<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sema Kalaycıoğlu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/sema-kalaycioglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 01 Oct 2020 08:51:59 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Sema Kalaycıoğlu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Doğu Akdeniz Gaz Forumu ve Türkiye</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dogu-akdeniz-gaz-forumu-ve-turkiye/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dogu-akdeniz-gaz-forumu-ve-turkiye/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Kalaycıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 01 Oct 2020 08:51:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Doğu Akdeniz]]></category>
		<category><![CDATA[enerji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15870</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Akdeniz Gaz Forumu / Eastern Mediterranean Gas Forum (EGF), 2019 yılında Mısır, Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail ve Yunanistan tarafından hiçbir resmî sıfatı olmaksızın oluşturulan bir platformdu. Bu platform, Doğu Akdeniz’de doğal gaz bulan, çıkaran, ticarî hâle getiren, hala arayan ve bulma ihtimali olan ülkeler ile Total SA, Eni, Novatek ve Exxon gibi şirketler arasında anlaşmalar imzalayarak, taraflar arasında çıkar ahengi kurmaya hazırlanan bir kuruluş olması ve teknik bir stratejik ortaklığı, siyasetin gölgesine sokmaması gerekir. Ayrıntıda Gizli Şeytanı Denetim Altında Tutacak Bir Kartel mi?Nitekim 2019 yılı boyunca daha önce yapılan ve yeni yapılacak olan lisans anlaşmalarının ahenkleştirilmesi önem kazandı. Öyle ya, şirketlerin söz konusu ülkelerle standart metin üzerinde lisans anlaşmaları imzalaması, yapacakları arama, çıkarma ve aktarma faaliyetlerinde makul ölçüleri aşan fiyat farkları vermemeleri önemli. Ayrıca oluşturulduğu tarihte Ürdün ve Filistin temsilcilerinin de toplantılara katılması, üretici ve tüketici ülkeleri bir araya getirecek bir uzlaşma zemini olarak da ümit verdi.EGF 16 Ocak 2020’de uluslararası bir kimlik kazandı ve Fransa ile İtalya üye, ABD de daimi gözetmen olarak Forum’a katılmaya davet edildi. Fransa ve İtalya şimdi asil üye, ABD ve AB ise gözlemci üyeler. Bu nedenle aslında EGF’nin şu andaki bileşimi ile Akdeniz Gaz Forumu / Mediterranean Gas Forum (MGF) olarak isim değiştirmesi iyi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Doğu Akdeniz Gaz Forumu / Eastern Mediterranean Gas Forum (EGF), 2019 yılında Mısır, Kıbrıs Cumhuriyeti, İsrail ve Yunanistan tarafından hiçbir resmî sıfatı olmaksızın oluşturulan bir platformdu. Bu platform, Doğu Akdeniz’de doğal gaz bulan, çıkaran, ticarî hâle getiren, hala arayan ve bulma ihtimali olan ülkeler ile Total SA, Eni, Novatek ve Exxon gibi şirketler arasında anlaşmalar imzalayarak, taraflar arasında çıkar ahengi kurmaya hazırlanan bir kuruluş olması ve teknik bir stratejik ortaklığı, siyasetin gölgesine sokmaması gerekir.<br></p>



<p><strong>Ayrıntıda Gizli Şeytanı Denetim Altında Tutacak Bir Kartel mi?<br></strong>Nitekim 2019 yılı boyunca daha önce yapılan ve yeni yapılacak olan lisans anlaşmalarının ahenkleştirilmesi önem kazandı. Öyle ya, şirketlerin söz konusu ülkelerle standart metin üzerinde lisans anlaşmaları imzalaması, yapacakları arama, çıkarma ve aktarma faaliyetlerinde makul ölçüleri aşan fiyat farkları vermemeleri önemli. Ayrıca oluşturulduğu tarihte Ürdün ve Filistin temsilcilerinin de toplantılara katılması, üretici ve tüketici ülkeleri bir araya getirecek bir uzlaşma zemini olarak da ümit verdi.<br>EGF 16 Ocak 2020’de uluslararası bir kimlik kazandı ve Fransa ile İtalya üye, ABD de daimi gözetmen olarak Forum’a katılmaya davet edildi. Fransa ve İtalya şimdi asil üye, ABD ve AB ise gözlemci üyeler. Bu nedenle aslında EGF’nin şu andaki bileşimi ile Akdeniz Gaz Forumu / Mediterranean Gas Forum (MGF) olarak isim değiştirmesi iyi olur. Tabii ismi ne olursa olsun, EGF işbirliği nedir bilmeyen MENA (Middle East and North Africa) coğrafyası için, 2000’li yılların başından beri imzalanan ikili-üçlü deniz yetki ve münhasır ekonomik alanı anlaşmalarından bu yana ulaşılan en önemli aşama. Kendileri bu nedenle EGF’yi bir “Barış Projesi” olarak niteliyor.<br><br><strong>Sanal İmzalar ve Halisane Birkaç Niyet<br></strong>15 Eylül 2020 de Fransa ve İtalya’nın da katılımı ile EGF anlaşması sanal olarak yeniden imzalandı. Merkezi Kahire’de bulunan yeni uluslararası kuruluşun amacı, bir kez daha üye ülkeler arasındaki görüşmeleri kolaylaştırması, çeşitli enerji konularında işbirliği yapılması ve en önemlisi İsrail’in Leviathan ve Tamar, Mısır’ın Zhor gaz alanlarından çıkan gazı güney Avrupa’ya ulaştırmak için deniz altı boru hattının ivedilikle döşenmesi için çalışmaların hızlandırılması olarak açıklandı. Deniz altı boru hattının döşenmesiyle tamamen ticarî hâle gelecek Doğu Akdeniz gazının üreticilerine kârlı, tüketicilerine de adil bir fiyat verebilmesi için zaman içinde EGF’nin bir üretim karteline dönüşmesine ve Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü OPEC (Organization of Petroleum Exporting Countries) gibi bir görev ifa etmesine ihtiyaç duyulacaktır.<br></p>



<p>Şimdi imzalar sanal. Ama arkasındaki iki niyet halisane. Bunlardan ilkinin Doğu Akdeniz’i çevreleyen ülkeler arasında sektörel işbirliği olduğuna büyük önem atfediliyor. Hem kaynak israfını engelleyecek, hem teknolojik paylaşımı arttıracak, hem de barışa hizmet edecek olmasının önemi tabii büyük. İkinci niyet ise Batı Avrupa’yı Rusya’nın enerji kaynağı sultasından kurtarmak, Almanya’yı adeta Rusya’ya göbekten bağlayan Kuzey Akım (North Stream) 1 ve 2’nin maliyetini yükselterek, kârlılığını azaltmak. Bu galiba özellikle Fransa, İtalya ve gözetimdeki Avrupa Birliği (AB) için asıl stratejik niyet.<br></p>



<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin Forum’a gözlemci olarak katılmasının ise iki nedenden kaynaklandığını düşünürüm. Bir kere bu ABD’nin öyle sanıldığı gibi tası tarağı toplayıp Orta Doğu ve Akdeniz’den çekilmediğini göstermektedir. ABD bir anlamda İsrail-Mısır ve İsrail-Ürdün barış anlaşmalarının bugünlere erişmesinden kendine pay çıkarmakta haklıdır. Ayrıca özel olmakla birlikte büyük petrol ve gaz şirketlerinin ve ABD’nin âlî menfaatlerinin bölgede kollanması için de bölgede arz-ı endam etmesi normaldir. Zaten ikinci neden de ABD’nin, içinde Avrupa ve Türkiye de olmak üzere bu bölgeye sıvılaştırılmış doğal gaz (Liquefied Natural Gas- LNG) ihraç eden bir ülke olması ve bölgeden kaynaklanacak bir arz fazlasının, kendi LNG fiyatlarında düşmeye yol açmaması için, konuya kaynağında müdahale imkânı aramasıdır.<br><br><strong>Türkiye’yi Devre Dışı Bırakan Tutum<br></strong>En uygun piyasa koşullarını aramak, bir doğal kaynağı ortak kararlarla değerlendirmek ve refah fırsatı yakalamak, Kahire merkezli sanal toplantıdan kulağa hoş gelen siyasî söylemler oldu. Görüldüğü gibi bu noktaya kadar EGF’un Türkiye’yi dışlamak için herhangi bir niyeti olduğuna dair ipucu yok. Ama Akdeniz’de en uzun kıyısı olan Türkiye’yi dışlamak da neyin nesi? Birçok yorum Ankara’nın uzlaşmaz tutumu nedeniyle grubun içinde yer almadığını ifade etmekten geri kalmıyor.<br></p>



<p>Türkiye’nin Doğu Akdeniz kıyısında bulunan her bir ülke ile olan siyasî sorunlarının bu foruma katılmamasında amil olduğunu söylemek yanlış değil. Nitekim kuruluşu öncesi ve sonrasında EGF üyeleri ve Türkiye arasında yaşanan siyasi ve askeri gerginlikler, sonunda Türkiye’nin Forum’un dışında bıraktı. Buna rağmen ben geçen haftaya kadar İsrail’den Ankara’ya bir jest bekledim.<br></p>



<p>Ama sanal Kahire toplantısının en önemli gündem maddesi İsrail ve Mısır gazını Türkiye üzerinden değil de uzun bir boru hattı ile Akdeniz’in derin engebesinden geçirmek olunca Türkiye zaten dışlanmış oluyor. Bununla birlikte, çeşitli Türk şirketlerinin teknik toplantılara katılmasına bir engel olduğunu sanmıyorum. Şimdi bu aşamada artık beklentim başka. Acaba hâlâ “Türkiye alternatif bir proje önerisi ile İsrail, Ürdün ve Mısır’a doğru beklenmedik bir manevra yapar mı?” diye düşünmekten de kendimi alamıyorum. Bakalım zaman ne gösterecek!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dogu-akdeniz-gaz-forumu-ve-turkiye/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tüketim Kalıpları Salgınla Değişir mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tuketim-kaliplari-salginla-degisir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tuketim-kaliplari-salginla-degisir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Kalaycıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 13 Jun 2020 06:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14789</guid>

					<description><![CDATA[Mart ayı başından beri, dünyanın hemen her yerinde, salgın dolayısıyla birçok insan kendi kabuğunda bir yaşantı sürmeye başladı. Kamu otoritelerinin tavsiye ve zorlaması sonucu, insanlar arasında fiziksel ve toplumsal temas asgari düzeye inmiş durumda. Kapalı iş yerleri ve yaşa bağlı sokağa çıkma yasakları da toplumsal hareketliliği, alışılmış harcama kalıplarını ve tüketim tercihlerini değiştirmiş durumda. &#8230; Mart ayı başından beri, dünyanın hemen her yerinde, salgın dolayısıyla birçok insan kendi kabuğunda bir yaşantı sürmeye başladı. Kamu otoritelerinin tavsiye ve zorlaması sonucu, insanlar arasında fiziksel ve toplumsal temas asgari düzeye inmiş durumda. Kapalı iş yerleri ve yaşa bağlı sokağa çıkma yasakları da toplumsal hareketliliği, alışılmış harcama kalıplarını ve tüketim tercihlerini değiştirmiş durumda. Bu değişim neleri etkileyecek ve değişenler ne kadar kalıcı olacak? Bütün bunları, toplumsal yaşam ve ekonomik faaliyet tedricen normale döndüğü zaman göreceğiz. Temel İhtiyaçlara Odaklı İnsan Davranışı, Mutlak Mesafe ve Nefis TerbiyesiŞimdi ancak sınırlı bir alanda hareket edebilen insanlar, sadece gıda, temizlik malzemesi ve ilaç harcaması yapmakta. Gezme, eğlenme, dışarıda yeme- içme, giyim- kuşam ve seyahat harcamaları hemen hemen sıfırlanmış durumda. Bu Türkiye’de de böyle, ABD’de de. Başlangıçta, üretimin ve ithalatın durması ile temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve karaborsa olur endişesi, halkı evlerini kilere döndürmeye sevk etti. Endişeleri giderici önlemleri alabilen &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mart ayı başından beri, dünyanın hemen her yerinde, salgın dolayısıyla birçok insan kendi kabuğunda bir yaşantı sürmeye başladı. Kamu otoritelerinin tavsiye ve zorlaması sonucu, insanlar arasında fiziksel ve toplumsal temas asgari düzeye inmiş durumda. Kapalı iş yerleri ve yaşa bağlı sokağa çıkma yasakları da toplumsal hareketliliği, alışılmış harcama kalıplarını ve tüketim tercihlerini değiştirmiş durumda. &#8230;</p>



<p>Mart ayı başından beri, dünyanın hemen her yerinde, salgın dolayısıyla birçok insan kendi kabuğunda bir yaşantı sürmeye başladı. Kamu otoritelerinin tavsiye ve zorlaması sonucu, insanlar arasında fiziksel ve toplumsal temas asgari düzeye inmiş durumda. Kapalı iş yerleri ve yaşa bağlı sokağa çıkma yasakları da toplumsal hareketliliği, alışılmış harcama kalıplarını ve tüketim tercihlerini değiştirmiş durumda. Bu değişim neleri etkileyecek ve değişenler ne kadar kalıcı olacak? Bütün bunları, toplumsal yaşam ve ekonomik faaliyet tedricen normale döndüğü zaman göreceğiz.</p>



<p><strong>Temel İhtiyaçlara Odaklı İnsan Davranışı, Mutlak Mesafe ve Nefis Terbiyesi</strong><br><br>Şimdi ancak sınırlı bir alanda hareket edebilen insanlar, sadece gıda, temizlik malzemesi ve ilaç harcaması yapmakta. Gezme, eğlenme, dışarıda yeme- içme, giyim- kuşam ve seyahat harcamaları hemen hemen sıfırlanmış durumda. Bu Türkiye’de de böyle, ABD’de de. Başlangıçta, üretimin ve ithalatın durması ile temel ihtiyaç maddelerinde kıtlık ve karaborsa olur endişesi, halkı evlerini kilere döndürmeye sevk etti. Endişeleri giderici önlemleri alabilen ülkelerde, tüketim örüntüsü, temel ihtiyaç maddelerinde normale döndü dönmesine de, yine de sadece sınırlı mal ve hizmetlere yönelen talebin enflasyonist fiyat artışları yaratması kaçınılmaz. Gıda, ilaç ve temizlik maddelerinde tedarik zincirlerinde sorun çıkmadıkça, stokçuluk affedilmedikçe, bu etki makul yaşanır diyebiliriz.<br><br>Evde kalmanın doğal sonuçlarından biri, günün akışında insanların yatma-kalkma alışkanlıklarını değiştirmeleri. Bunun elektrik ve su kullanımı üzerindeki etkisini ihmal etmemek gerekir. Ama bence en önemli etki, asgariye inen hareketlilik dolayısı ile özel araç ve dolayısı ile benzin-motorin kullanımının azalması, toplu taşıt kullanımında da mesafeli olunması gerektiğinin öğrenilmesi.<br><br>Hayatı acele etmeden yaşamaya yeni yeni alışan insanlar, sert hareketlerden, birbirini itip kalmaktan kaçınıyor, sıraya girip beklemeyi, temas mesafesini aşmamak için birbirine yol vermeyi öğreniyor. Hararetle sarılmaktan, öpüşüp, el sıkışmaktan vazgeçmek de bir davranış değişikliği yaratacak. Maskeler, gerekli gereksiz konuşmalara da doğal perde. Az konuşmak, belki ara sıra tanık olduğumuz ağız dalaşlarına da engel olur. Bir kıtlık olsa insanlar birbirine nasıl davranır düşünmek bile istemiyorum. Ama aranan her şeyin bulunduğu şu günlerde, insanlar daha hoşgörülü değilse bile her bakımdan artık daha mesafeli.</p>



<p><strong>Ev Ekonomisine Dönüş</strong><br><br>Evde yaşam, uygun ev koşullarında mutlaka daha kolaydır. Bir küçük odada beş altı kişi yaşamak mecburiyetinde olan aileler için, hele de kadın ve çocuk taciz ve istismarı varsa, belki Covid 19’dan ölüm, yaşamaktan evladır denilebilir. Ama rahatlık ölçüsü bence evin boyutuna değil, o evde bir arada olmak mecburiyetinde olanların önce kendileri, sonra birbirleri ile barışık olmasına bağlı.<br><br>Eve bağlı yaşam, uyku dışında kalan saatlerin kullanımı ne kadar akılcı bir biçimde yapılırsa, o kadar geçici zorluklara dirençli. Şimdi savaş yıllarında olmayan kolaylıkların birçoğu iyi kötü hemen her evde var. Mutlaka televizyon ve cep telefonu var. Kitap ve internet erişimi de varsa, kasları ve metabolizmayı harekete geçirebilecek çabalar dışında bir evin kapalı kapıları ardında yapılmayacak pek az şey var. Savaş yıllarının iki kuşak önceki yaşamında, hele işgal altında bugün yapabildiğimiz hiçbir şeyi yapma olanağı yoktu atalarımızın. Ama onların ev ekonomisi faaliyetlerinin ekmek yapmaktan tutun da yoğurt mayalamaya kadar hepsini, şimdi de yapmak mümkün. Ufak bir karşılaştırma yaparsak, şu sıralar ABD’de zor bulunan unun birçok çeşidi market raflarında alıcısını bekliyor. Şu sıralar genç insanlar evde pide ve ekmek yapıyor. Tarifini internet sitelerinden almaları işten bile değil. Ev ekonomisine dönüş için yeni bir öğrenme süreci. İnsanlar dışarıda oldukları için unuttukları evlerini tanıyor. Seviyor veya sevmiyor. Ama evde kalmak ve evden çalışmak zorunda olan, yanındaki yardımcısını gönderdiği için çocuklarına kendi başına bakabildiğini fark eden annelere rastlıyorum. Her işi kendi kendine yapabildiğine şaşıranlara da&#8230; Bu da eski yaşantı içinde benimsenen yeni bir yaşam anlayışı, kendi öz kapasitesini ölçme, yeni bir özgüven kazanma, aile içinde ve aile ile yeniden tanışma fırsatı.</p>



<p><strong>İhtiyaçlara Doğa Yararına Sınır Ayarı Gerekli</strong><br><br>Biz İktisada Giriş derslerini anlatırken, “<strong>Sonsuz ihtiyaçları kıt kaynaklar ile karşılama ve en büyük faydayı güvence altına alma”</strong>&nbsp;edimi diye söze başlarız. Salgından korunmak için girdiğimiz tecrit (izolasyon), aslında ihtiyaçlarımızın, sadece temel ihtiyaç maddeleri ile sınırlı olduğunu ve belli bir süre öyle kalabileceğini ispat ediyor gibi. Elbette büyüyen çocukların ve yaşlanan nüfusun ihtiyaçları başkadır. Ama onların bile ihtiyaçlarına sınır getirmek mümkün. Tüketim ekonomisine karşı, sürdürülebilir tüketimi yeniden düşünmek için de iyi bir fırsat oldu Covid 19. Bir musibetin nasihati bu olmalı.<br><br>Ekonomiyi canlı tutmanın tüketimi canlı tutmaktan geçtiğini düşünerek hareket ediyor, ekonomi politikalarını hep buna göre ayarlıyoruz. Evet, tüketim, ekonomi lokomotifinin hem motorunu, hem de üzerinde hareket ettiği rayları yağlıyor. Ama yağın bıraktığı leke iyi değil, bir kara leke veya yağlı kara. Ayrıca, yeterince üretmeden tüketmenin yarattığı sorunlar yanı sıra, aşırı tüketerek doğaya verdiğimiz zararın farkına yine salgınla varıyoruz. Trafikte seyreden araç ve gökteki uçak sayısının azalması, havanın temizlenmesine olumlu katkıda bulunuyor. Çevrede çoğalan çeşitli kuşlar doğayı geri kazanmanın mutluluğunu şakıyor. Bu da bize elini, eteğini alıp kenara çekilen insanın süne gibi bir çevre zararlısı olabileceğini ispatlıyor.<br><br>Nereden gelmiş ve dünyaya ne büyük bir beşeri, toplumsal ve iktisadi zarar vermiş olursa olsun, galiba Covid 19, bir doğa dostu. Onun gibi nice virüs ve neden olduğu salgınla baş edebilmek için insan da doğa dostu olmak zorunda. Bunun için tüketim kalıp ve alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmeli, iyiye değişen tüketim kalıplarını, doğa için korumalıyız. Neşeli ve sağlıklı bir Hıdrellez dilerim.</p>



<p>Kaynak: tasam.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tuketim-kaliplari-salginla-degisir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bu Bir Amerikan Baharı mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-amerikan-bahari-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-amerikan-bahari-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Kalaycıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Jun 2020 08:04:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Minnesota]]></category>
		<category><![CDATA[protesto]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14708</guid>

					<description><![CDATA[Minnesota’ya bahar hep geç gelir. Bu defa insanlık dışı ırk ayırımcılığa, meşum cinayet ve izleyen isyan dalgalarına sahne olan Minneapolis şehrine de. Birçok orta ve kuzeybatı, doğu ve kuzeydoğu eyaleti gibi Minnesota’da da yılın neredeyse dokuz ayı kutup soğukları ile geçer. Kar başka eyaletlere göre Minnesota’ya daha az yağar. Ama kemik sızlatan soğuklarda, pek dışarıda kalamazsınız&#8230;. Minnesota’ya bahar hep geç gelir. Bu defa insanlık dışı ırk ayırımcılığa, meşum cinayet ve izleyen isyan dalgalarına sahne olan Minneapolis şehrine de. &#160;Birçok orta ve kuzeybatı, doğu ve kuzeydoğu eyaleti gibi Minnesota’da da yılın neredeyse dokuz ayı kutup soğukları ile geçer. Kar başka eyaletlere göre Minnesota’ya daha az yağar. Ama kemik sızlatan soğuklarda, pek dışarıda kalamazsınız. Yine de gök hep yüksek, hep parlak ve mavidir. Bu soğuk kış günlerinde insanı yaratıcı olmaya teşvik eder. Bu nedenle sanat, müzik, edebiyat ve yüksek sınai ve tıbbi teknolojiye katma değer veren bir eyalettir Minnesota. Minneapolis’te hava Mayıs sonundan itibaren yıldırım, gök gürültülü sağanak ve fırtınalarla kısa bir bahara adım atar. İşte o zaman, bütün kış, odun veya cansız tahta parçası hâline gelen dallar, tanrının varlığını ve gücünü hatırlatırcasına tomurcuklara bürünür. Dallar pürnakıl çiçek, ağaçlar pürnakıl meyve dolar. Sonra aniden aşırı rutubet ve sıcak günlere geçilir. Boğucu yazlar, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Minnesota’ya bahar hep geç gelir. Bu defa insanlık dışı ırk ayırımcılığa, meşum cinayet ve izleyen isyan dalgalarına sahne olan Minneapolis şehrine de. Birçok orta ve kuzeybatı, doğu ve kuzeydoğu eyaleti gibi Minnesota’da da yılın neredeyse dokuz ayı kutup soğukları ile geçer. Kar başka eyaletlere göre Minnesota’ya daha az yağar. Ama kemik sızlatan soğuklarda, pek dışarıda kalamazsınız&#8230;.</p>



<p>Minnesota’ya bahar hep geç gelir. Bu defa insanlık dışı ırk ayırımcılığa, meşum cinayet ve izleyen isyan dalgalarına sahne olan Minneapolis şehrine de. &nbsp;Birçok orta ve kuzeybatı, doğu ve kuzeydoğu eyaleti gibi Minnesota’da da yılın neredeyse dokuz ayı kutup soğukları ile geçer. Kar başka eyaletlere göre Minnesota’ya daha az yağar. Ama kemik sızlatan soğuklarda, pek dışarıda kalamazsınız. Yine de gök hep yüksek, hep parlak ve mavidir. Bu soğuk kış günlerinde insanı yaratıcı olmaya teşvik eder. Bu nedenle sanat, müzik, edebiyat ve yüksek sınai ve tıbbi teknolojiye katma değer veren bir eyalettir Minnesota. Minneapolis’te hava Mayıs sonundan itibaren yıldırım, gök gürültülü sağanak ve fırtınalarla kısa bir bahara adım atar. İşte o zaman, bütün kış, odun veya cansız tahta parçası hâline gelen dallar, tanrının varlığını ve gücünü hatırlatırcasına tomurcuklara bürünür. Dallar pürnakıl çiçek, ağaçlar pürnakıl meyve dolar. Sonra aniden aşırı rutubet ve sıcak günlere geçilir. Boğucu yazlar, dondurucu kıştan daha acımasızdır.</p>



<p><strong>Sivrisineği bile İncitmeyen bir Eyalet</strong><br><br>On bine yakın gölün bulunduğu Minnesota, işte sıcak ve rutubetli günlerde&nbsp; “eyalet kuşu” (state bird) dedikleri sivrisinekleri bile bağrına basar. İnsanlar, burnunu evinden çıkarmaz. Ama sivrisinekleri çevre endişesi ile itlaf etmekten çekinir. Ama ne yazık ki Minnesota da başka yerler gibi eyalete adını veren Dakota, &nbsp;Ojibwa, Anishinabe veya Chippewa yerlilerine ve sömürge sonrası tarihi boyunca, siyahilere ve Yahudilere karşı acımasız bir ayırımcılık uygulamıştır. Oysa aynı Minnesota, 1980’li yılların sonunda, Körfez savaşı öncesinde ve sonrasında çeşitli ülkelerden göçmen aldı. Eyaletin kuzey Avrupalı soluk benizli çehresi bir anda renklendi. Gelenler, teniyle, giysisiyle, damak lezzeti ile zengin Minnesota’nın zenginliğine zenginlik kattı. Biliyorum, çünkü oradaydım. Bu tabii onlar için yepyeni ve kültürel bir zenginlik oldu. Somali, Sudan, Eritre, Etiyopyalılardan başka, 1989-91 arasında Kamboçya, Laos, Vietnam ve Hmong göçü geldi. Minneapolis halkı bu insanlara hep hoşgörü ile baktı. Yedirip içirdi; Besleyip, büyüttü; okutup, yetiştirdi ve iş verdi, iş imkânı sundu. Şimdi o günlerde Minneapolis’e gelen çocuklar arasında bulunan Ilhan Omar, &nbsp;bugün yetkin bir hukuk insanı ve hâlen ABD Temsilciler Meclisi’nde (kongre) üye. ABD için kazanım olan bir genç kadın Omar. &nbsp;</p>



<p><strong>“Âleme Talkın Veren” ABD</strong><br><br>Ama gelin görün ki, aynı Amerikan insanı ortalamada, hâlâ kölelik geçmişinin mezellet tozunu üzerinden atamamış durumda. Belki de iç savaşın nihai olarak özgürlüğe kavuşturduğu siyahi nüfusu eşit vatandaş olarak görmeyi içlerine hâlâ sindiremediler. Oysa&nbsp;<strong>“İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi”</strong>nin hazırlanıp yürürlüğe girmesine öncülük eden ülke ABD değil miydi? Ne büyük çelişki değil mi? Hem de dünyaya talkın verip, salkım yutarken.<br><br>Evet, 1945 yılında kurulan Birleşmiş Milletler, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ni hazırlayıp, 10 Aralık 1948 tarihinde kabul ve ilan edince, metni başta ABD olmak üzere, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu elli ülke imzalamıştı. Şimdi önce gelinen noktada hangi ülkelerin attıkları imzayı unutarak, insan haklarını ihlal ettiklerine veya edilmesine izin verip, göz yumduklarına bu metin açısından bakmak gerek. &nbsp;Özellikle ABD’de kendi halkına renginden dolayı farklı bir gözle bakıp, ona ön yargı ile mahalle kabadayısı gibi davranan polisi o şekilde cezalandırmak gerek yine de.</p>



<p><strong>Diz Çöken Polis Bir Umut mu?</strong><br><br>George Floyd’un polis zorbalığı ile yaşamını kaybetmesinin yarattığı toplumsal infial durdurulabilecek gibi gözükmüyor. Olaylar çığırından çıkmış durumda. Ölüm nedenini kesinleştirmek için kaç kez daha otopsi yapılacak acaba? Ama tarih değişmezse 9 Haziran Salı günü Houston’da yapılacak cenaze töreninin,&nbsp; Dallas’ta 22 Kasım 1963’de Kennedy’nin öldürülmesinden, 19 Nisan 1993’de Waco, Texas’ta Mount Carmel Center’da vergi ödemeyi reddeden Davidian tarikatına karşı yapılan kuşatmadan sonra en büyük olay olacağı kesin. Ama gösterilerde, giderek dikkatimi çeken bir görüntü önemli. Birçok yerde, Newwark’da, Philadelphia’da, Flint ve Camden Michigan’da polis, halkla beraber diz çöküyor, dua ediyor ve göstericilere biber gazı sıkmak yerine, kaskını çıkarıp onları kucaklıyor. Bu acaba polisin kendisi için değil de halkın iyiliği ve güvenliği için kurulmuş bir örgüt olduğunu hatırladığı anlamına mı geliyor? Ama polis bükemediği eli öpmek değil, halka rağmen halka karşı olmak istemediği için bunu yapıyor.<br><br><br><strong>Yoksa Pentagon’a Niyet Ayarı mı?</strong><br><br>Buna karşılık, 1 Haziran günü Trump’ın arkasında Episcopal kilisesine yürüyen Savunma Bakanı Mark Esper, ülkenin Genel Kurmay Başkanı General Mark Milley ve Washington DC. semalarında uçan askeri helikopterlerin yarattığı infial büyük. Ama Pentagon’un gerçek niyetini hâlâ ancak eski mensuplarının ve şu anda görevli yüksek rütbeli subayların ağzından öğrenmek mümkün olabiliyor. Nitekim artık emekli olan eski ordu mensuplarından General Martin E. Dempsey ve Amiral Mike Mullen, Amerikan askerinin hiçbir şekilde kendi halkına düşman muamelesi yapmayacağını açıklıyor. Ülkenin bir kez daha savaş alanına dönmesine izin verilmeyeceğine inandıklarını tekrarlıyor. Zaten Esper de sonunda böyle bir şey yapmaktan imtina edileceğini açıkladı. Zaten Trump ve arkasında ona destek çıkan ekibi eğer askeri güçleri sivillerin üzerine sürerse, karşımıza, Mısır’da 2011 yılında Tahrir Meydanında gördüğümüz&nbsp;<strong>“ordu-millet el ele”</strong>&nbsp;görüntüleri çıkabilir. Bunu da hesaba katmak zorundalar elbette. Tabii bunun adı “Amerikan Baharı” olur mu? Hayır sanmam. Çünkü “Bahar” Amerika’ya geç gelir. Gelince güller açar. Ama geciken toplumsal bahar, zaten bahar olmaz. Toplumun bazı bireyleri hep kış yaşarken gelen bahar, yalancı bahar olur.&nbsp;</p>



<p><strong>Amerika’ya Bahar Irkçılık Bitince Gelir&nbsp;</strong><br><br>Evet, ABD’de resmen 1865’de 13. anayasal düzenleme ile sona ermiştir. Ama iki deniz arasındaki tükenmez zenginliği nedeni ile kendisini “tanrının ülkesi (God’s Country)” diye adlandıran bu ülkeye gerçek baharın gelmesi için önce tanrının hiçbir kulunu ayırt etmeden sevip kucaklayan ve kabul eden bir zihniyetin siyasete, topluma ve insan psikolojisine sahip çıkması gerekir. Sonra bu engin zenginliğin adil paylaşımına engel olan servet uçurumlarının kapanması, azınlıklara verilen sözlerin tutulması ve özellikle güvenlik güçlerinin ve adalet sisteminin önce insan odaklı bir yaklaşımla her düzeyde yeniden ve acilen yapılandırılmasına başlanmalıdır. Ancak bütün bunlardan sonra ABD’de dertler azalır ve yine dünyaya örnek olmaya başlayabilir. Ama bu da şimdilik başka bahara veya baharlara kalan bir konu. Bu bahar da böyle geçiyor.</p>



<p>Kaynak: tasam.org</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bu-bir-amerikan-bahari-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tehlikeli Fay: Katalonya &#8211; Kuzey Irak Kürt Hattı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tehlikeli-fay-katalonya-kuzey-irak-kurt-hatti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Sema Kalaycıoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Nov 2017 05:24:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[2. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Katalonya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1182</guid>

					<description><![CDATA[Katalonya, şehir kapılarında İspanyol güvenlik güçleri beklerken, uzlaşma söylemi gelişme eğiliminde. Hem de bir dış etki olmadan. Ama IKBY şimdilik, imzalandığı söylenen “mutabakat” maddelerine uzak, her yönden gelen, tembih, tekdir ve tehdide karşı umursamaz bir görünümde. Gelişmeleri izleyelim. Bu uzun fay nasıl ve nerede kırılacak? Kaç şiddetinde deprem, ne tür bir enerjiyi açığa çıkaracak? Biri Mezapotamya’nın, diğeri tarihi Endülüs coğrafyasının parçası. Halkları kadim, gururlu, inançlı, ama biraz dik kafalı. Katalonya, İspanya’nın, Kuzey Irak Kürt Yönetimi de Irak’ın Kuzey Doğusunda yer alıyor. Her iki bölge de, halklarının etnik kimliklerini, hâlen zengin birer parçası oldukları iki ülke ile yolları ayırmak için, mazeret olarak görüyor. Hem IKBY, hem de Katalonya yıllardır bağımsızlık özlemi ile yanıp tutuşuyor ve bunun için ciddi planlar yapıyor. Katalonya İspanya iç savaşından önce özerkti. Ancak 1939-1975 yılları arasında, Franco’nun demir yumruğu ile özerklik hakları askıya alındı. Irak Kürtlerinin, özerk statüsü, 1970 yılında kesinleşmişti. Bu 1960’lı yıllardaki kanlı Irak-Kürt mücadelesinin bir ödülü gibiydi. Ancak 1974 yılında anlaşma çöktü ve yine şiddet, kan ve gözyaşı bölgeye geri döndü. İspanya’da Franco, Irak’ta Saddam Hüseyin, yolu mutlak bir ayrılığa uzanacak, özerkliğe göz açtırmak istemese de, Katalan’lar 1978 yılında, yeni İspanyol anayasası ile eski günlere kavuştu. Oysa Irak Kürtlerinin, emeline kavuşması için önce 1992 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Katalonya, şehir kapılarında İspanyol güvenlik güçleri beklerken, uzlaşma söylemi gelişme eğiliminde. Hem de bir dış etki olmadan. Ama IKBY şimdilik, imzalandığı söylenen “mutabakat” maddelerine uzak, her yönden gelen, tembih, tekdir ve tehdide karşı umursamaz bir görünümde. Gelişmeleri izleyelim. Bu uzun fay nasıl ve nerede kırılacak? Kaç şiddetinde deprem, ne tür bir enerjiyi açığa çıkaracak?</strong></p>
<p>Biri Mezapotamya’nın, diğeri tarihi Endülüs coğrafyasının parçası. Halkları kadim, gururlu, inançlı, ama biraz dik kafalı. Katalonya, İspanya’nın, Kuzey Irak Kürt Yönetimi de Irak’ın Kuzey Doğusunda yer alıyor. Her iki bölge de, halklarının etnik kimliklerini, hâlen zengin birer parçası oldukları iki ülke ile yolları ayırmak için, mazeret olarak görüyor.</p>
<p>Hem IKBY, hem de Katalonya yıllardır bağımsızlık özlemi ile yanıp tutuşuyor ve bunun için ciddi planlar yapıyor. Katalonya İspanya iç savaşından önce özerkti. Ancak 1939-1975 yılları arasında, Franco’nun demir yumruğu ile özerklik hakları askıya alındı.</p>
<p>Irak Kürtlerinin, özerk statüsü, 1970 yılında kesinleşmişti. Bu 1960’lı yıllardaki kanlı Irak-Kürt mücadelesinin bir ödülü gibiydi.</p>
<p>Ancak 1974 yılında anlaşma çöktü ve yine şiddet, kan ve gözyaşı bölgeye geri döndü. İspanya’da Franco, Irak’ta Saddam Hüseyin, yolu mutlak bir ayrılığa uzanacak, özerkliğe göz açtırmak istemese de, Katalan’lar 1978 yılında, yeni İspanyol anayasası ile eski günlere kavuştu. Oysa Irak Kürtlerinin, emeline kavuşması için önce 1992 anayasasının sağladığı hukuki olanağı, sonra da Saddam’ın çöküşünü beklemesi gerekti.</p>
<p>Şimdi geldikleri noktada, birbiri ardına yaptıkları referandumlarla, her ikisi de kendi egemenliklerini ele alma hakkını (self determination right) kullanarak bağımsızlığa bir adım daha yakın geldi. Ama bağımsız olabilecekler mi? Öngörülebilir veya görülemez riskleri üstlenmeye değer mi? Hâlâ içinde bulundukları ülkelerle birlikte yaşama seçenekleri var mı?</p>
<p><strong>Aradaki Fark</strong></p>
<p>Katalonya, bölgesel farklılıklara ve demokratik özerk yönetimlere saygılı bir Avrupa-AB coğrafyasının parçası. Oysa Kuzey Irak, ne birlikte ne de ayrı ayrı huzuru bulabilen Orta Doğu’da, üniter devlet savunusu ve toprak bütünlüğü tartışmalarının hedef tahtası.</p>
<p>Yüz yıl önce çöken imparatorlukla belirlenen sınırlarda egemenlik hakkı kazanan irili ufaklı ülkelere, bir ilave, bir çıkarma, yeni bir depremi tetikler endişesi var. Katalonya’ya İspanya’nın iç meselesi olarak bakan, başta Fransa ve Portekiz olmak üzere, AB komşuları, işlere fazla karışmıyor, Brüksel son sözü kendine saklıyor. Ama İskoçya’ya “bağımsız olursanız yeni bir üyelik müzakeresi başlatırız” diye rest çekip, bugün yaranamadıkları Birleşik Krallık’la Brexit müzakerelerini yürüten AB’nin, bağımsız bir Katalonya için ne fistan düşündüğü pek açık değil.</p>
<p>Madrid’in uyguladığı yöntemlere bile fazla ses çıkarmıyor. Oysa IKBY ağzını açmaya görsün. Kimse bu Irak’ın iç meselesi demiyor. İran, sesi yetse Suriye, Türkiye, Suudi Arabistan, Katar, İsrail, Rusya, ABD hepsi konuya çok ciddi yaklaşıyor. Aradaki farkı ne yaratıyor derseniz, ilk sıraya petrolü ama belki daha önemlisi çok yakında iddia etmeye başlayacakları coğrafi mağduriyeti koymayı düşünüyorum. Bölgedeki hiçbir komşu ülke “Karaya Hapsolmuşluk”(Land-locked) iddiasından hoşlanmıyor, Bunu bir coğrafi mağduriyet unsuru olarak dile getirmeye hazır olanlara İsviçre’yi, Avusturya ve Macaristan’ı hatırlatmıyorlar. Ancak ufuktaki olası bir bağımsızlığın, Orta Doğu’ya başka hangi sorunları yaşatacağı, hangi jeopolitik külfeti yükleyeceği ve Türkiye’nin bu sorunlardan ne kadar pay alacağı önem kazanıyor.<br />
Oysa Katalonya’nın böyle bir derdi yok. Onun Costa Brava’sı var. Böyle bir tehditkâr iddiası da yok.</p>
<p><strong>Erbil’de Başlayan Fay Kırığı</strong></p>
<p>Halen Kuzey Irak, Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) tarafından yönetiliyor. Kesin olmayan bölge sınırlarında (üç vilayet), yönetimin kalbi Erbil’de (Hewler) atıyor. Bu bölgede topu topu 5,2 milyon insan yaşamakta (toplam Irak nüfusunun % 20’si) ve zaten hepsi de Kürt değil. Mezapotamya’nın tümü gibi burası da, Asuri, Keldani, Türkmen, Yezidi, Arap ve Ermeniler’den oluşan bir mozaik. Bağımsızlık planlarını uzun yıllardan beri acele etmeden yapıyor, 2019 tarihini sık sık telaffuz ediyor, tüm uluslararası platformlardan duyuruyorlardı. Hızla değişen bölge dinamikleri nedeni ile daha önce olabileceği bile dile getiriliyordu. Nitekim bu da IKBY’ni 25 Eylül 2017 referandumunun kapısına kadar getirdi. Özellikle Türkiye’nin destek ve yardımları ile abat olan Kuzey Irak’ın 25 Eylül 2017’de gerçekleştirdiği referandum, şimdi bir tehdit, şiddet ve belirsizlik karmaşasında.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
