<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Salih Diriklik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/salih-diriklik/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 23 Nov 2023 09:48:40 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Salih Diriklik &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Milli Sinema Günleri Ardından</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/milli-sinema-gunleri-ardindan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/milli-sinema-gunleri-ardindan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Nov 2023 09:48:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Afyon]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18926</guid>

					<description><![CDATA[Geçen hafta Kültür-Turizm bakanlığı ve Afyon valiliğinin desteği ile Afyon&#8217;da üç gün süren &#8220;Milli Sinema Günleri&#8221; adlı bir etkinlik düzenlenmişti. Afyon Kocatepe üniversitesinin büyük ilgi ve yardımına şahit olduğumuz bu organizasyondaki en önemli etkinlik &#8220;2. Milli Sinema Açık Oturumu&#8221; idi. Dört bölüm halinde düzenlenen bu oturuma katılan arkadaşlar,  en parlak döneminden günümüze kadar geçen süre içinde Milli Sinema&#8217;nın kat ettiği merhaleleri ve yaşadığı değişimi tüm yönleriyle tartıştılar. Özellikle Yıldız Ramazanoğlu, Mesut Bostan ve Murat Pay&#8217;ın konuşmaları ufuk açıcıydı. Böylece MTTB Sinema Kulübü&#8217;nce Milli Sinema&#8217;nın kuram çalışmasını başlatan 1973 tarihli ünlü açık oturumdan 50 yıl sonra, aynı amacı taşıyan yeni bir çalışma hayata geçirilmiş oldu. Bir yıl gibi kısa bir süre önce kurulmasına rağmen pek çok başarılı organizasyonlara imza atan Uluslararası Sinema Derneği üyeleri, Kamil Engin ve elbette dernek başkanı Nazif Tunç film gösterileri, sohbetler ve sempozyumlarla son derece yoğun geçen bu etkinliği gerçekten başarıyla tamamladılar. 21 yaşındayken &#8220;Kabe Yollarında&#8221; adlı belgeseli çekmek için (rahmetli) Yücel Çakmaklı ile yollara düşen Ali Osman Emirosmanoğlu&#8217;nun anıları ve Ahmet Özhan ile Ahmet Tezcan&#8217;ın sohbetvari açıklamaları da izleyicilerin son derece yararlı bilgiler edinmesini sağladı. Üç günlük başarılı bir organizasyonun ardından tamamlanan Milli Sinema Günleri, 70&#8217;li yıllarda verilen eserler, düzenlenen etkinlikler, yerel basında ard arda yayınlanan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Geçen hafta Kültür-Turizm bakanlığı ve Afyon valiliğinin desteği ile Afyon&#8217;da üç gün süren &#8220;Milli Sinema Günleri&#8221; adlı bir etkinlik düzenlenmişti. Afyon Kocatepe üniversitesinin büyük ilgi ve yardımına şahit olduğumuz bu organizasyondaki en önemli etkinlik &#8220;2. Milli Sinema Açık Oturumu&#8221; idi. Dört bölüm halinde düzenlenen bu oturuma katılan arkadaşlar,  en parlak döneminden günümüze kadar geçen süre içinde Milli Sinema&#8217;nın kat ettiği merhaleleri ve yaşadığı değişimi tüm yönleriyle tartıştılar. Özellikle Yıldız Ramazanoğlu, Mesut Bostan ve Murat Pay&#8217;ın konuşmaları ufuk açıcıydı.</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="571" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-1024x571.jpeg" alt="" class="wp-image-18928" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-1024x571.jpeg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-300x167.jpeg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-768x428.jpeg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33-1536x856.jpeg 1536w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2023/11/WhatsApp-Image-2023-11-21-at-07.51.33.jpeg 1600w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<p>Böylece MTTB Sinema Kulübü&#8217;nce Milli Sinema&#8217;nın kuram çalışmasını başlatan 1973 tarihli ünlü açık oturumdan 50 yıl sonra, aynı amacı taşıyan yeni bir çalışma hayata geçirilmiş oldu.</p>



<p>Bir yıl gibi kısa bir süre önce kurulmasına rağmen pek çok başarılı organizasyonlara imza atan Uluslararası Sinema Derneği üyeleri, Kamil Engin ve elbette dernek başkanı Nazif Tunç film gösterileri, sohbetler ve sempozyumlarla son derece yoğun geçen bu etkinliği gerçekten başarıyla tamamladılar.</p>



<p>21 yaşındayken &#8220;Kabe Yollarında&#8221; adlı belgeseli çekmek için (rahmetli) Yücel Çakmaklı ile yollara düşen Ali Osman Emirosmanoğlu&#8217;nun anıları ve Ahmet Özhan ile Ahmet Tezcan&#8217;ın sohbetvari açıklamaları da izleyicilerin son derece yararlı bilgiler edinmesini sağladı.</p>



<p>Üç günlük başarılı bir organizasyonun ardından tamamlanan Milli Sinema Günleri, 70&#8217;li yıllarda verilen eserler, düzenlenen etkinlikler, yerel basında ard arda yayınlanan yazılarla adından sürekli söz ettiren bir akımın ismini tekrar gündeme getirdi. Çünkü aradan geçen yıllar içinde çizgisi bir çok esere yansıyan Milli Sinema mührü, kendi çağdaşları olan devrimci sinema, ulusal sinema, sosyalist sinema gibi unutulmaya terk edilmiş durumdaydı.</p>



<p>Gerçi Milli Sinema adının günümüz sinemasındaki pratik uygulamalar çerçevesinde revize edilerek tekrar gündeme getirilmesi mümkün. Ama böyle bir çaba, uygulayıcıların otomatikman geçmiş dönemlerdeki uzun tartışma ve eleştirileri de yüklenmesi anlamına geleceği için aslında netameli bir karar sayılır.</p>



<p>O sebeple daha geniş yelpaze oluşturacak yeni bir tarif ve tanımlama, mesela &#8220;Yeni Milli Sinema&#8221; gibi bir isim özelde geçmişin mirasını yansıtırken, yeni bir açılımı da beraberinde getirecektir.</p>



<p>Asıl önemli olan ise genç sinemacı arkadaşların öyle veya böyle, yeni bir akım ismiyle anılmayı kabul edip etmeyecekleridir. Çünkü aynı adla bir arada toplanmanın yararı ve avantajı olduğu gibi, belli oranda bağlayıcılığı da bulunacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/milli-sinema-gunleri-ardindan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Refah Payı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 17 Jul 2023 13:01:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Maaş]]></category>
		<category><![CDATA[Refah Payı]]></category>
		<category><![CDATA[zam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18818</guid>

					<description><![CDATA[Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu. Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi. Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz. Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız: 1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz. 2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tüm emekli maaşlarına enflasyon oranda zam yapılmasının eşit hak ilkesine dayandırılması normal sayılabilir. Ama &#8220;refah payı&#8221; denen ve tespiti tamamen hükümetin inisiyatifinde olan ek ödeme konusunda, az gelirli olan insanlara (moda tabirle) &#8220;pozitif ayrımcılık&#8221; yapılmış olsa idi, hem vicdanlara hem de hakkaniyete kesinlikle daha uygun olurdu.</p>



<p>Yeni zamla birlikte maaşı 60.680.- TL olan memur emeklisine refah payı olarak 2420.- TL verilmesi o kişinin ne refahını arttırır, ne de dişinin kovuğuna gider. Her ne kadar hepsi memur statüsünde olmasına rağmen arada 7 kat maaş farkının olması garip ise de, en düşük memur emeklisi 9490.- TL alırken refah payı olarak o kişiye ancak 380.- TL takdir edilmesi pek de hakka uygun olmamış gibi.</p>



<p>Benzer şekilde, seyyanen zam düzenlemesiyle ancak 7.500.-TL alabilen SSK-Bağkur emeklilerine 212.-TL yerine mesela 1500.-TL ödeseydiniz, asıl o zaman gereken kişilere gereken oranda refah payı ödemiş olurdunuz.</p>



<p>Üstelik bu türden hakkaniyetli bir düzenlemeyle aynı anda iki ayrı sonuca da ulaşırdınız:</p>



<p>1- Genel seçim sonrası &#8220;büyük şehirlerde kazandık ama iç Anadolu ve diğer kasabalarda insanlar bize oy vermedi, niye vermediğini de anlayabilmiş değilim&#8221; diye düşünenleri sevindirmemiş, aksine üzmüş olurdunuz.</p>



<p>2) Hayat zorluğunu sırtlanıp az maaşla çok iş yaptığı için emeklilik payı da düşük olan ve (az önce adı geçen) büyükşehirlerdeki tuzu kuruların aksine mevcut yönetimi her zaman destekleyip oy veren insanları sevindirmiş, daha da önemlisi onların&nbsp; güvenlerini kazanmış olurdunuz.</p>



<p>Yapılan işlerin insanların gözüne sokulurcasına duyurulacağı sosyal medya atağına kalkışmak yerine &#8220;çalmadık kapı bırakmayalım, herkese ulaşalım&#8221; gibi eski moda usulle yerel seçimlere hazırlanmayı düşünen ve yine bu yolla İstanbul ve Ankara&#8217;yı geri kazanmayı umanların, kendi elleri altındaki &#8220;refah payı&#8221; imkanını doğru yönde kullanamayıp (yine az önce adı geçen) kasabalıları küstürürlerse, büyük şehre pirince giderken eldeki kasaba bulgurundan olmaları bile mümkündür.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/refah-payi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Doğru Zaman, Doğru Mekan</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/dogru-zaman-dogru-mekan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/dogru-zaman-dogru-mekan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Dec 2022 14:12:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Yeni Yıl]]></category>
		<category><![CDATA[Yılbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18622</guid>

					<description><![CDATA[1974 yılı.. Altı ay sonra çekmeyi planladığımız Gençlik Köprüsü filminin senaryo ve bütçe derlemeleri için tüm zamanımız Beyoğlu, Erman handaki yazıhanede geçmekte.. Aralık ayının son haftası Akın gruptan Cengiz dostum ile yazıhaneye giderken Ağa camii karşısındaki kaldırımda temiz giyimli üç genç, üstünde bir tomar bildiri olan küçük bir tezgahın arkasında gelip geçen insanlara yılbaşı ile ilgili uyarı konuşması yapmakta. Aslında görüşleri bize ters olmadığı için durum bizi ilgilendirmese de Cengiz, &#8220;gel şunları bir sınayalım&#8221; deyip en sağdaki gence itiraz babında sözler sarf etmeye başladı. Ama Cengiz&#8217;in her itirazı o genç tarafından öylesine akıllı cümlelerle çürütüldü ki, bu tartışmadan hoşlanan dinleyici sayısı giderek artmaya başladı. Sonunda biz oradan ayrılırken bilgili ve donanımlı bu üç genç, Beyoğlu gezginlerine usturuplu tebliğ yapmaya devam ediyordu. Düzeyli söz duelloları dışında o gençlere fiziki bir engelleme yapıldığını ne o an gördük, ne de sonradan duyduk. Farz-ı ayn olmasına rağmen doğru zaman, doğru mekan ve doğru şahıslara yapılmayan tebliğin ne yazık ki ters tepme, hatta bir çuval inciri mahvetme gibi bir özelliği mevcut. Sarıklı cübbeli insanların mesela Fatih, Eyüp, Çarşamba gibi semtlerde bildiri dağıtması tepki çekmez. Ama İzmir gibi bir şehrin saat meydanında aynı insanların bu işe girişmesi bir gram yarar sağlamama bir yana, saldırgan bayanın &#8220;çocuk &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1974 yılı.. Altı ay sonra çekmeyi planladığımız Gençlik Köprüsü filminin senaryo ve bütçe derlemeleri için tüm zamanımız Beyoğlu, Erman handaki yazıhanede geçmekte.. Aralık ayının son haftası Akın gruptan Cengiz dostum ile yazıhaneye giderken Ağa camii karşısındaki kaldırımda temiz giyimli üç genç, üstünde bir tomar bildiri olan küçük bir tezgahın arkasında gelip geçen insanlara yılbaşı ile ilgili uyarı konuşması yapmakta.<br></p>



<p>Aslında görüşleri bize ters olmadığı için durum bizi ilgilendirmese de Cengiz, &#8220;gel şunları bir sınayalım&#8221; deyip en sağdaki gence itiraz babında sözler sarf etmeye başladı. Ama Cengiz&#8217;in her itirazı o genç tarafından öylesine akıllı cümlelerle çürütüldü ki, bu tartışmadan hoşlanan dinleyici sayısı giderek artmaya başladı. Sonunda biz oradan ayrılırken bilgili ve donanımlı bu üç genç, Beyoğlu gezginlerine usturuplu tebliğ yapmaya devam ediyordu. Düzeyli söz duelloları dışında o gençlere fiziki bir engelleme yapıldığını ne o an gördük, ne de sonradan duyduk.</p>



<p>Farz-ı ayn olmasına rağmen doğru zaman, doğru mekan ve doğru şahıslara yapılmayan tebliğin ne yazık ki ters tepme, hatta bir çuval inciri mahvetme gibi bir özelliği mevcut. Sarıklı cübbeli insanların mesela Fatih, Eyüp, Çarşamba gibi semtlerde bildiri dağıtması tepki çekmez. Ama İzmir gibi bir şehrin saat meydanında aynı insanların bu işe girişmesi bir gram yarar sağlamama bir yana, saldırgan bayanın &#8220;çocuk istismarcılarını karşımızda görmek istemiyoruz&#8221; demesine ve geçmiş bir olayın toplum hafızasına tekrar kazınmasına vesile olarak bile tam bir fiyasko sayılır. Sonuçta bizim akıllı davranıp bazılarının eline konuşma, eleştirme, gereksiz vurgulama kozlarını vermememiz gerekir.</p>



<p>Eskilerin &#8220;yumurtadan çıkmış kabuğunu beğenmiyor&#8221; deyimine cuk oturan, muhafazakar bir ailede, camiada burslu-burssuz okuyup, kendince &#8220;adam&#8221; olunca da karşı camiaya yavşayan yüzlerce insan gördüğümüz için, yeni örnekler bizleri artık şaşırtmıyor. Umarım bu görüşteki eşhas beş gün önceki Noel&#8217;i huşu ile kutlamış, &#8220;Holly night, the stars are brightly shining&#8221; şarkısını da doğru dürüst telaffuz ederek vecd ile söylemişlerdir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/dogru-zaman-dogru-mekan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Öbür Dünya Derdi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/obur-dunya-derdi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/obur-dunya-derdi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2022 10:36:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Tesettür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18423</guid>

					<description><![CDATA[Halil Konakçı hocayı &#8220;sokaklardaki müstehcenlik&#8221; vaazı sebebiyle eleştirme paranoyası, 1988&#8217;de başlayıp 22 yıl süren başörtüsünü öcü gibi görme hastalığının gecikmiş varyasyonundan başka bir şey değil. Eski dönemdeki paranoyanın analizini en iyi yapan yazılardan birinin, aslında dini duyarlılığı pek bulunmayan bir bayan tarafından yazılmış olması ise hayrete şayan bir durum: &#8221; ..Başını örtmeyen kadınlar, ısrarla Kuran&#8217;ın baş örtme zorunluluğu getirmediğini savunuyor; Kuran&#8217;ı böyle yorumlamayanlara kızıyor, başörtülülerle sıkı bir &#8216;dindarlık&#8217; yarışına giriyorlar. Bana kalırsa onların bu uzlaşmaz tutumlarının altında sadece Cumhuriyet için duydukları endişe değil, kendi &#8216;öbür dünyaları&#8217; için duydukları endişe de yatıyor!Bu argümanı Nejla Arat bir TV programında ..&#8217;Ayrımcılık yapıyorlar. Biz Müslümanız, siz değilsiniz, demiş oluyorlar…&#8217; demişti. &#8216;Ayrımcılık yapıyorlar&#8217; diye ifade edilmeye çalışılan duygu aslında şu: Özellikle bizim gibi yüzde 99&#8217;u Müslüman olan ama sadece yarısı başını kapatan bir ülkede, Müslüman olduğunu söyleyen ama başını örtmeyenler, örtenleri gördükçe vicdani rahatsızlık duyuyor galiba. Herkes birden örtmese, herkes Kuran&#8217;dan ..tesettürün şart olmadığı sonucunu çıkarsa ve hep birlikte uygulasa, vicdanen rahat edecekler… Ama o örtenler var ya örtenler, ..onların içindeki rahatsızlığı depreştiriyor… &#8216;Defolu Müslüman&#8217; oldukları duygusunu yaratıyor belki. ..Aslında başlarını örtmek istemiyorlar. Ama bunun İslam&#8217;a uygun olduğu konusunda &#8216;konsensüs sağlanmasını&#8217; ve hep birlikte uygulanmasını istiyorlar. Bunun aksini hatırlatan biriyle karşılaştıklarında da huzursuz oluyor, onları &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Halil Konakçı hocayı &#8220;sokaklardaki müstehcenlik&#8221; vaazı sebebiyle eleştirme paranoyası, 1988&#8217;de başlayıp 22 yıl süren başörtüsünü öcü gibi görme hastalığının gecikmiş varyasyonundan başka bir şey değil. Eski dönemdeki paranoyanın analizini en iyi yapan yazılardan birinin, aslında dini duyarlılığı pek bulunmayan bir bayan tarafından yazılmış olması ise hayrete şayan bir durum:</p>



<p>&#8221; ..Başını örtmeyen kadınlar, ısrarla Kuran&#8217;ın baş örtme zorunluluğu getirmediğini savunuyor; Kuran&#8217;ı böyle yorumlamayanlara kızıyor, başörtülülerle sıkı bir &#8216;dindarlık&#8217; yarışına giriyorlar. Bana kalırsa onların bu uzlaşmaz tutumlarının altında sadece Cumhuriyet için duydukları endişe değil, kendi &#8216;öbür dünyaları&#8217; için duydukları endişe de yatıyor!<br>Bu argümanı Nejla Arat bir TV programında ..&#8217;Ayrımcılık yapıyorlar. Biz Müslümanız, siz değilsiniz, demiş oluyorlar…&#8217; demişti. &#8216;Ayrımcılık yapıyorlar&#8217; diye ifade edilmeye çalışılan duygu aslında şu:<br></p>



<p>Özellikle bizim gibi yüzde 99&#8217;u Müslüman olan ama sadece yarısı başını kapatan bir ülkede, Müslüman olduğunu söyleyen ama başını örtmeyenler, örtenleri gördükçe vicdani rahatsızlık duyuyor galiba. Herkes birden örtmese, herkes Kuran&#8217;dan ..tesettürün şart olmadığı sonucunu çıkarsa ve hep birlikte uygulasa, vicdanen rahat edecekler… Ama o örtenler var ya örtenler, ..onların içindeki rahatsızlığı depreştiriyor… &#8216;Defolu Müslüman&#8217; oldukları duygusunu yaratıyor belki.<br></p>



<p>..Aslında başlarını örtmek istemiyorlar. Ama bunun İslam&#8217;a uygun olduğu konusunda &#8216;konsensüs sağlanmasını&#8217; ve hep birlikte uygulanmasını istiyorlar. Bunun aksini hatırlatan biriyle karşılaştıklarında da huzursuz oluyor, onları affetmiyorlar.<br></p>



<p>Peki, aynı öfkeyi neden öteden beri başını geleneksel biçimde başörtüsüyle örtenlere karşı duymuyorlardı ..derseniz; çünkü o kesimin başını örtmesini &#8216;İslamiyet&#8217;in yanlış yorumuyla&#8221; açıklamak daha kolaydı… &#8216;Onlar İslam&#8217;ı kaynaklarından inceleyemiyor, dolayısıyla öyle zannediyorlar&#8217; diye savunabilirlerdi kendi yaşam tarzlarını.<br></p>



<p>Ama türbanlılar için aynı şeyleri söylemesi kolay değil. Üniversite bitirmiş, doktor, avukat, sosyolog olmuş, siyasete girmiş bir kadının tesettüre girmekteki ısrarını aynı gerekçelerle açıklaması zorlaşıyor ve bu zorlaşma, başı açık ama Müslüman kadını hırçınlaştırıyor…/ Gülay Göktürk-25.01.2004, Tercüman gazetesi&#8221;</p>



<p>Eğer Halil hocanın güncel sözlerini eleştirirken &#8220;Canım, biz de Müslüman değil miyiz yani!&#8221; diyen birini görürseniz, ona bu yazıyı gönül rahatlığıyla okutabilirsiniz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/obur-dunya-derdi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Açık Oturum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/acik-oturum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/acik-oturum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 12 Apr 2022 15:23:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[belediye]]></category>
		<category><![CDATA[İstanbul]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18194</guid>

					<description><![CDATA[İstanbul Belediye Bakanlığının bir açık oturum ile gelip bir açık oturum ile gitmesi aslında aklı başında kişiler için güzel bir uyarı niteliğinde olmalıdır Çünkü uyarıyı algılayıp gerekli tedbiri alabilecek kişiler, sadece akıl sahipleridir. 27.Mart.1994 yerel seçimlerinden tahminen 10 gün kadar önce TRT, İBB adayları Tayyip Erdoğan (RP), Bedrettin Dalan (DYP), İlhan Kesici (ANAP) ve Zülfü Livaneli (SHP) arasında bir açık oturum düzenlemişti. Bunlar içinde şansı en az olan aday, bir önceki seçimlerde ancak %16,9 oya alarak 4. parti olabilen RP&#8217;nin adayı Tayyip Erdoğan idi. Ama bu açık oturum bir anda bütün hesapları değiştiriverdi. İlhan Kesici ile Zülfü Livaneli konuşmalarında sürekli top çevirip sorulara yuvarlak cevaplar verirken, Tayyip Erdoğan bir önceki 1989 yerel seçimlerinde RP&#8217;nin kazandığı 1 büyük şehir (Konya), 4 il (Sivas, Van, Maraş ve Urfa) ile diğer 69 belediye başkanının yaptığı çalışmaları anlatmaktaydı. Gerçi seçimin en şanslı adayı Bedrettin Dalan da sık sık ANAP&#8217;ın kazandığı 570 belediyenin çalışmalarından örnekler veriyorsa da, yaptığı bir hata tüm atmosferi değiştirir. Dalan&#8217;a İkitelli&#8217;de hazineye ait büyük bir arsaya kamu yararına yapılması düşünülen komplekslerin durumu ve mahiyeti konusunda ne düşündüğü sorulduğunda, hiç düşünmeden &#8220;orası tahminen şu kadar dönüm, yapılacak komplekslerin maliyeti tahminen bu kadar, yani şu anda rantabl bir çalışma gibi gözükmüyor&#8221; der. Tayyip &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İstanbul Belediye Bakanlığının bir açık oturum ile gelip bir açık oturum ile gitmesi aslında aklı başında kişiler için güzel bir uyarı niteliğinde olmalıdır Çünkü uyarıyı algılayıp gerekli tedbiri alabilecek kişiler, sadece akıl sahipleridir.<br></p>



<p>27.Mart.1994 yerel seçimlerinden tahminen 10 gün kadar önce TRT, İBB adayları Tayyip Erdoğan (RP), Bedrettin Dalan (DYP), İlhan Kesici (ANAP) ve Zülfü Livaneli (SHP) arasında bir açık oturum düzenlemişti. Bunlar içinde şansı en az olan aday, bir önceki seçimlerde ancak %16,9 oya alarak 4. parti olabilen RP&#8217;nin adayı Tayyip Erdoğan idi. Ama bu açık oturum bir anda bütün hesapları değiştiriverdi.</p>



<p><br>İlhan Kesici ile Zülfü Livaneli konuşmalarında sürekli top çevirip sorulara yuvarlak cevaplar verirken, Tayyip Erdoğan bir önceki 1989 yerel seçimlerinde RP&#8217;nin kazandığı 1 büyük şehir (Konya), 4 il (Sivas, Van, Maraş ve Urfa) ile diğer 69 belediye başkanının yaptığı çalışmaları anlatmaktaydı. Gerçi seçimin en şanslı adayı Bedrettin Dalan da sık sık ANAP&#8217;ın kazandığı 570 belediyenin çalışmalarından örnekler veriyorsa da, yaptığı bir hata tüm atmosferi değiştirir.</p>



<p><br>Dalan&#8217;a İkitelli&#8217;de hazineye ait büyük bir arsaya kamu yararına yapılması düşünülen komplekslerin durumu ve mahiyeti konusunda ne düşündüğü sorulduğunda, hiç düşünmeden &#8220;orası tahminen şu kadar dönüm, yapılacak komplekslerin maliyeti tahminen bu kadar, yani şu anda rantabl bir çalışma gibi gözükmüyor&#8221; der. Tayyip Erdoğan hemen söz isteyip arsanın daha büyük olan kesin metrekaresini ve yapılan fizibilitede maliyetin daha düşük olan kesin miktarını belirtir. Böylece aslında rakamlar bir yana konuyu bile tam olarak bilmediği ortaya çıkan Dalan&#8217;ın yüzündeki şaşkınlığı ve oturumun sonrasında sadece kem-küm etmesini bütün izleyiciler görür.</p>



<p><br>Açık oturumun atmosferi aniden şehre ilgisi ön plana çıkan Tayyip Erdoğan&#8217;dan yana dönmüş ve ondan sonra söylediklerinin tamamı dikkatle dinlenir olmuştur. Böylece, seçilme şansı en az olan bir aday seçimi zaferle göğüsleyerek büyük bir sürprize sebep olur. (Nitekim Erdoğan&#8217;ın % 25.1 oyunu karşı, Dalan ancak % 15,46 oy alabilmişti.)</p>



<p>25 yıl sonrası:<br>İstanbul&#8217;un tekrarlanan 23.06.2019 seçimlerinden bir hafta önce Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu 16.haziran 2019 akşamı bağımsız bir stüdyoda, Fox TV spikeri İsmail Küçükkaya&#8217;nın yönettiği bir oturumda bir araya gelir. 31.Mart&#8217;taki seçimlerde fark sadece 13 bin olduğu ve pek çok sandıktan suistimal haberleri geldiği için YSK seçimlerin yenilenmesine karar vermiştir.</p>



<p><br>Eylem adamı, ama (Allah&#8217;ın hikmeti) kendini ifade özürlü Binali Yıldırım tekrarlanacak seçim kampanyasında taksicileri, dernekleri, esnafları dolaşıp birbirinin aynı 3-5 cümleyle propagandasını yaparken; Ak Parti (hadi trol demeyelim) bağlısı gençler Yıldırım&#8217;ın son derece antipatik ve ego içeren &#8220;onu da ben yaptım, bunu da ben yaptım&#8221; videosunu sosyal medyada biteviye yayınlamaktaydılar.</p>



<p><br>Ama asıl hata, Yıldırım&#8217;ın açığını çok iyi bilen karşı tarafın taktiksel planıyla ikili bir açık oturum yapılması fikrine Ak Parti kurmaylarının balıklama atlamasıyla yaşandı. Öyle ki, havaya giren Binali Yıldırım&#8217;ın oturumu kimin yöneteceği bahsi açıldığında &#8220;Uğur Dündar bile olabilir&#8221; diye kendinden emin böbürlenmesi sonunun başlangıcı oldu.</p>



<p><br>Olayın devamını zaten bilmektesiniz. Fox&#8217;un her gün Hükümete çakan spikeri olan ve sonradan oturum sorularını önceden İmamoğlu&#8217;na verdiği ortaya çıkan İsmail Küçükkaya&#8217;nın tarafgir yöneticiliği sırasında süklüm püklüm oturup devamlı ter atan, açıklayacak tek bir projesi olmamasına rağmen konuşmalarında sürekli mağduru oynayan İmamoğlu, seçimin galibi olur. Çünkü Binalı Yıldırım salona girerken olsun, rakibine ders verir tarzda konuşurken olsun, yapmayı düşündüğü onlarca projeyi sanki küçük birer işlemmiş gibi anlatırken (daha doğrusu anlatmaya çalışırken) olsun burnu havada, &#8220;bu oyunun galibi zaten benim&#8221; tavırlarını sürdürmüştü. Böylece &#8220;mağrur karşısında mağdurun kazanması&#8221; kuralı otomatikman devreye girdi ve kör parmağım gözüne bir yenilgi de bağıra bağıra gelmiş oldu.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/acik-oturum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhafazakar (Veya Milli, Yeşil, Beyaz, İslami, İslamcı Gibi Tüm Eski) Sinema Olguları Üzerine Doğru Bilinen Yanlışlar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/muhafazakar-veya-milli-yesil-beyaz-islami-islamci-gibi-tum-eski-sinema-olgulari-uzerine-dogru-bilinen-yanlislar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/muhafazakar-veya-milli-yesil-beyaz-islami-islamci-gibi-tum-eski-sinema-olgulari-uzerine-dogru-bilinen-yanlislar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Feb 2022 09:03:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18093</guid>

					<description><![CDATA[1- Günümüzde halen hamaset yapar, kendimizi güçlü-cesur-arkası sağlam gösterir, milleti de biraz gaza getirirsek bu işi başarırız, 2- Bizim son derece zeki, çalışkan ve başarılı tek bir insanımız gemiyi alıp yürütmeye yeterlidir. Ekip de sermaye de arkadan gelir ve kervan yolda kendi kendine düzülür. (Eğer başarılmazsa &#8220;ama adam en azından çabaladı canım&#8221; diye övülür ve saygın bir yalnız kurt olarak yaşamına devam eder) 3- Tebliğ yapabilmek bile tek başına önemli bir çaba olduğu için izleyen her seyirciyi ilk kareden son jeneriğe kadar tıka-basa mesaj doldurulur, hele konu bir de Emine Şenlikoğlu Halit Ertuğrul, Raif Cilasun, NFK gibi birine dayandırılırsa, harcanan her liranın hakkı otomatikman ödenmiş sayılır. 4/a- Aynı camiadan olsa bile, bize yanaşmayan, bizim kanatlarımız altına girmeyi kabul etmeyen kişiler, ağızlarıyla kuş tutsalar ve son derece orijinal bir proje hazırlasalar bile bize yaramaz, 4/b- Milyonlarımızı Allah rızası için akıbeti riskli bir işe yatırıp filmler çekiyor olsak bile bu konuyla ilgili etrafa hava atmamızın, basında kendimizi ön plana çıkaracak laflar etmemizin tek sebebi, maddi imkanı olan diğer insanları da bu işe teşvik etmektir. Yoksa bizim gibi bir garip bencileyin, bla, bla, bla.. Benim 50 yılını devirdiğim pratik-teorik-düşünsel bir alanda benden daha eski olan abilerim mevcut ve bunların bir kısmı rahmetli oldu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>1- Günümüzde halen hamaset yapar, kendimizi güçlü-cesur-arkası sağlam gösterir, milleti de biraz gaza getirirsek bu işi başarırız,</p>



<p>2- Bizim son derece zeki, çalışkan ve başarılı tek bir insanımız gemiyi alıp yürütmeye yeterlidir. Ekip de sermaye de arkadan gelir ve kervan yolda kendi kendine düzülür. (Eğer başarılmazsa &#8220;ama adam en azından çabaladı canım&#8221; diye övülür ve saygın bir yalnız kurt olarak yaşamına devam eder)</p>



<p>3- Tebliğ yapabilmek bile tek başına önemli bir çaba olduğu için izleyen her seyirciyi ilk kareden son jeneriğe kadar tıka-basa mesaj doldurulur, hele konu bir de Emine Şenlikoğlu Halit Ertuğrul, Raif Cilasun, NFK gibi birine dayandırılırsa, harcanan her liranın hakkı otomatikman ödenmiş sayılır.</p>



<p>4/a- Aynı camiadan olsa bile, bize yanaşmayan, bizim kanatlarımız altına girmeyi kabul etmeyen kişiler, ağızlarıyla kuş tutsalar ve son derece orijinal bir proje hazırlasalar bile bize yaramaz,</p>



<p>4/b- Milyonlarımızı Allah rızası için akıbeti riskli bir işe yatırıp filmler çekiyor olsak bile bu konuyla ilgili etrafa hava atmamızın, basında kendimizi ön plana çıkaracak laflar etmemizin tek sebebi, maddi imkanı olan diğer insanları da bu işe teşvik etmektir. Yoksa bizim gibi bir garip bencileyin, bla, bla, bla..</p>



<p>Benim 50 yılını devirdiğim pratik-teorik-düşünsel bir alanda benden daha eski olan abilerim mevcut ve bunların bir kısmı rahmetli oldu. O zorlu dönemde hamurları yoğrulmuş olan bu abilerimin hiçbirinin (tüm gücüne ve imkanına rağmen) tevazuu kaybettiğini, etrafındakilere tepeden baktığını görmedim. (80&#8217;lerin 2. yarısından sonraki karmaşa döneminde piyasaya girenlerde ise tüm bu olumlu özellikler hızla kayboldu.)</p>



<p>Şimdi bu uzun girizgahtan sonra tarihi örneklere, tek tabanca İnterstar&#8217;ın hemen ardından 1991&#8217;de çalışmalara başlandığı halde Hilal TV&#8217;nin niye fiyaskoyla sonuçlandığına, üretenlerin parasızlığı, patronların ise şımarıklığı sebebiyle nasıl bir baltaya sap olunamadığına gireceğimi sanmayın. Konu tamamen günümüzle ve bizim sinemacı grubunda çok kısa süre önce yaşanan bazı mesajlaşma örnekleriyle ilgili. Şöyle ki;</p>



<p>x-kişi= Kızım şu an çekimleri devam eden ve yakında vizyona girecek olan iki diziden arka arkaya makyöz asistanlığı teklifi aldı. (Kanal D ve TRT yapımları) Kızımın namaz kıldığını öğrenince teklifler geri çekildi.</p>



<p>y-kişi= Namaz kılan yönetmenlerin önü açılmadığı sürece bu uzun yıllar böyle sürecek&#8230;</p>



<p>z-kişi= Namaz kılan yönetmenlerin önü açık. Vehim yaymayınız.</p>



<p>y-kişi= Hocam işin&nbsp; prodüksiyon, yapımcı ve pozitif ve bilinçli sektörleşme boyutunu kast ediyorum..</p>



<p>z-kişi= Bilinçli sektörleşme kapitalist düzen ile olur. Müslümanın kendisi de sanatı da yürüyüşü de gariptir. Bilinçli sektörleşme bizde yok. Müslüman sanatçı yalnız doğar, yalnız yürür, yalnız ölür. Projesi olan muradına erer.</p>



<p>y-kişi= Proje önemli ancak parayla yapılan sanatta yerleşik, bilinçli ve şuurlu özerk ve özel bir sermaye döngüsü kaçınılmaz. Sadece devlet destekleriyle ilerlenilemez.</p>



<p>Bu yazışmada z-kişi&#8217;nin 30-40 yıl önceki (ve yukardaki ilk üç maddede yer alan) tüm hataları iki cümlede sıraladığı ve son derece yanlış mesajlar içerdiği görülmekte. Şu anda devletten destek alarak güç bela eser üretmeye çalışan gençler (nedense burun kıvrılan o &#8216;Bilinçli sektörleşme ve kapitalist düzen&#8217; tüm yerli festivalleri ele geçirdiği için) tek çare olarak dış festivallere bel bağlamıştır, üstelik oralardan alınacak ödüllerin bile iç piyasada maddi getirisi yoktur. Çünkü bazıları hayal aleminde yaşarken o &#8216;Bilinçli sektörleşme&#8221; dağıtım ağını da bakanlıkları da devlet kademelerini de kendi yararına çalışacak biçimde şekillendirerek kapıları kapamıştır.</p>



<p>Bu iddialara bakıp z-kişinin aslında elinde bir zamanlar imkan vardı da elinin tersiyle itti, kullanmadı, diye düşünmenizi istemem. Ama o yanlış mantık yukarda 4. maddede tasvir edilen muktedir kişilerde elbette mevcuttu ve onlar sektörde kalıcı alternatif bir düzen kuracak maddi imkana sahip olmalarına rağmen &#8220;az olsun bizim olsun&#8221; hesabına giriştiler. Paraları gitti, mekanları kapandı, filmleri tepetaklak oldu.</p>



<p>&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;&#8212;</p>



<p>“İslam, şüphesiz garip olarak başladı ve günün birinde garip hale dönecektir. Ne mutlu o garip Mü&#8217;minlere!”.. Peygamberimiz, o gariplerin kim olduğunu soran Abdullah bin Mesud&#8217;a “Dinlerini kurtarmak için kabilelerinden ayrılıp uzaklaşanlardır.” buyurmuştur. (Müslim, İman: 232.)</p>



<p>70&#8217;lerin başında 2-3 arkadaş sinemada yeni yeni başlayan pratik çalışmaları desteklemek ve karşı tavırları yumuşatmak adına tüm gücümüzü kullanarak o dönemin (bize yakın) gazete ve dergilerine &#8220;Düşmanın silahı ile silahlanınız!&#8221;, &#8220;Ulaşamayacağımız kişilere karanlık salonlarda hitap etmeliyiz&#8221;, &#8220;Metot doğruysa tebliğ için sinema da kullanılır&#8221; mealinde yazılar yazmaktaydık. Aradan 50 yıl geçtikten sonra, en az 80-100 kişiyle cedelleşmeden tek bir filmin bile bitirilemediği, dar mekan çekimlerde oyuncularla neredeyse kucaklaşacak mesafede yaklaşıldığı, merakından değil sırf deneme babında her cins insanın size kur yaptığı bir ortamda &#8220;garip ve yalnız olmayı&#8221; isteyen insanların halen sinema gibi riskli bir işle meşgul olması gerçekten de &#8220;garip&#8221;&#8230; (Aslında sinema camiamızda planlama aşamasındaki yeni oluşumlarla ilgili yazılacak bazı önerilerim de mevcuttu. Ama onu da bir sonraki yazıya bıraktım.)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/muhafazakar-veya-milli-yesil-beyaz-islami-islamci-gibi-tum-eski-sinema-olgulari-uzerine-dogru-bilinen-yanlislar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kısa Film Çalışmaları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kisa-film-calismalari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kisa-film-calismalari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 29 Oct 2021 05:33:17 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Film]]></category>
		<category><![CDATA[MTTB]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17816</guid>

					<description><![CDATA[Mart 1973&#8217;deki ünlü Milli Sinema açık oturumundan sonra daha önce hiç ilgisi olmayan kişiler bile MTTB&#8217;ye gelip gitmeye başlayınca, dönemin genel başkanı Raşit Ürper bir yıl kadar sonra birliğin tüm birimlerinin tanıtımını içeren bir kısa film çekilmesini Sinema Kulübü&#8217;nden istemişti. Böylece salondaki her film gösteriminin başında bu tanıtım parçası seyircilere izletilerek birliğin reklamı yapılacaktı. Mesut o sıralar Muzaffer Aslan&#8217;ın çektiği &#8220;Unutma Beni&#8221; adlı filmde reji asistanlığı yaptığı için bu görevi ben üstlendim. Rahmetli Yücel abinin setlerinde sıkça karşılaştığım Çetin Tunca sağ olsun bilaücret kameramanlık yapmayı, Kunt Tulgar da stüdyo ve dublaj işlemlerini halletmeyi kabul etti. Ekim 1974&#8217;de MTTB&#8217;nin 3 kulüp ve 9 müdürlüğün tamamını 15 dakika içine sığdıran kısa filmin dublaj aşamasında, aslında öyle bir düşüncemiz yokken, Kunt bey filme müzik eklemeyi önerdi. (O sıralar telif hakkı diye bir kavram bilinmediği (!) için ve film kopyalarında dip sesi denen hafif cızırtıyı örtmek amacıyla isteyen herkes istediği her müziğin tamamını veya bir kısmını filmlerinde kullanabiliyordu.)Kunt bey klasik Türk müziğinin güzel örneklerinden birkaç kupleyi Hayri Küçükdeniz&#8217;in sesi üzerine yerleştirmeye başladı. Müziğin sesi bana biraz yüksek gibi gelse de, tepemizdeki devasa hoparlörden öyle duyulduğunu zannederek ses çıkarmadım. Sonuçta benim ilk kısa filmim, Kunt beyin ise kim bilir kaçıncı film/dublaj çalışması idi.Kasım başında merakla &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Mart 1973&#8217;deki ünlü Milli Sinema açık oturumundan sonra daha önce hiç ilgisi olmayan kişiler bile MTTB&#8217;ye gelip gitmeye başlayınca, dönemin genel başkanı Raşit Ürper bir yıl kadar sonra birliğin tüm birimlerinin tanıtımını içeren bir kısa film çekilmesini Sinema Kulübü&#8217;nden istemişti. Böylece salondaki her film gösteriminin başında bu tanıtım parçası seyircilere izletilerek birliğin reklamı yapılacaktı.</p>



<p><br>Mesut o sıralar Muzaffer Aslan&#8217;ın çektiği &#8220;Unutma Beni&#8221; adlı filmde reji asistanlığı yaptığı için bu görevi ben üstlendim. Rahmetli Yücel abinin setlerinde sıkça karşılaştığım Çetin Tunca sağ olsun bilaücret kameramanlık yapmayı, Kunt Tulgar da stüdyo ve dublaj işlemlerini halletmeyi kabul etti.</p>



<p><br>Ekim 1974&#8217;de MTTB&#8217;nin 3 kulüp ve 9 müdürlüğün tamamını 15 dakika içine sığdıran kısa filmin dublaj aşamasında, aslında öyle bir düşüncemiz yokken, Kunt bey filme müzik eklemeyi önerdi. (O sıralar telif hakkı diye bir kavram bilinmediği (!) için ve film kopyalarında dip sesi denen hafif cızırtıyı örtmek amacıyla isteyen herkes istediği her müziğin tamamını veya bir kısmını filmlerinde kullanabiliyordu.)<br>Kunt bey klasik Türk müziğinin güzel örneklerinden birkaç kupleyi Hayri Küçükdeniz&#8217;in sesi üzerine yerleştirmeye başladı. Müziğin sesi bana biraz yüksek gibi gelse de, tepemizdeki devasa hoparlörden öyle duyulduğunu zannederek ses çıkarmadım. Sonuçta benim ilk kısa filmim, Kunt beyin ise kim bilir kaçıncı film/dublaj çalışması idi.<br>Kasım başında merakla sonucu bekleyen MTTB&#8217;nin tüm yönetici ve çalışanlarına kısa filmin galasını (!) yaparken korktuğum şeyin gerçek olduğunu, müziğin volümünden tanıtım konuşmalarının bile anlaşılmadığını gördüm. Böylece ilk acemiliğin ceremesini genel başkanın haklı sitemi ile çekerken, bizim tanıtım filmimiz de rafa kaldırılıp bir daha hiç gösterilmedi.</p>



<p><br>O dönem gerek negatif film, gerekse pozitif kopyaların bedeli neredeyse tüm yapım maliyetinin yarısına eşit olduğu için, hata içerse bile ne sette plan çekimleri iki kereden fazla tekrarlanır, ne de hatalı pozitif kopyalar çöpe atılıp yeniden basılırdı. Özetle, filmlerde tekrar çekim ve düzeltme işlemi yapmak büyük maliyete katlanmak demekti.</p>



<p><br>Aradan 47 yıl geçtikten sonra günümüzde internette gördüğümüz ve hammadde maliyeti sıfıra yakın olan dijital , belgesel veya tanıtım çalışmalarına halen bangır bangır müzik eklenerek konuşma seslerinin bastırılması benim garibime gidiyor. İlk kopya izlendikten sonra kolaylıkla giderilebilecek bu hatanın düzeltilmemesi ise aslında daha da garip. Sonuçta yapılan çalışma bir müzik klibi değil ve konuşmaların anlaşılmadığı bir proje aslında boşa harcanmış bir emek sayılmalıdır.</p>



<p><br>Bu arada büyük mekanlar bölünerek minyatürleşmesine rağmen sinema salonlarındaki ses seviyesinin çok yüksek tutulması sebebiyle pek çok insanın artık salonlarda film seyretmekten vazgeçtiğinin de bizzat şahidi olduğumu eklemek isterim.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kisa-film-calismalari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Lüks Camiler: Güncel Düşünceler-5 (Diyanet&#8217;in kreş-anaokulu projesi)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/luks-camiler-guncel-dusunceler-5-diyanetin-kres-anaokulu-projesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/luks-camiler-guncel-dusunceler-5-diyanetin-kres-anaokulu-projesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Oct 2021 13:11:25 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Cami]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[kreş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17794</guid>

					<description><![CDATA[Sıradan insanların sosyal gelişmelerle ilgili şikayet hakkını doğal, yetki ve imkan sahibi kişilerin aynı konularda yakınmasını ise yüzsüzlük olarak kabul ediyorum. Pek çok küçük olayı basit bir ilgi ve emirle düzeltebilecek, karmaşık olaylarıysa mevkiini kullanarak veya yetkili kişilere direkt ulaşarak çözebilecek insanların &#8220;gençlik kayıyor, kültür-sanatta yokuz, maneviyat zayıflıyor&#8221; diye ağlamaklı sesle şikayetlerini hiç de samimi bulmuyorum. Beni tanıyanlar nerden bahsettiğimi bileceklerdir. Bir ilçe camiinde 20 yıl önceye kadar tüm zemin 15-20 adet bildiğimiz el halıları ile kaplıyken ve bunların pek çoğu iyi durumdayken (çünkü insanlar sevap kazanma amacıyla ara sıra camiye halı hediye etmekteydiler) bir gün aniden bu halıların hepsi kalktı ve zemine yekpare sarı desenli kırmıza halılar serildi. Yine bu halılar çok iyi durumdayken bir kaç yıl sonra onlar da kaldırıldı ve zemin bu sefer daha yumuşak, daha gösterişli turkuaz halılarla kaplandı. İlçeye doğalgaz geldiğinde doğru bir kararla aynı camiye kombi alındı. Bir süre sonra cemaatin rahatlığı için önce iki adet büyük duvar kliması, daha sonra da bunlara ek olarak iki büyük salon kliması yerleştirildi (Üstelik bahsettiğim Sultanahmet ebadında bir cami de değil.) Tüm bu &#8220;yapılmasa bile ibadet etmeye hiç bir engel teşkil etmeyecek&#8221; türdeki masrafları bizzat Diyanet&#8217;in değil çevre halkı ile bazı yerel esnafın karşıladığı elbette malum. Tüm &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sıradan insanların sosyal gelişmelerle ilgili şikayet hakkını doğal, yetki ve imkan sahibi kişilerin aynı konularda yakınmasını ise yüzsüzlük olarak kabul ediyorum. Pek çok küçük olayı basit bir ilgi ve emirle düzeltebilecek, karmaşık olaylarıysa mevkiini kullanarak veya yetkili kişilere direkt ulaşarak çözebilecek insanların &#8220;gençlik kayıyor, kültür-sanatta yokuz, maneviyat zayıflıyor&#8221; diye ağlamaklı sesle şikayetlerini hiç de samimi bulmuyorum.</p>



<p>Beni tanıyanlar nerden bahsettiğimi bileceklerdir. Bir ilçe camiinde 20 yıl önceye kadar tüm zemin 15-20 adet bildiğimiz el halıları ile kaplıyken ve bunların pek çoğu iyi durumdayken (çünkü insanlar sevap kazanma amacıyla ara sıra camiye halı hediye etmekteydiler) bir gün aniden bu halıların hepsi kalktı ve zemine yekpare sarı desenli kırmıza halılar serildi. Yine bu halılar çok iyi durumdayken bir kaç yıl sonra onlar da kaldırıldı ve zemin bu sefer daha yumuşak, daha gösterişli turkuaz halılarla kaplandı.</p>



<p>İlçeye doğalgaz geldiğinde doğru bir kararla aynı camiye kombi alındı. Bir süre sonra cemaatin rahatlığı için önce iki adet büyük duvar kliması, daha sonra da bunlara ek olarak iki büyük salon kliması yerleştirildi (Üstelik bahsettiğim Sultanahmet ebadında bir cami de değil.) Tüm bu &#8220;yapılmasa bile ibadet etmeye hiç bir engel teşkil etmeyecek&#8221; türdeki masrafları bizzat Diyanet&#8217;in değil çevre halkı ile bazı yerel esnafın karşıladığı elbette malum.</p>



<p>Tüm bu yatırıma rağmen mescidin içi vakit namazlarında yine iki saf cemaatten ibaret. Yani yazın soğuk, kışın sıcak tutulan, secde edilen zemin yatak kadar yumuşak caminin ortalama cemaat sayısı 15-20 arasında. Özetle, semt camilerinin tümünde görülen bu lüks tutkusunun insan (cemaat) karşılığı bulunmamakta.</p>



<p>Sayısı belli protokol camileri dışında Cumhuriyet döneminde yapılan tüm camilerin halk tarafından finanse edildiği, doğalgaz, onarım gibi masraflarının yine her Cuma toplanan paralarla karşılandığı mekanlara personel tayini dışında Diyanet&#8217;in maddi katkısı mevcut değil. Ama konu şikayete gelince, her iki Cuma hutbesinden birinde Diyanet&#8217;in çocuklar ve gençlerle ilgili (üstelik duyarsızcasına tüm ceremesi aileler üstüne yüklenen) uyarılarını dinlemekteyiz.</p>



<p>Kur&#8217;an kursları elbette bir hizmet, ama hitap ettiği kesim zaten camii cemaati ve çevresi. Onun dışında ben bugüne kadar Diyanet&#8217;in okul öncesi çocuklar için halka açık &#8220;anaokulu-kreş&#8221; benzeri bir çalışması olduğunu, hizmet babında aylık 150-200 lira gibi cüzi bir ücret karşılığı çalışan insanların çocuklarını buraya kabul edip, bakım ve oyunla birlikte dozunu kaçırmadan küçük temel dini bilgiler vermeyi amaçladıklarını duymadım.</p>



<p>Öyle ki, bunun yanı sıra ilkokul bölgeleri yakınında yine ebeveynleri çalışan ilkokul öğrencilerini (ve yine çok cüzi ücretlerle) okul bitiminde kabul edip onların gözetim, oyun, ders yardımı ve elbette küçük temel dini dokunuşlarla ikamet edileceği mekanlar dahi oluşturulabilir. Böylelikle camiye yeni klima almayı bile sevap kabul ederek maddi yardımda bulunan insanların samimiyetleri bu anaokulu ve kreşlere yönlendirilerek az-çok geleceğe dönük hayırlı bir hizmette bulunulmuş olabilir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/luks-camiler-guncel-dusunceler-5-diyanetin-kres-anaokulu-projesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Güncel Düşünceler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/guncel-dusunceler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/guncel-dusunceler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 08:23:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[güncel]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17757</guid>

					<description><![CDATA[Medyada sık sık duyduğumuz, bir kısmı haklı olsa da büyük bölümü abartı ve yalan içeren sosyal yakınmaların basit anlamda en önemli sebebi, devletin yaptığı iyilik ve iyileştirmeleri &#8216;kim kaparsa kapsın&#8217;, daha doğrusu &#8216;uyanık olan kapsın&#8217; mantığıyla körlemesine denize atanların neticeyi takip etmemesidir. Hâlbuki ciddi devletler ek olarak destek sağlayacağı, imkan tanıyacağı, gözetip elinden tutacağı insanlarda eşitliğe değil, bu desteği hak edip etmeyeceğine, yerli yerinde kullanıp kullanmayacağına, onların kabiliyetlerine, iyiniyetli veya nankör, sözünün eri veya dalavereci olup olmadıklarına bakar ve gözetler. İşin doğrusu, belki ilk seferde yanılabilir, ama aynı hatayı tekrar tekrar yapmaz. Şahıslar için geçerli olan &#8216;iyilik yap denize at&#8217; tabiri temeli sağlam, kanunları tavizsiz uygulayan devletler için söz konusu bile olmaz. Çünkü bu nitelikteki devletler kendi varlıklarını ve geleceklerini koruyup sağlama almak adına her vatandaşına adaletli, ama sağladığı ek imkan ve tedbirlerde ise akıllı, uyanık ve tavizsiz davranırlar. Çünkü asıl adaletsizlik, vatandaşların günlük hayatını etkileyen kişi ve konularda yeterli tedbir almayarak dürüst ve kanunları eksiksiz uygulayan vatandaşların mağduriyetine sebep olmaktır. Bu yazının asıl amacı konuyu kültür-sanat hayatımıza getirmek idiyse de, önemli ıskalamalardan bazılarına göz atmakta yine de fayda var: 1- Değişik bölgelerde &#8220;açım, geçinemiyorum, çocuğuma süt alamıyorum, doktora ulaşamıyorum&#8221; tarzında şikâyetlerle ekrana çıkan insanların bazılarının ev ve araba sahibi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Medyada sık sık duyduğumuz, bir kısmı haklı olsa da büyük bölümü abartı ve yalan içeren sosyal yakınmaların basit anlamda en önemli sebebi, devletin yaptığı iyilik ve iyileştirmeleri &#8216;kim kaparsa kapsın&#8217;, daha doğrusu &#8216;uyanık olan kapsın&#8217; mantığıyla körlemesine denize atanların neticeyi takip etmemesidir. Hâlbuki ciddi devletler ek olarak destek sağlayacağı, imkan tanıyacağı, gözetip elinden tutacağı insanlarda eşitliğe değil, bu desteği hak edip etmeyeceğine, yerli yerinde kullanıp kullanmayacağına, onların kabiliyetlerine, iyiniyetli veya nankör, sözünün eri veya dalavereci olup olmadıklarına bakar ve gözetler. İşin doğrusu, belki ilk seferde yanılabilir, ama aynı hatayı tekrar tekrar yapmaz.</p>



<p>Şahıslar için geçerli olan &#8216;iyilik yap denize at&#8217; tabiri temeli sağlam, kanunları tavizsiz uygulayan devletler için söz konusu bile olmaz. Çünkü bu nitelikteki devletler kendi varlıklarını ve geleceklerini koruyup sağlama almak adına her vatandaşına adaletli, ama sağladığı ek imkan ve tedbirlerde ise akıllı, uyanık ve tavizsiz davranırlar. Çünkü asıl adaletsizlik, vatandaşların günlük hayatını etkileyen kişi ve konularda yeterli tedbir almayarak dürüst ve kanunları eksiksiz uygulayan vatandaşların mağduriyetine sebep olmaktır.</p>



<p>Bu yazının asıl amacı konuyu kültür-sanat hayatımıza getirmek idiyse de, önemli ıskalamalardan bazılarına göz atmakta yine de fayda var:</p>



<p>1- Değişik bölgelerde &#8220;açım, geçinemiyorum, çocuğuma süt alamıyorum, doktora ulaşamıyorum&#8221; tarzında şikâyetlerle ekrana çıkan insanların bazılarının ev ve araba sahibi olduğu, bazılarının değişik resmi kurumlardan sürekli nakdi ve ayni yardım aldığı, bazılarının ise resmen yalan söylediği hemen ertesi gün ortaya çıkmakta, ama kesin müeyyidesi olmadığı için bu nankör insanlara yardım devam ettirilerek gerçek ihtiyaç sahiplerinin nasibi çalınmaya devam etmektedir.</p>



<p>2- Üç yıl önce seçim döneminde binlerce ton patates ve soğanı çürütme pahasına mağaralarda saklayıp seçimleri etkileyen kabzımallar; milyarlar kazanarak kâğıt üzerinde zarar gösterip vergi vermeyen, üstelik devletten çeşitli adlarda destek bile alan firmalar; kaç lira kazanıp ne kadar vergi verdiği bilinmeksizin sokakları lüks araba galerisine çeviren, (herhalde) babasının parasıyla 20 yaşında son model Mercedes ile gezip namusuyla vergi verenleri devletin adaletinden soğuyacak hale getirenlerin tümünün kapısına maliyenin niye dayandığını muammadır.</p>



<p>3- İnternet üstünden 15 gün içinde zar-zor muayene randevusu alınabilirken, hemen her defa muayeneye gidildiğinde sizden önceki birkaç kişi randevusuna gelmediği için doktor yanına randevu saatinden 20-30 dakika önce girilebilmesi; aslında insanların doktora ulaşmasını sabote edip şikayeti arttırmak adına pek çok (cahil muhalif mantıklı) kişinin değişik branştaki doktorlardan randevu alıp, etkili müeyyidesi de olmadığı için hiç gitmemesi ve bu işi sürekli yapıyor olması. (Bizler öğrencilik yıllarında &#8220;memurun sırf düğmesini bile koparsan filan yıldan başlar&#8221; diye korkutulurken, günümüzde sağlıkçılara saldıranlara şu kadar para cezası vermek yerine, ağır yaralamalar hariç, yapılan şiddetin türüne göre değişen sürede sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanamama cezası verilmesi daha etkili olacaktır.)</p>



<p>4- Ve elbette bürokraside ve parti ayrımı olmaksızın her tür memuriyette bir türlü önlenemeyen rüşvet, adam kayırma, kaytarma, vatandaşı canından bezdirme gibi olayların başlıca sebebi olan &#8220;memuriyette ömür boyu işten atılmama&#8221; garantisinin kaldırılamaması sebebiyle sistemin aynen devam etmesi.</p>



<p>Ülkemizde &#8216;aşırı liberal takılma&#8217; hastalığının yaşandığı Özal döneminde (1984-93 arası), eski yoksunlukların tüm intikamı alınırcasına ardarda telsiz, telefon, haberleşme serbestliği, özel yüksek okul furyası, özel TV&#8217;lerin kurulabilmesi, tatil yörelerinde turistlerin üstsüz denize girebilmesi, &#8216;her türden&#8217; video kasetlerin mahallelere kadar yayılan kulüplerde kiralanabilmesi vb. uygulamalar başlatılmıştı. Bu ölçüsüzlük, hesap-kitapsızlık furyasının ardından 1994-2002 arasında özellikle DYP-SHP-ANAP&#8217;ın ortak iktidarları döneminde aşırı enflasyon, sayısız faili meçhul cinayetler, PKK baskınlarında hayatını kaybeden masum insanlar, özel TV&#8217;lerden birinin Ramazan ayı iftar vaktinde ardarda seks filmi yayınlaması, fırlatılan anayasa kitapçığı sebebiyle başbakanın ağlamaklı sesle ekranlara çıkması ile bir gecede % 150&#8217;ye varan pahalılık dalgası yaşanması vb. tokat gibi üstüste gelmişti.</p>



<p>Son 20 yıldır 2. liberallik dönemini yaşadığımız Ak Parti iktidarında (özellikle dış politika, inşaat, milli savunma alanlarında) yapılan olumlu işleri kimsenin inkar etmesi mümkün değil. Her ne kadar muhalefet bunlara bile karşı çıkacak bir kulp bulsa da, kısa süre sonra iktidarın onlara geçeceği ve hazır bulacakları tüm bu edinimleri tepe tepe kullanacakları ümidiyle içten içe memnun bile olmaktalar. (Bakınız, İstanbul ve Ankara&#8217;nın yeni BB&#8217;leri) Üstelik bu ulusal nankörlük konusunda Müslümanı, Ateisti, Liberali, Komünist eskisi, Milliyetçi eskisi dahil tüm Millet İttifakı mensuplarının da hemfikir olduğu malum.</p>



<p>Ak Parti yönetiminde siyasetteki vesayet sistemini giderme çabaları, işsizliği azaltıcı girişimler, halkın hayatını kolaylaştıracak teknik düzenlemeler, sosyal desteğin genele yaygınlaştırılması gibi uygulamalar refah çıtasını yükseltmiş olsa bile, halkın kendi kendine yetme alışkanlığı ve toplumsal sorumluluk bilincinin bozulmasına sebep olmuştur. Çıtanın maddi alanı kapsayan ucu yükseltilirken manevi ucu ihmal edildiğinden, daha önce hayal bile edemeyeceği imkanlara kavuşan insanlar artık en küçük bir aksamaya bile aşırı tepki verip feveran edebilmektedirler. Özellikle eski sıkıntılı dönemlerden bihaber gençlerin şımarık beklentileri ise kendi hem huzursuzluklarına hem de devlete olan hınçlarının artmasına sebep olmaktadır.</p>



<p>Gerçekleşmeyen ya da geciken vaatler</p>



<p>Ak Parti döneminde yapılan toplumu rahatlatıcı birçok olumlu girişimin yanı sıra, pek çok insanın dört gözle beklediği, ama nedense sözü edilmesine rağmen kendi bir türlü vücut bulmayan önemli eksiklikler de mevcut:</p>



<p>1- 19 yıldır reform sayılabilecek tek yeniliği bedava kitap dağıtmak olan, lakin müfredatı bir türlü yenilenip düzenlenemediği için &#8216;dokunulmaz öğrenci/dokunulabilir öğretmen&#8217; gibi garip bir handikapın içinde bocalayıp duran Milli Eğitim sistemi,</p>



<p>2- Bir zamanların katsayı haksızlığının rövanşı alınırcasına ve sanki sayıları artarsa imanlı neslin tek başına güvencesi olurmuş zannıyla açılan, ama eski (en azından bizim dönemimizdeki) okulların ne müfredat hacmi ne de disiplin kurallarının esintisini bile taşımayan (hatta bu iki konuda normal liselerden farkı kalmadığı bile söylenen) İmam-Hatip Liseleri,</p>



<p>3- &#8216;Mevcut öğretim görevli sayısıyla kaliteli bir eğitim sağlanabilir mi?&#8217; veya &#8216;bu okullardan mezun olanlar ilerde diplomalı birer işsiz haline dönüşerek başımıza dert olur mu?&#8217; diye düşünülmeksizin çalakalem açılmasına karar verilen, öğrencilerine bilimsel katkı sağlama kapasitesi şüpheli, üstelik pek çok genci yaşadıkları ortamdan farklı bir mekana göç ettirmek dışında pek bir işe yaramayan özel ve resmi üniversiteler.. (Sayısı 200&#8217;ün üstündeki bu üniversitelerin çok kullanılan bir işlevi de, gençlere askerlik tehiri imkanı vermesi. Bu sebeple baba parasıyla okuyanlar ya çift dikiş gidip ya da tek ders bırakarak mezuniyeti mümkün olduğunca ertelemek suretiyle kontenjanları gereksiz yere işgal etmektedirler),</p>



<p>4- Etkili bir cezası olmadığı için yalan haberde level atlayan yazılı-görsel medya ile mazisi 10 yılı aşmasına ve toplumsal değerlerde açtığı derin yaralara rağmen kanuni-cezai düzenlemesi bir türlü becerilemeyen sosyal medya sorunu,</p>



<p>5- Birçok yeni adliye sarayı ve arttırılan hakim-savcı kontenjanına rağmen etkili ve çabuk karar verilmesini sağlayacak düzenlemeler yapılmadığı için, bazen basit bir ihtilaf konusunda bile yıllarca sürüp bir türlü sonuca ulaşmayarak insanları çileden çıkaran mahkeme safahatı,</p>



<p>6- Yerli Turcovac aşısının üretimi için gösterilen çaba gerçi takdire değer. Ancak bu çabanın çeyreğini bile tüm virüslere pozitif tepki vererek vaka sayısını arttıran dış menşeli test yerine, salt covide duyarlı bir PCR metodu geliştirmeye çaba harcanmaması garip. (İlk dönemler vaka sayısının yanı sıra hastalık sayısı da yayınlanırken aradaki büyük fark görülebilmekteydi. Artık göze batmasın diye hasta sayısı gizlendiği için bizler, mesela günlük 10 bin vakaya karşılık bunlardan sadece 100&#8217;ünün fiziksel belirtilerle hasta kabul edildiğini, ama sadece grip veya nezlesi olan diğer 9.900 kişininse ne sebeple covitpozitif ilan edilerek kısıtlama altına alındığını artık öğrenememekteyiz.)</p>



<p>Geçen gün Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı; &#8220;Eylül ayında 20 milyar dolarlık ihracata imza atan iş insanları artan talep karşısında kapasite artışına gidip yeni fabrikalar açarken, çalıştıracak eleman bulamamaktan şikâyet ediyorlar.&#8221; diye yakınmaktaydı. Aslında ülkemizin her şehrinde (elbette çoğu zor çalışma şartlarında) çalışacak iş bulunabildiğine, medyada &#8220;geçinemiyoruz&#8221; diye boy gösteren insanlar da açlıktan ölmediklerine göre, asıl sorunun elindekiyle yetinememek, tembellik, sosyal yardımlarla yaşamaya alışmak vb. olduğu ortada..</p>



<p>Lise bir yana üniversitede bile dağarcığına yararlı bilgi yüklenemediği için tek düşüncesi sosyal medya hesabına yeni veriler yüklemek olan, ülkenin gereksinimlerini algılamak bir yana ailesi olmadan kendi ayakları üstünde bile duramayan (üstelik seçme hakkına sahip) +18 gençleri hoşnut etme babında devletin yaptığı iyileştirme ve karşılıksız destekler, meseleyi yine yazı dizisinin en başındaki &#8216;iyilik yap denize at, sonuç ne olursa olsun&#8217; yanlışlığına getirmekte. Yani devletin destek sağlayıp imkan tanıyacağı insanlarda körlemesine eşitliğe değil, bu bireylerin niyetlerine, niteliklerine ve yapılan desteğin verdiği sonuca dikkat etmesi zorunluluğuna getirmektedir.</p>



<p>Gerçi bu durumda muhalif kurumlar ve trolleri sosyal/ulusal medyada hemen &#8216;iktidar yalakası, yandaşlar, parti mensupları&#8217; tarzı yaftalı suçlamalara hemen başlayacaklardır. Aslında bu &#8216;her şeye muhalif&#8217; kurumların tümünde iltimas, adam kayırmacılık ve hesapsız maddi desteklerin daniskası sürekli yapılmaktaysa da, medyada ne bunlar ne de namuslu insanların cılız yakınma haberleri neredeyse hiç yer almamakta.. Akil kişilerin daha önce bu ve benzeri konularda yazdığı yüzlerce uyarı yazısı bir yandan siyasi hayatın harala-gürelesi içinde kaybolmuş, bir yandan da etliye-sütlüye karışmayıp politik ömrünü uzatmaya çalışan ilgililerin görmezden gelmesiyle etkili olamamıştır. Sonuçta bu tür uyarıcı yazıların tek getirisi, ilerde birileri tökezlediğinde müellifine &#8216;zamanında ben zaten uyarmıştım&#8217; diyebilme hakkı vermesi olarak kaldı.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/guncel-dusunceler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yaşlılarımızın Değişen Kaderi (Inspired by True Events)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yaslilarimizin-degisen-kaderi-inspired-by-true-events/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yaslilarimizin-degisen-kaderi-inspired-by-true-events/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Salih Diriklik]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Aug 2021 10:21:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[yaşlı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17629</guid>

					<description><![CDATA[Eskiden insanlarımız yaşlanır, hareket kabiliyetleri kısıtlanınca fazla dışarı çıkamaz, yatağa düştüğünde aile fertlerince hizmeti görülür, hastalığı artınca başında Yasinler, Tebarekeler okunur, dualar edilip kulağına kelime-i şahadet fısıldanır, vefat edince de defin işlemi gerçekleştirilirdi. Böylece aile fertleri kendi yaşlısına son nefesine kadar refakat edebilir, helallikler alınır-verilir, defin sonrasında geriye &#8220;tüh, keşke şöyle yapsaydık&#8221; denecek bir pişmanlık kalmazdı. Günümüzde kullanılan tedaviler ve ilaçlar (eğer doğru teşhis, tedavi ve doğru dozda düzenlenmişse) yaşlılarımızın yaşam düzeyini yükseltip ömürlerini uzatan olumlu bir etkiye sahip. Ama esas problem, artık son nefesin yaklaşıp tedavinin tıkandığı noktadan sonra başlamakta.. Bu problemin asıl sebebi ise, dini hassasiyet skalası hangi düzeyde olursa olsun, insanlarımızın büyük çoğunluğunun kendi yakınına ölümü yakıştıramaması, hatta 90 yaşındakilere bile sanki hiç ölmeyecekmiş gözüyle bakması. Böylece yaşlılarımız ömür sürelerinin sonuna yaklaşınca ilk ciddi tökezlemede ailenin çağırdığı ambulansla önce acile, oradan yoğun bakıma kaldırılmakta.. (Özel hastanelerde &#8216;paralı özel hasta&#8217; şeklinde bakılanlar hariç) Devlet olsun özel olsun bu yoğun bakımlara ücretsiz hasta statüsünde alınan yaşlı hastalar, ağzına kadar dolu bu ünitelerde giren-çıkan sıvı dengesi gözetilmeden sürekli verilen serumlarla aşırı ödeme maruz kalmakta; pandemi ve sterilizasyon şartları gerekçesiyle size gösterilmeyen bu hastalar tek başlarına son nefesini verip defin için size teslim edildiğinde, hastalarının davul gibi şişmiş bedenlerini görenler şoke &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Eskiden insanlarımız yaşlanır, hareket kabiliyetleri kısıtlanınca fazla dışarı çıkamaz, yatağa düştüğünde aile fertlerince hizmeti görülür, hastalığı artınca başında Yasinler, Tebarekeler okunur, dualar edilip kulağına kelime-i şahadet fısıldanır, vefat edince de defin işlemi gerçekleştirilirdi. Böylece aile fertleri kendi yaşlısına son nefesine kadar refakat edebilir, helallikler alınır-verilir, defin sonrasında geriye &#8220;tüh, keşke şöyle yapsaydık&#8221; denecek bir pişmanlık kalmazdı.</p>



<p>Günümüzde kullanılan tedaviler ve ilaçlar (eğer doğru teşhis, tedavi ve doğru dozda düzenlenmişse) yaşlılarımızın yaşam düzeyini yükseltip ömürlerini uzatan olumlu bir etkiye sahip. Ama esas problem, artık son nefesin yaklaşıp tedavinin tıkandığı noktadan sonra başlamakta.. Bu problemin asıl sebebi ise, dini hassasiyet skalası hangi düzeyde olursa olsun, insanlarımızın büyük çoğunluğunun kendi yakınına ölümü yakıştıramaması, hatta 90 yaşındakilere bile sanki hiç ölmeyecekmiş gözüyle bakması.</p>



<p>Böylece yaşlılarımız ömür sürelerinin sonuna yaklaşınca ilk ciddi tökezlemede ailenin çağırdığı ambulansla önce acile, oradan yoğun bakıma kaldırılmakta.. (Özel hastanelerde &#8216;paralı özel hasta&#8217; şeklinde bakılanlar hariç) Devlet olsun özel olsun bu yoğun bakımlara ücretsiz hasta statüsünde alınan yaşlı hastalar, ağzına kadar dolu bu ünitelerde giren-çıkan sıvı dengesi gözetilmeden sürekli verilen serumlarla aşırı ödeme maruz kalmakta; pandemi ve sterilizasyon şartları gerekçesiyle size gösterilmeyen bu hastalar tek başlarına son nefesini verip defin için size teslim edildiğinde, hastalarının davul gibi şişmiş bedenlerini görenler şoke olmaktalar. Son nefesinde hastasının yanında bulunamamak ve son suyunu verip onu dualarla uğurlayamamak da işin cabası..</p>



<p>Özel hastanelerin yoğun bakım stratejileri elbette bundan çok daha karmaşık. Yatan her hasta için devletten bir ay süreyle belli oranda ücret alan, hastanın durumu hakkında belli aralarla devlete rapor veren özel hastaneler için ilaç ihtiyacı ve sarf malzeme masrafı az, ama durumu ciddi görünenler &#8220;en ideal hasta&#8221; kategorisindeler. Bu sebeple rahatsızlığı ciddi veya yüzeyel, durumu iyi veya umutsuz tüm hastaların öyle veya böyle yaşatılması (!) büyük önem taşımakta.. İki haftanın sonunda hastaların bir süre daha yoğun bakımda kalmaları istendiğinde başvurulan en pratik yöntem ise trakeanın tahriş olduğu gerekçesiyle hastanın nefes borusunu delerek (trakeostomi) onları bir süre daha yoğun bakımda tutmak. Sonrasında taburcu olup size teslim edilse bile, artık elinizde konuşamayan ve her an ventilatöre ihtiyaç duyabilecek bir yaşlınız olmakta.</p>



<p>Ülkemizde aciliyle, polikliniğiyle, tedavisiyle mükemmel denecek seviyede, üstelik tamamen ücretsiz (veya küçük katkı paylarıyla) işleyen bir sağlık sistemi mevcut. Ambülans derseniz, yerleşim yerlerinde en fazla 10 dakikada evinize ulaşmakta. Ama özellikle yaşı çok ileri veya ümitsiz hastalıklara sahip yaşlılarımız için bu kolaylığı tercih etmenin mahzurları üst paragrafta yazılanlar.</p>



<p>Yaşlısı için &#8220;ben zaten bakamam, başımdan gitsin de ne olursa olsun&#8221; diyenlere söylenecek bir söz yok. Ama alacağı nefes sayısının belli olduğuna ve kimsenin bu sayıyı çoğaltma veya azaltma yetkisi bulunmadığına inanan insanların yapacağı iki işlem mevcut:</p>



<p>1- &#8220;Bir ayağı çukurda&#8221; tabir edilen veya iyileşmesinden ümit kesilmiş bir derde sahip olan yaşlılarımızın son nefesinde başında bulunabilmek ve dini görevleri bizatihi yapabilmek için telefonlardan uzak durmak.</p>



<p>2- Durumu bu kadar ciddi olmayan, iyileşmese de derdini azaltabilme ihtimali olanları ise sadece serviste bakılması, herhangi bir hayati risk durumunda kesinlikle müdahalede bulunulmaması ve asla yoğun bakıma alınmaması şartıyla hastanelere teslim etmek.</p>



<p>Sağlık sistemimizin henüz iki yakasının bir araya getirilemediği ilk Ak Parti döneminde bu 2. maddeyi hastanelere uygulatmanın en sağlam yolu, tercihen bizzat hastanın, bu mümkün değilse 1. derece yakınının &#8216;benim/yakınımın gerekli olsa bile reanimasyonla geri döndürülmesi için hiçbir girişimde bulunulmayacak&#8221; mealinde bir dilekçe yazmaları idi. Bu not hemşireler tarafından servisteki hasta dosyasına işlenir ve mecburen uygulanırdı.</p>



<p>Artık hastalara müşteri gözüyle bakılıp en küçük tıbbi şikayeti bile abartılarak devletten para çekme alışkanlığının yaygınlaştığı günümüzde bu tür &#8220;müdahale edilmesin&#8221; istekler halen geçerli midir, yoksa geçerlidir de hastaneler tarafından uygulamaya mı konulmamaktadır, bilemem. Ama ne yazık ki eğer bir vesileyle yaşlılarımızı hastanelere kaptırmışsak, onların son demlerinde yanında olma imkanımız artık doktorların iki dudağı arasına kalmış durumdadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yaslilarimizin-degisen-kaderi-inspired-by-true-events/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
