<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Şevket Apuhan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/sevket-apuhan/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 01 Sep 2019 13:38:52 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Şevket Apuhan &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Değişen Dengeler ve Türk Savunma Sanayi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/degisen-dengeler-ve-turk-savunma-sanayi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/degisen-dengeler-ve-turk-savunma-sanayi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şevket Apuhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:20:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[almanya]]></category>
		<category><![CDATA[İha]]></category>
		<category><![CDATA[SİHA]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12331</guid>

					<description><![CDATA[Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silah ihracatı raporunda, dünyadaki silah transferi hacminin 2014-2018 yılları arasında 2009-2013 yıllarına göre yüzde 7,8 artış gösterdiği kaydedilirken, Türkiye’nin ise aynı dönemde silah ihracatını yüzde 170 arttırdığı belirtiliyor. Türkiye’nin tam bu noktada durup, geleceğe yönelik planlarını yeniden gözden geçirmesi ve bu alana ağırlık vermesi gerekiyor. Dünyada bir yandan jeopolitik dengeler değişirken, bir yandan da değişen dengelerin oluşturduğu güvenlik sorunları öne çıkıyor ve bu durum doğal olarak ekonomik riskleri de öne çıkarıyor. Dolayısıyla güvenlik ihtiyaçlarına yönelik üretim yapabilen ve bunu ihracatla taçlandırabilen ülkeler gerek güvenlik, gerek ekonomik riskler açısından önemli pozisyonlar kazanabiliyorlar. Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silah ihracatı raporunda, dünyadaki silah transferi hacminin 2014-2018 yılları arasında 2009-2013 yıllarına göre yüzde 7,8 artış gösterdiği kaydedilirken, Türkiye’nin ise aynı dönemde silah ihracatını yüzde 170 arttırdığı belirtiliyor. Türkiye’nin tam bu noktada durup, geleceğe yönelik planlarını yeniden gözden geçirmesi ve bu alana ağırlık vermesi gerekiyor. Zira son yıllarda ciddi başarılar yakaladığımız bu alan gerek savunma ihtiyaçlarımızın karşılanması, gerek ülkemize para girişi sağlanması için önemli bir rol oynamaya aday. Savunma ve havacılık sanayisinin yüzde 17’lik ihracat performansıyla geçen yıl sanayi ana sektöründe yer alan hazır giyim ve konfeksiyon, otomotiv, gemi ve yat, elektrik elektronik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silah ihracatı raporunda, dünyadaki silah transferi hacminin 2014-2018 yılları arasında 2009-2013 yıllarına göre yüzde 7,8 artış gösterdiği kaydedilirken, Türkiye’nin ise aynı dönemde silah ihracatını yüzde 170 arttırdığı belirtiliyor. Türkiye’nin tam bu noktada durup, geleceğe yönelik planlarını yeniden gözden geçirmesi ve bu alana ağırlık vermesi gerekiyor.</strong></p>
<p class="p1">Dünyada bir yandan jeopolitik dengeler değişirken, bir yandan da değişen dengelerin oluşturduğu güvenlik sorunları öne çıkıyor ve bu durum doğal olarak ekonomik riskleri de öne çıkarıyor.</p>
<p class="p1">Dolayısıyla güvenlik ihtiyaçlarına yönelik üretim yapabilen ve bunu ihracatla taçlandırabilen ülkeler gerek güvenlik, gerek ekonomik riskler açısından önemli pozisyonlar kazanabiliyorlar.</p>
<p class="p1">Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) tarafından açıklanan küresel silah ihracatı raporunda, dünyadaki silah transferi hacminin 2014-2018 yılları arasında 2009-2013 yıllarına göre yüzde 7,8 artış gösterdiği kaydedilirken, Türkiye’nin ise aynı dönemde silah ihracatını yüzde 170 arttırdığı belirtiliyor.</p>
<p class="p1">Türkiye’nin tam bu noktada durup, geleceğe yönelik planlarını yeniden gözden geçirmesi ve bu alana ağırlık vermesi gerekiyor.</p>
<p class="p1">Zira son yıllarda ciddi başarılar yakaladığımız bu alan gerek savunma ihtiyaçlarımızın karşılanması, gerek ülkemize para girişi sağlanması için önemli bir rol oynamaya aday.</p>
<p class="p1">Savunma ve havacılık sanayisinin yüzde 17’lik ihracat performansıyla geçen yıl sanayi ana sektöründe yer alan hazır giyim ve konfeksiyon, otomotiv, gemi ve yat, elektrik elektronik ve hizmet; çimento, cam, seramik ve toprak ürünleri, iklimlendirme ve diğer sanayi ürünlerini geride bıraktığını da göz önünde bulundurursak konunun önemini daha net anlatmış olabiliriz kanaatindeyim.</p>
<p class="p1">Geçtiğimiz yıl ülkemizin yaptığı savunma sanayi ihracatı 2 milyar dolar seviyesinin üzerindeyken, gelecek yıllarda bu seviyeyi de aşacağımız öngörülebilir.</p>
<p class="p1">Ancak; sektör belirli bir plan ve program üzerine oturtulursa gelecek on yıl içinde hem ihracatımız 50 milyar dolar seviyesine kadar çıkabilecek hem de savunma sanayi ithalatının da önüne geçmiş olduğumuz düşünüldüğünde, çift taraflı kar etmemiz mümkün olabilecektir.</p>
<p class="p1">Şüphesiz burada en önemli mesele AR-GE’ye yatırılacak kaynak yaratmaktır.</p>
<p class="p1">Özel sektörün yetişemediği yerlerde, devlet çeşitli kredilerle özel sektörün muhakkak yanında olmalı, gereken bütün imkânlar gerektiğinde girişimciler için sağlanmalıdır.</p>
<p class="p1">Bu bağlamda Tank-Palet Fabrikası ve benzeri kurumların da devlet eliyle desteklenmesi, bu kurumların hem özel sektörün sırtına yeni bir yük olmamasını sağlayacak hem de sahanının bütününe bakıldığında devleti de işin içinde tutmuş olacaktır.</p>
<p class="p1">Yine özellikle Rusya ile gelişen ilişkilerimiz, savunma sanayinin geleceği açısından da kritik önem arz etmektedir.</p>
<p class="p1">S-400 gibi acil ihtiyaçlarımızı Ruslardan karşılamamız oldukça doğal ve stratejik bir karardır; ancak asıl hedef şüphesiz kendi savunma sistemlerimizi üretebilmek ve geliştirebilmektir.</p>
<p class="p1">Bu bağlamda, mümkün olduğunca Ruslarla ortak üretim yoluna gitme seçeneği zorlanmalı, bu sayede teknolojinin işleyişine hakim mühendisler yetiştirebilme yeteneğine kavuşabilmemiz öncelikli hedefimiz olmalıdır.</p>
<p class="p1">Türkiye’nin savunma ve havacılık ihracatının ilk sırasında ise ABD yer almaktadır. ABD’ye yapılan ihracat geçen yıl yüzde 5 artarak 726 milyon 66 bin dolar seviyesine çıkmıştır.</p>
<p class="p1">ABD’yi ise Almanya takip etmekte, Almanya’ya 2018’de 226 milyon 119 bin dolarlık savunma ve havacılık ürünü ihracatı gerçekleşmiştir. Bu ülkeye yapılan ihracat da bir önceki yıla göre yüzde 8 artış göstermiştir.</p>
<p class="p1">Envanterini Türk zırhlı araçlarıyla güçlendirmeyi tercih eden Umman’a da ihracatta geçen yıl dikkati çeken bir artış yaşanmıştır. 2017’de 13 milyon 378 bin dolarla sınırlı olan ihracatın geçen yıl yüzde bin 46 artışla 153 milyon 373 bin dolara ulaştığı görülmektedir</p>
<p class="p1">Yine zırhlı araçlar başta olmak üzere bir dizi Türk savunma sanayisi ürünü tedarik eden Katar’a yapılan ihracat da yüzde 241 gibi yüksek artışla 83 milyon 455 bin doları bulmuş; Hollanda’ya yapılan ihracat ise yüzde 455 artarak 75 milyon 582 bin dolara yükselmiştir.</p>
<p class="p1">Hindistan’a ihracatımız yüzde 33’lük gerilemeye rağmen 71 milyon 700 bin dolar seviyesinde gerçekleşmiştir.</p>
<p class="p1">Bunların yanı sıra; ihracatımızın yüzde 86 arttığı Azerbaycan 63 milyon 409 bin dolarlık Türk savunma ve havacılık sanayisi ürünü tercih etmiştir.</p>
<p class="p1">Bu ülkeleri 53 milyon 299 bin dolarla İngiltere, 51 milyon 531 bin dolarla Polonya, 46 milyon 80 bin dolarla Fransa, 35 milyon 279 bin dolarla Birleşik Arap Emirlikleri, 32 milyon 345 bin dolarla Ukrayna izlemiştir.</p>
<p class="p1">Bu rakamların ışığında şu tespiti yapabiliriz:</p>
<p class="p1">Türkiye üretimini çeşitlendirdikçe ve savunma sanayi ürünlerinin pazarlanmasına ağırlık verdikçe, bu ülkelerde ciddi bir Pazar payına ulaşması mümkündür.</p>
<p class="p1">Özellikle yeni pazarlar ve bu pazarların ihtiyaçlarına göre üretim yapacak kurumlar kurmak, orta ve uzun vadede de Türkiye’yi bölgenin en önemli silah ihracatçısı yapabilir.</p>
<p class="p1">İHA ve SİHA alanlarında son yıllarda gerçekleştirdiğimiz yatırımlar ve ortaya çıkan sonuçları ise özellikle masaya yatırılmalı ve bu alandaki gelişmenin devam etmesi öncelikli meselelerimizden biri olmalıdır. Zira İHA ve SİHA’lar her ülke tarafından kullanılabilir ve ilgi görebilir.</p>
<p class="p1">Burada öne çıkan husus ise şüphesiz pazarlama faaliyetleridir. Gerekirse devlet bu faaliyetleri tamamen üzerine almalı ve üreticilere bu şekilde de destek olmalıdır.</p>
<p class="p1"><b>Sonuç olarak:</b></p>
<p class="p1">Türkiye bu önemli alanın yıldız ülkesi olmaya adaydır.</p>
<p class="p1">Kaydedilecek gelişmeler ithalatın önüne geçerken, bir de ihracat yapmamızı sağlayacaktır.</p>
<p class="p1">Gerek konunun hassasiyeti, gerek değişen güç dengeleri ve sıkışan dünya ekonomisi düşünüldüğünde orta vadede nefes almamızı sağlayacak savunma sanayisi üzerinde titizlikle dururken, işin eğitim kısmını da asla atlamamalı ve gereken elaman ihtiyacını karşılayacak bir eğitim programını gündeme almalı ve uygulayabilmeliyiz.</p>
<p class="p1">Bu sayede güvenliğimizi sağlayan savunma sanayisinin aynı zamanda ekonomik refahımızı da sağlayan öncü sektörlerden biri olmasını başarabilir, sektörün ülkemize katacağı itibarı başta teknoloji olmak üzere diğer hayati sektörlerde de kullanabiliriz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/degisen-dengeler-ve-turk-savunma-sanayi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Emperyalist Kuşatma ve Direnen Türkiye</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/emperyalist-kusatma-ve-direnen-turkiye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/emperyalist-kusatma-ve-direnen-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Şevket Apuhan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 02 Aug 2019 11:44:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12045</guid>

					<description><![CDATA[AK Parti’ye oy vermemiz ya da vermememiz, Erdoğan’ın politikalarını tasvip etmemiz ya da bu politikaların karşısında olmamız, bugün karşımızda duran tehlikenin boyutları göz önünde bulundurulduğunda hiçbir anlam ifade etmemektedir. Türkiye’nin bu emperyalist kuşatmayı yarması için mücadele etmesi gereken en önemli cephe ekonomi cephesidir ve iktisadi olarak direnmemiz demek; vatan cephesinin bu kuşatmayı en sağlam şekilde göğüslemesi demektir. &#160; Tekerrür içinde olan tarih, içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde bir kez daha Türk Devleti’nin emperyalizme karşı direnişine şahit oluyor. Şüphesiz bu saldırının en önemli ayağını ekonomik alanda görüyoruz. Dolayısıyla direniş de daha çok bu sahada öne çıkıyor. &#160; Belirtmeliyiz ki “Ekonomik islah” emperyalizm için her zaman önemli bir baskı aracı olmuştur. Bu içeride yapılan hatalar, atılan yanlış adımlardan bağımsız olarak karşımıza çıkan bir gerçektir. &#160; Türk ekonomisinin yapısal sorunları, haddinden fazla betonlaşması ya da teknoloji alanında gerekli yatırımları yapamaması, Türkiye’ye karşı ekonomik operasyonların yapılmadığı anlamına asla gelmez. &#160; 24 Ocak 1980 gününden beri Türkiye ne kadar büyük hatalar yaparsa yapsın, bugün geldiğimiz noktada bazı iktisadi hareketlenmelerin temelinde bu yanlışların değil; son zamanlarda artan ekonomik saldırıların yattığını tespit etmek zor değildir. Kaldı ki AB-D tarafından ekonomik kıskaca alınan Rusya ve özellikle İran örneği karşımızda dururken, aslında ekonomik operasyonların gerçekliğini ve boyutunu tartışmak bile yersizdir. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>AK Parti’ye oy vermemiz ya da vermememiz, Erdoğan’ın politikalarını tasvip etmemiz ya da bu politikaların karşısında olmamız, bugün karşımızda duran tehlikenin boyutları göz önünde bulundurulduğunda hiçbir anlam ifade etmemektedir. Türkiye’nin bu emperyalist kuşatmayı yarması için mücadele etmesi gereken en önemli cephe ekonomi cephesidir ve iktisadi olarak direnmemiz demek; vatan cephesinin bu kuşatmayı en sağlam şekilde göğüslemesi demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tekerrür içinde olan tarih, içerisinde bulunduğumuz zaman diliminde bir kez daha Türk Devleti’nin emperyalizme karşı direnişine şahit oluyor. Şüphesiz bu saldırının en önemli ayağını ekonomik alanda görüyoruz. Dolayısıyla direniş de daha çok bu sahada öne çıkıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Belirtmeliyiz ki “Ekonomik islah” emperyalizm için her zaman önemli bir baskı aracı olmuştur. Bu içeride yapılan hatalar, atılan yanlış adımlardan bağımsız olarak karşımıza çıkan bir gerçektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türk ekonomisinin yapısal sorunları, haddinden fazla betonlaşması ya da teknoloji alanında gerekli yatırımları yapamaması, Türkiye’ye karşı ekonomik operasyonların yapılmadığı anlamına asla gelmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>24 Ocak 1980 gününden beri Türkiye ne kadar büyük hatalar yaparsa yapsın, bugün geldiğimiz noktada bazı iktisadi hareketlenmelerin temelinde bu yanlışların değil; son zamanlarda artan ekonomik saldırıların yattığını tespit etmek zor değildir. Kaldı ki AB-D tarafından ekonomik kıskaca alınan Rusya ve özellikle İran örneği karşımızda dururken, aslında ekonomik operasyonların gerçekliğini ve boyutunu tartışmak bile yersizdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir ülkenin iktisadi gücünü azaltmaya yönelik, başka güçler tarafından atılan her adım bir ekonomik operasyondur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Güven üzerine kurulu ekonomi sistemi, kendisine güven azaldıkça sallantıya girer ve ayakta durması yani kendini çevirmesi zorlaşır. Dolayısıyla bir ülkenin sosyal yapısına karşı, başka ülkeler/güçler tarafından eleştiri kisveli atılan her adım bir ekonomik operasyondur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa gazetelerinde ülkemiz hakkında her gün yayınlanan onlarca yalan haber, Trump’ın attığı tweetler ve Türkiye’nin diktatörleştiğine yönelik yazılan her yazı aynı zamanda ülkemize yönelik bir ekonomik operasyonun da önemli parçalarıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tip yayınların başta turizm olmak üzere, Türk Ekonomisini zarara uğrattığı ortadır. Bunlara karşı koyacak bir mekanizma geliştirilmesi de ayrıca bir öneme sahiptir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkemiz toprak bütünlüğü başta olmak üzere, kendi çıkarları üzerinde hassaslaştıkça, Türkiye aleyhine atılan adımlar da sıklaşacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Suriye’de yürüttüğümüz askeri operasyonlarla terör koridorunun bağrına bir hançer gibi saplanmamız, hava savunma sistemi edinmek konusunda ki kararlılığımız ve nihayetinde S-400’lerin ilk parti teslimatlarının Türkiye’ye getirilmesi ve daha da önemlisi ulusal çıkarlarımız için geri adım atmayacağımızı göstermemiz, ülkemizi emperyalizmin açık hedefi haline getirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Öncelikle şunu çok iyi bilmeli ve idrak etmeliyiz: Bu bir vatan savunmasıdır. Bu Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsi bir meselesi ya da parti içi problemi değil; ülkemizin topyekûn bekasını ilgilendiren bir meseledir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>AK Parti’ye oy vermemiz ya da vermememiz, Erdoğan’ın politikalarını tasvip etmemiz ya da bu politikaların karşısında olmamız, bugün karşımızda duran tehlikenin boyutları göz önünde bulundurulduğunda hiçbir anlam ifade etmemektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’nin bu emperyalist kuşatmayı yarması için mücadele etmesi gereken en önemli cephe ekonomi cephesidir ve iktisadi olarak direnmemiz demek; vatan cephesinin bu kuşatmayı en sağlam şekilde göğüslemesi demektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkemiz; Merkez Bankası’nın bağımsızlığından başlayarak, kendisine dayatılan bütün neoliberal öğretileri masaya yatırmalı ve Türk ekonomisini bunlardan arındırmalıdır. Serbest piyasa bir yalandan ibarettir ve bu yalan Türkiye’ye ciddi mana da kan kaybettirmiştir.</p>
<p>Türkiye’nin uygulanabilecek ve mümkün olduğunca geniş bir kesimin mutabakatı ile oluşturulmuş yeni bir kalkınma planı ortaya koyması ve bu plan etrafında milli bir beraberlik oluşturması da hayati önem taşımaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu mesele iktidar, muhalefet ayrımı olmaksızın ele alınmalıdır. Bir kalkınma planı etrafında birleşmek ve bunu en önemli milli dava haline getirmek hem dışarıda hem içeride ekonomiye duyulan güveni arttıracaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye önünde duran ve çıkış yolunu gösteren bir pratiğe de sahiptir. 1923-1938 yılları arasında uygulanan kamucu ekonomi ile 46 fabrika inşa edilmiş, bu politikalardan uzaklaşmamız sonucunda IMF, Kemal Derviş’in ekonomi yönetiminde 2002 yılında “15 günde 15 kanun”u meclisimize dayatabilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Burada belirtmemiz gereken diğer önemli bir konuda Türkiye’nin kesinlikle IMF ile anlaşmaması gerekliliğidir. Zira IMF Türkiye’ye borç vermek için pusuda beklemekte, bu sayede Türkiye’yi Doğu Akdeniz ve Suriye/Irak’ta milli çıkarlarından uzaklaştırabilme amacı taşımaktadır. “IMF sadece düşük faizle borç veren bir kuruluştur, dış politikanız ile ilgilenmez” gibi itirazlara da tabiri caizse kanmıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Devlet öncülüğünde, planlı ve programlı bir üretim devrimi gerçekleştirebilme stratejimiz kadar önemli diğer bir husus da bu stratejiyi destekleyecek dış politika ihtiyacıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye, İran ve Irak’ın kurduğu üçlü mekanizmanın ne kadar etkili olduğu Barzani’nin sözde referandumunda ortaya çıkmış, bu üç devletin ortaklık yaptıkları halde bölgede ABD’nin planlarının büyük bir başarısızlığa uğrayacağı görülmüştür.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynı şekilde her konuda olduğu gibi savunma ihtiyaçlarımız konusunda da sürekli sorun çıkaran ve kendi çıkardığı sorunlar üzerinden Türkiye’yi aklı sıra cezalandırmaya yeltenen ABD’ye karşı Rusya ile sürdürülen ilişkiler önem kazanmış, Artan Batı kaynaklı tehdide karşı Rus silah sistemleri Türkiye’nin elini güçlendirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şüphesiz Türkiye üzerine kurgulanan senaryoların esas panzehiri yüzde yüz milli üretim olmakla birlikte, şu an için Rusya’dan her ihtiyacımızı temin edebilecek ilişkiler kurmuş olmamız önemlidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ABD’nin ekonomik operasyonlarına karşı belki de en önemli karşı koyma alanı ise tarımdır. Zira gerek coğrafyamızın tarıma elverişli olması, gerek tarım sahasındaki kazancın geri dönüş hızının yüksek olması sebebiyle bu alana devletin hassasiyetle yaklaşması gerekmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sonuç olarak; Türk Milli Devleti emperyalist saldırılara karşı direnmektedir ve bu direnişin zaferle sonuçlanacağı muhakkaktır. Türk Milletinin ekonomiyle terbiye(!) edilemeyeceğini anladığında ise ABD için çok geç olacaktır. Zira yeni bir dünya kuruluyor ve Türkiye’de orada yerini alıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yeni konumlanmanın ve değişen dengelerin içini bir üretim devrimiyle doldurduğumuzda, Türkiye’nin altını oymaya çalışan güçler pişman olacaklar; ancak biz bu devrimin itici gücü oldukları için kendilerine bir anlamda müteşekkir kalacağız.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/emperyalist-kusatma-ve-direnen-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
