<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Oğuz Ünal &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/oguz-unal/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 19 Sep 2020 09:44:01 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Oğuz Ünal &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Miryokefalon Zaferi&#8217;nin 844. Yıldönümü 17 Eylül 1176 &#8211; 17 Eylül 2020</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/miryokefalon-zaferinin-844-yildonumu-17-eylul-1176-17-eylul-2020/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/miryokefalon-zaferinin-844-yildonumu-17-eylul-1176-17-eylul-2020/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Ünal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 19 Sep 2020 09:42:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15791</guid>

					<description><![CDATA[Doğu Romalılar ile Türkiye Selçukluları arasında geçen ve Türklerin zaferi ile sonuçlanan savaş ve Anadolu’daki yeni Türk vatanının tapusunun târihe tescil edildiği zafer… Türkiye Selçuklu Sultanı Mesûd’un, 1155’te ölümü üzerine, yerine veliahd tayin ettiği oğlu II. Kılıç Arslan sultan oldu. Sultan Mesûd zamanında başlayan siyasî, askerî ve medenî hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları târihinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. Sultan II. Kılıç Arslan, uzun ve kanlı mücadelelerden sonra, Sangarios (Sakarya)’dan Eufrates (Fırat) boylarına kadar bütün Anadolu’yu hâkimiyeti altına aldı. Türkiye Devleti’nin bu kadar kuvvetlenerek tahmin ettiklerinden daha güçlü olmaya başlamasından ve Anadolu’nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Oğuzlar/Türkmenlerin yavaş yavaş Batı Anadolu’ya yayılmaya başladığını gören Doğu Roma İmparatoru Manuel Komnenos, Malazgirt’te kaybettiklerini geri almak, Türkleri, tamamen ezerek Anadolu’dan silip atmak ve Roma’yı tekrar Anadolu’ya hâkim kılmak kararıyla, büyük bir ordu hazırlayarak, 1176 yılında, bizzat İconium (Konya) üzerine yürüdü. Bu muazzam orduda Romalılar’ın kendi kuvvetleri yanında Frank, Macar, Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. Romalılar nihaî zaferden o kadar emindiler ki Selçuklular’ın anlaşma tekliflerini dinlemediler. Sultan II. Kılıç Arslan’ın müzakere ve anlaşma tekliflerini, Çağdaş Doğu Roma Kaynağı Nikeates Khoniates’in ifadesiyle, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Doğu Romalılar ile Türkiye Selçukluları arasında geçen ve Türklerin zaferi ile sonuçlanan savaş ve Anadolu’daki yeni Türk vatanının tapusunun târihe tescil edildiği zafer…</p>



<p>Türkiye Selçuklu Sultanı Mesûd’un, 1155’te ölümü üzerine, yerine veliahd tayin ettiği oğlu II. Kılıç Arslan sultan oldu. Sultan Mesûd zamanında başlayan siyasî, askerî ve medenî hamleler bu kudretli sultan zamanında çok ileri bir safhaya erişti ve Türkiye Selçukluları târihinde yepyeni ve parlak bir devir başladı. Sultan II. Kılıç Arslan, uzun ve kanlı mücadelelerden sonra, Sangarios (Sakarya)’dan Eufrates (Fırat) boylarına kadar bütün Anadolu’yu hâkimiyeti altına aldı. Türkiye Devleti’nin bu kadar kuvvetlenerek tahmin ettiklerinden daha güçlü olmaya başlamasından ve Anadolu’nun rakipsiz şekilde hâkimi olmasından endişelenen ve Oğuzlar/Türkmenlerin yavaş yavaş Batı Anadolu’ya yayılmaya başladığını gören Doğu Roma İmparatoru Manuel Komnenos, Malazgirt’te kaybettiklerini geri almak, Türkleri, tamamen ezerek Anadolu’dan silip atmak ve Roma’yı tekrar Anadolu’ya hâkim kılmak kararıyla, büyük bir ordu hazırlayarak, 1176 yılında, bizzat İconium (Konya) üzerine yürüdü. Bu muazzam orduda Romalılar’ın kendi kuvvetleri yanında Frank, Macar, Sırp ve Peçenek askerleri de bulunuyordu. 5000 araba ile çok sayıda hayvan da Bizans ordusunun ağırlıklarını taşıyordu. Romalılar nihaî zaferden o kadar emindiler ki Selçuklular’ın anlaşma tekliflerini dinlemediler. Sultan II. Kılıç Arslan’ın müzakere ve anlaşma tekliflerini, Çağdaş Doğu Roma Kaynağı Nikeates Khoniates’in ifadesiyle, “kibirli bir palavrayla” reddeden İmparator, “ona cevabını bizzat ve İconium (Konya)’da bildireceğini belirtti.”</p>



<p>Roma ordusuna karşı harekete geçen Türkiye Sultanı II. Kılıç Arslan, Bizans ordusunu, meydan muharebesine girmeden, çete muharebeleri ile yıpratmağa başladı… Ve böylece iyice yıpranmış ve hırpalanmış olan düşmanı Akroterion (Eğirdir) Gölü kuzeyindeki Miryokefalon kalesi yakınlarında, dönemin Doğu Roma kaynaklarında “Tzybritze/Tzyvritzi” adıyla geçen, dar ve sarp bir geçitte, yakalayarak 17 Eylül 1176’da müthiş bir mağlûbiyete uğrattı.</p>



<p>Miryokefalon zaferi, Malazgirt’ten sonra Türkiye târihinde ikinci bir dönüm noktası teşkil eder. Romalılar, Malazgirt’in kendileri için nasıl bir darbe olduğunu o güne kadar henüz yeterince kavrayamamışlar ve bu sebeple daima Anadolu’yu geri alma ümit ve hayaliyle yaşamışlar, Anadolu’yu Türkler tarafından geçici bir süre için işgal edilmiş bir ülke gözüyle görmüşlerdi… Hâlbuki Miryokefalon zaferinden sonra, Haçlı istilâları nedeniyle 1097’den 1176’ya kadar Romalılarda olan üstünlük tekrar Türkiye Selçukluları’na geçmiş, Romalılar’ın Anadolu’yu kurtarma ve geri alma ümit ve hayalleri tamamen târihe karışmıştır; bir daha asla Doğu’ya büyük bir sefer düzenleyemeyeceklerdir. İmparator Manuel Komnenos’un hem Batı’da, hem Doğu’da gerçekleştirmeyi hayal ettiği cafcaflı plânlarının artık asla gerçekleştirilemeyeceği ortaya çıkmıştır. Bundan sonra Romalılar daima müdafaada ve çöküntüde, Türkler de ilerleme ve yükselme halinde olmuşlardır.</p>



<p>Böylece, Malazgirt zaferiyle açılan vatan (Anadolu) ve kurulan devlet (Türkiye Devleti), Miryokefalon zaferiyle korunmuş ve emniyet altına alınmıştır…</p>



<p>(Oğuz ÜNAL/HORASAN’DAN ANADOLU’YA TÜRKİYE TARİHİ/Anadolu’nun Fethi ve Türkiye Devleti’nin Kuruluşu/Güneş Ülkesinden Güneşin Doğduğu Yere, Ötüken Neşriyat, Genişletilmiş 3.Baskı, İstanbul 2019, s.416-417.)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/miryokefalon-zaferinin-844-yildonumu-17-eylul-1176-17-eylul-2020/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Japonya&#8217;ya Atom Bombası Atılmasının 75. Yıldönümü</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/japonyaya-atom-bombasi-atilmasinin-75-yildonumu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/japonyaya-atom-bombasi-atilmasinin-75-yildonumu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Ünal]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 06 Aug 2020 10:31:12 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Atom Bombası]]></category>
		<category><![CDATA[Hiroşima]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15379</guid>

					<description><![CDATA[6/9 Ağustos 1945 – 6/9 Ağustos 2020 İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın Pasifik muharebeleri sürerken ABD&#8217;nin 6 Ağustos&#8217;ta Japonya&#8217;nın Hiroşima, 9 Ağustos&#8217;ta da Nagazaki kentlerine atom bombası atmasının üzerinden 75 yıl geçti. İnsanlık tarihinin acı bir sayfası… Yaklaşık 13 bin TNT (tri-nitro-toluen) kuvvetindeki uranyum katkılı bomba, merkezinde 3 bin santigrat derece ısı oluşturarak Hiroşima&#8217;nın yüzde 70&#8217;ini yok etti. 1,5 kilometre çapındaki alanda her yeri dümdüz eden atom bombası, ilk aşamada 80 bin ve 1945 sonuna dek ise 140 bin kişinin ölümüne yol açtı. Bombalamada yaralanan çok sayıda kişi tıbbi yardım alamadan ölürken, şehre yardım götürmeye gidenler de bomba sonrası oluşan radyoaktif yağmura maruz kalarak hayatını kaybetti. Nagazaki&#8217;ye ise yerin 500 metre üzerinden atılan ve 22 bin TNT gücündeki bombanın yıkım gücünü şehrin etrafını çevreleyen tepeler sınırlarken ilk aşamada 70 bine yakın kişi öldü ve Nagazaki&#8217;nin yarısı yok oldu. SOVYET TEHDİDİ GEREKÇESİ Savaş sürerken dönemin ABD Başkanı Harry Truman&#8217;ın, atom bombası kullanılması gerekçelerinin, Sovyetler&#8217;e gövde gösterisinin yanı sıra Doğu Avrupa&#8217;dan sonra Doğu Asya&#8217;da da Sovyet tehdidi olduğu biliniyor. Temmuz 1945 sonunda İngiltere, Çin ve ABD&#8217;nin &#8220;Potsdam Bildirisi&#8221; ile teslim olma çağrısında bulunduğu Japonya, &#8220;şartsız teslim olmayacağını&#8221; ilan etti. Japonya, ağustos başında İttifak cephesine &#8220;anlaşmalı barış&#8221; teklifi yaptı ancak teklifin kabul edilmemesi üzerine 6-12 &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>6/9 Ağustos 1945 – 6/9 Ağustos 2020</p>



<p>İkinci Dünya Savaşı&#8217;nın Pasifik muharebeleri sürerken ABD&#8217;nin 6 Ağustos&#8217;ta Japonya&#8217;nın Hiroşima, 9 Ağustos&#8217;ta da Nagazaki kentlerine atom bombası atmasının üzerinden 75 yıl geçti. İnsanlık tarihinin acı bir sayfası…</p>



<p>Yaklaşık 13 bin TNT (tri-nitro-toluen) kuvvetindeki uranyum katkılı bomba, merkezinde 3 bin santigrat derece ısı oluşturarak Hiroşima&#8217;nın yüzde 70&#8217;ini yok etti. 1,5 kilometre çapındaki alanda her yeri dümdüz eden atom bombası, ilk aşamada 80 bin ve 1945 sonuna dek ise 140 bin kişinin ölümüne yol açtı.</p>



<p>Bombalamada yaralanan çok sayıda kişi tıbbi yardım alamadan ölürken, şehre yardım götürmeye gidenler de bomba sonrası oluşan radyoaktif yağmura maruz kalarak hayatını kaybetti.</p>



<p>Nagazaki&#8217;ye ise yerin 500 metre üzerinden atılan ve 22 bin TNT gücündeki bombanın yıkım gücünü şehrin etrafını çevreleyen tepeler sınırlarken ilk aşamada 70 bine yakın kişi öldü ve Nagazaki&#8217;nin yarısı yok oldu.</p>



<p>SOVYET TEHDİDİ GEREKÇESİ</p>



<p>Savaş sürerken dönemin ABD Başkanı Harry Truman&#8217;ın, atom bombası kullanılması gerekçelerinin, Sovyetler&#8217;e gövde gösterisinin yanı sıra Doğu Avrupa&#8217;dan sonra Doğu Asya&#8217;da da Sovyet tehdidi olduğu biliniyor.</p>



<p>Temmuz 1945 sonunda İngiltere, Çin ve ABD&#8217;nin &#8220;Potsdam Bildirisi&#8221; ile teslim olma çağrısında bulunduğu Japonya, &#8220;şartsız teslim olmayacağını&#8221; ilan etti.</p>



<p>Japonya, ağustos başında İttifak cephesine &#8220;anlaşmalı barış&#8221; teklifi yaptı ancak teklifin kabul edilmemesi üzerine 6-12 Ağustos haftasında pazartesi Hiroşima&#8217;ya, perşembe de Nagazaki&#8217;ye atılan atom bombaları ile şehirler yerle bir edildi.</p>



<p>Dönemin Japonya İmparatoru Miçinomiya Hirohito, 15 Ağustos&#8217;taki mesajında &#8220;Savaşı sürdürmenin Japon milletini mahvedeceğini&#8221; belirterek ülkesinin koşulsuz teslim olduğunu ilan etti.</p>



<p>NEDEN ATILDI?</p>



<p>Hiroşima&#8217;nın askeri üsler ve Nagazaki&#8217;nin ağır sanayi kuruluşları nedeniyle hedef seçildiği belirtiliyor.</p>



<p>Nagazaki&#8217;ye atom bombasının atılması Pasifik&#8217;te devam eden muharebeleri resmen sona erdirdi.</p>



<p>Üzerinden 74 yıl geçmesine rağmen ABD&#8217;nin neden atom bombası atarak savaşı sonlandırmayı tercih ettiği henüz tam olarak anlaşılabilmiş değil.</p>



<p>HİBAKUŞALAR</p>



<p>Amerikalılar ölü sayısının 117 bin, Japonlar ise yarım milyona yakın olduğunu açıklarken, &#8220;Hibakuşa&#8221; ismi verilen mağdurlarda korkunç yaralar açıldı.</p>



<p>Hibakuşalar üzerindeki radyasyon zehirlenmeleri, nükleer güç sanayisinde emniyet seviyelerinde ölçüm standardı sağladı.</p>



<p>NÜKLEER SAVAŞ GÖLGESİ</p>



<p>Savaşın kırılma noktaları olarak bilinen atom bombaları, Japonya&#8217;nın teslim olmasına sebep olurken ortaya çıkan sonuç da uluslararası ilişkilerin dönüşmesine yol açtı.</p>



<p>ABD ve Sovyetler, 1950&#8217;ye kadar geliştirdiği daha kuvvetli hidrojen bombalarını kıtalar arası balistik füzelere (ICBM) nasıl monte edeceğini formüle etti ve dünya &#8220;aşırı güç kullanabilme&#8221; çağına adım attı.</p>



<p>Dünya, 1960 ve 1990 arasını nükleer savaşın gölgesinde yaşarken iki nükleer gücün birbirlerine &#8220;doğrudan&#8221; savaş açma cesaretini gösteremediği &#8220;Soğuk Savaş&#8221; dönemine girdi.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/japonyaya-atom-bombasi-atilmasinin-75-yildonumu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>5816 Sayılı Kanun Artık Kaldırılmalıdır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/5816-sayili-kanun-artik-kaldirilmalidir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/5816-sayili-kanun-artik-kaldirilmalidir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Oğuz Ünal]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 26 Jul 2020 07:08:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15253</guid>

					<description><![CDATA[Sosyal Medyada yapılan sohbetlerde zaman zaman bazı arkadaşların, ülkemizdeki fikir ve düşünce hürriyeti üzerindeki yasak ve kısıtlamaların en başında gelen 5816 Sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun”un aslında zaten uygulanmadığı yolundaki ülke gerçeklerinden habersiz ve duyarsız yorum ve görüşlerini görünce, bir aydın ve hukukçu olarak gerçekten hayretler içinde kalıyorum. Bu nedenle bu konuda birkaç söz söylemenin boynuma borç olduğunu düşünüyorum. 5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, 25 Temmuz 1951 yılında, o günün belki de haklı görülebilecek şartları içerisinde, TBMM’de kabul edilmiş ve 31 Temmuz 1951 tarih ve 7872 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun metni aynen şu şekildedir: Madde 1 &#8211; Atatürk&#8217;ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Atatürk&#8217;ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk&#8217;ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir. Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır. Madde 2 &#8211; Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sosyal Medyada yapılan sohbetlerde zaman zaman bazı arkadaşların, ülkemizdeki fikir ve düşünce hürriyeti üzerindeki yasak ve kısıtlamaların en başında gelen 5816 Sayılı “Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanun”un aslında zaten uygulanmadığı yolundaki ülke gerçeklerinden habersiz ve duyarsız yorum ve görüşlerini görünce, bir aydın ve hukukçu olarak gerçekten hayretler içinde kalıyorum. Bu nedenle bu konuda birkaç söz söylemenin boynuma borç olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>5816 Sayılı Atatürk Aleyhine İşlenen Suçlar Hakkında Kanun, 25 Temmuz 1951 yılında, o günün belki de haklı görülebilecek şartları içerisinde, TBMM’de kabul edilmiş ve 31 Temmuz 1951 tarih ve 7872 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun metni aynen şu şekildedir:</p>



<p>Madde 1 &#8211; Atatürk&#8217;ün hatırasına alenen hakaret eden veya söven kimse bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>



<p>Atatürk&#8217;ü temsil eden heykel, büst ve abideleri veyahut Atatürk&#8217;ün kabrini tahrip eden, kıran, bozan veya kirleten kimseye bir yıldan beş yıla kadar ağır hapis cezası verilir.</p>



<p>Yukarki fıkralarda yazılı suçları işlemeye başkalarını teşvik eden kimse asıl fail gibi cezalandırılır.</p>



<p>Madde 2 &#8211; Birinci maddede yazılı suçlar; iki veya daha fazla kimseler tarafından toplu olarak veya umumî veya umuma açık mahallerde yahut basın vasıtasiyle işlenirse hükmolunacak ceza yarı nispetinde artırılır. Birinci maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar zor kullanılarak işlenir veya bu suretle işlenmesine teşebbüs olunursa verilecek ceza bir misli artırılır.</p>



<p>Madde 3 &#8211; Bu kanunda yazılı suçlardan dolayı Cumhuriyet savcılıklarınca re&#8217;sen takibat yapılır.</p>



<p>Madde 4 &#8211; Bu kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>



<p>Madde 5 &#8211; Bu kanunu Adalet Bakanı yürütür.</p>



<p>5816 Sayılı Kanun&#8217;un adliyelerdeki uygulamalarını, söz konusu kanun, hukuk tekniği yönünden hatalı, çok elâstikî ve keyfî yorumlara açık olduğu için, bilim adamları, düşünürler ve yazarlar hakkında Cumhuriyet Savcıları tarafından, alelacele ve çoğu zaman ilgili Cumhuriyet Savcısının siyasî ve ideolojik eğilimlerine göre keyfi olarak tanzim olunan iddianameleri, açılan davaları, yapılan yargılamaları ve verilen mahkûmiyet kararlarını ve bu arada yürütülen linç kampanyalarını, görevden alınma kararlarını bir hukukçu olarak, çok yakinen bilirim ve esasen bütün kamuoyu da bunlara şahittir.</p>



<p>Hukukçu olmayanlar için bir yerde bu konudaki bilgi eksikliğini mazur görsem de, bu Kanun’un aslında zaten uygulanmadığı yolunda, ülke gerçeklerinden habersiz ve duyarsız yorum ve görüşler ileri süren birtakım aydınlarımızın ülke gündemini basın ve medya yoluyla dikkatli ve hassasiyetle takip etmedikleri anlaşılıyor.</p>



<p>Bu konudaki en çarpıcı örnek olarak, bütün Türkiye kamuoyunun malûmu olan ama her nedense sizin duymadığınız, 18 Kasım 2006 tarihinde İzmir&#8217;de gerçekleştirilen “Avrupa Birliği ve Türkiye İlişkilerinin Toplumsal Etkileri” konulu panelde yaptığı konuşması yüzünden Gazi Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Atilla Yayla&#8217;nın hakkında tanzim edilen iddianame ile 5816 sayılı Atatürk Aleyhinde İşlenen Suçlar Hakkındaki Kanunun 1/1, 2/1 ve TCK&#8217;nın 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istemiyle, yakından izlediğim, İzmir 8.Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılan yargılamasını ve yargılama sonunda hakkında verilen mahkûmiyet kararını ve uzun bir hukuk mücadelesinden sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi&#8217;nden yapılan yargılamanın ve verilen mahkûmiyet kararının yanlışlığına mütedair kararını ve buna ilâveten Hoca&#8217;nın Gazi Üniversitesi’ndeki görevinden alınmasını gösterebilirim. Hoca’nın hukuk mücadelesi 2006’dan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının verildiği 24 Mart 2020’ye kadar tam 14 yıl sürdü. Bu arada hoca hakkında yazılı ve görsel basın, günümüzün çok sevilen deyimiyle, medya tarafından yürütülen linç kampanyaları da cabası…</p>



<p>Sanırım sıcaklığı henüz çok taze olan, bu örnek yeterlidir… </p>



<p>Bilvesile sağlıklı ve iyi günler dileklerimle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/5816-sayili-kanun-artik-kaldirilmalidir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
