<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Ufuk COŞKUN &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/ufuk-coskun/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 28 Jul 2018 18:51:10 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Ufuk COŞKUN &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Dijital Dünya Projesi: Bitcoin</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dijital-dunya-projesi-bitcoin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk COŞKUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:34:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Bitcoin]]></category>
		<category><![CDATA[Dijital Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1591</guid>

					<description><![CDATA[21. yüzyıl Dijital Dünyası’nın kurgucuları çocuk ile aile, devlet ile vatandaş, insan ile toprak, insan ile ruhu arasındaki bağı kopartıp tüm geçmiş tarihi ve kültürel birikimi de dejenere ederek zihinlere yeni bir format atmak ve yeni kavramlarla dünyayı/evreni, gerçekliği açıklamak ve kendi istekleri doğrultusunda algılatmak peşindeler. Sene başında değeri bin dolarken son haftalarda 16 bin dolardan işlem görmeye başlayan dijital para birimi Bitcoin, tüm dünyada en çok konuşulan, tartışılan bir o kadar da endişeyle karşılanan konular arasında yer alıyor. Öyle ki 2017 yılında yüzde 1.500 değer kazanan bir para biriminden bahsediyoruz. Piyasada Bitcoin’in rakibi sayılabilecek Ripple, Litecoin, MIOTA, Dragonchain, FirstBlood, Bela, Interstellar, Honey gibi yaklaşık 1300 civarında dijital para birimi var. Yakında sayılarının on binleri bulacağı söyleniyor. Örneğin Microsoft, Fujitsu gibi şirketlerle işbirliği yapan ve kendini ‘nesnelerin interneti’ alanında ilk piyasa alanı olarak tanımlayan MIOTA, yeni dijital para birimlerinden sadece biri. Bitcoin’in de içinde olduğu yaklaşık 1000 farklı para biriminin bugün toplam piyasa değeri yarım trilyon dolar kadar. Birçok ülkenin olduğu gibi bu konuda Türkiye’nin de kafası bir hayli karışık. Bitcoin’e kayıtsız kalmayalım diyenler de var uzak durulmalı diyenler de. Bu sebeple son zamanlarda yasal bir dayanağı olmayan kripto paralara ilişkin düzenlemelerin geliştirilmesi için bir çalışma grubunun oluşturulmasına karar verildi. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>21. yüzyıl Dijital Dünyası’nın kurgucuları çocuk ile aile, devlet ile vatandaş, insan ile toprak, insan ile ruhu arasındaki bağı kopartıp tüm geçmiş tarihi ve kültürel birikimi de dejenere ederek zihinlere yeni bir format atmak ve yeni kavramlarla dünyayı/evreni, gerçekliği açıklamak ve kendi istekleri doğrultusunda algılatmak peşindeler.</strong></p>
<p>Sene başında değeri bin dolarken son haftalarda 16 bin dolardan işlem görmeye başlayan dijital para birimi Bitcoin, tüm dünyada en çok konuşulan, tartışılan bir o kadar da endişeyle karşılanan konular arasında yer alıyor. Öyle ki 2017 yılında yüzde 1.500 değer kazanan bir para biriminden bahsediyoruz.<br />
Piyasada Bitcoin’in rakibi sayılabilecek Ripple, Litecoin, MIOTA, Dragonchain, FirstBlood, Bela, Interstellar, Honey gibi yaklaşık 1300 civarında dijital para birimi var. Yakında sayılarının on binleri bulacağı söyleniyor. Örneğin Microsoft, Fujitsu gibi şirketlerle işbirliği yapan ve kendini ‘nesnelerin interneti’ alanında ilk piyasa alanı olarak tanımlayan MIOTA, yeni dijital para birimlerinden sadece biri.</p>
<p>Bitcoin’in de içinde olduğu yaklaşık 1000 farklı para biriminin bugün toplam piyasa değeri yarım trilyon dolar kadar. Birçok ülkenin olduğu gibi bu konuda Türkiye’nin de kafası bir hayli karışık. Bitcoin’e kayıtsız kalmayalım diyenler de var uzak durulmalı diyenler de. Bu sebeple son zamanlarda yasal bir dayanağı olmayan kripto paralara ilişkin düzenlemelerin geliştirilmesi için bir çalışma grubunun oluşturulmasına karar verildi.</p>
<p><strong>The Economist (1988): Tek Dünya Parasına Hazır Olun</strong></p>
<p>İsterseniz meseleyi en başından ele alalım. The Economist’in 1988 yılı 9 Ocak tarihli sayısı “Tek Dünya Parasına Hazır Olun” temalı bir kapak fotoğrafıyla çıktı. Dergide yayınlanan “One World One Money” başlıklı makalede küresel tek para biriminin faziletlerinden bahsediliyordu. Makalede dijital tek para birimi fikrinin her ne kadar Harvard Üniversitesi’nden Richard Cooper’in fikri olduğu ifade edildiyse de meselenin arka planı bir hayli karanlık ve bir o kadar da ince planlanmıştı.</p>
<p>Kapak fotoğrafında Zümrüdü Anka Kuşu’nun (Phoenix) ayakları altında dünyanın geçerli tek para birimi olan dolarların yakılması ve boynunda asılı duran dijital para birimi dikkat çekiyordu. İlginç olan 2018 tarihinin verilmesi ve “Tek Dünya Parasına Hazır Olun” başlığının atılmasıydı.</p>
<p>The Economist 31 Ekim 2015 tarihli kapağında bu sefer doğrudan dijital para Bitcoin’i konu ederek onu dünyayı döndüren bir çarkın içinde ve yine altın renginde resmediyordu. Konuyla alakalı bir makalede “Bazı bankalar ve hükümetler bu yeni teknolojiyi incelerken, bazıları da kesin olarak onunla savaşacaklardır.” deniliyordu. Ve elbette son yıllarda hükümetlere ve bankalara olan güvenin sarsılacağı da özellikle vurgulanıyordu. Bu aynı zamanda önümüzdeki dönem ciddi para savaşlarının yaşanacağı anlamına gelmektedir. Kısacası 2018 yılı büyük finans şirketlerinin, bankaların batacağı/ batırılacağı, mevcut dünya finans sistemine güvensizliğin tavan yapacağı bir yıl olacaktır.</p>
<p>2012 yılında Brezilya’da yapılan Rio olimpiyatlarının kapanış seremonisindeki görüntü, 1988 The Economist Dergisi’nin kapağındaki Zümrüdü Anka ve altında yanan ateş ile hemen hemen aynıydı. Bilirsiniz küresel finans sistemi içinde yer alan baronlar ligi bu tür mesajları sever. Ve bir müddet sonra ilgili kuruluşlar bu mesajları almışçasına işe koyulur.</p>
<p><strong>Kripto Para Birimine Geçen Şirketler</strong></p>
<p>Kaldı ki 2016 yılında dünyanın en büyük 4 bankası yeni bir dijital para geliştirmek için işbirliği yapma kararı aldı. Bu bankalar İsviçre’nin en büyük bankası UBS, Deutsche Bank, Santander ve Bank of New York Mellon.</p>
<p>İki hafta kadar evvel iki dünya devi Kodak ve Bosch bundan 30 yıl önce The Economist’in 1988 kapağını doğrularcasına belirtilen tarihte (2018) kripto para birimine geçeceklerini duyurdu.</p>
<p>Dünyanın en büyük, en karanlık şirketlerinden biri olan ve sermaye yönetimiyle yatırımcının yaklaşık 4,7 trilyon dolarlık servetini işleten Blackrock’un CEO’su da Bitcoin’in gelecek vaat ettiğini açıkladı. Goldman Sachs ise Bitcoin fiyatlarının daha da artacağını söyledi ve müşterilerine Bitcoin hizmeti vermeyi düşündüklerini açıkladı.</p>
<p><strong>Devletler Dijital Para Birimine Hayır Diyemiyor</strong></p>
<p>Rus devleti önce dijital paranın yasaklanacağını ilan etti. Çünkü Putin dijital paraların ciddi bir risk oluşturacağını düşünüyor. Ne var ki Rusya bu konuda zorlanmaya devam ediyor. Çin ise önce Bitcoin’in yasaklanacağı açıklamasını yaptı. Bu açıklamadan bir süre sonra kredi derecelendirme kuruluşu S&amp;P, Çin’in kredi notunu anında düşürdü. Çin bir müddet sonra kesinlikle dijital paraların yasaklanması yoluna gitmediğini belirtti. Hatta Çin’in kendi dijital parasını hazırladığı şeklinde haberler geliyor. Çin merkez bankasının araştırma bölümünün de devlet destekli dijital parayı savunduğu anlaşılmakta.</p>
<p>Japonya Bitcoin işi yapan bazı büyük firmalara lisans verdiğini resmen açıkladı. Ve ardından yeni dijital para birimini dünyaya duyurdu. Estonya ise dijital para biriminin adını koydu bile Estcoin! Hindistan en çok kullandığı banknotları tedavülden kaldırdı. ABD’de, pek çok şirket ve işletme Bitcoin ile ödeme kabul etmeye başladı. Kanada’da Bitcoin işlemleri oldukça serbest. Güney Kore’de ise hükümet kripto para piyasasını tamamen yürürlükten kaldırmaya yönelik bir yasa tasarısı hazırladığını açıkladı. Ancak bu karardan vazgeçildi. Bitcoin, Güney Kore’den gelen kripto para hesaplarını yasaklama kararının geri çekilmesinin etkisiyle % 4.96 arttı, 14.282 dolardan işlem görmeye başladı.</p>
<p><strong>Doların Egemenliği Sona mı Eriyor?</strong></p>
<p>Peki, doların egemenliği bittiğinde bu yeni sistemden en çok etkilenecek ülke olan ABD’nin finans baronları ne yapacak? Bilindiği gibi Amerikan sistemi, küresel/emperyal para (dolar) rejimiyle parayı yağmanın, sömürünün, dolandırmanın, işgalin ve ölümün aracı haline dönüştürmüştü. 1971 yılına kadar altın ve gümüş karşılığında basılan dolar bu tarihten sonra hiçbir kritere dayanmadan karşılıksız basılmaya başlandı. 1971 yılına kadar doların üzerinde “on gold in on silver” yazılıydı. Bu tarihten sonra” God we trust” yani “Biz Tanrı’ya güveniriz.” yazıldı. Tanrı, yani dolar!</p>
<p>Bu aynı zamanda doların “Yeni Dünya Düzeni” projesi doğrultusunda bir silah gibi kullanılmaya başlandığı tarihtir. Fakat asıl kırılma 1978 Washington Uzlaşısı ile başlatılan küresel serbest piyasa süreciyle yaşandı. Bu tarihten sonra paranın küçük bir grubun tekelinde, ülkeleri krize sokarak diz çöktürmek suretiyle egemenlik kurma, yıldırma ve dirençlerini kırma yolunda finansal operasyonlarda kullanıldığını gördük ve hala görmekteyiz. Küresel sermayenin %50’sinden fazlasını tekelinde bulunduran finans oligarkları, faiz operasyonlarıyla ve IMF eliyle ülkelere enflasyon ihraç ederek dünya halklarının üzerine sürekli vergi saldı.</p>
<p><strong>Dolar Rejimine Direnen Ülkelere Operasyon Yapıldı</strong></p>
<p>Küresel finans sisteminin dışında alternatif yol arayışlarına giren ülkeleri de kriz/darbe/terör yöntemleriyle sindirdiler. Türkiye’de Gezi kalkışması ve 17-25 Aralık FETÖ operasyonu buna örnektir. Keza Brezilya ve Venezüella gibi ülkelerde de benzer finans operasyonları yapıldı. Erdoğan’ın 2013’ün yazında “faiz lobisi” şeklinde kavramsallaştırdığı bu sistem, 200 yıldır savaş, kan ve gözyaşı üzerinden servet biriktiren ve dünyayı her geçen gün fakirleştiren, ülkeleri diz çöktüren finans oligarşisinden başkası değildi. Gezi kalkışmasının tam ortasında Alman Deutsche Bank, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’na faiz yükseltmesi için ısrar ediyordu. ABD Finans devlerinden Citi de Türkiye’nin faiz arttırması gerektiğini aksi takdirde durumun gittikçe kötüleşeceği uyarısında bulunmuştu.</p>
<p>Putin, IMF’i tehdit edip, baronlara ödeme yapmayacağını açıkladığında Kasım 2014’te para birimi rubleye operasyon yapıldı. Ülkelerin para birimlerini dolar karşısında değersizleştiren ve sürekli borçlandıran bir mekanizmaydı bu. Çünkü 1978 yılında para manipülasyonları için tüm şartlar oluşturulmuş ve 2014 yılı itibariyle faiz, döviz, borsa üzerinden döndürülen toplam sanal para miktarı yaklaşık 840 trilyon doları bulmuştu.</p>
<p><strong>Küresel Finans Sistemi Krizde</strong></p>
<p>Bu parayla gelişmekte olan ülkelerin paralarının değeri dolar karşısında sürekli düşürülmektedir. Dünyada yaşanan gelişmeler, 1971 yılından beri bedelsiz dolar basarak dünya finans sistemini tekelinde tutan çeteyi, her geçen gün uçurumun kenarına doğru gitmekten kurtaramadı. ABD, bu sistemle 2008 yılına kadar dayandı. 2008 yılında 30 milyon insan bir gecede iflas etti. İsyan dalga dalga yayıldı. 2008 krizinde piyasaya olağanüstü para pompalayan ABD merkezli küresel finans sistemi, bugün gelinen nokta itibariyle yine çok ciddi bir krizin eşiğindedir. ABD’de Temmuz 2013 itibariyle ödenmemiş kredi kartı borçları 850 milyar dolar civarındaydı. FED ise çıldırmış gibi para basıyor. Sistemin çarkları gıcırdamaya başladı. Sistemin tıkanması gerekiyordu çünkü 1988 yılından beri üzerinde çalışılan küresel bir projenin alt yapı çalışmalarıydı bunlar. Doların çöküşü ile sistem kilitlenecek ve yeni para birimine geçilecekti.</p>
<p><strong>Yeni Proje: Dijital Medeniyet</strong></p>
<p>Stratejist Abdullah Çiftçi ile yaptığımız görüşmede Çiftçi, dijital para biriminin gerçekte New World Order/21. Yüzyıl Dijital Dünya Projesi olduğunu ifade etti. Öyle ki dijital para Bitnation’un estirdiği fırtınanın arka planında yeni bir finans düzeninin ayak sesleri duyuluyor. Peki, bu nasıl bir finans düzeni ve bununla ne amaçlanıyor? Neden Bitcoin?</p>
<p><strong>21. Yüzyıl Dijital Dünya Projesi</strong></p>
<p>Bitcoin ve altcoinlerin gündemi belirleyici bir noktaya gelmesi ile bu mevzu her geçen gün karmaşık bir hale geliyor. Dijital Dünya Projesi/Blokchain teknolojisi anlaşılmadan gelecekte neler olabileceğini kestiremeyiz. Bilindiği gibi Yeni Dünya Düzeni aynı zamanda Tek Dünya Devleti projesidir.</p>
<p>Tek Dünya Devleti global bir anlaşmadır ve teknolojisi de Blokchaindir. Neden Blokchain? Yeryüzünde kendilerine oyun kurucular diyenler ve kendilerini “üstün akıl” olarak görenler (aslında şeytani akıl), 21. yüzyılda dünya tarihine, uygarlık tarihine, medeniyet tarihine, dinler tarihine, paranın tarihine format atma peşinde. Dijital bir uygarlık/medeniyet ve yeni kavramlar. Blockchain/Dijital paraları gündeme kim getirdi? Ne zaman ortaya çıktı? Tasarım kimin? Teknoloji kimin? Amaç ne? Dijital Dünya Projesini (Yeni Dünya Düzeni-NWO) doğru sorgulamadan, bizi neyin beklediğini anlayamayız. Son 300 yıldır dünyanın parasının ve finans düzeneğinin sahiplerinden ve kurdukları düzenekten bahsetmiştik.</p>
<p>City Of London, NY, Pekin, Berlin, Paris gibi finans/teknoloji düzeneğini elinde tutanlar neden dijital paraya yöneldi? Gariban vatandaş para kazansın diye mi? İspanya’dan göç eden Kabalist/Mesiyanik/Paganlar 1500’lü yıllarda Swiss Bank’ın sistemini kurdu. İngiltere Merkez Bankası’nı kontrol edenler sonra ABD Merkez Bankası’nı kontrol etmeye başladı. Kâğıt para, dolar zaten kontrollerinde iken neden dijital parayı gündemimize soktular? Bitcoin ilk olarak 2009 Ocak ayında kim olduğu hala bilinmeyen Japon Satoshi Nakamoto tarafından duyuruldu. Blokchain olmasaydı Bitcoin de olmayacaktı. Demek ki Blokchain teknolojisi daha eskilere dayanıyor. Bu teknolojinin arkasındaki güçler acaba kâğıt paraya hâkim olanlarla aynı kişiler mi?</p>
<p>Türkiye’de uzmanlar ABD’de patlak veren 2008 ekonomik krizi sonrası finans piyasalarına güvenin azaldığını, bu sebeple Satoshi Nakamato’nın 2009’da Bitcoin’i piyasaya sürdüğünü iddia ediyor. Oysa The Economist Dergisi’nin 1988 yılına ait kapağını tekrar hatırlayacak olursak Blockchain’in o tarihlerden itibaren gündemde olduğunu anlarız. The Economist dergisinin kapağındaki kuş (phoenix ) bilindiği gibi mitolojide “Küllerinden Yeniden Doğma” anlamına gelir. Yani bu paganlar, dijital dünya projesi ile küllerinden yeniden doğacaklarını ima ediyorlar.</p>
<p><strong>Dijital Dünya Projesi: Dijital Uygarlık Tasarımı</strong></p>
<p>Tek Dünya Devleti Projesi, New World Order (Yeni Dünya Düzeni) dedikleri de aslında bir Dijital Dünya Projesidir. Vatandaşları devletlerinden kopartıp Blockchain’e entegre ederek devletleri etkisizleştirme ve global bir konsensüs sağlama projesidir.</p>
<p>Dijital Dünya Projesinin, Blockchain ve Dijital paraların arkasında Cashless Society (Nakitsiz Toplum) Rothschild (http://identity.foundation (merkezileşmeden çıkarılmış kimlik vakfı), http://id2020.org -Carnegie foundation ve Rothschild foundation, Rockafeller gibi büyük yapılar var. http://13-identity.foundation sitesine girildiğinde şirketlerin sahiplerinin arka planda aynı olduğu görülecektir. Kısacası arka planda dünyanın finans ve büyük teknoloji şirketlerinin sahipleri var. Yani dijital Dünya kurgusunun arkasındaki şirketler aynı. http://14-id2020.org şirketinin web sitesine girildiğinde ise bu sitenin altında Rockafeller ve Aceenture’yi göreceksiniz. Dijital Tek Dünya Devleti için kurgulanan proje adım adım hayata geçiriliyor. Türkiye’de ise maalesef bu büyük projenin bütününü gören insan neredeyse yok gibi! Bitnatino.com yeni dijital devletçikler projesi.</p>
<p>Yeni vatandaşlık tanımı&#8230; İnsana istediği dijital devlette vatandaşlık alma hakkı. Sitenin alt kısmına bakıldığında her şey net bir biçimde görülüyor.</p>
<p><strong>Zihinlere Format Atılmak İsteniyor</strong></p>
<p>21. yüzyıl Dijital Dünyasının kurgucuları çocuk ile aile, devlet ile vatandaş, insan ile toprak, insan ile ruhu arasındaki bağı kopartıp tüm geçmiş tarihi ve kültürel birikimi de dejenere ederek zihinlere yeni bir format atmak ve yeni kavramlarla dünyayı/evreni, gerçekliği açıklamak ve kendi istekleri doğrultusunda algılatmak peşindeler. Blockchain merkezli Bitcoin dijital para biriminin altında yatan asıl gerçek budur.</p>
<p>Bugün günde ortalama 100 bin kişi Blockchain’e kayıt yaptırıp dijital dünya vatandaşı oluyor. Bitcoin ile zengin olma hikâyeleri her geçen gün abartılarak veriliyor. İnsanlar tüm birikimlerini yani elindeki reel parayı dijital paraya çeviriyor. Borsaya, yerli yatırıma gidecek paralar başka ülkelere transfer oluyor. Garsonundan berberine, profesöründen işadamına kadar herkes dijital paradan zengin olma peşinde. Dijital paralar, piyasası oturana kadar yeni zenginlerini çıkartacak. Birçok şirket, personelin verimliliği düştü, çalışma istekleri azaldı bahanesiyle şimdiden dijital paraya doğru yönelmeye başladı.</p>
<p><strong>Blockhain Yeni Değerler Vaat Ediyor</strong></p>
<p>Sanayi devrimi sonrasında yeni bir Dijital Uygarlık/Dijital Medeniyet tasarımı önümüzde duruyor. Bu küresel proje anlaşılmadan ulus devletlerin geleceğinden ve insanın şimdiki yaşam tarzından söz edilemez. Blockchain’de (Dağıtık Veri Tabanı) yeni kayıtlar birçok bilgisayarda tutulur. Kimse silemez ve şeffaf deniliyor ancak doğru soru projenin niçin kurgulandığı ve arkasında olanların “insana biçtiği yeni rol” nedir? Bitcoin üzerinden sorgulanmayan budur. Blockchain, dünya insanına yeni bir yaşam şekli, yeni değerler kazanma şekli, harcama şekli, evlenme şekli, vatandaşlık gibi yenilikler(!) sunuyor. Bu yeni bir devlet sistemidir. Dijital cüzdanıyla yeni devletine katılan mekanik insanlar. Blockchain’i web3 olarak da düşünebiliriz. Bir habere göre; “Intel, AMD ve ARM şirketlerinin ürettiği işlemcilerde ‘Meltdown’ ve ‘Spectre’ adlı çok ciddi güvenlik açıkları bulundu” Bir bakıma dijital kıyamet haberi. Yani açığı biz oluşturduk biz ifşa ediyoruz deniliyor.</p>
<p><strong>Devletler Buharlaşıyor mu?</strong></p>
<p>Blockcahin ile işlemler peer-to-peer paylaşıma dayalıdır. Yani devlete gerek yok demektir bu. Devletin kayıtları silinebilir ama burada kayıt silinmez, denetlenebilir. Devleti yönetenlerin bu yeni durumu çok iyi analiz edip ona göre strateji geliştirmesi gerekmektedir. Dijital Dünyada kontrol edilmeyen herhangi bir eylem yoktur. Kontrol devletten, küreselcilerden geçiyor. Bu durum dijital parada da öyledir. Paranın yüzde yüz kontrolü devletten dijital dünya kurgucularına geçiyor. Blockcahin anlaşılmadan dijital dünya projesi anlaşılmaz. Blockchain, internetten sonra en önemli projedir. Blockchain’e yani dijital dünya vatandaşlığına geçiş önemli bir sayıya geldiğinde kâğıt paralar kalkacak. Bu süreçte dijital paralar kazandırmaya devam edecek. Bilindiği gibi global medyanın yüzde 95’i, sosyal medyanın da daha fazlası küreselcilerin tekelinde.</p>
<p>Alibaba/Amazon/Ebay vs. gibi global şirketler hangi dijital parayı kabul ederse o para öne çıkacaktır. Bunun algısı üretilmeye başlandı bile. Dünyanın algısını medya/sosyal medya üzerinden yöneten küreselciler istedikleri ürünü, markayı bir numara haline getirebilir.</p>
<p><strong>Küreselciler İle Kapitalist Büyük Amerikancıları Meydan Savaşı</strong></p>
<p>Dijital dünya kurgucularının 2018 olarak belirlediği tarihi, kuşun göğsünde görüyoruz. Bunun anlamı tüm dünyanın finans şirketlerine yıpratıcı operasyonla dijital paranın ve Blokchain işlemlerinin önünü açmaktır. Dünyanın 2017 sonu itibarı ile borcu 236 trilyon dolar. ABD ise borçlanmada ilk sırayı çekiyor. Dolar zarar görürse ABD ekonomisi çöker. Yani Küreselciler ile Kapitalist Büyük Amerikancıların meydan savaşı Orta doğu’da ve farklı coğrafyalarda değil ABD finans düzeneği üzerinde de artacak.</p>
<p>Öyle ki ABD’li sermaye piyasası otoritesi düzenleyici kurum The U.S. Securities and Exchange Commision (SEC) Mart ayında Bitcoin’in Borsa Yatırım Fonu olmaya yönelik başvurusunu reddetmiş ve Bitcoin’in ABD borsalarında işlem görmesine izin vermemişti.</p>
<p>İki hafta önce yaptığı açıklamada ise Bitcoin üzerinden para kaybederseniz çabalarımızın yatırımınızı geri almanız şeklinde sonuçlanmayacağı yönünde önemli bir risk bulunduğuna dair sizi uyarıyoruz.” dedi.</p>
<p>ABD’li uluslararası yatırım bankası J.P. Morgan Chase’in Üst Yöneticisi (CEO) Jamie Dimon ise yaptığı açıklamada, Bitcoin’in “sahtekarlık” demek olduğunu ve “spekülatif” olduğunu dile getirdi ve bankasındaki finansal çalışanların Bitcoin ticareti yapması durumunda onları kovacağını söyledi.</p>
<p>Görülen o ki Bitcoin savaşları önümüzdeki yıllarda hız kazanacak. Ekonomik Armegeddon yakındır. Asıl kıyamet finans dünyasında yaşanacak.</p>
<p>Bitcoin’i sıradan dijital bir para birimi olarak ele almak bizi yanıltır. Son yıllarda hız kazanan yapay zekâlarla ve dijital para birimleriyle, nötr cinsiyet projeleriyle insanlık arka planda yeni bir medeniyete ve devlet şekline doğru sürükleniyor. Aile değerlerinin yıkıma uğratılacağı, geçmiş tarihi ve kültürel mirasın tamamen hafızadan silineceği, dinlerin tasfiye edilip yerine ortak bir insanlık dininin temellerinin atılacağı yepyeni mekanik, teknik, dijital bir dünyaya doğru yol alıyoruz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuş Saraylarından Hayvan Barınaklarına Uzanan Hayvan Sevgimiz!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kus-saraylarindan-hayvan-barinaklarina-uzanan-hayvan-sevgimiz/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk COŞKUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 31 Dec 2017 21:10:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[4. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[hayvan barınakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Hakları]]></category>
		<category><![CDATA[Hayvan Sevgisi]]></category>
		<category><![CDATA[Ocak 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1451</guid>

					<description><![CDATA[Bugün sokaklarda hayvan katliamı yaşanıyorsa ve bu katliamı yapanlar Kabahatler Kanununa göre 200-300 liralık cezalarla serbest kalıyorsa bu trajik durumdan çıkmanın yol ve yöntemlerini acilen bulmak zorundayız. 16. yüzyılın önemli seyyahlarından Ogier Ghiselin de Busbecq seyahatnamesine şöyle bir not düşer: “…Venedikli bir kuyumcu kuş tutmaktan hoşlanırdı. Tuttuğu kuşlar arasında da bir kuşun kanatlarını gerip evin kapısına astı. Ağzını da bir çöple germişti. Sokaktan gelip geçen Türkler, durdular, kuşa baktılar. Kuşun kımıldadığını, canlı olduğunu görünce, hâline acıdılar. Zavallı bir kuşa böyle bir işkenceyi yapmanın müthiş bir cinayet olduğunu söylediler. Kuyumcuyu evinden dışarıya çıkarttılar. Ensesinden yakalayıp hâkimin (kadı’nın) huzuruna çıkarttılar. Hâkim ağır bir ceza vereceği sırada, Venedikli azınlığın adlî işlerine bakan bir memur olan Venedik Balyozu gibi biri geldi ve suçlunun kendisine teslimini istedi. Zor belâ kuyumcu bu surette kurtarılabildi…” Osmanlının hayvanlara olan muazzam sevgisini ve merhametini gösteren ilginç bir hikâyedir bu. Çünkü medeniyetini ahlak, adalet ve merhamet üzerine inşa eden bir toplum “yaratılanı Yaratan’dan ötürü “ sevme düsturunu benimser ve hayatın her alanında bunu sarih bir biçimde uygular. Busbecq, gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını gizleyememişti çünkü o dönem Batı’da bırakınız hayvanları, insanlara bile gereken değer verilmemektedir. Öyle ki Fransız rahip Du Loir, ünlü seyahatnamesinde, 1600’li yıllarda Türklerde hayvanlara karşı duyulan hislerin neredeyse &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bugün sokaklarda hayvan katliamı yaşanıyorsa ve bu katliamı yapanlar Kabahatler Kanununa göre 200-300 liralık cezalarla serbest kalıyorsa bu trajik durumdan çıkmanın yol ve yöntemlerini acilen bulmak zorundayız.</strong></p>
<p>16. yüzyılın önemli seyyahlarından Ogier Ghiselin de Busbecq seyahatnamesine şöyle bir not düşer: “…Venedikli bir kuyumcu kuş tutmaktan hoşlanırdı. Tuttuğu kuşlar arasında da bir kuşun kanatlarını gerip evin kapısına astı. Ağzını da bir çöple germişti. Sokaktan gelip geçen Türkler, durdular, kuşa baktılar. Kuşun kımıldadığını, canlı olduğunu görünce, hâline acıdılar. Zavallı bir kuşa böyle bir işkenceyi yapmanın müthiş bir cinayet olduğunu söylediler.</p>
<p>Kuyumcuyu evinden dışarıya çıkarttılar. Ensesinden yakalayıp hâkimin (kadı’nın) huzuruna çıkarttılar. Hâkim ağır bir ceza vereceği sırada, Venedikli azınlığın adlî işlerine bakan bir memur olan Venedik Balyozu gibi biri geldi ve suçlunun kendisine teslimini istedi. Zor belâ kuyumcu bu surette kurtarılabildi…” Osmanlının hayvanlara olan muazzam sevgisini ve merhametini gösteren ilginç bir hikâyedir bu.</p>
<p>Çünkü medeniyetini ahlak, adalet ve merhamet üzerine inşa eden bir toplum “yaratılanı Yaratan’dan ötürü “ sevme düsturunu benimser ve hayatın her alanında bunu sarih bir biçimde uygular.</p>
<p>Busbecq, gördüğü manzara karşısında şaşkınlığını gizleyememişti çünkü o dönem Batı’da bırakınız hayvanları, insanlara bile gereken değer verilmemektedir. Öyle ki Fransız rahip Du Loir, ünlü seyahatnamesinde, 1600’li yıllarda Türklerde hayvanlara karşı duyulan hislerin neredeyse dini bir görev mertebesine çıkarıldığını söyleyerek Türklerin bu tutumunu abartılı bulur. Çünkü geldikleri topraklarda çok farklı bir anlayış hâkimdir. Örneğin, Roma’daki dev arena Colesseum’un açılışında dokuz bin hayvan öldürülmüştü. İddialara göre, bu gelenek devam etmiş ve Kuzey Afrika ve Yakındoğu’daki fil ve aslanların kökü kurumuştu.</p>
<p>Kediler şeytan olarak nitelendirilmiş, diri diri ateşe atılmak, asılmak, temellere harç olarak kullanmak gibi sayısız işkencelere maruz kalmıştı. Saint-Jean bayramında kediler torbalarla alevlere atılıyor ve yanarak kaçışırken tepelerine çullanılıyordu.Köpekler deri ve etleri için öldürülüyordu. Bazı Avrupa ülkelerinde kısa zaman öncesine kadar kedi ve köpek kürkü işleyen dükkânlara rastlanabiliyordu. Almanya’da köpek kasapları vardı. Descartes’e göre hayvanlar canlı bile değildi, hatta acı çekmeyen makinelerdi. Böylece, hayvanlar üzerinde bayıltmaksızın deneylerin yapılabilme yolu açılmıştı.1</p>
<p>Osmanlıda ise örneğin yeni bir inşaat yapılırken bile kuşlar güvercinler unutulmazdı onlar için binalara, mutlaka su yalakları yapılır ve canlılara azami hassasiyet gösterilirdi. Dahası Osmanlıda halk arasında pazarlardan satın aldıkları kuşları azat etmek neredeyse bir gelenek haline gelmişti.</p>
<p>Sokaklardaki kedi ve köpekler doyurulur hatta hayvanlara bakılması için uşak tutulur, maaş verilir, fırıncılara ve kasaplara da köpekler için aylık para ödenirdi. Bu çerçevede kedi ve köpekler için kurulan çok sayıda vakıf bulunmaktadır.</p>
<p>Vakıflar arşivinde, eskilerin hayvan sevgisi ve merhametini gösteren çok enteresan vakıflar vardır. Meselâ İzmir’de Mürselli İbrahim Ağa, 1307’de, Ödemiş Yeni Câmi civarındaki leyleklerin beslenmesi için senelik 100 kuruş vakfetmiş. Adana Beylerbeyi Ramazanoğlu Pîrî Paşa, 1558’de, binek ve besi hayvanlarının otlaması için mera vakfetmiş. Lütfi Paşa, 1544’de Tire’de gelip geçen yolcuların hayvanlarının su içmesi için çeşme, yalak ve havuz vakfetmiş.</p>
<p>Rumelihisarı’nda 1778 tarihli Hacı Seyyid Mustafa vakfının vakfiyesinde, “her gün 30’ar akçelik taze ekmek alınıp sokak köpeklerine yedirile.” diye yazar. 1707 senesine ait Çandarlızade Mehmed Bey vakfı, güvercinlerin bakımı için bir güvercinhane kurmuş ve çiftlik evini buna vakfetmiş.</p>
<p>Şam’da Mescidül-Kıtat (Kediler Câmii) adında bir câmi vardır. Kıtat, kediler demektir. Burası, aynı zamanda sokağa atılan kedi yavrularını himaye için kurulmuş bir vakıftır. Câmi kayyımının, yüzlerce kedi yavrusunu vakıftan ciğer getirerek beslediği bir câmidir.</p>
<p>Şam’da Merci meydanından, Şam Üniversitesi ve Şam fuarı da dâhil olmak üzere, Mezze’ye kadar olan yerler, hayvanları himaye için kurulmuş bir vakıftır. Burası 2,5 km uzunluğunda, ortasından nehir geçen bir arazidir. Yaşlandığı veya hastalandığı için artık iş yapamaz hâle gelen binek hayvanları öldürülmez, vurulmaz, ölüme terk edilmez; burada bakılır.2</p>
<p><strong>Leylek ve Kedi Hastaneleri</strong></p>
<p>Sokak hayvanları için düzenlenen şiş kebap günleri… Hacı Baba mertebesine yükseltilmiş leyleklere sanki kutsalmış gibi yapılan muameleler… Sonbaharda geri dönemeyen ve bakıma ihtiyaç duyan leylekler için bakım merkezleri… Dünyada örneğine rastlanmayan Bursa’daki Leylek (Gurabahane-i Laklakan), Dolmabahçe’deki kuş ve Üsküdar’daki kedi hastaneleri… Cami ve mezarlıklardaki suluklar, kuş evleri, hatta mimari açıdan eşi ve benzeri bulunmayan kuş köşkleri, her hafta kurulan pazarlarda varlıklı ailelerin kafesteki kuşları satın alıp özgür bırakma geleneği…</p>
<p>Sokakta doğurmuş bir hayvan gördüklerinde hemen oracığa bir kulübe yaptırmak için yarışan insanlar… Yük hayvanlarına fazla yük yükleme tarzındaki merhametsiz uygulamalara karşı çıkartılan fetvalar, bu hayvanlara aşırı yükten dolayı ıstırap çektiren insanlara aynı yükü taşıtarak ceza verilmesi…3 gibi sayabileceğimiz çok sayıda örnekleri Osmanlı geleneğinde bulmak mümkündür.</p>
<p>Bölge Postası yazarlarından tarihçi Gülşah Taşkent’in “Osmanlıda hayvan hakları” başlıklı yazısında verdiği bilgilere göre; 1587 yılında 3. Murat döneminde yük beygirlerine taşıyabileceklerinden fazla yük yüklenmemesi için padişah fermanı çıktığını biliyoruz ki bu ferman dünyada hayvan haklarıyla ilgili çıkmış olan ilk kanun olma özelliğini de taşımaktadır.</p>
<p>Yine bununla ilgili olarak Abdülmecid döneminde yayımlanan bir bildiride cuma müminlerin bayramı olması sebebiyle beygir ve eşeklerin nakil işleminde kullanılması ve hatta üzerine binilmesi bile yasaklanmıştır. Anlaşılan Osmanlının derin ve ulvî görüşü 17. yüzyılda da hayvanlara bir gün tatil ve dinlenme hakkı vermiştir.</p>
<p>Ne var ki erdem, ahlak ve yüksek merhamet sahibi Osmanlının, modernleşme sürecinde kimyası bozuldu ve o güzel insanlar geçmiş tarihi tecrübelerini bir tarafa bırakarak, bir türlü kendisi olamadığı yollara savruldu. Bu aynı zamanda köklü medeniyete indirilen ağır bir darbeydi.</p>
<p><strong>İtlaf Kararı</strong></p>
<p>Öyle ki bakınız İstanbul’da Fatih Sultan Mehmed Han’dan o güne kadar köpeklere dokunulmazlık dahi verilirken bu hayvanların sonu, İttihat ve Terakki eliyle oldu. 1910 yılında yaşanan Hayırsız Ada vakası tam bir felaketti. Bu Osmanlı için yüz karasıydı. Yaklaşık 80 bin sokak köpeği, birkaç gün içerisinde toplanarak vapurlarla Hayırsız Ada’ya bırakıldı.</p>
<p>Adada, 80 binden fazla köpek, açlığa, susuzluğa ve sıcağa terk edildi. 3 ay boyunca da, Hayırsız Ada’ya tekne ile yeni köpekler götürülmeye devam edildi. Hayvanların ulumaları, acı iniltileri, ta İstanbul sokaklarından duyulur oldu. Bir süre sonra, sıcaktan, açlıktan ve birbirlerini parçalayarak ölen hayvanlardan hiç ses gelmez oldu… Ne hazin bir son değil mi? Bu ne acıklı bir son!</p>
<p>Türkiye’nin yüksek medeniyet anlayışı işte bu gibi yanlış uygulamalarla bertaraf edildi. Dün hayvanlar için muazzam haklar hazırlayan kültür ve medeniyet birikimimiz, içimize atılan virüslerle yerle bir oldu. Bakınız şimdi size günümüz Türkiye’sinden sadece son aylara ait bazı haber başlıkları paylaşayım.</p>
<p>“4 Ekim 2017 Hayvan Hakları Günü’nde Ankara’nın Mamak İlçesi’nde çöplükte battaniyeye sarılmış halde 8 ölü yavru köpek bulundu. Yavru köpeklerin nasıl öldüğü ve çöpe kimler tarafından atıldığının belirlenmesi için çalışma başlatıldı.”</p>
<p>“Erzincan’da Kent merkezindeki subay orduevinde sivil giyimli kişinin, yakaladığı kediye yumruk ve tekme atarak işkence yaptığını görenler, durumu adli makamlara bildirdi.”</p>
<p>“Şile Ağva’da Çataklı Köyü’nde arazide otlayan 7 mandayı başlarından vurarak öldüren şüpheliler, başlarını kesip etlerini kamyonlara yükleyerek çaldı.”</p>
<p>“Sinop’un Boyabat ilçesinde sokaklarda hayvan ölülerine rastlanmaya başlandı. Hayvanların neden öldüğü bilinmezken, belediye ekipleri ölü hayvanları sokaklardan çöp arabaları ile toplamaya başladı.”</p>
<p>“Antalya’nın Güzelbağ Mahallesi Asmalı Sokak’ta son 3 günde 15 köpek ve 10 kedi zehirlenerek öldürüldü.”</p>
<p>“Elindeki bıçakları kasap gibi bileyleyen cani, kediyi defalarca yerden yere vurdu. Yerde can çekiştiği esnada kediyi bir de bıçaklayan cani, öldürdükten sonra çöp konteynerine attı. O dehşet anları ise güvenlik kameralarına saniye saniye yansıdı.”</p>
<p>Bu vahim örnekler sadece son aylara ait. Peki, hayvanlara işkence eden ya da öldüren kişiler gerekli cezayı alabiliyorlar mı? Ne yazık ki buna verebilecek bir cevabımız yok. Çünkü hukukçulara göre Türkiye’de sokak hayvanları dâhil her türlü yabani ve deniz hayvanları Türkiye Cumhuriyeti Medeni Hukuku gereğince Eşya Kanunu kapsamında değerlendiriliyor. Şu gelinen noktaya bakın.</p>
<p>Bir vakitler hayvanlara, insanlık tarihinin en nadide, en şahane haklarını tanıyan merhametin, ahlakın ve erdemin zirve yaptığı bir medeniyetin çocukları bugün hayvanları eşya kanunu kapsamında ele alıyor ve bu doğrultuda yasalar hazırlıyor.</p>
<p>Bugün Türkiye’de bir hayvana kötü muamelede bulunmak, en temel hakkı olan yaşam hakkını elinden almak, 5326 Sayılı Kabahatler Kanunu kapsamında değerlendiriliyor. Bu bir iflastır. Yazımızın başında verdiğimiz örnekleri, yabancı seyyahların şaşkınlıkla kaleme aldıkları notlarını lütfen tekrar okuyunuz. Ve bugün geldiğimiz nokta…</p>
<p>Ne oldu da kendisiyle kavgalı, önyargılarını yıkamayan, merhametsiz, bir diğerini düşman gören bireyler yetişmeye başladı? Bu toprakların ruhuna aykırı tesis edilen sistemlerin bireyin içsel dünyasını tahrip ettiği bir gerçektir.</p>
<p>Bu aynı zamanda insanın kendini bilme, insanlığını gerçekleştirme kanallarını da tıkadı. Bu sistemler eğitimi de bu doğrultuda kurguladıkları için insanlara, hayvanlara, eşyaya, tabiata karşı merhametsiz insanların yetişmesine imkân tanındı.</p>
<p>Bugün tüm okullarımızda öğrenciler hayvanat bahçesi olarak adlandırılan ama aslında hayvanlar hapishanesi olan mekânlara ziyarete götürülüyor ve bunun adına da hayvan sevgisi diyoruz.</p>
<p>Kısacası bu toprakların ayarlarıyla oynandı. Kimyası bozuldu. Bugün sokaklarda hayvan katliamı yaşanıyorsa ve bu katliamı yapanlar Kabahatler Kanununa göre 200-300 liralık cezalarla serbest kalıyorsa bu trajik durumdan çıkmanın yol ve yöntemlerini acilen bulmak zorundayız.</p>
<p>Medeniyetimizi, kültürümüzü ve inancımızı yeniden gözden geçirip bu doğrultuda buraya ait derinlikli ve özgün değerlerimizle yeniden temas kurmalıyız.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Milli Eğitimi Esir Alan Anlaşma: Fulbright</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/milli-egitimi-esir-alan-anlasma-fulbright/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk COŞKUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 08:31:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Fulbright]]></category>
		<category><![CDATA[Marshall Yardımı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1329</guid>

					<description><![CDATA[27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: Türkiye’de bir Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kuruluyordu. Komisyonun giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı. ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik. 27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında bir anlaşma imzalandı. Milli eğitim sistemini altüst eden, eğitimi ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalanmıştır. Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında! Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı. Bunun 147,5 Milyon dolarlık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı. ”Ne var ki bu yardım adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi. ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi. Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı. Öğretilmiş Çaresizlik 27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: Türkiye’de bir Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kuruluyordu. Komisyonun giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı.  ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik.</strong></p>
<p>27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında bir anlaşma imzalandı. Milli eğitim sistemini altüst eden, eğitimi ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalanmıştır. Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında!</p>
<p>Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı. Bunun 147,5 Milyon dolarlık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı. ”Ne var ki bu yardım adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi.  ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi.  Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı.</p>
<p><strong>Öğretilmiş Çaresizlik</strong></p>
<p>27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: 27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında bir anlaşma imzalandı. </p>
<p>Milli eğitim sistemini altüst eden, eğitimi ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalanmıştır. Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında!</p>
<p>Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı. Bunun 147,5 Milyon dolarlık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı. ”Ne var ki bu yardım adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi.  ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi.  </p>
<p>Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı.</p>
<p><strong>Öğretilmiş Çaresizlik</strong></p>
<p>27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: Türkiye’de bir Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kuruluyordu. Komisyonun giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı.  ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik. Aynı ödeme durumu ABD’de eğitim görecek Türk öğrencileri de kapsamaktaydı. ABD, bize ödediği para ile kendi personelinin masraflarını karşılamanın yolunu da böylece bulmuş oluyordu. Ne yazık ki ABD bu yöntemi sadece eğitim alanında değil medya ve STK dâhil birçok alanda kullandı ve hala kullanmaktadır.</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imzalanan anlaşmanın onanması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporuna (TBMM, 1950- 1/731) bakıldığında durumun vahameti ortadadır. İsterseniz o gün mecliste alınan kararın içeriğine bakalım. Gerekçede “Amerika Hükümeti, harpten sonra ordusu elinde kalan fazla malzemenin satışı için müteaddit devletlerle anlaşmalar yapmış ve gerek bu devletleri mezkûr satışların hasılatını dolar olarak ödemek külfetinden kurtarmak gerekse bu vesile ile Amerikan kültürünü yaymak gayesiyle, anlaşmalarla tahassül eden alacakların bu memleketlerde kültürel gayelere sarfını temin edecek kültür anlaşmaları imzalamıştır.” denilmektedir.</p>
<p>Rapordan olduğu gibi aktaralım: Bu anlaşma 27 Aralık 1949 tarihinde Ankara’da imzalanmış ve yukarıda mezkûr mektuplar da aynı zamanda imzalanarak teati edilmiştir. Anlaşma tasarısı hulasaten şu hükümleri ihtiva etmektedir:</p>
<p>1. Amerika Hükümeti, Kahire Anlaşması ile borçlu bulunduğumuz meblâğın ödenmemiş bakiyesinin âzami yarısına kadar her hangi bir kısmının, Kültür Anlaşmasının derpiş ettiği gayelere sarf edilmek üzere, Merkez Bankasında açılacak hususi bir hesaba yatırılmasını talep edebilir.</p>
<p>2. Bir Eğitim Komisyonu tesis edilecek ve bu teşekkül yukarıda mezkûr hesaptaki parayı şu gayelerle sarf edilebilecektir: A) Amerikalıların Türk okul ve üniversitelerinde ve Türklerin Amerika kıtası ve haricindeki Amerikan okul ve üniversitelerinde tahsil, inceleme ve tedris işleriyle iştigali için lüzumlu masrafları karşılamak; B) Amerika’ya tahsile gidecek Türk talebenin yol masraflarını temin etmek.</p>
<p>3. Komisyon yukarda mezkûr eğitim işleri için programlar hazırlayacak ve bu hususta Amerikan Eğitim müesseseleriyle iş birliği yapacaktır.</p>
<p>4. Komisyon, dördü Türk ve dördü Amerikalı olmak üzere sekiz azadan mürekkeptir. Amerika Büyük Elçisi fahrî reistir. Türk azayı Türkiye Hükümeti, Amerikalı azayı Amerika Büyük Elçisi tâyin ve azleder. Komisyon âzası bilâ ücret vazife görür.</p>
<p>5. Komisyonun merkezi Ankara’dadır. Komisyon Türkiye ve Amerika Hükümetlerine senelik raporlar verir. Amerika Hariciye Nazırı Komisyonun kararları üzerinde murakabe hakkını haizdir.</p>
<p>6. Türkiye Hükümeti, Amerika Hükümetinden zaman zaman vâki olacak talepler üzerine, cem’an yarım milyon doların resmî kurdan Türk Lirası mukabilinde Merkez Bankası’ndaki hususi hesaba yatıracaktır. Ancak bir sene zarfında 250.000 dolar mukabilinden fazlasının bu hesaba yatırılması talep edilmeyecektir.</p>
<p>Bu suretle, hem öğrencilerimizin Amerika’da tahsil görmesinin, hem Amerika’dan memleketimize öğrenci, profesör ve bilginlerin gelmesini temin ederek Türk ve Amerikan kültürlerini birbirine tanıtıp yaklaştırmak bakımından büyük mânevi faideler sağlayan, ayrıca da döviz olarak borçlu bulunduğumuz paranın bir kısmının Türk parası olarak memleketimizde sarfını derpiş eylemek bakımından maddî bir faide de temin eden iş bu anlaşmayı Hükümetimiz Yüksek Meclis’in tasdikine sunar. (TBMM, Dışişleri Komisyonu, Esas No. 1/731, Karar No. 14, 1950.)</p>
<p>İşte o gün korkunç bir biçimde eğitimi maalesef ABD’nin hizmetine de sunmuş olduk. Kendi paramızla kendimizi bağımlı hale getiriyorduk. Milli eğitim sistemini CIA’ya bağlayan bu anlaşma ile ABD, ileriye dönük stratejik bir plan yapıyordu.</p>
<p><strong>İnönü’nün Nedameti</strong></p>
<p>Yıllar sonra bu anlaşmayı imzalayan İsmet İnönü pişmanlığını şu cümlelerle ifade edecektir ama iş işten geçmiştir. “Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.</p>
<p>…</p>
<p>Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez…”</p>
<p>Bilindiği gibi anlaşmanın ilgili maddesine göre komisyon; 4’ü Türkiye vatandaşı, 4’ü ABD vatandaşı olmak üzere 8 üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir!” Komisyonun ABD vatandaşı olan 4 üyesinden 2’sinin elçilikteki CIA ajanları arasından seçildiğini söylememize gerek yok sanırım.</p>
<p>Bu komisyonun görevi, Türk çocuklarının ilk, orta ve lisede okuyacağı derslerin müfredatını yani programını belirlemekti.  Projenin mimarı, dönemin ABD başkanı Truman’ın meşhur doktrinini “eğitim ve kültür” alanında projelendiren kişi olan senatör William Fulbright’tı. 1946-1953 yılları arasında ABD Senatörü olarak görev yapan William Fulbright, daha çok Amerikan karşıtlığı yüksek ve yer altı kaynakları zengin olan Latin Amerika ülkelerine dönük projeleri ile bilinen sömürgeci bir isim. </p>
<p>Bugün projenin başında kızı Harriet Fulbright bulunmaktadır. 2015 yılında Amerika dışındaki ilk Fulbright Enstitüsü’nün açılışına katılmak üzere Türkiye’ye gelen Bayan Fulbright, Hürriyet’e verdiği röportajda “Türkiye’nin anahtar bir ülke olduğunu biliyorum.” diyerek eğitimin önemine dikkat çekmişti. Bugün Fulbright komisyonu aktif bir şekilde işlerini rahatlıkla yürütüyor.</p>
<p>Fulbright anlaşmasından yıllar sonra 1994 yılında eğitim dünyasına giren Milli Eğitim Geliştirme Komisyonu’nun 60 personelinden 40’ı Amerikalı idi. Komisyonun başında da L. Cook isimli bir Amerikalı bulunuyordu. MEB Başdanışmanı ise Howard Reed idi.</p>
<p>Türkiye’nin ABD’ye bağımlılığı/teslimiyeti Truman Doktrini, Marshall Planı ve Fulbright Anlaşmasıyla olmuştur. Fulbright anlaşması aynı zamanda bir CIA projesi olan FETÖ’nün eğitim dünyasına açılan bir kapısıydı.  FETÖ’yü ABD’ye yerleştiren ve yeşil kart almasında yardımcı olan CIA ajanı Graham Fuller aynı zamanda FETÖ’nün MEB’e çöreklenmesinde de aktif rol oynayan bir ajandı. FETÖ daha bu tarihlerde Özbekistan ve Kırgızistan’daki okullarında 130 kadar CIA ajanına yataklık yaptı.  Türk okulları olarak bilinen okullar deşifre olana kadar CIA’nın birer karargâhına dönüşmüştü. Fulbright anlaşmasıyla kimyası bozulan ve altüst edilen<br />
eğitimden istifade eden FETÖ ne yazık ki Türk okullarından çok sayıda öğrencimizi devşirdi.</p>
<p><strong>Fulbright İptal Edilmelidir</strong></p>
<p>68 yıldır ABD Büyükelçilerinin müfredatta ve eğitim politikalarında etkin rol oynadığı bu anlaşmayla eğitim sistemimiz Amerikan kültürüne hizmet etmektedir. Bugün ders kitaplarımızdaki Osmanlı sövgüsü boşuna değildir. Normalde hiç haç bulunmayan kulelerin bizim ders kitaplarımızda haçlarla donatılması da boşuna değildir. Türk çocuklarının tarihi ve kültürel değerlerinden koparılması boşuna değildir. Bu ülkenin çocukları 70 yıldır çölde su arar gibi tarihlerini arıyorlarsa bunun nedeni ortadadır.  Bugün ülkemizin eğitim, kültür, sanat, mimari ve teknoloji alanlarında zayıf kalmasının nedeni ortadadır. Bugün ülkemizin gençleri ABD kültürüne, kendi tarihlerinden daha fazla hayran ise Kudüs’ü, Halep’i, Bağdat’ı, Gırnata’yı, İstanbul’u tanımıyorsa bunun nedeni ortadadır.</p>
<p>Ve ne hazindir ki bu anlaşma hala yürürlüktedir. Çünkü onlara göre “Türkiye anahtar ülke.” Fulbright’ın ülkemizden sadece 2008, 2009 ve 2010 yıllarında geleceğin liderleri olarak yetiştirilmek üzere seçtiği 100’den fazla isim yer almaktadır. Bugünlerde de üniversitelerde programlar düzenleyip zeki öğrencilerimize burs vermenin yollarını arıyorlar.</p>
<p>Velhasılıkelam bir ülkenin zihnini ancak eğitimle esir alabilirsiniz. Bir nesli ancak eğitimle yozlaştırabilirsiniz.  </p>
<p>FETÖ, Fulbright eğitim anlaşmasıyla eğitim sitemine yerleştirildi. Bu anlaşmayla çocuklarımız ABD emperyalizmine göbekten bağlandı. Bu anlaşmanın artık feshedilmesi gerekmektedir. Çocuklarımızı Amerika’nın elinden kurtarın!</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Şiddetin Sembolleşmiş İsmi: Che Guevara</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/siddetin-sembollesmis-ismi-che-guevara/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk COŞKUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 15:18:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[2. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Che]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1200</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Almanyalı besteci Wolf Biermann, Guevara için “Silahlı İsa Peygamber” benzetmesi dahi yapmıştı. Jean Paul Sartre, Che için sadece bir entelektüel değil, o aynı zamanda çağımızın mükemmel insanı dedi. Fena pazarlandı! Sonradan kapitalist dünyanın bir numaralı geçer akçesi oldu. Heykelleri dikildi, binlerce kitap yazıldı, belgeselleri, filmleri çekildi. Arjantin’in Rosario şehrinde doğan bir doktor. Gençlik onu ağzında purosu, gerilla kıyafetleriyle poz veren, yakışıklı, güler yüzlü, emperyalizme karşı mücadele eden kahraman bir devrimci olarak tanıdı. Öyle inandı/inandırıldı. Milyonlarca tişörtü basıldı, resimleri genç kızların odalarını süsledi. O artık kült haline gelmiş romantik bir devrimciydi! Yumruklarını sıkan binlerce genç ise artık onun açtığı yolda, gösterdiği hedefte durmadan ilerleyecek ve verdikleri devrimci mücadeleyle dünyaya barış getirecekti. Ernesto “Che” Guevara. Evet, bu yakışıklı devrimci adamın dünyada milyonlarca hayranı oldu. Doğu Almanyalı besteci Wolf Biermann, Guevara için “Silahlı İsa Peygamber” benzetmesi dahi yapmıştı. Jean Paul Sartre, Che için sadece bir entelektüel değil, o aynı zamanda çağımızın mükemmel insanı dedi. Fena pazarlandı! Sonradan kapitalist dünyanın bir numaralı geçer akçesi oldu. Heykelleri dikildi, binlerce kitap yazıldı, belgeselleri, filmleri çekildi. Ona Che lakabını, Guatemala City’de, Fidel Castro’nun teğmeni Küba Devrimi’nin önemli isimlerinden biri olan Niko Lopez takmıştı. Che, ‘Bolşevik’ anlamına gelen “chebol” kelimesinin kısaltmasıdır. Artık o, Batista rejimine karşı gerilla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Doğu Almanyalı besteci Wolf Biermann, Guevara için “Silahlı İsa Peygamber” benzetmesi dahi yapmıştı. Jean Paul Sartre, Che için sadece bir entelektüel değil, o aynı zamanda çağımızın mükemmel insanı dedi. Fena pazarlandı! Sonradan kapitalist dünyanın bir numaralı geçer akçesi oldu. Heykelleri dikildi, binlerce kitap yazıldı, belgeselleri, filmleri çekildi.</strong></p>
<p>Arjantin’in Rosario şehrinde doğan bir doktor. Gençlik onu ağzında purosu, gerilla kıyafetleriyle poz veren, yakışıklı, güler yüzlü, emperyalizme karşı mücadele eden kahraman bir devrimci olarak tanıdı.</p>
<p>Öyle inandı/inandırıldı. Milyonlarca tişörtü basıldı, resimleri genç kızların odalarını süsledi. O artık kült haline gelmiş romantik bir devrimciydi! Yumruklarını sıkan binlerce genç ise artık onun açtığı yolda, gösterdiği hedefte durmadan ilerleyecek ve verdikleri devrimci mücadeleyle dünyaya barış getirecekti. Ernesto “Che” Guevara. Evet, bu yakışıklı devrimci adamın dünyada milyonlarca hayranı oldu.</p>
<p>Doğu Almanyalı besteci Wolf Biermann, Guevara için “Silahlı İsa Peygamber” benzetmesi dahi yapmıştı. Jean Paul Sartre, Che için sadece bir entelektüel değil, o aynı zamanda çağımızın mükemmel insanı dedi. Fena pazarlandı! Sonradan kapitalist dünyanın bir numaralı geçer akçesi oldu. Heykelleri dikildi, binlerce kitap yazıldı, belgeselleri, filmleri çekildi.</p>
<p>Ona Che lakabını, Guatemala City’de, Fidel Castro’nun teğmeni Küba Devrimi’nin önemli isimlerinden biri olan Niko Lopez takmıştı. Che, ‘Bolşevik’ anlamına gelen “chebol” kelimesinin kısaltmasıdır. Artık o, Batista rejimine karşı gerilla savaşı başlatan efsanevi bir direnişçidir. “Direne direne kazanacağız” diyerek Türkiye’yi yıkma planları yapan terörist grupların çoktan ilham kaynağı olmuştu bile!</p>
<p>Marxist, Leninist Türk solu ise hakkında marşlar, şiirler yazarak Türkiye’de de benzer bir devrim hayaliyle yanıp tutuştu. “Erkekçe vurulacaktı, kalbinden, Yaşasın THKP-C olacaktı son sözü…” gibi ya da Nazım’ın; “Sen yanmasan, ben yanmasam, Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…” şeklindeki Guevarist romantik şiirleri ve algı operasyonları kaç gencin hayatını kararttı biliyor musunuz? 68 Kuşağının önemli isimlerinden biri şöyle diyordu; “Guaveracılık benim yaşamımdaki bir genç için çok daha cezbediciydi. Parka giyip ayağıma postal çekmek ve Che Guevara diye bağırmanın romantik bir boyutu vardı.”</p>
<p>Peki, Che, romantik bir devrimci miydi? Özünde şiddet barındıran “Devrimci ideloji” mevzusuna birazdan değineceğim ancak Che Guevara’nın gerçekte insan öldürmekten özel haz duyan ve infaz yapmaya tutku derecesinde bağlı bir adam olduğunu bilmemiz gerekiyor. Fidel Castro ile Küba devrimi için savaşan bu adam gözü kara bir katildi. Sabah’tan Rasim Ozan Kütahyalı’nın da köşesine taşıdığı bir kitapta (İthaki yayınlarından çıkan ve Yavuz Alogan tarafından çevrilen Che Guevara Biyografisi) bu hadise tüm açıklığıyla izah edilmiştir. Kitaptan bir iki örnek vermek gerekirse; “Ertesi gün Che, ‘gece vakti üç kişi firar etti’ diye yazdı. ‘İçlerinden biri çift taraflıydı’. Bu sebeple ölüme mahkûm edilen Rosabal; Sori’nin birliğinden Pedro Guerra ve iki askerî tutsak. Pedro Guerra yakalandı; kaçarken bir de tabanca çalmıştı. Hemen infaz edildi.” (s. 329)</p>
<p>“Che, İbrahim’in kaderini, özellikle gelişleri bu olayla çakışan yenilere bir ders olacak şekilde kullanmaya karar verdi. Durumu daha sonra şöyle değerlendirdi: ‘Adamları tepenin bu korkunç olayın yaşandığı noktayı gören tarafında topladım. Gerillalarımıza ne göreceklerini ve bunun ne anlama geldiğini açıkladım.</p>
<p>Firarın neden ölümle cezalandırıldığını ve devrime ihanet eden kişinin neden mahkûm edilmesi gerektiğini bir kez daha anlattım.</p>
<p>Görevini terk etmeye çalışan adamın cesedinin önünden tek sıra halinde ve ağır adımlarla geçtik. Adamların çoğu daha önce ölü görmemişti ve belki de devrime sadakatsizlikten çok, ölü adama yönelik kişisel duygular ve o aşamada doğal olan bir siyasal zayıflık nedeniyle duygulandılar. Bunlar zor zamanlardı ve bu adamı örnek olarak kullandık.” (s. 261).</p>
<p>“Che şöyle yazmıştı defterine: ‘32 kalibrelik bir tabancayla beynin sağ tarafına, sağ temporal lobda çıkış deliği açacak şekilde tek atışla soruna son verdim. Biraz soludu ve öldü.’ (s. 232).</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kürt Devleti Projesinin Nihai Hedefi Türkiye&#8217;dir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kurt-devleti-projesinin-nihai-hedefi-turkiyedir/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Ufuk COŞKUN]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 19:38:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kuzey Irak]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Ufuk Coşkun]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/_demo/?p=1068</guid>

					<description><![CDATA[Mesud Barzani’nin ‘Bağımsızlık Referandumu ısrarı, İngiltere’nin müdahil olmayıp referanduma saygı duyması, İsrail’in vadedilmiş toprak hasreti, ABD’nin senaryoları ve tarihten düşülen notlar oynanan oyunun iç yüzünü apaçık yere seriyor. Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin 25 Eylül’de aldığı bağımsızlık referandumu kararının ardından çeşitli senaryolar konuşuluyor. ABD, Türkiye, İran ve Irak’ın tepki koyduğu referanduma İsrail ve Suudi Arabistan’dan destek var. Diğer taraftan Barzani’nin Amerika ve bölge devletlerinin muhalefetine rağmen Kürt devleti için bağımsızlık referandumunu yapma cesaretini gösteremeyeceği düşünülüyor. Bu sebeple referandumun asıl mimarının İngiltere olabileceği de ihtimaller arasında. Çünkü İngiltere’nin Irak Büyükelçisi Frank Baker, 24 Ağustos 2017 tarihinde Barzani ile bir araya geldi. 24 Ağustos 2017 tarihli Rudaw gazetesine göre “İngiltere’nin Bağdat Büyükelçisi Frank Baker, Mesud Barzani’ye, ülkesinin Kürdistan halkının sahip olması gereken haklarını ve alınan referandum kararını anladığını iletti.” Halakha’ya Göre Belirlenen Tevratsal Sınırlar “İngiltere’nin Ortadoğu ve Afrika İşleri ile İnsani Yardımlardan Sorumlu Devlet Bakanı Alster Bert’in Erbil’de Kürt yetkililer ile temaslarının ardından Kürdistan24’e konuşan Kürdistan Dış İlişkiler Sorumlusu Felah Mustafa ise “İngiltere’nin Kürdistan halkının referandumla ilgili kararına saygı gösterdiğini ifade etmişti.” Bakıldığında bölgede oyun içinde oyun var. Fakat Barzani’ye en büyük desteğin İsrail’den geldiğini söylersek sanırım yanılmış olmayız. Bilindiği gibi İsrail’in çıkarları doğrultusunda Irak’ı işgal eden ABD, bu süreçte 1 milyonu aşkın &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Mesud Barzani’nin ‘Bağımsızlık Referandumu ısrarı, İngiltere’nin müdahil olmayıp referanduma saygı duyması, İsrail’in vadedilmiş toprak hasreti, ABD’nin senaryoları ve tarihten düşülen notlar oynanan oyunun iç yüzünü apaçık yere seriyor.</strong></p>
<p>Irak Kürt Bölgesel Yönetiminin 25 Eylül’de aldığı bağımsızlık referandumu kararının ardından çeşitli senaryolar konuşuluyor. ABD, Türkiye, İran ve Irak’ın tepki koyduğu referanduma İsrail ve Suudi Arabistan’dan destek var. Diğer taraftan Barzani’nin Amerika ve bölge devletlerinin muhalefetine rağmen Kürt devleti için bağımsızlık referandumunu yapma cesaretini gösteremeyeceği düşünülüyor. Bu sebeple referandumun asıl mimarının İngiltere olabileceği de ihtimaller arasında. Çünkü İngiltere’nin Irak Büyükelçisi Frank Baker, 24 Ağustos 2017 tarihinde Barzani ile bir araya geldi. 24 Ağustos 2017 tarihli Rudaw gazetesine göre “İngiltere’nin Bağdat Büyükelçisi Frank Baker, Mesud Barzani’ye, ülkesinin Kürdistan halkının sahip olması gereken haklarını ve alınan referandum kararını anladığını iletti.”</p>
<p>Halakha’ya Göre Belirlenen Tevratsal Sınırlar</p>
<p>“İngiltere’nin Ortadoğu ve Afrika İşleri ile İnsani Yardımlardan Sorumlu Devlet Bakanı Alster Bert’in Erbil’de Kürt yetkililer ile temaslarının ardından Kürdistan24’e konuşan Kürdistan Dış İlişkiler Sorumlusu Felah Mustafa ise “İngiltere’nin Kürdistan halkının referandumla ilgili kararına saygı gösterdiğini ifade etmişti.” Bakıldığında bölgede oyun içinde oyun var. Fakat Barzani’ye en büyük desteğin İsrail’den geldiğini söylersek sanırım yanılmış olmayız.</p>
<p>Bilindiği gibi İsrail’in çıkarları doğrultusunda Irak’ı işgal eden ABD, bu süreçte 1 milyonu aşkın Müslüman’ı öldürdü. 1991’deki ilk işgal sonrası Kuzey Irak’ı özerkleştiren Washington, 2003 yılında tümüyle çöktüğü ülkede nüfus oyunlarını hızlandırdı. Binlerce yıldır bir arada yaşayan halklar birbirinden koparıldı, kadim kentler talan edildi. 2003’ten beri Irak’ta her türlü istilaya imza atan işgalciler, iç savaş cenderesindeki Suriye’de ise 2014 yılından itibaren sahne aldı. Savaşın başladığı 2011 Mart’ından bu yana 700 bini aşkın insanın öldüğü ülkede 6 milyon Suriyeli, başka ülkelere göç ederek ‘sığınmacı’ oldu, 13 milyonu ise ülke içinde başka şehirlere göç etti.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
