<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Nuri Kiraz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/nuri-kiraz/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 14 Sep 2021 08:37:37 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Nuri Kiraz &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>12 Eylül: Hüzün ve Mâtem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-huzun-ve-matem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-huzun-ve-matem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuri Kiraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 14 Sep 2021 08:37:35 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[12 eylül]]></category>
		<category><![CDATA[sağcı]]></category>
		<category><![CDATA[Solcu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17696</guid>

					<description><![CDATA[“Sabah sağcının elinde patlayan, akşam solcunun elinde patlayan “İhtilal şartları oluşsun” diye binlerce gencin birbirini katlet-ti-ril-mesinin üzerinden kırk bir yıl geçti. Farkında mıyız!” ON İKİ EYLÜL; HÜZÜN ve MÂTEM. Eylül, hüzün ve mâtem ayıdır. Fersude yaprakların dallarından kopup hoyratça savrulduğu&#8230; Hazan mevsiminin başladığı&#8230; Ağaçların kucağından kopup savrularak, gazele dönen yaprakların ilk rahmet damlalarıyla öpüldüğü aydır Eylül. Şairler için leylâ, acı çekenler için bir muammâdır Eylül. Bir sabah ansızın nice idealist gencin anaların kollarından koparılıp hapishane odalarına tıkıldığı, yerde sürünen yapraklar gibi ezildiği hüzün dolu bir aydır Eylül&#8230; Tek arzusu Kaf Dağı&#8217;nda bulmayı umduğu, &#8220;Kızıl Elmaya&#8221; ya da &#8220;İdeal Dünyaya&#8221; doğru kanat çırpan ciğerpâresi Simurg&#8217;ların kanatlarının ve hayallerinin kırıldığı aydır Eylül. Ütopik de olsa idealleri çalınmış, ideolojileri, siyasi duruşları yok edilmiş, üreten, sorgulayan tartışan gençlerin yok edilmeye çalışıldığı, ‘neme lazımcı’, &#8216; mücadelesi olmayan&#8217;, ‘etliye sütlüye karışmayan’, dahası “emperyalizm diye bir derdi kalmamış sevişken ve hedonist bir nesil hedefleyenlerin” her on yılda bir kirlettiği aydır Eylül&#8230; Umarsızca kırdırılan, belki aldatılan en büyük aşkı ülkesi olan, yitip giden Anadolu&#8217;nun saf ve masum deli tayları olan gençleri rahmetle anıyorum. Bu vesileyle, eline silah tutuşturulup kırdırılan gençlik değil de, eline kitap alıp okuyan, birbirini ötekileştirmeyen; bilakis anlayan, işi kimin değil de nasıl yaptığını önceleyen gençlerin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Sabah sağcının elinde patlayan, akşam solcunun elinde patlayan “İhtilal şartları oluşsun” diye binlerce gencin birbirini katlet-ti-ril-mesinin üzerinden kırk bir yıl geçti. Farkında mıyız!”</p>



<p>ON İKİ EYLÜL; HÜZÜN ve MÂTEM.</p>



<p>Eylül, hüzün ve mâtem ayıdır. Fersude yaprakların dallarından kopup hoyratça savrulduğu&#8230;</p>



<p>Hazan mevsiminin başladığı&#8230;</p>



<p>Ağaçların kucağından kopup savrularak, gazele dönen yaprakların ilk rahmet damlalarıyla öpüldüğü aydır Eylül.</p>



<p>Şairler için leylâ, acı çekenler için bir muammâdır Eylül.</p>



<p>Bir sabah ansızın nice idealist gencin anaların kollarından koparılıp hapishane odalarına tıkıldığı, yerde sürünen yapraklar gibi ezildiği hüzün dolu bir aydır Eylül&#8230;</p>



<p>Tek arzusu Kaf Dağı&#8217;nda bulmayı umduğu, &#8220;Kızıl Elmaya&#8221; ya da &#8220;İdeal Dünyaya&#8221; doğru kanat çırpan ciğerpâresi Simurg&#8217;ların kanatlarının ve hayallerinin kırıldığı aydır Eylül.</p>



<p>Ütopik de olsa idealleri çalınmış, ideolojileri, siyasi duruşları yok edilmiş, üreten, sorgulayan tartışan gençlerin yok edilmeye çalışıldığı, ‘neme lazımcı’, &#8216; mücadelesi olmayan&#8217;, ‘etliye sütlüye karışmayan’, dahası “emperyalizm diye bir derdi kalmamış sevişken ve hedonist bir nesil hedefleyenlerin” her on yılda bir kirlettiği aydır Eylül&#8230;</p>



<p>Umarsızca kırdırılan, belki aldatılan en büyük aşkı ülkesi olan, yitip giden Anadolu&#8217;nun saf ve masum deli tayları olan gençleri rahmetle anıyorum.</p>



<p>Bu vesileyle, eline silah tutuşturulup kırdırılan gençlik değil de, eline kitap alıp okuyan, birbirini ötekileştirmeyen; bilakis anlayan, işi kimin değil de nasıl yaptığını önceleyen gençlerin yetişmesi temennisi, bir daha hüzünlü eylüller görmemek ümidiyle bu günü acıyla ve esefle hatırlıyorum.</p>



<p>İdealizmi ezen darbecileri ve şakşakçılarını lanetliyorum.</p>



<p>İnşaallah milletçe bir daha hüzünlü Mayıslar, Eylüller ve Temmuzlar yaşamayız. Emperyalizmin taşeronu apoletli ya da takkeli geçinen, sivil ya da askeri, sağ ya da sol geçinen örgüt ve yapıların kurbanı olmayız&#8230;</p>



<p>Eylül işte böyle bir ay; İnsanın ya ağlayası ya da şair olası geliyor.</p>



<p>Bekliyorum, bir de yağmur damlaları cama vurmayadursun, hüznüme rahmetiyle bir de mühür vursun.&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/12-eylul-huzun-ve-matem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bugün 27 Mayıs</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bugun-27-mayis/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bugun-27-mayis/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuri Kiraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 27 May 2021 08:27:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[27 Mayıs]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17337</guid>

					<description><![CDATA[Bu tarihi, yakın dönem siyasal tarihimizin şer belası olan, Kerbela’sını görülmeyecek şekilde küçük, çok küçük yazmak, hatta hiç yazmamayı ne kadar çok isterdim… Bir zamanlar demokrasi olduğu iddia edilen bu ülkede seçilmiş başbakan Menderes&#8217;i bu tarihte astılar ama bu tarih bitmedi, takvimde sabit durduğu gibi durmadı. Daha sonra Erbakan&#8217;a da tel tel ter döktürdüler. Nerdeyse onu da asacaklardı. İmkânları olsa daha dört yıl önce 15 Temmuz&#8217;da seçilmiş bir cumhurbaşkanını da infaz edeceklerdi. Emperyalist babaların her mazlum ülkede temsilci bayileri göreve hazırdı; kimisi apoletli kasketli, kimi sahte takkeli, kimi güya siyasetçi, kimi gazeteci, kimi de koçlar gibi holding sahibi patron. İşin ilginç yanı, bu ülkede ve diğer mazlum ülkelerde, seçilmişleri asanlar en çok demokrasi ve özgürlük havarisi kesilenler. İnsanların çoğu günlük iş ve meşgul edici enformatik kandırmacalardan bunu görmüyorlar ne yazık ki. Çünkü her astıklarını alkışlayacak “sözde eğitilmiş azgın azınlık mankurt bir halk kitlesi” de yaratmışlardı… Mısır, Türkiye vb. ülkeler bu duruma örnek… İşin kötüsü hâlâ devam ediyorlar bu eğitip eğme işine… Şunu unutmayalım ki, bizim seçtiklerimizin asılması veya engellenmesi bizim çocuklarımızın ve bu mukaddes vatanın geleceğinin engellenmesi ya da satılmasıdır. Bu sebeple küçük işler ile oyalanmayıp bu büyük fotoğrafı görmek gerek. “Sömürgeci yabancıların sizde yarattığı en büyük yıkım, zamanla kendinize &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu tarihi, yakın dönem siyasal tarihimizin şer belası olan, Kerbela’sını görülmeyecek şekilde küçük, çok küçük yazmak, hatta hiç yazmamayı ne kadar çok isterdim…</p>



<p>Bir zamanlar demokrasi olduğu iddia edilen bu ülkede seçilmiş başbakan Menderes&#8217;i bu tarihte astılar ama bu tarih bitmedi, takvimde sabit durduğu gibi durmadı. Daha sonra Erbakan&#8217;a da tel tel ter döktürdüler. Nerdeyse onu da asacaklardı. İmkânları olsa daha dört yıl önce 15 Temmuz&#8217;da seçilmiş bir cumhurbaşkanını da infaz edeceklerdi.</p>



<p>Emperyalist babaların her mazlum ülkede temsilci bayileri göreve hazırdı; kimisi apoletli kasketli, kimi sahte takkeli, kimi güya siyasetçi, kimi gazeteci, kimi de koçlar gibi holding sahibi patron.</p>



<p>İşin ilginç yanı, bu ülkede ve diğer mazlum ülkelerde, seçilmişleri asanlar en çok demokrasi ve özgürlük havarisi kesilenler. İnsanların çoğu günlük iş ve meşgul edici enformatik kandırmacalardan bunu görmüyorlar ne yazık ki. Çünkü her astıklarını alkışlayacak “sözde eğitilmiş azgın azınlık mankurt bir halk kitlesi” de yaratmışlardı… Mısır, Türkiye vb. ülkeler bu duruma örnek… İşin kötüsü hâlâ devam ediyorlar bu eğitip eğme işine…</p>



<p>Şunu unutmayalım ki, bizim seçtiklerimizin asılması veya engellenmesi bizim çocuklarımızın ve bu mukaddes vatanın geleceğinin engellenmesi ya da satılmasıdır. Bu sebeple küçük işler ile oyalanmayıp bu büyük fotoğrafı görmek gerek.</p>



<p>“Sömürgeci yabancıların sizde yarattığı en büyük yıkım, zamanla kendinize onların gözüyle bakmanızı sağlamalarıdır.” Frantz Fanon.<br></p>



<p>Sakın böyle olmayalım.<br>Ayrıca farkında mısınız?<br>Aslında katledilen bu üç kişi değildi.<br>Aslında katledilen sizdiniz, sizin zihniyetinizdi, değerlerinizdi.<br>Size, bize duyulan nefretin sadece üç kişide yansımasıydı bu hınç.<br>İpe çekilen hürriyetimizdi aslında.<br>Farkında mısınız?</p>



<p>Sırf bu milleti tarihinden nefret ettirmek için “Yedikule zindanlarında padişahlar onu boğdurdu, bunu boğdurdu.” diye bize ballandıra ballandıra köpürterek hikâye okuyanlar… (Ki elbette bunlar hikâye değil kabul edilemeyen gerçektir.)</p>



<p>Seçilmişleri, yani sizin seçtiğiniz adamları modern dedikleri sözde demokrasi çağında, daha dün boğduranlar yıllarca bizi iyi uyuttular. İyi ninni söylediler değil mi? Her on yılda bir sizi yeniden yarattılar! Değil mi?</p>



<p>Üç seçilmişi ipte salladılar, milleti de beşikte…<br>Her on yılda bir…<br>Değil mi?<br>Şimdi hakkımız elimizden alındı diye bağıranlar…<br>Seçilmişlerin canını aldılar.<br>Ve üstüne bu günü bayram diye yutturdular.<br>Farkında mısınız?<br>Ne çabuk unuttuk, ne çabuk unuttunuz!<br>Farkında mısınız?<br>O sehpada idam edilen sizdiniz bizdik istikbalimizdi, çocuklarımızdı.<br>Bu ülkenin zenginliğiydi.<br>Bu millet yeniden fakirleşsin diye,<br>Bu millet yeniden büyük bir tarihe sahip olmasın diye astırdılar onları.<br>Farkında mısınız?</p>



<p>Adnanları da, Denizleri de boşuna yediler. Bir hiç uğruna… Kaos çıkmalıydı. Bu milletin evlatları bir potada buluşmamalıydı. Daima kavga etmeliydi.<br>Birbirleriyle, tarihiyle kavga etmeliydi.</p>



<p>Farkında mısınız?<br>Her on yılda bir düdük çalanlar, çaldıranlar.<br>Her on yılda bir gole giden bu milletin yiğit golcülerini durduranlar.<br>Sizi bu millet hep görecek. Esas size düdük çalacak. “Kral çıplak” diyecek.<br>Düdük çalan sizlere inat, Adnanlar ve Denizler birbirine düşmeyecek.<br>Ve…<br>Adnan Mendereslerin ölüsü de sizi rahat bırakmayacak, ebediyete kadar sizi takip edecek. Bir gün sizi silip süpürecek.<br>Yaslıada yaslı Anadolu olmayacak bir daha.<br>Bugün 27 Mayıs, bu ülkenin en büyük utancının yıldönümüdür.<br>Rahmet ve minnetle…</p>



<p>Sizleri unutmadık.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bugun-27-mayis/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terazi Var, Tartı Var, Her Dönemin Bir Vakti Var</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/terazi-var-tarti-var-her-donemin-bir-vakti-var/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/terazi-var-tarti-var-her-donemin-bir-vakti-var/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Nuri Kiraz]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2021 09:30:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16876</guid>

					<description><![CDATA[Bugün 28 Şubat! Hüzün doluyor insan! Hacı Yatmaz Bir Kavram Olarak “İrtica”. Ya Da “Panoptikon” Bir Devlet Emeli. İrtica; hacı yatmaz bir kavram ve tezvirat olarak, ipi dışarıda it-tihatçı örgüt tarafından geçen yüzyılın başında, siyasi ve toplumsal literatürümüze sokulmuştu ilk defa&#8230; Daha sonra bu milletin evlatlarına Demokles’in kılıcı gibi kullanıldı bu kavram. Bu zorlu coğrafyadaki millet ne zaman başını kaldırsa, başları üzerinde bir tehdit unsuru olarak hep kullanıla geldi&#8230; Takunya&#8230; Taksim’e cami&#8230; Başörtüsü &#8230; bazen de kominist olmak vb. Hepsi şahane bir bahaneydi&#8230; Yeter ki bu zor coğrafyada başımız dik ve muktedir yaşamayalım. Bugün Suudiya diktatörlüğünde başörtüsü değil çarşaf var, takunyanın âlâsı var. Ama emperyalistler memnun&#8230; Neden? Çünkü onlar İsrail’i koruyan ve ona tehdit oluşturmayan kapıkulu karakol devletçikleri&#8230; Bizden de aynısını istiyorlar. Oradaki gibi devlet adamları istiyorlar. Onların önünde el pençe divan duranlar, makbul adamlar&#8230; Durmayan yiğitler diktatör&#8230; Ya da Emin Çölaşan’ın rahmetli Erbakan’ı yaftalamak için kullandığı “hacı yağlı takunyalılar”. 28 Şubat süreci ile ilgili önemli bir noktayı daha kaydetmekte ve unutmamakta yarar var. Tehdidi icat etmek, sonra da bu tehdidi kullanarak tenkil (herkese örnek olacak bir ceza verme) faaliyetine girişmek. Şöyle ki: Mesela Aczimendilerin ansızın icadı, Müslüm-Fadime-Emire-Ali Kalkancı epizodu, 500 kişilik vurucu gücüyle Anıtkabir’i bombalayıp federal bir İslam cumhuriyetini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün 28 Şubat! Hüzün doluyor insan!</p>



<p>Hacı Yatmaz Bir Kavram Olarak “İrtica”. Ya Da “Panoptikon” Bir Devlet Emeli.</p>



<p>İrtica; hacı yatmaz bir kavram ve tezvirat olarak, ipi dışarıda it-tihatçı örgüt tarafından geçen yüzyılın başında, siyasi ve toplumsal literatürümüze sokulmuştu ilk defa&#8230;</p>



<p>Daha sonra bu milletin evlatlarına Demokles’in kılıcı gibi kullanıldı bu kavram. Bu zorlu coğrafyadaki millet ne zaman başını kaldırsa, başları üzerinde bir tehdit unsuru olarak hep kullanıla geldi&#8230; Takunya&#8230; Taksim’e cami&#8230; Başörtüsü &#8230; bazen de kominist olmak vb. Hepsi şahane bir bahaneydi&#8230; Yeter ki bu zor coğrafyada başımız dik ve muktedir yaşamayalım.</p>



<p>Bugün Suudiya diktatörlüğünde başörtüsü değil çarşaf var, takunyanın âlâsı var. Ama emperyalistler memnun&#8230; Neden? Çünkü onlar İsrail’i koruyan ve ona tehdit oluşturmayan kapıkulu karakol devletçikleri&#8230; Bizden de aynısını istiyorlar. Oradaki gibi devlet adamları istiyorlar. Onların önünde el pençe divan duranlar, makbul adamlar&#8230; Durmayan yiğitler diktatör&#8230; Ya da Emin Çölaşan’ın rahmetli Erbakan’ı yaftalamak için kullandığı “hacı yağlı takunyalılar”.</p>



<p>28 Şubat süreci ile ilgili önemli bir noktayı daha kaydetmekte ve unutmamakta yarar var. Tehdidi icat etmek, sonra da bu tehdidi kullanarak tenkil (herkese örnek olacak bir ceza verme) faaliyetine girişmek. Şöyle ki:</p>



<p>Mesela Aczimendilerin ansızın icadı, Müslüm-Fadime-Emire-Ali Kalkancı epizodu, 500 kişilik vurucu gücüyle Anıtkabir’i bombalayıp federal bir İslam cumhuriyetini kuracak olan kılıç-kalkan oyuncuları / şarlatanları ve ‘liderleri’ Metin Kaplan’ın ‘savaş oyunları’ talimleri, “işbirlikçi medyada” sürekli gündeme taşınıp irtica tehlikesi üretildi. Ne tiyatroydu ama dimi?</p>



<p>O dönemin işbirlikçi, bağımsız ve sözde havuz medyasından olmayan sözde kanallarında o zamanın Kanal D an(ır)kormeni hepinizin bildiği malum şahıs ve şahıslar, ağzından salyalar akarak, aşüfte Fadime’nin önünden koşup, yalan ve iftiraya dayalı senaryolar devşirmeye çalışıyordu.</p>



<p>Tabii ki bu vahim tehlike karşısında, Doğu Silahçıoğlu’nun fişleme yapmaması, Sincan’da tankların yürümemesi, Çetin Doğan’ın Batı Çalışma Grubu’nu kurmaması, Milli Güvenlik Kurulu’nun muhtıra vermemesi mümkün müydü? Elbette değildi; senaryo hazırdı biri pası verecek apoletli oyuncularda golü atacaktı. Veee bu kalpazanlığın sonucu dört başı mamur bir 28 Şubat süreciydi.</p>



<p>Sonra kişi fetişizmine dayalı sapkın ve dışa bağımlı “panoptikon bir devlet ve ülke” oluşturmaktı.</p>



<p>Bugün Mısır’da, darbeyle başa gelen Batı destekli Sisi’nin kurduğu darağaçları gibi Türkiye’de de darağaçları kurulmasını isteyen 28 Şubat cuntasının tetikçileri sokaklarda “Devrim yasaları uygulansın, İstiklal Mahkemeleri kurulsun” çağrıları yapıyordu.</p>



<p>Ama yemedi ve yetmedi. Bu milletin feraseti sizin ipek eldiven giymiş satılmış çakal pençenizi gördü. Ve bir daha da unutmayacak.</p>



<p>Bu toplum o günleri ve aktörlerini gömdü, oyunlarını bozdu. Şimdi yeni oyunlar ve oynaşlar ve yandaşlar peşindeler. Yeni hacı yatmazlar toplumsal ve ekonomik tedhiş ve terör peşindeler.</p>



<p>Biz sizin elinizdeki kartlarınızı biliyoruz. Gördük artık, hem de defalarca.</p>



<p>Bu zorlu vatan coğrafyasında bu millet, her kesimi ile birlik ve beraberlik içinde “muktedir olacak”.</p>



<p>Bu yüzden 28 Şubatları 1000 yıl unutmayacağız. Siz de 1000 yıl utanacaksınız. Ha bir de not ekleyelim. Şimdi bunların çoğunu 35 yaşın altındakiler bilmez netekim. Netekim’i de bilmezler, netekim.</p>



<p class="has-text-align-right">Nuri KİRAZ </p>



<p class="has-text-align-right">27 ŞUBAT</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/terazi-var-tarti-var-her-donemin-bir-vakti-var/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
