<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Korkut Daban &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/korkut-daban/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 27 Aug 2026 09:09:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Korkut Daban &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İdare Etmek Yönetmek Değildir</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/idare-etmek-yonetmek-degildir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/idare-etmek-yonetmek-degildir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 26 Aug 2026 14:06:16 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[aile]]></category>
		<category><![CDATA[Yönetim]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=20253</guid>

					<description><![CDATA[Başta Siyaset Bilimi olmak üzere hayatın birçok aşamasında özellikle Yönetim Bilimi alanında farklı tecrübeler ve yaşanmış hikayelerle karşı karşıya geliyoruz. Toplumu oluşturan en küçük yapı olan Aile her konuda olduğu gibi bu hususta yine başlangıç, daha doğrusu çıkış noktası olmaktadır. Bu nedenledir ki insan için Yönetim Becerisi Aile Reisliği ile başlar! Bir Evi Yönetmekte güçlük çeken bir insanın Hayatın farklı boyutlarında dolayısıyla Yönetim Süreçlerinde başarılı olması biraz hayalcilik olur. Keza İdare etmek Yönetmek demek değildir! Yani hayatın olağan akışına kendisini ve sorumluluk duyduğu mecraları teslim eden kimseler, en iyi ihtimalle İdareci olurlar! Yönetici vasfına sahip kimseler, aynı şekilde, Liderlik Ruhuna sahip modellerdir. İşte Yönetici ile İdareci arasında ki fark bu noktada ortaya çıkmaktadır. İdareci isminden de anlaşılacağı üzere, görev almış olduğu sorumluluk alanı ile ilgili en ufak bir inisiyatif ve risk almayan insan modelidir. Bu yüzdendir ki Resmi ve Özel İşletmeler için İdareci bulmak çok kolay iken Yönetici bulmaları nispeten daha zor olmuştur. Oturduğu koltukta Görev Tanımları dışına çıkmayacak veya kendisine gelecek olan talimatı uygulamaktan başka bir fark ortaya koymayan kişilerin toplumuna herhangi bir fayda sağlaması mümkün olmamaktadır. Yönetici ile İdareci arasında ki başka bir nüans şudur! Yönetici olmak istiyorsanız yönetecek İnsanlar yetiştirmeniz gerekirken, İdareci olmak isteyenlerin ise herhangi bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Başta Siyaset Bilimi olmak üzere hayatın birçok aşamasında özellikle Yönetim Bilimi alanında farklı tecrübeler ve yaşanmış hikayelerle karşı karşıya geliyoruz.</p>
<p>Toplumu oluşturan en küçük yapı olan Aile her konuda olduğu gibi bu hususta yine başlangıç, daha doğrusu çıkış noktası olmaktadır.</p>
<p><strong>Bu nedenledir ki insan için Yönetim Becerisi Aile Reisliği ile başlar!</strong></p>
<p>Bir Evi Yönetmekte güçlük çeken bir insanın Hayatın farklı boyutlarında dolayısıyla Yönetim Süreçlerinde başarılı olması biraz hayalcilik olur.</p>
<p><strong>Keza İdare etmek Yönetmek demek değildir!</strong></p>
<p>Yani hayatın olağan akışına kendisini ve sorumluluk duyduğu mecraları teslim eden kimseler, en iyi ihtimalle İdareci olurlar!</p>
<p><strong>Yönetici vasfına sahip kimseler, aynı şekilde, Liderlik Ruhuna sahip modellerdir. İşte Yönetici ile İdareci arasında ki fark bu noktada ortaya çıkmaktadır.</strong></p>
<p>İdareci isminden de anlaşılacağı üzere, görev almış olduğu sorumluluk alanı ile ilgili en ufak bir inisiyatif ve risk almayan insan modelidir.</p>
<p><strong>Bu yüzdendir ki Resmi ve Özel İşletmeler için İdareci bulmak çok kolay iken Yönetici bulmaları nispeten daha zor olmuştur.</strong></p>
<p>Oturduğu koltukta Görev Tanımları dışına çıkmayacak veya kendisine gelecek olan talimatı uygulamaktan başka bir fark ortaya koymayan kişilerin toplumuna herhangi bir fayda sağlaması mümkün olmamaktadır.</p>
<p><strong>Yönetici ile İdareci arasında ki başka bir nüans şudur! Yönetici olmak istiyorsanız yönetecek İnsanlar yetiştirmeniz gerekirken, İdareci olmak isteyenlerin ise herhangi bir şekilde personel yetiştirme ihtiyacı doğmamaktadır!</strong></p>
<p>Bu yüzdendir ki başta Siyasi Partiler ve Bürokrasi olmak üzere Yönetim Süreçlerinde başarılı figürlerin çoğunun kendi hür ve özgür iradesi ile kararlar aldığını gözlemleriz.</p>
<p>Buradan hareket ile deyim yerindeyse, her Yöneticinin kendi karakteristik yapısına mahsus bir “Yoğurt Yeme Tarzına” sahiptirler.</p>
<p>Özellikle resmi ve kamu kurumlarında çoğu zaman İdareci Profilinde insanlar Yönetim Makamlarına tercih edilmek suretiyle Atanmış olurlar!</p>
<p>Buna mukabil sorumluluk gerektiren Siyasi Parti Teşkilatları ve benzeri kurumsal yapılarda Motivasyon sağlayacak ve çalışacağı takımı oluşturma yetkisine sahip figürlerin Yönetici Özelliğine sahip olmaları gereklidir.</p>
<p><strong>Bu yüzdendir ki herhangi bir Kurumda görev alan Yönetim Kadrosu hakkında konuşurken “Bu Adam Sadece İşi İdare ediyor” derler!</strong></p>
<p>O nedenledir ki Kurumlarda, işleri idare edecek değil Kurumları Koordine edecek ve yönetecek yetkinliklere sahip Yöneticiler tercih edilmektedir.</p>
<p>Bugün Türkiye’de başarılı olmuş Kamu ve Özel Kurum İşletmelerinin Yönetici kadrosuna baktığınızda, Yönetim ve Koordinasyon becerisi yüksek Yönetici Profilleri ile karşılaşırsınız!</p>
<p>Bu yüzdendir ki tek hedefi koltuğa oturup “Durumu İdare Etmeyi” vazife edinen Yöneticilerin yer aldığı Kurum ve Müesseselerin her geçen gün kan kaybettiğine tanık olmaktayız.</p>
<p><strong>Kimse üzerine alınmasın alınmak isteyene de herhangi bir sözümüz olmayacaktır!</strong></p>
<p>Bugün Türkiye’de gerek Siyasette gerekse Bürokraside Makam sahiplerinin ciddi anlamda başarısızlıklar yaşamasının en canlı örnekleridir diyebiliriz!</p>
<p>Bir Siyasi Partinin Şehir bazında bir tane dahi Belediye Kazanamamış olması bunu ispatlar!</p>
<p><strong>Bir Sendika Başkanının sadece mevcut pozisyonunu koruması ve aktif üyelerinin haklarını gereğince savunamaması yine net bilgi olarak karşımıza çıkar!</strong></p>
<p>Günümüzde bu hususta asıl tartışılması gereken verimlilik ve performans iken, aksine, salt Üye Sayıları ve İstatistiksel bir takım istatsstistiki veriler üzerinden yapılan analizler müesseselerin başarısızlıklarını sadece “Halının Altına Süpürmelerine” neden olmaktadır.</p>
<p>Ez cümle yanlış tercih edilmiş Yöneticilerden kaynaklı başarısızlık hikayeleri yine onlara referans olan kişiler tarafından kapatılmaya çalışılmaktadır!</p>
<p><strong>Günün sonunda kaybeden ise bu kamuya mal olmuş müesseselere gönül veren Samimi Dava Neferleri olmaktadır.</strong></p>
<p>Kendisini temsil etmekte yetersiz bu insanları çoğu zaman savunmak zorunda kalmak gibi zorlu sınavlarla karşı karşıya kalmaktadırlar!</p>
<p><strong>Bu durum, Yağmur ve Tarla Sahibi İlişkisi misali vicdanlara ciddi zarar vermekte çoğu zaman ise açılan yaralar dikiş tutmaz bir hale gelmektedir.</strong></p>
<p>Bu nedenle diyoruz ki her İdareci Yönetici olamayacağı gibi, İdare edenlerin gölgesinde kalanların gelişimi de mümkün olmamaktadır! Kötü Yönetici sadece kendine değil aynı zamanda yanında çalışanlar için de zararlı olmaktadır.</p>
<p><strong>Bu noktada, Yazımızın başlığı zihinlerde muhakkak anlam ve karşılık bulacaktır!</strong></p>
<p>O yüzden diyoruz ki, “İdare etmek Yönetmek değildir!”</p>
<p><strong>Selam Ve Dua İle…  </strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/idare-etmek-yonetmek-degildir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sosyal Medyada Hedef Gösterilen Doktor Salih Selman Kimdir?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medyada-hedef-gosterilen-doktor-salih-selman-kimdir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medyada-hedef-gosterilen-doktor-salih-selman-kimdir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jul 2022 06:30:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[doktor]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<category><![CDATA[tıp]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18353</guid>

					<description><![CDATA[Albay bir babanın oğlu olan Salih Selman  Saint-Joseph Fransız lisesi mezunu. Ardından Çapa Tıp fakültesini bitiren Türkiye&#8217;nin en başarılı genel cerrahlarından. Doktor Selman, 3 dil bilen, 7 dalda spor yapan, 40 yaşında hafız olan, savaş ve afet durumlarında gönüllü doktorluk yapan, her fırsatta insanlara İslam&#8217;ın güzelliklerini anlatan, &#8220;hiç ölmeyecek gibi dünyaya yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış&#8221; sözünün vücut bulmuş hali. Kısacası ilminin zekâtını verse kendisini eleştirenlerin yedi sülalesine yetecek kadar donanımlı bir cerrah.. Peki neden kendisiyle alay ediliyor, aşağılanıyor. Cevabı basit aslında.. Çünkü o sakallı ve şalvarlı bir doktor!! Çünkü bu ülkede hâlâ insanları dış görünüşüne göre yargılayan, bu insanlara saldıran ve taciz eden; kılık, kıyafetle ilerici olunacağını zanneden malum bir kitle var. Ve on gün öncesine kadar doktor hakları üzerinden duyar kasanlar, dış görünüşünden ve inancından dolayı aşağılanan doktor Salih Selman&#8217;a sahip çıkmıyor. Çünkü mesele asla doktor hakları değildi&#8230; Hem niye sahip çıksınlar ki? Sakallı şalvarlı doktor mu olur? İmam olsa neyse! Gerçi imamlara da düşmanlar ya.. Oysa unuttukları bir şey var. Salih Selman&#8217;ın da dediği gibi &#8220;Sakallıysan camide, örtülüysen evde olmalısın devri bitti!&#8221; Akıllarınca Salih Selman&#8217;a itibar suikastı yapmak istediler Ama yine olmadı .Salih Selman&#8217;ı biz tanıyorduk ama şimdi tüm Türkiye tanıyor. Sezai Karakoç&#8217;un dediği gibi &#8220;Seni yok &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Albay bir babanın oğlu olan Salih Selman  Saint-Joseph Fransız lisesi mezunu. Ardından Çapa Tıp fakültesini bitiren Türkiye&#8217;nin en başarılı genel cerrahlarından.</p>



<p>Doktor Selman, 3 dil bilen, 7 dalda spor yapan, 40 yaşında hafız olan, savaş ve afet durumlarında gönüllü doktorluk yapan, her fırsatta insanlara İslam&#8217;ın güzelliklerini anlatan, &#8220;hiç ölmeyecek gibi dünyaya yarın ölecekmiş gibi ahirete çalış&#8221; sözünün vücut bulmuş hali. Kısacası ilminin zekâtını verse kendisini eleştirenlerin yedi sülalesine yetecek kadar donanımlı bir cerrah..</p>



<p>Peki neden kendisiyle alay ediliyor, aşağılanıyor. Cevabı basit aslında..</p>



<p>Çünkü o sakallı ve şalvarlı bir doktor!!</p>



<p>Çünkü bu ülkede hâlâ insanları dış görünüşüne göre yargılayan, bu insanlara saldıran ve taciz eden; kılık, kıyafetle ilerici olunacağını zanneden malum bir kitle var.</p>



<p>Ve on gün öncesine kadar doktor hakları üzerinden duyar kasanlar, dış görünüşünden ve inancından dolayı aşağılanan doktor Salih Selman&#8217;a sahip çıkmıyor. Çünkü mesele asla doktor hakları değildi&#8230;</p>



<p>Hem niye sahip çıksınlar ki? Sakallı şalvarlı doktor mu olur? İmam olsa neyse!</p>



<p>Gerçi imamlara da düşmanlar ya..</p>



<p>Oysa unuttukları bir şey var. Salih Selman&#8217;ın da dediği gibi &#8220;Sakallıysan camide, örtülüysen evde olmalısın devri bitti!&#8221;</p>



<p>Akıllarınca Salih Selman&#8217;a itibar suikastı yapmak istediler Ama yine olmadı .Salih Selman&#8217;ı biz tanıyorduk ama şimdi tüm Türkiye tanıyor.</p>



<p>Sezai Karakoç&#8217;un dediği gibi &#8220;Seni yok sayacaklar, sen daha çok var olacaksın.&#8221;</p>



<p>Şunu da eklemeden geçmeyeyim. Türk Tabipler Birliğini savunanlarla, Salih Selman&#8217;ı linç etmeye çalışanlar aynı kişiler. Oysa Türk Tabipler Birliğini toplasan bir Salih Selman etmez????</p>



<p>Biz biliyoruz ki kıyamete kadar Ebu Cehil&#8217;in torunları mücadelesini verecek. Bizde son nefese kadar Hak Davanın mücadelesini vereceğiz İnşallah.</p>



<p>Vesselam&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sosyal-medyada-hedef-gosterilen-doktor-salih-selman-kimdir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Samimiyet Sınavından Kaldık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Dec 2021 12:37:36 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Faiz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17983</guid>

					<description><![CDATA[Son üç köşe yazımda kaybettiklerimiz ana başlığı altında Anadolu ve İslam medeniyetinden bizlere miras olan ve yitip giden kadim değerlerimizi dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalışmıştık. Yaklaşık olarak bir aydır ülke dolar, faiz ve altın krizi ile kasıp kavruluyor. İstisnasız herkes ekonomi profesörü ve kriz yönetimi uzmanı olarak fikir beyan eder oldu. Deyim yerindeyse ağzı olan konuşuyordu. Tüm bu hararetli gelişmelerin orta yerinde Bitcoin denen salgına sabit maaşlı vatandaşların ilgisi de had safhaya ulaşmıştı. Memleket yangın yeri misali tozu dumana katmıştı. Hepsi bir yana asgari ücret zammı tartışmaları deyim yerindeyse pastanın kreması olmuştu. Ülkeyi germe maksadıyla kendince siyaset yapan aklı evvel kriz fırsatçıları için ideal bir ortam doğmuştu. Memleketin üzerine benzin döküp bir kibrit ile yakmaya hevesli felaket tellalları adeta pusuya yatmış vaziyette bekliyorlardı. Doların ve altının hızlı yükselişiyle beraber bunu bir fırsat bilen karakter ve haysiyet yoksunları birçok ürüne yüzde yüzün üstünde zam yapmışlardı. Örneğin dolarda ki bir tl oranında ki artış, ürüne üç tl ve bazen beş tl olarak yansıtılıyordu. Allah’tan Müslüman bir milletiz! Yine aynı şekilde Araba, Ev ve Kira ücretlerinde ki fahiş artışlar ise işin farklı bir boyutunu oluşturmaktaydı. Şu ana kadar yazdıklarım benim fazlasıyla içimi kararttı. Muhtemelen sizin de içinizin karardığını tahmin edebiliyorum. Ekranlar, sosyal medya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son üç köşe yazımda kaybettiklerimiz ana başlığı altında Anadolu ve İslam medeniyetinden bizlere miras olan ve yitip giden kadim değerlerimizi dilimiz döndüğü kadar anlatmaya çalışmıştık.</p>



<p><strong>Yaklaşık olarak bir aydır ülke dolar, faiz ve altın krizi ile kasıp kavruluyor. İstisnasız herkes ekonomi profesörü ve kriz yönetimi uzmanı olarak fikir beyan eder oldu. Deyim yerindeyse ağzı olan konuşuyordu.</strong></p>



<p>Tüm bu hararetli gelişmelerin orta yerinde Bitcoin denen salgına sabit maaşlı vatandaşların ilgisi de had safhaya ulaşmıştı. Memleket yangın yeri misali tozu dumana katmıştı. Hepsi bir yana asgari ücret zammı tartışmaları deyim yerindeyse pastanın kreması olmuştu.</p>



<p>Ülkeyi germe maksadıyla kendince siyaset yapan aklı evvel kriz fırsatçıları için ideal bir ortam doğmuştu. Memleketin üzerine benzin döküp bir kibrit ile yakmaya hevesli felaket tellalları adeta pusuya yatmış vaziyette bekliyorlardı.</p>



<p><strong>Doların ve altının hızlı yükselişiyle beraber bunu bir fırsat bilen karakter ve haysiyet yoksunları birçok ürüne yüzde yüzün üstünde zam yapmışlardı. Örneğin dolarda ki bir tl oranında ki artış, ürüne üç tl ve bazen beş tl olarak yansıtılıyordu. Allah’tan Müslüman bir milletiz!</strong></p>



<p>Yine aynı şekilde Araba, Ev ve Kira ücretlerinde ki fahiş artışlar ise işin farklı bir boyutunu oluşturmaktaydı.</p>



<p>Şu ana kadar yazdıklarım benim fazlasıyla içimi kararttı. Muhtemelen sizin de içinizin karardığını tahmin edebiliyorum. Ekranlar, sosyal medya ve sokakta konuşulan konular insanları hayattan soğutmuştu!</p>



<p>Peki ne oldu da bir anda herkes sus pus oldu? Hükümet kanadının mevduat hesapları ile ilgili olarak mudilere yönelik yaptığı bir açıklama sonucunda dolar bir gecede tepe taklak oldu. Utanmadan sıkılmadan her gün ekranlara çıkıp konuşan çokbilmiş uzmanlar sus pus oldular.</p>



<p><strong>Anlaşılan beklentileri boşa çıkmıştı. Memleket Gemisinin Titanik misali batmasını bekleyen art niyetli bu mihraklar büyük bir hayal kırıklığı ile karşı karşıya kalmıştı. Başka söze gerek var mı bilmiyorum ama! Bir topluluk düşünün ki ülkesinin batmasına sevinecek kadar ihanet içerisinde olsun.</strong></p>



<p>Bu gaflet içerisindeki davranış şekli bana son yıllarda çok sık kullandığım bir kavramı hatırlattı. Hatırlatmanızda kolaylık sağlaması için söylüyorum. Şener Şen’in Eşkıya Baran rolünde oynadığı Eşkıya filminde bir sahne var. Eşkıya şehre indi diyor.</p>



<p>Maalesef devletin dağda nihayete erdirmiş olduğu terör bugün şehirlere indi. Ve ne hazindir ki her türlü ekonomik ve siyasal gelişmeleri devlete saldırmak için adeta fırsata çeviren bu terör sevicilerine bilerek veya bilmeyerek destek veren saf bir kitle oluşmuştu.</p>



<p>Dolar veya faizle en ufak bir ilgisi olmayan vatandaş hatta çocuk yaştakiler dahi bu tartışmaya dahil olmuşlardı.</p>



<p>Dolarla yatıp faizle kalkan bir millet olup çıkmıştık. Bugün geldiğimiz noktada dolar beklentilerin aksine ciddi bir oranda düşüş yaşadı. Faizler keza aynı şekilde artış göstermedi. Deyim yerindeyse bir anda ortalık süt liman oldu. Dahası asgari ücrette son elli yılın en yüksek zammı gerçekleşti.</p>



<p><strong>Bir anda bu olumlu gelişmeler olurken diğer yanda her yerde bir ölüm sessizliği oluştu. Her şey kötü giderken haddini bilmeden konuşanlar, piyasada ki tablo olumluya dönünce süt dökmüş kediye dönmüşlerdi.</strong></p>



<p>Küçük esnaf karınca kararınca iş yapmaya çalışırken stokçuluk yapmak suretiyle üç liralık mala on lira fiyat biçenlere sözümüz; dolar düştü neden ürünlerin fiyatını indirmediniz? Dolar artışını anlık olarak ürün ücretlerine yansıtanlar dolarda ki düşüşe sağır kalmışlardı.</p>



<p>Çanakkale’de kuru ekmek ve üzüm hoşafı ile düşmana geçit vermeyen kınalı kuzuları düşünüp kahrımdan ağladım. Allah aşkına söyler misiniz dostlar? Biz hangi ara bu duruma geldik!</p>



<p><strong>Asgari ücret zammı ve dolarda meydana gelen düşüş turnusol kağıdı etkisi göstermişti. Sakın ha bu yazdıklarım hükümeti aklama olarak alınmasın. Biz her daim doğruları konuşmaya devam edeceğiz. Asla ve kata birlerinin avukatlığına soyunmayacağız.</strong></p>



<p>Kadim Anadolu Medeniyetinin mirasçılarına bu kriz fırsatçılığı yakışmadı. Yüz yıl önce bırakın kolunda ki altın bilezikleri kundaktaki çocuğunu memleketi için feda etmiş Nene Hatun’u hatırlayınca ben utandım.</p>



<p>Aksine Türkiye’nin muhalif partilerinin bir türlü yapamadığı samimi muhalefeti dahi biz yerine getirmenin gayreti içinde olacağız.</p>



<p><strong>Bizim tek derdimiz var o da memleketimiz. Bu arada medyanın her kesiminde olumsuz haberlerle adeta algı operasyonları düzenleniyor. Ancak bilmenizi isterim ki Türkiye tarihte görülmedik bir şekilde sanayi ve ihracat kalemlerinde büyük başarılara imza atıyor.</strong></p>



<p>Önümüzde ki günlerde bu hususlarla ilgili sizleri bilgilendirmeye çalışacağım. Sadece şunu söyleyebilirim yakın zamanda güzel gelişmeler duyacaksınız inşallah! </p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/samimiyet-sinavindan-kaldik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaybettiklerimiz; Kanaatkarlık</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-kanaatkarlik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-kanaatkarlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 01 Dec 2021 08:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[kanaat]]></category>
		<category><![CDATA[şükür]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17927</guid>

					<description><![CDATA[Her gün bir başka değerimizi ayaklar altında çiğnemek suretiyle tarihin tozlu raflarına gömüyoruz. Kazandıkça daha fazlasını hedefliyor ve daha fazla kazandıkça yeni ve yüksek hedeflere doğru bilinçsiz bir şekilde yol alıyoruz. Deyim yerindeyse dipsiz kuyulara doğru yol almaktan imtina etmiyoruz. Ne hazindir ki bu sakınmasız gözü kara ilerlemenin bir bedeli olduğunun farkında bile değiliz! Açgözlülük bizleri Haris bir şekilde adeta uçurumlara doğru yol aldırıyor. Bir hurma bir hırka prensibinden çok ama çok uzak kaldık. Rızkın teminatının Alemlerin Rabbi olduğunu da unuttuk. Nasibine razı gelip Kanaatkar olanları neredeyse suçlayacak kadar ileri gittik. Tam tersine ihtiraslarımızın ve sonu gelmek bilmeyen tatminsizliğimizin ismini ise Kariyer ve Hedef gibi süslü kelimelerle aklama gayretine girdik. Harislik kelime anlamı itibariyle bir şeyi aşırı ölçüde isteyen, çok istekli, bir şeye doymak bilmeyen, açgözlü, hırslı anlamına gelir. Bizler Haris kavramını tanımlarken, aklımıza nedense hep, açgözlülük ve doyumsuzluk yani işkembemize hitap eden yiyecek ve içecekler gelir. Oysa en büyük açlık yani harislik aslında göz ve gönül dünyamızda olanlardır. Hani meşhur bir hikayedir bilirsiniz. Hazinesi altın dolu bir tacir vasiyetinde kabrini toprak yerine altın ile doldurmalarını ister. Ancak kürekler dolusu altın cesedinin üzerini örtmez. Atılan kürekler dolusu altınlar cesedin göz çukurlarından akıp gider. En nihayetinde Ulemaya sorarlar. Ne yapalım diye. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her gün bir başka değerimizi ayaklar altında çiğnemek suretiyle tarihin tozlu raflarına gömüyoruz. Kazandıkça daha fazlasını hedefliyor ve daha fazla kazandıkça yeni ve yüksek hedeflere doğru bilinçsiz bir şekilde yol alıyoruz.</p>



<p><strong>Deyim yerindeyse dipsiz kuyulara doğru yol almaktan imtina etmiyoruz. Ne hazindir ki bu sakınmasız gözü kara ilerlemenin bir bedeli olduğunun farkında bile değiliz! Açgözlülük bizleri Haris bir şekilde adeta uçurumlara doğru yol aldırıyor.</strong></p>



<p>Bir hurma bir hırka prensibinden çok ama çok uzak kaldık. Rızkın teminatının Alemlerin Rabbi olduğunu da unuttuk. Nasibine razı gelip Kanaatkar olanları neredeyse suçlayacak kadar ileri gittik.</p>



<p>Tam tersine ihtiraslarımızın ve sonu gelmek bilmeyen tatminsizliğimizin ismini ise Kariyer ve Hedef gibi süslü kelimelerle aklama gayretine girdik.</p>



<p><strong>Harislik kelime anlamı itibariyle </strong><strong>bir şeyi aşırı ölçüde isteyen, çok istekli, bir şeye doymak bilmeyen, açgözlü, hırslı anlamına gelir.</strong></p>



<p>Bizler Haris kavramını tanımlarken, aklımıza nedense hep, açgözlülük ve doyumsuzluk yani işkembemize hitap eden yiyecek ve içecekler gelir. Oysa en büyük açlık yani harislik aslında göz ve gönül dünyamızda olanlardır.</p>



<p>Hani meşhur bir hikayedir bilirsiniz. Hazinesi altın dolu bir tacir vasiyetinde kabrini toprak yerine altın ile doldurmalarını ister. Ancak kürekler dolusu altın cesedinin üzerini örtmez. Atılan kürekler dolusu altınlar cesedin göz çukurlarından akıp gider.</p>



<p>En nihayetinde Ulemaya sorarlar. Ne yapalım diye. Alimler bir avuç toprak atın gözlerinin üzerine der. Ve hikaye o ya! O bir avuç toprak göz çukurlarının kapanmasına yeterli gelir.</p>



<p><strong>İşte bütün mesele bu değil mi dostlar! Bir ömür boyu yapılan koşturmacalar ve ihtirasların sonu sadece bir avuç veya bir kürek toprak.</strong></p>



<p>Muhakkak ki ondan geldik ona döneceğiz inşallah. Sadece bu dahi yetmez mi? İlahi sonucun istikametin ne olduğunu bilmek yetmez mi? Fazlasıyla yeter.</p>



<p>Bugün sabah işine giden bir esnaf, vazife başında bir memur, tarladaki çiftçi dahası okula giden bir öğrenci hangi hedefle güne başlamalıdır? Öyle ya insan yaradılışı itibariyle duygu ve düşünce dünyası olan Eşref-i Mahlukat tanımı ile müsemma bir varlıktır.</p>



<p>Yaratılmışların En Şereflisi olarak tanımlanan bu varlığı diğer canlılardan yani mahlukatlardan ayırt edici en belirgin özellik nedir daha doğrusu ne olmalıdır.</p>



<p>Bu sorunun cevabını aklıselim her Müslüman bilir bilmeli diye düşünüyorum. Bilmemesi ise ayrı bir fecaat diyebilirim.</p>



<p><strong>Öğrencinin tek gayesi yüksek not ile sınıf geçip, sınavlarda büyük başarılar elde etmesi midir? Esnafların ve İş İnsanlarının hedefi günü en yüksek ciro ve kar ile kapatmak mı olmalıdır? Çiftçiler ürünlerini en düşük maliyetle üretip en yüksek rekolteyi mi hedeflemelidir?</strong></p>



<p>Tabii ki hayır! Zaten tüm bu yanlış yönlendirmelerle oluşturulan hedefler toplumun terazisini bozdu diyebiliriz. Maddi ve limitsiz hedefler Mana Dünyasından bizleri adeta koparıp sel suyundaki çöp haline getirdiler.</p>



<p>Dışarıdan bakınca belli amaçlar doğrultusunda çalışıp koşturuyor gibi görünen, bir sürü kuru kalabalıklar haline geldik. Tablonun vahametinin farkında bile olmamamız ayrı bir garabet diyebilirim.</p>



<p>Her Toplumsal olayda olduğu üzere Farkındalık yine büyük bir önem arz etmektedir. İnsanların birbirini arkadaş ve hatta Müslümanların kardeş gördüklerini adeta düşman misali rakip görmesi kabul edilebilir bir durum değildir.</p>



<p><strong>Bu açgözlü ve haris yaklaşım insanlığın en büyük tehdidi olmaya devam ettiği sürece bu fani alemde huzur aramak çok doğru bir beklenti olmayacaktır.</strong></p>



<p>Bugün sadece ihtiraslarının kurbanı olan annelerin ve babaları yetiştirmiş oldukları evlatları, maalesef yarınlarda ki en büyük pişmanlıklarını oluşturacaktır.</p>



<p>İnsanı insan yapan hasletlerden uzak yetiştirilmiş bireyler yarı robot yarı insan özelliği taşımaktadırlar. Sadece temel ihtiyaçlarını karşılayan maneviyattan yoksun birer Cyborg (İnsan makine karışımı bir varlık) haline gelmektedirler.</p>



<p>Yerlerin ve göklerin tek sahibi olan Allah’ın yaratırken vermiş olduğu güzel fıtrata ters hatta aksi bir varlık olup çıkmış durumdayız.</p>



<p>Kur’an-ı Kerim de sürekli olarak zaman üzerine yapılan yeminler ve Hiç akıl etmez misiniz? İfadelerini de düşünmez ve dertlenmez olduk. Sadece Fatiha Suresinde yer alan Sıratı Müstakim ifadesini hayatımıza esas almamız yeterli olacaktır.</p>



<p><strong>Uyanmak için bir ses bir seda lazım ise Yunus Emre ile nokta koymak isterim. Rabbim bizleri Haktan ve Hakikat yolundan ayırmasın inşallah!</strong></p>



<p>Yol odur ki doğru vara<br>Göz odur ki Hakk’ı göre<br>Er odur alçakta dura<br>Yüceden bakan göz değil.</p>



<p><strong>Selam ve dua ile…</strong><strong></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-kanaatkarlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaybettiklerimiz; Ahde Vefa</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-ahde-vefa/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-ahde-vefa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Nov 2021 04:06:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[söz]]></category>
		<category><![CDATA[Vefa]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17855</guid>

					<description><![CDATA[İnsanı İnsan yapan özelliklerden birisi de Ahde Vefadır. Bunun gibi nice güzel hasletleri yitirdik. Çağın hastalığı yediden yetmişe hepimizi zehirlemeye devam ediyor. Bizi biz eden ne varsa elimizle yine elbirliği ile toprağa veriyoruz. Bugün birçoğumuzun dertli olduğu bir hususu kaleme almak istiyorum. Yok ettiğimiz Ahde Vefa konusunu. Bilindik Hikaye hepiniz bilirsiniz ancak hatırlatmakta fayda görüyorum. Hani ibretlik hikaye deriz ya! İşte bu kıssa tamda onu anlatıyor. Bir anlık gaflet ile nefsimize yenik düşüyoruz. Ve sonrasında bin bir emekle kazanılan, bir solukta yok olup giden kadim değerler… Ahde Vefa Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derler ki -Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin. Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek: -Söyledikleri doğrumu diye sorar. Suçlanan genç derki evet doğru, bu söz üzerine Hz Ömer: -Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar. Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki: -Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi. Hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki, dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta öldü, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İnsanı İnsan yapan özelliklerden birisi de Ahde Vefadır. Bunun gibi nice güzel hasletleri yitirdik. Çağın hastalığı yediden yetmişe hepimizi zehirlemeye devam ediyor. Bizi biz eden ne varsa elimizle yine elbirliği ile toprağa veriyoruz.</p>



<p>Bugün birçoğumuzun dertli olduğu bir hususu kaleme almak istiyorum. Yok ettiğimiz Ahde Vefa konusunu. Bilindik Hikaye hepiniz bilirsiniz ancak hatırlatmakta fayda görüyorum. Hani ibretlik hikaye deriz ya! İşte bu kıssa tamda onu anlatıyor.</p>



<p>Bir anlık gaflet ile nefsimize yenik düşüyoruz. Ve sonrasında bin bir emekle kazanılan, bir solukta yok olup giden kadim değerler…</p>



<p><strong>Ahde Vefa</strong></p>



<p>Hz. Ömer arkadaşlarıyla sohbet ederken, huzura üç genç girerler, derler ki</p>



<p>-Ey halife bu aramızdaki arkadaş bizim babamızı öldürdü ne gerekiyorsa lütfen yerine getirin.</p>



<p>Bu söz üzerine Hz. Ömer suçlanan gence dönerek:</p>



<p>-Söyledikleri doğrumu diye sorar.</p>



<p>Suçlanan genç derki evet doğru, bu söz üzerine Hz Ömer:</p>



<p>-Anlat bakalım nasıl oldu diye sorar.</p>



<p>Bunun üzerine genç anlatmaya başlar, der ki:</p>



<p>-Ben bulunduğum kasaba hali vakti yerinde olan bir insanım ailemle beraber gezmeye çıktık kader bizi arkadaşların bulunduğu yere getirdi.</p>



<p>Hayvanlarımın arasında bir güzel atım var ki, dönen bir defa daha bakıyor hayvana ne yaptıysam bu arkadaşların bahçesinden meyve koparmasına engel olamadım, arkadaşların babası içerden hışımla çıktı atıma bir taş attı atım oracıkta öldü, nefsime bu durum ağır geldi, ben de bir taş attım babası öldü, kaçmak istedim, fakat arkadaşlar beni yakaladı, durum bundan ibaret, dedi.</p>



<p><strong>Bu söz üzerine Hz Ömer söyleyecek bir şey yok bu suçun cezası idam, madem suçunu da kabul ettin…</strong></p>



<p>Bu sözden sonra delikanlı söz alarak:</p>



<p>-Efendim bir özürüm var, ben memleketinde zengin bir insanım, babam rahmetli olmadan bana epey bir altın bıraktı, gelirken kardeşim küçük olduğu için saklamak zorunda kaldım şimdi siz bu cezayı infaz ederseniz yetimin hakkını zayi ettiğiniz için Allah katında sorumlu olursunuz, bana üç gün izin verirseniz ben emaneti kardeşime teslim eder gelirim, bu üç gün için de yerime birini bulurum der.</p>



<p>Hz Ömer dayanamaz derki:</p>



<p>-Bu topluluğa yabancı birisin, senin yerine kim kalır ki? der,</p>



<p>Sözün burasında genç adam ortama bir göz atar derki,</p>



<p><strong>-Bu zat benim yerime kalır, o zat Hz peygamber &nbsp;efendimizin en iyi arkadaşlarından, daha yaşarken cennetle müjdelen Amr ibni Asr’ dan başkası değildir. Hz Ömer Amr ‘a dönerek</strong></p>



<p><strong>-Ey Amr delikanlıyı duydun, der.</strong></p>



<p><strong>O yüce sahabi:</strong></p>



<p><strong>-Evet, ben kefilim der ve genç adam serbest bırakılır.</strong></p>



<p>Üçüncü günün sonunda vakit dolmak üzere ama gençten bir haber yoktur, Medine&#8217;nin ileri gelenleri Hz. Ömer&#8217;e çıkarak gencin gelmeyeceğini, dolayısıyla Amr İbni Asr’a verilecek idamın yerine, maktülün diyetinin verilmesini teklif ederler, fakat gençler razı olmaz ve babamızın kanı yerde kalsın istemiyoruz, derler.</p>



<p>Hz. Ömer kendinden beklenen cevabı verir, derki,</p>



<p>-Bu kefil babam olsa fark etmez, cezayı infaz ederim.</p>



<p>Hz. Amr ibni Asr ise tam bir teslimiyet içerisinde derki,</p>



<p>-Biz de sözümüzün arkasındayız.</p>



<p>Bu arada kalabalıkta bir dalgalanma olur ve insanların arasından genç görünür.</p>



<p>Hz Ömer gence dönerek derki,</p>



<p><strong>-Evladım gelmeme gibi önemli bir fırsatın vardı neden geldin.</strong></p>



<p>Genç vakurla başını kaldırır ve:</p>



<p><strong>-Ahde vefasızlık etti demeyesiniz diye geldim, der.</strong></p>



<p>Hz. Ömer başını bu defa çevirir ve Amr ibni Asr’a derki,</p>



<p>-Ey amr sen bu delikanlıyı tanımıyorsun nasıl oldu da onun yerine kefil oldun?</p>



<p>Amr ibni Asr :</p>



<p><strong>-Bu kadar insanın içerisinden beni seçti, insanlık öldü dedirtmemek için kabul ettim der.</strong></p>



<p>Sıra gençlere gelir derler ki,</p>



<p>-Biz bu davadan vazgeçiyoruz, bu sözün üzerine Hz Ömer:</p>



<p>-Ne oldu biraz evvel babamızın kanı yerde kalmasın diyordunuz ne oldu da vazgeçiyorsunuz?</p>



<p>Gençlerin cevabı dehşetlidir:</p>



<p><strong>&#8211; Merhametsiz insan kalmadı denmesin diye.</strong></p>



<p>Bundan başka söze gerek var mı dostlar? Aslında sabaha kadar konuşsak ve yazsak kelimeler yetmeyecek biliyorum. Ancak hiç düşündünüz mü? Ben Müslümanım diyen birisinin ne denli ağır yükümlülük sahibi olduğunu anlayabildiniz mi?</p>



<p>Hani deyim yerindeyse Müslümanlar tamamıyla dünyevileşmiş dahası Kimlik Müslümanı olmuşlardır. Zor zamanda duruş sergilemek ne denli önemliymiş. En ufak bir öfke veya kızgınlıkta kardeşine sırtını dönenlere ne anlatabilirsiniz ki!</p>



<p>Müslümanın olmazsa olmazlarından birisi olan Ahde Vefa sadece sözde bir ifade olmaktan öteye gitmiyor. Kadim değerlerimiz Batının Kültür Emperyalizmine karşı adeta kurban ediliyor.</p>



<p>Anlaşılan o ki Vefa artık İstanbul’da bir semt isminden ibaret. </p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kaybettiklerimiz-ahde-vefa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cadı Avcıları</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/cadi-avcilari/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/cadi-avcilari/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 06 Nov 2021 08:14:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Cadı avı]]></category>
		<category><![CDATA[Ortaçağ]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17839</guid>

					<description><![CDATA[Modernizm ve Toplum başlıklı son yazımı okuyan dostlarımızın ve sevgili takipçilerimin isteği üzerine konuya kaldığımız yerden devam etme gereği hissettim. Toplumların değişimi ve gelişimi noktasında ilim ve irfan insanlarının çok büyük sorumluluk taşıdığını söylememe hacet yok. Öyle ki aydınların ve entelektüel sayısının azlığı ve çokluğu toplumların gelişimi için önemli bir referanstır. Son yıllarda bırakın yeni aydın ve entelektüellerin yetişmesi mevcut değerlerimizin itibar suikastine uğratılmak suretiyle hunharca imha edildiklerine tanık olmaktayız. Ekonomik gelişimi kültürel gelişiminin önünde olan toplumlarda sık karşılaşılan bir durum diyebiliriz. Özellikle son yirmi yılda özellikle Cumhuriyet tarihinin eskimiş sözde aydınları Anadolu İrfanı ile yetişmiş aydınları hedef göstermek suretiyle engellemeye çalıştılar. Çoğu zaman bu Feraset sahibi alimleri takunyalı, takkeli, gerici, hatta göbeğini kaşıyan adam gibi ifadelerle toplum nazarında itibarsızlaştırma gayretine girdiler.Bu hoyrat ve ahlak dışı saldırıları anlamak o kadarda zor değildi aslında. Keza yüz yıl boyunca Devleti ve imkanlarını deyim yerinde ise adeta sömüren zihniyetin mimarları bugün yeniden dirilişe engel olmayı kendilerine vazife edinmişlerdir. Bizleri hayrete düşüren ise Ulemaya karşı bu direnişi gösteren sözde sosyalist ve demokrat kırıntılarına bizim mahalleden çığırtkanlarında eşlik etmeleridir. Aydın ve Entelektüellerin herhangi bir konuda ki düşüncelerine nezaket ve ahlak dışı saldırılarda bulunmaktadırlar.Entelektüel bir yazarın kendi uzmanlık alanı dışında bir konuda yazmasına şiddetle karşı çıkmaktadırlar. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modernizm ve Toplum başlıklı son yazımı okuyan dostlarımızın ve sevgili takipçilerimin isteği üzerine konuya kaldığımız yerden devam etme gereği hissettim.</p>



<p><br>Toplumların değişimi ve gelişimi noktasında ilim ve irfan insanlarının çok büyük sorumluluk taşıdığını söylememe hacet yok. Öyle ki aydınların ve entelektüel sayısının azlığı ve çokluğu toplumların gelişimi için önemli bir referanstır.</p>



<p><br>Son yıllarda bırakın yeni aydın ve entelektüellerin yetişmesi mevcut değerlerimizin itibar suikastine uğratılmak suretiyle hunharca imha edildiklerine tanık olmaktayız. Ekonomik gelişimi kültürel gelişiminin önünde olan toplumlarda sık karşılaşılan bir durum diyebiliriz.</p>



<p><br>Özellikle son yirmi yılda özellikle Cumhuriyet tarihinin eskimiş sözde aydınları Anadolu İrfanı ile yetişmiş aydınları hedef göstermek suretiyle engellemeye çalıştılar. Çoğu zaman bu Feraset sahibi alimleri takunyalı, takkeli, gerici, hatta göbeğini kaşıyan adam gibi ifadelerle toplum nazarında itibarsızlaştırma gayretine girdiler.<br>Bu hoyrat ve ahlak dışı saldırıları anlamak o kadarda zor değildi aslında. Keza yüz yıl boyunca Devleti ve imkanlarını deyim yerinde ise adeta sömüren zihniyetin mimarları bugün yeniden dirilişe engel olmayı kendilerine vazife edinmişlerdir.</p>



<p><br>Bizleri hayrete düşüren ise Ulemaya karşı bu direnişi gösteren sözde sosyalist ve demokrat kırıntılarına bizim mahalleden çığırtkanlarında eşlik etmeleridir. Aydın ve Entelektüellerin herhangi bir konuda ki düşüncelerine nezaket ve ahlak dışı saldırılarda bulunmaktadırlar.<br>Entelektüel bir yazarın kendi uzmanlık alanı dışında bir konuda yazmasına şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Söylemleri şu. Herkes kendi işini yapacak. Alanı ne ise onun dışına çıkmayacak. Tek alanda çalışmasını yürütecek demek kendi işinin yanında kendini yetiştirme suretiyle farklı alanlarda söz sahibi olan bütün isimleri yok saymaktır bu.</p>



<p><br>Mesela Mustafa Armağan edebiyat fakültesi mezunu ise tarihle ilgilenmesin demektir bu. Mehmet Niyazi için de geçerli bu kıstas o zaman. Hukuk eğitimi almış birinin tarihle ilgilenmesi hem de bu alanda başyapıt denen eserler ortaya koyması ne büyük talihsizlik demek anlamına geliyor. Keza Nurullah Genç İktisat Fakültesi mezunu olarak sadece ekonomi ile ilgilenmeli Şairlik ve Yönetim Organizasyon alanına, adım dahi atmamalıydı.<br>Avrupa’dan örneklerle de destekleyebiliriz. Salvador Dali sadece resim çizmeli film ve senaryo işlerine hiç girmemeliydi. Yine Leonardo da Vinci Ressam kimliği yanında astronomi ve matematik bilimi ile hiç uğraşmamalıydı.</p>



<p><br>Yazıma neden Cadı Avcıları başlığı verdiğimi anladınız mı? Güzel memleketimde artık herkes işi gücü bırakıp adeta Entelektüel avına çıktılar. Bu kavramın tarihsel oluşumu nasıl gerçekleşmiştir ona bir bakalım.<br></p>



<p>Kim Bu Cadı Avcıları?<br>Genellikle kadın olarak düşünüler cadılara inanış, özellikle Ortaçağ Avrupa&#8217; sında pek yaygındı. Cadılar çeşitli inanışlarda geceleri dirilip insanlara kötülük yaptığına inanılan ölü olarak tanımlanır. Papa Innocent VIII. Cadı olaylarını inceletmek üzere papazlardan oluşan bir kurul oluşturur. Bu kurulun hazırladığı rapor XV. yy.&#8217; ın inanç tarihi için çok önemli bir belgedir.</p>



<p><br>Cadı Tokmağı (La Malleus Maleficarum, 1487) yayımlanan bu raporda söylendiğine göre, aşırı cinsel istek duyan kimi yaşlı kadınlar geceleri cadılık ediyorlarmış, veya bu yaşlı kadınlar, insanlar arasında yaşayan ve gündüzleri niteliklerini belli etmeyip geceleyin cadılık eden yaşayan ölüler (hortlak) miş.</p>



<p>Büyücülük yapanların da bu cadılar olduğuna inanılmış ve cadı deyimi büyücü anlamına da kullanılmıştır. Hıristiyanlık tarihinde büyücü avcıları gibi cadı avcıları da ünlüdür. Cadı sayılıp yakılanların sayısının milyonları aştığı tarihte yazılıdır. Bir insanın cadı olup olmadığını anlamak için Hıristiyan dünyasında yapılan işlemler çok ilginçtir.</p>



<p><br>Örneğin, vaftiz suyuna atılıp da batmayanlar, vaftiz suyunun onları istemediği gerekçesiyle cadı sayılmışlardır. Cadı inancı, ilk insan topluluklarından başlayıp günümüzde bile sürüp gitmekte olan çok yaygın olan bir boş inançtır.</p>



<p><br>Cadılar ve Engizisyon<br>Sinemaya da aktarılan Umberto Eco&#8217; nun Gülün Adı adlı romanının yedinci bölümünde rahip Jorge, Kilisenin felsefesini şu sözlerle dile getirir: &#8220;Kilise Kanununun adı Tanrı Korkusudur. Halk devamlı korkmalıdır ki Tanrının gölgesi olan Kilise ayakta kalabilsin.&#8221; Bu sözler aynı zamanda Engizisyonun temelini de oluşturur.<br>Avrupa’da tarih boyunca kilise ve bilim ters düşmüştür. Bilime karşı ciddi manada direniş gösteren bir Kilise ve Ruhban sınıfı oluşmuştur. Bu durum toplumsal yapının da ciddi manada sarsılmasına neden olmuştur.</p>



<p><br>Tüm bu açıklamalardan anlayacağınız üzere belli bir inanç ve itikat üzerine inşa edilmemiş ilim ve bilimin toplumları adeta birer robot haline getirdiğine tanık oluyoruz. Bu robotik bireylerin aldıkları komutları papağan misali dile getirmeleri tesadüfü bir durum değil.<br>Batıda ki Cadı Avının bir benzeri Anadolu Coğrafyasında hem de aynı cemiyet/cemaat bünyesinde yer alan fikir insanları tarafından yaşatılıyor olması başka bir garabet değil mi?<br>Varlık sebebini anlayamamış ve belirli bir akidesi olmayanların Ulemaya laf atması gerçekten acınası bir durum. Bir taraftan ticaretin yanı sıra, askeri ve savunma sanayiinde varlık mücadelesi veren bu ülkenin, diğer taraftan İlim ve İrfan yolunda ki gayreti göz ardı edilmemelidir.</p>



<p><br>Sırça köşklerde oturup keyif kahvesini içenler deyim yerindeyse kelle koltukta Anadolu’yu karış karış gezenlere laf söylemeden önce bir düşünmelidirler.</p>



<p><br>Son olarak herhangi bir yaraya merhem olmayanlar ve toplumsal sorunlar karşısında çözüm üretme gayreti göstermeyenler lütfen yolu kapamasınlar!</p>



<p><br>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/cadi-avcilari/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Modernizm ve Toplum</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/modernizm-ve-toplum/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/modernizm-ve-toplum/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 01 Nov 2021 13:53:45 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Toplum]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17826</guid>

					<description><![CDATA[Başlangıç temelleri 14.yüzyıla kadar giden modernizm kavramı, reform ve rönesans gibi hareketlerin etkisiyle güçlenen bilimsel, kültürel, sanayi ve siyasal alanlardaki değişikliklerin toplum hayatını etkilemesiyle geleneksel olandan kopuşu ve ortaya çıkan değişim zihniyetini ifade eder. Modernizm sosyoloji bilimine ait bir terimdir.&#160;Modernizmbatıda keşifler, rönesans ve reform hareketlerinden sonra 16. Ve 17. yüzyıllarda başlayan bir fikir hareketidir. Bununla beraber modernizm 18.yüzyıldan sonra gittikçe gelişen ve 20.yüzyılda II.dünya savaşına kadar etkileri yoğun bir şekilde hissedilen fikir ve sanat akımıdır. Modernizm Ne Zaman/Nasıl&#160;Doğmuştur? Bu kavram Batı’da “modernus” şeklinde&#160;ilk kez 12. ve 13.yüzyılda kullanılmıştır.&#160;Daha sonra 16. ve 17.yüzyıllarda daha fazla gündeme gelmeye başlamış ve özellikle kiliseye bir tepki olarak güçlenmiştir. Coğrafi keşifler, reform ve rönesans hareketleri, buhar gücünün keşfedilmeye başlanmasıyla hızlanan sanayileşme ve kentleşme&#160;modernizmin temellerini&#160;güçlendirmiştir. Kiliseye karşı bir tepki vardır çünkü kilise insani değerleri yok sayarken bilime ve insan aklına gerekli önemi de vermemiştir. Burada bir husus dikkati çekmektedir. Batı Toplumları Kutsal Dinlerinin Resmi Otoritesi olan Kilise ile çatışma halindedirler. Oysa İslam Dini Bilim ile büyük oranda örtüşmektedir. Bilim sözcüğünün İslam medeniyetindeki karşılığı ilimdir. İslam, insanın yaratılışına uygun bir din olduğu için bütün Müslümanlara ilmi farz kılmıştır. Tıp, hesap ve teknik gibi toplum için gerekli olan her türlü bilgiyi öğrenmek farz-ı kifayedir. İslam Medeniyetinde Bilim ve Düşüncenin Gelişimi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Başlangıç temelleri 14.yüzyıla kadar giden <strong>modernizm</strong> kavramı, reform ve rönesans gibi hareketlerin etkisiyle güçlenen bilimsel, kültürel, sanayi ve siyasal alanlardaki değişikliklerin toplum hayatını etkilemesiyle geleneksel olandan kopuşu ve ortaya çıkan değişim zihniyetini ifade eder.</p>



<p><strong>Modernizm sosyoloji bilimine ait bir terimdir.</strong>&nbsp;<em>Modernizm</em>batıda keşifler, rönesans ve reform hareketlerinden sonra 16. Ve 17. yüzyıllarda başlayan bir fikir hareketidir. Bununla beraber modernizm 18.yüzyıldan sonra gittikçe gelişen ve 20.yüzyılda II.dünya savaşına kadar etkileri yoğun bir şekilde hissedilen fikir ve sanat akımıdır.</p>



<p><strong>Modernizm Ne Zaman/Nasıl&nbsp;Doğmuştur?</strong></p>



<p>Bu kavram Batı’da “<strong>modernus</strong>” şeklinde&nbsp;ilk kez 12. ve 13.yüzyılda kullanılmıştır.&nbsp;Daha sonra 16. ve 17.yüzyıllarda daha fazla gündeme gelmeye başlamış ve özellikle kiliseye bir tepki olarak güçlenmiştir.</p>



<p>Coğrafi keşifler, reform ve rönesans hareketleri, buhar gücünün keşfedilmeye başlanmasıyla hızlanan sanayileşme ve kentleşme&nbsp;<strong>modernizmin temellerini</strong>&nbsp;güçlendirmiştir.</p>



<p>Kiliseye karşı bir tepki vardır çünkü kilise insani değerleri yok sayarken bilime ve insan aklına gerekli önemi de vermemiştir. Burada bir husus dikkati çekmektedir. Batı Toplumları Kutsal Dinlerinin Resmi Otoritesi olan Kilise ile çatışma halindedirler.</p>



<p>Oysa İslam Dini Bilim ile büyük oranda örtüşmektedir. Bilim sözcüğünün İslam medeniyetindeki karşılığı ilimdir. İslam, insanın yaratılışına uygun bir din olduğu için bütün Müslümanlara ilmi farz kılmıştır. Tıp, hesap ve teknik gibi toplum için gerekli olan her türlü bilgiyi öğrenmek farz-ı kifayedir.</p>



<p><strong>İslam Medeniyetinde Bilim ve Düşüncenin Gelişimi</strong></p>



<p>Medeniyet, toplumların, gayelerine ulaşmak için birer vasıta olarak kullandıkları sosyal, hukuk ve ticarî kurallar da medeniyetin bir parçasıdır. İslam medeniyetinin temeli, Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetidir.</p>



<p><strong>İslam medeniyeti dışında başka hiçbir medeniyet bilimsel bir yapı üzerinde kurulmamıştır. </strong>Bilimsel bir yapılaşma ile oluştuğu için İslam medeniyetini “bilimsel medeniyet” olarak nitelendirebiliriz.</p>



<p><strong>İslam Medeniyetinde Öne Çıkan Eğitim Kurumları</strong><strong></strong></p>



<p><strong>Mescit:</strong>&nbsp;Cami, namazgâh da denir. İçerisinde beş vakit namaz, cuma ve bayram namazlarının kılındığı Müslümanların ibadet yerine denir. Türk toplumunda içinde ibadet edilen küçük yerlere “mescit”, büyüklerine de “cami” denir. Bu ayrım diğer milletlerde yoktur.</p>



<p><strong>Cami:</strong>&nbsp;Mescitlerin büyüğüne “cami” denir. Cami; toplayan, toplayıcı demektir. Beş vakit namazda cuma ve bayram namazlarında müminleri bir araya topladığı için bu isim verilmiştir.</p>



<p><strong>Mektep</strong><strong>: </strong>İslam ülkelerinde ve özellikle Osmanlılarda çocuklara temel eğitimin verildiği yerdir. Hulefa-i Raşidin devrinde ve özellikle Hz. Ömer zamanında bu tür okullar yaygınlaşmıştır; onun getirdiği yenilikler arasında mektep tesisi ve muallimlere maaş bağlanması da sayılmaktadır.</p>



<p><strong>Medrese</strong>: Ders yapılan yer, okul, mektep. İslam tarihinde dinî ilimler ile sosyal ve fen bilimlerinin öğretildiği yüksek öğretim seviyesindeki eğitim öğretim kurumu, fakülte. Medreselerde ders veren hocalara “<strong>müderris</strong>” denir.</p>



<p><strong>Daru’l-kurra</strong>: Kur’an-ı Kerim okuma ilmini uzmanlık derecesinde öğreten ve hafız yetiştiren okullardır.</p>



<p><strong>Daru’l-hadis</strong>: Hadis ilimlerinin öğretildiği ve hadis ilimlerinde uzmanların yetiştirildiği yüksek öğretim kurumlarıdır.</p>



<p><strong>Beytü’l-hikme</strong>: Orta Çağ İslam ilim ve kültür tarihinde tercüme ve yüksek seviyedeki ilmi araştırmaların yapıldığı merkezlere verilen isimdir.</p>



<p><strong>Kütüphane</strong>: Kütüphane terimi, <strong>“kitapların saklandığı yer”</strong> anlamında kullanılmaktadır. Müslümanların kitaba olan sevgi ve saygıları yazılı eser alanında İslam medeniyetinin önemli yer tutmasını sağlamıştır.</p>



<p><strong>Rasathane</strong>: Gözlemevi. Yıldızların gözlendiği yer. Rasadhane; Arapça rasad (gözetleme) ve Farsça hâne (ev) kelimelerinden oluşur.</p>



<p><strong>Şifahane</strong>: Hastane. Darüşşifa. Bimâr (hasta) kelimesinden yer adı yapmakta kullanılan -istan ekiyle türetilmiş Farsça bir isimdir. Sağlık hizmeti verilen ve bu amaçla gerektiğinde hastaların yatarak tedavi oldukları kurumdur.</p>



<p>Tüm bu bilimsel altyapı Müslümanların Tarih, Felsefe, Tıp, Astronominin yanı sıra Matematik, Fizik, Kimya alanlarında ciddi eserler üretmişlerdir. Örnek vermek gerekirse Tıpta Kardiyoloji Alanındaki çalışmalarıyla İbn-i Sina ve Fizik Biliminde Anadolu’nun en önemli alimleri arasında gösterilen Cezeri’nin, yaptığı çalışmalar ile <strong>Leonardo Da Vinci</strong>‘ye de ilham kaynağı olduğu söylenilir. İslamın Altın Çağı’nda yaşamış otomasyon ve <strong>sibernetiğin kurucusu</strong> kabul edilen hatta ilk robotu yaptığı kabul edilir.</p>



<p>Batı Toplumlarının bilimde ilerlemesinin tek sebebi Bilime karşı gelen Kiliseye karşı verdiği mücadele etmesidir. Daha açıkçası isyan bayrağı çekmesidir. Oysa İslam Alemi Bilimi ve Öğrenmeyi öngören bir anlayışla gelişimi her daim desteklemekteydi.</p>



<p>Bugün Batı alemi Modernizm adı altında İslam Coğrafyasına birçok sapkınlığı empozee etmektedir. Deyim yerindeyse İslam Dünyasını Sekülerleşmesi (Dünyevileşme) konusunda adeta zehirlemektedir.</p>



<p>Bu noktada Müslümanlar özellikle Ulema sınıfı ve Entellektüelleriyle toplumu aydınlatmak sorumluluğunu ortaya koymalılar. Aksi takdirde Batının Modernizm Çukuru özellikle gençlerimizi tuzağına düşürecektir.</p>



<p><strong>Selam ve dua ile…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/modernizm-ve-toplum/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yanlışa Dur Diyebilmek</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yanlisa-dur-diyebilmek/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yanlisa-dur-diyebilmek/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 08 Oct 2021 06:28:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[haksızlık]]></category>
		<category><![CDATA[yanlış]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17745</guid>

					<description><![CDATA[Günümüz dünyasında her insanın farklı konularda dertli olduğu konu başlıkları var. Ancak toplumları genel anlamda ilgilendiren ve önlem alınmadığı takdirde deyim yerindeyse uçuruma sürükleyecek yanlışlara dur demek her zaman zor olmuştur. Hele ki kadim Anadolu Medeniyeti için bu durum İnanç ve Kültürel Değerler noktasında olmazsa olmaz bir durumdur. Bu hususu anlatan en güzel söz Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır Hadis-i Şerif’idir. Bundan daha güzel ve net açıklama olabilir mi? İnsanlığın asırlardır çözmediği sözde sorunun cevabı aslında 14 asır önce cevabını bulmuş. Ancak ne hikmetse insan oğlu asırlardır yanlışa dur demediği gibi sessiz kalmak suretiyle her geçen gün bu yanlışların müsebbip olduğu kötülüklerin kurbanı olmuştur. Hayatın hemen hemen her aşamasında İnsanın olmadan kaynaklı yapılan hatalar ve yanlışlar bizlerin yaradılış fıtratının gereğidir diyebiliriz. Ancak bu basit hataların tekrar etmesi artık bir alışkanlık ve ardından da Davranış olma özelliği kazanır. Başta Ticaret ve Siyaset olmak üzere birçok alanda insanlar yanlış yapmayı ve yanlış davranışlarında ısrarcı olmayı adeta birer alışkanlık haline getirdiler. Unutmayın Dalkavukların prim yaptığı zamanlar toplumların en çok zarar gördüğü dönemlerdir. Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki Doğruluk ve Dürüstlük esasından kopanlar kim olursa olsunlar kaybetmeye mahkumdurlar. Geçtiğimiz haftalarda, Osmanlıdan bizlere yadigar olan çok değerli bir miras olan Ahilik müessesesinin kuruluş etkinlikleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Günümüz dünyasında her insanın farklı konularda dertli olduğu konu başlıkları var. Ancak toplumları genel anlamda ilgilendiren ve önlem alınmadığı takdirde deyim yerindeyse uçuruma sürükleyecek yanlışlara dur demek her zaman zor olmuştur.</p>



<p>Hele ki kadim Anadolu Medeniyeti için bu durum İnanç ve Kültürel Değerler noktasında olmazsa olmaz bir durumdur.</p>



<p>Bu hususu anlatan en güzel söz <strong>Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır</strong> Hadis-i Şerif’idir. Bundan daha güzel ve net açıklama olabilir mi? İnsanlığın asırlardır çözmediği sözde sorunun cevabı aslında 14 asır önce cevabını bulmuş.</p>



<p>Ancak ne hikmetse insan oğlu asırlardır yanlışa dur demediği gibi sessiz kalmak suretiyle her geçen gün bu yanlışların müsebbip olduğu kötülüklerin kurbanı olmuştur.</p>



<p>Hayatın hemen hemen her aşamasında İnsanın olmadan kaynaklı yapılan hatalar ve yanlışlar bizlerin yaradılış fıtratının gereğidir diyebiliriz. Ancak bu basit hataların tekrar etmesi artık bir alışkanlık ve ardından da Davranış olma özelliği kazanır.</p>



<p>Başta Ticaret ve Siyaset olmak üzere birçok alanda insanlar yanlış yapmayı ve yanlış davranışlarında ısrarcı olmayı adeta birer alışkanlık haline getirdiler. <strong>Unutmayın Dalkavukların prim yaptığı zamanlar toplumların en çok zarar gördüğü dönemlerdir.</strong></p>



<p>Oysa hepimiz çok iyi biliyoruz ki Doğruluk ve Dürüstlük esasından kopanlar kim olursa olsunlar kaybetmeye mahkumdurlar. Geçtiğimiz haftalarda, Osmanlıdan bizlere yadigar olan çok değerli bir miras olan Ahilik müessesesinin kuruluş etkinlikleri gerçekleştirildi.</p>



<p><strong>Komşusu siftah yapmadığı için kendisine gelen müşteriyi komşu esnafa yönlendiren bir ecdadın torunları olarak onlara layık bir davranış sergileyebiliyor muyuz?</strong></p>



<p>Lafa gelince Rızkımızın teminatı Allah diyoruz! Ancak iş uygulama aşamasına gelindiğinde Gemisini kurtaran kaptan bahanesinin ardına sığınıyoruz. Bir Milleti Millet yapan hususların başında Kültür ve İnanç kavramları gelir. Bu çerçevede oluşan Değerler o Milletin Kalitesini dahası Karakterini ortaya koyar.</p>



<p>Tarihe dönüp bakacak olursak savaştığımız Milletler dahi Ceddimizin emanete sahip çıkmasından ötürü adeta düşman olmalarına rağmen saygıda kusur etmemişlerdir. Kolay mı sanıyorsunuz Düşmanın Saygısını kazanmayı!</p>



<p>Maalesef bizlerin dahil olduğu bu kuşak bırakın Ceddine layık olmayı adeta İş ve Ticaret hayatında Ahlaki Çöküş yaşamaktadır. <strong>Ticarette ve Siyasette her türlü kazanım yolunda yapılanları Mübah gören zihniyet bu Kadim Medeniyetin evlatlarının Değer Yargılarını temelden sarsmaktadır.</strong></p>



<p>Bugün sokakta yaşanan pahalılık konusunda şikayet etmektedir. Ancak her türlü ürün satışı yapanlar fiyatları arttırmaktan kaçınmamaktadır. Deyim yerindeyse At İziyle İt İzi Karışmıştır.</p>



<p><strong>Ağlayan da Ağlatan da Millettir!</strong></p>



<p>Pazarda kalan son ürünü yere döken küçük esnaftan tutunda, artık tarihte kaldı dediğimiz Stokçuluk yapan büyük işadamları dahil olmak üzere kendilerince Krizi Fırsata Çevirmek suretiyle şu anki Enflasyonist ortama büyük etkide bulunmaktadırlar.</p>



<p><strong>Her türlü fiyat artışını benzine veya elektriğe yapılan zamma bağlayanlara da bir sözüm var. Bu ülkede İncir’in kilogram fiyatı 20 TL. Yanlış duymadınız yazıyla da yazayım Yirmi TL. Lütfen bu milleti aptal yerine koymayın!</strong></p>



<p>Kötü olan ne biliyor musunuz? Millet olarak her türlü yalana adeta kendimizi alıştırdık. Ağzını açan şu ürün çok pahalı bu ürünün fiyatı çok arttı diyor. Ancak kimse tasarrufa gitme yolunu seçmiyor.</p>



<p>Oysa hepinizin bildiği gibi talepte gerçekleşecek bir birimlik düşüş ürünlerin fiyatını doğrudan etkileyecektir. Ancak deyim yerindeyse Ölümüne Tüketim yapmayı tercih eden bir Bilinçsiz Tüketim Toplumu olup çıktık.</p>



<p><strong>Toplumu oluşturan en küçük birim Aile’dir. Aile ise Bireylerden meydana gelir. Bugün Bireyin yani Ailelerin Tüketim Alışkanlıkları ve Davranışları her geçen gün olumsuz manada ilerlemektedir.</strong></p>



<p>Emin olun Gelişimini Tamamlamış toplumlarda Piyasalara yön verenler toplumun ta kendisidir. Belli bir yaşam standardını oluşturmayan bireyin sağlıklı bir yaşamı olması hayalden öteye gidemez.</p>



<p>Bu nedenle bir kez daha şapkamızı önümüze koyup düşünmeliyiz. Ne yapıyoruz ve bu gidiş nereye?</p>



<p>Bu basit soruyu cevap verdiğiniz an çözüm yolları da karşınıza çıkacaktır muhakkak.</p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yanlisa-dur-diyebilmek/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gençleri Anlamak</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gencleri-anlamak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/gencleri-anlamak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 07 Oct 2021 14:11:34 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[genç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17737</guid>

					<description><![CDATA[Çoğu zaman genç arkadaşlarımızla konuşmalarımızda Bizim Zamanımızda! Diye başlayan ifadeler kullanırız. Bazen ise daha ileri giderek Ben Senin Yaşındayken! Şunu yapardım! Tarzı her insana antipatik gelen sözler sarf ederiz. Sanki bizler hiç ergen veya genç olmamışız gibi beylik ifadelerde ısrarcı oluruz. Çoğu zaman ebeveynlerin gençlerle iletişim engelleri yaşamasında en büyük sebepte bu nedenle kaynaklanır. Empati ve hoşgörüden yoksun anne-babaların gençlerle çatışmaları kaçınılmaz bir sondur. İletişim kazası da diyebileceğimiz bu sorunların çözümü için tabiri caiz ise yeniden Amerika’yı Keşfetmenin Alemi Yok! Geleneksel çocuk yetiştirme yöntemlerinin yanı sıra yeni bakış açıları oluşturmak kaçınılmaz olmuştur. Her şeyden önce dikkatle dinleyip anlamak ve uygun bir lisanla cevap vermek birçok iletişim kazasını ve dolayısıyla sorunu henüz ortaya çıkmadan sonlandırmak demektir. Buna Zamana ve Mekana uyum sağlamak diyebiliriz. Tüm zamanlara ve mekanlara indirilmiş bir inanç zaten bunu gerektirir. Özellikle 15-30 yaş arasında ki gençlerin aile içerisinde yaşamış olduğu çatışmaların temelinde yine bu yanlış iletişim yöntemi yatar. Gündelik hayatın meşgalesi çoğu zaman gözümüzün önündeki çocuklarımızı görmemize engel oluşturur. Sizin başınızı koymak için aldığınız evin ve yine ayağınızı yerden kesmek için satın aldığınız arabanın kaygısı çocuğunuzun sosyal ve psikolojik gelişiminden asla önde gelmemelidir. Çocuklarımızı çok odalı evlerde hapsedip yüreğinizin tek odasını boş bırakmak en büyük kaybınız olacaktır. Son &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Çoğu zaman genç arkadaşlarımızla konuşmalarımızda <strong>Bizim Zamanımızda!</strong> Diye başlayan ifadeler kullanırız. Bazen ise daha ileri giderek <strong>Ben Senin Yaşındayken!</strong> Şunu yapardım! Tarzı her insana antipatik gelen sözler sarf ederiz.</p>



<p>Sanki bizler hiç ergen veya genç olmamışız gibi beylik ifadelerde ısrarcı oluruz. Çoğu zaman ebeveynlerin gençlerle iletişim engelleri yaşamasında en büyük sebepte bu nedenle kaynaklanır. Empati ve hoşgörüden yoksun anne-babaların gençlerle çatışmaları kaçınılmaz bir sondur.</p>



<p>İletişim kazası da diyebileceğimiz bu sorunların çözümü için tabiri caiz ise yeniden Amerika’yı Keşfetmenin Alemi Yok! Geleneksel çocuk yetiştirme yöntemlerinin yanı sıra yeni bakış açıları oluşturmak kaçınılmaz olmuştur.</p>



<p>Her şeyden önce dikkatle dinleyip anlamak ve uygun bir lisanla cevap vermek birçok iletişim kazasını ve dolayısıyla sorunu henüz ortaya çıkmadan sonlandırmak demektir. Buna Zamana ve Mekana uyum sağlamak diyebiliriz.</p>



<p><strong>Tüm zamanlara ve mekanlara indirilmiş bir inanç zaten bunu gerektirir. Özellikle 15-30 yaş arasında ki gençlerin aile içerisinde yaşamış olduğu çatışmaların temelinde yine bu yanlış iletişim yöntemi yatar.</strong> Gündelik hayatın meşgalesi çoğu zaman gözümüzün önündeki çocuklarımızı görmemize engel oluşturur.</p>



<p>Sizin başınızı koymak için aldığınız evin ve yine ayağınızı yerden kesmek için satın aldığınız arabanın kaygısı çocuğunuzun sosyal ve psikolojik gelişiminden asla önde gelmemelidir. Çocuklarımızı çok odalı evlerde hapsedip yüreğinizin tek odasını boş bırakmak en büyük kaybınız olacaktır.</p>



<p>Son yıllarda geleceğimiz olan gençlerle ilgili tek ağızdan çıkmış gibi yazılan eleştiri yüklü yazılar ne denli yanlış yolda olduğumuzun başka bir ispatı diyebiliriz. Zaman her şeyin ilacı olduğu gibi bu konuda da bizlere gerekli cevabı günü gelince verecektir.</p>



<p>Ancak aklını kullanan aileler bu noktada gençleri dinlemek ve anlamak suretiyle geleceklerini teminat altına almaktadırlar. Çocuğu sadece Akademik Başarılar için bir yarış atı olarak görmek en büyük yanlışlardan birisi olacaktır.</p>



<p>Yine çocuklarını sadece maddi imkanlarla donatmak ve Pragmatik bir düşünceyle yetiştirmek çok daha büyük bir hata olur. <strong>Dünyevi nimetlerle tatmin olmayı alışkanlık haline getiren genç bireylerin bir süre sonra birer evcil ev insanı olması kaçınılmazdır.</strong></p>



<p>Affınıza sığınarak bu ifadeyi kullandım. Ancak bu ifade yapılan yanlış yetiştirme yönteminin ne denli yanlış olduğunu anlatmak için gerkiyordu. İşte tamda böyle bir ortamda genç beyinlerin sağlıklı bir yaşam tarzı benimsemeleri pek mümkün olmuyor.</p>



<p><strong>Bu sistemle yetiştirilen gençler sürekli isteyen ve elde ettiklerini adeta dipsiz bir kuyu misali yutan canavarlara dönüşüyorlar.</strong> Maddi anlamda Varlık ve Yokluk kavramından yoksun bırakılan gençler aileler tarafından şefkat ve merhamet gibi insani özelliklerden de mahrum ve mahsun kalıyorlar.</p>



<p><strong>Tıpkı zayıf düşen vücuda hastalığın kolay girdiği gibi Psikolojik manada zayıflayan bünye Kötü Alışkanlıklara karşı zafiyet yaşıyor. Ve her geçen zaman gözlerinizin önünde gün be gün eriyip giden çocuklar görüyoruz.</strong></p>



<p>Çocuklarımızın konforu için harcadığımız zamanı onların duygusal gelişim dönemi olan ergenlik ve gençlik zamanı içerisinde kullanmanın önemini maalesef her şeyi yitirdikten sonra fark ediyoruz.</p>



<p>Sahipsiz yetişen bu nesil hayatın akışı içerisinde madde bağımlılığı başta olmak üzere birçok açıdan yıpranıyor. Ummadık suçlarla ve ahlaki çöküntülerle yüz yüze geliyorlar. Belki bu konuştuklarım birçoğunuzu karamsarlığa itmiş olabilir.</p>



<p>Ancak bizler bu konuda naçizane topluma karşı sorumluluk sahipleri olarak Önleyici Rehberlik görevimizi yerine getiriyoruz. Çözüm için harekete geçmekte hızlı olmalısınız.</p>



<p><strong>Aile toplumu ayakta tutan en güçlü Kale’dir. Bu Kale içeriden yıkılmadan dışarıdan işgal edilemez. Bu nedenle Çocukların mutlak surette Manevi Gelişimlerini tamamlamaları noktasında gerek Aile içinde gerekse Kurumsal anlamda eğitim almalarını ihmal etmemelisiniz.</strong></p>



<p>Yine Aile İçi Eğitim dediğimiz konularda Kıssadan Hisse Hikayelerle Çocuklarınızın Selam Dini olan İslam ile tanışmalarını ve yaşam tarzı haline getirmelerine katkıda bulunabilirsiniz. Çünkü hiçbir anne ve baba çocuğunun uyuşturucu veya fuhuş sapkınlığı batağına girmesinden memnun olmaz.</p>



<p>Bu nedenle bu hayati önem arz eden konuda gerek sivil toplum örgütleri gerekse kamu kurum ve kuruluşları bu konuda en kısa sürede bir araya gelerek çözüm yöntemleri noktasında bir eylem planı hazırlamalıdırlar.</p>



<p><strong>Selam ve dua ile…</strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/gencleri-anlamak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Bir Akıllı Adam</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bir-akilli-adam/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bir-akilli-adam/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Korkut Daban]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Sep 2021 08:06:52 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Üniversite]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17731</guid>

					<description><![CDATA[Söze nereden nasıl başlamalıyım bilemiyorum. Ancak tek bildiğim bugüne kadar hiç yapmadığım bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk defa siz değerli okuyucularımıza bir bilim insanının yaşam öyküsü başka bir deyişle özgeçmişini anlatmaya çalışacağım. İbni Haldun&#8217;un &#8220;Coğrafya Kaderdir&#8221; sözü ile başlamak çok isabetli ve yerinde olacaktır. Adana tarihsel ve kültürel zenginlikleri yanında birçok alanda bırakın Türkiye&#8217;nin dünyanın en gelişmiş şehri olma ünvanını hak ediyor. Ancak sürekli yapılan yanlış siyasetçi ve bürokrat tercihleri kentin hak ettiği yerin çok ama çok gerisinde kalmasına neden oluyor. Bugün sizlerin yüreklerini tüm bu olumsuz tecrübeler ile karartmak istemiyorum. Zaten bu kötü tecrübeler gün gibi ortada. Hepimiz canlı tanık oluyoruz. Peki bu şehirde hiç mi güzel şeyler olmuyor? Tabii oluyor. Ancak bu güzellikleri fark edemediğimiz ve sahip çıkamadığımız için tarih sayfalarında bir not olarak kaybolup gidiyorlar. Yaklaşık olarak 10 yıldır Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde elektrikli araba çalışmaları yapılıyor. Deyim yerindeyse zıpkın gibi gençlerden oluşan bir takım gecelerini gündüzlerine katarak ülkelerine ve insanlığa katkıda bulunmak için durmaksızın çalışıyorlar. Marifet iltifata tâbidir derler. Ancak ne hazindir ki son yıllarda cevval ve başarılı insanları neredeyse cezalandırma gayreti içinde oluyoruz. Bu sizlere çok ama çok ağır bir ifade gibi gelebilir. Ancak birazdan anlatacaklarımdan sonra sizlerde baba hak vereceksiniz. Çukurova her sene &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Söze nereden nasıl başlamalıyım bilemiyorum. Ancak tek bildiğim bugüne kadar hiç yapmadığım bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk defa siz değerli okuyucularımıza bir bilim insanının yaşam öyküsü başka bir deyişle özgeçmişini anlatmaya çalışacağım.</p>



<p><strong>İbni Haldun&#8217;un &#8220;Coğrafya Kaderdir&#8221; sözü ile başlamak çok isabetli ve yerinde olacaktır.</strong></p>



<p>Adana tarihsel ve kültürel zenginlikleri yanında birçok alanda bırakın Türkiye&#8217;nin dünyanın en gelişmiş şehri olma ünvanını hak ediyor. Ancak sürekli yapılan yanlış siyasetçi ve bürokrat tercihleri kentin hak ettiği yerin çok ama çok gerisinde kalmasına neden oluyor.</p>



<p>Bugün sizlerin yüreklerini tüm bu olumsuz tecrübeler ile karartmak istemiyorum. Zaten bu kötü tecrübeler gün gibi ortada. Hepimiz canlı tanık oluyoruz. Peki bu şehirde hiç mi güzel şeyler olmuyor? Tabii oluyor. Ancak bu güzellikleri fark edemediğimiz ve sahip çıkamadığımız için tarih sayfalarında bir not olarak kaybolup gidiyorlar.</p>



<p>Yaklaşık olarak 10 yıldır Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesinde elektrikli araba çalışmaları yapılıyor. Deyim yerindeyse zıpkın gibi gençlerden oluşan bir takım gecelerini gündüzlerine katarak ülkelerine ve insanlığa katkıda bulunmak için durmaksızın çalışıyorlar.</p>



<p><strong>Marifet iltifata tâbidir derler. Ancak ne hazindir ki son yıllarda cevval ve başarılı insanları neredeyse cezalandırma gayreti içinde oluyoruz.</strong> Bu sizlere çok ama çok ağır bir ifade gibi gelebilir. Ancak birazdan anlatacaklarımdan sonra sizlerde baba hak vereceksiniz.</p>



<p>Çukurova her sene beyin göçü veriyor. Bu göç sadece bilim alanında değil bürokrasi siyaset ve iş dünyası başta olmak üzere en üretken insanlarımız birer birer bu şehirden uçup gidiyor.</p>



<p>İşte tamda bu noktada bir şey yapmak gerekiyor diye düşünüyorum. Bizler bu toplumun sesi olarak her türlü haksızlığa karşı durduğumuz gibi bu tarz ihmalkarlıkları dile getirmekle yükümlüyüz.</p>



<p><strong>Prof. Dr. Hüseyin AKILLI.</strong> Bu ismi daha önce duymuş olanlarınız olabilir! Belki birçoğunuz medyada Adana ismi ile müsemma Bir Buçuk Adana ismi verilen elektrikli araba haberlerinde fotoğraflarda görmüş olabilirsiniz.</p>



<p><strong>Yine birçok kimsenin bilmediği tüm Türkiye&#8217;de Mimar Sinan Mühendisler Birliği tarafından organize edilen ve yine Çukurova Üniversitesi bünyesinde &#8220;Mühendishane Atölyesi&#8221; çatısında geleceğin idealist mühendislerini yetiştirme mücadelesi veren bir Çılgın Türk diyebilirim.</strong> Bu çalışmalarda bizlerde gönüllü olarak her daim sevgili Hüseyin Hocamızın yanında yer almaya gayret gösteriyoruz.</p>



<p>Ancak maalesef soy isimi gibi gerçekten akıllı ve üretken dahası mucit bir bilim insanı olan Hüseyin AKILLI ülkemizde bir sahne sanatçısı kadar tanınmıyor. Zaten onunda tanınmak ve şöhret olmak gibi bir gayesi de yok! <strong>Ancak yiğidin hakkını öldürmeden vermek gerekmiyor mu?</strong></p>



<p>Bu güzel bilim insanı ile çok eskiye dayanan bir dostluğumuz olduğunu da gururla ifade etmek istiyorum. Şimdi diyeceksiniz ki peki neden bugüne kadar bu başaralı bilim insanı ile ilgili olarak bir köşe yazısı veya röportaj yayınlamadınız?</p>



<p>Bugün bu yazıyı yazarken dahi çok düşündüm. Çünkü ne zaman Prof. Dr. Hüseyin AKILLI Hocam ile ilgili bir yazı kaleme alacak olsam bana bizzat kendisi müsaade etmedi. Aşırı naif ve tevazu sahibi bu güzel insanın bana kırılmaması için uzun yıllar sabrettim ve sessiz kaldım.</p>



<p>Belki bu yazıyı yazdığım için bir süre bana dargın kalacak. Ancak ben tüm bu riskleri göze alıp kendisinin affına sığınarak bu yazıyı kaleme alıyorum.</p>



<p>Bugün bırakın yerel basını ulusal basında dahi yeni geliştirilen Bir Buçuk Roket Projesinin sıkça haberlerini izliyoruz. Ancak Hüseyin AKILLI her zaman olduğu gibi fotoğraf karelerinde ya yok ya da kenarda köşede bir yerde! Her zamanki gibi aşırı bir tevazu timsali diyebilirim.</p>



<p>Açıkçası ben onun bir bilim insanı olarak kıymetinin bilinmediği konusunda dertliyim. Ancak son zamanlarda içimde bir umut ışığı belirdi diyebilirim. <strong>Çukurova Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Meryem TUNCEL Hanımın atanması ile birlikte bir değişim beklentisi içerisinde olduğumu söyleyebilirim.</strong> Bizler bu kentin insanları olarak sürekli kendi içinde çekişen ve hatta kavgalı bir üniversitenin yerine, el ele verip üreten ve şehrin dinamikleriyle hareket eden bir üniversite istiyoruz.</p>



<p>Bu arada dip not düşmek istiyorum. Bizler ÇUDER Çukurova Uluslararası Öğrenci Derneği olarak ilk kez Meryem Hanım Rektör olduktan sonra rektörlük makamında kabul gördük. Bu noktada da Sayın Rektörümüze hakkını vermek isterim.</p>



<p><strong>Çukurova Üniversitesi ve bu şehrin daha iyi yerlerde olmasını isteyen her Adanalı gibi başta Hüseyin AKILLI Hocam olmak üzere tüm başarılı insanlara sahip çıkmanın bir vefa borcu olduğunu düşünüyorum.</strong></p>



<p>Bu vesileyle Hüseyin AKILLI Hocam ve genç dinamik ekibini gönülden tebrik ediyorum. Onlara yeni dönem çalışmalarında muvaffakiyetler diliyorum. </p>



<p>Selam ve dua ile&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bir-akilli-adam/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
