<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Immanuel Wallerstein &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/immanuel-wallerstein/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sat, 30 Jun 2018 13:00:04 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Immanuel Wallerstein &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>G-7: Kutlanması Gereken  Bir Çöküş</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/g-7-kutlanmasi-gereken-bir-cokus/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/g-7-kutlanmasi-gereken-bir-cokus/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 30 Jun 2018 22:46:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[10. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[2018 Temmuz]]></category>
		<category><![CDATA[G-7]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2343</guid>

					<description><![CDATA[G-7 nedir? Bu fikri kim ve ne amaçla icat etti? Bu soruların cevabı açık değil. Kurumun ismi ve üye sayısı zaman içerisinde birçok kere değişti. Ve birçok insan G-20 ya da G-2 gibi daha önemli grupların teşekkül ettiğini savunuyor. Ayrıca, G-7’ye karşı kurulmuş olan ve hem Amerika’yı hem de Batı Avrupa ülkelerini dışlayan Şanghay İşbirliği Teşkilatı da var. G-7 adındaki kurum yıllık toplantısını 12-13 Haziran 2018’de Charlevoix, Quebec, Kanada’da yaptı. Başkan Trump toplantıya katıldı ama erken ayrıldı. Her iki taraftaki görüşler birbiriyle o kadar uyumsuz ki altı üyeden oluşan grup, Trump ile en azından baş ağrıtmayacak sıradan bir ortak bildirgeye imza atmanın pazarlığını yaptılar. Ancak Trump ikna olmadı ve herhangi bir bildiriye de imza atmadı. Bunun üzerine altı ülke kendi görüşlerini yansıtan bir ifadeyi kamuoyu ile paylaştı. Trump buna kızdı ve imzacı ülkeleri fırçaladı. Gelişmeler dünya basını tarafından, Trump’ın ve diğer altı devlet başkanının birbirlerini küçük düşürme siyasetinin bir parçası olarak algılandı. Çoğu yorumcu bu siyasi savaşın bir anlamda G-7’nin sonunu getirdiğinin ve dünya siyasetinde önemini kaybettiğinin bir işareti olduğunu iddia etti. G-7 nedir? Bu fikri kim ve ne amaçla icat etti? Bu soruların cevabı açık değil. Kurumun ismi ve üye sayısı zaman içerisinde birçok kere değişti. Ve birçok insan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>G-7 nedir? Bu fikri kim ve ne amaçla icat etti? Bu soruların cevabı açık değil. Kurumun ismi ve üye sayısı zaman içerisinde birçok kere değişti. Ve birçok insan G-20 ya da G-2 gibi daha önemli grupların teşekkül ettiğini savunuyor. Ayrıca, G-7’ye karşı kurulmuş olan ve hem Amerika’yı hem de Batı Avrupa ülkelerini dışlayan Şanghay İşbirliği Teşkilatı da var.</strong></p>
<p>G-7 adındaki kurum yıllık toplantısını 12-13 Haziran 2018’de Charlevoix, Quebec, Kanada’da yaptı. Başkan Trump toplantıya katıldı ama erken ayrıldı. Her iki taraftaki görüşler birbiriyle o kadar uyumsuz ki altı üyeden oluşan grup, Trump ile en azından baş ağrıtmayacak sıradan bir ortak bildirgeye imza atmanın pazarlığını yaptılar. Ancak Trump ikna olmadı ve herhangi bir bildiriye de imza atmadı. Bunun üzerine altı ülke kendi görüşlerini yansıtan bir ifadeyi kamuoyu ile paylaştı. Trump buna kızdı ve imzacı ülkeleri fırçaladı.</p>
<p>Gelişmeler dünya basını tarafından, Trump’ın ve diğer altı devlet başkanının birbirlerini küçük düşürme siyasetinin bir parçası olarak algılandı. Çoğu yorumcu bu siyasi savaşın bir anlamda G-7’nin sonunu getirdiğinin ve dünya siyasetinde önemini kaybettiğinin bir işareti olduğunu iddia etti.<br />
G-7 nedir? Bu fikri kim ve ne amaçla icat etti? Bu soruların cevabı açık değil. Kurumun ismi ve üye sayısı zaman içerisinde birçok kere değişti. Ve birçok insan G-20 ya da G-2 gibi daha önemli grupların teşekkül ettiğini savunuyor. Ayrıca, G-7’ye karşı kurulmuş olan ve hem Amerika’yı hem de Batı Avrupa ülkelerini dışlayan Şanghay İşbirliği Teşkilatı da var.</p>
<p>G-7 kavramının kökenine dair ilk ipucu, G-7 fikrinin ortaya çıkmasıyla ilintilidir. 1970’lerin başlarına kadar ABD’nin diğer ülkelerle eşit şartlarda üyesi olduğu herhangi bir kurum yoktu. İkinci Dünya Savaşı›nın sona ermesiyle birlikte 1960’lara kadar ABD modern dünya sisteminin hegemonik gücüydü. Bu tarihe kadar Amerika çıkarları doğrultusunda kendi istediği toplantılara katılırdı. Toplantıların amacı öncelikle ABD’nin akıllıca veya yararlı olduğunu düşündüğü politikaları başka ülkelere uygulatmaktı.</p>
<p><strong>ABD&#8217;nin Keyfi Uygulamaları</strong></p>
<p>1960’lardan sonra ABD’nin artık böyle keyfi bir şekilde hareket etmesi sona erdi. Tek taraflı düzenlemelere diğer ülkelerden direnç gelmeye başlamıştı. Bu direniş, ABD’nin hegemonik gücünün çökmeye başladığına dair bir kanıttı. Hegemonik rolünü korumak için Amerika Birleşik Devletleri stratejisini değiştirdi. Bu düşüşü en azından yavaşlatabilecek yollar arıyordu. Bu yollardan biri, belli başlı sanayileşmiş ülkeleri küresel konularda karar verme hususunda “ortak” yapmaktı. Bu karşılıklı bir alışverişti.</p>
<p>Eşit statüye yükselmenin karşılığında ortaklar ABD’nin tercih ettiği küresel siyasetin çok dışına çıkmayacaklardı. Dolayısıyla, birisi G-7 fikrinin bu yeni ortaklık anlayışının bir parçası olarak ABD tarafından icat edildiğini düşünebilir. Ancak gerçek tam olarak öyle olmayabilir. G7 fikrinin tarihsel gelişimi açısından dönüm noktası, bakanlar yerine devlet başkanlarının bir araya geldiği ilk toplantıydı. Bu toplantının teklifi ABD’den değil Fransa’dan geldi.</p>
<p><strong>ABD-Fransa Mücadelesi</strong></p>
<p>Fransa Cumhurbaşkanı Valéry Giscard d’Estaing 1975’te Fransa’da Rambouillet’de üst düzey liderlerin ilk yıllık toplantısını düzenledi. D’Estaing üst düzey liderlerin bir araya gelmesinin bu kadar önemli olduğunu neden düşünüyordu? Olası bir açıklama Fransa’nın bunu ABD’nin gücünü azaltacak başka bir yol olarak görmesiydi. Her biri farklı önceliklere sahip olan liderler ile müzakere edecek olan Amerikan başkanı, pazarlık yapmaya zorlanacaktı ve pazarlık sonucunda imza atanlar en üst düzeydeki liderler oldukları için bunların herhangi birinin daha sonra anlaşmadan cayması zor olacaktı.</p>
<p>Böylelikle Rambouillet süreci, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri (özellikle Fransa) arasında büyük dünya meseleleri hakkında bir mücadele başlatmış oldu. Bu, zaman içerisinde Amerika’nın gitgide daha az başarılı olduğu bir mücadele alanı haline geldi. 2003 yılında Irak’ın işgali için yapılan oylamada Amerika, BM Güvenlik Konseyi’nde oyların çoğunluğunu bile elde edemedi. Bu sene Charlevoix’de G-7’nin diğer altı üyesiyle sıradan bir bildirinin altına bile imza atamadı.</p>
<p>G-7 tüm niyet ve amaçları ile birlikte çökmüştür. Peki bunun yasını tutmalı mıyız? Amerika Birleşik Devletleri ve diğerleri arasındaki güç mücadelesi, temel olarak dünya uluslarının geri kalanını kimin ezeceği hakkındaki bir mücadeledir. Bu mücadeleyi Avrupa tarafı kazanırsa küçük ülkeler için daha mı iyi olur? Küçük bir hayvan için üstünde hangi filin tepindiğinin bir önemi var mı? Bence yok.</p>
<p>Herkes Charlevoix’e bir selam çaksın. Trump, dünya sisteminin Batı egemenliği döneminden kalma bu son büyük kalıntısını yok etmemize yardım etti. Elbette G-7’nin çöküşü daha iyi bir dünya için mücadelenin bittiği anlamına gelmeyecektir. Asla! Sömürge ve hiyerarşi sistemini destekleyenler, sistemi yaşatmanın başka yollarını arayacaklardır.</p>
<p>Bu bizi benim ana konuma geri getiriyor: Modern dünya sistemi yapısal bir kriz içerisinde. Bu sistemin yerini hangi sistemin alacağı konusunda mücadele sürüyor. Her şey şu anda değişken. Taraflar bir kazanıyor, bir kaybediyor. Donald Trump’ın kendi tarafına büyük bir darbe ile zarar verecek kadar aptal olduğu için şanslıyız. Ancak hemen sevinmeyelim. Ezenlerin daha zeki türleri mesela Pierre Trudeau ve Emmanuel Macron, Trump’a karşı savaşıyorlar.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/g-7-kutlanmasi-gereken-bir-cokus/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Trumpizm: Hakaret Etme Sanatı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/trumpizm-hakaret-etme-sanati/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/trumpizm-hakaret-etme-sanati/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 31 May 2018 23:15:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Hakaret Sanatı]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Trumpizm]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2181</guid>

					<description><![CDATA[Birkaç başarısı var Trump’ın aslında. ABD sahnesinde vergi indirimi yasasını çıkardı ve dünya sahnesinde de (şimdilik kaydıyla) Kuzey Kore lideri Kim ile bir buluşma ayarladı. Ancak bunların yanında pek çok hatası var. Örneğin henüz vaat ettiği göçmenlik yasasını çıkaramadı. Meksika sınırına yapmayı tasarladığı duvar için parayı bulamadı. Ve İran ile yapılan nükleer anlaşmadan geri çekilerek dünyadaki birçok ülkeyi dehşete düşürdü. Donald Trump başkan olduğundan beri ilişki kurduğu herkese hakaret ediyor. Tek istisna yakın aile üyeleri gibi görünüyor. Onlar da hakarete uğramıyorlar ama gözden düştüklerinde görmezden geliniyorlar. Sadece insanlar değil ülkeler de aynı durumda. Trump, İsrail dışında belki de her ülkeye hakaret etti. Öyle anlaşılıyor ki hakaret etmek Trumpizm’i tanımlayan en önemli araçlardan biri. Trump sürekli hakaret ediyor ve bundan da zevk alıyor. Bu yüzden Trump uzmanlarını şu iki soru çok meşgul ediyor: Trump neden böyle yapıyor? Ve işe yarıyor mu? Bazı uzmanlara göre bu sonu gelmeyen hakaretler, bir çeşit zihinsel kusurun sonucu. Bu uzmanlar Trump’a aşırı duyarlı megalomanyak diyorlar. Kendini dizginlemesinin mümkün olmadığını ve kendine hâkim olamadığını düşünüyorlar. Ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü hakaretlerin, (1) Trump’un ABD ve dünya sahnesindeki hâkimiyetini sağlayabileceği ve (2) politikalarını en iyi şekilde uygulayabileceği kasıtlı bir stratejinin parçası olduğuna inanıyorum. Trump’ın bu “hakaret oyunu”ndan kazancı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Birkaç başarısı var Trump’ın aslında. ABD sahnesinde vergi indirimi yasasını çıkardı ve dünya sahnesinde de (şimdilik kaydıyla) Kuzey Kore lideri Kim ile bir buluşma ayarladı. Ancak bunların yanında pek çok hatası var. Örneğin henüz vaat ettiği göçmenlik yasasını çıkaramadı. Meksika sınırına yapmayı tasarladığı duvar için parayı bulamadı. Ve İran ile yapılan nükleer anlaşmadan geri çekilerek dünyadaki birçok ülkeyi dehşete düşürdü.</strong></p>
<p>Donald Trump başkan olduğundan beri ilişki kurduğu herkese hakaret ediyor. Tek istisna yakın aile üyeleri gibi görünüyor. Onlar da hakarete uğramıyorlar ama gözden düştüklerinde görmezden geliniyorlar. Sadece insanlar değil ülkeler de aynı durumda. Trump, İsrail dışında belki de her ülkeye hakaret etti.</p>
<p>Öyle anlaşılıyor ki hakaret etmek Trumpizm’i tanımlayan en önemli araçlardan biri. Trump sürekli hakaret ediyor ve bundan da zevk alıyor. Bu yüzden Trump uzmanlarını şu iki soru çok meşgul ediyor: Trump neden böyle yapıyor? Ve işe yarıyor mu?</p>
<p>Bazı uzmanlara göre bu sonu gelmeyen hakaretler, bir çeşit zihinsel kusurun sonucu. Bu uzmanlar Trump’a aşırı duyarlı megalomanyak diyorlar. Kendini dizginlemesinin mümkün olmadığını ve kendine hâkim olamadığını düşünüyorlar.</p>
<p>Ben bu görüşe katılmıyorum. Çünkü hakaretlerin, (1) Trump’un ABD ve dünya sahnesindeki hâkimiyetini sağlayabileceği ve (2) politikalarını en iyi şekilde uygulayabileceği kasıtlı bir stratejinin parçası olduğuna inanıyorum.</p>
<p>Trump’ın bu “hakaret oyunu”ndan kazancı ne olabilir? Öncelikle bir kişiye ya da bir ülkeye hakaret ettiğinde, onları karar vermeye zorluyor. Muhatapları ya karşı saldırıya geçip, Trump’ın kendilerine zarar verme riskini göze alıyorlar ya da Trump’ın hoşuna gidecek bir takım imtiyazlar veriyorlar. Her iki durumda da ilişkinin merkezinde Trump oluyor.</p>
<p>Trump’a göre, bu davranışları onu alfa-köpek yapıyor. O sadece dünya güç piramidinin zirvesinde olmak istemiyor, aynı zamanda orada sürekli görünür de olmak istiyor. İşte hakaretler bu amaca hizmet ediyor.</p>
<p>Hakarete uğrayarak istenmeyen bu iki seçenek arasında kalan kişi ya da ülkeler, hakarete uğramış diğer kişi ve ülkelerle ittifak kurmaya çalışabilirler. Bu potansiyel müttefikler hakaretlerle nasıl başa çıkacakları hususunda benzeri tartışmalar da yapabilirler. Ancak sonuçta Trump’a farklı tepki vermeyi de seçebilirler.</p>
<p>Bu noktada, hakaret edilen kişi veya ülke taktik değiştirmek için potansiyel müttefikini ikna etme yoluna gitmeye çalışabilir. Ya da başka potansiyel müttefikleri arayabilir. Müttefikler her iki durumda da Trump’ın hakaretleriyle nasıl başa çıkacakları yerine, nasıl ittifak kuracakları üzerine enerjilerini sarf ederler. Ve Trump’ın işine gelecek şekilde, asıl mevzudan uzaklaşırlar.</p>
<p>Bu sırada Trump taktik değiştirebilir. Hakaret edilen kişi veya ülkeye bazı kısmi imtiyazlar sunabilir. Bunu muğlâk bir biçimde veya belirli bir zaman sınırı ile yapabilir. Bu durumda ilgili kişi ya da ülke ya geçmişteki aşağılanmayı sineye çekmek ve imtiyazlara müteşekkir olmak ya da bunların yetersiz olduğu tavrını tercih etmek durumunda kalır.</p>
<p>Eğer verilen imtiyazlara şükretme tercihi yapılırsa, kişi ya da ülke, hakaretin yine tekrarlayacağı tehlikesinin Demokles’in kılıcı gibi tepesinde sallandığını bilir. Ya da Trump’ın gazabına tekrar maruz kalabileceğini bilir. Her iki durumda da Trump karlı çıkmaktadır.</p>
<p>Trump bu taktiği sağ ve soldan kendisine yöneltilen eleştirileri yatıştırmak için kullanabilir. Bunlar da Trump’ın makul bir merkezi figür olarak ortaya çıkmasına yardımcı olur.</p>
<p>Hakaretlerin son bir avantajı ise şudur. Trump’ın tweetlerinin tutarsızlığı herkesin malumu. Eğer bu twitlerden herhangi biri haklı çıkarsa onlardan kendine büyük pay çıkarabilir. (Mesela, “Nobel Ödülünü hak ediyorum”). Ama sonuç istediği gibi olmadığında, talimatlarını yerine getiremedikleri gerekçesiyle yardımcılarının bir kısmını veya tamamını suçlayabilir.</p>
<p>Hakaretin işe yarayıp yaramadığı sorusuna gelirsek. Öncelikle Trump’ın endişelenmesi gereken şeylerle başlayalım. Trump anketlerde çok düşük popülerliğe sahip. Bu hem Amerika çapında hem de dünya çapında geçerli bir fenomen. 2018 ve 2020 seçimlerini kazanabileceğinden emin değil.</p>
<p>Muhafazakâr tabanı, oy vermekten imtina edecek kadar ya da en azından muhafazakâr oyları arttırmak için çaba harcamayacak kadar mutsuz.</p>
<p>Bütün bunlara rağmen, “hakaret oyunları” az da olsa, kendisine olan desteği arttırıyor. Ancak bunlar yeniden seçilmek için yeterli mi? Ülkedeki seçmenlerine ve dünya kamuoyuna yaptığı bazı iyi şeyleri göstermek zorunda. Birkaç başarısı var Trump’ın aslında. ABD sahnesinde vergi indirimi yasasını çıkardı ve dünya sahnesinde de (şimdilik kaydıyla) Kuzey Kore lideri Kim ile bir buluşma ayarladı. Ancak bunların yanında pek çok hatası var. Örneğin henüz vaat ettiği göçmenlik yasasını çıkaramadı. Meksika sınırına yapmayı tasarladığı duvar için parayı bulamadı. Ve İran ile yapılan nükleer anlaşmadan geri çekilerek dünyadaki birçok ülkeyi dehşete düşürdü.</p>
<p>Peki, hakaretlerine verilecek karşılıklar Trump’ın politikalarında bir değişikliğe yol açacak mı? Bunu şu an için söylemek zor. Bu değişiklik her an olabilir. Ya da çıkmaza sürüklenebilir. Bir hakikat var ki o da şu: Bu hakaretlerin ilelebet olumlu getirisi olması beklenemez. Sonuçta çok şey kaybeden bir sürü insan ve bir sürü ülke var.</p>
<p>Bu nedenle, asıl soru bu değişikliklerin olup olmayacağı değil, ne zaman olacağı. Bu hepimizin her gün oynadığı bir oyun haline geldi. Oyunun sonuçları Amerika’da seçimlerde kendini gösterecek ve dünya çapında da yeni ittifakların oluşmasında.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/trumpizm-hakaret-etme-sanati/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Casusluk ve Ulusal Güvenlik</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/casusluk-ve-ulusal-guvenlik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/casusluk-ve-ulusal-guvenlik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Apr 2018 23:00:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Casusluk]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Strateji]]></category>
		<category><![CDATA[Ulusal Güvenlik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=2000</guid>

					<description><![CDATA[Ulusal güvenlik birçok durumda birçok farklı anlama gelebilir. Hükümetler ulusal güvenlik temasını bahane ederek, yolsuzluk veya jeopolitik ittifaklar konusunun kamuoyunda tartışılmasını engellemeyi ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Bu, farklı amaçlara ulaşmak için nispeten etkili bir yöntemdir. Hükümetler geçerliliğini kanıtlamak zorunda kalmadan ulusal güvenlik iddiasında bulunabilirler. Hatta kanıtları sunmanın kendisinin dahi ulusal güvenliği ihlal ettiğini ileri sürebilirler. Dünyanın her yerinde insanlar yolsuzluk ve ulusal güvenlik konularında çeşitli iddialarda ve serzenişte bulunuyorlar. Dünyada bu serzenişin yapılmadığı hiçbir ülke yok. Eğer bir ülkede -ister vatandaş olsun, ister oturma izni olan olsun, isterse geçici yaşayan biri olsun &#8211; bu konudan bahsetmiyorsa bilin ki bunun sebebi iktidarın bireyler üzerinde kurduğu baskıdır Aksi takdirde bu temalar dünyadaki bütün ülkelerin siyasetinin ve jeopolitiğinin merkezinde yer alır. Bir ülkedeki mevcut durum ülke dışındaki kişiler tarafından tartışılabilir. O ülkenin sürgündeki vatandaşları bu konular hakkında görüş serdedebilirler. Diğer ülkelerdeki sosyal hareketler bunlar hakkında konuşabilirler ya da diğer hükümetler bu konulardan bahsedebilirler. Bununla birlikte bu konuları tartışan kimseler belirli bir ülke söz konusu olduğunda, kamuoyu nezdinde bambaşka şeyler de söyleyebilirler. Bu yüzden, neler olduğunu anlamamız ve iddia ve şikâyetleri iyi analiz etmemiz için; insanların kullandıkları dili dikkatle analiz edip, gerçekliği nasıl tasvir ettiklerine bakmamız icap eder. Yolsuzluk neredeyse kaçınılmaz bir &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ulusal güvenlik birçok durumda birçok farklı anlama gelebilir. Hükümetler ulusal güvenlik temasını bahane ederek, yolsuzluk veya jeopolitik ittifaklar konusunun kamuoyunda tartışılmasını engellemeyi ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Bu, farklı amaçlara ulaşmak için nispeten etkili bir yöntemdir. Hükümetler geçerliliğini kanıtlamak zorunda kalmadan ulusal güvenlik iddiasında bulunabilirler. Hatta kanıtları sunmanın kendisinin dahi ulusal güvenliği ihlal ettiğini ileri sürebilirler.</strong></p>
<p>Dünyanın her yerinde insanlar yolsuzluk ve ulusal güvenlik konularında çeşitli iddialarda ve serzenişte bulunuyorlar. Dünyada bu serzenişin yapılmadığı hiçbir ülke yok. Eğer bir ülkede -ister vatandaş olsun, ister oturma izni olan olsun, isterse geçici yaşayan biri olsun &#8211; bu konudan bahsetmiyorsa bilin ki bunun sebebi iktidarın bireyler üzerinde kurduğu baskıdır</p>
<p>Aksi takdirde bu temalar dünyadaki bütün ülkelerin siyasetinin ve jeopolitiğinin merkezinde yer alır.</p>
<p>Bir ülkedeki mevcut durum ülke dışındaki kişiler tarafından tartışılabilir. O ülkenin sürgündeki vatandaşları bu konular hakkında görüş serdedebilirler. Diğer ülkelerdeki sosyal hareketler bunlar hakkında konuşabilirler ya da diğer hükümetler bu konulardan bahsedebilirler.</p>
<p>Bununla birlikte bu konuları tartışan kimseler belirli bir ülke söz konusu olduğunda, kamuoyu nezdinde bambaşka şeyler de söyleyebilirler. Bu yüzden, neler olduğunu anlamamız ve iddia ve şikâyetleri iyi analiz etmemiz için; insanların kullandıkları dili dikkatle analiz edip, gerçekliği nasıl tasvir ettiklerine bakmamız icap eder.</p>
<p>Yolsuzluk neredeyse kaçınılmaz bir olgudur. Genel bir kural olarak, ülke ne kadar zenginse yolsuzluk miktarı o kadar büyük olur. Basın manşetlerinden, üst düzey bir siyasi figür ya da üst düzey bir şirket yöneticisinin yolsuzlukla suçlandığını hatta hapis cezasına çarptırıldığını öğrenebiliriz. Aynı şeyi alt düzeydeki kişiler de yaparlar ama basının alt düzeydeki görevlileri manşete taşıma olasılığı daha düşüktür. Bir kimse yolsuzluğa nasıl bulaşır? Cevap oldukça basit aslında.</p>
<p>Paranın bir kişiden diğerine aktarıldığı zincirde kendine bir yer bulursa o kişi yolsuzluğa bulaşmış olur. Kuşkusuz, sahip olduğu değerleri bu zincirin bir halkası olmasına mani olan bazı bireyler de vardır. Ancak bunların sayıları bizim sandığımızdan daha düşüktür.İnsanları yolsuzlukla suçlamanın maksadı nedir? Birçok şey olabilir. Mesela hükümeti yıkmak arzusu olabilir. Yapılan eleştiriler sokak gösterilerine ya da hükümet karşıtı eylemlere sebebiyet verebilir. Bu eylemler sonuç getirebilir ya da başarısızlığa uğrayabilir. Ancak hükümeti yıkmak bir hedef olarak orada kalmaya devam eder. Bu sırada iktidar sahibi kimseler, hükümet karşıtı göstericileri yolsuzlukla suçlayıp, kendilerinin hükümet yetkililerini kınayacak pozisyonda olamayacaklarını iddia edebilir. Hükümetlerin birbirleri hakkındaki iddialarında ise yolsuzluk suçlamalarının jeopolitik çıkarlarla birebir bağlantılı olduğunu görürüz.</p>
<p>Genel bir kural olarak bir hükümet, müttefiki olduğu hükümeti ya da iktidarda kalmasını arzuladığı bir hükümeti yolsuzlukla suçlamaz. Bununla birlikte bir hükümet, düşman olarak gördüğü ya da en azından iktidarda kalmasını istemediği bir hükümeti yolsuzlukla suçlayabilir. Ya da bir hükümet, bir başka hükümeti açıkça yolsuzlukla suçlamaktan sakınırken, kapalı kapılar ardında bu sakınmanın geçici olduğunu ve bu durumun devamının diğer hükümetin pozisyonundaki bazı değişikliklere bağlı olduğunu iddia eder. Ulusal güvenlik temasında da durum bundan çok farklı değildir. Ulusal güvenlik birçok durumda birçok farklı anlama gelebilir. Hükümetler ulusal güvenlik temasını bahane ederek, yolsuzluk veya jeopolitik ittifaklar konusunun kamuoyunda tartışılmasını engellemeyi ya da tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Bu, farklı amaçlara ulaşmak için nispeten etkili bir yöntemdir. Hükümetler geçerliliğini kanıtlamak zorunda kalmadan ulusal güvenlik iddiasında bulunabilirler. Hatta kanıtları sunmanın kendisinin dahi ulusal güvenliği ihlal ettiğini ileri sürebilirler.Bu konuların kamu tarafından tartışılmasının önündeki engeli aşmanın bir yolu içerden birinin basına bilgi sızdırmasıdır. Bu kişi basına haber vererek, basının ulusal güvenlik konusundaki iddiaların, muhalefeti susturmak amaçlı kullanıldığı haberini yaymasını bekler. Ancak böylesi bir sızıntı hükümet tarafından ulusal güvenliği tehlikeye attığı gerekçesiyle derhal kovuşturmaya uğrar.</p>
<p>Ulusal güvenlikle bağlantılı olan diğer bir konu da casusluktur. Casusluk evrenseldir. Ancak bu pahalı ve zor bir meslektir. Bu nedenle zengin ülkeler bu işi daha kapsamlı ve muhtemelen başarılı bir şekilde yaparlar ve karşı tarafın casuslarını daha şiddetli bir şekilde cezalandırabilirler. Okur, bu yazıda şimdiye kadar herhangi bir ülkenin adını kullanmaktan kendimi alıkoyduğumu fark etmiştir.</p>
<p>Bunun nedeni, bu yazının sadece tek bir ülkenin politik veya jeopolitik durumuyla ilgili olmamasıdır. Vurgulamaya çalıştığım asıl nokta, tüm bu olup bitenlerin, son zamanlarda sıkça kullanılan tabirle ifade edersek, “sahte haber (fake news)” den başka bir şey olmamasıdır. Ancak şunu da unutmamak gerekir ki suçlamalara sahte haber demek de kamusal tartışmayı bastırmaya çalışmanın başka bir yoludur. Peki, gerçekte neler olduğunu anlayabilme hususunda tamamen çaresiz miyiz? Neyin gerçek olup neyin olmadığını anlamanın hiç bir yolu yok mu? Tabii ki var.</p>
<p>Makul bir analiz yapabilmek için, her birimiz farklı durumlarda tekrarlayan bu temaları bir dedektif edasıyla takip edip anlayabiliriz. Ama mesele şu ki dedektiflik de çok ama çok fazla mesai gerektiren bir iştir.</p>
<p>Sadece çok azımızın bu iş için isteği, parası ve vakti var. Bu nedenle bu işi başkalarına devrederiz: Bir ya da birden fazla toplumsal harekete; bir ya da birden fazla gazeteye; bir ya da birden fazla kişiye. Bunu yapmak için, taşeron(lar)a güven duymalı ve onları düzenli bir şekilde yenilemeliyiz. Bu büyük bir iş. Detektifliği kendimiz yapmadığımız müddetçe veya birinci sınıf ve güvenilir bir taşeron bulmadıkça, bu tekrarlanan temalar bizi boğacaktır. Zira zaten oldukça çok güçsüz bir haldeyiz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/casusluk-ve-ulusal-guvenlik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kore Yarımadası’nın İstikrarı İçin Bir Anlaşma Mümkün mü?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kore-yarimadasinin-istikrari-icin-bir-anlasma-mumkun-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kore-yarimadasinin-istikrari-icin-bir-anlasma-mumkun-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 31 Mar 2018 21:59:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[7. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[Kore İstikrarı]]></category>
		<category><![CDATA[Kore Yarımadası]]></category>
		<category><![CDATA[Nisan 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1848</guid>

					<description><![CDATA[Bu metni Kim ve Trump için paralel ifadeler kullanarak yazdım çünkü onların birbirlerinin aynadaki akisleri gibi davrandıklarına düşünüyorum. Benim kendi tahminim, bir toplantının gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğu ve her iki tarafın da bundan olumsuz sonuçlar çıkaracağıdır. 2018 Martı’nın ilk haftasında Kore Yarımadası ile ilgili beklenmedik iki gelişme yaşandı. Kuzey Kore’nin lideri Kim Jong-Un, daha önce koyduğu bazı ön şartlardan vazgeçerek Başkan Trump’a görüşme teklif etti. Ve Başkan Trump da Amerika’nın koyduğu birtakım ön şartlardan vazgeçerek Kim ile görüşmeye razı oldu. Belki birileri bir yerlerde bu nevzuhur durumu öngörmüş ve hatta bu konuda yazıp çizmiş olabilir. Ama doğrusu ben bunların hiçbirini görüp okumadım. Değilmi ki böyle bir şey meydana geldi şimdi politikacılar ve uzmanlar her yerde bu olayı yorumlamak için çırpınıp duruyorlar ve buna nasıl tepki verilmesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyorlar. Yorumcular şu üç sorunun cevabının peşindeler: (1) Trump ve Kim neden böyle bir şey yaptı? (2) Bunun sonuçları ne olacak? (3) Toplantı hakikaten de gerçekleşecek mi? Birinci sorunun cevabı olarak bazı kimseler Kim’in Trump’ın tehditlerı karşısında geri çekildiğini iddia ediyorlar. Daha az sayıdaki bir kimse ise, Trump’ın Kim’in tehditleri karşısında geri çekildiğini söylüyor. Ancak çoğunluk, gerçek sebeplerin farklı olduğunu ve son gelişmelerde tehditlerin ikincil bir rol oynadığını savunuyorlar. Bazıları, Kim’in &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bu metni Kim ve Trump için paralel ifadeler kullanarak yazdım çünkü onların birbirlerinin aynadaki akisleri gibi davrandıklarına düşünüyorum. Benim kendi tahminim, bir toplantının gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğu ve her iki tarafın da bundan olumsuz sonuçlar çıkaracağıdır.</strong></p>
<p>2018 Martı’nın ilk haftasında Kore Yarımadası ile ilgili beklenmedik iki gelişme yaşandı. Kuzey Kore’nin lideri Kim Jong-Un, daha önce koyduğu bazı ön şartlardan vazgeçerek Başkan Trump’a görüşme teklif etti. Ve Başkan Trump da Amerika’nın koyduğu birtakım ön şartlardan vazgeçerek Kim ile görüşmeye razı oldu.</p>
<p>Belki birileri bir yerlerde bu nevzuhur durumu öngörmüş ve hatta bu konuda yazıp çizmiş olabilir. Ama doğrusu ben bunların hiçbirini görüp okumadım. Değilmi ki böyle bir şey meydana geldi şimdi politikacılar ve uzmanlar her yerde bu olayı yorumlamak için çırpınıp duruyorlar ve buna nasıl tepki verilmesi gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyorlar. Yorumcular şu üç sorunun cevabının peşindeler: (1) Trump ve Kim neden böyle bir şey yaptı? (2) Bunun sonuçları ne olacak? (3) Toplantı hakikaten de gerçekleşecek mi?</p>
<p>Birinci sorunun cevabı olarak bazı kimseler Kim’in Trump’ın tehditlerı karşısında geri çekildiğini iddia ediyorlar. Daha az sayıdaki bir kimse ise, Trump’ın Kim’in tehditleri karşısında geri çekildiğini söylüyor. Ancak çoğunluk, gerçek sebeplerin farklı olduğunu ve son gelişmelerde tehditlerin ikincil bir rol oynadığını savunuyorlar.</p>
<p>Bazıları, Kim’in önkoşullardan vazgeçecek kadar kendini güçlü hissettiğini ve rejimi için aradığı meşruiyeti bu toplantının ona vereceğini düşündüğünü iddia ediyorlar. Bazıları ise Trump’ın önkoşulları azaltacak kadar kendini güçlü hissettiği ve önkoşulları kaldırmanın kendisine peşinde koştuğu dünya çapında büyük devlet adamı ve lider olma hayalini kazandıracağını düşündüğünü iddia ediyorlar. Diğer bazıları ise her ikisinin de aslında birbirlerini kandırabileceğini düşündüğünü ve anlaşma konusunda ciddi olmadıklarını iddia ediyorlar. Bütün bu bahsettiğimiz yorumlar Kuzey Kore dışındaki kişilerin görüşleri. Kuzey Kore’de ne tür tartışmalar döndüğünü bilemiyoruz. Ama tahminimce onlar da üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri konuşuyorlardır.</p>
<p>İkinci sorunun cevabına gelince: Sözkonusu gelişmelerin sonuçlarları ile ilgili tartışma, Kim ve Trump’ın motivasyonlarına neler olduğuna dair verilen cevaplarla yakından ilintilidir. Bazıları bunu Kim’in taktiksel dehası olarak görüyor. Bunu iddia edenlere göre söz konusu görüşmenin büyük kaybedeni Amerika Birleşik Devletleri olacak. Zira Trump elindeki en güçlü kozu olan “meşru ülke olarak tanımama (non-recognition)” kartını kullanmadan masada bırakıyor. Bazıları ise bunu Trump’ın taktiksel dehası olarak görüyor. Bunu iddia edenlere göre ise Amerika bu görüşmenin kazanını olacak. Zira bu Trump’ın daha sonra yapacağı muhtemel saldırılarda diğer ülkelerin muhalefetini aza indirgeyecek.</p>
<p>Üçüncü sorunun cevabına gelince: Toplantının gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusundaki tartışmalar da önceki iki soruya verilen cevaplara bağlıdır. Liderlerden herhangi birisi ya da her ikisi de ciddi değillerse, o zaman birinden biri toplantıyı iptal edecektir. Biri ya da herikisi de niyetlerinde ciddi olsalar dahi birinden birisi yaptıkları taktiksel hatanın farkına varırsa, toplantı yine gerçekleşmeyebilir.</p>
<p>Toplantı gerçekleşse bile iki tarafın derin farklılıklarını ciddi şekilde azaltabilecek bir anlaşmaya varmaları pek ihtimal dahilinde değil. Anlaşma imzalansa bile, diğer tarafın anlaşma şartlarına uyup uymadığı nasıl kontrol edilecek? Önceki görüşmelere katılan kimselerin üzerinde en çok durdukları konu anlaşmaya uyulup uyulmadığının kontrol edilmesinin en zor konu olduğu idi.</p>
<p>Başkan Ronald Reagan’ın, Sovyetler Birliği Başkanı Mihail Gorbaçov ile yaptığı bir anlaşmada söylediği meşhur söz gibi “güvenin ama kontrol etmeyi unutmayın (trust but verify).” ABD ve Kuzey Kore arasında güven nerdeyse sıfır seviyesinde. Bunun üzerine bir de anlaşmaya uyulup uyulmadığı kontrol edilemezse, bu anlaşma sadece aptalların inanacağı sahte bir cennet olur.</p>
<p>Bu metni Kim ve Trump için paralel ifadeler kullanarak yazdım çünkü onların birbirlerinin aynadaki akisleri gibi davrandıklarına düşünüyorum. Benim kendi tahminim, bir toplantının gerçekleşme ihtimalinin düşük olduğu ve her iki tarafın da bundan olumsuz sonuçlar çıkaracağıdır.</p>
<p>Hal böyle olunca, bu nevzuhur gelişmeler Kore yarımadasındaki istikrar arayışını daha da zora sokacaktır. Benim kanaatimce bu da bir felakete dönüşebilir. Zira bu durum hepimizin başından beri düşünmek dahi istemediği savaşa yol açabilir.</p>
<p>Ancak nükleer savaşın kaçınılmaz olduğunu düşünmüyorum. Aşağıdan yani hepimizden gelen baskılar, Kore yarımadasındaki istikrarı (barış kelimesinden daha net bir ifade) kuvvetle muhtemel güçlendirebilir. Ancak bu baskıyı doğurmak için mutlak surette organize olmak gerekir ki şu anda maalesef büyük ölçekte bu tür bir faaliyet yok.</p>
<p>Yarımadada istikrarın güçlenmesi için bir ihtimal daha var ki o da Kim ve Trump’ın öngörülemeyen kişisel kararları. Bizi bu ay ve daha önceleri epey bir şaşırttılar. Neden tekrar şaşırtmasınlar ki?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kore-yarimadasinin-istikrari-icin-bir-anlasma-mumkun-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yirmi Birinci Yüzyıl Jeopolitiği: Değişkenlik Heryerde</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yirmi-birinci-yuzyil-jeopolitigi-degiskenlik-heryerde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yirmi-birinci-yuzyil-jeopolitigi-degiskenlik-heryerde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2018 06:41:39 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[21. Yüzyıl]]></category>
		<category><![CDATA[6. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Amerika]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[Japonya]]></category>
		<category><![CDATA[Mart 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1742</guid>

					<description><![CDATA[Amerikanın yaptırım gücünü anlamak için şimdi bu ülkelerin son yirmi yıldaki davranışlarına bakalım. “Yirmi yıl” diyorum, çünkü bu durum Donald Trump’ın başa geçmesinden çok evvel ortaya çıkmaya başladı. Trump sadece Amerika’nın yaptırım kabiliyetini daha fazla köreltti. Yapısal krizde olan modern dünya sisteminin en değişkenlik gösteren yeri tartışmasız jeopolitik arenadır. Hiçkimse bu arenaya mutlak hakim olma ihtimalinin yanına dahi yaklaşamıyor. Son hegemonik güç olan Amerika Birleşik Devletleri uzun süredir çaresiz bir dev gibi kıvranıyor. Problem çıktığında onu imha etmekte başarılı ama durumu kontrol altına almakta değil. Hâlâ başkalarının uyması beklenen kuralları koyuyor, ancak kimse bu kuralları takmıyor. Uluslararası baskılara rağmen, kendi çıkarlarına uygun hareket etmeye devam eden bir dizi ülke var. Dünyanın farklı yerlerine bir göz atmak, Amerika’nın istediklerini yaptıramadığını kolayca kanıtlamaya yeter. Rusya ve Çin, ABD dışında en güçlü askeri güce sahip iki ülke konumunda. Daha önceleri, Amerika’nın yaptırımlarına maruz kalmamak için dikkatli bir şekilde hareket etmek zorundadaydılar. Soğuk Savaş söylemine bakılırsa sanki dünyada birbiriyle mücadele halinde olan iki eşit jeopolitik kamp vardı. Ancak gerçek çok daha farklıydı. Soğuk Savaş söylemi hakikatte ABD’nin tek hegemon olduğu gerçeğini maskeliyordu. Şimdi ise gerçek 180 derece değişti. Amerika Birleşik Devletleri jeopolitik önceliklerinin devamı için Çin ve Rusya ile işbirliği yapmak mecburiyetinde. Amerika Birleşik &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Amerikanın yaptırım gücünü anlamak için şimdi bu ülkelerin son yirmi yıldaki davranışlarına bakalım. “Yirmi yıl” diyorum, çünkü bu durum Donald Trump’ın başa geçmesinden çok evvel ortaya çıkmaya başladı. Trump sadece Amerika’nın yaptırım kabiliyetini daha fazla köreltti.</strong></p>
<p>Yapısal krizde olan modern dünya sisteminin en değişkenlik gösteren yeri tartışmasız jeopolitik arenadır. Hiçkimse bu arenaya mutlak hakim olma ihtimalinin yanına dahi yaklaşamıyor. Son hegemonik güç olan Amerika Birleşik Devletleri uzun süredir çaresiz bir dev gibi kıvranıyor. Problem çıktığında onu imha etmekte başarılı ama durumu kontrol altına almakta değil. Hâlâ başkalarının uyması beklenen kuralları koyuyor, ancak kimse bu kuralları takmıyor.</p>
<p>Uluslararası baskılara rağmen, kendi çıkarlarına uygun hareket etmeye devam eden bir dizi ülke var. Dünyanın farklı yerlerine bir göz atmak, Amerika’nın istediklerini yaptıramadığını kolayca kanıtlamaya yeter.<br />
Rusya ve Çin, ABD dışında en güçlü askeri güce sahip iki ülke konumunda. Daha önceleri, Amerika’nın yaptırımlarına maruz kalmamak için dikkatli bir şekilde hareket etmek zorundadaydılar. Soğuk Savaş söylemine bakılırsa sanki dünyada birbiriyle mücadele halinde olan iki eşit jeopolitik kamp vardı. Ancak gerçek çok daha farklıydı. Soğuk Savaş söylemi hakikatte ABD’nin tek hegemon olduğu gerçeğini maskeliyordu.</p>
<p>Şimdi ise gerçek 180 derece değişti. Amerika Birleşik Devletleri jeopolitik önceliklerinin devamı için Çin ve Rusya ile işbirliği yapmak mecburiyetinde.</p>
<p>Amerika Birleşik Devletleri’nin sözümona güçlü müteffiklerine bir bakalım. Hangisinin “en yakın” müteffik olduğu ya da hangisinin “en uzun süreden bu yana” Amerikan müteffiki olduğu konusunda kelime oyunları yapabiliriz. Bazıları için bu müttefik İngiltere ve İsrail olabilir hatta bazıları Suudi Arabistan da diyebilir. Ya da Japonya, Güney Kore, Kanada, Brezilya ve Almanya gibi eski güvenilir ortaklarından oluşan bir liste hazırlayalım. Ve bu müttefiklere de “iki numaralar” diyelim.</p>
<p><strong>Trump, Amerika’yı Köreltti</strong></p>
<p>Amerikanın yaptırım gücünü anlamak için şimdi bu ülkelerin son yirmi yıldaki davranışlarına bakalım. “Yirmi yıl” diyorum, çünkü bu durum Donald Trump’ın başa geçmesinden çok evvel ortaya çıkmaya başladı. Trump sadece Amerika’nın yaptırım kabiliyetini daha fazla köreltti. Mesela Kore yarımadasındaki durumu ele alalım. Amerika Birleşik Devletleri, Kuzey Kore’nin nükleer silahlardan vazgeçmesini istiyor. Bu, Amerika’nın uzun yıllardan beri devam eden geleneksel politikası. Sözkonusu politika Bush ve Obama’nın başkanlığı döneminde de aynıydı. Trump iktidarında da aynı politika sürdürülüyor. Farklı olan amaca ulaşmada kullanılan metodlar. Daha önceleri Amerikan politikası diplomasi ile birlikte yaptırımları da kullanıyordu. Diplomasiye müracatın sebebi, çok fazla tehdit etmenin bir süre sonra kendi kendini etkisiz hale getiren bir silah olduğu düşüncesi idi. Ancak Trump bunun tam tersine inanıyor. Açık tehditler savurmayı en büyük silahı olarak görüyor.</p>
<p>Ancak Trump’ın günü gününü tutmuyor. Bir gün Kuzey Kore’yi yok etmekle tehdit ederken, ertesi gün Japonya ve Güney Kore’yi hedef tahtasına oturtuyor. Mesela oralardaki ABD silahlı varlığının devam edebilmesinin masrafları için Japonya ve Güney Kore’nin mali desteğinin yetersiz olduğunu söylüyor. Dolayısıyla, bu ülkeler, Amerika’nın gidip gelen bu söylemleri yüzünden Amerika’nın kendilerini koruyup korumayacağından emin olamıyorlar.</p>
<p>Japonya ve Güney Kore ise Amerika ile sorunlarını zıt yöntemlerle çözmeye çalışıyorlar. Japonya, (değişen) ABD taktiklerine karşı halkın tam desteğini vadederek ABD ile ortaklığın sürmesini amaçlıyor. ABD’yi memnun ederek daha önce aldığı teminatların devamlılığını sağlamaya çalışıyor. Güney Kore ise farklı bir taktik kullanıyor. ABD’nin taleplerini göz ardı ederek Kuzay Kore ile yakın diplomatik ilişkilerini sürdürüyor. Kuzey Kore rejimi ile arasını iyi tutarak iki ülke arasındaki tansıyonun artmasını önlemeye çalışıyor.</p>
<p>Bu taktiklerden her hangi birinin işe yarayıp yaramayacağı belli değil. Şu an için kesin olan şu ki Amerika Birleşik Devletleri durumu kontrol altına alamıyor. Güney Kore ve Japonya, Birleşik Devletlerin ne yapacağını tam olarak kestiremedikleri için kendi konumlarını güçlendirmek adına gizliden gizliye nükleer silahlanma yoluna gidiyorlar. Amerika Birleşik Devletleri’nin tavrının sürekli değişkenlik arzetmesi tepkilere yol açıyor ve bu da Amerika’nın gücünün daha da zayıflamasına sebebiyet veriyor.</p>
<p><strong>Kaotik Zigzagların Düzeni</strong></p>
<p>Aynı şekilde Endonezya’dan Mağrip’e kadar uzanan ve İslam dünyası olan adlandırılan yerlerdeki çetrefilli durumları ele alalım; özellikle de Suriye’deki durumu. Bölgede olan ya da bölgede çıkarı olan her büyük gücün asli bir “düşmanı” (ya da düşmanları) var. Suudi Arabistan ve İsrail için bu düşman İran. İran için Amerika Birleşik Devletleri, Mısır için Müslüman Kardeşler, Türkiye için Kürtler ve Irak rejimi için Sünniler. İtalya için ise göçmen akışını kontrolden çıkaran El-Kaide. Peki Amerika Birleşik Devletlerinin asli düşmanı kim? Kim bilir? Herkesin asıl endişe ettiği şey de bu. ABD şu anda iki çelişkili önceliğe sahip gibi görünüyor. Bir gün Kuzey Kore’yi bir takım yaptırımlarla dize getirmek isterken ertesi gün Doğu Asya’da Amerikan müdahelesini sona erdirmek ya da en azından bölge için yapılan harcamalarını kısmak istiyor. Her iki durumda da Amerika’nın sözünün ağırlığı giderek azalıyor.</p>
<p>Dünyanın diğer bölgelerinde de durum bundan çok farklı değil. Buradan çıkarılacak en önemli ders, Amerika Birleşik Devletleri’nin çöktüğü ve hali hazırda başka bir hegemonun ortaya çıkmadığı. Bu durum da dünya düzeninin genel kaotik zigzaklarına bir yenisini daha ekliyor. Değişkenlik diye bahsettiğimiz hadise de bu.</p>
<p>Bu tabii ki büyük bir tehlike. Kaotik bir düzende nükleer kazalar, hatalar ya da çılgınlıklar bir anda herkesin, özellikle de dünyadaki askeri güçlerin zihnini en çok meşgul eden şey haline gelebilir. Söz konusu tehlike ile nasıl başa çıkılacağı kısa vadedeki en önemli jeopolitik meseledir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yirmi-birinci-yuzyil-jeopolitigi-degiskenlik-heryerde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Gürültücü Trump</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/gurultucu-trump/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:54:58 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Donald Trump]]></category>
		<category><![CDATA[Immanuel Wallerstein]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1618</guid>

					<description><![CDATA[Trump gürültü çıkarmayı sever. Yaralı bir kaplan gibi sonuna kadar savaşacaktır. Davasına yardımcı olabilecek her şeyi ne kadar rezilce olursa olsun yapmaktan geri durmayacaktır…Trump tehlikeli, zira aynı zamanda karşı konulamaz tutkusu ile ABD’nin sahip olduğu nükleer silahları kullanarak yerine getirmeye hazır olmadığı tehditleri sağa sola savuruyor. Katalonya’daki seçimler hakkında ya da Güneydoğu Asya’da ABD-Çin rekabeti karşısında Avustralya’nın ne yapması gerektiği hususlarında yazacaktım. Her iki konunun da kapitalist dünya sisteminin yakın geleceği için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat öyle görünüyor ki herkesin tartışmak istediği şey Trump’ın ne söyleyeceği ve söylediklerinin bir fark yaratıp yaratmayacağı konusu. Trump’ın gerek dostlarının gerekse düşmanlarının merak ettiği en önemli soru şu: “Trump göreve devam edebilir mi?” Önceleri devam edemeyeceğini düşünüyordum ama şimdi fikrim değişti. Sebebi de şu: Mevcut durum hakkında ne biliyoruz? Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Trump’ın popülaritesi oldukça düşük hatta yakın zamanda daha da düşebilir. Kendisi popülaritesini düşük gösteren anket sonuçlarının sahte haberler olduğunu iddia ediyor. Buna kendisi de inanmış görünüyor. Trump her zaman egosunu tatmin edecek şekilde hareket eden birisi. Başarısının ölçütünü görevde kalma, 2020’de seçimi yeniden kazanma ve 2024 yılına kadar başkanlık koltuğunda oturma olarak görüyor. Bana göre Trump’ın taktikleri şunlar: Öncelikle olumsuz bile olsa manşetlerden hiç inmek istemiyor. Onun hakkında yazdığım &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Trump gürültü çıkarmayı sever. Yaralı bir kaplan gibi sonuna kadar savaşacaktır. Davasına yardımcı olabilecek her şeyi ne kadar rezilce olursa olsun yapmaktan geri durmayacaktır…Trump tehlikeli, zira aynı zamanda karşı konulamaz tutkusu ile ABD’nin sahip olduğu nükleer silahları kullanarak yerine getirmeye hazır olmadığı tehditleri sağa sola savuruyor.</strong></p>
<p>Katalonya’daki seçimler hakkında ya da Güneydoğu Asya’da ABD-Çin rekabeti karşısında Avustralya’nın ne yapması gerektiği hususlarında yazacaktım. Her iki konunun da kapitalist dünya sisteminin yakın geleceği için çok önemli olduğunu düşünüyorum. Fakat öyle görünüyor ki herkesin tartışmak istediği şey Trump’ın ne söyleyeceği ve söylediklerinin bir fark yaratıp yaratmayacağı konusu.</p>
<p>Trump’ın gerek dostlarının gerekse düşmanlarının merak ettiği en önemli soru şu: “Trump göreve devam edebilir mi?” Önceleri devam edemeyeceğini düşünüyordum ama şimdi fikrim değişti. Sebebi de şu:</p>
<p>Mevcut durum hakkında ne biliyoruz? Öncelikle şunu söylemek gerekir ki Trump’ın popülaritesi oldukça düşük hatta yakın zamanda daha da düşebilir. Kendisi popülaritesini düşük gösteren anket sonuçlarının sahte haberler olduğunu iddia ediyor.</p>
<p>Buna kendisi de inanmış görünüyor. Trump her zaman egosunu tatmin edecek şekilde hareket eden birisi. Başarısının ölçütünü görevde kalma, 2020’de seçimi yeniden kazanma ve 2024 yılına kadar başkanlık koltuğunda oturma olarak görüyor.</p>
<p>Bana göre Trump’ın taktikleri şunlar: Öncelikle olumsuz bile olsa manşetlerden hiç inmek istemiyor.</p>
<p>Onun hakkında yazdığım şu yazıya baksanız, Trump’ın bu amacını benimle bile başardığını farkedersiniz. Trump’ın söylediği az sayıdaki akıllıca şeylerden biri, birçok haber kanalı ve gazetenin onun hakkında yaptığı haberler yüzünden ayakta kaldığı. Trump’a göre, kendisi olmasa bunların birçoğu iflas ederdi.</p>
<p>Ancak devamlı manşetlerde kalmak yeterli değil. Trump, ABD ve dünya kamuoyunu daha da kutuplaştırmaya devam etmek zorunda. Amerikan seçmeni ne kadar kutuplaşırsa, bu Trump’ın o kadar işine geliyor. Şu anda 2016 seçimlerinde Rusya’dan yardım aldığı iddiaları yüzünden muhtemel bir mahkeme suçlamasıyla karşı karşıya. Tabii ki kendisi böyle bir işbirliğini redediyor.</p>
<p>Bu sırada yardakçıları, Trump’ın yasadışı bir şey yaptığına dair kanıt getiren insanlara pervasızca saldırıyorlar. Düsturları herşeyi sonuna kadar inkar etmek ve eleştirenlerin güvenilirliliğine halel getirmek için mümkün olan herşeyi mübah görmek.</p>
<p>Trump görevden azledilebilir mi? Bu olasılık zaman geçtikçe azalıyor. Ve ABD Senatosu, görevden alınması için çoğunluğu sağlasa dahi bu konuya Temsilciler Meclisi karar verecek. Orada da görevden azil için üçte ikilik bir oy çoğunluğu gerekiyor.</p>
<p>2020’de Cumhuriyetçi Parti Trump’ın adaylığını rededebilir mi? Bu da oldukça mantıksız bir seçenek. Zira Trump bağımsız olarak seçimlere katılabilir ve bu da Demokrat Parti’nin seçimleri kazanmasına sebebiyet verir.</p>
<p>Trump karşıtı hareketlerin iki sonucu olacaktır: Trump’ı kayıtsız şartsız destekleyen taraftarları Trump’ı alaşağı etmek isteyen hiçbir siyasetçiyi desteklemeyebilir. Aynı zamanda daha “ılımlı” taraftarları, Trump’ın birçok meseledeki aşırı tutumu yüzünden bir daha kendisine oy vermek istemeyebilir. Her iki durumda da kazanan Demokratlar olacaktır. Bu nedenle bazı uzmanlar aralarda yapılacak seçimlerde Demokrat Parti’nin zafer kazanacağını ileri sürüyorlar. Demokrat Parti’nin seçimi kazanma olasılığı Cumhuriyetçileri birleştirirken, kendilerini bölme riski taşıyor.</p>
<p>Zira Demokratlar hala seçimi kazanma taktiklerinin ne olması gerektiğinde hemfikir değiller. Bilinmesi gereken en önemli şey: Trump’ın bu konularda sessiz kalmayacağıdır. Trump gürültü çıkarmayı sever. Yaralı bir kaplan gibi sonuna kadar savaşacaktır. Davasına yardımcı olabilecek her şeyi ne kadar rezilce olursa olsun yapmaktan geri durmayacaktır. Zaten esasında kişisel gücü de böyle şeylerden gelmektedir. Ben şahsen Trump’ın yeniden seçilmesinin çok bir felaket getireceğini düşünmüyorum.</p>
<p>Birçok kişinin de işaret ettiği gibi şu andaki başkan yardımcısı Mike Pence, ilericiler için Trump’dan daha da kötü bir Başkan olacaktır. Pence, Trump’a nazaran sadece daha az gürültücü biridir. Amerika’nın dışında, dünyanın geri kalan kısmında ise Trump’ın sözünün bir değeri yok. Ancak bizatihi bu gerçek onu çok tehlikeli yapıyor.</p>
<p>Dünya politikasını anlamada kör cehaletten sıyrılıp, konulara biraz vakıf oldukça, daha fazla hata yapmaya başladı. Bundan dolayı her geçen gün kendisinin ve sonraki ABD başkanlarının diplomatik avantaj kazanma şansını kaybediyor.</p>
<p>Trump tehlikeli, zira aynı zamanda karşı konulamaz tutkusu ile ABD’nin sahip olduğu nükleer silahları kullanarak yerine getirmeye hazır olmadığı tehditleri sağa sola savuruyor.</p>
<p>Korkarım ki Trump’ın gürültülerine mahkumuz artık. Ancak bu ilerici davalar için hiç başarı kazanamayacağımız anlamına gelmiyor. Şimdi Trump’ın ne yapabileceğine değil, bizim ne yapıp yapamayacağımıza odaklanmamız gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
