<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet SÜRMELİ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/mehmet-surmeli/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 18 Jul 2022 06:28:41 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Mehmet SÜRMELİ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Niçin Visa ve Kredi Kartı Kullanmıyorum!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 06:28:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kredi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18350</guid>

					<description><![CDATA[İsraf kavramının harcama konusunda kullanılması her ne kadar meşhur olsa da insanın, yapmış olduğu her işte meşru sınırı aşmasıdır.[1] Verme konusunda eli tamamen açmak ve Allah&#8217;a isyan olan yerlere sarfta bulunmak gibi harcamayla ilgili anlamlarının yanında; ekinler ve hayvanlarla alakalı hususlarda Allah&#8217;a ortak koşmak[2] şeklinde iktisadi şirk içerikli manası da vardır. İsrafı meşru sınırları aşmak bağlamında düşünürsek, israfın itikadi, ameli, ahlaki boyutları ardır. Bütün bu alanlarda orta yolu belirleyen İslâm’dır. İktisadi şirkin tipik örneğini, malları konusunda liberalist/istedikleri gibi davranmayı -israf dâhil- doğal hakları olarak kabul eden Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavminde şu ayette belirtildiği üzere görmekteyiz: “قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ” “Dediler ki: &#8216;Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.”[3] Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavmi insanların mallarını kendi mallarıymış gibi düşünüyorlar ve bu mallar konusunda tasarruf hakkı iddia ediyorlerdı. Güçlerinin yetebildiği tecavüzü yapmak istiyorlar ve haramdan, bozgunculuktan kaçınma tekliflerini serbestliklerine engel sayıyorlardı: “Mallarımızla dilediklerimizi yapmaktan vazgeçmemizi namazın mı emrediyor, sofu sen ne akıllısın be!” gibi sözlerle mugalata yapıyorlardı. Allah&#8217;a karşı gurur ve kibirle namazı küçümseme, ticari &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İsraf kavramının harcama konusunda kullanılması her ne kadar meşhur olsa da insanın, yapmış olduğu her işte meşru sınırı aşmasıdır.[1] Verme konusunda eli tamamen açmak ve Allah&#8217;a isyan olan yerlere sarfta bulunmak gibi harcamayla ilgili anlamlarının yanında; ekinler ve hayvanlarla alakalı hususlarda Allah&#8217;a ortak koşmak[2] şeklinde iktisadi şirk içerikli manası da vardır. İsrafı meşru sınırları aşmak bağlamında düşünürsek, israfın itikadi, ameli, ahlaki boyutları ardır. Bütün bu alanlarda orta yolu belirleyen İslâm’dır.</p>



<p>İktisadi şirkin tipik örneğini, malları konusunda liberalist/istedikleri gibi davranmayı -israf dâhil- doğal hakları olarak kabul eden Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavminde şu ayette belirtildiği üzere görmekteyiz:</p>



<p>“قَالُواْ يَا شُعَيْبُ أَصَلاَتُكَ تَأْمُرُكَ أَن نَّتْرُكَ مَا يَعْبُدُ آبَاؤُنَا أَوْ أَن نَّفْعَلَ فِي أَمْوَالِنَا مَا نَشَاء إِنَّكَ لَأَنتَ الْحَلِيمُ الرَّشِيدُ”</p>



<p>“Dediler ki: &#8216;Ey Şuayb, atalarımızın taptığı şeyleri ya da mallarımız konusunda dilediğimiz gibi davranmaktan vazgeçmemizi senin namazın mı emrediyor? Çünkü sen, gerçekten yumuşak huylu, aklı başında (reşid bir adam)sın.”[3] Hz. Şuayb&#8217;ın (a.) kavmi insanların mallarını kendi mallarıymış gibi düşünüyorlar ve bu mallar konusunda tasarruf hakkı iddia ediyorlerdı. Güçlerinin yetebildiği tecavüzü yapmak istiyorlar ve haramdan, bozgunculuktan kaçınma tekliflerini serbestliklerine engel sayıyorlardı: “Mallarımızla dilediklerimizi yapmaktan vazgeçmemizi namazın mı emrediyor, sofu sen ne akıllısın be!” gibi sözlerle mugalata yapıyorlardı. Allah&#8217;a karşı gurur ve kibirle namazı küçümseme, ticari hürriyet adı altında hilekârlık, tecavüz, terbiyesizlik yapıyorlardı.</p>



<p>Dünden bugüne beğenilmeyen bir hareket tarzı olan israf; davranışlarda,[4] hukukta[5] ve dinde olur.[6] Allah (c.c.) israfçıları kesinlikle sevmediğini bizlere haber vermiştir:</p>



<p>“يَا بَنِي آدَمَ خُذُواْ زِينَتَكُمْ عِندَ كُلِّ مَسْجِدٍ وكُلُواْ وَاشْرَبُواْ وَلاَ تُسْرِفُواْ إِنَّهُ لاَ يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ”</p>



<p>“Ey Âdemoğulları, her mescide (namaz için gidişiniz de) süs(lü, güzel, temiz ve helal kazançla elde edilmiş giysiler)inizi alın; yiyin, için, fakat israf etmeyin; çünkü O, israf edenleri sevmez.”[7] Bu ayet, insanları ibadete başlayacakları zaman tam olarak örtülü olmaya teşvik etmektedir. Bu maksat için, sadece İslâm&#8217;ın mahrem yerler ve bunlara ilaveten toplumdan gizlenmesini istediği kısımların kapanması yeterli değildir. Dolayısıyla kişi, imkânları nispetinde her iki gayeye de uyacak şekilde ve temizce giyinmelidir. Ayet, cahiliye kültüründeki hem çıplak ibadet etme şeklini yasaklıyor[8] hem de temiz giyinmeyi emrediyor. Yine ayette, kendilerine yemeyi içmeyi yasaklayıp Allah&#8217;ı memnun edeceğiz zannıyla temiz ve helâl olanları kendilerine haram kılmak gibi ahmakça davrananların kötü tutumları sergileniyor.[9] Anlaşılan o ki Allah&#8217;ın sevmediği israf, hem iktisadi davranışları hem de yukarıda görüldüğü üzere çok yönlü davranış biçimlerini kapsamaktadır.</p>



<p>İsraf dinimize göre haramdır. Şeriatın onamadığı yerlere harcamalar yapmak israftır. Dinin onayladığı yerlere servet bağışlamak bile israftan sayılmaz fakat meşru olmayan bir kuruşluk harcama bile israf sayılır. Yaşadığımız dünyanın belirleyici dünya görüşü olan kapitalizm, israf üzerine bina edilmiştir. Böyle bir sistemde kişi tükettiği kadar değerlidir. Tüketmeyen insanın değeri yoktur. Bu insanlık dışı anlayışa göre özürlüler topluma yüktür. Bu açıdan kapitalizme göre en değersiz varlıklar sistemin çarklarını döndürmeyen yoksullardır. Üretmeyi teşvik edip fakirlerle paylaşmayı ibadet kabul eden; tüketim konusunda Müslümanlara garip veya yolcu gibi yaşamayı tavsiye eden İslâm, getirdiği kriterlerle kapitalizmin de en büyük düşmanıdır. Şöyle de denilebilir; kapitalizm, insanlığa sunduğu insan modeli ve tüketim ilişkilerindeki sadelikten dolayı en büyük düşman olarak İslâm’ı seçmiştir. Bu durumu iyi kavrayan Müslümanların, kapitalizmin kalbi sayılan ve pahalılığın ve israfın kaynağı olan faiz kurumlarına karşı daha ilkeli bir tavır sergilemeleri elzemdir. Örneğin; kredi kartlarını imha etmek gibi. Kredi kartı kullanmamak da bir tür imha sayılabilir. Zaten bir kimsenin antikapitalist olduğunun ölçütlerinden biri de kredi kartı kullanıp kullanmadığıdır. Cüzdanının içerisini banka kartlarıyla dolduran bir Müslüman(!) asla dinini yaşama konusunda ciddi değildir. Bizim kanaatimize göre, önemsiz gibi gözüken bu uygulama kapitalizmi çökertebilir. Var mısınız?</p>



<p>[1] el-İsfahani, a.g.e, 407.</p>



<p>[2] Âlûsî, a.g.e, IV, 282.</p>



<p>[3] Hud 11/87.</p>



<p>[4] Bak: Mü&#8217;min 40/28.</p>



<p>[5] Bak: İsra 17/33.</p>



<p>[6] Bak: Zümer 39/53.</p>



<p>[7] A&#8217;raf 7/31.</p>



<p>[8] İbni Kesir, a.g.e, II, 201.</p>



<p>[9] Mevdûdî, Tefhim, II, 27.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/nicin-visa-ve-kredi-karti-kullanmiyorum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kur&#8217;an-ı Kerim&#8217;e Göre Müşriklerin Nitelikleri (Kendimizi Kontrol Edelim)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kuran-i-kerime-gore-musriklerin-nitelikleri-kendimizi-kontrol-edelim/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kuran-i-kerime-gore-musriklerin-nitelikleri-kendimizi-kontrol-edelim/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 09 May 2022 12:51:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18253</guid>

					<description><![CDATA[Biz burada bir Kur’an taraması yaparak müşriklerin bazı vasıflarını ve gerçek kimliklerini tanıtacağız. Amacımız böyle bir hastalığa düşmekten nefsimizi ve insanımızı korumaktır. Onlar gibi olmamak için bilinmesinde fayda gördüğümüz şirke ait nitelikleri ve onlara karşı alınması gereken tavırları şöyle sıralayabiliriz: 1- Müşrikler korkak ve güvensiz kimselerdir.[1] 2- Hakikate duyarsız, inatçı ve kalpleri kilitlidirler.[2] 3- Dünya hayatına çok düşkündürler ve cenneti dünyada aradıkları için çok uzun yaşamak isterler.[3] 4- Mü’minler için asla hayırlı ve güzel bir şey istemezler; hayra karşı hasettirler.[4] 5- İnsanların özellikle de Müslümanların ibadet özgürlüklerini engellemek isterler ve mabetlerini tahrip bile ederler.[5] 6- Allah’a ortak koşarak ve çocuk isnadında bulunarak iftira ederler.[6] 7- Yahudiler ve Hristiyanlar da müşriktirler.[7] 8- Allahtan başka varlıkları; babalarını, atalarını, çocuklarını veya idarecilerini Allah’ı sever gibi severler.[8] 9- En büyük fitne şirktir.[9] 10- Müşrik erkek ve kadınlarla evlenmek dinen yasaktır.[10] 11- Müşrikler sırdaş edinilmemelidirler.[11] 12- Devam eden şirk Allah Teâlâ’nın affı kapsamında değildir.[12] 13- Müşriklerden Müslümanlara ülü’l emr olmaz.[13] 14- Putlara dua ederler ve tapınırlar; putperesttirler.[14] 15- Allah Teâlâ şirki ve müşrikleri lanetlemiştir.[15] 16- Müşriklere cennete girmek haram kılınmıştır.[16] 17- Teslis inancına sahip Hristiyanlar müşrik ve putperesttirler.[17] 18- Eti yenilip yenilmeyecek hayvanlarla ilgili Allah’a rağmen bilgisizce kural koymak şirk geleneğidir.[18] 19- Müşrikler atalarını din &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Biz burada bir Kur’an taraması yaparak müşriklerin bazı vasıflarını ve gerçek kimliklerini tanıtacağız. Amacımız böyle bir hastalığa düşmekten nefsimizi ve insanımızı korumaktır. Onlar gibi olmamak için bilinmesinde fayda gördüğümüz şirke ait nitelikleri ve onlara karşı alınması gereken tavırları şöyle sıralayabiliriz:</p>



<p>1- Müşrikler korkak ve güvensiz kimselerdir.[1]</p>



<p>2- Hakikate duyarsız, inatçı ve kalpleri kilitlidirler.[2]</p>



<p>3- Dünya hayatına çok düşkündürler ve cenneti dünyada aradıkları için çok uzun yaşamak isterler.[3]</p>



<p>4- Mü’minler için asla hayırlı ve güzel bir şey istemezler; hayra karşı hasettirler.[4]</p>



<p>5- İnsanların özellikle de Müslümanların ibadet özgürlüklerini engellemek isterler ve mabetlerini tahrip bile ederler.[5]</p>



<p>6- Allah’a ortak koşarak ve çocuk isnadında bulunarak iftira ederler.[6]</p>



<p>7- Yahudiler ve Hristiyanlar da müşriktirler.[7]</p>



<p>8- Allahtan başka varlıkları; babalarını, atalarını, çocuklarını veya idarecilerini Allah’ı sever gibi severler.[8]</p>



<p>9- En büyük fitne şirktir.[9]</p>



<p>10- Müşrik erkek ve kadınlarla evlenmek dinen yasaktır.[10]</p>



<p>11- Müşrikler sırdaş edinilmemelidirler.[11]</p>



<p>12- Devam eden şirk Allah Teâlâ’nın affı kapsamında değildir.[12]</p>



<p>13- Müşriklerden Müslümanlara ülü’l emr olmaz.[13]</p>



<p>14- Putlara dua ederler ve tapınırlar; putperesttirler.[14]</p>



<p>15- Allah Teâlâ şirki ve müşrikleri lanetlemiştir.[15]</p>



<p>16- Müşriklere cennete girmek haram kılınmıştır.[16]</p>



<p>17- Teslis inancına sahip Hristiyanlar müşrik ve putperesttirler.[17]</p>



<p>18- Eti yenilip yenilmeyecek hayvanlarla ilgili Allah’a rağmen bilgisizce kural koymak şirk geleneğidir.[18]</p>



<p>19- Müşrikler atalarını din dâhil hayatın birçok alanında körü körüne taklit ederler.[19]</p>



<p>20- Hiçbir peygamber ümmetine şirki emretmemiştir.[20]</p>



<p>21- Müşrikler vahye masal muamelesi yaparlar ve onun ruhunu anlamazlar.[21]</p>



<p>22- Ahirette şirklerinden dolayı pişman olup dünyaya iman etmek için tekrar döndürülmeyi talep edeceklerdir.[22]</p>



<p>23- Hayatı materyalist değerlendirirler ve ahireti inkâr ederler.[23]</p>



<p>24- Hakikate karşı ahraz ve doğruyu söylemekte kekemedirler.[24]</p>



<p>25- Allah’ın ayetlerinin aleyhinde konuşulduğu müşrik meclislerine tavır almak veya protesto etmek imanın gereğidir.[25]</p>



<p>26- Dinin emir ve yasaklarını, eğlence konusu ederler.[26]</p>



<p>27- Şirk üzerine öldüklerinde dünyalık hiçbir şeyleri fayda vermeyecek ve kurtuluş umutları da olmayacaktır.[27]</p>



<p>28- İmanla şirk asla bir arada olamazlar; imanda sentez yoktur.[28]</p>



<p>29- Mü’minlere karşı aşırı düşmandırlar. [29]</p>



<p>30- Şirki doğuran en büyük sebep Allah Teâlâ’yı yeterince bilmemek; marifet eksikliğidir.[30]</p>



<p>31- Hiçbir müşrike şefaat edilmeyecek ve hiçbir müşrik de şefaat edemeyecektir.[31]</p>



<p>32- Şirk ilmi temellerden yoksun uydurma bir inanç ve hayat tarzıdır.[32]</p>



<p>33- Şirki veya hidayeti tercih etmek insanın elindedir; Allah kimseyi şirke zorlamaz.[33]</p>



<p>34- Müşriklerin kutsalına küfür ederek onların da Allah’a ve emirlerine küfür etmelerine vesile olunmamalıdır.[34]</p>



<p>35- Müşriklerin en büyük özelliklerinden biri de hakikate karşı inatçı tavırlarıdır.[35]</p>



<p>36- Hakikat kalabalıklarda aranmaz; müşriklerin çoğunluk olmaları hak da olduklarına delalet etmez.[36]</p>



<p>37- Müşrikler her zaman şeytanın vesvesesi altındadırlar.[37]</p>



<p>38- Hayvanları keserken kasıtlı besmele çekmemek şirktir.[38]</p>



<p>39- Risaletin Vehbi değil de kesbi olduğuna; şairlere veya zenginlere verileceğine inanırlar.[39]</p>



<p>40- Yaptıkları salih amellerin (!) Allah katında hiçbir değeri yoktur.[40]</p>



<p>41- Ürünlerinden ve hayvanlarından putlarına pay ayırırlar; yoksullara cimri davranıp putperestlere ise vergi verirler.[41]</p>



<p>42- Müşriklerin çoğu rızık endişesi veya kızları ar vesilesi gördükleri için çocuklarını doğmadan veya doğunca öldürürler.[42]</p>



<p>43- Keyfi ve cahilce helal haram tayin ederler.[43]</p>



<p>44- Cebir düşüncesi şirktir ve Allah’a iftiradır.[44]</p>



<p>45- Allah Teâlâ şirki haram kılmıştır.[45]</p>



<p>46- Şirk kendisini değişik adlarla ve hayat tarzlarıyla gösterebilir.[46]</p>



<p>47- Hz. İbrahim dâhil hiçbir peygamberin şirke yakınlıkları yoktur; peygamberler şirkten beridirler.[47]</p>



<p>48- Allah’ın ayetlerini yalanlarlar ve içeriklerine iman etmezler.[48]</p>



<p>49- Müşrikler asla cennete giremeyecekler ve dünyadaki yaptıkları iyi şeylerin karşılığı küfürleri nedeniyle kendilerine sevap olarak dönmeyecektir.[49]</p>



<p>50- Kur’an dinlemek ve hidayetle tanışmak isteyen müşriklere gerekli kolaylıklar sağlanır.[50]</p>



<p>51- Ayet dinlemekten hoşlanmazlar; nefret ederler.[51]</p>



<p>52- Müşrik yakınlar ve akrabalar asla veli edinilmemelidirler.[52]</p>



<p>53- Din ve siyaset büyüklerini tanrılaştırırlar.[53]</p>



<p>54- Velev ki insanın en yakınları da olsa müşrik olarak ölenlere bağışlanmaları için dua edilmez, rahmet dilenmez ve cenazeleri üzerine namaz kılınmaz.[54]</p>



<p>55- Tapındıkları putların ahirette kendilerine şefaatçi/yardımcı olacaklarına inanırlar.[55]</p>



<p>56- Aşırı korku ve tehlike anlarında Allah’ı hatırlarlar ve O’na dua ederler.[56]</p>



<p>57- Kur’an-ı Kerim’in uydurma; beşer sözü olduğunu iddia ederler.[57]</p>



<p>58- Allah’a rağmen cahilce ve keyfi şekilde helal-haram tayin ederler. [58]</p>



<p>59- Allah’a çocuk isnat ederler.[59](Yahudiler, “Üzeyir Allah’ın oğludur”; Hıristiyanlar da “İsa Allah’ın oğludur” dediler ve müşrik oldular.)</p>



<p>60- Müşriklerle beraber olunmaz ve onlara inançları nedeniyle sempati bile duyulmaz.[60]</p>



<p>61- Müşrikler ateist değildirler; Allah’a başka varlık ve kurumları eş koşarak inanırlar.[61]</p>



<p>62- Müşriklere karşı her zaman ilkeli ve tavırlı olunmalıdır.[62]</p>



<p>63- Kur’an kıssalarının esprisini anlayamadıklarından ona masal gibi bakarlar ve kıssaların mizansen olduğuna inanırlar.[63]</p>



<p>64- Kız çocuklarının doğmasına çok üzülürler.[64]</p>



<p>65- Ahirette kurtulmanın yolu Allah’a şirk koşmadan Müslümanca ölebilmektir.[65]</p>



<p>66- Akıllı değil ama akılcıdırlar.[66]</p>



<p>67- Örnek olacak insan bir peygambere iman etmek istemezler.[67]</p>



<p>68- Sorunlara çözüm üreten ve hayatlarına müdahale eden bir vahiy yerine, hayata karışmayan bir kitap anlayışına sahiptirler.[68]</p>



<p>69- Çocukların şirke düşmemeleri için din eğitimleri ailede ve erken yaşta verilmelidir.[69]</p>



<p>70- Şirk başta olmak üzere Allah Teâlâ’ya isyan konusunda hiç kimseye itaat edilmez.[70]</p>



<p>71- Meleklere cinsiyet atfederler ve onların dişil varlıklar olduğuna inanırlar.[71]</p>



<p>72- En büyük ilahları hevalarıdır.[72]</p>



<p>73- Dinleri parçacıldır, bütüncül bir imanları yoktur. [73]</p>



<p>74- Atalarını körü körüne taklit ederler. [74]</p>



<p>75- Putlarının aracı varlık olduğunu iddia ederler.[75]</p>



<p>76- Hayatlarını parçalarlar ve her alanını bir putla anlamlandırırlar.[76]Politeisttirler.</p>



<p>77- Günahlara karşı çok cesaretlidirler.[77]</p>



<p>78- Dini emirlere karşı kibirlidirler.[78]</p>



<p>79- Zorbadırlar; ibadet özgürlüğünü engellerler.[79]</p>



<p>80- İftiracıdırlar.[80]</p>



<p>81- Hiçbir müşrike/kâfire ahirette yardım/şefaat edilmeyecektir.[81]</p>



<p>82- Kainattaki mükemmel düzen şirkin imkânsızlığına delalet etmektedir.[82]</p>



<p>83- Müşrikler İslâm’ın iktidar ve hayata hâkim o istemezler veya İslâm’ın iktidar olmasına karşı çıkmak şirk ahlakıdır.[83]</p>



<p>Bütün bu sayılan kötü niteliklerinden dolayı peygamberlerin ilk yasakladıkları şey de şirk olmuştur.[84] Müşriklerle ilişkiler bağlamında ise şu uyarı yapılmıştır: “وَإِنْ أَطَعْتُمُوهُمْ إِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ” “Eğer müşriklere itaat ederseniz siz de mutlaka onlardan olursunuz”[85] “Küfrü imana tercih eden babamız veya kardeşimiz de olsa onları veli edinmememizi”[86]emreden Kur’an, müşriklerin hiçbir türünün mü’minler ve kurumları üzerinde velayetlerinin olmadığını vurgulamıştır.[87] Hz. Peygamber (sav) de, değil velayet, onları adam yerine koymak suretiyle istişare yapmayı bile hoş karşılamamıştır. Bu meyanda şöyle buyurmuştur: “Müşriklerin ateşi ile aydınlanmayınız.(onların görüşlerine başvurarak kendinize yol belirlemeyiniz)[88]Zira müşrikler inançlarındaki taassupları nedeniyle Müslümanlara kesinlikle doğruyu göstermezler. Müslümanların hayırlar elde etmelerini istemezler.</p>



<p>[1]Bak. A’li İmran 3/151</p>



<p>[2] Bak: Bakara 2/7</p>



<p>[3] Bak: Bakara2/96</p>



<p>[4] Bak: Bakara 2/105</p>



<p>[5] Bak: Bakara ‘/114</p>



<p>[6] Bak: Bakara 2/116; Nisa 4/48</p>



<p>[7] Bak: Bakara 2/135; Âl-i İmran 3/67</p>



<p>[8] Bak: Bakara 2/165</p>



<p>[9] Bak: Bakara 2/193</p>



<p>[10] Bak: Bakara 2/221</p>



<p>[11] Bak: Âl-i İmran 3/118</p>



<p>[12] BaK: Nisa 4/48, 116</p>



<p>[13] Bak: Nisa 4/59</p>



<p>[14] Bak: Nisa 4/117</p>



<p>[15] Bak: Nisa 4/118</p>



<p>[16] Bak: Maide 5/72</p>



<p>[17] Bak: Maide 5/73-76</p>



<p>[18] Bak: Maide 5/103</p>



<p>[19] Bak: Maide 5/104; A’raf 7/28</p>



<p>[20] Bak: Maide 5/116</p>



<p>[21] Bak: Enam 6/25</p>



<p>[22] Bak: Enam 6/27</p>



<p>[23] Bak: Enam 6/29</p>



<p>[24] Bak: Enam 6/39</p>



<p>[25] Bak: Enam 6/68</p>



<p>[26] Bak: Enam 6/70; A’raf 7/51</p>



<p>[27] Bak: Enam 6/70</p>



<p>[28] Bak: Enam 6/82</p>



<p>[29]Bak. Maide 5/82</p>



<p>[30] Bak: Enam 6/91</p>



<p>[31] Bak. Enam 6/94</p>



<p>[32] Bak: Enam 6/100</p>



<p>[33][33] Bak: Enam 6/107; Nahl 16/35</p>



<p>[34] Bak: Enam 6/108</p>



<p>[35] Bak: Enam 6/111</p>



<p>[36] Bak: Enam 6/116</p>



<p>[37] Bak: Enam 6/121</p>



<p>[38] Bak: Enam 6/121</p>



<p>[39] Bak: Enam 6/124</p>



<p>[40]Bak. İbrahim 14/18; Tevbe 9/19</p>



<p>[41] Bak: Enam 6/136</p>



<p>[42] Bak: Enam 6/137, 140</p>



<p>[43] Bak: Enam 6/138</p>



<p>[44] Bak: Enam 6/148</p>



<p>[45] Bak: Enam 6/151</p>



<p>[46] Bak: Enam 6/153</p>



<p>[47] Bak: enam 6/161</p>



<p>[48] Bak: A’raf 7/37</p>



<p>[49] Bak: A’raf 7/40</p>



<p>[50] Bak: Tevbe 9/6</p>



<p>[51]Bak. Hac 22/72; Fussilet 41/26</p>



<p>[52] Bak: Tevbe 9/23</p>



<p>[53]Bak. Tevbe 9/31</p>



<p>[54] Bak: Tevbe 9/113</p>



<p>[55] Bak:Yunus 10/18</p>



<p>[56] Bak: Yunus 10/22; Ankebut 29/65, Rum 30/33, Lokman 31/32</p>



<p>[57] Bak: Yunus 10/38; Hud 11/13, 35</p>



<p>[58]Bak. Nahl 16/116</p>



<p>[59]Bak. Tevbe 9/30; Yunus 10/68</p>



<p>[60] Bak: Hud 11/113</p>



<p>[61] Bak: Yusuf 12/106</p>



<p>[62] Bak: Hicr 15/94</p>



<p>[63] Bak: Nahl 16/24; Furkan 25/5</p>



<p>[64] Bak: Nahl 16/58</p>



<p>[65] Bak: Kehf 18/110</p>



<p>[66]Bak. Mü’minun 23/82</p>



<p>[67] Bak: Furkan 25/20</p>



<p>[68] Bak: Furkan 25/32</p>



<p>[69] Bak: Lokman 34/13</p>



<p>[70] Bak: Lokman 34/15</p>



<p>[71] Bak: Saffat 37/150</p>



<p>[72]Bak. Casiye 45/23, Furkan 25/43</p>



<p>[73]Bak. Rum 30/32</p>



<p>[74]Bak. Zuhruf 43/22, Lokman 31/21</p>



<p>[75]Bak. Zümer 39/3</p>



<p>[76]Bak. Zümer 39/29</p>



<p>[77]Bak. Ankebut 29/12</p>



<p>[78] Bak: Fatır 35/43</p>



<p>[79] Bak: Nahl 16/106; Alak 96/9-10</p>



<p>[80] Bak: Furkan 25/4</p>



<p>[81] Bak: Zuhruf 43/86</p>



<p>[82] Bak: Ahkaf 46/5</p>



<p>[83] Bak: Saf 61/9</p>



<p>[84] Bak En’am 6 / 15, A’raf 7 / 33.</p>



<p>[85] En’am 6 / 121.</p>



<p>[86] Tevbe 9 / 23.</p>



<p>[87] Bak: Tevbe 9 / 28.</p>



<p>[88] İbni Hanbel, Müsned, III / 99.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kuran-i-kerime-gore-musriklerin-nitelikleri-kendimizi-kontrol-edelim/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Ömer (r.a.)&#8217;ın Siyasal Başarısının Sebepleri ve Almamız Gereken Dersler</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-omer-r-a-in-siyasal-basarisinin-sebepleri-ve-almamiz-gereken-dersler/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-omer-r-a-in-siyasal-basarisinin-sebepleri-ve-almamiz-gereken-dersler/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Aug 2021 10:20:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Ömer]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17652</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Peygamber(s.), emaneti layık insanlara verdiği için hem kısa zamanda başarılı olmuş hem de bizlere sünnet koymuştur. O’nun başarısının bir çok etkeni vardır. Başarısının en önemli nedenlerinden birisi de her zaman uygun işe uygun adam bulmasıdır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara Cafer b.Ebi Talib’i reis tayin etmesi, Medine’ye Musab b.Umeyr’i muallim ataması, büyükelçilik görevine genel de Amr b.Ümeyye ed-Damri’yi tercih etmesi, hicrette Abdullah b. Ureykıt’ı seçmesi, yatağına Hz. Ali’yi yatırması ve yol arkadaşlığına Hz. Ebu Bekir’i layık görmesi konumuzla ilgili bazı örneklerdir. Peygamber Efendimizin uygun işe uygun adam tayin etmesi ve emaneti ehline vermesi ile ilgili en çarpıcı örnek şudur: Halid b. Velid(r.) ve Amr b.As(r.) Hudeybiye Antlaşmasından sonra Müslüman olduklarında Resulullah onların ellerine birer çapa vererek Medine’nin hurma bahçelerine göndermemiştir. Veya birer ip ve baltayla ormana da göndermemiştir. Her ikisi de iyi bir komutan oldukları için onlara askeri görevler vermiştir. Hatta Halid b. Velid bu dönemde askeri maharetini daha da geliştirerek İslam orduları başkomutanlığına kadar yükselmiştir. İslâm siyaset tarihine baktığımız zaman Resulullah’ın emaneti ehline verme ve uygun işe uygun adam atama sünnetini hayatına en canlı katan Hz. Ömer’in(r.) yönetimde daha başarılı olduğunu görürüz. Onun dönemi halifeler arasında altın dönemdir. Hem devletin sınırları genişlemiş hem de ilmi, ahlaki, askeri ve iktisadi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hz. Peygamber(s.), emaneti layık insanlara verdiği için hem kısa zamanda başarılı olmuş hem de bizlere sünnet koymuştur. O’nun başarısının bir çok etkeni vardır. Başarısının en önemli nedenlerinden birisi de her zaman uygun işe uygun adam bulmasıdır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara Cafer b.Ebi Talib’i reis tayin etmesi, Medine’ye Musab b.Umeyr’i muallim ataması, büyükelçilik görevine genel de Amr b.Ümeyye ed-Damri’yi tercih etmesi, hicrette Abdullah b. Ureykıt’ı seçmesi, yatağına Hz. Ali’yi yatırması ve yol arkadaşlığına Hz. Ebu Bekir’i layık görmesi konumuzla ilgili bazı örneklerdir. Peygamber Efendimizin uygun işe uygun adam tayin etmesi ve emaneti ehline vermesi ile ilgili en çarpıcı örnek şudur: Halid b. Velid(r.) ve Amr b.As(r.) Hudeybiye Antlaşmasından sonra Müslüman olduklarında Resulullah onların ellerine birer çapa vererek Medine’nin hurma bahçelerine göndermemiştir. Veya birer ip ve baltayla ormana da göndermemiştir. Her ikisi de iyi bir komutan oldukları için onlara askeri görevler vermiştir. Hatta Halid b. Velid bu dönemde askeri maharetini daha da geliştirerek İslam orduları başkomutanlığına kadar yükselmiştir.</p>



<p>İslâm siyaset tarihine baktığımız zaman Resulullah’ın emaneti ehline verme ve uygun işe uygun adam atama sünnetini hayatına en canlı katan Hz. Ömer’in(r.) yönetimde daha başarılı olduğunu görürüz. Onun dönemi halifeler arasında altın dönemdir. Hem devletin sınırları genişlemiş hem de ilmi, ahlaki, askeri ve iktisadi açıdan güçlü bir devlet kurulmuştur. Bilinip hayata katılması ve Müslüman teşkilatçıların fıkıh yapması bağlamında Hz. Ömer’i başarılı kılan etkenleri şöyle sıralayabiliriz:</p>



<p>1-Hz. Ömer’in bizzat kendisinin geçmişi sabıkasız ve temizdir. Müslüman olduktan sonra kendisini Müslümanların nazarında yıpratacak hiçbir iş yapmamıştır. Ne idari, ne de iktisadi ve hukuki anlamda bir şaibeye adı karışmamıştır. O’nun bu durumunu bilen Resulullah(s.), nasıl onu vitrininin önünde tuttuysa; Hz. Ömer’in kendisi de bu sünneti başta şahsı olmak üzere icra etmiş ve kendisini kirletmemiştir. Ayrıca Hz. Ömer sünnete ittiba ederek idari kadrosuna kirlenmiş, ahlaksız, sabıkalı ve yıpranmış kimseleri dâhil etmemiştir.</p>



<p>2-Özel hayatında ve toplumsal hayatında dengeli davranmıştır. Evinde bir şahsiyet, dışarıda ayrı bir şahsiyet ikilemine düşmemiştir. Rol çatışması yaşamamıştır. Hiçbir zaman söylediklerinin tersini yapmamıştır. Bireysel ve ailevi hayatında sadeliği tercih etmiş ve israfın her türlüsünden kaçınmıştır. Orta halli yaşamış ve devleti keyfi yönetmemiştir. Aile fertlerine de orta yoldan ayrılmamalarını emretmiştir.</p>



<p>3-Yönetimi altındakilere itidalli davranmıştır. Görevlendirdiği kimseleri abartmamış ve İslâm’ın varlığını onlarla mukayyet görmemiştir. Müslümanlar ve diğer tebaa, Halid b. Velit ile zaferi özdeşleştirdiklerinde Hz. Halid’i görevden almıştır. Bunun anlamı; İslâm’ın baki insanların ise fani olduğunu herkese ispat etmektir.</p>



<p>4-Topluma karşı çok merhametli ve şefkatlidir. Hz. Ömer(r.), Müslümanlar yemeden kendisi yememiş, onlar giyinmeden kendisi giyinmemiştir. Toplumunun dertleriyle ve kederleriyle hem hâl olmuştur. Dicle’de kurdun kapacağı koyundan kendisini sorumlu tutmuştur. O’nu elinde kılıçla kelle avcısı gibi resmeden anlayışın tarihle ve hakikatle bir alakası yoktur. Cahiliye döneminde kızını diri diri toprağa gömen bu şahıs, Müslüman olduktan sonra bir kuşun kanat çırpmasından rikkate gelip ağlamıştır. Çocukları sevmeyen idarecilerini bile görevden almıştır. Toplumsal refah tabana yayılmadan evine değerli yiyecekler sokmamıştır.</p>



<p>5-Başkalarının içtihatlarını yerine göre kendi içtihatlarına tercih etmiştir. Hz. Ömer(r.), kendi içtihatlarını kimseye dayatmamış ve görüşlerini mutlaklaştırarak din hâline getirmemiştir. Sahabenin fakihleri olan Hz. Ali, Hz. Abdullah b. Mes’ud, Ubey b. Kab ve Abdullah b.Abbas’ın içtihatlarına çok önem vermiştir. Hz. Ali’nin içtihatlarını tercih ederek zaman zaman kendi içtihatlarını terk etmiştir. Hz. Ömer’in bu uygulamaları, kendini fikirlerini öne çıkarmaktan ziyade başkalarını tercihi öncelediği için siyasal başarısında da etkili olmuştur.</p>



<p>6-Hz. Ömer yönettiği insanların derecelerini çok iyi bilirdi. Bu bilgilenmede İslam öncesi Arap toplumunun sosyal yapısıyla ilgilenmesinin de önemli payı vardır. Hangi insanlar hangi işleri daha iyi yapabilir, konularına vakıf olan Ömer(r.) yöneticilerini bu bilinçle atamıştır. Atamalarındaki isabet oranının fazlalığı onun siyasal başarısına yansımıştır. Ferasetli olması münasebetiyle kimse tarafından kandırılamamıştır. Görev dağılımında ehliyeti önceleyip başka kıstas kabul etmemesi Halife’nin saygınlığını artırmıştır.</p>



<p>7-Devlet işlerinde çalıştırdıklarını çok iyi bilen Hz. Ömer, kimliği meçhul, günahlara dalan, bidat ve hurafeleri gündem yapan, maddi değerleri önceleyen ve toplumsal nefreti kazanan şahıslara görev vermemiştir. Ayrıca idarecilerini maddi ve manevi açıdan sürekli denetlemiştir. Her hangi bir yolsuzluk veya halk tepkisi olduğunda idarecilerini yenileriyle değiştirmiştir. Yıpranmış adamlarla yola devam etmemiştir.</p>



<p>8-Hz. Ömer’in ilim ve amelde en önde olması siyasal başarısının ana nedenlerindendir. İlmi ve içtihatlarındaki isabeti daha Resulullah(s.) döneminde tescillenen Hz. Ömer, müçtehit sahabenin başında gelmektedir. İlmin onun üzerinde oluşturduğu vakar ve ağırlık topluma güven ve itaat şeklinde yansımıştır. İçtihatlarında toplumsal maslahatı öncelemiş ve Müslümanların zararına olan davranış ve uygulamalara karşı savaş açmıştır. Bütün bunların neticesinde mü’minler ona güven duymuştur.</p>



<p>9-Hz. Ömer insanlarla çokça istişarede bulunmuştur. Çünkü istişare ilahi bir emir ve Hz. Peygamber’in muhkem sünnetidir. İstişare sayesinde halk yönetime katılır ve sorumluluk duygusu tabana yayılır. Herkes elini taşın altına sokmuş olur. Olaylardan anında haberdar olan toplumsal yapı şeffaflaşır. Yönetim istişare sayesinde monarşizme dönüşmediği gibi, yöneten ile yönetilenler arasındaki uçurumlar da karşılıklı samimiyetle kapanmış olur.</p>



<p>10-Hz. Ömer her hak sahibine hakkını adalet ölçüleri içerisinde vermiştir. Onun adalet vasfı ve toplumsal hukuka saygısı kendine karşı bir güven oluşturmuş ve siyasetinin başarı notunu artırmıştır. Hz. Ömer’in dar’u-l İslamında Müslümanlar haklarını aldığı gibi, gayrimüslimler de haklarını tamamıyla almışlar; hiç birisi mağduriyet yaşamamıştır.[1] Müslüman olmayan vatandaşlarda toplumsal refahtan paylarını fazlasıyla almışlardır.</p>



<p>11-Hayatının standartlarını değiştirmemiştir. Hz. Ömer, halifeliği sırasında Afrika’dan İran’ın fethine kadar geniş bir alana hükmetmiştir. Devlet zenginleyip hazine altınla dolmasına rağmen o lüks içerisinde yaşamayı tercih etmek yerine “garip” veya “yolcu” gibi bir hayat sürmeyi tercih etmiştir. Araştırmacılar hazineden aldığı maaşı bile vasiyet ederek terekesinden ödettirdiğini belirtirler. Bütün bu örnek uygulamalar onu İslâm siyaset tarihinin kutup şahsiyetlerinden biri yapmıştır.</p>



<p>12-Görev dağılımında ehliyet esasına göre hareket edip yakın akrabalarını öne çıkararak siyaset kurumunu saltanata çevirmemiştir. Çünkü siyasette saltanat zalimlere de idarecilik yolunu açabilir. Akrabalarına devletin üst kademelerinde vazife vermekten imtina eden Hz. Ömer, şehadeti anında bile şûra üyelerini belirlerken oğlunu görev almaması kaydıyla gruba dâhil etmiştir. Hayatında her zaman emanete liyakati gözeten Büyük halife, Müslüman siyaset adamlarına çok önemli ilkeler koymuştur.</p>



<p>Buraya kadar yazdıklarımızdan çıkan sonuç; İslam toplumunda başarılı olmanın sırrının, işi ehline vermekte olduğunu zihinlere yerleştirmek; siyasetçilerin, grup çalışması yapanların, teşkilatlarda görev alanların, tarikat önderlerinin ve davetçilerin de bu durumdan nasibini alarak emanete layık kimselerle kadrolaşmasını sağlamaktır. Çünkü görev vermek ve kadrolaşmak ümmet adına bir sorumluluk üstlenmektir. Bu sorumluluğun bilincinde olmayarak görev layık olmayan kimselere tevdi edilecek olunursa önce Allah Teâlâ’ya sonra da bütün insanlara ihanet edilmiş olur. Müslümanlar olarak bu hakikati kavrayabilseydik bugün tarihte tutmuş olduğumuz yer çok daha farklı olabilirdi. Üzerinde tarih yapılan edilgen varlıklar olmak yerine, tarih yapan etkin ve izzetli mü’minler olabilirdik. Başka millet ve kültürlere ait siyaset teorileriyle ümmetin çocuklarını hakikatten saptırmak yerine, kendi siyasetimizle başka milletlerin hidayetine yol açabilirdik. Ümmetin araştırmacılarının vahiy merkezli bir çalışmayı ihmal etmeleri Müslümanlığı dünya sisteminin alternatifi olmaktan da uzaklaştırmaktadır. Eğer bu ifade edilenler yapılmaz, pratik örnekleriyle beraber insanlığa deklare edilmez ve insanların inandırıcılığı sağlanmazsa bu kötü durumdan Müslümanları ruhbanlaştıran ve çözümsüzlükle sekülerizme kapı aralayan sözde âlimler sorumludur.</p>



<p>[1]Havva, Said, el-Esas fi’s Sünne,(ter: Heyet) Aksa.Yay.İstanbul,1989,c.v,s.382-383.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-omer-r-a-in-siyasal-basarisinin-sebepleri-ve-almamiz-gereken-dersler/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Deist İnanış ve İslamizasyon Politikaları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 24 Aug 2021 12:24:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Deizm]]></category>
		<category><![CDATA[iman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17638</guid>

					<description><![CDATA[Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesinde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yahudi ve Hristiyanların Müslümanlar üzerine yönetici atanmaları caiz değildir. Fakat küfrü tarihsel bağlama çekerek bizatihi Yahudi veya Hristiyan ile sınırları daraltmamak gerekir. Küfrün bu gruplarıyla beraber müşriklerin hiçbir türünün; materyalist, kapitalist, sosyalist, pozitivist, ateist, nihilist, deist, seküler vb. inanca sahip kimselerin Müslümanlar üzerinde yöneticilik hakları yoktur. Bu hüküm Müslümanlar tarafından içselleştirilmelidir. Siyasetin olmazsa olmazı hâline getirilmelidir. Neticede Müslümanlarda meydana gelen şuur hâli, ideolojiler dâhil hiçbir şirk grubunu ümmetin tepesine taşımamalıdır. Müslümanlar meşru şekilde bu yanlışlığı veya kötü gidişatı engellemelidirler. En azından siyasal belirleyicilikte imandaki kemâl ve bütünlük tercih sebebi olmalıdır. Zaman zaman ülkemizdeki, “Dinin siyasetten uzak tutulması” veya “Kimseyi inancıyla ötekileştirmeyin” teraneleri Müslümanlığa bağlı bir siyasal tercih ile sistemin tükenmesi söz konusu olabilir endişesidir. Şunu açıkça belirtelim ki her kâfir; İslâm’ı bir dünya görüşü olarak kabul etmeyen birisi Müslüman için ötekidir. Bunu Allah beyan etmiştir. Müslümanlar onlara zulüm yapmazlar; Allah Teâlâ’nın belirlediği hukuk çerçevesinde muamele ederler. Yukardaki önermeler oyunu kuranların tuzak cümleleridir. Zaten dünya sisteminin oyununu bozacak olan sadece İslâm’ın siyasette belirleyici olma durumudur. Bu anlayış şayet gönüllerde kökleşerek hak ile batılı birbirinden ayıracak seviyeye gelmez ise kâfirlerin Müslümanları aldatma vasıtalarından ve Müslümanların da çabuk kanma yollarından olan İslâmizasyon politikaları devreye sokulacaktır. İslâmizasyon politikaları Müslümanları siyasette kandırabilmek ve dünya sistemine rahat nefes aldırabilmek için kâfirlerin bir oyunudur. Ülkemizde de en çok denenen oyun budur. 1980’den sonra Emperyalizmin ülkemizdeki milli politikası İslamizasyondur. Bundan dolayı artık bu ülkede ateist politika yerine deist politika revaçta olacaktır. Allah’a inandım deyip İslâm’ı tarihe mahkûm edip vahyi hesaba katmayanların politikası, deist politikadır. Milletimizin dine açmış olduğu krediden dolayı da islamizasyon politikaları ülkemizde tutmaktadır. Bu aldatılmışlık nedeniyle rahmetle anmadığımız taşeron işbirlikçi nerdeyse kalmadı. Dünyada bu oyuna gelmeyen Müslüman bireyler vardır ama kolektif bir yaklaşımla bu oyunu bozamadık. Buna bağlı, siyasetin yörüngesini biz tayin edemedik. Oyunu bozamayışımızın nedenlerinden birisi de, tekliften kaçan ve konforu tercih eden sözüm ona Müslümanların, dünya sisteminin güdümündeki bu siyasal organizasyonun işlerine gelmesidir. Gavur gibi yaşayıp Müslümanlık iddiasında bulunmanın sorgulanamayışıdır. Çünkü bu politikaların etkin olduğu yerlerde rahatı tercih eden paramatik adamlar dünya finans sisteminin birer parçalarıdırlar ve işleri de yolundadır. İşleri yolunda ve tuzları kuru olan rahat adamlar kitleleri bir şekilde aldatmaktadırlar. Tuzu kuru adamlar hiçbir zaman risk almazlar. Liberalizmi hayat tarzı kabul edip muhafazakârlıkla soslayan bu zevatı, dinin ritüel alanındaki bazı uygulamalar yerine siyasetteki liberal tercihleriyle itikadi bir değerlendirmeye alıp ondan sonra rotayı belirlemeden Müslümanlar için gerçek anlamda varlık alanları bulmak imkânsızdır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/deist-inanis-ve-islamizasyon-politikalari-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ölüm Bilincinin Hayata Yansıması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/olum-bilincinin-hayata-yansimasi-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/olum-bilincinin-hayata-yansimasi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 19 Aug 2021 14:18:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17620</guid>

					<description><![CDATA[İnsanın, son anını imanla noktalayabilmesi için cenneti dünyada aramak gibi bir yanlışlığa düşmemesi ve dünya hayatını mutlaklaştırmaması şarttır. Bu nedenle insan, ölümü sık hatırlayıp akıbetini tefekkür etmelidir. Hz. Peygamber (sav), bu konuda şu uyarıyı yapmıştır: “Ağzınızın tadını bozan / yaşama zevkinizi yok eden ölümü çok hatırlayınız.”[1]Yaşadığımız dünyadaki etkin Batı medeniyeti ölümü unutturmuş ve her an unutturmaya çalışmaktadır. Bu medeniyetin girdabına dalan Müslümanlar da aynı hastalığa yakalandıkları için ölümü tefekkür kültüründen uzaklaştılar. Bunun sonunda, dünyayı idealleştirip Batı medeniyetinin değirmenine su taşıyarak onunla hesaplaşamayacak bir entegrasyon yaşadılar. Artık kimse “Ben nasıl öleceğim?” sorusunun cevabını aramaz hâle geldi. Hâlbuki Resulullah (sav), ümmetine şu ikazı yapmıştır: “Akıllı kimse kendini kontrol edebilen, benliğine hâkim olan ve ölümden sonraki hayat için çalışandır.”[2] Ölümü hatırlatsın diye Hz. Peygamber (sav), mescidin yanına Cennetülbaki mezarlığını kurmuştur. Mescidinebi’ye ve Medine çarşısına çok yakın olan bu mezarlık Müslümanların her an onu seyredip ölümü zikretmelerini sağlamıştır. Sırf ölümü hatırlattığı için kabir ziyaretini tavsiye etmiştir.[3] Bu tavsiyelerinden amaç mü’minleri ahiret hayatına hazırlamaktır. Nitekim hadiste şöyle varit olmuştur: “Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlıklı olun.”[4]Çünkü ölüm, kişinin tüm sevdiklerinden ayrılık vaktidir. Yeni hayatta herkes kendi derdine düşecek ve en yakınlarından bile kaçacaktır.[5] Hatta Resulullah (sav) bile, “Amel defterleri verilirken, yapılan işler mizanda tartılırken ve sırattan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanın, son anını imanla noktalayabilmesi için cenneti dünyada aramak gibi bir yanlışlığa düşmemesi ve dünya hayatını mutlaklaştırmaması şarttır. Bu nedenle insan, ölümü sık hatırlayıp akıbetini tefekkür etmelidir. Hz. Peygamber (sav), bu konuda şu uyarıyı yapmıştır: “Ağzınızın tadını bozan / yaşama zevkinizi yok eden ölümü çok hatırlayınız.”[1]Yaşadığımız dünyadaki etkin Batı medeniyeti ölümü unutturmuş ve her an unutturmaya çalışmaktadır. Bu medeniyetin girdabına dalan Müslümanlar da aynı hastalığa yakalandıkları için ölümü tefekkür kültüründen uzaklaştılar. Bunun sonunda, dünyayı idealleştirip Batı medeniyetinin değirmenine su taşıyarak onunla hesaplaşamayacak bir entegrasyon yaşadılar. Artık kimse “Ben nasıl öleceğim?” sorusunun cevabını aramaz hâle geldi. Hâlbuki Resulullah (sav), ümmetine şu ikazı yapmıştır: “Akıllı kimse kendini kontrol edebilen, benliğine hâkim olan ve ölümden sonraki hayat için çalışandır.”[2] Ölümü hatırlatsın diye Hz. Peygamber (sav), mescidin yanına Cennetülbaki mezarlığını kurmuştur. Mescidinebi’ye ve Medine çarşısına çok yakın olan bu mezarlık Müslümanların her an onu seyredip ölümü zikretmelerini sağlamıştır. Sırf ölümü hatırlattığı için kabir ziyaretini tavsiye etmiştir.[3] Bu tavsiyelerinden amaç mü’minleri ahiret hayatına hazırlamaktır. Nitekim hadiste şöyle varit olmuştur: “Ölüm gelmeden önce ölüme hazırlıklı olun.”[4]Çünkü ölüm, kişinin tüm sevdiklerinden ayrılık vaktidir. Yeni hayatta herkes kendi derdine düşecek ve en yakınlarından bile kaçacaktır.[5] Hatta Resulullah (sav) bile, “Amel defterleri verilirken, yapılan işler mizanda tartılırken ve sırattan geçilirken, kendisinin bile ehlini hatırlamayacağını” söylemiştir.[6] “Ölüm bilincinin zayıflığını, tembelliği, uykuya çok düşkün olmayı ve göbeklerin yağ bağlamasını” ümmeti hakkındaki korku alanları[7] diye belirleyen Resulullah (sav), ölümün zorluğuna da zaman zaman dikkat çekmiştir. Kendisi de son nefesini vermeden önce; “Ey Allah’ım! Ölümün sekeratından / insanı kendinden geçirip ne yaptığını bilmez hâle getirmesinden sana sığınırım.”[8] duasını yapmıştır. Ölümün kolay olması ile günahı az işlemek arasındaki ilgiyi de şöyle açıklamıştır: “Günahları az işleyin ki ölüm size kolay olsun. Az borç yapın ki özgür kalasınız.”[9] Ölüm anının güçlüğünü; “Âdemoğlu yaratıldığından beri ölümden daha zor bir şeyle karşılaşmadı. Ama daha sonrasına göre ölüm, en kolayıdır.”[10]buyurmak suretiyle ahiret ahvalinin güçlüğüne işaret etmiştir. Bu güçlüğün içerisinde kabir azabı da vardır.</p>



<p>[1] İbni Mace, Zühd, 31, h. no: 4258, c: II, s. 1422; İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, h. no: 348, I / 304.</p>



<p>[2] İbni Mace, Zühd, 31, h. no: 4260, II / 1423.</p>



<p>[3] Buharî, Edebü’l-Müfred, Iyadet’ü-l Merda, s. 149; Heysemî, Mecmau’z Zevaid, c.III, s. 58.</p>



<p>[4] İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, I / 213.</p>



<p>[5] Bak: Abese 80 / 33-37.</p>



<p>[6] İbni Hanbel, Müsned, VI / 101.</p>



<p>[7] Suyûtî, Camiu’s-Sagir, I / 24.</p>



<p>[8] İbni Mace, Cevaiz, h. no:1623, I / 518.</p>



<p>[9] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, h. no: 491, I / 163; İbni Hamza, Esbab-ı Vürud-il Hadis, h. no: 341, I / 298.</p>



<p>[10] Heysemî, Mecmau’z Zevaid, II / 219.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/olum-bilincinin-hayata-yansimasi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Peygamber Efendimizin Siyasal Başarısının Sırrından Bir Kesit</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/peygamber-efendimizin-siyasal-basarisinin-sirrindan-bir-kesit-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/peygamber-efendimizin-siyasal-basarisinin-sirrindan-bir-kesit-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Aug 2021 12:17:30 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17615</guid>

					<description><![CDATA[Müslümanların emanete ehliyet kazanabilmeleri için Sevban Hadisi’nde olduğu gibi kendi keyfiyetlerini artıracak önlemler almaları zorunludur. Aksi halde çokluklarına rağmen milletler üzerlerine saldırırlar ve çör çöp durumuna düşerler.[1] Hadiste beyan edildiği şekilde onları toplumsal liyakat ve önderlik makamından düşüren sebepler; konforizim ve dünyada ebedi kalma arzusunun somutlaşmış biçimi olan ölümden nefret duygusudur. Cenneti dünyada arama sapkınlığıdır. Bunlara; dünya gündeminden etkilenip sabahtan akşama din değiştirmeyi, batılın her türlüsüne sempati ve meyli, Allah’a verilen ahdi unutmayı ve emri bi’l ma’ruf görevini terk etmeyi, kötülüklere karşı tepkisiz kalmayı da ekleyebiliriz. Bu sayılan hastalıklardan kurtulmak ve liyakatli bir İslâm toplumu kurabilmek için plânlı, programlı, fıkıhlı, çözüm üreten, hedefli, ahlaklı, kadrolu, sürekli ve kuşatıcı çalışmaları, Müslümanların teşkilatlarının hemen başlatması acil ihtiyaçtır. Peygamber Efendimiz emanete layık insanın önemine atıfta bulunarak şöyle bir benzetme yapmıştır: “İnsanlar, yüzlerce devenin içerisinde bulunduğu deve sürülerine benzerler. İçlerinde yük vurmaya elverişli bir tanesini bile bulmak zordur.”[2] Bu bir teşbihtir. Belağat ilmine vakıf olanlar bu teşbihi daha iyi anlarlar. Verilmek istenen mesaj, teklif yüklenebilecek nitelikli insanların azlığıdır. Resulullah(sav), burada bir durum tespitinde bulunmuş ve emaneti; sorumluluğu taşımaya yatkın insanların azlığına dikkat çekmiştir. Yol arkadaşlığı yapılacak kişilerin zor bulunacağını belirtmiştir. İşte gerçek yöneticilere düşen görev, bu az sayıdaki layık insanı bulmak ve Müslümanların işlerini &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Müslümanların emanete ehliyet kazanabilmeleri için Sevban Hadisi’nde olduğu gibi kendi keyfiyetlerini artıracak önlemler almaları zorunludur. Aksi halde çokluklarına rağmen milletler üzerlerine saldırırlar ve çör çöp durumuna düşerler.[1] Hadiste beyan edildiği şekilde onları toplumsal liyakat ve önderlik makamından düşüren sebepler; konforizim ve dünyada ebedi kalma arzusunun somutlaşmış biçimi olan ölümden nefret duygusudur. Cenneti dünyada arama sapkınlığıdır. Bunlara; dünya gündeminden etkilenip sabahtan akşama din değiştirmeyi, batılın her türlüsüne sempati ve meyli, Allah’a verilen ahdi unutmayı ve emri bi’l ma’ruf görevini terk etmeyi, kötülüklere karşı tepkisiz kalmayı da ekleyebiliriz. Bu sayılan hastalıklardan kurtulmak ve liyakatli bir İslâm toplumu kurabilmek için plânlı, programlı, fıkıhlı, çözüm üreten, hedefli, ahlaklı, kadrolu, sürekli ve kuşatıcı çalışmaları, Müslümanların teşkilatlarının hemen başlatması acil ihtiyaçtır. Peygamber Efendimiz emanete layık insanın önemine atıfta bulunarak şöyle bir benzetme yapmıştır: “İnsanlar, yüzlerce devenin içerisinde bulunduğu deve sürülerine benzerler. İçlerinde yük vurmaya elverişli bir tanesini bile bulmak zordur.”[2] Bu bir teşbihtir. Belağat ilmine vakıf olanlar bu teşbihi daha iyi anlarlar. Verilmek istenen mesaj, teklif yüklenebilecek nitelikli insanların azlığıdır. Resulullah(sav), burada bir durum tespitinde bulunmuş ve emaneti; sorumluluğu taşımaya yatkın insanların azlığına dikkat çekmiştir. Yol arkadaşlığı yapılacak kişilerin zor bulunacağını belirtmiştir. İşte gerçek yöneticilere düşen görev, bu az sayıdaki layık insanı bulmak ve Müslümanların işlerini onlara havale etmektir. İslâm davasının çilesini çekmemiş kişilerle yol arkadaşlığı yapmamaktır. Aksi durumda işler zayıf insanlara havale edilir ve idari fesat çıkar. İdari fesadın yaygınlaşması hayatın bütün alanlarını olumsuz etkiler ve insanlar hayatta mutlu olmazlar.</p>



<p>Hz. Peygamber(sav), emaneti layık insanlara verdiği için hem kısa zamanda başarılı olmuş hem de bizlere sünnet koymuştur. O’nun başarısının birçok etkeni vardır. Başarısının en önemli nedenlerinden birisi de her zaman uygun işe uygun insan bulmasıdır. Habeşistan’a hicret eden Müslümanlara Cafer b.Ebi Talib’i reis tayin etmesi, Medine’ye Musab b.Umeyr’i muallim ataması, Zeyd b. Sabit’i vahyin başkâtibi yapması, Bilal b. Rabah’a müezzinlik vermesi, büyükelçilik görevine genelde Amr b.Ümeyye ed-Damri’yi tercih etmesi, hicrette Abdullah b. Ureykıt’ı rehber seçmesi, emanetleri sahiplerine vermesi için yatağına Hz. Ali’yi yatırması ve hicrette yol arkadaşlığına Hz. Ebu Bekir’i layık görmesi konumuzla ilgili bazı örneklerdir. Peygamber Efendimizin uygun işe uygun adam tayin etmesi ve emaneti ehline vermesi ile ilgili en çarpıcı örnek şudur: Halid b. Velid(r.) ve Amr b.As(r.) Hudeybiye Antlaşmasından sonra Müslüman olduklarında, Resulullah onların ellerine birer çapa vererek Medine’nin hurma bahçelerine göndermemiştir. Veya birer ip ve baltayla ormana odun toplamaya da göndermemiştir. Her ikisi de iyi bir komutan oldukları için onlara askeri görevler vermiştir. Hatta Halid b. Velid bu dönemde askeri maharetini daha da geliştirerek İslâm orduları başkomutanlığına kadar yükselmiştir. Yüce Allah onun elinde birçok zaferler kazandırmış ve İslâm coğrafyasını genişletmiştir. Savaş taktiği ve komutadaki maharetinden dolayı dünyanın gelmiş geçmiş en büyük komutanı sayılmıştır.</p>



<p>[1] Ahmed, Müsned, c.v, s.278</p>



<p>[2] Abdurrezzak, Musannef,c.xı, s.246; İbniMace, Fiten, 16, Had. no: 3990, c.ll, s.1321</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/peygamber-efendimizin-siyasal-basarisinin-sirrindan-bir-kesit-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hz. Yusuf Üzerinden Kısa Bir Siyaset Değerlendirmesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hz-yusuf-uzerinden-kisa-bir-siyaset-degerlendirmesi-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hz-yusuf-uzerinden-kisa-bir-siyaset-degerlendirmesi-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 06 Aug 2021 14:18:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Hz. Yusuf]]></category>
		<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17566</guid>

					<description><![CDATA[Hz. Yusuf’un özellikle iktisat ve işletme ilimlerini bilmesi çok önemlidir. Çünkü toplumların en önemli sorunlarından birisi fakirliktir. Bu soruna kesin çözüm bulanlar toplumu da yanlarına alırlar. Özellikle de merhameti ve ilgileriyle yoksulların yanında bulunan fıtratı bozulmamış gençlerden büyük destek görürler. Hz. Yusuf yoksulluk sorununu nasıl çözeceğini krala arz etmiştir. Toplumu inandırmıştır. Fiilen kendisine görev verildiğinde de fakirlik problemine son vermiştir. Burada sorun fakirlik olsa da bir başka yerde hukuk, siyaset, insan hakları, iktisadi meseleler, savaş, uluslararası olaylar, eğitimin çıkmazları, kültürel bozulma ve sapmalar, sağlık vb. konular olabilir. Yusuf kıssasından ders alan Müslüman yöneticilerin toplumsal konulara mutlaka çözüm üretmeleri esastır. Şayet sorunlar Müslümanlar tarafından usulüne uygun biçimde çözülmeyecek olursa din hayali bir kuruma dönüşür, inandırıcılığını ve mü’minlerini kaybeder. İnsanları din dışı arayışlara sevk eder ki sonunda ideolojik düşünce dinin yerine kaim olur. Şu anda İslâm dünyasının yaşadığı vahim durum budur. Sorunlar üretildi ve çoğaltıldı; çözümleri dinden aranmayınca ideolojik arayışlar insanımızı dinden uzaklaştırdı. Hatta “içtihat kapısının ebediyen kapandığı” ilan edilerek din antik bir kuruma dönüştürüldü. Allah Teâlâ’nın ayetleri ve Hz. Peygamber’in sünneti mumyalandı. Arayışlar din dışına kaydırıldı. Bu durumdan rahatsız olunmadı ki çözüm üretecek sağlam ve sahih kurumlar oluşturulmadı. Hz. Yusuf kıssası çözüm üreten bir anlayışın zirvesini temsil ettiği için Müslüman siyaset &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hz. Yusuf’un özellikle iktisat ve işletme ilimlerini bilmesi çok önemlidir. Çünkü toplumların en önemli sorunlarından birisi fakirliktir. Bu soruna kesin çözüm bulanlar toplumu da yanlarına alırlar. Özellikle de merhameti ve ilgileriyle yoksulların yanında bulunan fıtratı bozulmamış gençlerden büyük destek görürler. Hz. Yusuf yoksulluk sorununu nasıl çözeceğini krala arz etmiştir. Toplumu inandırmıştır. Fiilen kendisine görev verildiğinde de fakirlik problemine son vermiştir. Burada sorun fakirlik olsa da bir başka yerde hukuk, siyaset, insan hakları, iktisadi meseleler, savaş, uluslararası olaylar, eğitimin çıkmazları, kültürel bozulma ve sapmalar, sağlık vb. konular olabilir. Yusuf kıssasından ders alan Müslüman yöneticilerin toplumsal konulara mutlaka çözüm üretmeleri esastır. Şayet sorunlar Müslümanlar tarafından usulüne uygun biçimde çözülmeyecek olursa din hayali bir kuruma dönüşür, inandırıcılığını ve mü’minlerini kaybeder. İnsanları din dışı arayışlara sevk eder ki sonunda ideolojik düşünce dinin yerine kaim olur. Şu anda İslâm dünyasının yaşadığı vahim durum budur. Sorunlar üretildi ve çoğaltıldı; çözümleri dinden aranmayınca ideolojik arayışlar insanımızı dinden uzaklaştırdı. Hatta “içtihat kapısının ebediyen kapandığı” ilan edilerek din antik bir kuruma dönüştürüldü. Allah Teâlâ’nın ayetleri ve Hz. Peygamber’in sünneti mumyalandı. Arayışlar din dışına kaydırıldı. Bu durumdan rahatsız olunmadı ki çözüm üretecek sağlam ve sahih kurumlar oluşturulmadı. Hz. Yusuf kıssası çözüm üreten bir anlayışın zirvesini temsil ettiği için Müslüman siyaset önderleri tarafından iyi bilinmeli ve gerekli dersler çıkarılmalıdır. Bu kıssayı iyi bilen gençler ülkelerine ve toplumlarına kesinlikle yabancılaşmazlar ve ülkelerinde ev sahibi olduklarının idrakinde olurlar. Müslümanları kendi öz vatanlarında kiracı gibi gören kâfir anlayışa fırsat vermezler. Yetmiş ve seksenli yıllarda Müslüman gençler ülkelerine karşı yabancılaştırılarak din düşmanlarına kadrolaşmak için yer ayrıldı. Umarız Müslümanlığının idrakinde ve İslâm’a bütüncül bakan Müslüman gençler aynı hataya yeniden düşürülmezler.</p>



<p>Yusuf(a.) yönetime hazırlık sürecini yaşarken sarayın hanımının ona musallat olduğunu Kur’an’dan öğreniyoruz.[1]Surenin 24-34. Ayetleri arasında detaylı malumat verilmiştir. Kur’an bu kıssayı bir amaç uğruna anlattığı için teferruata dalmadığı gibi insanı tekellüfe sokacak sahih rivayetler de hadis külliyatımızda yoktur. Vezirin eşinin Hz. Yusuf’a duyduğu “aşk” öyle üst perdeden verilmiş ki bu üslubun Müslüman sanat adamları tarafından iyi algılanması ve realizm adına ahlaksız sunumlardan uzaklaşılması gerekir. Zaten bu ulvi anlayış şiir ve edebiyat geleneğimize girmiştir. Hâl böyleyken kıssayı rotasından çıkararak Kur’an etrafında süfli bir aşk hikâyesi uydurmak Müslümanca bir çıkış ve yaklaşım değildir. Kadının saldırısına ve tekliflerine karşı[2] Hz. Yusuf teyakkuz hâlinde olmuş ve ona zerre kadar iltifat etmemiştir. Yusuf(a)’ın Allah’ın (c.) yardımı ile korunmasını Kur’an bize şöyle nakletmiştir: “وَلَقَدْ هَمَّتْ بِهِ وَهَمَّ بِهَا لَوْلا أَن رَّأَى بُرْهَانَ رَبِّهِ كَذَلِكَ لِنَصْرِفَ عَنْهُ السُّوءَ وَالْفَحْشَاء إِنَّهُ مِنْ عِبَادِنَا الْمُخْلَصِينَ” “Hanım, O’na sahip olmayı aklına koymuştu ve bütün düşünceleri Onunla meşguldü. Yusuf’ta da ona karşı bir meyil uyanabilirdi, fakat O, (iffet ve doğru davranış konusunda) Rabbinin açık ve kesin delilini görmüştü ve hanımdan kurtulmanın hesaplarını yapıyordu. İşte, (kendisine böyle bir delil göstermiş olmakla) fenalığı ve fuhşu O’ndan uzaklaştırdık. Doğrusu O, Bizim ihlâsa erdirilmiş kullarımızdandı.”[3]Bizim için bu ayetten esas öğrenmemiz gereken; yöneticilerin ve yönetim kadrosunun vitrinini oluşturan şahısların her türlü ahlaksızlıktan uzak durmalarıdır. Her zamanki kullandığımız ifadeyle geçmişlerinin ahlaken sabıkasız olmalarıdır. Eğer yöneticilerin geçmişleri ahlaken yıpratıcı eylemlerle doluysa, insanlar nazarında da değerlerini kaybettikleri için bu tip insanlara siyasette önem verilmez. Peygamber Efendimiz ve Raşid halifeler, Kur’an’ın da değişik biçimlerde vurguladığı bu kurala azami riayet etmişler ve ahlaksız insanları idareci atamamışlardır. Özellikle de cinsel ahlaksızlığı şüyu bulmuş adamları asla vitrinlerinde bulundurmamışlardır. Onları toplumun önüne çıkararak yönetimin meşruiyetini tartışmaya açmamışlardır. Modern ulus devletlerde bile cinsel skandallar hükümetlerin yıkılma veya önderlerin sonu olurken halkı Müslüman ülkelerde bazen bu ölçülere “gâvur” kadar bile hassasiyet gösterilmemesi çok üzücüdür. Tabi burada halkı Müslüman ülke ile dar’u-l İslâm’ı birbirinden ayrı düşünmek zorundayız. Zira bunlar tamamen ayrı şeylerdir.</p>



<p>[1] Bak: Yusuf 12/24-34</p>



<p>[2] Bak: Yusuf 12/24-25</p>



<p>[3] Yusuf 12/24</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hz-yusuf-uzerinden-kisa-bir-siyaset-degerlendirmesi-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bardağın Boş Tarafını Görmek Namuslu Bir Eylemdir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bardagin-bos-tarafini-gormek-namuslu-bir-eylemdir-2/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bardagin-bos-tarafini-gormek-namuslu-bir-eylemdir-2/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 21 Jun 2021 08:08:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17413</guid>

					<description><![CDATA[Yüce Allah, Kur’an ve elçisi vasıtasıyla İslâmî yönetimin ilkelerini belirlemiştir. Bu kurallara göre bilinmesi gerekir ki hiçbir kâfirin, müşrikin, Yahudi’nin, Hristiyan’ın, münafığın, zalimin, fasıkın, ateistin, deistin ve materyalistin Müslümanlar üzerinde velayet hakkı yoktur. Bu gruba elbette liberalistler, kapitalistler ve sosyalistler de dâhildir. Bu bağlamda belirtmeliyiz ki siyaset nitelikli Müslümanlarla yapılan kutsal bir eylem, ilimlerin ise en şereflilerindendir. Siyaset, ümmeti Hz. Peygamber’e vekâleten yönetme sanatıdır. Bu hususu belirtmemizde ki ana neden, siyaset kurumunun kötü gösterilerek Müslümanların siyasetten soğutulup kâfirlere iktidar yolunun açılmasından dolayıdır. Yıllarca bu yolda yürümek ya siyasetten nefret veya bu yolu denemenin küfür olarak gösterilmesiyle batılılaşmayı bir şekilde tercih eden insanlara bırakılmıştır. Müslümanlara özgün fikir beyan etme hakkı bile farklı söylemlerle bloke edilmiştir. Bütün bu olumsuz durumlar Müslümanların siyasal anlamda fikir ve pratik üretmelerini ortadan kaldırmıştır. Sonuç malum; Müslümanlar dünya sisteminin sağ veya sol cenahının parçası yapılmış, imanları parçalı hâle getirilmiş, ebediyen egemenlik yolu kapatılmış ve dünya sisteminin iktidarının devamına taze kan verilmiştir. Bu konuyu özgünce ve çözüm çerçevesinde ele almak ulemanın görevi iken ortaya şöyle bir verili durum çıkmıştır. Ülkemizde Rabbani âlim olsaydı bu konuya el atar ve insanlığa yol gösterirdi. Ümmete yol gösteren biri olmadığına göre ülkemizde Rabbani âlim yoktur. Evet, maalesef kanaatimize göre ülkemizde Rabbani âlim &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Yüce Allah, Kur’an ve elçisi vasıtasıyla İslâmî yönetimin ilkelerini belirlemiştir. Bu kurallara göre bilinmesi gerekir ki hiçbir kâfirin, müşrikin, Yahudi’nin, Hristiyan’ın, münafığın, zalimin, fasıkın, ateistin, deistin ve materyalistin Müslümanlar üzerinde velayet hakkı yoktur. Bu gruba elbette liberalistler, kapitalistler ve sosyalistler de dâhildir. Bu bağlamda belirtmeliyiz ki siyaset nitelikli Müslümanlarla yapılan kutsal bir eylem, ilimlerin ise en şereflilerindendir. Siyaset, ümmeti Hz. Peygamber’e vekâleten yönetme sanatıdır. Bu hususu belirtmemizde ki ana neden, siyaset kurumunun kötü gösterilerek Müslümanların siyasetten soğutulup kâfirlere iktidar yolunun açılmasından dolayıdır. Yıllarca bu yolda yürümek ya siyasetten nefret veya bu yolu denemenin küfür olarak gösterilmesiyle batılılaşmayı bir şekilde tercih eden insanlara bırakılmıştır. Müslümanlara özgün fikir beyan etme hakkı bile farklı söylemlerle bloke edilmiştir. Bütün bu olumsuz durumlar Müslümanların siyasal anlamda fikir ve pratik üretmelerini ortadan kaldırmıştır. Sonuç malum; Müslümanlar dünya sisteminin sağ veya sol cenahının parçası yapılmış, imanları parçalı hâle getirilmiş, ebediyen egemenlik yolu kapatılmış ve dünya sisteminin iktidarının devamına taze kan verilmiştir. Bu konuyu özgünce ve çözüm çerçevesinde ele almak ulemanın görevi iken ortaya şöyle bir verili durum çıkmıştır. Ülkemizde Rabbani âlim olsaydı bu konuya el atar ve insanlığa yol gösterirdi. Ümmete yol gösteren biri olmadığına göre ülkemizde Rabbani âlim yoktur. Evet, maalesef kanaatimize göre ülkemizde Rabbani âlim yoktur. Bu konuda kimseyle hamasi tartışmaya girmeyeceğiz. En azından insaf ehli bizi anlar. Cahillere ise söz düşmez, düşse de anlam ifade etmez. Bizi böyle bir analoji yapmaya sevk eden şey, Müslümanlar için hayatın genişlik alanında sağlıklı çözümlerin üretilmeyişi ve buna bağlı dinimizin ütopik bir kuruma dönüştürülmesidir. Önce siyasetten Müslümanları din adına soğutup sonra da Amerikan sermayesine iktidar yolu açanlar, dini hem gayesinden saptırmak hem de Müslümanca bir siyaset yolunu tıkamak suretiyle büyük bir cinayet işlemişlerdir. Bu cinayet kararları alınırken Abant toplântılarında para adına dilsiz şeytan olan ilahiyatçıların hepsini hem kınıyor hem de Allah&#8217;a havale ediyoruz. Bugün konuşanlara ise sadece gülüyoruz. Dün ses çıkarmayıp bugün konuşanlar menfaatperest korkaklardır… Abant Toplantılarında ahkâm kesenler Müslümanlar için hayati önem taşıyan konularda, bilhassa siyasi meselelerde ağızlarını bile açmamışlardır. Sonraki süreçte icazetli siyaset için serbest atışların bir anlamı olmadığından dolayı onları hükmen yok sayıyoruz. Çünkü bu güruh verili durumdan nemalanmayı amaç edindiği için onlara göre “gelen ağam, giden paşam”dır. Zaten ağalarını kızdırmamak için de ülkenin gidişatı ve geleceği ile ilgili ciddi fikir beyanında bulunmazlar. Bu zevat bardağın hep dolu tarafına bakarlar. Bilinmeli ki bardağın boş tarafını görmek namuslu insanların işidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bardagin-bos-tarafini-gormek-namuslu-bir-eylemdir-2/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Okuyun! Zengin Müslümanlara Mutlaka Okutun</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/okuyun-zengin-muslumanlara-mutlaka-okutun/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/okuyun-zengin-muslumanlara-mutlaka-okutun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 May 2021 07:41:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[Zenginlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17309</guid>

					<description><![CDATA[İslâm dininde Hz. Peygamberin yoksulluğa bakışının çok özel ve önemli bir yeri vardır. O; “Kimsesiz kadınların ve yoksulların ihtiyacını gidermek için çalışmayı Allah yolunda cihad etmeye ve geceleri namazla, gündüzleri oruç tutmakla geçirmeye” denk saymıştır.[1] Bu nedenle de varlıklı kimselere; “Yoksullara sayarak vermeyin, aksi halde Allah Teâlâ da size sayarak verir”[2] demiştir. Cimri kimselerin Müslümanlara önderlik (siyasi-iktisadi açıdan) yapmamasını öneren Resulullah (s.a.v.): “Cennetin kapısının; selamı yaymak, yoksulları doyurmak, akrabalarla daimi iletişim kurmak ve insanlar uykuda iken namaz kılmakla”[3] açılacağına işaret etmiştir. İnsanın, fakirlere infak etmesi ve onların mali dertleri dâhil ihtiyaçlarıyla ilgilenip çözüm bulabilmesi için cömert olması esastır. Kur’an bütünlüğü çerçevesinde baktığımız zaman görürüz ki Allah (c.c.), müminlerle cimriliği yan yana anmamıştır. Kur’an’a göre cimriler, bütün türleriyle kâfirler ve münafıklardır. Malda ilahlık taslayanlar cimrilik yaparlar. Haddini ve insanlık konumunu bilen bir Müslüman asla cimri olamaz. Cimri birisi göklerde uçsa bile asla takva vasfını elde edemez. Konuyla ilgili daha detaylı bilgiler edinmek için Tebük Seferini konu edinen Tevbe Suresinin okunmasını öneriyoruz. Zira bu surede mal tutkusuyla yanıp tutuşan münafıkların halleri detaylı olarak anlatılmaktadır. Cimriliğin kötü bir huy ve hastalık oluşunu zihinlere yerleştirmek için Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İman ve cimrilik aynı kalpte (asla) bir araya gelemezler”[4] Yoksullar için fakirlikten büyük dert &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İslâm dininde Hz. Peygamberin yoksulluğa bakışının çok özel ve önemli bir yeri vardır. O; “Kimsesiz kadınların ve yoksulların ihtiyacını gidermek için çalışmayı Allah yolunda cihad etmeye ve geceleri namazla, gündüzleri oruç tutmakla geçirmeye” denk saymıştır.[1] Bu nedenle de varlıklı kimselere; “Yoksullara sayarak vermeyin, aksi halde Allah Teâlâ da size sayarak verir”[2] demiştir. Cimri kimselerin Müslümanlara önderlik (siyasi-iktisadi açıdan) yapmamasını öneren Resulullah (s.a.v.): “Cennetin kapısının; selamı yaymak, yoksulları doyurmak, akrabalarla daimi iletişim kurmak ve insanlar uykuda iken namaz kılmakla”[3] açılacağına işaret etmiştir. İnsanın, fakirlere infak etmesi ve onların mali dertleri dâhil ihtiyaçlarıyla ilgilenip çözüm bulabilmesi için cömert olması esastır. Kur’an bütünlüğü çerçevesinde baktığımız zaman görürüz ki Allah (c.c.), müminlerle cimriliği yan yana anmamıştır. Kur’an’a göre cimriler, bütün türleriyle kâfirler ve münafıklardır. Malda ilahlık taslayanlar cimrilik yaparlar. Haddini ve insanlık konumunu bilen bir Müslüman asla cimri olamaz. Cimri birisi göklerde uçsa bile asla takva vasfını elde edemez. Konuyla ilgili daha detaylı bilgiler edinmek için Tebük Seferini konu edinen Tevbe Suresinin okunmasını öneriyoruz. Zira bu surede mal tutkusuyla yanıp tutuşan münafıkların halleri detaylı olarak anlatılmaktadır. Cimriliğin kötü bir huy ve hastalık oluşunu zihinlere yerleştirmek için Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “İman ve cimrilik aynı kalpte (asla) bir araya gelemezler”[4]</p>



<p>Yoksullar için fakirlikten büyük dert yoktur. Bunu anlayabilen bir mü’min Hz. Peygamber’in; “Kim ki din kardeşini bir sıkıntıdan kurtarabilirse Allah da onu kıyamet gününün sıkıntılarından kurtarır.”[5] Müjdesine nail olur. “Esirleri özgürlüğe kavuşturun, açları doyurun ve hastaları ziyaret edin”[6] diyen Hz. Peygamber (s.a.v.), müminlerin, fakirlere zekât borçlarını mutlaka vermelerini fakat yoksulluk sorunu zekâtla çözülmüyorsa; “Zenginlerin mallarında zekât dışında da (fakirlerin), hakları olduğunu”[7] bildirmiştir. Çünkü fakirler zenginlerin kardeşleridirler. Onun için Peygamber (s.a.v.); “(Fakir) kardeşlerinizi Allah sizin himayenize verdi. Onlara yediklerinizden yedirin ve giydiklerinizden giydirin”[8] tavsiyesini yapmıştır. Keşke zenginler bu nebevi buyruğu hakkıyla anlayabilselerdi!</p>



<p>Fakirlik konusunda insanlar arasında bir ayrımın yapılmayacağı dinde karara bağlanmıştır. “Fakirliğin dini imanı olmaz” önermesi dayanağını Bakara Suresinin 272. ayetinden almıştır. Hz. Peygamber ve Müslümanlara zulmün her türlüsünü reva gören müşrikler veya başka dinden olanlar kıtlıkla karşılaşınca Resulullah’dan yardım talep etmişlerdir. Geçmişteki çektiklerine bağlı radikal bir tavır alan ve müşriklere yardım etmek istemeyen Hz. Muhammed’e (s.a.v.), Yüce Allah şu uyarıyı yapmıştır.[9]</p>



<p>“لَّيْسَ عَلَيْكَ هُدَاهُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَهْدِي مَن يَشَاء وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ فَلأنفُسِكُمْ وَمَا تُنفِقُونَ إِلاَّ ابْتِغَاء وَجْهِ اللّهِ وَمَا تُنفِقُواْ مِنْ خَيْرٍ يُوَفَّ إِلَيْكُمْ وَأَنتُمْ لاَ تُظْلَمُونَ”</p>



<p>“Onların hidayetinden sana ne; Allah hidayeti dileyen kimselere verir. Siz hayır/maldan ne infak ederseniz kendiniz için harcamış olursunuz; yeter ki yalnızca Allah&#8217;ın rızasını kazanmak için harcayın; ve hayır için yapacağınız bir harcama, size tastamam geri dönecek ve siz kesinlikle haksızlığa uğramayacaksınız. ”[10]</p>



<p>Hayatın hiçbir alanında müminlerin birbirlerine karşı “sırt dönmemelerini/birbirlerinin sorunlarına ilgisiz kalmamalarını”[11] isteyen Resulullah (s.a.v.): “Komşusu açken kendisi tok olarak yatan kimse mümin değildir”[12] uyarısını yapmıştır. Aynı uyarıyı bir başka rivayette şu ifadeyle yinelemiştir: “Yanı başındaki komşusunun yoksulluğunun farkında olduğu halde komşusu açken kendisi tok yatan kimse bana iman etmemiştir”[13] Toplumun içerisinde bir kimse aç olarak sabahlarsa Allah Teâlâ’nın zimmeti/koruması o toplumdan kalkar”[14] buyuran Resulullah bu uyarı ve emirleriyle Müslümanlara çok büyük görevler yüklemiştir. Hz. Peygamberin eğitim ve öğretiminden geçen müçtehit sahabi ve İslâm siyaset nizamının zirve temsilcilerinden Hz. Ömer (r.a.), Müslüman bir kimseye kayıtsız kalıp susuzluktan dolayı ölümüne neden olanları “katil” kabul etmiş ve ölen bu şahsın diyetini o kabilenin tamamına ödetmiştir.[15] Herhangi bir kimseye karşı kayıtsız kalıp susuzluktan veya açlıktan dolayı ölümüne sebep olmayı katillik olarak gören İslam’ın dışında yeryüzünde başka bir hayat tarzı yoktur. Bu İslâmî uygulamanın anlamını Müslümanlar yeterince anlayıp uygulama alanına koyabilselerdi bugün çok daha farklı bir yerde ve keyfiyette olurlardı. Ülkelerinde fakirlik diye bir problem de olmazdı.</p>



<p>[1] İbni Mace, Ticaret, Had. no: 2140, c. II, s. 724; Beyhaki, Vesaya, 35, Had. no: 12664, c. VI, s. 463.<br>[2] Müslim, 12, Zekat, 28, Had. no: 1029, c. I, s. 713.<br>[3] Ahmed, Müsned, (Tah: Muhammed Şakir), Had. no: 7919, c. XVI, s. 73.<br>[4] Ahmed, a.g.e, h. no: 8460, c. XVI, s. 201.<br>[5] Beyhaki, Gasb, 2, h. no: 11512, c. VI, s. 157.<br>[6] Buhari, 56, Cihad, 171, c. IV, s. 30.<br>[7] İbni Mace, Edep, Had. no: 3690, c. II, s. 1216-7.<br>[8] İbni Mace, Edep, Had. no: 3690, c. II, s. 1216-7.<br>[9] Taberi, Cami’u-l Beyan, c. III, s. 95; Zemahşeri, Keşşaf, c. I, s. 212-3; İbni Kesir, Tefsir, c. I, s. 306; Alusi, Ruhul Meani, c. II, s. 40.<br>[10] Bakara 2/272.<br>[11] Beyhaki, Gasp, I, Had. no: 11496, c. VI, s. 153.<br>[12] İbni Recep, el-Hanbeli, Cami’u-l Ulum, c. I, s. 349; Suyuti, Cami’u-s Sağir, Had. no: 7583, c. II, s. 464.<br>[13] Suyuti, Cami’u-s Sağir, Had. no: 7771, c. II, s. 476; İbni Recep, a.g.e, c. I, s. 349.<br>[14] Ahmed, Müsned, c. II, s. 33.<br>[15] Abdurrezzak, Musannef, c. X, s. 51; Beyhaki, Sünen, İhya’ul Mevt, Had. no: 11851, c. VI, s. 252.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/okuyun-zengin-muslumanlara-mutlaka-okutun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İman Fedakârlık İster</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/iman-fedakarlik-ister/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/iman-fedakarlik-ister/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Mehmet SÜRMELİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 12 May 2021 07:00:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<category><![CDATA[Müslüman]]></category>
		<category><![CDATA[yardım]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17265</guid>

					<description><![CDATA[İman fedakârlık ister. Kur’an ve Sünnet, imanda fedakârlık yapmaya atıflarda bulunan emir ve tavsiyelerle doludur. Bu nedenle Yüce Allah, malla ve canla yapılan atıflara sık sık değinmiştir. Zira mal ve can Allah’ın lütfudur, gerektiğinde onu verenin yolunda feda edilmelidir. Hayatın amacı Allah’ın rızasını kazanmak olunca her şeye izafi bakmak mümkündür. Zaten Kur’an, Müslümanları dünyaya bakış, rızkın mahiyeti, mal ve çocukların imtihan vesilesi ve hayatın geçici oluşu hususlarında sağlam bir eğitimden geçirmiştir. Bu nasları iyi anlayan bir Müslümanın dünyalık bir takıntısı kalmaz. Müslümanın hayatı ancak Allah Teâlâ ile anlam kazanır. Her şey O’nundur ve her şey O’nun içindir. Tüm ömrünü, malını, mülkünü Allah yolunda feda eden Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi bu konuda da ümmetine örnek olmuştur. O, doğduğu toprakları, yaşadığı çevreyi, akrabalarını, evini barkını, malını mülkünü, kutsal mabet Kâbe’yi hep bu fedakârlık duygusuyla terk ederek hicret etmiştir. Aynı fedakârlıkları nebevi eğitimden geçen sahabe de yapmıştır. Bu din, bugünlere bu seçkin ve adanmış Müslümanların sayesinde gelmiştir. Şayet insanlar dünyalık yığmayı ve maddi değerleri ilahi isteklerin önüne geçirecek olurlarsa başlarına gelecek musibetlere hazır olmaları gerekir ki şu ayet buna delalet etmektedir: “قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İman fedakârlık ister. Kur’an ve Sünnet, imanda fedakârlık yapmaya atıflarda bulunan emir ve tavsiyelerle doludur. Bu nedenle Yüce Allah, malla ve canla yapılan atıflara sık sık değinmiştir. Zira mal ve can Allah’ın lütfudur, gerektiğinde onu verenin yolunda feda edilmelidir. Hayatın amacı Allah’ın rızasını kazanmak olunca her şeye izafi bakmak mümkündür. Zaten Kur’an, Müslümanları dünyaya bakış, rızkın mahiyeti, mal ve çocukların imtihan vesilesi ve hayatın geçici oluşu hususlarında sağlam bir eğitimden geçirmiştir. Bu nasları iyi anlayan bir Müslümanın dünyalık bir takıntısı kalmaz. Müslümanın hayatı ancak Allah Teâlâ ile anlam kazanır. Her şey O’nundur ve her şey O’nun içindir. Tüm ömrünü, malını, mülkünü Allah yolunda feda eden Hz. Peygamber, her konuda olduğu gibi bu konuda da ümmetine örnek olmuştur. O, doğduğu toprakları, yaşadığı çevreyi, akrabalarını, evini barkını, malını mülkünü, kutsal mabet Kâbe’yi hep bu fedakârlık duygusuyla terk ederek hicret etmiştir. Aynı fedakârlıkları nebevi eğitimden geçen sahabe de yapmıştır. Bu din, bugünlere bu seçkin ve adanmış Müslümanların sayesinde gelmiştir. Şayet insanlar dünyalık yığmayı ve maddi değerleri ilahi isteklerin önüne geçirecek olurlarsa başlarına gelecek musibetlere hazır olmaları gerekir ki şu ayet buna delalet etmektedir:</p>



<p>“قُلْ إِن كَانَ آبَاؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ وَإِخْوَانُكُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ وَعَشِيرَتُكُمْ وَأَمْوَالٌ اقْتَرَفْتُمُوهَا وَتِجَارَةٌ تَخْشَوْنَ كَسَادَهَا وَمَسَاكِنُ تَرْضَوْنَهَا أَحَبَّ إِلَيْكُم مِّنَ اللّهِ وَرَسُولِهِ وَجِهَادٍ فِي سَبِيلِهِ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّى يَأْتِيَ اللّهُ بِأَمْرِهِ وَاللّهُ لاَ يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِقِينَ”</p>



<p>“(Ey Peygamber! Tüm inananlara) De ki: “Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, (bağlı olduğunuz sosyal çevre veya içerisinde yetiştiğiniz vatanınız, devletiniz, milletiniz veya) aşiretiniz, kazanmış olduğunuz mallar, kesintiye uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden (lüks ve şatafatlı) evler; evet, bütün bunlar, eğer size Allah’tan, Elçisinden ve O’nun yolunda mücadele etmekten daha sevimli ise, o zaman, Allah (hakkınızdaki toplumsal çöküş) emrini gönderinceye kadar bekleyin; çünkü Allah, (bilerek ve isteyerek) yoldan çıkan bir toplumu, asla doğru yola ve başarıya iletmez!”[1] Müslümanlar tarih içerisinde asli görevlerinden uzaklaştıklarında zaman zaman uyarılmışlardır. Bundaki temel etkenlerden biri de dünyayı ve dünyalıkları doğru anlayamamaktan kaynaklanan sapmalardır. Allah Teâlâ, şu ayette dünyayı bize en güzel biçimde tanımlamıştır:</p>



<p>“ وَاضْرِبْ لَهُم مَّثَلَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا كَمَاء أَنزَلْنَاهُ مِنَ السَّمَاء فَاخْتَلَطَ بِهِ نَبَاتُ الْأَرْضِ فَأَصْبَح هَشِيمًا تَذْرُوهُ الرِّيَاحُ وَكَانَ اللَّهُ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ مُّقْتَدِرًا”</p>



<p>“(Güzelliğiyle insanoğlunu cezbeden şu gelip geçici; fâni) dünya hayatınıngerçek yüzünü ortaya koymak için, şu çarpıcı örneği anlat onlara: Gökten yağmur yağdırırız da, yeryüzünün bitki örtüsü onun sayesinde (yeşerip boy verir ve renk renk, çiçek çiçek) birbirine karışır fakat (bunca göz kamaştırıcı güzellikler, çok geçmeden sararır, ufalanır ve) sonunda, rüzgârların önünde savrulup giden çöp kırıntılarına dönüşür. (İşte dünya nîmetleri de aynen böyle yok olup gidecektir. O hâlde, yok olup gitmeye mahkûm olan şu evrende sınırlı bir güce sahip olan insanoğlu, bir Yüce Kudrete muhtaç: İşte O) Allah, her şeye kadirdir.”[2] Ayet dünyanın kısa ve sonlu oluşuna işaret ederken, asıl rağbet edilmesi gereken şeyleri de şöyle sıralıyor:</p>



<p>“الْمَالُ وَالْبَنُونَ زِينَةُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْبَاقِيَاتُ الصَّالِحَاتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ أَمَلًا”</p>



<p>“Gerçi mallarınız, (servetiniz, eşiniz ve) çocuklarınız, dünya hayatının süsleridir. (Bunlara sahip olmayı, insanlar arasında üstünlük ölçüsü ve değer yargısı yapmamak ve helâl sınırlarını aşmamak şartıyla, mal mülk sahibi olabilir, evlenip çoluk çocuğa karışabilir, hayatın güzelliklerinden yeterince istifâde edebilirsiniz. Fakat dünya ile ahiret arasında tercih yapma durumunda kaldığınızda elbette ahireti seçmelisiniz. Unutmayın ki, ürünleri sonsuza dek (kalıcı olan güzel davranışlar, Rabb’inin katında hem mükâfat bakımından daha iyidir, hem de (gönüllere huzur veren bir) ümit kaynağı olarak daha tatmin edicidir.”[3] Ayete göre kalıcı olan şeyler; Allah (c.c.) rızası için yapılan ibadetler, namaz, “Allah’ı eksik anlayıştan tenzih” ve “O’nun her şeye kadir” olduğunun[4] ikrarına dayanan bir anlayışla kendimiz için, insanlar için değerler üretmektir. Eğer insan bir değer üretemiyorsa, ayette buyurulduğu gibi kendisi de “çer-çöp” durumuna düşmüş olur. İnsanlık için değer üretmede bir yarışa girebilmek için, dünyanın kısa olduğunun bilincini Müslüman insanın sürekli yüreğinde hissetmesi gerekir. Çünkü “Ahiretin yanında dünya hayatı, bir geçimlikten ibarettir.”[5] İşi acele olan bir yolcunun belirli ihtiyaçlarını karşıladığı[6] bir uğrak yeri mantığı ile dünyaya yaklaşmak; onu hem kısa sürede verimli hale getirmek, hem de ona tapmama bilincinin doğmasına vesile olur. Aksi hâlde, insan “Dünya hayatına razı olur, ikinci bir hayatı reddederse”[7] ebedileştirdiği bu dünyada mutlu olmak için birçok kötülüğü yapmaktan çekinmez. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Altın, gümüş, saçaklı kadife, siyah zencefli kumaşın kulu olan kişiler kahrolsun. Böyle birisine verilirse razı olur, verilmezse razı olmaz.”[8] Hadisiyle dünyalık biriktirmeyi amaç hâline getirip sonra da fedakârlık yapamayacak şahısları uyarmıştır. Resulullah’ın yerdiği, kapitalist anlayıştır. Zira altın ve gümüşe kul olanlar, hiçbir zaman Allah’a kul olamazlar. Nitekim malda ve canda cömertlik yapmayıp korkak davranmayı hedef edinen anlayışı da şu olayda olduğu gibi şiddetle kınamıştır: “İbni Hasasiyye (r.), Hz. Peygambere gelip İslâm’ın emirlerinin zorluğu ve kolaylığı üzerinde yorum yapmış, sonra da “zekâtsız ve cihadsız bir din” tasavvurundan bahsetmiştir. Bunun üzerine Hz. Peygamber, bu zatı omuzundan tutup şiddetle sarsmış ve “Allah yolunda sadaka yok, infak yok, cihad yok, o zaman sen ne ile cennete gireceksin?”[9] Buyurmuştur. Peygamber Efendimizin bu uyarısı o şahsın üzerinden dinleri için fedakârlık yapamayan herkesedir. Dinimiz, her şeyini Allah için yoksullara verip sonra da “”Ailene ne bıraktın?” denildiğinde, “Allah ve Resulünü bıraktım” diyebilen Hz. Ebubekir gibi Müslümanlarla geleceğe hâkim olacaktır. Bu yaklaşım bir ütopya değil realitedir.</p>



<p>[1] Tevbe 9/24</p>



<p>[2] Kehf, 18/45.</p>



<p>[3] Kehf, 18/46.</p>



<p>[4] İbn-i Kesir, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, c. III, s. 84.</p>



<p>[5] R’ad, 13/26.</p>



<p>[6] Zemahşeri, Keşşaf, c. II, s. 507.</p>



<p>[7] Yunus, 10/7.</p>



<p>[8] Buhari, Cihad, c. VI, s. 80.</p>



<p>[9] Hakim, Müstedrek, had no: 2421, c. II, s 89-90</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/iman-fedakarlik-ister/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
