olur? KYİ, diyalektik bir açıdan bakarsak, yalnız Çinli değil genel olarak yabancı yatırımcıyı çok daha yüksek oranda Vietnam’a çekebilir. Neden? Birincisi, ülkenin altyapısı daha da gelişmiş olacak. İkincisi, Çin’in KYİ yatırımlarına karşı, HPS modeli de boş durmayacak. KYİ ile HPS, proje önerileri için Vietnam hükümetinin olurunu almak üzere, daha uygun koşullar sunmak durumunda olacak. Vietnam, başkent Hanoi’daki havaray projesini Çin’e, en büyük şehir olan Ho Çi Min Kenti’ndeki metro projesini ise Japonya’ya verdi. Dolayısıyla, ülkenin “ya şunu ya bunu seçmek durumundayım” gibi bir açmazı bulunmuyor; ancak birilerinin gelip altyapı sorunlarını çözmesi gerekiyor.</p>
<p class="p1"><b>Ya Yeşil Ya Gri Vietnam</b></p>
<p class="p1"><span class="s1">Belki bu, Vietnam için bir dönüm noktası olabilir: Tropikal ülke, hâlâ güneş enerjisi kullanımında çok geride. Çin ise, dünyada güneş paneli üretiminde bir numara. KYİ’nin daha fazla Çinli güneş enerjisi şirketini Vietnam’a çekmesi bekleniyor. Çin, alternatif enerjili taşıtlarda da bir numara. Öte yandan, birçok Çin şirketi, çevreye verdikleri zararlarla kötü bir üne sahip. Çeşitli Çin şehirlerinde hava kirliliğinden kaynaklı puslu hava ve bunun doğurduğu hastalıklar biliniyor. KYİ, Vietnam’a, Çin’den ikinci sınıf şirketleri de çekebilir, en çevre dostu olanları da… Bu, büyük ölçüde, iki ülke arasındaki pazarlığa bağlı. Kimi araştırmacılar, Vietnam ile Çin arasındaki KYİ görüşmelerinin somut bir sonuca bağlanmasındaki gecikmenin, kapalı kapılar ardında kalıp basına sızmayan birçok anlaşmazlığın belirtisi olduğunu ileri sürüyor. Oysa KYİ’ye olumlu bakan çeşitli ülkelerde, görüşmeler hızla somut adımlara dönüşmüştü.</span></p>
<p class="p1"><b>Tay Kanalı’na Dikkat</b></p>
<p class="p1">Dikkate almamız gereken bir gelişme de şu: Malakka Boğazı’nı devre dışı bırakacak bir kanal projesi var. Bu, Tayland’ın Pasifik kıyısıyla Hint Okyanusu kıyısını bağlayacak olan Kra Kanalı, diğer adıyla Tay Kanalı projesi. Bu proje gerçekleşirse, Vietnam’ın güney ucunun önemi artacak. Şimdiden oraya bir liman yapılmış durumda. Kanalın işler hale gelmesi durumunda, Vietnam’la Hindistan arasındaki denizsel mesafe kısalacak. Bu da, HPS ekseninde, daha yakın ilişkiler anlamına gelecek.</p>
<p class="p1"><b>Sonuç: Kıvraklık ve Zeka</b></p>
<p class="p1">Sonuç olarak, KYİ ile olsun ya da olmasın, Vietnam, daha fazla Çinli ve Çinli olmayan yabancı yatırımcının, çalışanın ve turistin olduğu bir coğrafya olacak. Bu koşulları ülke yararına çevirmek, Vietnam hükümeti için kıvraklık ve zeka gerektiren büyük bir iş olmaya devam edecek.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vietnam-acisindan-kusak-ve-yol-inisiyatifi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sırça Köşkler, Fildişi Kuleler: Daha Eşitsiz Bir Dünyaya Doğru</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sirca-koskler-fildisi-kuleler-daha-esitsiz-bir-dunyaya-dogru/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sirca-koskler-fildisi-kuleler-daha-esitsiz-bir-dunyaya-dogru/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:26:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Eşitsizlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12637</guid>

					<description><![CDATA[Dünya çok adaletsiz, varlık ve gelir uçurumu devasa. Bunlar yeni değil, bilinen hatta “böyle gelmiş böyle gider” misali kanıksanan olgular. Ancak yine de, küresel eşitliksiz karşılaştırmalarına ilişkin olarak söylenebilecek yeni sözler var. Bu yazı, o sözlerden oluşuyor ya da oluşma çabasında… Dünya çok adaletsiz, varlık ve gelir uçurumu devasa. Bunlar yeni değil, bilinen hatta “böyle gelmiş böyle gider” misali kanıksanan olgular. Ancak yine de, küresel eşitliksiz karşılaştırmalarına ilişkin olarak söylenebilecek yeni sözler var. Bu yazı, o sözlerden oluşuyor ya da oluşma çabasında… Bu konuda küresel ve bölgesel bir karşılaştırma yapmamızı sağlayan kaynaklardan biri, farklı ülkelerden yüzü aşkın araştırmacının katkılarıyla hazırlanmış olan ‘Dünya Eşitsizlik Raporu’(*). Rapora göre, en eşitlikli ülkeler Avrupa’da, en eşitsizler ise Batılı sömürgecilerin ‘Ortadoğu’ olarak adlandırdığı Güneybatı Asya’da. Karşılaştırma yapılırken şuna bakıyoruz: Bir ülkenin en varlıklı yüzde 10’u, ülkedeki malların mülklerin yüzde kaçına sahip? Aynı yöntemle gelir düzeyini de karşılaştırabiliyoruz. Bir ülke ne kadar eşitlikliyse, bu oran, o derece yüzde 10’a yakın olmalıdır. Tam tersine, en tepedekiler ülkede herşeyin sahibi olsalardı, oran, yüzde 100 olmalıydı. Avrupa ülkelerinde en tepedekiler malların mülklerin yüzde 37’sine sahipken, Güneybatı Asya için bu oran, yüzde 61 kadar yüksek. Gelir adaletsizliğinin hızla arttığı gözlemlenen Çin ve Rusya’da bu oranlar, sırasıyla yüzde 41 ve yüzde &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Dünya çok adaletsiz, varlık ve gelir uçurumu devasa. Bunlar yeni değil, bilinen hatta “böyle gelmiş böyle gider” misali kanıksanan olgular. Ancak yine de, küresel eşitliksiz karşılaştırmalarına ilişkin olarak söylenebilecek yeni sözler var. Bu yazı, o sözlerden oluşuyor ya da oluşma çabasında…</strong></p>
<p class="p1">Dünya çok adaletsiz, varlık ve gelir uçurumu devasa. Bunlar yeni değil, bilinen hatta “böyle gelmiş böyle gider” misali kanıksanan olgular. Ancak yine de, küresel eşitliksiz karşılaştırmalarına ilişkin olarak söylenebilecek yeni sözler var. Bu yazı, o sözlerden oluşuyor ya da oluşma çabasında…</p>
<p class="p1">Bu konuda küresel ve bölgesel bir karşılaştırma yapmamızı sağlayan kaynaklardan biri, farklı ülkelerden yüzü aşkın araştırmacının katkılarıyla hazırlanmış olan ‘Dünya Eşitsizlik Raporu’(*).</p>
<p class="p1">Rapora göre, en eşitlikli ülkeler Avrupa’da, en eşitsizler ise Batılı sömürgecilerin ‘Ortadoğu’ olarak adlandırdığı Güneybatı Asya’da. Karşılaştırma yapılırken şuna bakıyoruz: Bir ülkenin en varlıklı yüzde 10’u, ülkedeki malların mülklerin yüzde kaçına sahip?</p>
<p class="p1">Aynı yöntemle gelir düzeyini de karşılaştırabiliyoruz. Bir ülke ne kadar eşitlikliyse, bu oran, o derece yüzde 10’a yakın olmalıdır. Tam tersine, en tepedekiler ülkede herşeyin sahibi olsalardı, oran, yüzde 100 olmalıydı. Avrupa ülkelerinde en tepedekiler malların mülklerin yüzde 37’sine sahipken, Güneybatı Asya için bu oran, yüzde 61 kadar yüksek. Gelir adaletsizliğinin hızla arttığı gözlemlenen Çin ve Rusya’da bu oranlar, sırasıyla yüzde 41 ve yüzde 46; ABD ve Kanada’da ise yüzde 47. Sovyetlerin çökmesine sevinen kapitalizm hayranları, on yıllar içinde Rusya’yı bir Batı uydusu durumuna getirmeyi başaramadılar, ancak kendileri kadar eşitsiz ve adaletsiz olmasını sağlamakta ne yazık ki başarılı oldular.</p>
<p class="p1">Adaletsiz toplumlar oldukları her yerlerinden belli olan Brezilya, Hindistan ve Sahra altı Afrika ülkelerinde oran yüzde 55.</p>
<p class="p1"><b>Eşitsizliğin ve Eşitliğin 4 Dinamiği</b></p>
<p class="p1">Peki bu farklar neden ileri geliyor? Sosyal devlet anlayışı ve toplumsal hareketlerin gücünden; ve bu iki etmen, birbirlerinden bağımsız değil. Bugün yavaş yavaş sönümlenmekte olan sosyal devletin Avrupa ülkelerinde ortaya çıkışının altında temel olarak 4 dinamik vardı:</p>
<p class="p1">Birincisi, dünyayı vahşi bir biçimde kendi aralarında paylaşan Avrupalı sömürgecilerin kendi ülkelerindeki toplumsal mücadeleleri etkisizleştirmek için gani gani harcayabilecekleri muazzam artı-değerler birikmişti. Bugün, o sömürgelerden gasp edilen kaynaklar, suyunu çekmeye doğru gidiyor.</p>
<p class="p1">İkincisi, Avrupa’da toplumsal mücadeleler, adalet ve eşitlik talepleri vd. tarihsel olarak oldukça güçlü idi. Avrupa, dünyanın en örgütlü sendikalarının kalbiydi.</p>
<p class="p1">Güçlülerdi, bu nedenle burjuva devletlere, ezilenler yanlısı yasalar çıkarmaları ve halk dostu politikalar uygulamaları için baskı uygulayabiliyor ve bunda başarılı olabiliyorlardı.</p>
<p class="p1">Üçüncüsü, Bolşeviklerin iktidara gelmesiyle birlikte, Avrupa egemen sınıflarını devrim korkusu sarmıştı. Sosyal devlet modeli, Avrupa’da Sovyet tipi devrimlerin gerçekleşmemesi için Avrupa halklarına bir tür rüşvet/ödün gibi verilmişti. “Alın evi de maaşı da, alın da isyan etmeyin, bizi zengin eden düzen tıkırında sürsün” denmiş oluyordu.</p>
<p class="p1">Dördüncüsü, insani taleplerdi, fakat bunlar ilk üç etmene göre çok daha cılızdı. Bu taleplere göre, sosyal devlet, insanların insanca yaşamasını sağlayacak bir modeldi. Böylelikle, kimse, açlıkla yoksullukla ıslah edilmeyecek, insan olmanın onuru ve rahatlığıyla yaşayıp gidecekti. Suç oranları da düşecekti.</p>
<p class="p1">Günümüze bakarsak, öncelikle, sömürgecilik çağı kapanmasa da, başka biçimlerde sürüyor olsa da (örneğin askeri üsler, işgal tehditleri ve ekonomik ve epistemik bağımlılık), Avrupa ülkeleri eski sömürgelerden eskisi kadar ‘ekmek’ yiyemiyor.</p>
<p class="p1">İkincisi, Sovyetlerin çöküşüyle birlikte, egemenlerdeki devrim korkusu iyice zayıflamış durumda. Üçüncüsü, toplumsal hareketler eskisi kadar güçlü değil. Dördüncüsü, 20. yüzyıldaki durumun tersine, insancıl düşünce iyice marjinalleştirilmiş durumda.</p>
<p class="p1">Kapitalizmi suçlamak yerine kapitalizmin mağdur ettiklerini suçlamak moda oldu. Eşitsizlik, utanılan değil övünülen bir nitelik kazanmış durumda. Yoksul ama iyi, onurlu, yiğit, değerlerine ve ilkelerine göre yaşayanların yüceltilmesi gitti; onun yerini, havuzlu villalarda yaşamaya özenen ve bunun için her şeyini şeytana satabilecek ‘gerçekçi’lerin övülmesi aldı.</p>
<p class="p1"><b>Kamusal Olanı Küçültmenin Bedeli</b></p>
<p class="p1">İşte bu dört etmeni (toplumsal artı-değer, devrim korkusu, toplumsal hareketler ve insancıl düşünce), diğer ülkelerdeki eşitsizlikleri yorumlamak için de kullanabiliriz. En eşitsiz olan Güneybatı Asya ülkelerinde ve Sahra altı Afrika ülkelerinde doğal kaynaklardan ileri gelen büyük bir artı-değer var; ancak devrim korkusu yok, toplumsal hareketler cılız ve insancıl düşünce komada. Brezilya ve Hindistan’da bu iki coğrafyadakine göre daha düşük düzeyde bir birikim olmakla birlikte, diğer etmenler geçerli. Tartışma, diğer ülke ve coğrafyaları da kapsamak üzere genişletilebilir.</p>
<p class="p1">1980’den bu yana, en hızlı biçimde eşitsizleşen ülkeler arasında, Çin ve Rusya’yı görmek şaşırtmıyor; çünkü bu, sosyalist modelden uzaklaşmayla ilgili bir durum. Hindistan’daki hızlı eşitsizleşme de, sosyal devlet modelinden uzaklaşmayla ilişkili.</p>
<p class="p1">ABD’nin bu hızlı eşitsizlenenler arasında kendine yer bulması ise, Reagan döneminde ivme kazanan neo-liberal politikaların bir ürünü. Bu politikalar, hızlı özelleştirme, sermaye üzerindeki denetimlerin kalkması, dışa açılma vb. gibi örneklerle gelir eşitsizliğini uçurmuştu.</p>
<p class="p1">Hesapta zenginden yoksula doğru bir kalkınma gerçekleşecekti, öyle olmadı. Onun yerine, kamu malları zenginlere ucuza satılarak zengin daha zengin, yoksul daha yoksul yapıldı.</p>
<p class="p1"><b>Köle İsaura’dan Günümüze</b></p>
<p class="p1">Brezilya ise, Jorge Amado ve Vasconcelos romanlarıyla (örneğin, ‘Şeker Portakalı’) ‘Köle İsaura’ ve ‘yüzde 3’ gibi dizilere konu olacak ölçüde istikrarlı bir biçimde eşitsiz. On yıllar önce ne kadar eşitsizse bugün de öyle. Bu durum ise, ‘sol iktidar’ görüntülü Brezilya hükümetlerinin aslında bir arpa boyu kadar bile yol almadığını (ya da alamadıklarını, aldırılmadıklarını) gösteriyor.</p>
<p class="p1">Ülkede sınıflar, donmuş bir durumda ve sınıfsal geçişkenlik tek yönlü: Yükselemezsin ama alçalabilirsin. Fakat diyelim ki bir milyon yoksul içinden tek birisi zengin olunca haber oluyor; böylece kapitalizm, herkesi zengin etmeye niyetliymiş gibi bir yanılsama yaratılıyor.</p>
<p class="p1">999.999 yoksulun yoksulluğu ise, gazetelerde değil uluslararası kuruluşların ‘vah vah’lı raporlarında yer bulabiliyor ancak… Kapitalizmde, 1 milyon yoksuldan tek bir kişinin zengin edilmesi kapitalizmin başarısı olarak sunulurken, 999.999 kişinin hâlâ yoksul kalması kapitalizmin değil yoksulların suçu olarak görülüyor. Tersten baksak? Bu öyle bir düzen ki, 1 kişi zengin olsun diye 999.999 kişiyi aç bırakıyor&#8230;</p>
<p class="p1">Resme bu bağlamda yukarıdan aşağıya değil de aşağıdan yukarıya da bakabiliriz: Böylelikle, en üsttekilerin ne aldığına ek olarak, en alttakilerin durumunu inceleme olanağı buluruz. Dünya ölçeğinde baktığımızda, en tepedeki yüzde 1’in varlık oranlarının iyice yükseldiğini, en alt yüzde 10’un ise iyice yoksullaştığını görüyoruz. Bu, Avrupa için de geçerli. Toplumsal adaleti gözeten politikalar rafa kaldırıldıkça bu uçurum açılıyor.</p>
<p class="p1">2008’deki finansal ekonomik ‘bunalım’da, şirketlerini batıran yöneticilere ceza yerine ‘çılgın’ ödüller veren zihniyet, bu uçurumu derinleştirenlerin başında geliyor. En zenginlere daha çok yatırım yapsınlar diye ‘bahşedilen’ vergi kolaylıkları ve hatta muafiyetleri, kamu mallarının yağmalanması, yolsuzluk, rüşvet vb. bunların hepsi, bu resme etki ediyor.</p>
<p class="p1">En tepedekiler, küresel kazanç artışından çok büyük paylar alırken, en alttakilerin maaşı, enflasyon karşısında eriyor, maaş artışı yetersiz oluyor ve de işsizlik, gelir durumunu eksiye düşürüyor.</p>
<p class="p1"><b>Öneriler</b></p>
<p class="p1">Sermaye başta olmak üzere üretim araçları mülkiyetindeki eşitsizlik, dünyayı daha büyük bir gelir ve varlık adaletsizliğine götürüyor. Daha adil bir dünya, adil bir devlet modeli ve daha fazla kamu kaynağını gerektiriyor.</p>
<p class="p1">“Ama kamu verimli değil” savı ise, konuya çok yönlü bir bakışla yaklaşmadığı için, bir ideolojik propaganda aracı niteliği kazanıyor. Verim sağlamanın bin bir yolu var. Çok çalışan emekçinin kendini değil de işvereni zenginleştirdiği özel sektör de verimsiz olabiliyor. Verim, mülkiyetten değil yönetim modelinden ileri geliyor. Kamu işletmeleri de özel işletmeler de, yönetim modeline göre verimsiz de verimli de olabilir/olabiliyor.</p>
<p class="p1">Bir çalışan, hakkı olan ne kadar çok verilirse, kendisine ne kadar insancıl bir çalışma ortamı sağlanırsa, o kadar iyi çalışır, işini severek yapar. Çalışanların maaş artışları ayrıca ekonomiyi de canlandırır.</p>
<p class="p1">Daha adil bir dünya için, ürün ve hizmet vergilendirmesi yerine, gelire göre artan bir vergilendirme uygulaması söz konusu olmalıdır. Bu uygulamanın türlü dalavereyle arkasından dolaşılıyor.</p>
<p class="p1">Gelir hiyerarşisindeki en alttakilerden değil, en tepedekilerden alınacaklarla kamu kaynakları yeniden oluşturulmalı; halka yeni istihdam olanakları yaratılmalıdır. Vergi cennetlerinde kara paraların aklanması, bütün halka zarar vermektedir; önlenmelidir. Finans dünyası özellikle mercek altına alınmalıdır.</p>
<p class="p1">Tüm düzenlemelere karşın, sonuçta kapitalizm, eşitsizlik üstüne kuruludur. Düzeltim önerileri, toplumsal çelişkileri ancak bir nebze hafifletecektir. Sonul çözüm, kapitalizme değil ötesine bakmaktan geçecektir.</p>
<p class="p1">(*) Bkz. Alvaredo, F., Chancel, L., Piketty, T., Saez, E. ve Zucman, G. (2019). World Inequality Report. World Inequality Lab. https://wir2018.wid.world/</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sirca-koskler-fildisi-kuleler-daha-esitsiz-bir-dunyaya-dogru/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ötekilerin Felsefe Tarihi: Eskil Çin Düşüncesi Üstüne</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/otekilerin-felsefe-tarihi-eskil-cin-dusuncesi-ustune/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/otekilerin-felsefe-tarihi-eskil-cin-dusuncesi-ustune/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:26:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Eskil Çin]]></category>
		<category><![CDATA[Felsefe Tarihi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12337</guid>

					<description><![CDATA[Devir, “Batı dışında da düşünce varmış” türünden, niyetine göre iyicil ya da kötücül keşifler devri. Felsefe tarihinin Kuzey Atlantik eksenli yazımı, yalnızca düşünsel bir sorun da değildi: Felsefesi en gelişkin olanın Batı olduğu türünden bir kesin kabulun uluslararası siyasetteki karşılığı, “o zaman dünyayı Batılıların yönetmesi, ‘gelişmemiş’ bölgelere uygarlık götürmesi en mantıklısı. Batı eşittir uygarlık” biçimindeydi. Biraz da, bu zihin sömürgeciliğine yönelik tepkilere bakalım. Eskil Çin felsefesi, Çin’in 21. yüzyıldaki yükselişine dek, felsefe tarihinde eskil Yunan merkezli felsefe tarih yazımlarına bir ek gibi görülüyordu ve sık sık bu felsefenin ‘Batı’nınki gibi çağdaş, ileri, gelişkin vb. olmadığı satır aralarından sezdiriliyordu. Her tür resmi tarihyazımının marazlarından felsefe tarihyazımı bile muaf değil. Batı, felsefe coğrafyalarından yalnızca biri olarak sunulmalıyken, ‘Batı ve diğerleri’ gibi bir çerçeveleme söz konusu idi. Yazımızın başlığındaki ‘öteki’ ifadesi tam da buna karşılık geliyor. Daha evrenselci bir bakışta ‘öteki’ kavramının kendisinin tedavülden kalkmış olması beklenir. Oysa biz tarihsel olarak bir geçiş dönemindeyiz. Devir, “Batı dışında da düşünce varmış” türünden, niyetine göre iyicil ya da kötücül keşifler devri. Felsefe tarihinin Kuzey Atlantik eksenli yazımı, yalnızca düşünsel bir sorun da değildi: Felsefesi en gelişkin olanın Batı olduğu türünden bir kesin kabulun uluslararası siyasetteki karşılığı, “o zaman dünyayı Batılıların yönetmesi, ‘gelişmemiş’ bölgelere uygarlık götürmesi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Devir, “Batı dışında da düşünce varmış” türünden, niyetine göre iyicil ya da kötücül keşifler devri. Felsefe tarihinin Kuzey Atlantik eksenli yazımı, yalnızca düşünsel bir sorun da değildi: Felsefesi en gelişkin olanın Batı olduğu türünden bir kesin kabulun uluslararası siyasetteki karşılığı, “o zaman dünyayı Batılıların yönetmesi, ‘gelişmemiş’ bölgelere uygarlık götürmesi en mantıklısı. Batı eşittir uygarlık” biçimindeydi. Biraz da, bu zihin sömürgeciliğine yönelik tepkilere bakalım.</strong></p>
<p class="p1">Eskil Çin felsefesi, Çin’in 21. yüzyıldaki yükselişine dek, felsefe tarihinde eskil Yunan merkezli felsefe tarih yazımlarına bir ek gibi görülüyordu ve sık sık bu felsefenin ‘Batı’nınki gibi çağdaş, ileri, gelişkin vb. olmadığı satır aralarından sezdiriliyordu. Her tür resmi tarihyazımının marazlarından felsefe tarihyazımı bile muaf değil. Batı, felsefe coğrafyalarından yalnızca biri olarak sunulmalıyken, ‘Batı ve diğerleri’ gibi bir çerçeveleme söz konusu idi. Yazımızın başlığındaki ‘öteki’ ifadesi tam da buna karşılık geliyor. Daha evrenselci bir bakışta ‘öteki’ kavramının kendisinin tedavülden kalkmış olması beklenir. Oysa biz tarihsel olarak bir geçiş dönemindeyiz. Devir, “Batı dışında da düşünce varmış” türünden, niyetine göre iyicil ya da kötücül keşifler devri. Felsefe tarihinin Kuzey Atlantik eksenli yazımı, yalnızca düşünsel bir sorun da değildi: Felsefesi en gelişkin olanın Batı olduğu türünden bir kesin kabulun uluslararası siyasetteki karşılığı, “o zaman dünyayı Batılıların yönetmesi, ‘gelişmemiş’ bölgelere uygarlık götürmesi en mantıklısı. Batı eşittir uygarlık” biçimindeydi. Biraz da, bu zihin sömürgeciliğine yönelik tepkilere bakalım.</p>
<p class="p2"><b>İlk Tepki: Batı-Doğu Sınıflandırmalarının Silikliği</b></p>
<p class="p1">Bunlardan ilki, bu Kuzey Atlantik eksenli felsefe tarihyazımına, aslında Batı ve Doğu gibi sınıflandırmaların hiç de keskin olmadığını anımsatmaktır. (Uluslararası değil) Kültürlerarası ve bölgelerarası iletişim ve etkileşim, yeni bir olgu değil, sanıldığından çok geriye gidiyor. Tarih öncesinde, Mısır’da piramitlerin yapıldığı dönemde, hatta Neandertallere ve daha gerisine uzanan bir türsel etkileşim geçmişimiz var. O dönemki kültürleri niteleyen temel noktalardan biri, ölü gömme törenlerindeki farklılıklar ve bu farklılıkların bir arada var olduğunu gördüğümüzde, kültürlerarası etkileşimin oldukça eski olduğunu bir kez daha görmüş oluyoruz. İnsanlık tarihinin görece daha yakın dönemlerine gelirsek, bir kere iki en yaygın inanışın (ve Museviliğin) peygamberleri aynı coğrafyada, Mezopotamya’da çıkarlar ve orası Kuzey Atlantik eksenli tarihyazımında ‘Batı’ değildir. Bu, coğrafyanın Doğu, dinlerden ise yalnızca birinin Batı sayıldığı bir tutarsızlık örneğidir. Mezopotamyasız bir ‘Batı’lı tarihyazımı, bunu bilerek yaptığında sömürgeciliğin ekmeğine yağ sürüyor, bilmeyerek yaptığında büyük bir hatanın temsilcisi oluyor. Mezopotamya felsefe geleneği, iki yaygın inanışı da Sümer, Mısır, Babil gibi büyükleri de kapsayacak biçimde, ‘Batı’ felsefesinin dayanağını oluşturuyor.</p>
<p class="p1">Kuzey Atlantik eksenli tarihyazımında bir de Avrupa tarihinin dünyanın ortak tarihiymiş gibi yazılışını görürüz. Örneğin, çağlandırma biçimi, diğer bir deyişle tarihin tarihsel olaylara göre çağlara bölünmesi, neredeyse tümüyle Avrupa’da olan olaylar üstünden gerçekleştirilir. Böyle bir anlayışın dünyayı ‘ortadan’, eşit bir uzaklıkta ve uzaklıktan değil de Kuzey Atlantik’ten görmesi şaşırtmıyor; ancak bunun dünyasal/evrensel bir tarih anlayışı olarak sunulmasına itiraz ediyor olmalıyız.</p>
<p class="p1">Bu bakış, gerçekte sürekli olarak yanılan bir bakıştır; ancak kendini değiştirip güncellemez; çünkü böyle kalmasının Kuzey Atlantik için ideolojik bir yararı vardır: Az önce belirttiğimiz gibi, düşünsel-tarihsel üstünlüğün bugünkü dünya düzeninde hegemonik olma olanağı sağlaması söz konusu… Bu süreğen yanılmanın tipik bir örneği şudur: Batı, gelişmiş ve dinamik, Doğu ise, az gelişmiş (bu anlayışa göre bundaki kabahat elbette Batılı sömürgecilerde değil Doğuluların kendindedir) ve durağandır. “Doğu bir türlü kalkınmaz, çünkü tevekkül vardır; Batı ise sürekli olarak ilerleme kaydeder.” Dahası, “aklı olan, Batı’ya kapağı atmalıdır” vb. Son yıllarda bunun tersine, Doğu (Asya) sürekli olarak ekonomik açıdan büyürken, Batı (Kuzey Atlantik) büyümesi düşük düzeylerde. O durağan olan Doğu’da yalnızca renkli devrimler değil hakça bir düzen arayışında halk ayaklanmaları da oluyor. “Doğu eşittir durağanlık artı tevekkül” tümüyle geçersiz bir formül… Üstelik, asıl durağanlaşan, Batı. Batı’da çok az şey değişirken, değişimin ibresi coğrafi Doğu’ya kaymış durumda&#8230;</p>
<p class="p1"><b>Milet, Doğu; Atina, Batı Mı?</b></p>
<p class="p1">Kuşkusuz, eskil Yunan felsefesinin insanlık düşüncesine katkısı yadsınamaz, ancak orası katkıda bulunan coğrafyaların yalnızca biridir. Dahası, Yunanistan-Anadolu ayrımı da, Osmanlı’nın çöküşü ve Yunanistan’ın bağımsızlık ilanında kökleri bulunmakla birlikte, özellikle Kurtuluş Savaşımızdan sonra su yüzüne çıkmış yapay bir ayrım niteliğinde: Yunanistan, Batı; Anadolu, Doğu sayılıyor. Oysa felsefel düşüncede bunu ayırmak olanaksız. Sözgelimi, bu ayrımla bugün Aydın ilinde yer alan Milet’te üretilen, Doğu; Atina’da üretilen ise Batı düşüncesi olmuş oluyor. Aynı biçimde, Doğu kabul edilen Bizans’ın düşünsel mirası hep küçümsenir; bunun altında, Katolik Roma’nın Bizans’ı sapkın ve kendilerine rakip olarak görmesinin hâlâ etkilerini görüyoruz. Zaten Haçlıların 1204’te Konstantinopolis’i yağmalamaları da bunun açık ve net bir göstergesi idi. Bugün Osmanlı’nın yıktırdığı düşünülen birçok mimari yapının Haçlılarca yakılıp yıkıldığını öğrenmek, Batı-Doğu bağlamını daha incelikli bir açıdan anlamlandırabilmemiz için yararlı oluyor.</p>
<p class="p2"><b>Sultanahmet’ten İstanbul’a ve Türkiye’ye Genellemek</b></p>
<p class="p1">Asıl konumuza dönersek, bu Kuzey Atlantik eksenli felsefe tarihyazımına bir diğer tepki, dine ve dinsel felsefeye dönüş biçiminde oluyor. Böylelikle, “Doğu eşittir İslam” türünden bir savsöze dayanılmış oluyor. Oysa bu, oldukça yanıltıcı: Batı, Hıristiyanlıkla eşdeğer olmadığı gibi, Doğu’nun dinsel düşünce üstünden, üstelik de tek bir din üzerinden tariflenmesi, Doğu Asya’nın düşünce mirasının gözden kaçırılmasına neden oluyor. Sömürgecilerin ‘Ortadoğu’ adını taktığı coğrafya, daha nesnel bir ifadeyle ‘Güneybatı Asya’dır.</p>
<p class="p1">Asya’nın tek bir ucuna bakarak geneline ilişkin yorum yapmak, düşünsel düzlemde, Antalya’ya gezmeye gelen bir turistin Türkiye genelinde birtakım yorumlar yapmasına ya da Sultanahmet’i gezen bir turistin İstanbul geneline ilişkin ‘değerlendirme’lerde bulunmasına benzer. Çin’den bakınca Hindistan, Batı’dır; Avrupa ise ‘Uzak Batı’ olarak adlandırılır. Çin Budizmi’nin en önemli klasiklerinden biri, ‘Batı’ya Yolculuk’ olarak adlandırılır (filmi çekilip gişe rekorları kırmıştır), ki burada Batı’yla kastedilen, Çin Budizmi’ne kaynaklık etmiş olan Hindistan’dır. Bu tür ideolojik yüklü ve göreli coğrafi ifadeler yerine, yön-temelli tariflemeler daha uygun olacaktır: Örneğin ‘Uzakdoğu’ yerine ‘Doğu Asya’; ‘Batı Felsefesi’ yerine ‘Batı Avrupa Felsefesi’.</p>
<p class="p2"><b>Hiç Bir Düşünür, Çağından ve Uzamından Bağımsız Değil, Batılılar Hiç Değil</b></p>
<p class="p1">Bugün Çin, yükselişte; bu nedenle, Çin felsefesine ilgi artıyor. Fakat gerçekte bu karşıtlıklardan artık kurtulmamız gerekiyor. Batı felsefesinin Batı’nın kültürel ve siyasal bir ürünü olduğunu unutmamalıyız ve aynısı Çin felsefesi için de geçerli. Felsefeciler sık sık yaşadıkları toplumdan kopuk olmakla eleştirilir; ancak, gerçekte, toplumsal olarak en yalıtılmış düşünceleri ortaya atanlar bile, çağlarının toplumsal ve düşünsel gelişmelerinden etkilenir. Descartes’ın kendi çağında söylediklerinin birçoğu, bugün dikkate alınmayacak niteliktedir. Descartes ya da diğerleri bu çağda ve başka bir toplumda yaşasa başka bir felsefe ortaya çıkacaktı.</p>
<p class="p1">Dahası, felsefenin tekil düşünür bireyler üstünden kurgulanması ve tarihinin bu biçimde yazılması bile, gerçekte Kuzey Atlantik bireyciliğinin farkına bile varılmayan bir yansıması. Birçok örnekte, felsefe, Süpermen tarzında konumlandırılmış tek bir dahi bireyin değil, toplumların, toplulukların ve kurumların ürünüdür. Bir ülkenin toplumsal felsefesi tam da böyle oluşur. Ayrıca, Kuzey Atlantik felsefesinin kendisi bile ‘ünlü bir adam’ın (evet kadınlar bu tarihte çoğunlukla dışarıda bırakılmıştır) bir başkasının peşinden gelmesinin toplamından ibaret değildir. Etkileme ve etkilenme, çok yönlü, çok kişili ve kişilerarası olduğu kadar kişilerüstüdür de…</p>
<p class="p1">Ana akım felsefe tarihyazımının Kuzey Atlantik sömürgeciliğiyle çakıştığını akılda tuttuğumuzda, gözden kaçan bir gerçek daha ortaya çıkar: Felsefenin bir etkinlik olarak nasıl yapılacağı, kapsamı ve kabul edilebilirlik ölçütleri, geriye dönük olarak Batı’nın arzuladığı ve umduğu bir biçimde oluşturulmuştur. Bu nedenle, bugün Kuzey Atlantik hegemonyasına karşı çıkanlar bile Çin felsefesine Batı’dan bakmak zorunda kalmaktadır. Bunun tam tersi de olabilirdi. Batı’nın felsefesini çıkış noktası olarak almayıp daha evrenselci bir bakış geliştirdiğimizde ve ancak böylelikle Çin felsefesini daha derinlikli bir biçimde kavrayabiliyor olacağız.</p>
<p class="p1">Kuzey Atlantik eksenli felsefe tarihyazımları, Çin felsefesinin sürekli olarak toplumsal olaylardan, işgallerden, bir hanedanlığın çöküşünden, bir diğerinin kurulmasından, savaşlardan, barışlardan büyük oranda etkilendiğini söyler söylemesine, ancak kendi felsefe dünyasına baktığında toplumsal koşulları sık sık görmezden gelir. Bu tarihyazımı, Batılı olmayana bireylik bile bahşetmez. “Batılı felsefeciler birey olarak toplumdan pek fazla etkilenmezler; Doğulular ise etkilenir” gibi yanlış bir düşünce, açık ya da örtük bir biçimde dolaşımdadır. Eskil Yunan felsefesinin köleci ve ataerkil bir toplumda varlıklı sınıfların can sıkıntısından yöneldikleri bir hobi olduğu gözden kaçar. Felsefenin toplumsal ve kültürel olduğu kadar sınıfsal kökleri de vardır. Bu toplumsal ve tarihsel boyutu dikkate alarak şimdi biraz da eskil Çin felsefesine bakalım.</p>
<p class="p2"><b>Eskil Çin Felsefesi: Felsefe ve Din İlişkisi</b></p>
<p class="p1">Çinli araştırmacı Fung Yu-Lan (1895-1990), ‘Çin Felsefesi Tarihi’ kitabına şöyle başlar:</p>
<p class="p1">“Felsefenin Çin Medeniyeti’nde işgal ettiği yer, diğer medeniyetlerde dinin işgal ettiği yerle karşılaştırılabilir. Çin’de felsefe, her eğitimli şahsın ilgilendiği bir şeydir. Eski zamanlarda, eğer bir adam ne olursa olsun eğitilecekse, onun alacağı ilk eğitim, felsefe hakkında olurdu.” (s.3)</p>
<p class="p1">Bu satırlardan anlaşılacağı üzere, Çin’de felsefe, yüzyıllarca, eğitimin bir parçası olmanın ötesinde temeli olmuştu(r). Batı’ya bakarak, felsefe, din ve bilim ilişkisinin belli bir türde olmasını beklerken, Çin felsefesi, Batı felsefesiyle yetişmiş kuşaklar için farklı bir bakış açısı sunuyor. Neydi o beklenti? İlk başta felsefe her şey; sonra içinden bilimler çıkıp felsefenin alanını küçültüyorlar; geriye kalanla din kimi zaman kesişip kimi zaman ayrılıyor. Sonrasında din de bilimselleşiyor; dinsel kurumlarda geleneksel biçimlerde aktarılırken, çağa ayak uydurup bir araştırma alanı olarak ilahiyata dönüşüyor. Böyle bir dönüşüm Çin’de baskın olmuyor. Bu durum, elbette, din-devlet ilişkileriyle yakından bağlantılı. Zaten din anlayışının da farklı olduğuna dikkat çeken yazar, şöyle devam eder:</p>
<p class="p1">“Çin halkının hayatına Konfüçyüsçülüğü nüfuz etmiş olarak gören Batılılar için<span class="Apple-converted-space">  </span>Konfüçyüsçülük, bir din olarak görünür. Ancak gerçekte Konfüçyüsçülük, mesela Platonculuk ya da Aristoculuk’dan daha fazla bir din değildir. Dört Kitabın [dört temel Çin felsefe kitabı kastediliyor], Çin halkının Kitab-ı Mukaddes’i ol­duğu doğrudur; ancak Dört Kitap’ta, ne yaratılış hikayesi ve ne cennet ne de cehennemin bir zikri vardır” (s.4).</p>
<p class="p2"><b>Ötedünyacılıkla Bilge Kralcılık Arasında</b></p>
<p class="p1">Çin felsefesindeki temel konulardan biri ötedünyacı, çileci eğilimlerle dünyevi bir bilge kralın kendisinin ve eğitiminin nasıl olması gerektiği üstünden ilerliyor. Bu, içsel olarak bilge olup dışsal olarak bir kralın niteliğine sahip bireyler yetiştirme meselesidir. Buradan, ruh-beden ve ruh-madde ayrımı yerine iç-dış ayrımına öncelik verildiğini çıkarsayabiliyoruz. Bir bilge krala öneriler gibi bir yapıt türünü, Makyavel’in Prens’i ve Nizamülmülk’ün Siyasetname’si gibi örneklerde de görüyoruz. “Kral neleri bilmelidir?”, “kime nasıl davranmalıdır?”, “yönetim biçimi ne olmalıdır, hangi temellere dayanmalıdır?” gibi noktalar öne çıkıyor.</p>
<p class="p2"><b>Çin Felsefesinin Maddi Temeli: Çiftçiler Ve Tüccarlar</b></p>
<p class="p1">Bir diğer karşıtlığı Dr. Fung başarılı bir biçimde ortaya çıkarır: Çin felsefesi çiftçilerle tüccarların yaşam biçimi ve eğilimlerini yansıtır. Çin, bir kara ülkesidir; bir ada ülkesi olan Yunanistan’dan daha farklı bir felsefe geliştirmesi, kültürel, sınıfsal, toplumsal, ekonomik etmenlerin yanında coğrafi farklara da bağlanabilir. Çiftçiler üretici sınıftır; tüccarlarsa aracı. Fakat her ikisinin de tümüyle emekçi sınıflar olmadığını not edelim. Bir eskil Çin kitabından şunları aktarır Dr. Fung:</p>
<p class="p1">“Çiftçiler, ilkel ve basit insanlardır ve bu yüzden de her zaman emirleri kabul etmeye<span class="Apple-converted-space">  </span>hazırdırlar. Bunlar, çocuk gibidirler ve masumdurlar; bu yüzden de özgecidirler. Maddi mülkiyetleri karmaşık ve taşınması zordur; bu yüzden de, tehlikede olduklarında ülkelerini terk etmezler. Öte yandan tüccarlar bozulmuşlardır; bu yüzden de, itaatkar değildirler. Haindirler ve bu yüzden de bencildirler. Taşınması kolay mülkiyetlere sahiptirler ve bu yüzden de, tehlikede olduklarında genellikle ülkelerini terk ederler. Bu sebeple, söz konusu bölüm, yalnızca tarımın ekonomik olarak ticaretten daha önemli olduğunu değil, çiftçilerin hayat tarzının, tüccarlarınkinden daha üstün olduğunu da iddia eder.” (s.24)</p>
<p class="p1">Elbette, ilerleyen yüzyıllarda bu anlayış büyük bir dönüşüm geçirecektir. Bugün Çin, en tüccar dostu ülkelerden biri; köylülük yine önemli, ancak daha geri planda. Felsefel açıdan birebir örtüşme yerine, iki baskın felsefenin, Taoculuk’un ve Kongçuluk’un (Konfüçyüs’ün asıl adı Kong Usta’dır) çiftçilik ve tüccarlıktan esintiler taşıdığı anlaşılır. Taoculuk’un doğayla bütünleşme ve doğal yaşam düşüncesi, gerçekte bir çiftçinin yaşamını tarifler.</p>
<p class="p2"><b>Sermaye Düzeninin Bunalımlarını Açıklamakta Bir Kaynak Olarak Çin Felsefesi</b></p>
<p class="p1">Bir diğer nokta ise, Çin felsefesinde döngüselliğe olan inanç. Bunun, Çinlilerin zorluklar karşısında daha dayanıklı, daha umutlu olmalarını sağladığı düşünülüyor. Günler hep karanlık olacak değildir, er ya da geç güneş doğacaktır. Ama doğduğunda da tedbiri elden bırakmamak gerekir, çünkü her iyi şey gibi bunun da bir sonu olacaktır. Bu diyalektik bakışın, çok sonra, Hegel’de ve Hegel’gil felsefede ve sermaye düzeninin bunalımlarını inceleyen ekonomi ve finans araştırmalarında kilit rolde olduğu biliniyor. Bu döngüselliğin bir açılımı, ortayolculuğa (“her şeyin ortası makbuldür”, “çoğu zarar, azı karar”, ‘ifrata kaçmama’ vb. düşünceleri) yönelecektir. Bu, yine ekonomide, “döngüsel bunalımlardan kaçış olanaksız ama döngünün boyunu küçültebiliriz” düşüncesine karşılık geliyor &#8211; ki bu da, işsizlik sigortası kavramının teknik gerekçelerinden biri. Bunalım zamanlarında işsizlik artar; işsizlere devlet para verirse, bu paraların harcanmasıyla ekonomi az da olsa canlanır, bunalım daha hafif hasarla atlatılır. Ekonomi, kaldıramayacağı kadar büyüdüğünde, diğer bir deyişle aşırı ısındığında ise, istihdam artışıyla işsiz sayısı düşecek, devletin işsizler için yaptığı toplam ödeme azalacak, bu da ekonomiyi dizginleyip dengeleyecektir.</p>
<p class="p2"><b>Aile Felsefesi: Dayının Eşiyle Amcanın Eşinin Ayrı Ayrı Adlarının Olması</b></p>
<p class="p1">Eskil Çin’de toplumun da felsefenin de temeli ailedir. Aslında, bunun daha sonra Kuzey Atlantik psikoloji araştırmalarında beklenmedik bir doğrulamasını görürüz: Çocuk ailede geliştirdiği ilişkileri dışarıya aktararak gelişir. Büyüklerine ve küçüklerine nasıl davranacağını orada öğrenir. Ailedeki ilk ilişkiler dışarıya genellenir. Dr. Fung durumu şöyle açıklar:</p>
<p class="p1">“Aile sistemi, Çin’in toplumsal sistemidir. Hükümdar ile tebaa, baba ile oğul, yaşlı ile genç kardeş, koca ile karı ve arkadaşla arkadaş arasında olan beş geleneksel toplumsal ilişkiden üçü,<span class="Apple-converted-space">  </span>ailevi ilişkidir. Geri kalan ikisi, ailevi ilişki olmasa da, aileye uygun olarak düşünüle­bilir. Bu<span class="Apple-converted-space">  </span>yüzden, hükümdar ile tebaa arasındaki ilişki, baba ve oğul arasındaki ilişkiye; arkadaşlar arasındaki ilişki de, büyük ve küçük kardeş arasındaki ilişkiye göre düşünülür. Ancak bunlar,<span class="Apple-converted-space">  </span>büyük aile ilişkileridir ve daha birçok ilişki vardı. Hıristiyan dönemden önceki bir dönemle<span class="Apple-converted-space">  </span>tarihlenen ve Çin dilinin en eski sözlüğü olan Erh Ya’da, fark­lı aile ilişkilerini ifade etmek için<span class="Apple-converted-space">  </span>yüzden fazla terim vardır. Bunların çoğunun, İngiliz dilinde (muhtemelen, bu tür ailevi yapı<span class="Apple-converted-space">  </span>bulunmayan hiçbir dilde de [ç.n.]) muadili yoktur” (s.27).</p>
<p class="p1">Bir örnek vermek gerekirse, İngilizce’de dayı ve amca için; Türkçe’de ise dayının eşi ve amcanın eşi için aynı sözcükler kullanılır. Çince’de yalnızca bunlar için değil daha uzak akrabalar için de özel sözcükler bulunur. Böyle bir toplum yapısından, toplumsal ilişkileri ailesel ilişki modeliyle yorumlamayan bir felsefenin çıkması herhalde şaşırtıcı olurdu. Eskil Çin’de temel toplumsal birim aile iken, Eskil Yunan’da bu, şehirdi. Şehir, ticaretin yapıldığı yerdi; bunun için matematiğin, kesin bir dil ve kavramların gelişmesi zorunluluktu. Aile şehre göre daha hiyerarşik olacaktı. Ayrıca, Çin felsefesinin bir kolu, doğayı işlemek yerine doğayla bütünleşmeyi yücelterek kapitalizmin ortaya çıkışını engellemiş olacak, ancak öte yandan bugün çok konuşulan ekolojik yaşam, yeşil ekonomi ve çevre dostu politikalar gibi kavramsallaştırmalara da öncülük edecekti. Doğa sevgisi Çin felsefesine içkinken, Batı felsefesinin ekolojik sorunlar karşısında aklı başına çok sonra gelecekti.</p>
<p class="p1">Mao dönemi ve sonrasında aile tanımı ve yapısı yenilenmektedir. Bu yenilenme bile ailenin etkisini tümüyle ortadan kaldırmaya yetmez. Çin, ne kadar kalkınırsa kalkınsın Avrupa türü toplumsal ilişkilere yönelmesi belki de hiç olanaklı olmayacaktır. İngiliz sömürgeciliği bile, Hong Kong’daki ve Singapur’daki aile yapısını tümüyle ortadan kaldıramamıştır. Avrupa tipi kapitalizm, otomatik olarak belli tür bir toplum yapısına yol açmıyor. Benzeri bir biçimde, geçtiğimiz onyıllarda, yurtdışında eğitim alıp ülkesine dönen Çinlilerin ülkeyi Batılılaştıracağını umanlar şimdi yanıldıklarını anlıyorlar; çünkü bu öğrenciler çoğunlukla ayrıcalıklı sınıfların çocukları. Batılılaşma, Çin’de varolan düzenin alt üst olması, toplumsal kartların yeniden karılması ve bugün ayrıcalıklı konumda olanların tahtlarından düşmesi anlamına geleceğinden, bu Batı eğitimli çocuklar var olan düzenin devamını yeğliyorlar.</p>
<p class="p2"><b>Çin Felsefe Tarihyazımı: Ağır Yükten Tarihsel Özgüvene</b></p>
<p class="p1">Dr. Fung, bu değerli kitabında, büyük olasılıkla Kuzey Atlantik’te aldığı eğitim ve çalışma yaşamı dolayısıyla, öz-kalıpyargılamaya (self-stereotyping) yöneliyor. O da Çin’in durağan, Batı’nın dinamik olduğu sanısına kapılıyor. Fakat bu yapıt yayınlandığı sırada Çin Halk Cumhuriyeti bağımsızlık bile ilan edememişti, kurtuluş savaşıyla iç savaş içiçe geçmiş bir biçimde sürüyordu. Dolayısıyla, Dr. Fung’un felsefe tarihyazımı da bir ölçüde dönemin Çin adına karamsarlığını yansıtıyor. Bu bakışa göre, Yunan felsefesi ve Batı uygarlığı gelişti, çünkü Yunanistan adalardan oluştuğu için, başka kültürlere ve yeniliğe açıktı. Çin ise içine kapanıktı. Bunun böyle olmadığını, en azından, Çin’in komşu ülkelerle tarihsel olarak sürekli olan barışlarından-savaşlarından biliyor olmalıyız.<span class="Apple-converted-space">  </span>Çin’in silkinip tarihsel özgüvenine yeniden kavuşması, onun kendi yurttaşlarının kaleminden çıkma felsefe tarihini de bağımsızlaştırıp derinleştiriyor. Artık Çin’in düşünsel anlamda Batı kadar ileri olduğunu kanıtlamak zorunluluğu da ortadan kalkmış durumda. Bu zorunluluk, 20. yüzyılın ilk yarısında düşünce üreten Çinli aydınların sırtında gittikçe ağırlaşmış olan bir yüktü. Bugünse, bu, bir yandan onların çabası bir yandan da Çin’in yükselişiyle önkabuller arasına girmiş durumda.</p>
<p class="p2"><b>Doğalcılarla Görevciler Arasında</b></p>
<p class="p1">Eskil Çin felsefesinde doğalcılarla (“her şey olacağına varır” ya da “kervan yolda düzülür” düşüncesi) ile insanların yapmaları gerekeni yapmalarını öğütleyen görevcilerin sık sık karşı karşıya geldiğini görürüz. İkincilere göre, herkes toplumsal rolüne göre davranırsa, toplum daha huzurlu olur:</p>
<p class="p1">“Taocular ‘hiçbir şey yapmama’ düşüncesini öğrettiler. Oysa Konfüçyüs, ‘karşılıksız yapma’<span class="Apple-converted-space">  </span>teorisini öğretmekteydi. Konfüçyüs’e göre, her insan için yapması gereken bir şey olduğundan, o<span class="Apple-converted-space">  </span>hiçbir şey yapmamazlık edemez. Bununla birlikte, onun yaptığı, ‘karşılıksız’dır, çünkü insanın<span class="Apple-converted-space">  </span>yapması gerekeni yapmasının değeri, bizatihi bunu yapmakta yatar; eylemin harici sonucunda<span class="Apple-converted-space">  </span>değil.” (s.59)</p>
<p class="p1">(&#8230;)</p>
<p class="p1">Li Chi’nin bir başka bölümü olan, Konfüçyüs’ün torunu Tzu-ssu’ya atfedilen Chung Yung ya da Orta Yol Doktrini’nde, şöyle denilir: “Chung ve shu, Yol’dan uzak değildir.</p>
<p class="p1">Kendine yapılmasını istemediğin şeyi başkalarına yapma&#8230; Oğlunun sana hizmet etmesini istediğin gibi, babana hizmet et&#8230; Kendinden aşağı olandan sana hizmet etmesini istediğin gibi yöneticine hizmet et&#8230; Genç kardeşinin sana hizmet etmesini istediğin gibi büyük kardeşine hizmet et&#8230; Kardeşlerine sana davranmalarını istediğin şekilde onlara davranışta örnek ol..” (s.57)</p>
<p class="p1">Kong Usta (İ.Ö. 551-479) ile Socrates’in benzerliğini de not edelim. İkisi de kendilerine göksel bir görev verildiğini düşünürler:</p>
<p class="p1">“(&#8230;) Konfüçyüs, Sokrates gibidir. Sokrates, Yunanlıları uyarmak için ilahi bir emir tarafından tayin edildiğini düşündü; Konfüçyüs de, ilahi görevlendirme hususunda ben­zer<span class="Apple-converted-space">  </span>bilince sahipti. Mesela, K’uang diye isimlendirilen bir yerde fizik­sel şiddetle tehdit<span class="Apple-converted-space">  </span>edildiğinde şöyle dedi: “Eğer Gök, medeniyetin yok olmasına izin vermeyi isteseydi, (benim gibi) sonraki nesillerin ona ka­tılmasına izin verilmezdi.</p>
<p class="p1">Ancak Gök, medeniyetin yok olmasına izin vermeyi istemediğinden, K’uang halkı bana ne yapabilir ki?” (KS,<span class="Apple-converted-space">  </span>IX, 5). Çağdaşlarından biri de şöyle dedi: “Dünya uzun bir süre, düzensiz oldu.</p>
<p class="p1">Ancak şimdi Gök, üstadı, uyandırıcı<span class="Apple-converted-space">  </span>bir zil olarak kullanacak” (KS, III, 24). Bu yüzden Konfüçyüs, kendisinin Göğün hükmünü takip ettiğinden ve onun tarafından desteklendiğinden emindi; o, ahlaki de­ğerlerden daha üstün değerlerin farkındaydı” (s.61).</p>
<p class="p2"><b>Mo Usta’ya Göre Yurda ve Dünyaya Barış Nasıl Gelir?</b></p>
<p class="p1">Sonrasında Mo Usta (Mo Tzu &#8211; İ.Ö. 470-391), Kong Usta’nın felsefesini yerden yere vuracak, özellikle iç-grup (bizden olanlar) kayırmacılığına ve dış-grup (bizden olmayanlar) ayrımcılığına yol açan aile-temelli toplum yapısını hedef alacak ve ailemize yönelik sevgimizin arkadaşlarımıza ve onların ailelerine de yöneltilmesi gerektiğini savunacaktır. Aslında bu da, bu kayırmacılık-ayrımcılık olgusunun ancak bir tık ilerisidir. Yine de, bu, evrim kuramındaki genlerin korunması ve yeni kuşaklara aktarılması olgusu ekseninde dikkate değer bir tartışmadır. Ayrıca, sosyal psikolojideki grup dinamikleri araştırmalarını öngörmüş gibidir. Ona göre, bizden olmayanları da bizdenmiş gibi sever, onlara ayrımcılık yapmazsak, ‘yurda da dünyaya da’ barış gelecektir. Başka şehirleri ve hatta başka ülkeleri kendimizinmiş gibi seversek, onlar da aynısını yaparsa birbirimize zarar vermenin altındaki mantık ortadan kalkacaktır.</p>
<p class="p1">Ancak burada ciddi bir sorun bulunmaktadır ki, bu da bizi iktisat alanındaki oyun kuramına götürür: Böyle ülküsel bir dünya herkesin yararına olmakla birlikte, karşılıklı sevgi-saygı düzeninin yerine kendi bireysel çıkarına göre hareket edenler çıkacaktır. Ya bunlar ne olacaktır? Böylece Mo Usta’nın düşüncesi, bir çıkar yol olarak Tanrı’nın iyilikseverliğine ve hukuğa yönelecektir. Bu ikili, Mo Usta’ya göre devletin kökenini oluşturur. Bu açıdan, devlet, iyilik yapanları gözeten, kişisel çıkar peşinde kötülük yapanlara ise misliyle karşılık veren bir adalet dağıtımı uzvudur. Mo Usta’nın insanlığın ilksel vahşi (doğal) durumu ve devletle uygarlaşma tarifi, Thomas Hobbes’unkiyle karşılaştırılabilir; ancak, Hobbes’un yüzyıllar sonra ortaya çıktığını unutmuyor olmalıyız.</p>
<p class="p1">Mo Usta’ya göre, toplumsal anlaşmazlıkları gidermek için var olan, bir tür ortayol ya da ara bulucu işlevi gören devlet, kamu düzenini sağlamak için şiddete başvuracaktır, fakat bunu uyruklarının genel iyiliği için yapacaktır. Sosyal bir devlettir bu: Güçlünün güçsüzü ezmesini engeller; ancak bunun için güçlüyü ezmekten de geri durmayacaktır. Buradan bugünkü barış araştırmalarının temel karşıtlamını (paradoks) çıkarsayabiliriz: Toplumsal barış inşası, toplumun, barışçıl kurumların oluşturulması yoluyla değiştirilmesini gerektirir; fakat bu değişimin ta kendisi başka çatışmalara yol açacaktır. Güçlüler, çıkarlarından vazgeçmeyeceklerdir; vazgeçtikleri durumda bile, eskinin ezeninin, yeninin ezileni olma olasılığına karşı önlem alınmış olmayacaktır. Bu da, yenik Almanya’nın yeniden savaşa tutuşmasına benzer bir durumdur. Barış yeni savaşlar doğurabilecek niteliktedir.</p>
<p class="p2"><b>Doğalcılarda Bireyselleşme</b></p>
<p class="p1">Eskil Çin felsefesinin doğalcılarının bir kolunda çileci bir bireyselleşmeyle karşılaşırız: “Dünya malı başkasının olsundur, benim olsun küçük olsundur…” “Kendi bir günümü başkasının yaşamına değişmem”dir. Bir imparatorluk çöker de yeniden kurulabilir. İnsan canı ise bir imparatorluktan daha tatlıdır. Bu dünyaya bir kez geliyoruzdur. Kaybedilen toprak geri alınabilir, ancak tenden çıkan can geri gelmeyecektir.</p>
<p class="p1">Yine aynı kola göre, insan çok fazla öne çıkmamalıdır. Bir işi iyi yaptığı anlaşılırsa angaryalar hep ona yıkılacaktır. Bu nedenle, bir insan, yeteneklerini kendine saklamalı, şöhret peşinde koşmamalıdır. Böylece hayatının kontrolü daha fazla kendinde olacaktır. Bu düşünce, kullanışlı olduğu için sürekli acı çeken tarçın ağacı benzetmesiyle açıklanır:</p>
<p class="p1">“(&#8230;) odunu hiçbir işe yaramadığı için kesilmekten kurtulan ve bir kimseye rüyada şöyle diyen kutsal meşe ağacı hakkında bir tasvir vardır: ‘Uzun bir süreden beri, faydasız olmayı<span class="Apple-converted-space">  </span>öğreniyordum. Neredeyse yok olacağım birkaç durum vardı, ancak şimdi, benim için en büyük amaç olan faydasız olmada, başarılı oldum. Eğer ben faydalı olsaydım, bu kadar büyük olabilir<span class="Apple-converted-space">  </span>miydim?’ Yine denilir ki, ‘bu dünya, yalnızca faydalının faydasını bilir, ancak faydasızlığın<span class="Apple-converted-space">  </span>faydasızlığını bilmez’ (CT, Bölüm 4). Faydasız olmak, bir kimsenin hayatını korumanın<span class="Apple-converted-space">  </span>yoludur. Hayatını korumada yetenekli olan adam, çok kötülük yapmamalı, ancak, çok iyilik de yapmamalıdır. O, iyi ve kötü arasındaki orta yolu yaşamalıdır. O faydasız olmaya çalışır. Bu, onun için en büyük faydadır.” (s.88)</p>
<p class="p1">Doğalcılar birçok açıdan, bugün şehirlerden kaçıp doğaya, köylere ya da tatil yörelerine yerleşenlerin felsefel öncülleri niteliğindedir. Kaçarlar, fakat böylelikle toplumsal düzenden tümüyle kurtulamayacaklarının da bilincindedirler. Bu düzenin dışında kalmak, onun bir çarkı olmamak, sermaye düzenine uyumsuz bir bireyselleşmeyi gerektirecektir; yine de, kimi gereksinimler şehirlerden ve onun temeli olan sermaye düzeninden karşılanmaya devam edecektir. Bireyleşme, doğalcı felsefede bencillik ile başlayıp elçekmişliğe yönelecektir.</p>
<p class="p2"><b>Meng Usta: İnsan, Özünde İyi Midir Kötü Müdür?</b></p>
<p class="p1">Meng Usta’yla (Mencius, İ.Ö. 372-289) birlikte, Çin felsefesinde insan doğası tartışmaları ortaya çıkar. Hıristiyan felsefesi, insanı doğal günahla ilişkilendirip vaftizi şart koşarken, Çin felsefesinde bu durum tartışmalıdır, farklı görüşler birarada görülür. Olası yanıtlar şunlardır: İnsan, özünde iyidir; kötüdür; ne iyi ne kötüdür; hem iyi hem kötüdür (bu son iki şıkta “koşullara göre değişir” eki gelir) ve hiçbiri (kimi insanlar iyi, kimi insanlar kötüdür.) Aslında bu son şıktan daha fazla şık türetilebilir.</p>
<p class="p1">Örneğin, kimi insanlar ne iyi ne kötüdür; kimi insanlar hem iyi hem kötüdür vb. Yüzyıllar sonra düşünce üretecek olan Karl Marx’a göre ise, ‘insan doğası’ dediğimiz, bir kurgudan ibarettir; çünkü insan doğası diye nitelediğimiz özellikler, içinde bulunduğumuz toplumsal koşullara göre değişir. Bu tartışmanın daha incelmiş bir sürümü ise, “insan, özünde bencil midir yardımlaşmacı mıdır?” biçimindedir ki konu, buradan kaçınılmaz olarak kapitalizme ve sosyalizme bağlanacaktır. Kimi araştırmacılar, insanlardaki ve hayvanlardaki bencil sağkalım eğilimlerine dikkat çekerken, başkaları yardımlaşma davranışlarını anımsatacaktır. Birinciler, gorillerle şempanzelere, savaşlarla cinayetlere işaret ederken, ikinciler, barışsever bir tür olan bonoboları ve “birlikten kuvvet doğar” sözünü doğrulayan toplumsal dayanışma örneklerini öne çıkaracaktır. Bu açıdan, insan doğası kavramsallaştırması, tartışmacılarının niyetlerinden ve beklentilerinden bağımsız olmayacaktır.</p>
<p class="p1">Bu, bir kurguysa, insan doğası diye bir şey yoktur. İnsan doğası, ancak insanların hayvani yönlerine karşılık gelebilir; fakat o da, insanların yücelteceği bir geçmiş değil, kaçmak istedikleri bol kanlı, bol şiddetli bir geçmiş olacaktır. Dolayısıyla, insan doğasına en uygun düzenin falanca olduğu iddiası, insanın doğal düzeninin olumlu olduğunu varsayar ki, daha önce Mo Usta, bize Hobbes’tan yüzyıllarca önce, böyle bir düzenin tam da vahşiliği nedeniyle devletin ortaya çıktığını söylemektedir.</p>
<p class="p1">Buna göre, devletin ortaya çıkmasıyla birlikte insanlık, uygarlaşma serüveninde büyük bir yol kat etmiştir. İlerleyen dönemde ortaya çıkan yasacı düşünce, insanın özünden kötü olduğu varsayımına dayandığı için, yönetim felsefesinin odağına toplumsal kontrolü koyacaktır.</p>
<p class="p1">Bu düşünce aynı zamanda, keskin toplumsal tabakalamaya dayanarak seçkinlere başka, halka başka hukuk uygulayan Kong’culuğa karşı bayrak açıp halka uygulanan, ödül ve cezanın yalın düzeneklerine yaslanan kamu hukukunu seçkinlere de uygulatacak, onların hukuktan muaf olma ayrıcalığını ellerinden alacaktır.</p>
<p class="p1">Başka dönemlerde yaşamış olan Kong’cu düşünürler ise (örneğin Hsün Usta &#8211; Hsün Tzu &#8211; İ.Ö. yk.312-yk.235), insanı insan yapanın kültür olduğunu ileri sürecektir. Buna göre, insan doğası, kültürlenmiş olduğu için iyidir. Her şeyin başı eğitimdir. İnsan doğası, bir taştan heykel yontulması gibi işlenmelidir. İnsan, doğası gereği olarak değil, zekasıyla iyiye (gerçeğe) ulaşacaktır. Fakat herkes iyiye yönelmez. Toplumsal düzeni sağlamak için ahlak gereklidir. Bu düzen ise, bireylerin karşılıklı çıkarı nedeniyle doğmuştur.</p>
<p class="p1">Şöyle der Hsün Usta:</p>
<p class="p1">“İnsanın gücü, bir öküzün gücüne denk değildir; onun koşması, atın koşmasına eşit de­ğildir;<span class="Apple-converted-space">  </span>fakat bir at ve öküz, onun tarafından kullanılabilir. Bu nasıl olur? Bunun, insanların<span class="Apple-converted-space">  </span>toplumsal organizasyonlar teşkil edebilmesi, diğerlerinin bu hususta güçsüz olmaları sebebiyle<span class="Apple-converted-space">  </span>olduğunu söyleyebi­lirim&#8230; Birleştiklerinde insanlar, daha güçlü hale gelirler; daha güçlü olan insanlar kuvvetli hale gelirler; kuvvetli olan insanlar, başka var­lıkların üstesinden gelebilirler” (s.197).</p>
<p class="p1">Daha önce gelen ve iyiliği insan doğasına bağlayan Meng Usta’nın felsefesinde ise insanı insan yapan 4 duygu vardır: Acıma, haya ve nefret, tevazu ve kâr, ve doğru ve yanlış duyguları. Bu duygular tüm insanlarda bulunduğuna göre, insan, özünde iyidir. Ona katılmayan çağdaşı bir düşünür ise, “insan, özünde ne iyi ne kötüdür; o nedenle, ahlaka gereksinim duyarız” diyecektir. Meng Usta, bu durumda, kötülüğü ahlaksızlıkla açıklayamaz, onun yerine, kötü bir ortamın özünde iyi olan insanı kötü yola düşürmesi gibi bir görüşe yönelir. Peki özünde iyi olan insanın kötü yola düşmesi nasıl engellenecektir? Meng Usta, Kong’cudur; toplumdaki hiyerarşi korunursa, insan, özündeki iyilikle hareket edecektir. Diğer bir deyişle, baba, babalığını, çocuk, çocukluğunu, büyük, büyüklüğünü, küçük, küçüklüğünü bilirse, insanlar iyilikle dolup taşacaktır. İnsan, özünde iyi olduğuna göre, herkes bilge olabilecektir. Ayrıca Meng Usta’nın Kong Usta’dan aktarımla, iki tür yönetim biçimi olduğunu ileri sürüşünü not edelim. Bunlar, bugünün terimleriyle ifade edersek, rızaya dayalı yönetim (ki karizmatik liderliğe karşılık gelir) ve zora dayalı yönetimdir (ki otoriter liderliğe karşılık gelir). İlkine bağlılık gönüldenken, ikincisine bağlılık çaresizlikten kaynaklıdır, görüntüdedir.</p>
<p class="p2"><b>Aynı Irmakta Bir Kez Bile Yıkanılmamalıdır</b></p>
<p class="p1">Dünyada çok tanınan Lao Usta’ya (Lao Tzu, d. İ.Ö. 601) geldiğimizde ise, müdahale yanlısı olmayan, ‘serbest piyasa’ yanlısı bir devlet modeliyle karşılaşırız. Klasik iktisatta merkez konum işgal eden kendi kendini dengeye ulaştıran piyasa anlayışının önmüjdecisi Lao Usta’dadır. Ona göre, devlet, topluma ne kadar az karışırsa o kadar iyidir. Yasaklar, insanları tahrik edecek, yasak olanları yapmaya yönlendirecektir. Yasalar ne kadar kısıtlayıcı olursa, bunları çiğneyenler de o kadar fazla olacaktır. Silahlar, güvenliği sağlayacağına daha çok güvensizlik doğuracaktır. İyi bir yönetici, buna göre, halkın beklentilerini düşüren kişidir. Gerçekleştirilemeyecek vaatler, hayalkırıklıklarını harlamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Laocu bakış, “su akar yatağını bulur” sözüyle özetlenebilir. Devlet nasılsa akmakta olan suyu ne durdurmaya kalkmalıdır ne de onun daha fazla akmasını sağlamaya… “Bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler…” sözünün öncülüdür bu… Herakleitos’la Lao Usta’nın karşılaşmasında belki de şöyle bir eşkonuşma duyulacaktı:</p>
<p class="p1">&#8211; Aynı ırmakta iki kez yıkanılmaz.</p>
<p class="p1">&#8211; Bir kez de yıkanılmaz, yıkanılmıyor olmalıdır. Doğal akışa karışmamalıyız.</p>
<p class="p1">Lao Usta’nın sonraki izleyicileri, yönetme yerine yönetmemeyi önerecek, birbirinden tümüyle farklı özellikleri olan insanlara aynı yasaların uygulanmasına, doğal olana aykırı olduğu gerekçesiyle itiraz edecektir. Bu anlayışa göre, devlet, toplum için bir destek değil köstektir. Bu görüşü, yüzyıllar sonra özgürlükçü ve anarşizan felsefelerde gözlemliyor olacağız. Ölüme bakışlarında ise, Kübler-Ross’un ünlü yas modelinden çok önce, kabullenme vardır. Nasılsa topraktan gelip toprağa gideceğizdir.</p>
<p class="p1">Doğal bir süreçle varolup yine doğal bir süreçle son nefeslerimizi veririz. Bu felsefe, insanın kendisiyle de doğayla da barışık olması ilkesine dayanır. Doğadan ne gelirse kabul edilir. Tevekkül düşüncesinin kökleri, Lao Usta’ya kadar geriye gider. Mo Usta’nın izleyicileri ise, bize daha sonra hem klasik ekonominin hem de faydacılığın temelini oluşturacak olan zararın azıyla yararın çoğunun muhasebesini birlikte yapma anlayışını armağan edecektir. Onlar, bütün erdemleri faydalılık üstünden inşa edecektir. Kuşkusuz, bu, daha önce andığımız üzere faydasızlığı salık veren doğalcı felsefeyle taban tabana zıt bir niteliktedir.</p>
<p class="p2"><b>Eskil Çin Felsefesi ve İklim Değişikliği</b></p>
<p class="p1">İlerleyen dönemde, doğalcılardan evrilen bir yaklaşım, olağandışı doğa olaylarını hükümdarın doğaya uyumsuz olan davranışları ile açıklar. Doğa bir özne olarak, insanlara yapılması gerekenleri dikte eder. Hükümdar başta olmak üzere insanlar doğru davranışlar sergilerlerse ne fırtına olacaktır ne deprem… Ama ah şu hükümdarlar bir türlü bilgelerin sözünü tümüyle dinlemezler… Doğa, tümüyle belirlenimci değildir. Bu, etkileşimli bir modeldir. Bu düşüncenin, altyapısında, yağmur duası ve depremi inançsızlığa bağlayan batıl inanç (ki bu, İran’da bile doğru bulunmuyor) ile benzeştiği anlaşılır. Ancak, konuyu küresel iklim değişikliği bağlamında ele aldığımız zaman, bu düşüncenin çağdaş ve bilimsel sürümleriyle karşılaşırız: Doğa, bir öznedir. Hatta dünyanın bir bütün olarak canlı olduğunu (buna ‘Gaya Denencesi’ deniyor) ileri süren araştırmacılar bile bulunuyor. Bir özne olarak doğa, dünya hakimi olduğu biçimindeki kibriyle hareket eden insan soyuyla özellikle kapitalizm döneminde bitimsiz bir kavgaya tutuşmuştur. ‘İnsanların doğaya uyumsuz davranışları’ gibi bir kavramsallaştırma, bugün fazlasıyla geçerlidir, fakat içeriği değişmiştir.</p>
<p class="p1">Örneğin, yağmur duasına çıkmak yerine, fosil yakıtları azaltmak ya da belli bir bölgedeki kirli endüstrileri kapatmak ya da en azından yeşillendirmek, iklimsel bir ferahlamaya yol açacaktır. Öte yandan, eskil Çin’de bu özne olarak doğa inanışı, hükümdarın meşruluğuyla ilişkilendirilecek, aşırı doğa olayları, göksel hoşnutsuzluğa ve meşru olmamaya bir gösterge sayılacak, bunun siyasal sonuçları olacaktır. Göksel desteği alamadığı büyük bir kıtlık ya da su taşkını ile ‘gösterilmiş’ olan bir imparatorun kendine saygısı bile kalmayacaktır. Kendine saygısı olmayana elbette halk hiç saygı göstermez. Olağandışı doğa olayları dönemleri, genellikle Çin tarihinde iktidar değişimiyle ya da en azından iktidar değişimi girişimleriyle sonuçlanır. Bunların bir payandası bu doğa felsefesi ise, diğeri doğal afetin açlık, nüfus kaybı, büyük ölçekli göçler, yoksulluk vb. gibi toplumsal ve ekonomik doğurguları olacaktır. Bugün büyük ülkelerin ve şirketlerin liderleri ve onların hedef kitleleri, siyasal, ekonomik ve toplumsal güçlerin meşruiyetlerini doğadan aldıklarını düşünselerdi, belki de bugün iklim kriziyle boğuşmuyor olurduk.</p>
<p class="p1">Aynı doğalcı akıma göre, kehanet, doğanın matematiğini çözmekten ibarettir. Bu, aklımıza, gizemli bir matematik tarikatı kurmuş olduğu ileri sürülen hipotenüsçü Pisagor’u, Ömer Hayyam’ı ve İbranice ve Arapça’da ortak olan ebced hesaplarını akla getirir. Doğanın matematiğini çözme düşü, insanlık tarihinin ilerleyen dönemlerinde fiziğin de gökbilimlerinin de doğuşuna kaynaklık edecektir. Kimi düşünürler, buna göksel bir anlam biçerken, diğerleri daha bilimsel bir yol izleyip bugünlere gelmemizi sağlayacaktır.</p>
<p class="p2"><b>Çin’de Merkezi Sınav Düzenine Geçiliyor</b></p>
<p class="p1">Eskil Çin’in felsefesinin daha çok (sırasıyla) toplum, siyaset, doğa ve evren, hukuk, mantık ve dil ağırlıklı olduğunu görürüz. Bu bağlamda temel konulardan biri, ülkeyi yönetmeye kimin layık olduğu olacaktır. Kayırmacılıktan çok çekenler, sonunda liyakat üstüne fikir yürütmeye başlarlar. Böylelikle, yaklaşık 2 bin yıl önce Çin’e merkezi sınav düzeni gelir. Bu düzenle birlikte, ülkeyi yönetme hakkı, soylulara, seçkinlere, ayrıcalıklılara, varlıklılara vb. değil, düşünsel düzeyiyle hak edenlere bahşedilir. Uygun adaylar ise, Kong Usta’nın temellerini attığı bilge kral modelini örnek alacaktır. Ülkeyi yönetenler, en eğitimliler olmalıdır. Öyle bir eğitim düzeni kurulmalıdır ki yöneticiler en yetkin kişiler olsun.</p>
<p class="p1">Bu anlayış, uzun süre kabul görmekle birlikte, eğitimin içeriğinin yüzyıllar içinde güncelliğini yitirmesi, Çin’in kendisini yenilemesinin önündeki en büyük engellerden biri olacaktı. Sınav, liyakatı esas alırken, bir yandan da bir mandarin sınıfı yaratacak, bu da halk ile saray arasındaki ayrımı keskinleştirecekti. Böylelikle, çok zeki, ancak ülke gerçeklerinden uzak bir ‘ilmiye’ sınıfı doğmuş olacaktı. Bunun sonuçları ise, daha fazla iç karışıklık ve ayaklanma olarak geri dönecekti. Sınav, herkese eşit hak tanıyordu; böylelikle, her kesimden insanın mandarin olma olasılığı vardı; ancak, bir noktadan sonra, herkesin dersane ya da özel ders parası ödeyememesi örneğinde olduğu gibi, yapısal eşitsizlikler ortaya çıkacaktı. Bu da, ünlü Needham Sorusu’nu yanıtlamak yolunda bize ipuçları veriyor. Needham Sorusu, Avrupa’dan çok önce, barut, kağıt, pusula ve matbaa gibi çeşitli buluşlar gerçekleştirmiş olan Çin’in neden Avrupalı sömürgecilerden geri kaldığı biçimindeydi. Bunun yanıtı, felsefede, eğitimde, yönetim biçiminde vb. aranmalıdır. Yenilikçilerle gelenekçiler tarihsel olarak çatışma halindedir. Dahası, birincilerin yenilikten, ikincilerinse gelenekten ne anladığı ve tam tersi, bu çatışmanın en az kendisi kadar önemlidir.</p>
<p class="p2"><b>Sonuç: Gerçekten Evrensel Bir Felsefe Ve Felsefe Tarihi İçin</b></p>
<p class="p1">Bu çalışmada, Çin tarihinden birtakım örnekler vererek, Batı Avrupa felsefesinin üstün, tek, ayrıksı ve hatta evrensel olduğu türünden varsayımları sorgulamaya açmayı amaçladık. Evrensellik, Avrupa’nın/Kuzey Atlantik’in tekelinde olmamalıdır. Çin’in ve genel olarak Asya’nın yükselişiyle, Kuzey Atlantik merkezli felsefeler, tarihler ve bilgi üretimleri daha da tartışmalı duruma düşecektir. Bu çalışma, bu sürece yönelik bir destek olarak değerlendirilebilir.</p>
<p class="p3"><b>Kaynakça<br />
</b>Yu-Lan, F. (2009/1948/1934). Çin Felsefesi Tarihi (çev. Fuat Aydın). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/otekilerin-felsefe-tarihi-eskil-cin-dusuncesi-ustune/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Uzay Psikolojisi: Dış Uzayda İnsan Davranışı, Duygular, Yanılsamalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/uzay-psikolojisi-dis-uzayda-insan-davranisi-duygular-yanilsamalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/uzay-psikolojisi-dis-uzayda-insan-davranisi-duygular-yanilsamalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 10:52:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12026</guid>

					<description><![CDATA[İnsanların dış uzayda yaşamaları önündeki engeller olarak yemek, su, hava ve yakıt gereksinimleri öne çıkıyor. Bunlar biyolojik, fiziksel ve kimyasal gereksinimler. Bunların ‘yükte hafif pahada ağır’ olması şart. Psikoloji araştırmalarını ana çizgileriyle ikiye ayırıyoruz: Ana akım psikoloji ve eleştirel psikoloji. Ana akım psikoloji, kendi varlık nedenini ve toplumdaki işlevlerini nadir olarak sorgular. Oysa eleştirel psikoloji, kendisine de eleştirel bakabilen türden bir psikolojidir ve diğer bilim alanları ve yaşamın kendisiyle arasına keskin sınırlar çizmez. Ana akım psikoloji, çoğu zaman Kuzey Atlantik (ve hatta özel olarak ABD) kaynaklı bilgileri, tüm insanlık için geçerliymiş gibi sunar; kendi kör noktalarının, yanlılıklarının, bilimselmiş gibi görünen değer yargılarının vb. kimi zaman farkında bile değildir. Kimi zamansa farkında bile olsa ‘tecahülü arif’ yapar, bilmezlikten gelir. Ancak, bu bilmezlik, sanat için değil, kendi çıkarları içindir. İnsan Yalnızca Biyolojik Bir Varlıksa&#8230; İnsan yalnızca biyolojik bir varlıksa, o zaman, psikoloji bulgularının hangi ülkede elde edildiğinin bir önemi kalmayacaktır. Bu durumda, “Kuzey Atlantik (ABD) kaynaklı sonuçlar, tüm dünyaya özgüymüş gibi sunuluyor” biçimindeki eleştiri geçersiz olacaktır. Ancak insan, yalnız biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir varlıktır. Üstelik ekoloji açısından bakılırsa, yalnızca biyolojik bir varlık sayıldığı durumda bile, doğal çevresinin etkilerini gözden kaçırmamalıyız. İklim, enlem, boylam ve genel olarak coğrafyanın insan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>İnsanların dış uzayda yaşamaları önündeki engeller olarak yemek, su, hava ve yakıt gereksinimleri öne çıkıyor. Bunlar biyolojik, fiziksel ve kimyasal gereksinimler. Bunların ‘yükte hafif pahada ağır’ olması şart.</p>
<p>Psikoloji araştırmalarını ana çizgileriyle ikiye ayırıyoruz: Ana akım psikoloji ve eleştirel psikoloji. Ana akım psikoloji, kendi varlık nedenini ve toplumdaki işlevlerini nadir olarak sorgular. Oysa eleştirel psikoloji, kendisine de eleştirel bakabilen türden bir psikolojidir ve diğer bilim alanları ve yaşamın kendisiyle arasına keskin sınırlar çizmez. Ana akım psikoloji, çoğu zaman Kuzey Atlantik (ve hatta özel olarak ABD) kaynaklı bilgileri, tüm insanlık için geçerliymiş gibi sunar; kendi kör noktalarının, yanlılıklarının, bilimselmiş gibi görünen değer yargılarının vb. kimi zaman farkında bile değildir. Kimi zamansa farkında bile olsa ‘tecahülü arif’ yapar, bilmezlikten gelir. Ancak, bu bilmezlik, sanat için değil, kendi çıkarları içindir.</p>
<p>İnsan Yalnızca Biyolojik Bir Varlıksa&#8230;</p>
<p>İnsan yalnızca biyolojik bir varlıksa, o zaman, psikoloji bulgularının hangi ülkede elde edildiğinin bir önemi kalmayacaktır. Bu durumda, “Kuzey Atlantik (ABD) kaynaklı sonuçlar, tüm dünyaya özgüymüş gibi sunuluyor” biçimindeki eleştiri geçersiz olacaktır. Ancak insan, yalnız biyolojik değil, aynı zamanda toplumsal ve kültürel bir varlıktır. Üstelik ekoloji açısından bakılırsa, yalnızca biyolojik bir varlık sayıldığı durumda bile, doğal çevresinin etkilerini gözden kaçırmamalıyız. İklim, enlem, boylam ve genel olarak coğrafyanın insan psikolojisinin her yönüne olmasa da kimi boyutlarına etki ettiği biliniyor.</p>
<p>Birçok toplumsal bilim dalı, dünya ölçeğinin de ötesine geçerek, matematikten aldıkları esinle, ‘evrensellik’ iddiasında bulunur. Oysa, insanlığın bugünkü bilim ve teknolojisi, (fiziksel olanları da içermek üzere) herhangi bir olgunun sırf dünyada geçerli olduğu için evrenin her yerinde de geçerli olacağı iddiasını değerlendirecek kadar gelişmiş değil.</p>
<p>Evrensel olduğunu en çok ileri süren matematik bile, ilerleyen yüzyıllarda, dünya, çevre krizi, nükleer savaş, beklenmedik bir göktaşı vb. felaketlerle yok olmayıp da insanlık başka gezegenlere ve hatta güneş sistemlerine gittiğinde, değişebilecek nitelikte. Çünkü matematiğin bir yandan bir ortaya çıkarma (keşif) yönü var (insan zihni dışında olan matematiği doğada keşfetmiş oluyoruz), bir yandan da buluş (icat) yönü (birtakım matematiksel ilişkileri ancak insan zihninin sınırlılıkları içinde bulguluyoruz).</p>
<p>Dolayısıyla, evrensellik iddiası yanlış; ABD-Kuzey Atlantik kaynaklı bilgilerin dünyasallık iddiası da yanlış. Fakat diyelim, bilgi üretimi, dünyada daha eşitlikçi bir biçimde dağıldı. Bu durumda bile, dünyasallık iddiası kabul edilebilir olmakla birlikte, insansallık iddiası sıkıntılı olabilir. Bunun nedeni, insanların 20. yüzyıldan başlayarak dünya dışı uzaya çıkmasıdır. (Burada, ‘dünya dışı’ diyoruz; çünkü dünya da uzayın bir parçası. Dolayısıyla, gerçekte, insan, her zaman uzaydaydı.)</p>
<p>İnsan Davranışının Dünyasallığı</p>
<p>İnsanların dünya dışı uzaydaki davranışları, bunların ne kadarının dünya koşullarıyla ne kadarının ise insanlık durumuyla ilgili olduğuna ilişkin ipuçları veriyor. Bu ipuçlarını toplayıp birleştirmek için temel bir kaynak, dünya dışı uzaya ilk çıkan insan olan Yuri Gagarin (1934-1968) ve onun çağdaşı olan bir Sovyet psikologu Vladimir İvanoviç Lebedev’in (1929-2004) yazdıkları ‘Psikoloji ve Uzay’ kitabı. Dünya dışı uzaya çıkıp sağsalim dönen Gagarin, ne yazık ki, dünyada basit bir uçak kazasında ölüyor. Bu, halen çeşitli komplo kuramlarına kapı aralıyor, fakat son çıkan belgeler, basit bir ihmalden kaynaklı bir ölüm olduğuna işaret ediyor.</p>
<p>Gagarin ve Lebedev’in anlatımında, insanlığın bilimsel birikiminin uzay araştırmaları için çok boyutlu bir biçimde işe koşulduğunu görüyoruz. İnsanların dış uzayda yaşamaları önündeki engeller olarak yemek, su, hava ve yakıt gereksinimleri öne çıkıyor. Bunlar biyolojik, fiziksel ve kimyasal gereksinimler. Bunların ‘yükte hafif pahada ağır’ olması şart. Mekik içinde yemek ve hava üretimi için çeşitli az yer kaplayan bitkiler üstüne araştırmalar yapılıyor. Su için, &#8211; bugün tiksindirici gelse de &#8211; idrarın geri dönüştürülmesi üstünde çalışılıyor. Bu, aynı zamanda, insan atıklarının da hafiflemesini sağlayarak uzay yolculuğunu kolaylaştırıyor. Yakıt için ise temel düşünce, ay başta olmak üzere yakındaki gök cisimlerinde madencilik. Fakat bütün bunlar, sorunları daha uzun mesafeli uçuşlar için çözmüş olmuyor.</p>
<p>Bunların dışında, insanların psikolojik ve toplumsal gereksinimleri de var. Uzun süre yalnız ve uyaranlardan yalıtılmış bir biçimde yaşamanın ruh sağlığını bozduğu biliniyor. Dış uzayda, insana uyuması ve uyanması için yol gösteren günbatımı ve gündoğumu gibi döngüler de bulunmuyor. Bu da, bir süre sonra, insan bedeninin biyolojik saatini bozuyor, gezginlerin zaman algısı farklılaşıyor. Uzay gezginleri, -sonuçta onlar da insan- gurbetlik duygusu gibi, bir dünyadan uzakta olma hüznüyle dolup taşabiliyorlar. Birçok bilim-kurgu filminde de görüldüğü üzere, dış uzayda hayat, bir noktadan sonra rutine biniyor. Stresli durumlarda gidecek bir yer de yok, tatil zaten hiç yok. İş-aile dengesi diye bir seçenek de bulunmuyor, çünkü uzay gezginleri her zaman çalışma durumundalar. Dolayısıyla, dış uzaya çıkmak, yalnızca fiziksel testler ile bilgi sınavlarını geçmeyi değil sağlam bir psikolojiye sahip olmayı da gerektiriyor. Bu iş, kolay sıkılanlara göre değil; tam tersine, sıkıcı durumlarda, üstelik uzun süreli olan sıkıcı durumlarda bile, kendini eğlendirmeyi bilenlere göre… Buradan, uzay gezginlerinin belli bir küme kişilik özelliğine sahip olmaları gerektiği sonucu çıkıyor.</p>
<p>Hızlı öğrenen, yanlışlarından ders çıkaran, bilgi ve becerilerini sürekli olarak güncelleyen, eleştiri-özeleştiri döngüsünü ilke edinmiş, alçakgönüllü ama özgüven sahibi, arkadaş canlısı, toplumsal ilişkilerde başarılı, zorluklara karşı pes etmeyen, tek başına kaldığında tökezlemeyen, ani duygusal iniş-çıkışlar yaşamayan, neşeli fakat işiyle ilgili olarak aldığı kararlarda duygularına yenilmeyen, hızlı ve doğru kararlar alabilen, başkalarını motive edip onlara moral vermekte başarılı, bilişsel olarak esnek, bilimsel konulara meraklı, fakat magazinel konulara ve başkalarının özel yaşamlarına burnunu sokmayan, yeni hayat deneyimlerine açık, keskin bellekli, cesur, dikkatli, sakin, soğukkanlı, özdenetimli, çevresine güven veren, liderlik özellikleri taşıyan, insanları ve kaynakları örgütleyip bunların eşgüdümünü sağlayarak işe koşmakta başarılı, işini severek yapan, sabırlı vb. bir kişilik kesiti, en uygun aday. Bütün bunların tek bir kişide toplanması ise, elbette oldukça zor. Bir olasılık, bu özelliklerin bir bölümüne sahip takım üyelerinin uzay uçuşlarında birbirlerini tamamlaması olacaktır. Örneğin, bir gezgin, titizliğiyle belli işleri görecek; bir başkası, bilimsel konulara merakıyla, ortaya çıkabilecek sorunlara karşı bunlar daha ortaya çıkmadan, takım adına ve yararına önlem alacaktır. Zaten birçok uzay filminde görüldüğü gibi, uzay gezginleri, gemi mürettebatınınkine benzer bir iş bölümü yapıyor olmalıdır. Kaptan, ikinci kaptan, iletişimci, bilim insanı, mühendis, doktor vb. roller farklı kişilik özellikleri gerektirebilir.</p>
<p>Bu rollerdeki kişiler, acil durumlarda ek işler yapacaklardır. Doktor için belki mühendis, gerektiğinde hemşire olacaktır. Aynı biçimde doktor, mühendis için bir teknisyen gibi çalışmak durumunda kalabilecektir. Öte yandan, uzay filmlerindeki kalabalık kadronun tersine, bugün uzay mekikleri az sayıda gezgine ev sahipliği yapmaktadır; çünkü kaynaklar, ağırlık ve enerji gibi konulardaki kısıtlılıklar çözülebilmiş değil. Her bir ek kişi, daha çok yakıt ve kaynak gerektirecektir. Bu ise, mekiğin gidebileceği mesafeyi kısaltmaktadır.</p>
<p>Dış Uzaydaki Yanılsamalar</p>
<p>Psikoloji açısından uzay gezginliğinin en zor ve en çok araştırılmış konularından biri, yanılsamalar. Yer çekimi, bize bulunduğumuz konum ve yönle ilgili birçok bilgiyi veriyor. Ancak, yer çekimsiz ortamda bu ipuçları olmayınca insan sık sık yanılabiliyor. Örneğin, düz gittiğini sanıyor, ama aslında sola ya da sağa yönelmiş. Bu durumlarda, görmenin en önemli yardımcı olduğu anlaşılıyor; ancak ışık da her zaman olacak değil. Daha da zoru, insan algısıyla makinelerin çeliştiği durumlarda görülüyor. Makineler de sonuçta insan yapımı. Bozulabiliyorlar. Bu çelişkili durumlarda insan algısına mı güvenmeli makineye mi? Ya bu, makinenin bozuk haliyse… Bu ve diğer nedenlerle, mekikte birden fazla gezginin olması yeğleniyor.</p>
<p>Zaten toplumsal bir varlık olan insanın ruh sağlığını koruyabilmesi için, bu kadar zorlu bir yolculukta yoldaşlık edecek arkadaşlar gerekli. Fakat bunların kendi içindeki grup dinamikleri, dünyadaki gibi mi olacak? Bu da, uzayın sosyal psikolojisi alanının araştırmakta olduğu bir konu… Uzay filmleri, bize mekik içinde geçen her şeyin üç aşağı beş yukarı dünyadaki gibi olduğunu gösterse de, insanın dış uzay yolculuğu deneyimi, birtakım güvenilir sonuçlara varmak için henüz yeterince birikmiş değil.</p>
<p>Evrensel Yalnızlık</p>
<p>Dış uzayda iletişim kurulabilir nitelikte başka canlı biçimleri var mı? Dikkat edilirse, bu soruyu, “dış uzayda zeki varlıklar var mı?” biçiminde sormadık. Neden? Çünkü canlı olmak için insanın sahip olduğu türden bir zekaya sahip olmak gerekmiyor. Zeka zaten milyarlarca üyeli canlılar dünyasında çok nadir.</p>
<p>Fakat bizim için daha değerlisi, bu canlıların en azından iletişim kurulabilir nitelikte olması olacaktır. Yoksa uzaklardaki başka bir gezegendeki canlılar bitki ise, bu, bizdeki ‘evrensel yalnızlık’ hissini pek de hafifletmeyecektir. Uzaylılar bir kültüre sahip olma yetisine sahip varlıklarsa, uzayın kültürlerarası psikolojisi gibi bir araştırma alanından söz etmeye başlayacağız.</p>
<p>Uzay gezginlerinin eğitimi çok zorlu bir eğitimdir. Bu zorluk yalnızca uzayda sağ kalma çabasından ileri gelmez. Aynı zamanda gezgin, dünyaya döndüğünde nereye ineceği belli olmaz. Yardım gelene dek sağ kalması gerekir. Uzay giysisiyle çöle de düşebilir kutuplara da… Bunun için gezginler, uzay eğitimine ek olarak, doğada sağ kalma becerileri eğitimi alıyorlar. Avcılık ve balıkçılık öğreniyorlar. Çölde ya da buzullarda, çok az yiyecek seçeneği bulunan yerlerde, gördüğü hayvanı vurabilip vurabilememesi kendisinin yardım gelene dek sağ kalıp kalamayacağını belirleyecektir. Bunun için, gezginler, ek olarak, atış eğitimi de alıyorlar. (Gerçi artık, gezginlerin indikleri yeri saptamak daha kolay.) Bu sağ kalma çabası, havacılığa ve eski dönemlerdeki deniz yolculuklarına benzetilebilir. Ancak havacılık, görece daha kolaydır. Deniz yolculuğunda ise, en azından balık tutulabilir. Uzayda böyle bir olanak da bulunmuyor.</p>
<p>Aslında bize bu yolu başka canlılar açtı: Özellikle maymunlar ve köpekler. Sovyetler Birliği’nde Laika başta olmak üzere uzaya gönderilen köpekler sevgiyle anılıyor, kahraman sayılıyorlardı. Anıtları dikilmiş, pulları basılmıştı.</p>
<p>Sadık dostumuz, uzay gibi zorlu bir parkurda bile bize yardımdan kaçmadı… Uzay araştırmalarında diğer hayvanların değil de köpeklerin yeğlenmesinin nedenlerinden biri, onların yer çekimsiz ortama diğer hayvanlardan daha kolay uyum sağlayabilmesiydi.</p>
<p>Sonuç: İnsanlı Uçuşlardan İnsansız Uçuşlara</p>
<p>Bugün insanlı uçuşlarda belli bir noktadan ileriye gidilmediğini görüyoruz. Bunun yerine insansız araçlar yeğleniyor. Bu, bir yandan insanlı uçuşların yukarıda anılan zorluklarından, bir yandan da insansız araç yollamanın daha ucuz ve sonuçları açısından daha verimli olmasından kaynaklanıyor. Dış uzaya giden insanların, fiziksel-kimyasal-biyolojik gereksinimleri yanında, psikolojik ve toplumsal gereksinimlerinin de karşılanmasında ne kadar ilerleme kaydedilirse, insanlı uçuşlar da o kadar yaygınlaşacak. Yıllar içinde gelişmeleri izliyor olacağız.</p>
<p>Kaynak</p>
<p>Gagarin, Y. ve Lebedev, V.İ. (1970/1984). Uzay ve Psikoloji [Psychology and Space] (çev. Sibel Özbudun). İstanbul: Sorun.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/uzay-psikolojisi-dis-uzayda-insan-davranisi-duygular-yanilsamalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Vietnam’ın Yerli ve Milli Otomobili: Dışa Açılma Politikasından Kendine Yetme Çabasına mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/vietnamin-yerli-ve-milli-otomobili-disa-acilma-politikasindan-kendine-yetme-cabasina-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/vietnamin-yerli-ve-milli-otomobili-disa-acilma-politikasindan-kendine-yetme-cabasina-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:35:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Otomobil]]></category>
		<category><![CDATA[Vietnam]]></category>
		<category><![CDATA[Vinfast]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11632</guid>

					<description><![CDATA[Milli ama Yerli Değil: Birçok Amerikan ürünü için olduğu gibi, milli ama yerli değil seçeneği vardı: Bir Vietnam şirketi arabaları, sözgelimi, Türkiye’deki fabrikalarında üretebilirdi. Yerli ama Milli Değil: Ürünü Vietnam sınırları içinde yabancı bir şirket üretebilirdi &#8211; ki bunun örnekleri bolca var. Misal, birçok Samsung ürünü, artık köken ülke Güney Kore yerine Vietnam’da üretiliyor. Ürünler Güney Kore’ye gitmeden, Vietnam’da üretildiği gibi, doğrudan Vietnamlı tüketiciye sunuluyor. Ne Yerli Ne Milli: Buna örnek ise dışarıdan getirilen yabancı ürünler olacaktır. Bir ürünün milliliği, ayrıca emekçilerinin ve işvereninin ülke yurttaşları olup olmadığıyla da ilişkilidir. Aşağıda göreceğimiz gibi, milli arabanın arkasında olan şirketin sahibi, Vietnamlı bir zengin; çalışanları da çoğunlukla Vietnamlı. Vietnam’ın milli arabası, üretenlerinin uyruğu anlamında da Vietnamlı. Üretimin daha geniş ufkunda, sermaye ve teknoloji başta olmak üzere üretim girdilerinin milli olması da bir diğer boyut. Milli Burjuvazi Bir de sömürgecilik döneminde, ‘milli’ sözünün aldığı ek bir anlam var &#8211; ki bunu sömürgecilere karşı ulusal kurtuluş mücadelesi verip bağımsız olmuş Vietnam gibi ülkelerde daha çok görüyoruz. ‘Milli burjuvazi’ gibi bir kavram ileri sürülür. Bunlar, yerli ya da yabancı olsun, sömürgecilik yanlısı zenginlerin karşısında, memleketlerini ölümüne seven, kendini feda etmek derecesinde seven, zarar da etseler, canlarından mallarından da olsalar memleket çıkarlarını şirket çıkarlarının üstünde tutan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><b>Milli ama Yerli Değil:</b> Birçok Amerikan ürünü için olduğu gibi, milli ama yerli değil seçeneği vardı: Bir Vietnam şirketi arabaları, sözgelimi, Türkiye’deki fabrikalarında üretebilirdi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Yerli ama Milli Değil:</b> Ürünü Vietnam sınırları içinde yabancı bir şirket üretebilirdi &#8211; ki bunun örnekleri bolca var. Misal, birçok Samsung ürünü, artık köken ülke Güney Kore yerine Vietnam’da üretiliyor. Ürünler Güney Kore’ye gitmeden, Vietnam’da üretildiği gibi, doğrudan Vietnamlı tüketiciye sunuluyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Ne Yerli Ne Milli:</b> Buna örnek ise dışarıdan getirilen yabancı ürünler olacaktır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir ürünün milliliği, ayrıca emekçilerinin ve işvereninin ülke yurttaşları olup olmadığıyla da ilişkilidir. Aşağıda göreceğimiz gibi, milli arabanın arkasında olan şirketin sahibi, Vietnamlı bir zengin; çalışanları da çoğunlukla Vietnamlı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vietnam’ın milli arabası, üretenlerinin uyruğu anlamında da Vietnamlı. Üretimin daha geniş ufkunda, sermaye ve teknoloji başta olmak üzere üretim girdilerinin milli olması da bir diğer boyut.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Milli Burjuvazi</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir de sömürgecilik döneminde, ‘milli’ sözünün aldığı ek bir anlam var &#8211; ki bunu sömürgecilere karşı ulusal kurtuluş mücadelesi verip bağımsız olmuş Vietnam gibi ülkelerde daha çok görüyoruz. ‘Milli burjuvazi’ gibi bir kavram ileri sürülür. Bunlar, yerli ya da yabancı olsun, sömürgecilik yanlısı zenginlerin karşısında, memleketlerini ölümüne seven, kendini feda etmek derecesinde seven, zarar da etseler, canlarından mallarından da olsalar memleket çıkarlarını şirket çıkarlarının üstünde tutan burjuvalardır. Bunlar aslında, sömürgecilik döneminde yerli halk devletinin maddi olanaksızlıklar nedeniyle yapamadıkları ekonomik atılımları ülkeleri adına ve için yaparlar. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu anlamda da Vietnam arabasının ardındaki isim, bir ‘milli burjuva’dır. Sömürgecilere karşı cephelerde çarpışmış bir aileden gelmektedir. Yaşı itibarıyla kendisi bizzat savaşın bir parçası olmamakla birlikte, Vietnam hükümetinin savaş sonrasında ülkenin savaş yaralarını sarıp kalkınması için büyük bir umutla bilim ve teknolojiye yönlendirip yetişmek üzere burslu olarak yurtdışına gönderdiği üstün zekalı gençlerden biridir. Memleketine derinden bağlı bir girişimci olarak yetişmiştir. Bu noktada, yeri gelmişken bu ‘milli burjuva’nın yaşamına bir göz atalım:</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Yerlici ve Millicinin Yaşam Öyküsü</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vietnam’ın milli otomobilinin arkasındaki isim olan ülkenin en zengini Pham Nhat Vuong (Vietnamca yazılışıyla ‘Ph</span><span class="s2">ạ</span><span class="s1">m Nh</span><span class="s2">ậ</span><span class="s1">t V</span><span class="s2">ượ</span><span class="s1">ng’ ve okunuşuyla ‘Fam Nıyat Vıng’), hava savunmacı bir baba ile seyyar satıcı (çay satıcısı) bir annenin oğlu olarak 1968’de savaşın tam da orta yerinde, sık sık Amerikan bombalarıyla yerle bir edilen Kuzey Vietnam’ın Haiphong (Vietnamca okunuşuyla ‘Hayfam’) limanında doğar. Bu kent, Vietnam direniş savaşında kilit rolde olmuştur, önce Fransız ordusu ve sonra Amerikan ordusu tarafından sık sık bombalanmıştır. Küçük Vuong, savaştan hemen sonra ailesiyle başkent Hanoi’ya göçer ve orada saygın bir liseden mezun olur. 1987’de üniversitede madencilik ve yerbilim okumaya başlar ve matematikteki üstün başarısı nedeniyle burslu öğrenci olarak eğitimini devam ettirmek üzere Moskova’ya gönderilir. 1992’de mezun olduğunda Sovyetler Birliği dağılmıştır ve dünya sosyalistleri ve elbette Vietnam, şaşkınlık içinde başka dostlar ve başka bir model arayışına girişir. Bu arada genç Vuong, lise aşkıyla evlenir. Bu evlilik hâlâ sürmektedir.</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>Sovyetlerden Ukrayna’ya, Oradan Vietnam’a</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Üniversite sonrasında, borç parayla Ukrayna’da bir Vietnam lokantası açar. Buradan hazır erişte işine yönelir. Hazır erişte özellikle Doğu Asya’da çok yaygın bir üründür. Türkiye’de de yavaş yavaş satışa çıkarılan bu hazır erişte, pakette küçük soslarla birlikte satılır; evde kaynar su eklenip üstü kapatılıp 10-15 dakika bekletilerek yenecek kıvama gelir. Bizdeki çorbalar gibi binbir çeşidi vardır. İşte genç Vuong bu erişte işine girer. Oradan da erişte işine benzer bir işe, hazır kuru yemek işine geçer. Bu işi öyle büyütür ki sonunda şirketini 2009 gibi yakın bir tarihte yüklü bir rakama Nestle’ye satar. Böylelikle yavaş yavaş memleketi Vietnam’da büyük emlak projelerine başlar; 2009’da ise memleketine temelli döner. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vietnam’daki ilk projeleri büyük şehirlerdedir, sonra diğer kentlerde de genişler. Çeşitli birleşme ve satın almalar ile kısa sürede Vietnam’ın ilk dolar milyarderi ve en zengini olur. Bugün Bay Vuong’ın şirketi olan Vingroup’un AVM’lerini, apartmanlarını, villalarını, hastanelerini, okullarını, lüks otellerini, bakkal zincirleri ile süpermarketlerini vb. her büyük şehirde mutlaka görüyoruz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vingroup hızla büyüyor ve daha önce girmediği pazarlara da büyük bir hızla girip iyice tekelleşiyor. Bay Vuong, tam da Vietnam hükümetinin istediği profilde bir ‘milli burjuva’ olduğu için kendisine kolaylıklar gösteriliyor. Diğer bir deyişle yetenekli bir insan olduğu kuşkusuz ama arkasında hükümet desteği olmasa bu kadar büyümesi olanaksız olacaktı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Şehrin Estetiğiyle Oynayanlar</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buraya kadar Bay Vuong’ı ve şirketini fazlasıyla olumlu andık; oysa bir de madalyonun öteki yüzü var: Kimileri, şirketin bir kara para aklama makinesi gibi çalıştığını ileri sürüyor. Bir de işin kentsel dönüşüm boyutu var. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kentin estetiğiyle oynayan çeşitli projelerin imzası Vingroup’a ait. Hanoi’daki bir sinematekin AVM yapılmak üzere kapatılmasının arkasında da aynı şirket var. Bu davranış, Hanoi’da özellikle eğitimli kesimlerde tepkilere yol açmıştı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Başka bir örnekte de başka şirketlere verilmeyen, şehrin (Ho Çi Min Şehri) göbeğindeki kamu mülkü yeşil alan, Vingroup’a veriliyor. Öte yandan, şirketle ilgili iddialar, bunun ötesinde çok da görünür değil. Milli ve yerli bir şirket olarak yabancı girişimlerin yerini alması, Vietnam hükümetince olumlu karşılanıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Köken Ülke Etkisi</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vingroup bir aile şirketi. Vietnam’ın en zenginleri listesinde, Bay Vuong’a ek olarak, eşi ve baldızı da var. Vingroup çok kısa sürede, yerli ve milli bir lüks marka olarak Vietnamlı tüketicilerin belleklerine kazındı ve ‘köken ülke etkisi’ olarak adlandırılan olguya savaş açtı. Bu etki şuna karşılık gelir: Tüketici, ürünleri, genellikle üretildiği ülkeye bakarak değerlendirir. Örneğin, bir ürün Amerikan, Japon ya da Alman malıysa yüksek kalitede olduğu düşünülür. Yerli malı daha ucuz olsa da kalitesiz sayılır; yabancı ülke mallarının pahalılığı mazur görünür. Nasılsa, fazla para, yüksek kalite için ödenmektedir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Savaş döneminde Vietnamlılarda özgüven, kendine inanç ve zafer kazanma umudu çok yüksekti. Fakat savaş sonrasında çeşitli gelişmeler nedeniyle ve savaş görmemiş yeni kuşağın başka etkiler altında büyüyüp ülke nüfusunun çoğunluğu haline gelmesiyle özgüven de yerlerde sürünmeye başladı. Yerli malı aşağılandı, yabancı mallar kalitesiz bile olsa tercih edildi. Buna bir örnek verelim: </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Amerika’dan gelme, hap görüntülü birtakım yiyecek destekleri, Vietnam’daki eczanelerde satılıyor ve kapış kapış gidiyor. Aynısının yerli sürümü çok daha ucuz ama tercih edilmiyor. Bu ürünlerin sağlığa yararlı olduğu düşünülüyor. Vietnamlı tüketici, bundan ötesine bakmıyor bile. Oysa ilaçlarla ilgili biraz araştırma yapsa, bunların ilaç olmadığını ve sağlığa yararlarının ise tartışmalı olduğunu kendisi görecek. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu Amerikan ürünleri, ilaç değil yiyecek olarak onaylanmış ama ilaçmış gibi yanıltmacalı bir algıyla satışa çıkarılıyor. İşte Bay Vuong, böyle bir ortamda milli bir üretim gerçekleştiriyor. Dolayısıyla yabancı ürün hayranı tüketici çoğunluğuna karşı büyük bir risk alıyor ve başarılı olursa, memleketinin özgüvenini de yükseltmiş olacak.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Milli Telefondan Milli Arabaya</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aslında, milli arabaya geçmeden önce milli telefonu konuşmalıyız. Bay Vuong, milli arabadan kısa bir süre önce sahneye milli bir telefon üretimiyle çıktı; belki de “telefonun milliğiyle arabaya hazırlık yaptı” diyebiliriz. O da riskli bir işti ama arabaya göre daha az zorlu bir adımdı. Belki de arabanın pilot çalışmasıydı. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vingroup altındaki markalar lüks; o markalarla yerli bir üretim söz konusu olduğunda, olasılıklardan biri, lüks markanın saygınlığının yerli ürüne olumlu bir biçimde aktarımı ise diğeri, bu saygınlığın, yerli niteliğinin vurgulanmasıyla zedelenmesi biçiminde olabilir. Hangisinin geçerli olduğu sorusunu yanıtlamak için henüz erken. İlerleyen dönemde göreceğiz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Arabaya geçmeden önce son olarak, şu soruyu da sormalı: Bay Vuong’ın bir ‘milli burjuva’ olması neden önemli? Çünkü bu işe, zarar etme pahasına giriyor. Akıllı mantıklı bir kapitalist bunu yapmaz. Öte yandan, ortalama bir kapitalistten çok daha zekiyse bunu yapabilir. Nasıl yapar? Vingroup’a Vietnam hükümeti tarafından sağlanan ayrıcalıklar zaten tek başına paha biçilmez. Bu ayrıcalıklar karşılığında, satış güvencesi olmadan bir üretime girişilip zarar edilmesi yine de devede kulak kalabilir. Şirket o ayrıcalıklardan 10 kazanmışsa, yerli ürün üretimiyle belki 1 kaybetmiş oluyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Savaş sonrası Vietnam’da, buna izin verilmez, ‘milli burjuva’ yaratmak yerine, bu ailenin milyar dolarları kamu kaynağı olarak kullanılırdı. Fakat devir, başka bir devir… Sovyetlerin çöküşünden sonra sistem, Vietnam’a giren her bir motosikletten cüzi bir komisyon alma hakkı olan tek bir Vietnamlının villalar alacağı ve bunun yadırganmayacağı biçimde kurgulanmış. Tahmin edersiniz ki bu sınırsız rantla, villalar, yeni villalar doğuruyor, içinde kimsecikler yaşamasa da… Amaç zaten konut sorununu çözmek değil, servet biriktirmek&#8230;</span></p>
<p class="p2"><span class="s1"><b>Motosiklet Ülkesinde Yerli Araba Satmak</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Gelelim VinFast adlı yerli arabaya: Söz konusu olan yalnızca araba değil, elektrikli motosiklet ve bisiklet üretimi de söz konusu. Vietnam’ın motorlu araç pazarında en güçlüler Çin, Japonya ve Güney Kore. Vietnam, savaş sonrasında, düşük gelirli bir ülke olarak, araba sahipliğinde hızlı bir artış beklemiyordu. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Yollar ona göre yapılmamıştı ve öte yandan, yüksek bir lüks vergisi nedeniyle Vietnam’da araba satın almak, yalnızca ayrıcalıklı kesimlere özgü olagelmişti ya da tam tersi: Araba almak, ayrıcalıklı kesimlere özgü sayıldığı için yüksek bir lüks vergisi alınageliyordu ya da ikisi birden&#8230; </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vietnam hâlâ dünyada kişi başına en fazla motosiklet düşen ülke. Birçok ailede her bir yetişkin için en az bir motosiklet var. Eskisiydi, hurdasıydı derken, bu rakam iyice artıyor. Motosiklet kullanmayı öğrenme yaşı, ilkokula kadar geri gidiyor. Ergenler arasında motosiklet kullanımı da oldukça yaygın. Aradan geçen yıllarda motorlu araç pazarında şunlar değişti: </span></p>
<p class="p1"><span class="s3">Birincisi, arabalar bir statüsü simgesi olarak görülmeye başlandı; artık bisikletli olmak alt sınıfı, motosikletlilik orta sınıfı ve araba sahipliği üst sınıfı temsil eder birer göstergeye dönüştü. Genç kuşak için araba sahibi olmak, ev sahibi olmaktan da öncelikli büyük bir düş-hedef niteliği kazandı. Bunda hem pazarlamacıların hem de Amerikan filmlerinin rolü büyük. Şöyle bir örnek verelim: </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vietnamlı bir genç, uyuşturucu satarken yakalanıyor; polis sorgusunda bunu neden yaptığı sorulduğunda, “araba borcunu ödemek için” diye yanıt veriyor. Diğer bir deyişle araba öylesine şişirilmiş bir düş-hedefe dönüştürülmüş ki onun için uyuşturucu bile satılabiliyor. Böylelikle, VinFast’ın satışa çıktığı Vietnam pazarının birtakım temel parametrelerini sıralamış olduk. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vietnam’da birçok aile, sınıf atlama özlemiyle ve gerçekten ailesel gereksinimler nedeniyle (özellikle birden fazla çocuk sahibi olduklarında) arabaya gereksinim duyuyor; bunun için de borçla orantısız bir biçimde düşük olan aile bütçesi nedeniyle 10-20 yılda ancak ödeyeceği araba kredisine giriyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Ayrıca ülkede toplu taşıma, son zamanlarda olumlu gelişmeler olmakla birlikte hâlâ zayıf. Daha önce bütçe dostu Hint arabası Tata’nın Vietnam’a girmesi söz konusuydu; fakat pratikte bir etkisi olmadı. VinFast, Vietnam’da piyasadaki arabaların çok altında bir rakama satılıyor. Vingroup, büyük risk alır gibi görünse de aslında, ihtiyaç sahibi ve araba satın almaya can atan bir tüketici kesimi hâlihazırda zaten mevcut. İlk parti arabalar, havada bile kapılabilir. Elbette, tüketici, ilk başlarda biraz kuşkulu yaklaşabilir; fakat eş-dost önerisi, fısıltı gazetesi derken, VinFast kısa sürede patlama yapabilir. Milli araba, ilk aşamada iç pazar için düşünülse de ileride, Kamboçya ve Laos gibi Vietnam mallarının yaygın satışta olduğu komşu ülkeler üzerinden bir dışa açılım adımı atabilir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>İstersek Olur, İstemezsek Olmaz</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Aslında yerli ve milli bir otomobil üretmenin önünde hiçbir zorluk bulunmuyor. Tek gerekli olan, yerli ve milli bir üretim yanlısı bir hükümetin desteğiyle, risk alıp gerekirse zarar etse de yine de memlekete hizmet etmede istekli ‘milli’ bir burjuvazinin ısrarı. Murat’a, Şahin’e, Anadol’a hâlâ gülünüyor; oysa daha iyisini yapmanın önünde hiçbir engel yok. Hangi parti ve siyasetten olunursa olunsun, artık ideolojik ve kutuplaştırıcı davranışların bırakılması gerekiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s3">Türkiye’den çok daha küçük bir ekonomiye sahip, 3 milyon insanın yitip gittiği 30 yıllık savaşın ve 100 yıllık sömürgeciliğin yaralarını hâlâ tümüyle saramamış bir ülke bile bunu yapabiliyorsa, Türkiye’de biz şapkayı önümüze koyup düşünmeliyiz. Yok, eğer birbirimize düşü(rülü)p dışa bağımlı olarak yaşamak bizim kendi tercihimizse, önce kendimizi değiştirmeliyiz. Biz tercihlerimizi değiştirip de kendi içimizdeki çeşitliliğe ve farklı düşüncelere saygı duyup birleşirsek yerli ve milli araba da yaparız, uzay mekiği de&#8230;</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/vietnamin-yerli-ve-milli-otomobili-disa-acilma-politikasindan-kendine-yetme-cabasina-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asya Sineması: 10 Ülke 100 Film (2):</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Jul 2019 08:30:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=11613</guid>

					<description><![CDATA[Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan Sineması Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanırak karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız ve geçen sayıda yayımlanan Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya idi. Bu bölümde ise Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan filmlerini ele alıyoruz. Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resime bakma girişimi olarak kurgulandı. Bangladeş’te En Çok İzlenen 10 Film Beder Meye Josna (বেদের মেয়ে জ্যোৎস্না) &#8211; 1989 Yönetmen: Tojammel Haque Bakul Oyuncular: Ilias Kanchan, Abhishek Chatterjee, Nasir Khan, Shambhu Bhattacharya, Subhendu Chattopadhyay, Anamika Saha, Abbas, Anju Ghosh, Bulbul Chowdhury, Saifuddin, Shambhu Dildar Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=x_4SDvh5bwY Bir yılan yetiştiricisi kız ile yılanın soktuğu prensin masalsı öyküsü. Kral, kıza oğlunu iyileştirirse ne isterse vereceğini söyler. Kız da iyileştirdiği prensle evlenmek ister. Kral buna yanaşmaz. Fakat prens de olayı öğrenip kıza aşık olmuştur. Mutlu son bizi bekler. Bu, bir halk anlatısı. Sınıf farkları ve sınıf &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan Sineması</strong></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanırak karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız ve geçen sayıda yayımlanan Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya idi. Bu bölümde ise Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan filmlerini ele alıyoruz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resime bakma girişimi olarak kurgulandı.</span></p>
<p><strong><br />
Bangladeş’te En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p><strong>Beder Meye Josna (বেদের মেয়ে জ্যোৎস্না) &#8211; 1989<br />
</strong>Yönetmen: Tojammel Haque Bakul<br />
Oyuncular: Ilias Kanchan, Abhishek Chatterjee, Nasir Khan, Shambhu Bhattacharya, Subhendu Chattopadhyay, Anamika Saha, Abbas, Anju Ghosh, Bulbul Chowdhury, Saifuddin, Shambhu Dildar<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=x_4SDvh5bwY</p>
<p>Bir yılan yetiştiricisi kız ile yılanın soktuğu prensin masalsı öyküsü. Kral, kıza oğlunu iyileştirirse ne isterse vereceğini söyler. Kız da iyileştirdiği prensle evlenmek ister. Kral buna yanaşmaz. Fakat prens de olayı öğrenip kıza aşık olmuştur. Mutlu son bizi bekler. Bu, bir halk anlatısı. Sınıf farkları ve sınıf atlama aracı olarak evlilik gibi noktalarda Keloğlan masallarını andırıyor.</p>
<p><strong><br />
Shopner Thikana (স্বপ্নের ঠিকানা/ The Address of the Dream) &#8211; 1995<br />
</strong>Yönetmen: M.A. Khaleq<br />
Oyuncular: Salman Shah, Shabnur, Sonia, Wasimul Bari Rajib, Abul Hayat, Dolly Johur<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=dXFYk_VwdUo</p>
<p>Bir aşk üçgeni anlatısı.</p>
<p><strong><br />
Sotter Mrittu Nei &#8211; 1996</strong><br />
Yönetmen: Chotku Ahmed<br />
Oyuncular: Salman Shah, Joy, Shahnaz, Brishty, Alamgir, Syed Akhtar Ali, Raisul Islam Asad, Mozid Bongobasi, Anwar Hossain, Shabana<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=acvR2G-_CSQ</p>
<p>Bol ölümlü bir aile draması.</p>
<p><strong>Ammajan [Dear Mother] &#8211; 1999</strong><br />
Yönetmen: Kazi Hayat<br />
Oyuncular: Shabnam, Manna, Moushumi, Amin Khan, Monwar Hossain Dipjol, Miju Ahmed<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=gA7wunscmSU</p>
<p>Babasının ölümünden sonra annesinin emekli aylığı bağlatmak için gittiği memur, annesine tecavüz edince onu öldüren, 14 yıl hapis yatıp bir mafya babasına dönüşen bir oğulun öyküsü. Artık yeraltı işlerinden iyice zenginlemiştir; ancak asıl işi, tecavüzcülerle tacizcileri gizli gizli cezalandırmaktır. Ancak kendisi de iyi bir kişilik değildir. Bir kızı kaçırır ve zorla evlenmeye çalışır. Bu da başka mafyalardan düşman kazanmasına yol açar. Bir yanda anne duygusallığı, bir yanda da vurdu kırdı dolu bir film.</p>
<p><strong>Monpura (মনপুরা) &#8211; 2009</strong><br />
Yönetmen: Giasuddin Selim<br />
Oyuncular: Chanchal Chowdhury, Farhana Mili, Fazlur Rahman Babu, Mamunur Rashid, Monir Khan Shimul<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=ZYw7PCggOnY</p>
<p>Kırsal kesimde geçen romantik bir ağlatı. Ağanın akli dengesi bozuk oğlu, hizmetçiyi öldürür. Uşak, ağaoğlu ceza almasın diye suçu üstlenir (demek ki akli denge raporu cezadan muaflık sağlamıyor).</p>
<p><strong>Dhaka Attack (ঢাকা অ্যাটাক) &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Dipankar Dipon<br />
Oyuncular: Arifin Shuvoo, Mahiya Mahi, Taskeen Rahman, ABM Sumon, Quazi Nawshaba Ahmed, Shatabdi Wadud, Afzal Hossain<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=yvUCSoN9Zv8</p>
<p>Vurdulu kırdılı bir polisiye. Bangladeş polisiyle dış güçlerin maşası olan bir örgüt arasındaki mücadele anlatılıyor.</p>
<p><strong>PoraMon 2 (পোড়ামন ২) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Raihan Rafi<br />
Oyuncular: Siam Ahmed, Puja Cherry Roy, Fazlur Rahman Babu, Anwara Begum, Bapparaj<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=E2cKB8gUAwU</p>
<p>Sevdiğinin ihanetine uğrayan Müslüman, dindar bir genç kız kendini asar. İntihar, İslam’da günah olduğu için imam ve cemaat cenazesini kaldırmaz. Babası cenazesini alıp köy dışına gömer. Aşıklar birbirinden nefret eden ailelerdendir. İntiharın altında yatan gerçek budur. Bu açıdan film, Romeo ve Juliet’e benzetiliyor.</p>
<p><strong>Keyamot Theke Keyamot (কেয়ামত থেকে কেয়ামত / From Doom to Doom) &#8211; 1997</strong><br />
Yönetmen: Sohanur Rahman Sohan<br />
Oyuncular: Salman Shah, Moushumi, Wasimul Bari Rajib, Abul Hayat, Ahmed Sharif<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=oR3bg4nysmM</p>
<p>Önceki filme benzer biçimde, bir yinelenen kan davası ve düşman aileyle aşk anlatısı niteliğindeki bir yapım.</p>
<p><strong>Kuli / Coolie (কুলি / Porter) &#8211; 1997</strong><br />
Yönetmen: Montazur Rahman Akbar<br />
Oyuncular: Omar Sunny, Sadika Parvin Popy, Amin Khan, Dildar, Humayun Faridi, Dolly Johur<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=YHoNakGQ8TY</p>
<p>Vurdulu kırdılı bir güldürü. Annesine kaba davranan bir zenginden intikam almak isteyen oğlu, bir zengin çocuğu kılığına girerek rol yapar. Olaylar gelişir.</p>
<p><strong>Boss 2: Back to Rule &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Baba Yadav<br />
Oyuncular: Jeet, Subhasree Ganguly, Nusrat Faria Mazhar<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=-DiwAVfy8mE</p>
<p>Hindistan-Bangladeş ortak yapımı. Hindistan, Bangladeş ve Tayland’da geçiyor. Çiftlikbank tarzı bir dolandırıcılıkla insanların paralarına el koyan başkişi Hindistan’ı terk etmek zorunda kalır. Sonradan öğreniriz ki kendisi dolandırıcı değildir, başkalarının oyununa gelmiştir. Onlarla karşı karşıya gelir; fakat karşısındakiler, gözlerini kırpmadan insan öldüren canilerdir. Böylelikle bol gerilimli, ölümlü, vurdulu kırdılı olaylar gelişir.</p>
<p><strong>Endonezya’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p>Önceki bölümde ele aldığımız Hindistan gibi, Endonezya da çokdilli çokkültürlü bir ülke; ancak sinema endüstrisinde neredeyse tümüyle Bahasa Endonez dili ağırlığı var. Ülke halkları 300’den fazla farklı dil konuşsa da bu çeşitlilik filmlere yansımıyor.</p>
<p><strong>Warkop DKI Reborn: Jangkrik Boss! Part 1 &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Anggy Umbara<br />
Oyuncular: Abimana Aryasatya, Vino Bastian, Tora Sudiro<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=2UCPMRM-kHk</p>
<p>Bir güldürü. Üç güvenlik görevlisi, işten atılır ve hapse girerler. Cezadan kurtulmalarının tek yolu kefalet ödemektir. Kefaleti ödemek için ise bir hazine haritasından medet umarlar.</p>
<p><strong>Dilan 1990 &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Fajar Bustomi<br />
Oyuncular: Iqbaal Ramadhan, Vanesha Prescilla, Giulio Parengkuan, Adhisty Zara, Ira Wibowo, Farhan, Brandon Salim, Teuku Rifnu Wikana, Happy Salma, Tike Priatnakusumah, Ridwan Kamil<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=60FjqICkwSc</p>
<p>Bir Endonezya romanından uyarlanmış romantik drama. Dilan, erkek başkişi; Milea ise sevdiği kız. Dilan, bir motosiklet çetesi başıdır. ‘İyi aile kızı’ Milea’ya aşık olur; onu sevgisine ikna etmek için her yolu dener. Olaylar gelişir.</p>
<p><strong>Dilan 1991 &#8211; 2019</strong><br />
Yönetmen: Fajar Bustomi<br />
Oyuncular: Iqbaal Ramadhan, Vanesha Prescilla<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=nwhB2Hb7g5c</p>
<p>Yukarıdaki filmin devamı. Motosiklet çetesi kavgaları var yine. Ayrıca aşk üçgeni var.</p>
<p><strong>Laskar Pelangi [The Rainbow Troops] &#8211; 2008</strong><br />
Yönetmen: Riri Riza,<br />
Oyuncular: Cut Mini, Ikranagara, Tora Sudiro, Slamet Rahardjo, Teuku Rifnu Wikana<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=y0q1mbpbjSE</p>
<p>2 köy öğretmeniyle 10 öğrencinin yokluğa karşı mücadelesini ve yaşama umudunu konu alan film, çoksatan bir Endonezya romanından uyarlama. Güldüren, duygulandıran bir köy okulu filmi. Çocuklar, tüm yoksulluğa ve yoksunluğa karşın, öğretmenlerinin ısrarlı desteğiyle okumaya devam ederler.</p>
<p><strong>Habibie &amp; Ainun &#8211; 2012</strong><br />
Yönetmen: Faozan Rizal<br />
Oyuncular: Reza Rahardian, Bunga Citra Lestari, Tio Pakusadewo, Ratna Riantiarno, Mike Lucock, Vita Mariana<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=MAE6lXOCr3g</p>
<p>Film, Endonezya’nın Suharto sonrası ilk devlet başkanının (ülkenin 3. devlet başkanı oluyor) eşine ilişkin hatıratına dayanıyor. Bir hayatının aşkını bulma öyküsü. Filmin bir bölümü, Almanya’da geçiyor.</p>
<p><strong>Pengabdi Setan (Satan’s Slaves) &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Joko Anwar<br />
Oyuncular: Tara Basro, Bront Palarae, Ayu Laksmi, Endy Arfian, Nasar Anuz, Muhammad Adhiyat, Elly D. Luthan, Dimas Aditya, Arswendi Nasution, Egi Fedly<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=0hSptYxWB3E</p>
<p>Bir hayaletli korku filmi. 3 yıl yatalak olduktan sonra son nefesini veren anne hortlar. Film, 1980’de gösterime girmiş bir başka filmin öncülü. Öncülden kasıt, “o filmdeki önceki olaylar neydi?” arayışı. Bu anlatıda geriye dönüklüğü ‘Yıldız Savaşı’ serisinde de görüyoruz.</p>
<p><strong>Warkop DKI Reborn: Jangkrik Boss! Part 2 &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Anggy Umbara<br />
Oyuncular: Abimana Aryasatya, Vino Bastian, Tora Sudiro<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=RqG20t70PP4</p>
<p>Önceki filmin devamı olan güldürü.</p>
<p><strong>Ayat-Ayat Cinta (The Verses of Love) &#8211; 2008</strong><br />
Yönetmen: Hanung Bramantyo<br />
Oyuncular: Fedi Nuril, Rianti Cartwright, Carissa Putri, Melanie Putria, Zaskia Adya Mecca<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=oGWAN_WX2MY</p>
<p>Mısır’da geçen, dinsel öğeleri baskın olan bir aşk filmi. Çoksatan bir Endonezya romanından uyarlama. El Ezher’e okumaya giden Endonezyalı bir erkeğin aşk açmazları konu ediliyor.</p>
<p><strong>Ada Apa Dengan Cinta? 2 (What&#8217;s Up with Love? 2) &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Riri Riza<br />
Oyuncular: Dian Sastrowardoyo, Nicholas Saputra, Titi Kamal, Sissy Priscillia, Adinia Wirasti, Dennis Adhiswara, Ario Bayu<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=YMQlokkW2eY</p>
<p>Eski aşıkları konu alan bir film. 14 yıl önce gösterime girmiş filmin devamı.</p>
<p><strong>Suzzanna: Bernapas Dalam Kubur (Suzzanna: Breathing in the Grave) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Rocky Soraya ve Anggy Umbara<br />
Oyuncular: Luna Maya, Herjunot Ali, Clift Sangra, Teuku Rifnu Wikana, Alex Abbad, Verdi Solaiman, Kiki Narendra, Asri Pramawati, Opie Kumis, Ence Good<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=4m5yC1BPNpw</p>
<p>Bir hayaletli korku filmi. Soyguncuların soygun sırasında öldürüp bahçeye gömdükleri kadın hortlar.</p>
<p><strong>Filipinler’de En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p><strong>The Hows of Us &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Cathy Garcia-Molina<br />
Oyuncular: Kathryn Bernardo, Daniel Padilla<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=9C5w28q6JgA</p>
<p>İnişli çıkışlı ayrılıklı barışmalı sıradan bir aşk filmi.</p>
<p><strong>The Super Parental Guardians &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Joyce Bernal<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Coco Martin<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=9kyugmVmqiM</p>
<p>Bir güldürü yapımı. Bir kadın ölünce, çocuklarının vasisi en yakın arkadaşı ve çocukların dayıları olur. İkisinin çocukların esenliği için yan yana gelmeleri gerekmektedir. Eleştirmenlerden pek fazla olumlu bir yorum almış değil.</p>
<p><strong>Fantastica &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Barry Gonzalez<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Richard Gutierrez, Dingdong Dantes, Bela Padilla, Jaclyn Jose, Ryan Bang, Maymay Entrata, Edward Barber, Ronnie Alonte, Loisa Andalio, Kisses Delavin, Donny Pangilinan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=-3Ig4PrrqbY</p>
<p>Bir fantastik güldürü. Klasik, sıradan, basmakalıp bir masal. 3 prenses arayışı.</p>
<p><strong>Gandarrapiddo: The Revenger Squad &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Joyce Bernal<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Daniel Padilla, Pia Wurtzbach<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=96iYtnmfEh0</p>
<p>Bir süper kahraman güldürüsü.</p>
<p><strong>A Second Chance &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Cathy Garcia-Molina<br />
Oyuncular: John Lloyd Cruz, Bea Alonzo<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=ySWXqMXc5WY</p>
<p>Bir aşk ve fedakarlık öyküsü. Derinliği olmayan kişilik temsilleri söz konusu.</p>
<p><strong>Beauty and the Bestie &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Wenn V. Deramas<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Coco Martin, James Reid, Nadine Lustre<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=qh5VWtX3muw</p>
<p>Filipinli casusun bir güzellik kraliçesini kaçıran Japon-Kore mafyasıyla mücadelesi ve bununla iç içe geçmiş tıpatıp birine benzeme, yerini alma ve aşk anlatıları.</p>
<p><strong>The Amazing Praybeyt Benjamin &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Wenn V. Deramas<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Richard Yap, Tom Rodriguez, Alex Gonzaga, Bimby Aquino-Yap<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=CYBa0GkDzk0</p>
<p>Teröristlerle ve zombilerle mücadele eden bir ‘süper kahraman’ askerin güldürüsü. Filmde birçok bilgisayar ve video oyununa gönderme yapılıyor. İşin içinde aile draması da var. Bu ve önceki filmde kişiliklerin (aseksüel değil ama) ‘üniseks’ niteliği dikkat çekici. Ne kadınsı erkek ne de erkeksi kadın; ikisi birden ve hiçbiri… Dışarıdan bir gözün cinsiyetlerini anlaması zor olabiliyor. Kişi isimlerinden çıkarsama yapılabilir; ama kimi zaman o bile yanıltıcı olabiliyor.</p>
<p><strong>Girl, Boy, Bakla, Tomboy (Female, Male, Gay, Lesbian) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Wenn V. Deramas<br />
Oyuncular: Vice Ganda, Maricel Soriano, Joey Marquez, Ruffa Gutierrez, Cristine Reyes<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=P7mAsauoYJQ</p>
<p>Adından da anlaşılacağı gibi, bir LGBTİ filmi. Toplumsal cinsiyet eksenli güldürü.</p>
<p><strong>Starting Over Again &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Olivia M. Lamasan<br />
Oyuncular: Piolo Pascual, Toni Gonzaga<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=TYKGY2NrBYY</p>
<p>Bir romantik güldürü. Herhangi bir dikkat çekici özelliği olmayan sıradan bir yapım.</p>
<p><strong>My Little Bossings &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Marlon Rivera<br />
Oyuncular: Vic Sotto, Kris Aquino, Ryzza Mae Dizon, Bimby Yap<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=VkqYF6kwKOA</p>
<p>Bir aile güldürüsü. Film, içerdiği ürün reklamları dolayısıyla eleştiriliyor. İşverenin çocuğuna geçici bir süre bakması gereken bir muhasebecinin öyküsü. Kendi çocuklarıyla bu ‘geçici çocuk’ kaynaşabilecek midir?..</p>
<p><strong>Malezya’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p>Dil ortaklığı nedeniyle, Endonezya sinemasının Malezya’da izlenmesi gibi, Malezya filmleri de Endonezya’da izleniyor. Ancak Endonezya’nın nüfusu çok daha büyük olduğundan, izleyici ağırlığı yine de Endonezya’da. Aynı biçimde, dil ortaklığı nedeniyle Bangladeş filmleri, Hindistan’ın Batı Bengal eyaletinde de izleniyor. Pakistan sineması da bu eksende değerlendirilebilir.</p>
<p><strong>Munafik 2 &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Syamsul Yusof<br />
Oyuncular: Syamsul Yusof, Maya Karin, Fizz Fairuz, Mawi, Fauzi Nawawi, Nasir Bilal Khan, Rahim Razali, Weni Panca<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=1l_vAO5e8fQ</p>
<p>Doğaüstü bir korku filmi. Başkişi, bir cinci hoca. İyi cinci hoca ile kötü cinci hoca ve onların cinlerinin mücadelesinin öyküsü.</p>
<p><strong>Hantu Kak Limah (Kak Limah’ın Hayaleti) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Mamat Khalid<br />
Oyuncular: Awie, Zul Ariffin, Uqasha Senrose, Delimawati, TJ Isa, Sharwani NS<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=IOkzUUB3KFs</p>
<p>Bir korku güldürüsü. Öldükten sonra kalanları rahatsız etme, bir hayaletleşme anlatısı.</p>
<p><strong>PASKAL The Movie &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Adrian Teh<br />
Oyuncular: Hairul Azreen, Ammar Alfian, Henley Hii<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=xGGFgO_-ND0</p>
<p>Filme adını veren PASKAL, Malezya Donanması’na bağlı Özel Kuvvetler’in adının kısaltması. Film, Malezya sinema tarihindeki en pahalı yapım. Donanmanın Angola’daki barış gücü deneyimlerinden ve Aden Körfezi’nde korsanlarla mücadelesinden esinlenen bir film. Filmin bir bölümü İstanbul’da çekildi. Başkişi bir donanma komutanı. İşi gereği ailesinden hep uzaktadır. Babası zaten ölmüştür; annesi ise çok hastadır. Bir karar vermesi gerekir: Vatana mı hizmet edecektir yoksa ailesine mi bakacaktır?.. Ailesi için işten ayrılacakken olaylar gelişir ve kahramanımız kendini çetin bir mücadelenin içinde bulur.</p>
<p><strong>Upin &amp; Ipin: Keris Siamang Tunggal &#8211; 2019</strong><br />
Yönetmen: Ahmad Razuri Roseli, Adam Amiruddin, Syed Nurfaiz Khalid Syed Ibrahim<br />
Seslendirme: Asyiela Putri, Ahmad Mawardi, Mohd Amir Asyraf, Fakhrul Razi Ibrahim, Ernie Zakri<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=lD8Z7GpR45U</p>
<p>Bir canlandırma filmi. 5 yaşındaki ikiz kardeşler ve arkadaşları, sihirli bir hançer görürler ve birdenbire kendilerini bir masal diyarında bulurlar. Hem evlerine dönmenin bir yolunu arayacaklar hem de bu masal diyarında kötülüğe karşı iyilik adına mücadele edeceklerdir. Film Malay halk kültüründen ve inanışlarından birçok öğeye yer veriyor.</p>
<p><strong>Polis EVO 2 &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Joel Soh, Andre Chiew<br />
Oyuncular: Shaheizy Sam, Zizan Razak, Raline Shah, Hasnul Rahmat<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=5-_k43t5sT8</p>
<p>Malezya polisinin teröristlerle mücadelesini anlatan bir film.</p>
<p><strong>Abang Long Fadil 2 &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Syafiq Yusof<br />
Oyuncular: Zizan Razak, Syamsul Yusof, AC Mizal, Tania Hudson, Wak Doyok, Achey Bocey, Shuib Sepahtu, A. Galak, Mas Khan, Delimawati, Hafiz Bahari, Syed Haikal, Ashraf Rahman<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=Ua2qvIgVR5U</p>
<p>Bir polis-mafya çekişmesi filmi.</p>
<p><strong>Polis EVO &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Ghaz Abu Bakar<br />
Oyuncular: Shaheizy Sam, Zizan Razak, Nora Danish, Mimi Ernida, Harun Salim Bachik, Wan Hanafi Su, Ayie Hushairi Husain, Pablo Amirul, Azliyuszaini Mohd Noor, Amerul Affendi, Eyka Farhana, Ungku Hariz, Ariel Ganu, Kamaliah Mat Dom, Fadilah Mansor, Adnan Dzulkafli, Sol Azmie, Tisha Shamsir, Amily Iswadi Amidin, Nazim Shah<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=h5Ksv-boPNw</p>
<p>Yukarıdaki ikinci filmde olduğu gibi, iki polisin kötülerle mücadelesi konu ediliyor. Bu, uyumsuz bir ikilidir. Zafer kazanmak için halden anlayıp işbirliği yapmalıdırlar.</p>
<p><strong>Munafik &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Syamsul Yusof<br />
Oyuncular: Syamsul Yusof, Nabila Huda, Fizz Fairuz, Sabrina Ali, Pekin Ibrahim, A. Galak, Rahim Razali<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=o5K2QjZd_UE</p>
<p>Yukarıda andığımız aynı adlı filmin ilk bölümü. Bir hocanın eş kaybı sonrasında ruhlarla ilk imtihanı.</p>
<p><strong>The Journey &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Chiu Keng Guan<br />
Oyuncular: Ben Andrew Pfeiffer, Lee Sai Peng, Joanne Yew Hong Im<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=McfcKac1Y1A</p>
<p>Bir güldürü-drama. Bir adamın kızı, bir İngiliz’le evlenmek ister. Sonunda razı olur ama bir şartla: Birlikte düğün davetiyesini dağıtmak için bütün ülkeyi (Malezya’yı) birlikte dolaşacaklardır. Bu yolculuk, hem İngiliz damadın Malezya’yı daha iyi anlamasını sağlayacaktır hem de ilişkilerinin sürdürülebilirliği için anlamlı bir sınav olacaktır. Filmi, bir Malezya Çinlisi çekmiş. Oyuncuların çoğu da Çinli. Aslında babanın Malezya kültüründen kastı da Malezya Çinli kültürü. Çin kökenli Malezya yurttaşları, nüfusun beşte birinden biraz fazlasını oluşturuyor. Basit, güzel ve keyifli bir film düşüncesi. İzleyiciyi Malezya’nın farklı bölgelerinde gezdirmesi çok iyi.</p>
<p><strong>Ola Bola &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Chiu Keng Guan<br />
Oyuncular: JC Chee, Luqman Hafidz, Saran Kumar, Marianne Tan, Katrina Ho, Bront Palarae, Frankie Lee<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=eJc5ARq8c94</p>
<p>Önceki filmin yönetmeninden bir futbol filmi. Malezya Milli Takımı’nın 1980 Yaz Olimpiyatları’ndaki başarısı konu ediliyor. Film, toplumsal eleştiri içermeyen konusuna karşın bir tartışmaya neden oldu: Birkaç Malezya dilinde çekilen film, tümüyle Malayca çekilmediği gerekçesiyle, yerli film ödüllerinde sınıflandırma dışı (diskalifiye) sayıldı. Ödüller, böylelikle ‘Ola Bola’dan esirgendi. Görüntüde çokkültürcü olan Malezya’da, çokdilli sinemacılık bu biçimde cezalandırılmış oluyordu.</p>
<p><strong>Pakistan’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p><strong>Jawani Phir Nahi Ani 2 (Youth won&#8217;t come again 2) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Nadeem Baig<br />
Oyuncular: Humayun Saeed, Fahad Mustafa, Ahmad Ali Butt, Vasay Chaudhry, Kubra Khan, Mawra Hocane, Sohail Ahmed, Uzma Khan, Sarwat Gillani, Shehzad Khan, Kanwaljit Singh, Kunika, Safina Behroz, Omer Shahzad, Fawad Khan, Mehwish Hayat, Hamza Ali Abbasi, Sara Loren, Ayesha Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=TUM6liPArUE</p>
<p>Urdu dilindeki film bir romantik güldürü. Kişiliklerden biri, kurguya göre Türkiye’de ünlü olan bir moda tasarımcısının kızı. Film İstanbul’da ve Dubai’de çekilmiş. Sık sık İstanbul görüntüleriyle karşılaşıyoruz. Zenginlerin yaşamı, eş kaybı sonrası bunalım ve intihar ve Hindistan-Pakistan dostluğu/düşmanlığı konu edilmiş.</p>
<p><strong>Punjab Nahi Jaungi ( پنجاب نہِیں جاؤں گی‎) &#8211; 2017</strong><br />
Yönetmen: Nadeem Baig<br />
Oyuncular: Humayun Saeed, Mehwish Hayat, Urwa Hocane<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=z1AaNERuYHs</p>
<p>Urdu ve Pencabi dilindeki film bir romantik güldürü. Pencap kültüründen öğeler taşıyan bir aşk üçgeni anlatısı. Ataerkil yönleri nedeniyle eleştiriliyor.</p>
<p><strong>Teefa in Trouble ( طیفا اِن ٹرَبل‎) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Ahsan Rahim<br />
Oyuncular: Ali Zafar, Maya Ali<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=jw5dTVTX9zo</p>
<p>Urdu ve Pencabi dilinde bir vurdulu kırdılı romantik güldürü. Pakistan sinemasındaki en pahalı yapımlardan. Orta sınıftan yetenekli bir yetim çocuğun mafyalaşmasını görüyoruz. Filmin büyük bir bölümü Polonya’da geçiyor. Kişiliklerden biri Polonyalı. Baba, oğluyla evlenmeyi reddeden gelin adayını Polonya’dan Pakistan’a kaçırma görevini işte bu mafya kişiliğine verecektir. Elbette buradan beklenmedik (yoksa beklendik mi demeli) bir aşk öyküsü yükselecektir. Öte yandan, film, başrol oyuncusuna ilişkin cinsel taciz iddiaları nedeniyle protesto edildi; protestoculara şiddet uygulandı. Bu nedenle, içeriğinden bağımsız olarak, dış bağlamı nedeniyle tartışmalı bir yapıt olarak akıllarda kaldı.</p>
<p><strong>Jawani Phir Nahi Ani &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Nadeem Baig<br />
Oyuncular: Humayun Saeed, Hamza Ali Abbasi, Ahmad Ali Butt, Vasay Chaudhry, Ayesha Khan, Sarwat Gillani, Uzma Khan, Mehwish Hayat, Sohai Ali Abro, Ismail Tara Jawed Sheikh, Bushra Ansari, Farhan Ally Agha<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=_kmWI52hXjk</p>
<p>Urdu dilinde çekilen film, macera-güldürü türünde. Boşanma avukatlığı yapan bekar bir erkek, 3 erkek arkadaşını eşlerinden kurtarmak için bir yolculuğa çıkarır. Film çoğunlukla Tayland’da geçiyor. Eşlerinin Tayland’a gittiğini duyan kadınlar boşanma davası açarlar. Film, yine de mutlu son(lar)la bitecektir. Yukarıdaki film, bunun devamı. O filmde eşini kaybeden başkişi, bu filmdeki boşanma avukatı.</p>
<p><strong>Parwaaz Hai Junoon ( پرواز ہے جنوں‎; Soaring is Passion) &#8211; 2018</strong><br />
Yönetmen: Haseeb Hassan<br />
Oyuncular: Hamza Ali Abbasi, Ahad Raza Mir, Hania Amir<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=FJ2Fm-4CR5k</p>
<p>Urdu dilindeki film bir hava savaşı filmi. İçinde aşk da var. Film, Pakistan Hava Kuvvetleri’ne armağan. Filmde “kadından pilot olmaz” gibi ataerkil düşüncelere de tepki var. ‘Parwaaz Hai Junoon’da Hava Kuvvetleri’nin hedefi Hindistan’dan girebilecek izinsiz hava araçları ve Taliban. Milliyetçi bir film. Şehitlik yüceltiliyor. Fakat bir yandan çelişkili: Babası da pilot olan kadın pilot, Amerikan vatandaşı. Dahası, bu pilotlar tümüyle iyi insanlar değildir. İş yaşamlarında daha da yükselmek için birbirlerinin kuyularını kazarlar. Kıskançlık, pilotlar arasında sıradan bir duygudur. Bu öğeler, filme drama ve entrika katmak için eklenmiş olabilir. Fakat dışarıdan bir göz için havacıların hiç de kahraman profiline uymadığı gibi bir izlenim oluşuyor.</p>
<p><strong>Waar (the Strike) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Bilal Lashari<br />
Oyuncular: Shaan Shahid, Shamoon Abbasi, Ali Azmat, Ayesha Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=6Gc45eyvSL4</p>
<p>Urdu dilinde ve İngilizcede çekilen film, bir devlet destekli ‘İslami terörizm’ ile mücadele anlatısı. Milliyetçi bir film. Başkişinin babasını bir Hint casusu öldürmüştür; bu nedenle intikam peşindedir. Filmde düşman hem Hindistan hem de Taliban benzeri gruplardır ve bunlar Pakistan’a karşı birbirleriyle işbirliği yapmaktadır. Filmin sonunda Hint casus öldürülür. ‘Waar’da, Hint filmlerindeki barış yanlısı iletilerin tam tersini görüyoruz.</p>
<p><strong>Bin Roye (Without Crying) &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Shahzad Kashmiri<br />
Oyuncular: Mahira Khan, Humayun Saeed, Armeena Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=KqrW07avnXA</p>
<p>Urdu dilindeki film, bir romandan uyarlama. Romantik drama. Sevgisi karşılıksız olan genç kız, bir ablasının olduğunu öğrenir; ancak ablasıyla (rastlantı bu ya!) karşılıksız sevdiği erkeğin sevgili olduklarını ve yakında evleneceklerini duyar ve çılgına döner. Fakat abla bir kazada ölünce, sevdiğine kavuşma olasılığı belirir. Herhangi bir kayda değer özelliği olmayan bir film.</p>
<p><strong>Wrong No. &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Yasir Nawaz<br />
Oyuncular: Danish Taimoor, Sohai Ali Abro, Janita Asma, Javed Sheikh, Qavi Khan, Shafqat Cheema, Danish Nawaz, Tooba Siddiqui, Nadeem Jafri<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=H6byme4UaE4</p>
<p>Urdu dilindeki film, bir romantik güldürü. Babalarla yapacakları meslek konusunda zıt düşen gençler ve aşk anlatılarıyla klasik bir gençlik filmi.</p>
<p><strong>Actor In Law &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Nabeel Qureshi<br />
Oyuncular: Fahad Mustafa, Mehwish Hayat, Om Puri, Alyy Khan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=owhkMgL-JYU</p>
<p>Urdu dilinde çekilen film, toplumsal güldürü niteliğinde. Pakistan sinemasındaki genel eğilimden farklı olarak, filmde Hintli bir oyuncu var. Başkişi, aldığı başarılı sonuçlarla büyük ün sahibi olmuş bir avukat. Oyuncu olmak istemiştir; ama aile baskısıyla avukat olmuştur. Meslekteki başarısının sırrı, oyunculuk becerileridir. Filmin ismi buradan gelmektedir. Önüne gelen son dava ise ülkeyi sarsacak nitelikte. Filmin konusu, bu dava.</p>
<p><strong>Janaan (Canan) &#8211; 2016</strong><br />
Yönetmen: Azfar Jafri<br />
Oyuncular: Armeena Khan, Bilal Ashraf, Ali Rehman Khan, Hania Amir<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=UyAll2hOch0</p>
<p>Urdu ve Paştun dillerinde çekilen film, bir romantik güldürü. Asıl izlek, aşk ve eş bulma olmakla birlikte, çocuk suistimali gibi zor bir konuyu da işliyor. Çocuklar için büyük bağışlar yapan hayırsever zenginin aslında çocuk tacizcisi olduğu ortaya çıkacaktır. Fakat arkası sağlamdır; yargı önüne çıkarılması çok zor olacaktır; çocukların haklarını arayanlar büyük bedeller ödemek zorunda kalacaktır. Filmin başlığı yanıltıcı.</p>
<p><strong>Tayvan’da En Çok İzlenen 10 Film</strong></p>
<p>(Tayvan, Çin resmi söyleminde bir ülke değil, Çin’in bir bölgesi olarak değerlendirilmektedir. Ancak sineması anakara Çin’inden bağımsız bir biçimde geliştiği için Tayvan sinemasını burada ayrıca ele aldık.)</p>
<p><strong>Cape No. 7 (海角七號 ) &#8211; 2008</strong><br />
Yönetmen: Wei Te-sheng<br />
Oyuncular: Van Fan, Chie Tanaka, Kousuke Atari, Rachel Liang, Johnny C.J. Lin, Ming Hsiung, Ying Wei-Min, Ma Nien-hsien, Joanne Yang, Bjanav Zenror, Ma Ju-lung , Hsiao-Lan Pei, Chang Kuei, Shino Lin, Pei-Chen Lee, Chang Hsin-yan<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=5TaIUCyyiXI</p>
<p>Müzikli bir romantik drama. Çince, Tayvanca ve Japonca çekilmiş. 1940’larda, Japonya’nın Tayvan’ı işgalinin son yıllarında, bir Japon öğretmen, yerel bir kıza aşık olur, onunla Japonya’ya kaçacaklardır. Fakat savaşın bitimiyle gelen gelişmelerle birlikte plan suya düşer. 60 yıl sonra Japonya’ya gönderilmek üzere yazılıp sahibine ulaşmamış mektuplar bulunur. Postacı, iade için Tayvan’daki adrese bakar, fakat artık bu adres geçerli değildir. Mektuplar sonunda sahibini bulurken, postacı da kendini bir aşkın içinde bulacaktır. Film, içten bir yapım olmakla birlikte, Japon işgali dönemini olumladığı için haklı olarak eleştiriliyor.</p>
<p><strong>Seediq Bale Part I: Sun Flag (賽德克•巴萊（上）：太陽旗 / Warriors of the Rainbow &#8211; Real Men) &#8211; 2011</strong><br />
Yönetmen: Wei Te-sheng<br />
Oyuncular: Nolay Piho, Yuki Daki, Umin Boya, Masanobu Andō, Kawahara Sabu, Yuichi Kimura, Vivian Hsu, Landy Wen, Irene Luo, Chie Tanaka Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=3L_PNQgQ49w</p>
<p>Tayvan sinemasındaki en pahalı yapım olan film, tarihsel bir drama. Japon işgali ve sömürgeciliği altındaki en büyük ayaklanmalardan biri olan Wushe İsyanı’nın (1930) öyküsü. Bu, Çinlilerin değil Tayvan’ın yerli halklarının ayaklanması. Japon ordusuyla yerliler arasında doğal kaynakların paylaşımı konusunda anlaşmazlık oluyor. Zaten sömürgeciliğin ta kendisi, en baştan çatışma nedeni. Film, 1930’a nasıl gelindiğini anlatmak üzere yüzyılın başına kadar gidiyor. Japon işgalciler, yerlilerin geleneklerini yasaklıyor; fakat çatışma, kültürel’den önce ekonomik. Japon ordusu, onları zararsız yerliler olarak değil, kaynaklar konusunda rakip olarak görüyor. Film, direniş ve yenilgi anlatısıyla ‘Son Mohikan’, ‘Cesur Yürek’ (Braveheart) ve ‘Apocalypso’ filmlerine benzetiliyor. Filmin şiddet sahneleri eleştiriliyor; fakat bunlar, tarihsel olaylara bağlı kalma amacıyla gerekçelendiriliyor. Yalnız Japon sömürgecilerin değil, yerlilerin de kadın, erkek, çocuk demeden vahşice katliamlar yapmalarının direnişin haklılığını sorgulatır nitelikte olduğu belirtiliyor. Tarihsel olaylar, bizim bugün zihnimizdeki değer ve şablonlara uymuyor. Yine de filmde bu kadar şiddet sahnesi olması gerekmiyordu. Çok fazla kafa kesme sahnesi var; hatta kimi yorumcular, filmi en fazla kafa kesmenin olduğu filmlerden biri olarak değerlendiriyor. “Tarihe bağlı kalacağız” diye, kimin elinden çıkarsa çıksın en vahşi sahnelerin gösterilmesine gerek yoktu. Vahşiliklerin (örneğin, tecavüzün) gösterilmesi yerine anlatılması, daha doğru olur. Şiddetin olduğu gibi gösterilmesi, şiddet karşıtlarının davasına destek olacağına köstek oluyor, çünkü şiddet sahnesini izleyen kimi izleyicilerin aklına böylelikle şiddetin ta kendisi sokulmuş oluyor. Film, karşılıklı şiddet anlatısıyla, sömürge karşıtı çıkış noktasından iyice uzaklaşıyor; Japon işgalcileri adeta mağdurlara dönüştürüyor. Filme yönelik ilgi ise az bilinen yerel bir olayın konu edilmesine bağlanıyor. Dolayısıyla sinema tekniklerinden çok, konunun kendisi ilgi uyandırıyor. Tayvan’da yerli halkların torunları ise filmin tümüyle gerçekleri yansıtmadığına, atladığı önemli öğeler olduğuna ve hatta yerli kültürleriyle ilgili yanlışlar bile barındırdığına dikkat çekiyor.</p>
<p><strong>David Loman (大尾鱸鰻 ) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Chiu Li-kwan<br />
Oyuncular: Amber Kuo, Tony Yang<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=qZyKKbwC9SQ</p>
<p>İçinde bir baba-kız çatışması ve öldürülen babasının intikamını almak isteyen oğul da bulunan bir mafya güldürüsü.</p>
<p><strong>You Are the Apple of My Eye (那些年，我們一起追的女孩 ) &#8211; 2011</strong><br />
Yönetmen: Giddens Ko Oyuncular: Kai Ko, Michelle Chen<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=v5H6wE47FrI</p>
<p>Bir aşk filmi. Tayvanlı bir yazarın aynı adlı yarı-özyaşamöyküsel romanına dayanıyor. Başkişi, sonradan yazar olacak ‘yaramaz’ bir öğrenci. Bir de çalışkan kız öğrenci var. Lisede sınıfta arkalı-önlü otururlar. Yıllar geçtikçe bu ilişki, üniversite yıllarında devam edecek bir aşka evrilecektir. Fakat sonra koparlar, 2 yıl görüşmezler. Büyük bir deprem sonrasında birbirlerini merak edip telefonlaşırlar; ama “başka dünyaların insanları” olduklarını düşünerek gerisini getirmezler. Yıllar yılları kovalar ve ansızın yazarın sevgilisi, onu düğününe davet etmek üzere arar. İzleyiciye mutlu son bahşedilmez. Kayda değer bir özelliği olmayan, sıradan bir yapım.</p>
<p><strong>Our Times (我的少女時代 ) &#8211; 2015</strong><br />
Yönetmen: Frankie Chen<br />
Oyuncular: Vivian Sung, Darren Wang, Dino Lee, Dewi Chien<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=0HGiG9z2m74</p>
<p>Bir liseli filmi. Başrolde, liseli bir kız ve lisede bir çete var. Aşk ve entrika dolu sıradan bir yapım.</p>
<p><strong>Kano &#8211; 2014</strong><br />
Yönetmen: Umin Boya<br />
Oyuncular: Masatoshi Nagase, Yu-Ning Tsao, Hsing-Chen Yeh, Togo Igawa, Maki Sakai, Takao Osawa, Tenma Shibuya, Aoki Ken, Rose Yu<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=eMSCpG2pLYo</p>
<p>Bir beyzbol filmi. Film, Tayvan’ın Japon işgali altında olduğu dönemde bir lise takımının şampiyonluğa ulaşma öyküsü.</p>
<p><strong>Seediq Bale Part II: Rainbow Bridge (賽德克•巴萊（下）：彩虹橋 ) &#8211; 2011</strong><br />
Yönetmen: Wei Te-sheng<br />
Oyuncular: Nolay Piho, Yuki Daki, Umin Boya, Masanobu Andō, Kawahara Sabu, Yuichi Kimura, Vivian Hsu, Landy Wen, Irene Luo, Chie Tanaka<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=u_ocnUbrVd0</p>
<p>Film, yukarıda andığımız yapımın devamı. İlk bölümde, isyanın öncüllerini ve isyanı; ikinci bölümde ise Japon sömürge ordusunun buna yanıtını görüyoruz.</p>
<p><strong>Din Tao: Leader of the Parade (陣頭 ) &#8211; 2012</strong><br />
Yönetmen: Fung Kai<br />
Oyuncular: Alan Ko, Alien Huang, Crystal Lin, Chen Po-cheng, Samantha Ko, Liao Jun<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=rRZbuF0i4gQ</p>
<p>Bir geleneksel tiyatro/dans grubunu canlandırma öyküsü. Grubun performansında dövüş sporları ve akrobasi de var. Gelenek ve yenilenme, aile ilişkileri, liderlik, sanat ve toplum gibi konular işleniyor.</p>
<p><strong>Zone Pro Site (總舖師 ) &#8211; 2013</strong><br />
Yönetmen: Chen Yu-hsun<br />
Oyuncular: Lin Mei-hsiu, Tony Yang, Kimi Hsia<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=cLB4tnnf6oY</p>
<p>Bir şefin gelip kapanmaya doğru giden aile lokantasını kurtarmasına ilişkin bir güldürü.</p>
<p><strong>Lust, Caution (色，戒 ) &#8211; 2007</strong><br />
Yönetmen: Ang Lee<br />
Oyuncular: Tony Leung Chiu-Wai, Tang Wei, Anupam Kher, Joan Chen, Wang Leehom<br />
Tanıtım Videosu: https://www.youtube.com/watch?v=p0o3yNnbCR4</p>
<p>Bir kısa romandan uyarlanan erotik casusluk filmi. 1930’ların Hong Kong’uyla, 1940’ların Şanghay’ında geçiyor. O dönem, Şanghay Japon işgaline girmiştir. Çinli yurtsever öğrenciler, Japon yanlısı kukla hükümetin önde gelen isimlerinden birine suikast düzenleme kararı alırlar. Film, bu açıdan, Güney Kore sineması listesinde andığımız ‘Suikastçi’ filmine benziyor. Daha doğrusu, ‘Suikastçi’ (2015) bu filme benziyor; çünkü bu film ondan önce çekilmiş. Öte yandan, suikast biçiminde farklılaşırlar: Çinli bir kadın öğrenci, kukla hükümet yetkilisine cinsel çekiciliğiyle ulaşır. Film, gerçek olaylara dayanıyor; cinselliğini kullanarak Japon işgalcilerden bilgi sızdıran Çinli yurtsever kadın Zheng Pingru’nun (1918-1940) yaşamından esinleniyor. Zheng, Japon güvenlik şefine düzenlediği suikast başarısız olunca sömürge güçlerince infaz ediliyor. Zheng’in babası Çinli, annesi Japon’du, anadili Çince ve Japoncaydı; öte yandan, Çin’in Japon işgaline uğramasına tümüyle karşıydı. Birçok konuda taban tabana zıt görüşlere sahip olan Çin Komünist Partisi de Tayvan hükümeti de Zheng Pingru’yu bir kahraman olarak görüyor. Zheng’in ailesinde de birçok sömürgecilik karşıtı bağımsızlık şehidi var. Öte yandan, roman ve film, haklı tepkilere yol açtı; çünkü ikisi de çok önemli bir noktayı, kurgusal (yazınsal/sinematik) ilgi uyandırmak adına çarpıtıyor: Gerçek yaşamda, Zheng’in suikast girişimi teknik nedenlerle (silahı tutukluk ediyor) başarısız oluyor; roman ve film ise başarısızlığı, Zheng’in suikast düzenlemeyi planladığı kişiye sonradan aşık olmasına bağlıyor. Ayrıca filmin, daha çok izlenip daha çok ticari kazanç elde etmek adına, bağımsızlık mücadelesi yerine seks sahnelerine ağırlık vermesi de Zheng’in anısına karşı büyük bir saygısızlık olarak değerlendirilebilir. Zheng’in kızkardeşi, basın açıklaması yaparak, filmdeki çarpıtmalara büyük tepki gösterdi. Amaç, maddi kazanç ve ün olunca her tür tarihsel gerçek itinalı-itinasız çarpıtılıyor. Tam da bu nedenlerle, film ekibi, anakara Çin’inde yıllarca cezalı kaldı. Birçok ülkede filmin açık saçık ve hiç de ana öyküyle doğrudan ilgisi olmayan sahneleri kesildi. Karma bir kadrodan oluştuğu için Tayvan filmi sayılıp sayılmayacağı da tartışmalı. Film, sinemanın endüstrileşmesinin kötülükleri üstüne anlamlı bir ders niteliğinde.</p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Sonuç: </b>Böylelikle, yaklaşık 3.6 milyar insanın yaşadığı 10 Asya ülkesinden toplam 100 filmi ele almış olduk. En çok izlenen filmleri belirleyen, bilindiği gibi, yalnızca filmin özellikleri değildir; günümüzün kültür endüstrisinde filmin bütçesi ve pazarlama programı, çok etkili olmaktadır. Tek başına bu nedenle bile, en çok izlenen filmlerin en iyi filmler olmadığını çoktan fark etmiş olmalıyız. Filmler, yalnızca izleyicilerin eğilim ve tercihlerini değil, film endüstrisinin etkinliğini ve beklentilerini de yansıtıyor ve bunlar günümüzde iç içe geçmiş durumda. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu film endüstrisinin manipülasyonuna bir örnek olarak, başta Müslüman çoğunluklu ülkeler olmak üzere, çeşitli ülkelerde gişe rekoru beklenen pahalı filmler, genelde dini bayramlarda ya da resmi tatillerde gösterime sokuluyor. İnsanların tatilde sinemalara koşması bekleniyor ve öyle de oluyor. Bu nedenle filmlerin posterlerinde bile, “falanca bayramda gösterime girecektir” gibi notlar görüyoruz. Tür olarak baktığımızda, filmlerde ‘masala etkisi’ olarak adlandırılan durumu gözlemliyoruz. Eskiden bir filmi tür açısından sınıflandırmak daha kolaydı; oysa şimdi, aynı film, birçok türe giriyor; hem güldürü hem drama hem korku filmi vb. Bu etkiyi Türkçede ‘çeşni etkisi’ olarak da niteleyebiliriz. Bu etkinin varlığı, aynı zamanda, filmlerin artık izleyicide belli tür bir duyguyu değil duygusal iniş çıkışları ve duygu çeşitliliğini hedeflediğini gösteriyor. Bir filmin hem güldürüp hem ağlatması, hem korkutup hem rahatlatması gibi bir durum söz konusu… Bu 10 ülke sineması içinden, Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya sinemasının küresel ölçekte etkili olduğunu görüyoruz; diğer ülkelerin etkileri kısıtlı kalıyor ve genellikle komşu ülkelerin ötesine geçmiyor. Bu dört sinema, küresel izleyici kitlelerine yönelirken çok farklı yollardan gidiyorlar; ancak hepsinde ortak olan bir nokta, evrensel izleklerden çok kendilerine özgü, kültürel olanı, yerel olanı öne çıkarmaları. Böylelikle bu dört ülkeden birçok filmde, tarihsel olayların, mitolojinin ve antropolojik öğelerin yansıtıldığını görüyoruz. Bu dört ülkede, en çok izlenen filmler içinde, çok sayıda yerli film görüyoruz. Diğer ülkelerin en çok izlenenler listelerinde ise yabancı filmler daha baskın. Bu, film endüstrisinin gelişkinliğiyle olduğu kadar, devletlerin kültür politikalarıyla ilgili de bir durum. Örneğin, Güney Kore’nin, Kuzey Kore bahanesiyle, Çin’in güvenliğini tehlikeye atan Amerikan kaynaklı hava savunma sistemini kurmasına tepki olarak Çin, Güney Kore yapımlarını yayından kaldırabiliyor; bu da Çinli izleyicileri yerli yapımlara ve Hint filmlerine yöneltebiliyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s2">Bu 10 ülkenin filmlerinde yabancıların çok az yer alması, dikkat çekici bir diğer konu. Yerli ve yabancı yapımlar, neredeyse tüm filmlerde keskin bir biçimde ayrılmış durumda. Öte yandan, kimi filmlerin köken ülkeleri dışında çekildiğini ve/ya da geçtiğini görüyoruz. Özellikle Pakistan ve Hindistan filmlerinde, yurtdışından gelen ya da yurtdışıyla bağı olan yerel kişiliklerle karşılaşıyoruz. Bunlarda genellikle kişiler, İngiltere, kıta Avrupası ya da ABD’den geliyorlar. Bu durum, adeta sınıfsal bir gösterge; kişiliklerin gelir durumunu belli etmek, kişiliklere saygınlık kazandırmak vb. gibi işlevleri ortaya çıkıyor. Bu açıdan bu filmler, sınıfsal çözümlemeye açık yapımlar. Klasik Hindistan romantik sinemasındaki yalnızca zenginlerin arasındaki aşkı konu alan ya da farklı sınıflardan ve kastlardan çiftlerin ağlatısını ya da Keloğlan’sı mutlu sonları konu alan yapımların çok ötesine geçildiğini görüyoruz. Kimi filmlerde barışın ve dostluğun, kimilerinde ise savaşın, düşmanlığın ve ayrımcılığın işlendiğini not ediyoruz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu son noktayla ilgili olarak, filmlerde kadınlar başta olmak üzere çeşitli toplumsal ve topluluksal kategorilerin temsili, incelenmeyi bekliyor. Geleneksel değer yargılarını olumlayan ve yücelten anlatılarla bunlara meydan okuyan, değişim ve yenilik talep eden anlatılar karşı karşıya geliyor. Bir diğer dikkat çekici nokta ise fantastik yapımlara ve canlandırma sinemasına kayış. Bu kayış, birçok durumda, sinema izleyicisinin zeka yaşını düşürüyor. Ortaya eleştirel olmayan ya da yeterince eleştirel olmayan, sinemaya yalnızca ticari kazanç ekseninde bakan yapımlar çıkıyor. Böylelikle Hint sinemasındaki Amir Han fırtınasının tersine, düşündürme işlevi hiç olmayan, bolca masal anlatıp eğlendiren yapımlar, tüm sinemacılığı ele geçiriyor. Elbette bu yapımlar da olmalı; ancak bunların yaygınlaşmasıyla daha karmaşık konuları daha sanatlı işleyen yapımlar hak ettiği ilgi ve destekten mahrum bırakılmış oluyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">10 ülke 100 film… Söylenecek elbette çok söz var. Bu listeler de kalıcı değil; fakat film ekipleri çoğunlukla üretmeye devam edeceğinden, buradaki görüşlerin sonraki yıllarda da anlamlı olacağını düşünüyoruz.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Asya Sineması: 10 Ülke 100 Film (1)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-1/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 01 Jun 2019 12:01:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Asya Sineması]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10941</guid>

					<description><![CDATA[Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanıp karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya; ve gelecek sayıda yayımlayacağımız ikinci bölümde açımlanan Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan. Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resme bakma girişimi olarak kurgulandı. (100 filmin tümünün tanıtım videolarına şu listeden ulaşılabilir: https://www.youtube.com/playlist?list=PLiM4ibJL4oLFE8SNSRH3kj7Z3QuPSu4nm ) İlk bölümde kendi ülke sınırlarını aşmış, dışarıda etki etmiş, büyük kazançlar elde etmiş 4 Asya sinemasını ele alıyoruz. Bu 4 ülke sinemasını dışadönük sinemalar olarak adlandırdık; fakat bu, yerel öğeler kullanmadıkları anlamına gelmiyor. Hatta dünyada tam tersine ve karşıtlamsal (paradoksal) olarak fazlasıyla yerel oldukları için ilgi görüyorlar. Dolayısıyla burada dışadönüklüğü, içerik üzerinden değil yüksek sayıda uluslararası izleyiciye sahip olma üstünden tarifliyoruz. (1) Dışadönük Sinemalar: Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya Sineması Çin’de En Çok İzlenen 10 Film (aşağıdaki dökümde Hong Kong ve Çin filmleri birlikte ele alınmıştır. Sıralamada ölçüt olarak gişe &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p class="p1"><span class="s1"><i>Bu yazıda, gişe hasılatlarına göre Asya’nın 10 ülkesinin en çok izlenen 10 yerli filmindeki ortak konulara, birtakım yapısal benzerliklere ve farklılıklara odaklanıp karşılaştırmalar yaparak çeşitli çıkarımlarda bulunuyoruz. Böyle bir çaba, sinema endüstrisi araştırmalarına ve Asya çalışmalarına yardımcı olacak veriler sağlayabilir. Bu ülkeler, ilk bölümde ele aldığımız Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya; ve gelecek sayıda yayımlayacağımız ikinci bölümde açımlanan Bangladeş, Endonezya, Filipinler, Malezya, Pakistan ve Tayvan.</i></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Buradaki değerlendirmeler her bir film ayrıntılarıyla incelenmediğinden yüzeysel olarak görülebilir. Ancak kimi zaman ayrıntılara odaklanmak yerine, geriye çekilip büyük resme bakmamız gerekir. Bu çalışma, bu biçimde, bir büyük resme bakma girişimi olarak kurgulandı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">(100 filmin tümünün tanıtım videolarına şu listeden ulaşılabilir: </span></p>
<p class="p2"><span class="s1">https://www.youtube.com/playlist?list=PLiM4ibJL4oLFE8SNSRH3kj7Z3QuPSu4nm )</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İlk bölümde kendi ülke sınırlarını aşmış, dışarıda etki etmiş, büyük kazançlar elde etmiş 4 Asya sinemasını ele alıyoruz. Bu 4 ülke sinemasını dışadönük sinemalar olarak adlandırdık; fakat bu, yerel öğeler kullanmadıkları anlamına gelmiyor. Hatta dünyada tam tersine ve karşıtlamsal (paradoksal) olarak fazlasıyla yerel oldukları için ilgi görüyorlar. Dolayısıyla burada dışadönüklüğü, içerik üzerinden değil yüksek sayıda uluslararası izleyiciye sahip olma üstünden tarifliyoruz.</span></p>
<p class="p3"><span class="s1">(1) Dışadönük Sinemalar:<br />
Çin, Güney Kore, Hindistan ve Japonya Sineması</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Çin’de En Çok İzlenen 10 Film<br />
</b></span><span class="s1">(aşağıdaki dökümde Hong Kong ve Çin filmleri birlikte ele alınmıştır. Sıralamada ölçüt olarak gişe hasılatı kullanılmıştır.)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Wolf Warrior 2 &#8211; 2017 (</b>战狼<b>2 / Zhàn Láng 2)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Wu Jing <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Wu Jing, Celina Jade, Frank Grillo, Hans Zhang, Wu Gang</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Afrika’da geçen Çin kahramanlık destanı. Milliyetçi duygulara hitap ediyor. Çin’in dünya gücü olarak yükselişine ve bu yükselişle birlikte beklediği saygıya ilişkin bir film. Filmde Afrika’daki iç savaşın savaşan taraflarının hepsi Çin’e saygı duyar. Tek sorun, Batılı paralı askerlerdir. Çin donanması, BM’nin müdahale etmeme kararı nedeniyle kendi yurttaşlarını ilk başta koruyamaz. Gözyaşları sel olur. Donanma sonunda harekete geçene dek Çinlileri ve Afrikalı sivilleri kim koruyup kollayacaktır? Elbette Çinli süper kahramanımız. Başkişi, ‘Çinli Rambo’ olarak anılıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
The Wandering Earth &#8211; 2019 (</b></span><span class="s2">流浪地球</span><span class="s1"><b> / Liúlàng Dìqiú)<br />
</b>Yönetmen: Frant Gwo <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Qu Chuxiao, Li Guangjie, Ng Man-tat, Zhao Jinmai, Wu Jing, Qu Jingjing</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İddialı bir bilim-kurgu olan filmde Çinli astronotların uzay maceraları konu ediliyor. Yine Çin’in büyüklük umudunu ve beklentisini yansıtan bir film. Bir kısa romandan uyarlama. Dünyayı tek bir dünya hükümeti yönetir. Dünyanın dönmesinin durdurulmasıyla gezegenin büyük kısmı doğal felaketler yaşar ve nüfus çok azalır. Gezegenin ve uygarlığın kurtulması/kurtarılması için Dünya’nın Güneş Sistemi’nden çıkarılıp başka yere taşınması gereklidir. Peki, buna kimin gücü yetebilir? Elbette Çinli astronotların. Artık dünyayı Amerikalılar değil Çinliler kurtarmaktadır. Filmde, kısa süre de olsa Çinli-Rus dayanışmasını görürüz. Ayrıca film, yapay zekaya yönelik güvensizliği yansıtıyor. Her şeye karşın insanlar sonunda daha ‘doğru’ kararlar veriyor. Yapay zekânın sınırsız bilgisi, doğru kararlar vereceği anlamına gelmiyor; çünkü ‘doğru’ karar, yalnızca bilgiye ve özellikle de depolanabilir türde bilgiye dayanmıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Operation Red Sea &#8211; 2018 (</b></span><span class="s2">红海行动 </span><span class="s1"><b>/ Hong hai xing dong)<br />
</b>Yönetmen: Feng Ji Oyuncular: Zhang Yi, Huang Jingyu, Hai Qing, Du Jiang, Zhang Hanyu, Prince Mak</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">2015’te Yemen İç Savaşı sırasında Çin donanmasının bölgedeki Çinlileri kurtarma operasyonundan esinlenen film. Yukarıdaki ilk film gibi, Çin’in dünyada daha güçlü olma yönündeki özlem ve yönelimini yansıtıyor. Film, önceki yıllarda çok izlenenler arasına giren ‘Operation Mekong’a benzetiliyor. Bu Çin yapımı film, 2011’de Mekong Irmağı üzerinde teknede saldırıya uğrayıp öldürülen 13 Çinlinin yaşadıklarından hareket ediyordu. Bu katliam, yakın dönemlerde yurtdışındaki Çinlilere yönelik en büyük saldırı olarak değerlendiriliyordu. Çin’in ilk çağdaş donanma filmi olarak anılan ‘Operation Red Sea’, Çin Halk Kurtuluş Ordusu’nun kuruluşunun 90. yılı için ve ÇKP’nin 19. Ulusal Kongresi’ne armağan olarak çekilmiş. Filmde, Çin donanmasının bölgedeki varlığı, kendi yurttaşlarını kurtarmak gibi makul bir gerekçeyle kısıtlı kalmaz; donanma aynı zamanda korsanlarla ve teröristlerle savaşır. Filmin sonu ise özellikle dikkat çekicidir. Açık uçlu bitirişte Çin donanması, Amerikan gemileriyle karşı karşıya gelir ve onları uyarır. Birçok yorumcu, gerçek yaşamda Çin ile ABD’nin er ya da geç çatışacağını öngörmektedir. Dolayısıyla filmin sonundaki gönderme, oldukça gerçekçidir. Film çokça ödül aldı ve birçok ödüle aday gösterildi. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
The Mermaid &#8211; 2016 (</b></span><span class="s2">美人鱼/美人魚 </span><span class="s1"><b>/ M</b></span><span class="s2">ě</span><span class="s1"><b>i rén yú / mei5 jan4 jyu4)<br />
</b>Yönetmen: Stephen Chow <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Deng Chao, Lin Yun, Show Lo, Zhang Yuqi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir Hong Kong yapımı. Fantastik romantik güldürü. İki başkişiden biri, kadın. Kendine suikast düzenlemek için gönderilen denizkızına âşık olan ultra zengin işadamının öyküsü. İşadamı, bir doğal alanı satın alır, sudaki yaşamı sonlandıracak uygulamalara girişir. Deniz insanlarının çoğu onun yüzünden ölür. Bir denizkızını, işadamının üstüne gönderirler. Fakat buradan bir aşk öyküsü çıkacaktır. Bir Andersen masalından esinlenme; onun güncel sürümü. Daha bilinçli bir senaryo yazılsaydı, kapitalizm eleştirisi içeren ekolojik bir film niteliği kazanacaktı. Öykü onun yerine fazlasıyla kişiselleştirilmiş. Yine de belki bir dozdaki ekolojik eleştirelliği dolayısıyla kayda değer.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Dying to Survive &#8211; 2018 (</b>我不是药神<b> / Wo bu shi yao shen)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Wen Muye <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Xu Zheng, Zhou Yiwei, Wang Chuanjun, Tan Zhuo, Zhang Yu, Yang Xinmin</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kan kanseri üstüne güldürü-drama. Gerçek bir olaya dayanıyor. Kan kanseri olanların iyileşmesi için Çin’e kaçak yollardan ucuz Hint ilaçları sokan bir Çinli adamın öyküsü. Bu ucuz ilaç satımı, ilaçları pahalı satarak büyük kazançlar elde eden ilaç şirketini rahatsız eder. Başkişiyi yakalatırlar. Filmin adının Çincesi, ‘Ben Bir İlaç Tanrısı Değilim’ biçiminde. Film, Çin’e yurtdışından gelen ilaçların pahalılığı konusunda bir tartışma başlatıyor, kamuoyunu harekete geçiriyor. Çin hükümeti bu ilaçların ve özellikle de kanser ilaçlarının ucuzlatılması için çalışmalara başlıyor. Filmin gücü&#8230; Filmin bir diğer özelliği, Çinli gözüyle Hindistan’a ve Hintlilere yer vermesi&#8230;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Hello Mr. Billionaire &#8211; 2018 (</b>西虹市首富<b> )<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Fei Yan ve Damo Peng Oyuncular:<span class="Apple-converted-space">  </span>Teng Shen, Vivian Sung, Yiming Zhang, Yuan Chang</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">1985 tarihli bir Amerikan filminde uyarlama bir güldürü. Ömrü boyunca düşük maaşla yaşamış bir adama miras kalır; ancak mirası alabilmesi için çeşitli koşulları karşılaması gerekir. Bu koşulları karşılayayım derken, belediye başkanlığı seçimine bile karışacaktır. Çin uyarlaması daha farklı. Bu filmin aslında kayda değer bir özelliği yok. Çok-izlenirliğini Mao sonrası dönemde Çin’de iyice yaygınlaşan sınıf atlama özlemi ve zengin olma hayaline ilişkin olmasına bağlayabiliriz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Monster Hunt &#8211; 2015/2018 (</b>捉妖记<b> / Zhu</b>ō <b>Y</b>ā<b>o Jì) 1 ve 2<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Raman Hui<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Bai Baihe, Jing Boran (2. film için: Tony Leung, Bai Baihe, Jing Boran)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hong Kong yapımı. 3 boyutlu (3D) film. Fantastik vurdulu kırdılı macera güldürüsü. Film, masalsı bir ortamda eski Çin’de geçiyor. Bu, dünyada insanlarla canavarların yaşadığı bir çağdır. Eskiden birlikte yaşasalar da artık araları açılmıştır. Böyle bir dünyada melez bir bebeğin sağ kalma şansı oldukça düşük olacaktır. Film, Jurassic Park başta olmak üzere çeşitli Amerikan filmlerinden ve Çin yazın klasiklerinden esinlenmiş. Çeşitli yorumculara göre film, klişelerle dolu. Gişedeki başarısının ise yapımcı şirket tarafından etik dışı yollarla, olduğundan büyük gösterildiği ileri sürülüyor. Öte yandan film, Çin geleneksel kültür öğelerine dayandığı için ilginç bulunuyor. Ayrıca sosyal psikolojideki içgrup (bizden olanlar, insanlar) ve dışgrup (bizden olmayanlar, ötekiler, canavarlar) bağlamında yorumlanmaya açık. Filmin iletisi şu: Bizden olanlar her zaman iyi, bizden olmayanlar her zaman kötü değildir. Aynı iletiyi, ‘Maymunlar Cehennemi’ gibi filmlerde de görüyoruz. ‘Monster Hunt’, (insanlarla canavarların bir arada yaşaması anlamında) halkların kardeşliği için melezleşmeyi önerir. Ne kadar çok karma aile kurulursa düşmanlıklar da o kadar ortadan kalkacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Detective Chinatown 2<span class="Apple-converted-space">  </span>&#8211; 2018 (</b></span><span class="s2">唐人街探案</span><span class="s1"><b> 2 / Tángrénji</b></span><span class="s2">ē</span><span class="s1"><b> tàn àn)<br />
</b>Yönetmen: Chen Sicheng <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Wang Baoqiang, Liu Haoran</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">İkili başrole dayanan bir gizemli güldürü filmi. New York’ta Çinliler arasında geçen bir ‘katil kim?’ anlatısı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Crazy Alien &#8211; 2019 (</b>疯狂的外星人 <b>/ F</b>ē<b>ngkuáng De Wài X</b>ī<b>ng Rén)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ning Hao <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Huang Bo, Shen Teng, Matthew Morrison, Tom Pelphrey</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir bilim-kurgu güldürüsü. Bir hayvan bakıcısının/maymun eğiticisinin bir uzaylıyla maceraları.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Never Say Die &#8211; 2017 (</b>羞羞的铁拳<b> / Xi</b>ū<b> Xi</b>ū<b> De Ti</b>ě<b>quán) <span class="Apple-converted-space">  </span><br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Song Yang ve Zhang Chiyu <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Ai Lun, Ma Li, Shen Teng, Tian Yu, Xue Haowen</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu filmde, Türkiye sinemasından ‘Mavi Gece’ filminde de işlenen bir kurgu var. Kadınla erkeğin bir yıldırım çarpmasıyla beden değiştirmesi. Erkek bir boksörle kadın gazeteci yer değiştirir. Elbette bir güldürü filmi.</p>
<p></span><span class="s1"><b>Güney Kore’de En Çok İzlenen 10 Film<br />
</b></span><span class="s1">(Sıralamada ölçüt olarak bilet sayısı, dolayısıyla gişelerde kayıtlı izleyici sayısı dikkate alınmıştır.)</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
The Admiral: Roaring Currents &#8211; 2014 (</b>명량 <b>/ Myeongryang)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kim Han-min Oyuncular: Choi Min-sik, Ryu Seung-ryong, Cho Jin-woong</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Sayısız ödül almış ve birçok ödüle aday gösterilmiş olan film, bir tarihsel savaş filmi. Tarihte yaşanmış bir deniz savaşını öykülüyor. Savaş, 1597’de küçük bir Kore gücüyle büyük bir Japon donanması arasında gerçekleşiyor ve bu güç orantısızlığına karşın, Kore’nin zaferiyle sonuçlanıyor.<span class="Apple-converted-space">  </span>Bir Kore milliyetçiliği filmi. Tek adam yüceltiliyor, sanki askerlerin zafere hiçbir katkıları yokmuş gibi… Kuşkusuz, liderlerin etkisini önemsiz görmemeli; ama bireyci bir tarih yazımına dayanan bir sinemacılık, tarihselliğini yitirip fantastik süper kahraman sinemacılığına dönüşme riski taşıyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Extreme Job &#8211; 2019 (</b>극한직업<b> / Geukan Jigeop)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Lee Byeong-heon Ryu<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Seung-ryong, Lee Hanee, Jin Seon-kyu, Lee Dong-hwi, Gong Myung</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vurdulu-kırdılı bir güldürü. Sivil polisler (dedektifler) uyuşturucu çetesini ortaya çıkarmak için tavuk lokantası açarlar, olaylar gelişir.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Along With the Gods: The Two Worlds &#8211; 2017 (</b>신과함께-죄와 벌<b> / Sin gwa Hamkke &#8211; Joe wa Beol)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kim Yong-hwa Oyuncular: Ha Jung-woo, Cha Tae-hyun, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir ağ çizgi-filmine (webtoon) dayanan fantastik drama. Başkişi, ömründe yaptıklarının hesabını öbür dünyada verecektir. 7 suçlama için 7 farklı duruşma yapılacaktır. Mitoloji ve fantastik öğeler ağırlıklı.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Ode to My Father &#8211; 2014 (</b>국제시장<b> / Gukjesijang )<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Yoon Je-kyoon Oyuncular: Hwang Jung-min, Yunjin Kim, Oh Dal-su</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir toplumsal tarih filmi. Bir yurttaşın gözünden Güney Kore’de 1950’ler ve sonrası. Filmin bir bölümü, başkişinin maden işçisi olarak çalışmak üzere gittiği Almanya’da geçiyor. Daha sonra başkişi, para kazanmak için bu kez Vietnam-Amerikan Savaşı’na katılır. Orada gerillalar tarafından vurulur, topal kalır. Elbette filmin bu bölümü, Amerikalı-Koreli bakış açısıyla, tek taraflı olarak anlatılmaktadır. Bir Korelinin Vietnam-Amerikan Savaşı’nda ne işi olduğunun sorgulaması yapılmaz. 1980’lerde ise Kuzey’den akrabalarla yeniden kavuşma izleği öne çıkar. Film çeşitli yorumcular tarafından, Güney Kore’nin askeri diktatörlük dönemini mutlu bir dönem gibi gösterip idealleştirmekle eleştiriliyor. Güney Kore 60’lı, 70’li yıllar boyunca askeri cunta altında inim inim inlemişti. Film, bunu yok sayıyor. Yönetmen ise bunu bilinçli olarak yaptığını söyleyerek “özrü kabahatinden büyük” bir noktaya savruluyor. Filmi artık hayatta olmayan annesi ve babası anısına çektiğini, bu nedenle filmdeki anne-babaya kendi anne-babasının adını verdiğini söylüyor. Filmin çok izlenmesi, genel olarak, kuşak filmi niteliğine ve pazarlamacılığa bağlanıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Veteran &#8211; 2015 (</b>베테랑<b>/ Beterang )<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ryoo Seung-wan <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Hwang Jung-min, Yoo Ah-in, Yoo Hae-jin, Oh Dal-su</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vurdulu kırdılı güldürü. Maddi kaynakları sayesinde adaletten kaçan zengin bir suçlunun peşinde dedektif başkişimiz var. Film, zenginlere yönelik sınıfsal tepkinin bir yansıması olarak yorumlanmaya açık; ayrıca filmin çok-izlenirliğinin ardındaki etmenlerden biri de bu olabilir.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>The Thieves &#8211; 2012 (</b>도둑들<b> / Dodukdeul)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Choi Dong-hoon<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Kim Yoon-seok, Lee Jung-jae, Kim Hye-soo, Jun Ji-hyun</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Vurdulu-kırdılı, ölümlü bir soygun filmi. Bir takım oluşturulur; hedef, elmastır. Üyelerin Güney Koreli olmalarına karşın çoğunlukla Avrupalı adları kullanmaları dikkat çekici. Film, Ocean’s serisi ve benzeri soygun filmlerine fazlasıyla benziyor. Bu açıdan, bu filmi, özgün bir yapım saymak oldukça zor. Daha çok bir taklit, suyunun suyu&#8230;</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Miracle in Cell No. 7 &#8211; 2013 (7</b>번방의 선물<b> / 7beonbangui Seonmul)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Lee Hwan-kyung <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Ryu Seung-ryong, Kal So-won, Park Shin-hye, Oh Dal-su</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Çoğunlukla hapiste geçen bir güldürü ve aile dramı. Zihinsel engelli bir adam haksız yere suçlanıp hapse atılır. Zekâ yaşı 6’dır. Hapistekiler onu çok severler ve onun en büyük dileğini gerçekleştirmek için ellerinden geleni yaparlar: Küçük kızını görmesini sağlamak… Güldürü olarak ilerleyen film, hüzünlü bitirişiyle izleyiciyi şaşırtıyor. Ayrıca film, adalet sisteminin bozukluğuna ilişkin bir taşlama olarak değerlendirilmeye açık.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Assassination &#8211; 2015 (</b>암살<b> / Amsal)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Choi Dong-hoon <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Jun Ji-hyun, Lee Jung-jae, Ha Jung-woo</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japon sömürgeciliğine karşı Güney Koreli bağımsızlık savaşçılarını konu alan film. Çin’de bir Japon generale suikast düzenlemeyi planlarlar. Tetiği kadın bir suikastçı çekecektir. Olayların büyük bir bölümü 1933’te geçiyor. Aile draması da var içinde, ikiz kız kardeşler var. Saf değiştiren ajanlar&#8230; Film, Korelerin bölünmesinden öncesini konu alıyor. Koreliler tek millet. Bağımsızlık sonrasında, Güney’de Japon işbirlikçisi Korelilerin ceza almaması, hatta devlet katlarında yükselmesi konusuna girilmesi iyi olmuş. Güney’de bunlar olurken, Kuzey’de buna izin verilmedi. Öte yandan, işbirlikçilerin bu durumu, kanıt ve tanık olmamasından kaynaklanıyor gibi yanlış bir imge oluşturulmuş. Oysa Güney Kore’de birçok Japon işbirlikçisine özellikle dokunulmadı, en başta da burjuvaziye. Bir benzeri 2. Paylaşım Savaşı sonrası Almanyası’nda olmuştu. Almanya’da o dönem neredeyse herkes Nazi. Nazi olmayanlar, öldürülmüş, sürülmüş, hapsedilmiş ya da kaçmış. Böyle olunca Batı Almanya’nın kuruluşunda birçok kilit görevde yine Naziler var. Hele Batı Almanya ordusu, Nazi subay kaynıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Masquerade &#8211; 2012 (</b>광해, 왕이 된 남자<b> / Gwanghae: Wang-i Doen Namja)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Choo Chang-min<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Lee Byung-hun, Ryu Seung-ryong, Han Hyo-joo</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Kore tarihinden bir kralın öyküsü. Kral, suikast tehlikesine karşı, kendine benzer birini buldurur. Bu, bir soytarıdır. Kralın korktuğu başına geldiğinde, zehirlendiğinde, onun yerine soytarıyı geçirirler. Emekçi halkın içinden çıkmış olan soytarı kral (kral görünümlü soytarı), ülkeyi çok daha iyi yönetir. Herkesin sevgisini kazanır. Fakat kimi saraylılar bundan hoşnut değildir. Kralın sırrını öğrenirler ve sonunda asıl kralı yeniden tahta oturturlar. Film, alttan alta otoriter yönetimleri eleştirmektedir.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Along with the Gods: The Last 49 Days &#8211; 2018 (</b>신과함께-인과 연<b> / Sin-gwa-hamkke &#8211; Ingwa Yeon)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kim Yong-hwa Oyuncular: Ha Jung-woo, Joo Ji-hoon, Kim Hyang-gi, Ma Dong-seok, Kim Dong-wook</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Önceki filmin devamı. Yine Azrail (tırpanlılar) anlatısı.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Hindistan’da En Çok İzlenen 10 Film</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Çokdilli, çokkültürlü bir ülke olan Hindistan’da 22 resmi dil var. Bunların dışında resmi dil statüsünde olmayan başka diller de var. Dolayısıyla Hint sinemasında, Güney Kore, Japonya ve<span class="Apple-converted-space">  </span>(Hong Kong bağlamında Kantonca konusunu saymazsak) Çin’deki durumun tersine, farklı dillerde yapımlar söz konusu. Başkent ve çevresinin dili olan Hintçe (Hindi) ve sömürgecilik dili İngilizce, ülke genelinde ortak dil olarak öne sürülse de diğer diller de çok yaygın ve canlı bir kullanıma sahip. Örneğin, gişe hasılatına göre sıralanan ilk 10 filmden 7’si Hintçe, 3’ü Tamil ya da Tamil Telugu dilinde. Sinemacılıkta etkin ve yaygın Hint dilleri arasında, Hintçe, Telugu ve Tamilceye ek olarak, Bengalce, Bhojpuri, Güceratça, Kannada dili, Malayalam dili, Maratha dili, Odia dili, Pencapça vd.’yi sayabiliriz. Ayrıca Hint filmleri için yalnızca Hindistan gişe verileri değil dünya verilerinin dikkate alındığını görürüz. Bunun nedeni, 1,3 milyarlık kendi nüfuslarına ek olarak, Hindistanlı sinemacıların dilsel, dinsel ve kültürel yakınlık ve hatta ortaklık nedeniyle birçok başka ülkede, yerli filmler ölçüsünde izleyici bulabilmesindedir. Hindistan’ın dilsel, dinsel ve kültürel bağlarla bağlı olduğu komşu ülkelerde Hindistan’da yaşayan 1,3 milyarlık nüfusa ek olarak yaklaşık 500 milyon potansiyel Hint filmi izleyicisi bulunmaktadır. Bu ülkeler arasında Bangladeş, Bhutan, Nepal, Pakistan, Sri Lanka vd. bulunmaktadır. Şunu da ekleyelim: Kimi Hint filmlerinin adlarının Hint dillerinde olduğunu görüyoruz; kimileri ise doğrudan İngilizce adlı. Bu durum sömürgeci geçmişle, çokdilli bir ülkede ortak dil arayışıyla ve İngilizcenin ülkede yaygın olarak kullanılmasıyla yakından ilişkili.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Dangal &#8211; 2016<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Nitesh Tiwari Oyuncular: Aamir Khan, Sakshi Tanwar, Fatima Sana Shaikh, Zaira Wasim,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film gerçek bir yaşam öyküsüne dayanıyor. Filmin adı, güreş maçı anlamına geliyor. Bu, Hintli bir güreşçinin ve 2 kızını daha sonra milli güreşçi olacak biçimde yetiştirmesinin öyküsü. Kimi açılardan bir kadın-güçlendiren (woman-empowering) film. Hint toplumu fazlasıyla ataerkil, sinema da bunu yansıtıyor. Erkeklere yüklenen bir meslek olan güreşçiliğe kadın elinin değmesinin öykülenmesi, bu bağlamda fark yaratıyor. Başrolde Amir Han (Aamir Khan) var. Evet, anlatıda kızlar değil baba başrolde, bu da ilerici görüntülü filmde bile gizlenen sinsi ataerkiye işaret ediyor. “‘Başarılı’ olan kızlar değil; onları yetiştiren baba” gibi bir ileti söz konusu.<span class="Apple-converted-space">  </span>Filmin yapımında da Han’ın katkısı var. Film, Hindistan dışında Çin’de en çok izlenen yabancı film oluyor. İzlenme oranı, Hindistan’daki orana yaklaşıyor. Film, Türkiye’de de büyük ilgi uyandırdı. Baba, hedeflerine ulaşamaz; bu nedenle, kendi kendine, doğacak oğullarını güreşçi olarak yetiştirme sözü verir. Onlar, babalarının yapamadığını başaracaktır. Oysa bir türlü bir oğlu olmaz, onun yerine 4 kızı olur. Filmin gerisi, babanın onlardan ikisini güreşçi olarak yetiştirmesini ve iki kız kardeşin başarıdan başarıya koşmasını öyküler. Bu açıdan film, bir Moğol yapımı olan ‘Kartal Avcısı Kız’la (the Eagle Huntress) ileti açısından benzerlikler taşır. Kartal avcısı kız da yetişkin erkeklerin dünyasında zafere koşacaktır. Filmin çok izlenmesi, spor ve aile draması konulu olmasına bağlanıyor. Bu iki izlek, en yaygın ilgi uyandıran konular. Film, kadın hakları bağlamında geniş bir tartışma başlattı. Kimileri, filmin genelindeki kadın yanlısı anlatımı överken, diğerleri ise filmin merkezinde, az önce belirttiğimiz gibi, kadınların değil, babanın olduğuna; özgür kadınların değil babanın isteğini yerine getiren, onun sözünden çıkmayan kadınların konu edildiğine vb. dikkat çekiyor. Bu açıdan filmin kazananı, kadınlar değil bir erkek (baba). ‘Kartal Avcısı Kız’da ise genç kız, anlatığının ana odağıydı ve çok daha özgür bir tablo söz konusuydu. Yine de filmin, Hindistan Büyük Millet Meclisi’nde bile gösterime girerek, kadın hakları mücadelesine katkı sağladığı öne sürülüyor. Ayrıca işlediği konunun Çin’de de ilgi uyandırmasıyla, Çin-Hindistan dostluğuna ve barışına katkı sağlamış oldu.<span class="Apple-converted-space">  </span>Filme biraz daha ayrıntılı bakarsak, bir başka eleştiri noktası şu olacaktı: Film, kazananların anlatısı; ya kaybedenler? Bu soru neden önemli? Çünkü kaybeden kadın güreşçiler de ataerkiyle mücadele ediyor. Kazananlar kadar kaybedenlerin de film konusu edilmesi gerekiyor. ‘Dangal’ı bir spor filmi olarak değerlendirdiğimizde ise konu edilen sporun futbol, basketbol ve beyzbol gibi popüler ve iyice ticari spor türlerinden biri olmaması olumlu. Yoksa bu, bir ölçüde sanatı geri planda bırakan ve tribünlere oynayan bir yapım olurdu. Bu üç spora yönelik ilgi nedeniyle bunları konu alan filmler nitelikli olsalar da olmasalar da çok izlenenler arasına giriyor. Film, bu kestirme ama sanattan taviz veren yola sapmamış. ‘Dangal’ın Hindistan’daki macerası, beklenmedik bir yöne kayıyor: Filmin gösterime girdiği sıralarda Amir Han, ülkedeki hoşgörüsüzlüğü eleştiriyor. Bu, Hindu milliyetçiler kaynaklı fiziksel şiddete ve lince varan tepkilere neden oluyor. O kesim, Han’ı vatan haini olarak görüyor. Bu nedenle filme yönelik geniş çaplı bir boykot çağrısı yapılıyor. Bu durum, Dangal’ın Hindistan’da en çok izlenen film olmasını engelleyemiyor. Amir Han’ın siyasal duruşu ve ödül törenlerine yönelik kayıtsızlığı, filme birçok ödülün esirgenmesine yol açıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Baahubali 2: The Conclusion &#8211; 2017<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kabir Khan<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Salman Khan, Harshaali Malhotra, Nawazuddin Siddiqui</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Görsel etkileriyle öne çıkan, Telugu Tamil dilindeki, Orta Çağ Hindistan’ında geçen film, bir ‘taht oyunu’ ve intikam filmi. Baba yazmış, oğlu filme çekmiş. Filmde, iki kardeş, taht kavgasına girişir. Biri, ötekini öldürtür. Öldürülenin oğlu büyür ve amcasından intikam almak için işe koyulur. Konu, Hamlet’inkiyle çok yakın. Bu durum, esinlenmenin bile ötesine geçiyor. İkinci olarak, filmin esin kaynaklarından biri, ünlü Hint destanı Mahabharata. Mahabharata da taht kavgasını konu alıyordu. Öte yandan film, onun kadar derin anlamlı sayılmıyor. Ayrıca kötülerle iyiler, siyah beyaz karşıtlığında verilmiş. Kötülerin iyilik, iyilerinse kötülük yaptığı durumları görmüyoruz. Görüntüleri yer yer bir bilgisayar oyununa benziyor. Bol kanlı, bol savaşlı bir yapım.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Bajrangi Bhaijaan (Bajrangi Birader) &#8211; 2015<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: S. S. Rajamouli <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Prabhas, Rana Daggubati, Anushka Shetty, Tamannaah, Sathyaraj,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, Hindistan-Pakistan barışına katkı sağlayabilecek nitelikte. Bir Hindu dindar adam, 6 yaşındaki dilsiz Müslüman kızı Pakistan’a, ailesinin yanına götürecektir. Yolda maceralar yaşarlar. Ünlü bir Çin klasiğine, Batı’ya Yolculuk’a benzetilen film, birçok ödül almış durumda. Filmin hem anlatısı hem de bu anlatının ana kişiliklerinden olan Maymun Kral’ın Çin ve Hint kültüründe ortak olması, filmin Çin’de de çok izlenmesini sağladı. Dolayısıyla bu göndermeler bilinçli bile olabilir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Annesi, dilsiz kızının dilinin açılması için Pakistan’dan kalkar, onu Hindistan’daki bir türbeye götürür. Kızcağız dönüş yolunda kaybolur. İyiliksever bir Hindu adama denk gelir. Onu memleketine göndermek için her yolu dener; ancak sonunda kızı kendisinin götürmesinden başka yolu kalmaz. Fakat işi zorlaştıran bir durum vardır: İkisinin de ne pasaportu ne vizesi vardır. Yasadışı yollardan giriş yapacaklardır. Girdikten sonra Hintli adamın başına gelmedik kalmaz. Casus sanılır, hapse atılır, hatta vurulur bile. Birçok maceradan sonra kız hem annesine hem de diline kavuşur. Dünya genelinde klasik bir anlatı geleneği vardır: Bir filmin başında başkişi ya da öne çıkan bir kişilik olarak bir konuşma ya da görme engelli varsa, filmin sonunda yüksek olasılıkla sağlıklarına kavuşurlar. Filmde de bunu görürüz. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Pakistan’la Hindistan’ın İngiliz sömürgecilerin çaktığı ilk kıvılcımla kanlı bıçaklı düşman olması gerçeği düşünüldüğünde filmin, barış inşası yolunda oldukça cesur bir adım attığı anlaşılır. Filmin bir bölümü, iki ülke arasında büyük çaplı çatışmalara yol açan Keşmir’de geçer. Film, Pakistan’da bir Hintliyi ve Hindistan’da bir Pakistanlıyı resmeder. Çin sinemasından ‘Monster Hunt’ filminde de gördüğümüz gibi, ‘Bajrangi Birader’in iletisi şudur: İki tarafta da iyi ve kötü insanlar var. İki taraftan iyi insanlar sayesinde barış gelecek. Ayrıca filmin halk tabiriyle (‘loser’ın karşılığı olarak) “bir baltaya sap olamamış” bir genci başkişi yapması, hem izleyici profili düşünülerek atılmış bir adım olabilir hem de barışın yukarıdan değil aşağıdan başlaması gerektiğine işaret ediyor olabilir.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Secret Superstar &#8211; 2017<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Advait Chandan <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Zaira Wasim, Meher Vij, Raj Arjun, Aamir Khan</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, bir Amir Han yapımı. Film, kadın hakları, kadın-erkek eşitliği ve ataerki gibi konuları işlediği için son dönem filmleri arasında ayrı bir yere konuluyor. Bu, ünlü bir şarkıcı olmak isteyen bir genç kızın büyüme öyküsü. Film, başkişinin kadın olduğu Hint filmleri arasında en çok izleneni ve Çin’de ‘Dangal’dan sonra en çok izlenen Hint filmi. Amir Han, Hindu milliyetçilerinin kızgın iddialarının tersine, ülkesinin ilerlemesinin kadın haklarından geçtiğini açık ve net bir biçimde gören ve bu görüşünü perdeye yansıtan gerçek bir Hint yurtseveri. Filmin başkişisi, başlarda Hindistan’ın Müslüman bir ailesinden gelen 15 yaşında bir kız olarak karşımıza çıkar. Babası sürekli olarak annesini döver. Elbette, kızının şarkıcı olmasına izin vermeyecektir. Bu, ‘kötü yola düşmesi’ demektir. Bunun üzerine kız, tanınmamak için peçeli bir biçimde Youtube’da şarkı söyler ve büyük bir ilgi uyandırır. Yapımcılar peşinden koşar; onları reddecektir; ancak annesini bu berbat eşten kurtarabilmek, onun boşanmasını sağlamak için bunu bir çözüm yolu olarak görür. Fakat annesi ilk başta buna yanaşmaz. Aile babanın işi için başka bir şehre taşınacak, kızı da babası arkadaşının oğluyla evlendirecektir. Elbette kızın kendisine soran olmaz. Sonunda anne küplere biner ve boşanma belgelerini imzalar. Anne-kızın önünde yeni bir hayat açılır. Film, “annelere ve anneliğe” sözüyle son bulur. ‘Secret Superstar’, ‘Dangal’ için de olduğu gibi, Çin’de büyük ilgiyle izleniyor. Filmin ataerki eleştirisi, Çin için de anlamlı. Filmin özellikle Çinli kadın izleyicileri aile içi şiddete yönelik tavır konusunda etkilediği ileri sürülüyor. Film, Türkiye’de ilgi uyandırmıştı. Amir Han, önadı Muhammed olan bir Hint Müslüman’ı. Geçtiğimiz yıllarda Hacı da oldu. Öte yandan eşi, Hindu. Hindistan’ın kendi içinde ve Hindistan ile Pakistan ve Çin arasında barış inşasında etkili olan bir isim. Kadın haklarına ilişkin filmleriyle öne çıkıyor. Bu filmde, klasik bir durum gözler önüne seriliyor: Kadınlar evde sürekli şiddete maruz kalırlar ama bir türlü boşanmazlar. Bunun çokça nedeni vardır: “Çocuklar babasız kalmasın”; “maddi gelirimiz yok, sersefil kalırız, sokağa düşeriz”; “boşanmış kadına kötü gözle bakarlar” vb. Oysa öyle kötü babalar vardır ki çocukları evliliğin bitmesiyle değil sürmesiyle sersefil ederler. Filmde anne, kızına olan inancıyla evliliğe son noktayı koyar. Oysa şiddet mağduru kadınlar arasında çok azı bunu yapabiliyor. Film, bu ve benzeri açılardan yorumlanmaya ve tartışılmaya açık.<span class="Apple-converted-space">  </span>Öte yandan, işin sınıfsal boyutuna baktığımızda film, bireysel kurtuluşu yüceltiyor. Oysa hak arama mücadelesi, bir araya gelişleri ve toplu halde ayağa kalkmayı gerektiriyor. Filmde, eğlence endüstrisi bir kurtuluş kapısı gibi gösteriliyor. Oysa o kapıya varmak için nice genç kız mağdur edildi/ediliyor. Dolayısıyla filmin kadın hakları duyarlılığı oldukça yerinde; fakat çözümün, eğlence endüstrisinin ötesinde toplumsal bilince doğru yol alması daha doğru olurdu. Bu sorun, bu filme özgü de değil; birçok Yeşilçam filminde, kolay yoldan ünlü olup sınıf atlama yüceltiliyor. Oysa yaşadığımız toplum, herkese başarı vaat etmekle birlikte, herkese sınıf atlatmıyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Son olarak şuna da dikkat çekelim: Amir Han, filmlerinde eleştiri oklarını sürekli olarak kendi ülkesine yöneltir, doğru da yapar. Bir sonraki filmde görüleceği gibi, sık sık Hindulardaki batıl inançları ve çağın gerisinde kalmış gelenekleri hedef alır. Ancak Müslümanlık adı kullanılarak ortaya çıkan bağnazlık ve geri kalmışlığı da yüceltmez. ‘Secret Superstar’da, Hint Müslüman aile yapısının eleştirildiğini görürüz. Ona göre, Hinduluğun da Hint Müslümanlığının da demokratlaşması gerekir. Bu, aynı ülkede, birlikte barış içinde yaşamanın güvencesi olacaktır.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
PK &#8211; 2014<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Rajkumar Hirani<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Aamir Khan, Anushka Sharma, Sanjay Dutt,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki filmde, başrolde Amir Han var. Hindistan’daki dinsel dogmaları ve batıl inançları sorgulayan cesur bir film. İnsan görünümlü bir uzaylı, dünyaya, Hindistan’a gelir ve olaylar gelişir. Başarılı bir taşlama.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Uzaylının geldiği uygarlıkta dil de insan isimleri de yoktur. El sıkışarak iletişim kurarlar, birbirlerine düşünce aktarırlar. ‘PK’ adını benimser çünkü halk onun garip davranışlarına bakarak onu sarhoş sanır. PK, yerel dildeki ‘sarhoş’ sözcüğünden türetmedir. Yolu, Pakistanlı bir Müslüman’la evlenecekken son anda vazgeçen Hindu bir kadınla kesişir. Kadın, PK’ye çalınan uzaktan kumandasını bulmasında yardımcı olacaktır. Uzay mekiğini çalıştıran uzaktan kumandası olmadan evine dönemeyecektir. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Halk, ona bir tek Tanrı’nın yardımcı olabileceğini söyler. PK bunun üzerine, Tanrı’nın, telsizini geri vermesi için Hint dinlerinden Hıristiyanlığa ve Müslümanlığa kadar her yolu dener. Kumandasını çalan, bir Hindu tarikat lideridir. Hatta kumanda üstünden de yeni müritler ve maddi kaynaklar kazanmaktadır. Bu nedenle kumandayı geri vermez; onun yerine müritlerini ikilinin (PK ve Hindu kadın) üstüne gönderir. Tarikat liderinin sahtekâr olduğu anlaşılır ama elbette müritler buna bir türlü ikna olmayacaktır. Bu liderin kadının son anda evlilikten caymasında da parmağı olduğu anlaşılır. Kendisi sahtekârdır ama Müslümanların sahtekâr olduğunu ileri sürer. Yine film, izleyicilere mutlu bir son bahşeder. Kötüler cezasını bulur, âşıklar kavuşur, evli evine köylü köyüne gider.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Film, görüldüğü gibi çok hassas konulara girmiş. Hindistan’da her yıl çok sayıda insan, din çatışmasında öl(dürül)üyor. Film, çekim aşamasında bile dindar Hindular tarafından büyük tepkiyle karşılanıyor. Film gösterime girdikten sonra Hinduları kötü gösterdiği ileri sürülerek yasaklanması için büyük kampanyalar düzenleniyor. İş, bir kez daha fiziksel şiddete ve lince kadar varıyor. Başka bölgelerde ise kimi ileri görüşlü Hindu siyasetçiler, filmin eleştirisinin Hindulara yönelik değil her dinde olabilecek batıl inançlara ve putperestliğe yönelik olduğunu ileri sürerek, filmi yasaklamak yerine, ona destek sağlıyorlar.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
2.0 &#8211; 2018<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: S. Shankar <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Rajinikanth, Akshay Kumar, Amy Jackson</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tamil dilindeki film, bir vurdulu kırdılı bilim-kurgu yapıtı. Hurdaya çıkarılıp sonra yeniden canlanan insansı bir robot ve nesli tükenen kuşların intikamını alma hissiyle dolu bir kuşbilimcinin filmi. Hint sinema tarihinde gelmiş geçmiş en pahalı yapım. Ayrıca tümüyle Hindistan’da çekilmiş ilk üç boyutlu (3D) film.<span class="Apple-converted-space">  </span>Filmde tüm cep telefonları kuş gibi kanatlanıp uçuyor ve uçuşları ölümcül oluyor. (Voltran misali) Birleşip devasa bir kuş oluşturuyorlar. Onu durdurması için daha önce bir insanın ölümüne neden olup ıskartaya çıkarılmış olan robot yeniden etkinleştiriliyor. Bu, baz istasyonlarının yaydığı sinyaller nedeniyle kuşların ölümüne içerleyen kuşbilimcinin öç alma yoludur. Filmin iletisi, “canlıları koruyalım ve cep telefonlarını daha az kullanalım” biçiminde. İlginç bir yapım, ancak filmde çokça bilim-kurgu klişesi de var.<span class="Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Baahubali: The Beginning &#8211; 2015<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: S. S. Rajamouli <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Prabhas, Rana Daggubati, Tamannaah, Anushka Shetty,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Telugu Tamil dilindeki film, yukarıda andığımız aynı adlı filmin ilk bölümü. Aynı biçimde, Orta Çağ Hindistanı’nda geçiyor. Bir kraliçeyi kurtarma öyküsü. Filmde “meğer tahtın varisi de benmişim” uyanışı var. Aynı biçimde, öykü, babadan; filme çekmesi, oğlundan. En pahalı yapımlardan. Bir kadın boğulmadan önce bebeğini köylüler kurtarır. Burası, Musa anlatısına benziyor. Sonra büyüyecek ve hesap soracaktır. Filmde kullanılmak üzere uydurma bir dil geliştirilir. Bu, bir Hint filmi için bir ilk. Öte yandan film, Hint kast düzeninde en alttaki ezilen tabaka olan Dalitlere yönelik aşağılayıcı sözler içeriyor; bu nedenle Dalit hareketi tarafından protesto edildi, bir gösterimi eylemciler tarafından engellendi. Filmin eşkonuşma (diyalog) yazarı, bunun için Dalitlerden resmi olarak özür diledi.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Sultan &#8211; 2016<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ali Abbas Zafar <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Salman Khan, Anushka Sharma, Randeep Hooda, Amit Sadh,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, bir erkek güreşçinin öyküsü (gerçek yaşama dayanmıyor). Başkişi, güreşi bırakmıştır. Geçmişe gider, nedenini öğreniriz: Bir güreş hocasının güreşçi kızına âşık olur, onun gönlünü kazanmak için çok çalışıp başarıdan başarıya koşar. Sonunda evlenirler ve ikisi de uluslararası olimpik oyuncular olurlar. Eşi, gebe kalır ve çocuğu için sporu bırakır. Erkek ise kazandıkça daha da kendini beğenmişleşmeye başlar, gazeteci tokatlar. Son maçı, Türkiye’dedir. O maçı da kazanır; fakat döndüğünde çocuğunun öldüğü haberini alır. Baba, maça gitmeyip ülkesinde kalsaydı oğlu, babasından gelecek kan nakliyle hayata dönecekti. Çocuk, babası yanında olmadığı için ölmüştür. Eşi onu terk eder. Yapayalnız kalır ve oğlunun adına bir kan bankası oluşturmaya başlar. Bunun için güreşe geri döner. Ödülü bankayı fonlamak için kullanacaktır. Son maçtan önce sakatlanır, durumu duyup gelen eşinin desteğiyle final maçını da sakat sakat kazanır. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Duygusal bir yapım. Film, izleyicilere mutlu son bahşediyor. En çok izlenen diğer Hint filmlerine göre fazlasıyla bireysel, bu yönüyle zayıf bir film. Filmin yüksek izlenme oranı ise daha önce belirttiğimiz gibi, spor ve aile draması formülünden ileri geliyor. ‘Dangal’a benzer bir biçimde işlenebilecek kadın güreşçi izleği, tümüyle aile dramasının gölgesinde kalmış. <span class="Apple-converted-space"> </span></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Sanju &#8211; 2018<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Rajkumar Hirani<span class="Apple-converted-space">    </span>Oyuncular: Ranbir Kapoor, Paresh Rawal, Vicky Kaushal, Manisha Koirala,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Hindi dilindeki film, bir Bollywood yıldızının gerçek yaşam öyküsü. Uyuşturucu ve alkol bağımlısı olur, bombalı saldırının faili olduğu iddiasıyla hapis yatar, sonra suçsuz olduğu anlaşılacaktır. İnişli çıkışlı bir yaşam. Kimileri, bu filmi, Hindistan sinemasının en iyi filmlerinden biri olarak görüyor; fakat öne çıkan, kayda değer bir özelliği olan bir yapım izlenimi bırakmıyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Padmaavat &#8211; 2018<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Sanjay Leela Bhansali<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Deepika Padukone, Shahid Kapoor, Ranveer Singh</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir şiirden film çıkar mı? Hindi dilindeki film aynen böyle bir film. Tarihsel bir dönemde geçen filmde, kraliçenin güzelliğini duyan komşu ülke hükümdarı onu almak için ülkeye saldırır. (Evet, kadınları ‘mal’ olarak gören ataerkil bir yapım.) Hindistan sinemasının en pahalı yapımlarından olan film, hem kadınları aşağılayan ataerkil bir anlatı olması hem de Müslümanları olumsuz kalıpyargılarla ilişkilendirmesi dolayısıyla büyük tepkilere yol açtı. Aslında film, bir yandan, Hindu milliyetçiliğinin düş dünyasını anlamak için birebir ve Amir Han filmleri ve benzeri yapımlarla, iletisi ve dünya görüşü açısından taban tabana zıt bir durumda. Ayrıca filmin sonunda, kadınların toplu intiharı bir erdem gibi sunuluyor. Öte yandan, film ilginç bir biçimde, Hindu milliyetçilerinden de Hint tarihini çarpıttığı iddiasıyla tepki gördü. İki taraf da filmin yasaklanmasını istedi ve hatta sete saldırılar oldu. Kimi bölgelerde öfkeli kalabalıklar ayaklanıp araba yaktı. Oyuncular ölüm tehditleri aldılar. Film, görüldüğü gibi kimseye yaranamadı. Ancak elbette, reklamın iyisi kötüsü olmaz. Bu kadar tepki, merak da uyandırıyor. Mahkeme, yasak talebini dikkate almayarak, filmin ifade özgürlüğü sınırları içinde olduğunu açıkladı. Padmaavat, Malezya’da ise yasaklı. Çeşitli eleştirmenler, filmin görsel etkiler gibi teknik konularda başarılı olmakla birlikte, içerikte, önyargı, kalıpyargı ve basmakalıplarla dolu olduğunu düşünerek en çok izlenen filmler arasına girmeyi hak etmediğini düşünüyor.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Japonya’da En Çok İzlenen 10 Film</b></span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japon film endüstrisinde, son çıkan filmlerin en çok izlenen filmler olmadığını görüyoruz. En çok izlenen film, 2001 tarihli. Japonya’da en çok izlenen 10 Japon filminin neredeyse tümü 2016 öncesine ait. Listede, 1957, 1962 ve 1965’ten filmler de bulunuyor. Bu durumun bilet sayısına bakmaktan mı ileri geldiği sorusunu sorarak, alternatif bir gösterge olarak gişe hasılatı sıralamasına bakıyoruz ve tablo çok fazla değişmiyor. </span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japon film endüstrisi yapısının ve izleyici profilinin çok farklı olduğu ortada. Ayrıca Japonya, tür çeşitliliğiyle de şaşırtıyor. Listede, anime de var belgesel de… Bir de bu durum, Japonya’da evde ya da mobil telefonda televizyon, video ve film izlemenin son çıkan filmlerin gişe sonuçlarına darbe indirmesiyle ilgili olabilir.<span class="Apple-converted-space">  </span>İlk 10 filmin yarısı çizgi film. Bu çizgi filmler, genellikle tasarım ve müzik başarılarıyla öne çıkıyorlar. Açıkça olmasa da simgesel olarak toplumsal iletiler taşıyorlar. Öte yandan, dünyanın birçok ülkesindeki çocuk izleyiciler bu tür çizgi yapımlardan fazlasıyla etkileniyor; Japon hayranlığıyla ve Japonya’nın hiç toplumsal sorunun olmadığı mükemmel bir ülke olduğu biçimindeki yanılgılı algıyla büyüyorlar. Bu algı, çizgi film başkişilerinin kırtasiye ürünlerine ve oyuncaklara işlenmesi üzerinden çocuk dünyasının her alanına fazlasıyla giren kapitalist pazarlamacılıkla şaha kaldırılıyor. Bunun için ilk akla gelen örnek, Doremon.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Spirited Away &#8211; 2001 (Sen to Chihiro no Kamikakushi)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki Seslendirme: Rumi Hiiragi, Miyu Irino, Mari Natsuki,Takeshi Naito,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir Miyazaki animesi. Ruhlar tarafından anne-babası domuza çevrilmiş 10 yaşındaki bir Japon kızının onları insana döndürmenin bir yolunu arama öyküsü. Japon folklorundan birçok öğe taşıyan film, ‘Alis Harikalar Diyarında’ ve ‘Oz Büyücüsü’ ile benzerlikler taşıyor. Filmde kapitalizm, Batılılaşma ve çevre kirliliği eleştirisi var; fakat bunlar çok da ön planda değil.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Meiji Emperor and the Russo-Japanese War &#8211; 1957<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Watanabe Kunio <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Arashi Kanjuro, Abe Jukuo, Takada Satoshi</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Japonya, 2. Paylaşım Savaşı’nda yenildi ve Amerikan kontrolüne girdi. Bugün savaş dönemi tarih yazımına ilişkin farklı bakışlar var, fikir birliği bulunmuyor. Oysa daha geride 1905’te Rusya’ya karşı alınan zafer herkesin olumlu bulduğu bir tarihsel olay. Bu filmin ilgi çekmesinin altında böyle bir dinamik yatıyor olabilir. Film, savaş sahneleri ağırlıklı bir Japon ordusu güzellemesi. İmparator ise alçak gönüllü bir halk adamı gibi resmediliyor. Öte yandan film, savaş karşıtı bir yapım olarak da değerlendiriliyor. Savaş, oğullarını askere gönderen bir çiftçi ailesi üzerinden anlatılıyor. Savaşları devletler çıkarırken, savaşın bedelini yoksul halk ödüyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Tokyo Olympiad &#8211; 1965 (Tokyo Orinpikku)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Kon Ichikawa</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bu, bir belgesel. Adından anlaşılacağı üzere, 1964 Tokyo Olimpiyatlarını konu alıyor. Olimpiyat Düzenleme Kurulu’nun siparişiyle çekilmiş. Kurulun beklentisi, Japonya’nın savaş sonrası ekonomik başarılarının yansıtılması; ancak yönetmen, onun yerine sporcuların insani yönlerine odaklanan bir sanat filmi çekiyor. Filmin büyük bir bölümü kesiliyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Your Name. &#8211; 2016 (Kimi no Na wa.)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Makoto Shinkai Seslendirme: Ryunosuke Kamiki, Mone Kamishiraishi, Ryo Narita,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Canlandırma (animasyon) sinemasından bir romantik fantastik drama filmi. Klasik bir izlek söz konusu. Dünyaya yakın geçen bir kuyruklu yıldızın etkisiyle kırsal kesimden bir liseli kız ile Tokyo’dan bir liseli erkek beden değiş tokuşu yaparlar. Yukarıda Çin filmleri arasında da böyle bir konunun işlendiğini görmüştük. Türkiye’den ‘Mavi Sakal’ filmi de aynı konuyu işliyordu. Film, bu ikisinin kimlik sorunları üzerinden toplumsal cinsiyet konularını işleyeceğine, bir gizem ve aşk anlatısına yönelmiş. Bu da anlatıyı hedefinden saptırmış ve sıradanlaştırmış.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Howl’s Moving Castle &#8211; 2004 (Hauru no Ugoku Shiro)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki <span class="Apple-converted-space">  </span>Seslendirme: Chieko Baisho, Takuya Kimura, Akihiro Miwa</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir Miyazaki canlandırması. Bir İngiliz romanından esinlenme. Bir sihir ve cadı anlatısı. Yönetmen bu filmi, ABD’nin Irak işgaline tepki amacıyla çektiğini söylüyor. Savaş karşıtı bir yapım. Ayrıca yaş ayrımcılığı gibi konular işleniyor. Yönetmen, filmi Amerikalı izleyicilerin sevmeyeceğini tahmin ediyor ama seviliyor. Neden? Çünkü Miyazaki filmlerinin eleştirelliği, genel olarak çok soyut ve masalsı düzeyde. Eleştirileri kime yönelttiği belli olmuyor; bu nedenle kimse üzerine alınmıyor. Oysa Hindistan sineması, özellikle de Amir Han filmleri böyle değil; eleştirellik somut, güncel ve harekete geçirici… Bu açıdan Miyazaki eleştirelliği, biraz sahte duruyor.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>Princess Mononoke &#8211; 1997 (Mononoke-hime)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki <span class="Apple-converted-space">  </span>Seslendirme: Yuji Matsuda, Yuriko Ishida, Yuko Tanaka, Kaoru Kobayashi,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir diğer Miyazaki animesi. Bu, Türkiye’de iyi bilinen bir yapım. Bir kız çocuğunun orman ruhlarıyla yaşadıkları. Tarihsel, fantastik bir savaş destanı olarak değerlendiriliyor. 14-16. yüzyıl Japonyası’nda geçiyor. Önceki Miyazaki filmleri için yaptığımız yorumlar bu film için de geçerli. Filmin çevre ve doğa dostu bir film olduğu söyleniyor; oysa içeriği soyut ve belirsiz.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Ponyo &#8211; 2008 (Gake no Ue no Ponyo)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir diğer Miyazaki canlandırması. 5 yaşında bir erkek çocuğu ile insana dönüşmek isteyen bir Japon balığının öyküsü. Elbette bir Miyazaki klasiği olarak görüntüler ve müzikler harika; ancak içerik olarak Behrengi’nin ‘Küçük Kara Balık’ının kıyısından bile geçmesi olanaksız.</span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b><br />
Bayside Shakedown 2 &#8211; 2003<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Katsuyuki Motohiro<span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Yuji Oda, Toshiro Yanagiba, Eri Fukatsu</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Bir polis güldürüsü.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>King Kong vs. Godzilla &#8211; 1962 (Kingu Kongu Tai Gojira)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Ishir Honda <span class="Apple-converted-space">  </span>Oyuncular: Tadao Takashima, Kenji Sahara, Y Fujiki, Ichir Arishima,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Amerikan canavarıyla (King Kong) Japon canavarının (Godzilla) kavgasının simgesel anlamları üstüne düşünmek gerekiyor. Bu tür “kentlere saldıran canavar” filmleri Japon sinemasında öyle yaygın ki adları bile var: Kaiju filmleri.</p>
<p></span></p>
<p class="p1"><span class="s1"><b>The Wind Rises &#8211; 2013 (Kaze Tachinu)<br />
</b></span><span class="s2">Yönetmen: Hayao Miyazaki <span class="Apple-converted-space">  </span>Seslendirme: Hideaki Anno, Miori Takimoto, Hidetoshi Nishijima,</span></p>
<p class="p1"><span class="s1">Tarihsel bir canlandırma filmi. Bir uçak tasarımcısının öyküsü. 1918’den 2. Paylaşım Savaşı’nın bitimine uzanıyor. Barış yanlısı bir yapım. Öyküsü anlatılan kişi, Japon sömürgeciliği döneminde kullanılan savaş uçaklarının tasarımcısı. Film, onun yaşamını birebir aktarmıyor; çokça kurgu yapılmış. Romandan bol kurguyla ve ilgili mangadan uyarlama söz konusu. Miyazaki, film nedeniyle Japon milliyetçilerinin tepkisini çekiyor. Onlar 2. Paylaşım Savaşı’nı hamasetle anarken, Miyazaki barıştan yana.</span></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asya-sinemasi-10-ulke-100-film-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Anımsananlar Geleceğe Yatırım Yapmış Olanlar Olacak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tek-animsananlar-gelecege-yatirim-yapmis-olanlar-olacak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tek-animsananlar-gelecege-yatirim-yapmis-olanlar-olacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 10:36:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Gelecek]]></category>
		<category><![CDATA[Uzay]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10142</guid>

					<description><![CDATA[Gezegenimizde toprak paylaşımı üç aşağı beş yukarı tamamlandı. Kimi tartışmalı bölgeler elbette var; ancak Antarktika bile çoktan paylaşılmış durumda. Bu durum, bugün teknik olarak zor olmakla birlikte, dünya dışındaki uzayın paylaşımı tartışmasını getiriyor. Uzayı düzenlemeye yönelik uzay hukuku yeni yeni geliştiriliyor. Elbette bu, güçlü olanın hukuku: Bugün insanlı uzay aracı yapabilen yalnızca 3 dünya gücü bulunuyor: ABD, Rusya ve Çin. Rusya, Sovyetler Birliği’nin mirasçısı olarak bu teknolojilere sahipken Çin, yarışa sonradan katılmasına karşın ipi göğüsleyen, uyanan dev olarak dikkat çekiyor ve ilgi uyandırıyor. Aslında 1960’ların gelecek kestirimlerinde bugün çoktan başka gezegenlere insanlı mekikler göndermiş durumda olacaktık; oysa uzay araştırmaları büyük bir tarihsel olayın beklenmedik bir yan etkisi olarak hız kesti ve kendi kış uykusuna yattı. Bu olay, Sovyetlerin çöküşü idi. Olumlu ve olumsuz birçok görüş olmakla birlikte, Stalin döneminde Sovyetler Birliği köylü, geri kalmış bir toplum olmaktan çıkıp uzaya ulaşmış ve böylelikle ABD’ye kafa tutar duruma gelmişti. İki süper güç de karşı tarafın uzay araştırmalarında galip geleceğinden korkarak, bu araştırmalara daha fazla kaynak ayırıyordu. Uzaya ilk köpeğin (Laika) ve sonrasında ilk insanın (Yuri Gagarin) gönderilmesiyle Sovyetler bir adım öne geçmişti; ancak ABD, Neil Armstrong’u Ay’a göndererek, durumu dengelemişti. 1960’lardan sonra iki ülke arasında kimi zaman çatışmanın kimi zamansa dayanışmanın öne çıktığı bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gezegenimizde toprak paylaşımı üç aşağı beş yukarı tamamlandı. Kimi tartışmalı bölgeler elbette var; ancak Antarktika bile çoktan paylaşılmış durumda. Bu durum, bugün teknik olarak </strong><strong>zor olmakla birlikte, dünya dışındaki uzayın paylaşımı tartışmasını getiriyor.</strong></p>
<p>Uzayı düzenlemeye yönelik uzay hukuku yeni yeni geliştiriliyor. Elbette bu, güçlü olanın hukuku: Bugün insanlı uzay aracı yapabilen yalnızca 3 dünya gücü bulunuyor: ABD, Rusya ve Çin. Rusya, Sovyetler Birliği’nin mirasçısı olarak bu teknolojilere sahipken Çin, yarışa sonradan katılmasına karşın ipi göğüsleyen, uyanan dev olarak dikkat çekiyor ve ilgi uyandırıyor.</p>
<p>Aslında 1960’ların gelecek kestirimlerinde bugün çoktan başka gezegenlere insanlı mekikler göndermiş durumda olacaktık; oysa uzay araştırmaları büyük bir tarihsel olayın beklenmedik bir yan etkisi olarak hız kesti ve kendi kış uykusuna yattı.</p>
<p>Bu olay, Sovyetlerin çöküşü idi. Olumlu ve olumsuz birçok görüş olmakla birlikte, Stalin döneminde Sovyetler Birliği köylü, geri kalmış bir toplum olmaktan çıkıp uzaya ulaşmış ve böylelikle ABD’ye kafa tutar duruma gelmişti. İki süper güç de karşı tarafın uzay araştırmalarında galip geleceğinden korkarak, bu araştırmalara daha fazla kaynak ayırıyordu.</p>
<p>Uzaya ilk köpeğin (Laika) ve sonrasında ilk insanın (Yuri Gagarin) gönderilmesiyle Sovyetler bir adım öne geçmişti; ancak ABD, Neil Armstrong’u Ay’a göndererek, durumu dengelemişti.</p>
<p>1960’lardan sonra iki ülke arasında kimi zaman çatışmanın kimi zamansa dayanışmanın öne çıktığı bir uzay olayları zinciriyle karşılaşıyoruz. Fakat Sovyetler çöküp de ABD ve onun akademisi, ABD’yi galip ilan edince, uzay araştırmalarına daha az kaynak ayrılmaya başlandı. Uzay araştırmalarının kış uykusuna yatması tam da bundan kaynaklandı.</p>
<p>Bugün dünyada siyasal ve ekonomik konumları ne olursa olsun, bütün dünya ülkeleri, uzaya çıkmak için bu üç ülkeye muhtaç. Küresel imge ve algı, tersi yönde olsa da uzay yarışında Japonya, Çin’in; Almanya ise Rusya’nın gerisinde.</p>
<p>Peki, bundan sonra ne olur? Uzay araştırmaları yeniden hız kazanır mı? Bu, Rusya’nın yeniden güç kazanmasına ve Çin’in yükselişine bağlı. Rusya’nın ekonomik göstergeleri -acı ama gerçek- Sovyetler dönemindeki düzeyine daha yeni yeni ulaşıyor.</p>
<p>Çin ise uzay araştırmalarına saygınlık simgesi olarak kaynak aktarıyor. Çin’e göre, uzaya çıkıp orada etkin olabilmek, bir dünya gücü olmanın göstergesi ve o konumu korumak için bir zorunluluk. Çin’in uzay yürüyüşü, Yeni İpek Yolu (Kuşak ve Yol) projesinin küresel ölçekteki başarısına da bağlı. Oradan gelecek artı-değerin küçük de olsa bir bölümü, uzay araştırmalarına aktarılacak.</p>
<p><strong>Short-Termism</strong></p>
<p>Uzay araştırmaları için gelecek kestirimleri son derece önemli. İnsanlık tarihinin en büyük örgütlenme biçimlerinden olan devletler, büyük şirketler ve onların aralarında ve kendi içlerinde oluşturdukları kuruluşlarda ‘kısa-erimcilik’ (short-termism) olarak adlandırılan bir hastalık söz konusu olabiliyor.</p>
<p>Bu hastalık, örgütsel ve kurumsal başarıyı haftalık, aylık, çeyreklik ya da yıllık dilimlerle değerlendirme eğilimine karşılık geliyor. Değerlendirme ölçütü kısa erim olunca, yöneticiler de koltuklarını korumak için günlük, aylık, yıllık başarılara yöneliyorlar. Böylelikle bu yıl başarılı olan ancak bir yıldan ötesini göremediği için sonraki yıl çöküşe geçen örgüt ve kurumlarla karşı karşı kalıyoruz. Uzay araştırmaları da bu kısa-erimcilikten olumsuz etkilenenler arasında. Uzayın fethi hem daha çok kaynak hem de uzun erimli planlama gerektiriyor.</p>
<p><strong>Kaynak Kıtlığı Tezi</strong></p>
<p>Aslında uzay araştırmalarını sekteye uğratan kaynak kıtlığı tezi de kesinlikle doğru değil. Sorun, kıtlık değil öncelikler. Dünyada futbolda ve eğlence dünyasında çok büyük paralar dönüyor.</p>
<p>Bu iki sektöre daha az kaynak ayrılıp bilime daha çok fon sağlansa Türkiye de gezegenimiz de bambaşka bir noktada olacaktı. Dolayısıyla sorun, kıtlık değil öncelik. Fakat durum şakaya gelir gibi değil: Kimin önceliği günü kurtarmak, futbol ve eğlence değil de bilim ve uzay olursa gelecek onun olacak. Ve sonra biz, “neden kalkınamadık” diye sormaya devam edeceğiz.</p>
<p>İşin ilginci, önümüzdeki on yıllarda bu soruyu sorarken küresel Batı’ya değil, Çin’e bakıyor olacağız. “Çin neden kalkındı da biz yerimizde saydık” diye sorup duracağız.</p>
<p>Kısa-erimcilik konusuna geri dönelim: Elbette geleceği tümüyle öngöremeyiz; ancak kimi olası senaryolar üstüne çalışıp geleceğe karşı daha hazırlıklı olabiliriz. Uzun erimli düşünmek, Çin kültürünün bir parçası.</p>
<p>Bizim de bu tür düşünceyi memleketin doğal hali durumuna getirmemiz gerekiyor. “Kervan yolda düzülür” gibi anlık hareketler, kimi durumda yararlıdır; ama uzay konusunda, “yumurta kapıya dayanınca” düşünüyor olmamalıyız.</p>
<p><strong>Uzay Araştırmaları ve Madencilik</strong></p>
<p>Son dönem uzay araştırmaları, yapay zekâ ve otomasyon tartışmalarıyla birlikte anılıyor. Neden? Çünkü otomasyon, daha çok, makinelerin daha ucuza yapabileceği rutin el işleri için ve insan ölümlerine yol açabilecek riskli işler için kullanılıyor. Uzay araştırmaları, belli rutinlerden oluşuyor ve insan yaşamı için risk oluşturuyor.</p>
<p>Örneğin, bir gezegenin atmosferinden ya da yüzeyinden, daha sonra değerlendirilmek üzere örnek alınması ya da bu örneğin, bulunduğu ortamda çözümlenmesi, bu örneğin ve bulunduğu ortamın fotoğraflanması vb. gibi işlemler, üst düzey zekâ gerektirmiyor; bunlar makinelerin yapabileceği işler.</p>
<p>Uzay araştırmaları er ya da geç, madenciliğin önünü açacaktır. Başka gezegenler, maden yatakları olarak değerlendirilecektir. Bu madenlere sahip olan devletler, geleceğin süper güçleri olmayı sürdürecekler. Uzay madenleri neden önemli?</p>
<p>Önemleri, birinci olarak, elbette ekonomik değerlerinden ileri geliyor. İkinci olarak ise, madenler, uzay mekiklerinin ve uzay yerleşimlerinin enerji gereksinimlerinin dünyaya bağımlı olması sorununu çözmüş olacak.</p>
<p>İnsanlık olarak, başka gezegenlerden enerji üretir duruma geldiğimizde, uzay araştırmaları, yolculukları ve yerleşimleri için çok büyük mesafe kat edilmiş olacak. Diğer bir deyişle, “uzay mekikleri ve yerleşimleri o kadar enerjiyi nasıl bulacak?</p>
<p>Hafif ve uzun süre dayanan bir enerji türü bulmadan bu sorunu çözmek olanaksız” biçimindeki yaygın anlayışın alternatifi var. Başka gezegenlerde enerji üretimi başladığında, bu soru ve anlayış geçersizleşecek. Bu, dünya dışı enerji üretimi çabalarının ilk durağı kuşkusuz, Ay olacaktır.</p>
<p><strong>Ay Paylaşım Savaşları</strong></p>
<p>Ay, önümüzdeki on yıllarda büyük dönüşüm geçirerek, süper güçlerin üsleriyle dolup taşacak. Ay’a baktığımızda eskisi gibi bir Aydede ya da Çinlilerin gördüğü gibi bir Aytavşanı değil, üslere karşılık gelen birtakım yeni karartılar görüyor olacağız ve hatta patlayan noktalar&#8230;</p>
<p>Ay paylaşımının 1. ve 2. Dünya Savaşları gibi büyük ölçekli paylaşım savaşlarına yol açması şaşırtmayacak.</p>
<p>Uzak gelecekte, küresel ısınmanın iyice baskın çıktığı cehennemsi bir dünyada yalnızca elinde başka gezegenlere taşınma olanağı bulunmayan ülkelerin kalacağını öngörebiliriz. Dünya şu anki nüfus artışı hızını ve doğaya verilen zarardaki ivmeyi on yıllarca karşılayacak kadar dayanıklı değil. Bugünkü aldırmazlık ve tembellik, yarın kimi ülkeleri yeryüzü cehennemine mahkûm edecek.</p>
<p>Dikkate değer bir başka senaryoda ise insanlık, dünyada yüksek gelirli ülkeler ile düşük gelirli ülkeler arasındaki ilişkilere benzer biçimde, gezegene büyük zarar verip iklim değişikliğine neden olan ağır sanayiyi dünya dışına taşıyarak dünyayı kirlilikten arınmış yeşil bir gezegene dönüştürüyor.<sup>1</sup></p>
<p>Oysa bu iyimser senaryonun varsayımları hatalı: Birincisi, bazı doğal kaynaklar, yenilenemez biçimde yok oluyor. “Önce kirletelim, sonra temizleriz” gibi bir yaklaşım, bu kaynakları geri getiremeyecek.</p>
<p>İkincisi, insanlığın, ağır sanayiyi dünya dışına taşımak için gerekli olan teknolojiyi ne kadar sürede icat edip yaygınlaştıracağını bilemiyoruz. Bu, uzun bir zaman dilimine yayılırsa dünyanın sonradan yeşil bir cennete dönüştürülme girişimi de o derece olanaksızlaşacak.</p>
<p>Üçüncüsü, bu anlayış, sanki kirletmek ağır sanayinin doğasında varmış, başka bir tür üretim olamazmış gibi yanlış bir varsayıma dayanıyor.</p>
<p>Dördüncüsü, bu senaryo, kirliliğin ve genel olarak çevreye verilen zararın ağır sanayi dışındaki kaynaklarını görmezden gelmiş oluyor. Dolayısıyla bu senaryonun gerçekleşme olasılığının çok düşük olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p><strong>Dış Güçlerin Türkiye’den İstediği </strong></p>
<p>Gelecek bizim olacaksa, futboldaki ya da eğlence dünyasındaki değil bilimdeki başarılarıyla anılan bir ülke olmalıyız. Maçlardan sonra değil Türkiyeli bir bilim insanının başarısından sonra sokaklara dolup taşmalıyız. Bu, çocuklara ve gençlere de rol modeli olarak astronomik ücretlerle haksız kazanç elde eden futbolcular ve şovmenler yerine, memlekete ve insanlığa hizmet etmek için yaşayan ve gerekirse bunun için her tür rahatı ve hatta canını feda etmeye hazır bilim insanını alkışlayarak başlayacak. Dış güçler tam da futbolla yatıp kalkan bir Türkiye istiyorlar. Memleketimiz kalkınsın istemiyorlar. Böylece ülkemizin geri kalmışlığı sonsuza dek sürmüş olacak.</p>
<p>Kalkınmanın, ilerlemenin ve kendini geleceğe taşımanın yolu, bilim ve düşünce insanlarına saygı ve maddi-manevi destekten geçiyor. Ülkemizin ilmiye sınıfı, hangi siyasi görüşte olursa olsun, memlekete hizmet etme ve onu geleceğe taşıma noktasında desteklenmelidir.</p>
<p>Bugünkü siyasi kavgalar gelip geçici; yarının dünyasında hiç biri anımsanmayacak. Tek anımsananlar, geleceğe maddi ve manevi yatırım yapmış olanlar olacak.</p>
<p style="font-size: 0.8em;">1 Campa, R., Szocik, K., &amp; Braddock, M. (2019). Why space colonization will be fully automated. Technological Forecasting and Social Change. doi: 10.1016/j.techfore.2019.03.021</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tek-animsananlar-gelecege-yatirim-yapmis-olanlar-olacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sri Lanka Saldırıları: Kuşkular, Olasılıklar ve Sorular</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sri-lanka-saldirilari-kuskular-olasiliklar-ve-sorular/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sri-lanka-saldirilari-kuskular-olasiliklar-ve-sorular/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ulaş Başar Gezgin]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 02 May 2019 09:12:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Güney Asya]]></category>
		<category><![CDATA[saldırı]]></category>
		<category><![CDATA[Sri Lanka]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=10130</guid>

					<description><![CDATA[Bu kadar farklı hedefe aynı gün ve çoğu amacına ulaşmış eylemlerin yapılması, asıl hedefin sivil halk değil, Sri Lanka Devleti olduğunu düşündürüyor. Bu saldırı sonrası, nice başsağlığına ve üzüntü bildirimine ek olarak, uluslararası kamuoyunda Sri Lanka Devleti’nin batık bir devlet olup olmadığı bile sorgulanır duruma gelmiş durumda. Nisan 2019 Sri Lanka saldırıları birçok soru işaretini ve kuşkuyu doğurdu ve çeşitli olasılıkların ileri sürülmesine yol açtı. Öncelikle saldırının bu kadar eşgüdümlü olması ve yalnızca kiliselerle otelleri değil, patlamamış bombalara bakılırsa havaalanı ve büyükelçilik gibi dindışı hedefleri de olması, meselenin yalnızca dinsel kökenli bir terörizm girişimi olmadığını gösteriyor. Bu kadar farklı hedefe aynı gün ve çoğu amacına ulaşmış eylemlerin yapılması, asıl hedefin sivil halk değil, Sri Lanka Devleti olduğunu düşündürüyor. Bu saldırı sonrası, nice başsağlığına ve üzüntü bildirimine ek olarak, uluslararası kamuoyunda Sri Lanka Devleti’nin batık bir devlet olup olmadığı bile sorgulanır duruma gelmiş durumda. Saldırının Arkasındaki 4 Güç Bir kere bu kadar kapsamlı bir saldırı, nasıl olup Sri Lanka istihbaratının gözünden kaçıyor? Açıklama şu: “Elimize bilgi geçti ama hükümetle paylaşılmadı.” Bunun gerekçesinin ise Sri Lanka Devleti’nin kendi içindeki çeşitli gruplar arasındaki anlaşmazlık olduğu ileri sürülüyor. Böyle büyük bir saldırıda önceden gelen istihbaratı paylaşmamak, bu kişilerin vatana ihanet suçlamasıyla yargılanmalarına kapıyı aralıyor. Fakat diyelim ki &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu kadar farklı hedefe aynı gün ve çoğu amacına ulaşmış eylemlerin yapılması, asıl hedefin sivil halk değil, Sri Lanka Devleti olduğunu düşündürüyor. Bu saldırı sonrası, nice başsağlığına ve üzüntü bildirimine ek olarak, uluslararası kamuoyunda Sri Lanka Devleti’nin batık bir devlet olup olmadığı bile sorgulanır duruma gelmiş durumda.</strong></p>
<p>Nisan 2019 Sri Lanka saldırıları birçok soru işaretini ve kuşkuyu doğurdu ve çeşitli olasılıkların ileri sürülmesine yol açtı. Öncelikle saldırının bu kadar eşgüdümlü olması ve yalnızca kiliselerle otelleri değil, patlamamış bombalara bakılırsa havaalanı ve büyükelçilik gibi dindışı hedefleri de olması, meselenin yalnızca dinsel kökenli bir terörizm girişimi olmadığını gösteriyor.</p>
<p>Bu kadar farklı hedefe aynı gün ve çoğu amacına ulaşmış eylemlerin yapılması, asıl hedefin sivil halk değil, Sri Lanka Devleti olduğunu düşündürüyor. Bu saldırı sonrası, nice başsağlığına ve üzüntü bildirimine ek olarak, uluslararası kamuoyunda Sri Lanka Devleti’nin batık bir devlet olup olmadığı bile sorgulanır duruma gelmiş durumda.</p>
<p><strong>Saldırının Arkasındaki 4 Güç </strong></p>
<p>Bir kere bu kadar kapsamlı bir saldırı, nasıl olup Sri Lanka istihbaratının gözünden kaçıyor? Açıklama şu: “Elimize bilgi geçti ama hükümetle paylaşılmadı.”</p>
<p>Bunun gerekçesinin ise Sri Lanka Devleti’nin kendi içindeki çeşitli gruplar arasındaki anlaşmazlık olduğu ileri sürülüyor. Böyle büyük bir saldırıda önceden gelen istihbaratı paylaşmamak, bu kişilerin vatana ihanet suçlamasıyla yargılanmalarına kapıyı aralıyor.</p>
<p>Fakat diyelim ki istihbarat önceden geldi ama iletmediler. Yine de bu durumda, hükümetin diğer tarafla limoni olan tarafının saldırıdan sonra kamuoyunu bilgilendirici bir açıklama yapmasını beklerdik. Bu açıklama ise saatler ve günler sonra bile gelmiş değil. Böyle kapsamlı bir saldırı, gerçekte ancak 4 güç tarafından yapılabilir &#8211; ki bu güçler birbiriyle işbirliği yapmış da olabilirler:</p>
<p>Birincisi, bu saldırı yabancı teröristlerin bir ürünü olabilir. Bu durumda Sri Lanka saldırısı, Hindistan’daki 2008 Mumbai saldırılarına benzer nitelikte olacaktı. Ancak Sri Lanka hükümeti, saldırganların yabancı değil yerli olduğunu belirtti.</p>
<p>İkincisi, yabancı istihbaratın parmağı olabilir. Bu olasılığın üzerinde biraz duralım:</p>
<p>Sri Lanka, kültürel ve tarihsel olarak Hint altkıtasına bağlı olmakla birlikte, bir ada devleti olarak farklı bir sömürgeleşme geçmişine sahip. Hindistan’la karadan bitişik olmaması, birtakım toplumsal ve siyasal özelliklerin Hindistan’dakinden farklılaşmasını sağlıyor. Bölgenin büyük biraderi Hindistan olsa da son dönemde özellikle Kuşak ve Yol projesiyle birlikte Çin’in etkisinin artması söz konusu.</p>
<p>Pakistan ve Hindistan, İngiliz sömürgeciliğinin eliyle bağımsızlıklarından itibaren kanlı bıçaklı düşmanlar. Zaten yakın zamanda uçak düşürme olayında, bu düşmanlığı bir kez daha gözlemlemiş olduk. Hindistan’la Çin arasında on yıllardır temel olarak sınır anlaşmazlığı ve Dalai Lama’nın ve çeşitli Tibet sürgünlerinin Hindistan’da yaşamaları dolayısıyla bir düşmanlık var. Bu durum, Hindistan’a karşı Pakistan’ı Çin’e yöneltiyor.</p>
<p>Pakistan, bölgedeki en Çin dostu ülkelerden biri. Bu dostluk, fazlasıyla pragmatik bir dostluk: Çin, İslam dünyasında, Uygurlara reva görülenler için tepki topluyor; fakat Pakistan, bu konuya kendi ulusal çıkarları adına kayıtsız kalıyor. Uygur sorunu, Pakistan’la Çin’in dostluğunu engellemiyor.</p>
<p>Yakın dönemde, Çin’in Sri Lanka’da liman projesi başta olmak üzere büyük yatırımları oldu. Zaten Çin, Hindistan’la komşu olup tarihsel olarak Hint kültürüyle bağı olan Nepal, Bhutan, Bangladeş vb. ülkeleri de çoktan gözüne kestirmiş durumda. Bu durum, “acaba saldırıların Pakistan ve Çin’le bir ilgisi var mı?” sorusunu akla getiriyor.</p>
<p>Saldırganların hedeflerinden biri, Hindistan büyükelçiliğiydi. Öte yandan, Sri Lanka Devleti’nin Çin’le arasının bozuk olmadığı düşünülürse saldırının bu tür bir açıklaması da mantıksız görünüyor. Zaten Çin’e (ve Pakistan’a yönelmiş) bir Sri Lanka’nın istikrarsızlaştırılmasının Çin’e de Pakistan’a bir faydası yok.</p>
<p>Böylelikle üçüncü olasılığa geliyoruz: Böyle bir saldırıyı ancak köklü bir örgüt yapabilir. Örneğin, Tamil Kaplanları yenilmemiş olsa ve bu eylemleri gerçekleştirse kimse şaşırmazdı. Ama onun yerine adı sanı duyulmadık yerli bir örgüt öne sürülüyor. Bu da olasılık dışında.</p>
<p>Dördüncü olasılık şu: Saldırıda Sri Lanka’nın derin devletinin parmağı olabilir. Hükümetin düşmesini sağlamak için böyle bir saldırıya ya göz yummuş ya da çeşitli yollarla destek sağlamış olabilirler. Başka türlü, saldırının eşgüdümlülüğünü ve profesyonelliğini açıklamak zor.</p>
<p>Aslında bir olasılık daha var: Saldırganlar Suriye ve Irak’ta savaşa katılmış ve orada askeri eğitim almış olabilir. Öte yandan, bu olasılığı destekleyen bir veri de elimizde bulunmuyor.</p>
<p><strong>Yanıt Bekleyen Sorular</strong></p>
<p>Böylelikle, bu kuşku ve olasılıklar, bize ilerleyen günlerde yanıtlanması umulan şu soruları bırakıyor:</p>
<ol>
<li>Saldırıların eşgüdümü kimler tarafından ve nerede planlandı? Hiç tanınmamış, deneyimsiz bir örgütün kaynaklarını ve gücünü çok aşan bu eylemde Sri Lanka derin devletinin ve diğer devletlerin bir rolü var mıydı?</li>
<li>Silah ve mühimmat nereden elde edildi? Bu kadar fazla sayıda silahın ve mühimmatın dışarıdan getirilmesi, hele ki kara sınırı olmayan bir ada-ülkede dikkat çeker. Bu silah ve mühimmat, Sri Lanka Devleti malıysa, kuşkular daha da artacak.</li>
<li>Saldırganlar nerede eğitim aldılar? Bu, ilk saldırıları mı? Kimler tarafından eğitildiler?</li>
<li>Saldırganlar kilise dışındaki hedeflere neden yöneldiler? Eylemleri uzun süre üstlenen olmadı. Bu da bir örgütün bu eylemi ünlü olmak, ses getirmek vb. için yapmadığını gösteriyor. Örgütün bir talebi, iletisi, çağrısı vb. de bulunmuyor. Dolayısıyla kim yaptıysa, kendisinin yaptığı bilinmesin istiyor gibi görünüyor. Bu da akla yine komplo kuramlarını getiriyor. Yapanlar, neyden ve neden çekinerek kimliklerinin bilinmesini istemiyorlar? Dış devletlerin parmağı iddiası bir kez daha öne çıkıyor.</li>
<li>Saldırganlar saldırıya, özellikle de kilise dışındaki hedeflere yönelik saldırıya nasıl ikna edildi? (Kilise saldırılarına din üzerinden ikna edilmiş olabilirler; fakat diğer hedeflerde Müslümanlar da olabilir(di).</li>
<li>Saldırganlar neden 5 yıldızlı otelleri hedef aldı? Saldırıların üst sınıflarla ilişkisi ne idi?</li>
<li>Sri Lanka hükümetinin kamuoyundan gizlemeye çalıştığı gerçekler nelerdi? Hükümet uzun süre sessiz kaldı; doyurucu bir bilgi vermedi. Bu da aslında bilip bilmezlikten geldiği birtakım bilgilere sahip olduğunu düşündürüyor.</li>
<li>Saldırılar, Savunma Bakanı’nın iddia ettiği gibi, Yeni Zelanda saldırısına yönelik bir misilleme miydi? Peki, öyleyse saldırganların neden kilise dışı hedefleri vardı?</li>
</ol>
<p>Sorular daha da arttırılabilir. Bir sonuca varmak zor. En azından, günlerdir dağılmasını beklediğimiz fakat dağılmayan sis bulutunda, sonuca varamasak da en azından doğru soruları sormalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sri-lanka-saldirilari-kuskular-olasiliklar-ve-sorular/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
