<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>İhsan ÜNLÜ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/ihsan-unlu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Mon, 13 Feb 2023 13:30:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>İhsan ÜNLÜ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>İçimdeki Deprem</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 13 Feb 2023 13:30:20 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[afet]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[insanlık]]></category>
		<category><![CDATA[kader]]></category>
		<category><![CDATA[önlem]]></category>
		<category><![CDATA[tedbir]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18659</guid>

					<description><![CDATA[Dün bir pir-i fani ile karşılaştım. “Ne haber”? diye sordu. “Ne olacak işte görüyorsun, her taraf perişan, acı ve kederden başka bir şey yok!” “Öyle deme!” dedi. “Niye ki” dedim. “Güzel bakan güzel görür&#8230;Gönül isterse göz, yılanının zehirine bakar; gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar.” diyerek devam etti: “Gül cemalini gösteren Zat-ı Kibriya, yeri zamanı geldiğinde Cebbar ve Celal sıfatıyla tecelli eder de kudret ve azametini gösteriverir.” “Kula düşen nedir?” diye sordum. Derin bir ‘of’ çekip devam etti: “Kula düşen sabır ve tevekküldür.” “Peki tedbir bu işin neresinde” dedim. “Tedbir en başında evlat” deyiverdi ve devam etti. “Deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et!” Dememiş miydi Efendimiz (a.s). Konuyu depreme getirdim ve sordum: “Bu işin kaderle ilgisi nedir üstadım?” “Önce şunu bil ki evladım! Rahmeti gazabının çok fevkinde olan Allah Teala kullarına asla zulmetmez. Merhametlilerin en merhametlisi olan Zat-ı Zülcelal onlara tuzak kurmaz. Bilakis verdiği akıl ve iradeyle onların önünü açar, vahiy yoluyla destekler.” “Peki bu belalar neyin nesi?” “Bela dediğin sana bana göre evladım. İnsanoğlu belasını da Mevlasını da kendi eliyle bulur. Bak sonra deprem dediğin ekolojik denge için gazını bazen dışa vuran bir tabiat olayıdır. İnsanlar bu realiteye göre önlemini almayıp can ve mal kaybediyorsa bunun kaderle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dün bir pir-i fani ile karşılaştım.</p>



<p>“Ne haber”? diye sordu.</p>



<p>“Ne olacak işte görüyorsun, her taraf perişan, acı ve kederden başka bir şey yok!”</p>



<p>“Öyle deme!” dedi.</p>



<p>“Niye ki” dedim.</p>



<p>“Güzel bakan güzel görür&#8230;Gönül isterse göz, yılanının zehirine bakar; gönül isterse göz, ibret alacağı şeylere bakar.” diyerek devam etti:</p>



<p>“Gül cemalini gösteren Zat-ı Kibriya, yeri zamanı geldiğinde Cebbar ve Celal sıfatıyla tecelli eder de kudret ve azametini gösteriverir.”</p>



<p>“Kula düşen nedir?” diye sordum.</p>



<p>Derin bir ‘of’ çekip devam etti:</p>



<p>“Kula düşen sabır ve tevekküldür.”</p>



<p>“Peki tedbir bu işin neresinde” dedim.</p>



<p>“Tedbir en başında evlat” deyiverdi ve devam etti.</p>



<p>“Deveni sağlam kazığa bağla sonra tevekkül et!” Dememiş miydi Efendimiz (a.s).</p>



<p>Konuyu depreme getirdim ve sordum:</p>



<p>“Bu işin kaderle ilgisi nedir üstadım?”</p>



<p>“Önce şunu bil ki evladım! Rahmeti gazabının çok fevkinde olan Allah Teala kullarına asla zulmetmez.</p>



<p>Merhametlilerin en merhametlisi olan Zat-ı Zülcelal onlara tuzak kurmaz. Bilakis verdiği akıl ve iradeyle onların önünü açar, vahiy yoluyla destekler.”</p>



<p>“Peki bu belalar neyin nesi?”</p>



<p>“Bela dediğin sana bana göre evladım. İnsanoğlu belasını da Mevlasını da kendi eliyle bulur. Bak sonra deprem dediğin ekolojik denge için gazını bazen dışa vuran bir tabiat olayıdır. İnsanlar bu realiteye göre önlemini almayıp can ve mal kaybediyorsa bunun kaderle ve yaratıcıyla ne ilgisi var?”</p>



<p>Biraz nefeslenip devam etti:</p>



<p>“Unutma ki evlat! Bir kavli dua vardır, bir de fiili dua. Fiili dua, işini sağlam yapmaktır. Senin anlayacağın binaları sağlam yapıp sağlam zemine oturtmaktır. Kavli dua da bunun üzerine Allah’tan sıhhat afiyet dilemektir.”</p>



<p>Akif’in deyimiyle, “Bir kere de azmettin mi, artık Allah’a dayan” diyorsun yani.</p>



<p>“Aynen öyle evlat” dedi ve ekledi:</p>



<p>“Bak Akif demişken devamını getirelim mi?”</p>



<p>“Tabi ki memnuniyetle..” dedim.</p>



<p>“Kader, imanın farzlarından biridir&#8230;Tamam&#8230;</p>



<p>Fakat yok onda senin saptırdığın anlam.</p>



<p>Kader; Gerekli şartlar oluştuktan sonra</p>



<p>Mümkün olanın gerçekleşip çıkmasıdır ortaya.”</p>



<p>“Hey gidi koca yürekli şair! Ümmeti uyandırmak için neleri göze aldın, ne bedeller ödedin” deyip bir mısra daha ekleyiverdi:</p>



<p>“Kadermiş!” öyle mi? Haşa bu söz değil doğru:</p>



<p>Belanı istedin Allah da verdi&#8230;Doğrusu bu!”</p>



<p>“Ekrandaki o manzaraları görünce içim acıyor. Haykırmak istiyorum.” dedim bir anda.</p>



<p>“Ölümün yüzü soğuktur evlat” dedi ve yine şairin dizeleriyle cevap verdi:</p>



<p>“Veren de O alan da;</p>



<p>Nedir senden çıkacak?</p>



<p>Gören de bu can senin sanacak!”</p>



<p>“Üstadım hadi birilerini anladım da sabilerin, masumların o soğuk betonların altında kalmasını ve inlemesini bir türlü anlayamıyorum!”</p>



<p>“Bak yavrum! O’nun hikmetinden sual olunmaz. Lakin anladığımız kadarıyla bazen öyle musibetler gelir ki büyük-küçük, haklı-haksız aramaz. Haksız olan belasını bulur ama masum olan telef olmaz. Onların zayi olan malları, kendileri hakkında sadaka; ölümleri de ebedi hayatlarını kazandıracak derecede bir şehadet hükmüne geçer.”</p>



<p>“Peki o çektikleri ızdırap nedir? Yanlarına kar mı kalır!”</p>



<p>“Evlat! Onların o ebedi alemde görüp yaşayacakları yanında, bu çektikleri geçici zahmet ve meşakkatlerin esamesi bile okunmaz. Senin anlayacağın zahmet içinde rahmet; gazap içinde hikmet gizlidir.”</p>



<p>“Bağışlayın beni çok iyi anlayamadım!”</p>



<p>“Biz neyi anladık ki evlat. Anlasak böyle mi olurduk? Unutma! insanlar uykudadır, ölünce uyanırlar.”</p>



<p>“Anlayana sivri sinek saz&#8230;diye boşuna dememişler.” galiba.</p>



<p>“Yaratıcısını unutan insanoğluna Allah, bazen bir virüsle, bazen bir krizle, bazen de böyle musibetlerle kendini hatırlatır. Daha doğrusu kibirden kuleler inşa eden insanlara acziyetini gösterir; azametin gerçek sahibine dikkatleri çeker.”</p>



<p>“Anladın mı şimdi biraz!?” diye sordu.</p>



<p>“Her şey iyi güzel de şu ölüm firkati olmasaydı?” diyesim geliyor üstadım.</p>



<p>“Ölüm, görünüşte ‘firkat’ gibi dursa da aslında o bir ‘vuslat’ tır.” dedi ve ekledi:</p>



<p>“Buradan ayrıldığın kişilere bakarken bir de kimlere kavuşacağını bir düşünsene!”</p>



<p>“İnsanoğlu ölüm varken günah, zulüm işliyor, kul hakkı yiyorsa; bir de ölüm olmasaydı ne olurdu?</p>



<p>Düşünebiliyor musun?”</p>



<p>“Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi; “Budur perde arkasından gelen haber/ hiç çirkin olsaydı ölür müydü peygamber?”</p>



<p>“Eyvallah üstadım, teşekkür ederim bu güzel sohbet için” deyip ayrıldım.</p>



<p>Evet, ben depremin içinde değildim belki ama deprem benim içimdeydi.</p>



<p>Sürekli kıpırdaşan, hareket eden bir şeyler vardı sanki içimde.</p>



<p>‘İçimizdeki depremleri, kafamızdaki çelişkileri, vicdanlarımızdaki soru işaretlerini düzeltmedikçe bu işler düzelmeyecek’ diye kanaat getirdim en sonunda.</p>



<p>Rahmet, minnet ve esenlik dileğiyle&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/icimdeki-deprem/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilik Açılımında Yeni Bir Sayfa</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/alevilik-aciliminda-yeni-bir-sayfa/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/alevilik-aciliminda-yeni-bir-sayfa/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Oct 2022 09:47:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[cem evi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18521</guid>

					<description><![CDATA[Hükümet yıllar sonra rafa kaldırdığı Alevilik açılımını yeniden gündeme taşıdı. Geçtiğimiz günlerde Şahkulu Sultan Dergahı’nda Sayın Cumhurbaşkanının bizzat ağzından birtakım düzenlemeler gündeme geldi. Buna göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak olan “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” Cemevi hizmetlerinin eğitim, kültür, altyapı sorunlarıyla ilgilenecek; Talep eden cemevlerine görevli Dede istihdam edebilecek. Ayrıca, cemevlerinin aydınlatma, içme ve kullanma suyu, yapım, onarım, bakım giderlerinin karşılanması ve imar planlarındaki yer sorunları bu birim tarafından çözüme kavuşturulacak. Alevi camiada kimi çevreler tarafından ihtiyatla karşılanan devletin bu adımı, önemli bir kesim tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Bu kesime göre, devletin bu yaklaşımı çok geç kalınmış reform niteliğinde bir adımdır ve takdire şayandır. Nitekim Şahkulu Sultan Dergahı ve Cemevi Başkanı Beyzade Özkahraman’ın ifadesiyle; Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Cumhurbaşkanının dergahı ziyaret etmesi çok manidardır. Bu vesileyle onlarca yıldır çözüm bekleyen sorunlar masaya yatırılıp tartışılabilecektir. Geçtiğimiz zaman dilimleri ve yaşadığımız acı tecrübeler de göstermiştir ki sorunları ötelemekle veya görmezden gelerek çözüme ulaşılmıyor. Aksine sorunlar daha karmaşık hale gelip yumak yumak önümüze geliveriyor. Sorun yumakları ile boğuşan bir ülke görüntüsü elbette dosta gam düşmana sürur verir. Nitekim millet olarak bizi yumuşak karnımızdan vurmak isteyen hainler, bu sorunları da malzeme yaparak insanımızı mezhepsel ve etnik farklılıkları üzerinden birbirine düşürmeye çalışmıştır. Şükürler &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Hükümet yıllar sonra rafa kaldırdığı Alevilik açılımını yeniden gündeme taşıdı.</p>



<p>Geçtiğimiz günlerde Şahkulu Sultan Dergahı’nda Sayın Cumhurbaşkanının bizzat ağzından birtakım düzenlemeler gündeme geldi.</p>



<p>Buna göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde oluşturulacak olan “Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı” Cemevi hizmetlerinin eğitim, kültür, altyapı sorunlarıyla ilgilenecek; Talep eden cemevlerine görevli Dede istihdam edebilecek.</p>



<p>Ayrıca, cemevlerinin aydınlatma, içme ve kullanma suyu, yapım, onarım, bakım giderlerinin karşılanması ve imar planlarındaki yer sorunları bu birim tarafından çözüme kavuşturulacak.</p>



<p>Alevi camiada kimi çevreler tarafından ihtiyatla karşılanan devletin bu adımı, önemli bir kesim tarafından memnuniyetle karşılanmıştır.</p>



<p>Bu kesime göre, devletin bu yaklaşımı çok geç kalınmış reform niteliğinde bir adımdır ve takdire şayandır.</p>



<p>Nitekim Şahkulu Sultan Dergahı ve Cemevi Başkanı Beyzade Özkahraman’ın ifadesiyle; Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir Cumhurbaşkanının dergahı ziyaret etmesi çok manidardır. Bu vesileyle onlarca yıldır çözüm bekleyen sorunlar masaya yatırılıp tartışılabilecektir.</p>



<p>Geçtiğimiz zaman dilimleri ve yaşadığımız acı tecrübeler de göstermiştir ki sorunları ötelemekle veya görmezden gelerek çözüme ulaşılmıyor.</p>



<p>Aksine sorunlar daha karmaşık hale gelip yumak yumak önümüze geliveriyor.</p>



<p>Sorun yumakları ile boğuşan bir ülke görüntüsü elbette dosta gam düşmana sürur verir.</p>



<p>Nitekim millet olarak bizi yumuşak karnımızdan vurmak isteyen hainler, bu sorunları da malzeme yaparak insanımızı mezhepsel ve etnik farklılıkları üzerinden birbirine düşürmeye çalışmıştır.</p>



<p>Şükürler olsun ki bu oyunlara gelmeyen insanımız, aklıselim ve basiretiyle bu tuzakları hep boşa çıkarmıştır.</p>



<p>Bize göre de devletin bu adımı, bu tür tuzakları boşa çıkaracak ve bu konuyu malzeme olarak kullanacak art niyetlilerin hevesini kursağında bırakacak önemli bir adımdır.</p>



<p>Elbette üzerinde tartışılabilir. Neticede bu proje, üzerinde yıllardır tartışılan bir sürecin bugün itibariyle geldiği noktadır.</p>



<p>Eskilerin tabiriyle, bir şeyin tamamı elde edilemiyorsa bile onun parçasından vazgeçilmez.</p>



<p>Devletine sadık bir topluluk devletinden kendisine uzanan eli havada bırakmaz.</p>



<p>Bazı mahfillerde yıllardır dile getirilen, “devlet bizi tanımıyor&#8230;” benzeri ifadeler, Sayın Cumhurbaşkanımızın bizzat dergahı teşrifleriyle artık geride kalmıştır.</p>



<p>Tam da Hünkar’ın “72 millete aynı gözle bakmak” felsefesiyle örtüşen, “85 milyon insanımızın her bir ferdi devletimizin birinci sınıf vatandaşıdır&#8230;” sözleri takdire şayandır.</p>



<p>Gün, siyasi mülahazalarla kavga etme günü değildir.</p>



<p>Gün, ortak değerler etrafında kenetlenerek farklılıklarımızla bir arada yaşama günüdür.</p>



<p>Gün, karşıdakini kendimize benzetme sevdasından vazgeçip olduğu konumda kabul ederek haklarını iade etme günüdür.</p>



<p>Gün, size bir adım atana iki adım atarak samimiyetle anlama ve anlaşma günüdür.</p>



<p>Gün, kazan-kazan formülüyle devletimizin bekası ve milletimizin yüksek menfaatleri için hak eksenli bir yola girme günüdür.</p>



<p>Sözün özü, artık milli güvenlik ve beka sorunu hale gelen bir sorunu, sorun olmaktan çıkarıp siyaset üstü bir yaklaşımla ele almak zarureti hasıl olmuştur.</p>



<p>Cemevlerini kendi ideolojik emellerine alet etmek isteyenlere inat, kadim geleneğimizin gönül bahçeleri ve irfan yuvaları olarak görmek isteyenlere güzel bir yol açılmıştır.</p>



<p>Temennim odur ki gönül kalsın ama yol kalmasın.</p>



<p>Yola revan olanlara aşk-ı niyazlarımla&#8230;</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/alevilik-aciliminda-yeni-bir-sayfa/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>En Büyük Fitne&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-fitne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-fitne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 23 Sep 2022 07:25:10 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[fitne]]></category>
		<category><![CDATA[Para]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18483</guid>

					<description><![CDATA[Allah Resulünün ümmeti için korktuğu en büyük fitne olan dünya malına tamah etme günlerini yaşıyoruz adeta. Kimi insanların iyice yoksullaştığı bir zeminde, parayla para kazanmanın envaı çeşit yollarını deniyor bazılarımız. Hiçbir yatırım ve üretime dayanmayan, risk almadan tamamen para tahviline dayalı konformist bir düzen! Peki hocam, paramın değerini nasıl koruyacağım? Diyenleri duyar gibiyim. Bendeniz burada yatırım çeşitliliğinden bahseden ekonomi derslerine dayalı bir yazı yazmıyorum. Ancak Hz. Peygamberin ümmeti için ahir zaman fitnesi olan dünyevileşme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum. Şunu hemen belirtelim ki dünya malı insan için fitne değildir. Fitne olan dünya malına tamah etmek, onu elde etmek için helal haram kaygısı taşımamaktır. Elbette insanoğlunun yapısında dünya ve nimetlerine karşı bir ilgi bulunur. Yarattığı kullarının doğasındaki bu gerçeği Allah Teala Yüce Kitabında belirtmiştir. (İnsan/ 27) Yine bu gerçeği Efendimiz (as) şu veciz sözüyle tasvir eder; “İnsanoğlunun bir ova / vadi dolusu altını olsa, bir ovayı / vadiyi daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Müslim, Zekât, 117) Konuyla ilgili ünlü hikayeci Tolstoy’un meşhur “İnsan Ne İle Yaşar” öyküsünde anlattığı bir hikaye oldukça dikkat çekicidir: “Her şeyin daha fazlasını isteyen hiçbir şeye sahip olamaz’’ sözünün kullanıldığı bir hikâyedir. “Köylü bir adam olan Pahom, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Allah Resulünün ümmeti için korktuğu en büyük fitne olan dünya malına tamah etme günlerini yaşıyoruz adeta.</p>



<p>Kimi insanların iyice yoksullaştığı bir zeminde, parayla para kazanmanın envaı çeşit yollarını deniyor bazılarımız.</p>



<p>Hiçbir yatırım ve üretime dayanmayan, risk almadan tamamen para tahviline dayalı konformist bir düzen!</p>



<p>Peki hocam, paramın değerini nasıl koruyacağım? Diyenleri duyar gibiyim.</p>



<p>Bendeniz burada yatırım çeşitliliğinden bahseden ekonomi derslerine dayalı bir yazı yazmıyorum.</p>



<p>Ancak Hz. Peygamberin ümmeti için ahir zaman fitnesi olan dünyevileşme tehlikesine dikkat çekmek istiyorum.</p>



<p>Şunu hemen belirtelim ki dünya malı insan için fitne değildir. Fitne olan dünya malına tamah etmek, onu elde etmek için helal haram kaygısı taşımamaktır.</p>



<p>Elbette insanoğlunun yapısında dünya ve nimetlerine karşı bir ilgi bulunur. Yarattığı kullarının doğasındaki bu gerçeği Allah Teala Yüce Kitabında belirtmiştir. (İnsan/ 27)</p>



<p>Yine bu gerçeği Efendimiz (as) şu veciz sözüyle tasvir eder; “İnsanoğlunun bir ova / vadi dolusu altını olsa, bir ovayı / vadiyi daha ister. İnsanoğlunun karnını topraktan başka bir şey doyurmaz. Ve Allah tövbe edenlerin tövbesini kabul eder.” (Müslim, Zekât, 117)</p>



<p>Konuyla ilgili ünlü hikayeci Tolstoy’un meşhur “İnsan Ne İle Yaşar” öyküsünde anlattığı bir hikaye oldukça dikkat çekicidir:</p>



<p>“Her şeyin daha fazlasını isteyen hiçbir şeye sahip olamaz’’ sözünün kullanıldığı bir hikâyedir.</p>



<p>“Köylü bir adam olan Pahom, elindeki tüm para ile arazi alır. Arazisi genişledikçe hırsları da büyüyen Pahom, bir gün az para ile daha fazla arazi alabilecek bir yer olduğunu öğrenir. Pahom oraya doğru yola çıkar ancak, toprak sahiplerinin bir şartı vardır.&nbsp; Toprak sahipleri ona bir şartla toprak vereceklerini, o da tarlalarında belli bir işaret koyup, güneş batana kadar ne ölçüde yürürse, yürüdüğü kadar toprak alabileceğini söylerler. Pahom adamın dediğine uyarak öğle zamanı yürüyüşe çıkmaya başlar. Sıcaktan dolayı kendinden geçer, fakat hırsı yüzünden kendini zorlar. Daha fazla toprak almak için kendini hırpalayan Pahom sonunda ölür.” (https://kitapdiyari.com.tr/hikayeler/insan-ne-ile-yasar/)</p>



<p>Hakîm b. Hizâm (ra) şöyle anlatıyor: “Resûlullah’tan (sav) (Huneyn ganimetlerinden) istedim, o da bana verdi. Sonra yine istedim ve yine bana verdi. Sonra tekrar istedim ve o bu defa da bana verdi. Sonra şöyle buyurdu: ‘Ey Hakîm! Bu dünya malı göz alıcı ve tatlıdır. Kim bu mala engin bir gönülle ve göz dikmeksizin sahip olursa kendisi için malı bereketlenir. Ama kim de hırs ve tamahla dolu bir kalple bu malı arzularsa tıpkı doymak bilmeyen obur bir kimse gibi onun için malın bereketi kaçar. Veren el, alan elden üstündür.” (Buhârî, Zekât, 50)</p>



<p>Kıssadan hisse değerli dostlar; Yunus’un “Mal sahibi mülk sahibi/ Hani bunun ilk sahibi/ Mal da yalan mülk de yalan/ Var biraz da sen oyalan” dediği dünya hayatını yaşıyoruz.</p>



<p>Oysa biz, “Doğrusu senin için ahiret (hayatı) dünyadan daha hayırlıdır” (Duhâ/4) ilahi fermanına iman edip dünyasını mamur ederken ahiretini de riske sokmayan kullardan olacaktık.</p>



<p>İnsanlığın gören gözü, işiten kulağı, akleden kalbi, veren eli, iyiliği emreden kötülüğü nehyeden hak savunucuları adil kullar olacaktık.</p>



<p>Fani olan dünya için az da olsa helalinden kazanırken asıl yurdumuz olan ahirete yatırımı da deruhte eden bilinçli müminler olacaktık.</p>



<p>Üstad’ın &#8220;Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman&#8217;a teslim eyledim, gayr istemem.” ifadesinde mâkes bulan beka yolunun yolcularından olacaktık.</p>



<p>Hz. Ali’nin ifadesiyle, “Dünya! Seni boşadım, hem de talak-ı selase ile, bu boşanmanın dönüşü yoktur. Ey Dünya! Benden uzak dur! Dünya! Allah&#8217;a andolsun ki sana, beni hor ve zebun edesin diye uymam ve teslim olmam!” dünyaya mesafe koyanlardan olacaktık.</p>



<p>Şairin dizeleriyle konuşursak, “Aldanma dünyanın velvelesine/ Hepsi boş heves bir gün öğrenirsin/ Kimi hakka koşar kimi tersine/ Her nefesin hesabı var görürsün.” Dediği güne doğru hızla koşuyoruz.</p>



<p>Ahiretin tarlası olan dünyaya bir şeyler ekiyoruz. Biliyor ve inanıyoruz ki burada ne ekersek yarın onu biçeceğiz.</p>



<p>Bu dünyada bile arpa ekenin tarlasında buğdayı görüp de biçtiği ham hayal iken; insanlık onuruna yakışmayan bir hayat sürenin öbür tarafta ödüle dayalı kaliteli bir hayatla karşılaşmasını beklemek safdillik olur herhalde.</p>



<p>Allah rızasına uygun kullarının menfaatine ve toplumun ıslahına yönelik kaliteli bir hayat yaşayanların yeri ve mükafatı ise bellidir; “Kim Allah&#8217;a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca onun çok değerli bir mükâfatı da vardır.” (Hadid/11)</p>



<p>Âşık Dervişin meşhur dizelerinde dediği gibi; “Sen Allah’ı seversen Allah seni sevmez mi? Emrince hizmet etsen Hak ecrini vermez mi? Sen Rıza kapısında aman Allah’ım desen/ O âlemler sultanı Lebbeyk kulum demez mi? </p>



<p>Ne dersiniz?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/en-buyuk-fitne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Alevilikte Kur’an’ın Yeri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/alevilikte-kuranin-yeri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/alevilikte-kuranin-yeri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 27 Jun 2022 14:13:18 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Alevi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18310</guid>

					<description><![CDATA[Aleviler de tıpkı Sünniler gibi Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen son Kutsal Kitap olduğuna inanırlar. Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen kutsal kitaplar olduğunu ve bunların da aslı itibariyle hak olduğunu kabul ederler. Aşık Veysel’in ifadesiyle; “Kur’an’a bak İncil’e bak/ Dört Kitabın dördü de hak/ Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası” dır. İmam Cafer Sadık Buyruğuna göre; &#8221; … Hazreti Kur&#8217;an içinde her ne emrolundu ise, ona iman etmek &#8230; İşte iman budur&#8221;. (Atalay, s. 12) Alevilikte önemli referans kaynaklarından olan Buyruklarda değişik görüşler ele alınırken özellikle Kur&#8217;an ayetlerine dayanılır ve pek çok düşünce, meşruiyetini Kur&#8217;an&#8217;dan alır. Özellikle dede ve aşıkların Kur&#8217;an&#8217;ın buyruklarını yerine getirmesi ve cemlerde Kur&#8217;an&#8217;ı övmesi gerekir. Sözleri Kur&#8217;an&#8217;a uymayan aşığın sözüne itibar olunmaz. Yine ayetsiz söz söyleyip, nasihat eden dedenin söylediği sözler muteber değildir. (Harun Yıldız, Anadolu’da Aleviliğin Dünü ve Bugünü, s.418) Alevi çevrelerde “Başımız Kur’an’a bağlıdır” sözü yaygındır. Bu sözün gereği olarak, doğum, nikah, düğün, askere uğurlama, asker karşılama gibi merasimlerde Kur’an okutulur. Bunun yanında ölüm hastasının başucunda ve mezarlıklarda, ölenin yedinci ve kırkıncı günlerinde can aşı denilen zamanlarda Kur’an okutulur. Cem törenlerinde ve sair zamanlarda Kur’an metin olarak okunmakla beraber çoğu zaman da mealiyle birlikte okunur. Buna gerekçe olarak da okunan metnin anlaşılması gerektiği hususuna &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Aleviler de tıpkı Sünniler gibi Kur’an’ın Allah tarafından gönderilen son Kutsal Kitap olduğuna inanırlar.</p>



<p>Aynı şekilde Kur’an’dan önce gönderilen kutsal kitaplar olduğunu ve bunların da aslı itibariyle hak olduğunu kabul ederler.</p>



<p>Aşık Veysel’in ifadesiyle; “Kur’an’a bak İncil’e bak/ Dört Kitabın dördü de hak/ Hakir görüp ırk ayırmak/ Hakikatte yüz karası” dır.</p>



<p>İmam Cafer Sadık Buyruğuna göre; &#8221; … Hazreti Kur&#8217;an içinde her ne emrolundu ise, ona iman etmek &#8230; İşte iman budur&#8221;. (Atalay, s. 12)</p>



<p>Alevilikte önemli referans kaynaklarından olan Buyruklarda değişik görüşler ele alınırken özellikle Kur&#8217;an ayetlerine dayanılır ve pek çok düşünce, meşruiyetini Kur&#8217;an&#8217;dan alır.</p>



<p>Özellikle dede ve aşıkların Kur&#8217;an&#8217;ın buyruklarını yerine getirmesi ve cemlerde Kur&#8217;an&#8217;ı övmesi gerekir. Sözleri Kur&#8217;an&#8217;a uymayan aşığın sözüne itibar olunmaz.</p>



<p>Yine ayetsiz söz söyleyip, nasihat eden dedenin söylediği sözler muteber değildir. (Harun Yıldız, Anadolu’da Aleviliğin Dünü ve Bugünü, s.418)</p>



<p>Alevi çevrelerde “Başımız Kur’an’a bağlıdır” sözü yaygındır. Bu sözün gereği olarak, doğum, nikah, düğün, askere uğurlama, asker karşılama gibi merasimlerde Kur’an okutulur.</p>



<p>Bunun yanında ölüm hastasının başucunda ve mezarlıklarda, ölenin yedinci ve kırkıncı günlerinde can aşı denilen zamanlarda Kur’an okutulur.</p>



<p>Cem törenlerinde ve sair zamanlarda Kur’an metin olarak okunmakla beraber çoğu zaman da mealiyle birlikte okunur. Buna gerekçe olarak da okunan metnin anlaşılması gerektiği hususuna dikkat çekerler.</p>



<p>Yine Alevilere göre Hz. Ali Kur’an-ı Nâtık yani Konuşan Kur’an’dır.</p>



<p>İlmin Kapısı olan İmam Ali engin ilmi ve ferasetiyle Kur’an’ı toplamış, açıklamış ve batın yönüyle yaşatmaya çalışmıştır.</p>



<p>Kutsal Kitaplar ve Kur’an, Alevi-Bektaşi edebiyatında da geniş yer tutar; örneğin camiada çok sevilen Yunus Emre’ye göre, insanın bu dünyada varlık nedeninin Kur’an’ı bilmekle çok yakın ilişkisi vardır:</p>



<p>Her kim Kur’an bilmedi</p>



<p>Sanki cihana gelmedi</p>



<p>Derdine derman bulmadı</p>



<p>İşlerine pişman ola. (Yunus Emre Divanı, s. 96)</p>



<p>Yunus Emre bir başka dörtlüğünde Kur’an’ın rahmet yönüne dikkat çeker:</p>



<p>Kur’an oku sen ey veli</p>



<p>Terkeylegil haram malı</p>



<p>Münker Nekir’in suali</p>



<p>Ta ki sana âsân ola. (a.g.e., s.96)</p>



<p>Bektaşilikte güruh-u nâci (kurtuluşa erenler) olmanın yolu Kur’an’a vakıf olmaktan geçer:</p>



<p>Ger dilersen ehl-i nâci olmaya</p>



<p>Geç bu kesretten kitabullah oku. (Özmen, C.II, s. 41)</p>



<p>Niyazi Mısri “kemal-i devlet istersen oku âyât-ı Kur’an’ı” demek suretiyle, Kur’an okumanın büyük bir nimet olduğuna dikkat çekmektedir. (Niyazi Divanı, s. 41)</p>



<p>Büyük ozanlardan Virani’ye göre muvahhid mümin olmanın ölçüsü Kur’an’ı ezber ve yaşamaktır:</p>



<p>Bugün Fazl-ı Hüda’nın perveriyem</p>



<p>Kelam-ı vahy-i Hakk’ın ezberiyem</p>



<p>Tecelli kılmışam vech-i Kadim’i</p>



<p>Cemal-i Kibriya’nın mazhariyem</p>



<p>Muhammed âline kıldım şehadet</p>



<p>Be dem mümin muvahhid Haydariyem. (Aşık Virani Divanı, s. 147)</p>



<p>Sonuç olarak, diğer inanç esaslarında olduğu gibi kutsal kitaplara iman hususunda da Alevilikte hiçbir tereddüt yoktur. Bu kutsal kitapların hepsi haktır, son kutsal kitap Kur’an’ın ayrı bir yeri ve önemi vardır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/alevilikte-kuranin-yeri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Türkiye Talibanlaşır mı?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiye-talibanlasir-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiye-talibanlasir-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 16 Nov 2021 05:58:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Ortadoğu]]></category>
		<category><![CDATA[Afganistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17886</guid>

					<description><![CDATA[Kabil&#8217;den tahliye edildikten sonra bir havalimanının asfalt pistinde sekerek yürüyen küçük bir Afgan kız çocuğunun fotoğrafını hatırlıyor musunuz? Brüksel havaalanında annesinin peşinden seksek oynayarak giden o çocuğun mutlu halini… Afganistan’ı 5-6 yaşındaki kız çocuklarına bile cehennem haline getiren Taliban’dan bahsediyorum. Bilinçsizce körü körüne inanmanın gelip dayandığı yer burası işte! İçinde bilgi olmayan iman radikalliğe götürür. O yüzden Kur’an’da “Bil ki, Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur…” denilerek önce bilginin önemine dikkat çeker Yüce Allah. (Muhammed/19) De ki: «Eğer mü&#8217;min (kimse) ler iseniz inancınız size ne kötü şey emrediyor.» ayetinde ise iman ile kötü ahlakın ve şuursuzca yapılan davranışların tezatlığına atıfta bulunulur. (Bakara/93) Dikkat buyurun dostlar, İlk inen ayet “Oku” fermanıyla önce zihinler harekete geçirilmek istenmiştir. “Oku” diyen bir Kitabın okumayan, zihinleri harekete geçiremeyen izleyicileri maalesef yerinde sayıyor. İslam ülkeleri içerisinde şükür bu anlamda en iyi durumda olan ülke Türkiye kuşkusuz. Ülkemizin kadim geleneği ve müktesebatı bu tür radikalliklere prim vermiyor. Din eğitimi veren kurumlarımız, geleneksel ilimlerin yanı sıra akılcı ve pozitif ilimlere de yer veriyor. O yüzden bendeniz daha en baştan ülkemizin Talibanlaşmayacağına yürekten inanıyorum. Bunun için haklı gerekçelerim var: Birincisi; Osmanlı bakiyesi üzerine kurulan halkın çoğunluğuna dayalı “Cumhuriyet” sistemi buna izin vermez. İki; yaklaşık 1 asırdır tecrübe edinerek geldiğimiz “Demokrasi” düzeni &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Kabil&#8217;den tahliye edildikten sonra bir havalimanının asfalt pistinde sekerek yürüyen küçük bir Afgan kız çocuğunun fotoğrafını hatırlıyor musunuz?</p>



<p>Brüksel havaalanında annesinin peşinden seksek oynayarak giden o çocuğun mutlu halini…</p>



<p>Afganistan’ı 5-6 yaşındaki kız çocuklarına bile cehennem haline getiren Taliban’dan bahsediyorum.</p>



<p>Bilinçsizce körü körüne inanmanın gelip dayandığı yer burası işte!</p>



<p>İçinde bilgi olmayan iman radikalliğe götürür. O yüzden Kur’an’da “Bil ki, Allah&#8217;tan başka ilâh yoktur…” denilerek önce bilginin önemine dikkat çeker Yüce Allah. (Muhammed/19)</p>



<p>De ki: «Eğer mü&#8217;min (kimse) ler iseniz inancınız size ne kötü şey emrediyor.» ayetinde ise iman ile kötü ahlakın ve şuursuzca yapılan davranışların tezatlığına atıfta bulunulur. (Bakara/93)</p>



<p>Dikkat buyurun dostlar, İlk inen ayet “Oku” fermanıyla önce zihinler harekete geçirilmek istenmiştir.</p>



<p>“Oku” diyen bir Kitabın okumayan, zihinleri harekete geçiremeyen izleyicileri maalesef yerinde sayıyor.</p>



<p>İslam ülkeleri içerisinde şükür bu anlamda en iyi durumda olan ülke Türkiye kuşkusuz.</p>



<p>Ülkemizin kadim geleneği ve müktesebatı bu tür radikalliklere prim vermiyor.</p>



<p>Din eğitimi veren kurumlarımız, geleneksel ilimlerin yanı sıra akılcı ve pozitif ilimlere de yer veriyor.</p>



<p>O yüzden bendeniz daha en baştan ülkemizin Talibanlaşmayacağına yürekten inanıyorum.</p>



<p>Bunun için haklı gerekçelerim var:</p>



<p>Birincisi; Osmanlı bakiyesi üzerine kurulan halkın çoğunluğuna dayalı “Cumhuriyet” sistemi buna izin vermez.</p>



<p>İki; yaklaşık 1 asırdır tecrübe edinerek geldiğimiz “Demokrasi” düzeni buna geçit vermez.</p>



<p>Üç; bir kısım radikal akımları bir tarafa bırakırsak bizdeki mezhep anlayışı daha yumuşak ve hoşgörüye dayalıdır.</p>



<p>Dört; her türlü dış ve iç kışkırtmalara rağmen Alevisi-Sünnisiyle kenetlenmiş, iç içe geçmiş bir milletiz.</p>



<p>Etnik açıdan da aynı şekilde Türküyle-Kürdüyle bir ve beraber olmuş, aynı coğrafyada aynı kaderi paylaşan yurttaşlarız.</p>



<p>Aşık Veysel’in dediği gibi; “Kürdü Türkü ve Çerkez’i/Hep Adem’in oğlu kızı/Beraberce şehit, gazi/Yanlış var mı ve neresi?”</p>



<p>Beş; yüzlerce yıldır bu toprakları sevgi hamuruyla mayalayan Anadolu İrfanı bunun karşısındadır.</p>



<p>Altı; Türk kültür mirasını mayalayan Yunuslar, Mevlanalar, Ahi Evranlar, Hacı Bektaş Veliler buna karşı dururlar.</p>



<p>Yedi; bu vatanı kanlarıyla sulayıp bize emanet eden şehitlerimiz ve gazilerimiz buna geçit vermez.</p>



<p>Sekiz; başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere milli mücadele kahramanlarına olan sevgi ve vefa duygusu buna müsaade etmez.</p>



<p>Dokuz; birtakım farklılıklarımıza rağmen başta vatan sevgisi ve bayrak bilinci olmak üzere ortak değerlerimiz buna engel olur.</p>



<p>Ve tabi en önemlisi İslam kardeşliği ve insan hakları gerçekliği bizi Talibanlaştırmaktan uzak tutar.</p>



<p>Aklı ve ilmi hayatta en hakiki mürşit olarak görmek isteyen basiret sahibi insanlar için bu gerekçeler yeter de artar bile.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiye-talibanlasir-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tek Sorunumuz Ekonomi Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tek-sorunumuz-ekonomi-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tek-sorunumuz-ekonomi-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Oct 2021 12:27:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Ekonomi]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17777</guid>

					<description><![CDATA[Evet ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar çekiyoruz… İnsanlık olarak global anlamda bir darboğazın içindeyiz. Peki tek sorunumuz ekonomik yoksulluk mu acaba? Ekonomik yoksulluğa eyvallah da ahlaki yoksunluğu ne yapacağız? Bedenlerin açlığına eyvallah da ruhların açlığını nereye koyacağız? Teknoloji ve bilgi çağına evet de okumuş cahillere ne diyeceğiz? Siyasi sorumluluklar eksik de vatandaş yükümlülükleri tamam mı dersiniz? İklim değişiklikleri aşikâr da insan kumaşının kalitesindeki değişimler fark edilmiyor mu? Acizane tavsiyem, meselelere tek taraflı değil çok yönlü bakmaktır. Yiğidi öldürelim ama hakkını da yemeyelim. Okumalarımızı tek merkezli değil, farklı açılardan çapraz okumalar şeklinde yapalım. Hani meşhur anekdottur: Hz. Ali’ye, “Ya Ali, önceki halifeler döneminde bu kadar fitne yoktu, sende niye böyle oldu” diye sorarlar; Hz. Ali de “onların arkasında biz vardık, bizim arkamızda ise siz varsınız” der. Bugün kim kimin arkasında-önünde derdinde değilim ama bildiğim bir gerçek var; İnsanlar layık oldukları sistemlerle karşılaşıyor. İşte elbirliğiyle bozduğumuz ekosistemin acı faturaları; iklim değişikliği, kuraklık ve çölleşme, zirai alanların daralması, tabiat hayvanlarının neslinin tükenmesi… Öbür yanda aşırı dünya hırsı ve tamahkârlığımız sonucu çıkan acı manzara; şiddet, savaş, açlık ve kıtlık, ani ölümler, salgın hastalıklar, zorunlu göçler, fanatizmin ve ırkçılığın önlenemez yükselişi… Ve tabi trajik sonlar, dramatik insan manzaraları, hiç dinmeyen kan ve gözyaşı… Kendi içimize dönüp &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Evet ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar çekiyoruz… İnsanlık olarak global anlamda bir darboğazın içindeyiz.</p>



<p>Peki tek sorunumuz ekonomik yoksulluk mu acaba?</p>



<p>Ekonomik yoksulluğa eyvallah da ahlaki yoksunluğu ne yapacağız?</p>



<p>Bedenlerin açlığına eyvallah da ruhların açlığını nereye koyacağız?</p>



<p>Teknoloji ve bilgi çağına evet de okumuş cahillere ne diyeceğiz?</p>



<p>Siyasi sorumluluklar eksik de vatandaş yükümlülükleri tamam mı dersiniz?</p>



<p>İklim değişiklikleri aşikâr da insan kumaşının kalitesindeki değişimler fark edilmiyor mu?</p>



<p>Acizane tavsiyem, meselelere tek taraflı değil çok yönlü bakmaktır. Yiğidi öldürelim ama hakkını da yemeyelim.</p>



<p>Okumalarımızı tek merkezli değil, farklı açılardan çapraz okumalar şeklinde yapalım.</p>



<p>Hani meşhur anekdottur: Hz. Ali’ye, “Ya Ali, önceki halifeler döneminde bu kadar fitne yoktu, sende niye böyle oldu” diye sorarlar; Hz. Ali de “onların arkasında biz vardık, bizim arkamızda ise siz varsınız” der.</p>



<p>Bugün kim kimin arkasında-önünde derdinde değilim ama bildiğim bir gerçek var; İnsanlar layık oldukları sistemlerle karşılaşıyor.</p>



<p>İşte elbirliğiyle bozduğumuz ekosistemin acı faturaları; iklim değişikliği, kuraklık ve çölleşme, zirai alanların daralması, tabiat hayvanlarının neslinin tükenmesi…</p>



<p>Öbür yanda aşırı dünya hırsı ve tamahkârlığımız sonucu çıkan acı manzara; şiddet, savaş, açlık ve kıtlık, ani ölümler, salgın hastalıklar, zorunlu göçler, fanatizmin ve ırkçılığın önlenemez yükselişi…</p>



<p>Ve tabi trajik sonlar, dramatik insan manzaraları, hiç dinmeyen kan ve gözyaşı…</p>



<p>Kendi içimize dönüp bir özeleştiriye tabi tutmak gerekirse gerçek dost acı söylermiş kabilinden;</p>



<p>Dindarlığımızın ne kadar insani ve ahlaki olduğunu; dindarlığımızı Allah’a gösterirken çevremizdeki insanlara da insanlığımızı ne kadar gösterdiğimizi sorgulamak zorundayız.</p>



<p>Tirmizi’de Hz. Peygambere atfen çok etkileyici ve düşündürücü bir rivayet aktarılır; &#8220;Bir koyun sürüsünün içine salıverilmiş iki aç kurdun o sürüye verdiği zarar, mala ve mevkie düşkün bir adamın dinine verdiği zarardan daha büyük değildir.&#8221;</p>



<p>Adına mal ve makam düşkünlüğü mü dersiniz?</p>



<p>“Sonradan görme” görgüsüzlük mü dersiniz?</p>



<p>Nevzat Tarhan hocanın deyimiyle insanın içindeki kötücül parça olan nefislerin kabarması mı dersiniz?</p>



<p>Ehliyet ve liyakat anlayışından uzaklaşıyor olmamız mı dersiniz?</p>



<p>Evrensel adalet ilkeleri yerine mikro ölçekli sığ yaklaşımlar mı dersiniz?</p>



<p>İnandığımızı söyleyip “mış gibi” yapıyor olmamız mı dersiniz?</p>



<p>Adını siz koyun sevgili dostlar.</p>



<p>Bunlardan biri veya hepsi mi?</p>



<p>Et kokarsa tuzlanır da tuz kokarsa ne yapacağız?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tek-sorunumuz-ekonomi-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hiçbir Şey Eskisi Gibi Olmayacak!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hicbir-sey-eskisi-gibi-olmayacak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hicbir-sey-eskisi-gibi-olmayacak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 30 Jun 2021 06:30:53 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[hayat]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[Sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17451</guid>

					<description><![CDATA[Son iki yıldır insanlığı adeta esir alan Covid-19 serüveni de göstermiştir ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak! İnsanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin “külli kader” planında ne varsa başa gelecek, “külli irade” her zaman olduğu gibi galip gelecektir. Külli kader planı ise beşerin “cüz’i kader” planlarıyla bağlantılı olarak ağlarını örmeye devam edecek. İnsanlığın kaderiyle oynamak isteyen, adeta “küçük dağları ben yarattım” edasında olan insan(cık)lar artık haddini bilmek zorunda kalacak. Tanrı’yı kendi köşesine hapseden ‘deist’ inanış ve düşünüşler, kâinata sürekli müdahil olan Allah karşısında tekrar oturup düşünecekler. “Ben yaptım oldu” mantığıyla âleme nizamât vermeye kalkışanlar başlarını önlerine eğip tekrar düşünecekler. “İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” (Rum/41) ayeti hükmünce, müsilaj dahil doğada ve evrende olup bitenleri tekrar gözden geçirecekler. Evreni ve içindekileri denge üzerine yaratan Yaracının kozmik ve fıtri kanunlarına ters düşmenin nelere mal olduğunu tekrar hatırlayacak. Kâinatı temizliğin sembolü olan ‘su’ üzerine inşa eden Mâlik’in mülkünü sahiplenmenin ve dahası kaynakları insafsızca ve adaletsizce kullanmanın nasıl bir yıkımı beraberinde getirdiğini herkes görecek. “Önce insan” diyen evrensel ilkeler ve değerler ön plana çıkacak. ‘İnsan’ unsurunu görmezden gelen, dininden, renginden, ırkından, cinsiyetinden dolayı insanları yok sayan ve ötekileştiren anlayışlar kaybedecektir. Medeniyetin sembolü sayılan temizlik ve hijyen, hayatın “olmazsa olmaz”ı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Son iki yıldır insanlığı adeta esir alan Covid-19 serüveni de göstermiştir ki artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!</p>



<p>İnsanlık ne kadar ilerlerse ilerlesin “külli kader” planında ne varsa başa gelecek, “külli irade” her zaman olduğu gibi galip gelecektir.</p>



<p>Külli kader planı ise beşerin “cüz’i kader” planlarıyla bağlantılı olarak ağlarını örmeye devam edecek.</p>



<p>İnsanlığın kaderiyle oynamak isteyen, adeta “küçük dağları ben yarattım” edasında olan insan(cık)lar artık haddini bilmek zorunda kalacak.</p>



<p>Tanrı’yı kendi köşesine hapseden ‘deist’ inanış ve düşünüşler, kâinata sürekli müdahil olan Allah karşısında tekrar oturup düşünecekler.</p>



<p>“Ben yaptım oldu” mantığıyla âleme nizamât vermeye kalkışanlar başlarını önlerine eğip tekrar düşünecekler.</p>



<p>“İnsanların kendi elleriyle yaptıkları yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” (Rum/41) ayeti hükmünce, müsilaj dahil doğada ve evrende olup bitenleri tekrar gözden geçirecekler.</p>



<p>Evreni ve içindekileri denge üzerine yaratan Yaracının kozmik ve fıtri kanunlarına ters düşmenin nelere mal olduğunu tekrar hatırlayacak.</p>



<p>Kâinatı temizliğin sembolü olan ‘su’ üzerine inşa eden Mâlik’in mülkünü sahiplenmenin ve dahası kaynakları insafsızca ve adaletsizce kullanmanın nasıl bir yıkımı beraberinde getirdiğini herkes görecek.</p>



<p>“Önce insan” diyen evrensel ilkeler ve değerler ön plana çıkacak. ‘İnsan’ unsurunu görmezden gelen, dininden, renginden, ırkından, cinsiyetinden dolayı insanları yok sayan ve ötekileştiren anlayışlar kaybedecektir.</p>



<p>Medeniyetin sembolü sayılan temizlik ve hijyen, hayatın “olmazsa olmaz”ı olarak yaşatılmaya devam edecektir.</p>



<p>İnsanlığın ortak mirası “bilim” geçer akçe olmaya devam edecek, akıl ve bilim yolundan giden milletler üst liglerde yer alacaklardır.</p>



<p>“Kader gayrete aşıktır” fehvasınca, insanlık yararına çalışıp üretenler, alın terini kısa yoldan kazanmaya yeğleyenler son tahlilde kazanacaktır.</p>



<p>Son hadiselerin de işaret etiği gibi, aslında global bir köy haline gelen dünyada teknolojiye yatırım yapanlar maddi anlamda kazanacaklardır.</p>



<p>Manevi anlamda ise, teknolojik her türlü imkana rağmen yalnızlık girdabında buhrana sürüklenen insanlara yaratılış amacını hatırlatanlar kazanacaktır.</p>



<p>Bu meyanda insanlığa nefes aldıran Yunuslar, Mevlanalar, Hacı Bektaş Veliler tekrar hatırlanacak ve yeni nesillere rol model olmaya devam edecekleridir.</p>



<p>İnsanlığın “ortak aklı” olan dürüstlük, adalet, merhamet, özgürlük, meşru kazanç gibi değerler insanlığın favorileri olmaya devam edecek, bu ilkelere riayet eden devletler ayakta kalacaktır.</p>



<p>Akla ve bilime uymayan hurafe yığını anlayışlar yerini salim akılla beslenen ilahi mesajlara bırakacak, ortak vicdan öne çıkacaktır.</p>



<p>Dünyanın baş belası haline gelen terörün iyisinin, kötüsünün olmadığı daha iyi anlaşılacak, insanlık alemi terörün her türlüsüne karşı ortak cephe geliştirecektir.</p>



<p>Her milletin iyisi de kötüsü de olabileceğinden hareketle toplumlara karşı ön yargı ve faşizan duygular azalma eğilimine girecektir.</p>



<p>Toplumların en büyük sermayesi olan genç nesillere iyi eğitim verenler, onlara insanlık adına ideal ufuklar kazandıranlar ayakta kalacaklardır.</p>



<p>Tarihteki olaylardan ders çıkarıp geleceğe yönelik analiz ve stratejiler geliştiren ülkeler gelişmeye ve kalkınmaya devam edecektir.</p>



<p>Tabi bütün bunların, namusluların sesinin en az namussuzlar kadar güçlü olduğu toplumlarda olacağını söylemeye gerek var mı?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hicbir-sey-eskisi-gibi-olmayacak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müsilaj Sadece Denizlerde Mi?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/musilaj-sadece-denizlerde-mi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/musilaj-sadece-denizlerde-mi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Jun 2021 10:03:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Müsilaj]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17394</guid>

					<description><![CDATA[“Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlardı. Birden oğlan takılıp yere düştü ve canı yanıp &#8220;Ahhhh!&#8221;   diye bağırdı. İleride bir dağın tepesinden &#8220;Ahhhh!&#8221; diye bir ses duydu ve şaşırdı. Merak etti ve &#8220;Sen kimsin?&#8221; diye sorunca aldığı yanıt &#8220;Sen kimsin?&#8221; oldu.  Aldığı yanıta kızıp &#8220;Sen bir korkaksın!&#8221; diye tekrar bağırdı. Dağdan gelen ses &#8220;Sen bir korkaksın!&#8221; diye yanıt verdi. Çocuk babasına dönüp; &#8220;Baba, ne oluyor böyle?&#8221; diye sordu. &#8220;Oğlum, dinle ve öğren!&#8221; dedi ve dağa dönüp &#8220;Sana hayranım!&#8221; diye bağırdı. Gelen yanıt, &#8220;Sana hayranım!&#8221; oldu. Baba tekrar bağırdı. &#8220;Sen muhteşemsin!&#8221; Gelen yanıt &#8220;Sen muhteşemsin!&#8221; oldu. Oğlan çok şaşırdı; ama hâlâ ne olduğunu anlayamıyordu. Babası açıklamasını yaptı: &#8220;İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin ona verdiklerini geri verir. Yaşam, yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi İstediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde daha şefkatli ol. Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen daha sabırlı olmayı öğren.” Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır sevgili dostlar ve her kesiti için geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynada yansımasıdır. Araplarda bir atasözü vardır: “Men dakka; dukka” yani “kim ne yaparsa, karşılığını bulur.” Evet dostlar, bizim ‘etme-bulma dünyası’ dediğimiz kavramın karşılığıdır bu söz. Aslında &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>“Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlardı. Birden oğlan takılıp yere düştü ve canı yanıp &#8220;Ahhhh!&#8221;   diye bağırdı. İleride bir dağın tepesinden &#8220;Ahhhh!&#8221; diye bir ses duydu ve şaşırdı. Merak etti ve &#8220;Sen kimsin?&#8221; diye sorunca aldığı yanıt &#8220;Sen kimsin?&#8221; oldu.  Aldığı yanıta kızıp &#8220;Sen bir korkaksın!&#8221; diye tekrar bağırdı. Dağdan gelen ses &#8220;Sen bir korkaksın!&#8221; diye yanıt verdi. Çocuk babasına dönüp; &#8220;Baba, ne oluyor böyle?&#8221; diye sordu. &#8220;Oğlum, dinle ve öğren!&#8221; dedi ve dağa dönüp &#8220;Sana hayranım!&#8221; diye bağırdı. Gelen yanıt, &#8220;Sana hayranım!&#8221; oldu. Baba tekrar bağırdı. &#8220;Sen muhteşemsin!&#8221; Gelen yanıt &#8220;Sen muhteşemsin!&#8221; oldu.</p>



<p>Oğlan çok şaşırdı; ama hâlâ ne olduğunu anlayamıyordu. Babası açıklamasını yaptı: &#8220;İnsanlar buna yankı derler, ama aslında bu yaşamdır. Yaşam daima sana senin ona verdiklerini geri verir. Yaşam, yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi İstediğin zaman daha çok sev. Daha fazla şefkat istediğinde daha şefkatli ol. Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen daha sabırlı olmayı öğren.”</p>



<p>Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır sevgili dostlar ve her kesiti için geçerlidir. Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarımızın aynada yansımasıdır.</p>



<p>Araplarda bir atasözü vardır: “Men dakka; dukka” yani “kim ne yaparsa, karşılığını bulur.” Evet dostlar, bizim ‘etme-bulma dünyası’ dediğimiz kavramın karşılığıdır bu söz. Aslında bizim yaptığımız davranışlar, söylediğimiz sözler, bize geri dönüşü olan eylemlerdir. Herkes hayatını yaşarken, bir anlamda kendi kaderinin de örgüsünü örmektedir. Yapılan anlamlı veya anlamsız; olumlu veya olumsuz her davranışımız, bize niyetlerimiz nispetinde hem dünyada hem de ahirette karşılık bulan değerlerdir. Bu dünyada değilse bile ahirette mutlaka döneceğini İlahi Kelam şöyle ifade eder: “Herkes ne yaptıysa, karşılığı tastamam verilir…” ((Zümer/70)</p>



<p>Bu karşılık bazen öbür tarafa da kalmaz; daha dünyada iken karşımıza çıkar. İşte son zamanların en büyük çevre felaketlerinden olan müsilaj olayında olduğu gibi.</p>



<p>Marmara Denizi’ni her geçen gün kaplayan ve dünya basınının gündemine oturan deniz salyası aslında bir sonuçtur. Bu sonuca götüren çok fazla sebepten bahsediyor bilim insanları.</p>



<p>Kanaatimizce artan çevre kirliliği ve iklim değişikliği bu olayı tetikleyen sebeplerin başında gelmektedir.</p>



<p>Bilim insanlarına göre, zararlı alg (deniz yosunu) patlaması aslında ekosistemin doğal süreçlerinden biridir. Ancak araştırmacılar, insanlığın yarattığı çevre sorunları nedeniyle bu olayların günümüzde daha sık ve yoğun yaşandığına ve bir sorun olarak karşımıza çıktığına dikkat çekiyor.</p>



<p>Geçmişte yaşanan müsilajlar ya doğal yollardan dağıldı ya çeşitli aletlerle yüzeyden toplandı ya da denizin dibine çökerek gözden uzaklaştı. Ancak sorunun artan boyutuyla baş edebilmek için daha uzun vadeli tedbirler gerekiyor.</p>



<p>Çevre kirliliğinin önüne geçecek etkin arıtma tesislerinin faaliyete geçmesi, tarımda ve sanayide zararlı, özellikle de nitrojen ve fosfatı arttıracak kimyasalların kullanımının önüne geçilmesi ve iklim değişikliğiyle mücadeleye öncelik verilmesi bu yöntemlerin en başta gelenleridir. (euronews)</p>



<p>Olay, dönüp dolaşıp tamahkar insanoğlunun doğanın fabrika ayarlarıyla oynamasında düğümleniyor. “İnsanların kendi elleriyle yapıp ettikleri yüzünden karada ve denizde düzen bozuldu” (Rum/41) ilahi ikazının tecellisini bütün çıplaklığıyla müşahede ediyoruz.</p>



<p>Suçlu mu arıyorsunuz? Suçlu, “sen”, “ben”, “o”, “biz” yani “hepimiz”. Elindeki atığı rastgele denize fırlatanımızdan tutun da evindeki fosseptiği kanalizasyona bağlatmayana; deniz kıyısındaki işletmesinin atığına önlem almayanımızdan bu tür yanlışlara ses çıkarmayan yetkililerimize kadar bir dizi insanın yaptığı zincirleme hatalar…</p>



<p>Sonuç ortada; bilimsel izahlarını bilim insanlarımıza bırakarak şu kadarını söyleyeyim; denizlerimiz bu kirlilikten adeta artık kusuyor. Lisan-ı hal ile, “Yeter! artık kaldıramıyorum” diye feryat ediyor.</p>



<p>İnsanlara karşı sevgisizliğimiz ve hoşgörüsüzlüğümüz; hayvanlara karşı merhametsizliğimiz; doğaya karşı gaddarlığımız bizi adım adım felakete sürüklüyor.</p>



<p>Bu yaşananlar, denizlerdeki müsilaj. Ya doğadaki müsilaja ne demeli? Mahalle ve sokaklardaki müsilajı ne yapacağız?</p>



<p>En basitinden ailemizle birlikte gidip piknik yapacağımız alanların içler acısı manzarası ortada. Keza, istisnaları elbette olmakla birlikte sokaklarımızın ve caddelerimizin nahoş görüntüleri felaket.</p>



<p>Daha acısı, kendi ellerimizle-dişimizle tırnağımızla-oluşturduğumuz ormanlara yapılan katliamların denizlerdeki müsilajdan daha az bir facia olduğunu söyleyebilir misiniz?</p>



<p>Müsilaj, doğanın insanoğluyla yüzleşmesidir; doğanın bir emanet olduğu bilincini yitirip onu pervasızca kullanmaya kalkanlara sert bir tokattır.</p>



<p>Müsilaj, insanoğlunun bindiği dalı kendi elleriyle kestiğinin acı bir feryadıdır.</p>



<p>Çözüm mü? Çok basit; insanın tekrar insanlığını hatırlaması ve fabrika ayarlarına dönmesidir.</p>



<p>İnsanoğlu ne zaman bu bitip tükenmek bilmeyen hırslarını bırakıp kendisiyle, çevresiyle, doğayla barışarak sorumluluk bilincini kuşanırsa o zaman sorunun büyük kısmını halletmiş olacaktır.</p>



<p>Ne demişti büyükler; “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın” Biz de diyoruz ki; “insan(lığı) yaşat ki insan, hayvan, doğa, denizler, canlı-cansız bütün nesneler yaşasın” Müsilajların görülmediği tertemiz, pırıl pırıl denizlerin ve doğanın olduğu günlere kavuşmak dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/musilaj-sadece-denizlerde-mi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşıyı Nasıl Bulacağız?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asiyi-nasil-bulacagiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asiyi-nasil-bulacagiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 11 May 2021 07:44:38 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Salgın]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17247</guid>

					<description><![CDATA[Bir önceki köşe yazımda, “Aşıyı Biz Neden Bulamadık” başlığıyla geldiğimiz noktada zihniyet çarpıklığına dikkat çekmiş, bu durumun da daha çok eğitim ve kültür alanından kaynaklandığını tespit ederek çözüme dönük bazı ipuçları vermeye çalışmıştım. Bugünkü yazımda bu konuyu biraz daha açarak irdelemeye çalışacağım. Zira, bu konu asırların getirdiği birtakım sorunları üzerinde barındıran, devletimizin ve milletimizin bekası için üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur. Batılı devletler, dogmatik unsurlar ve çarpık uygulamalarla dolu Hıristiyanlık karşısında çareyi din ile bilimi; kilise ile sanayiyi birbirinden ayırmakta buldu. Neticede kilisenin tasallutundan kurtulan bilim insanları aklın ışığında yeni keşifler ve buluşlarla modernizmin yolunu açtılar. Aynı zihniyeti ve yaklaşımı bizim için de arzulayan Batı, bu yolla İslam’ı kendi dinleriyle bir tutup akılları sıra Müslümanları da geri kalmışlıktan kurtaracaklarını ima ediyorlardı. Oysa unuttukları bir şey vardı. O da İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an’a kendi kitapları İncil’de olduğu gibi dışarıdan müdahale edilmemiş olması yani beşer sözü katılmamış olmasıydı. Bundan dolayı İslam, her türlü entrikaya rağmen asırlarca ayakta durabildi. Tek sorun, o yüce kitabın değişen ve gelişen çağlara uygun yorumlanmasındaydı. Bu yüce kitaba göre, alemlerinin rabbinin değişmez yasaları vardı. Bu yasaları, yasa koyucu olan Rab gerek afaki (kozmolojik) gerekse enfüsi (kişisel ve toplumsal) olarak insanlık alemine sunacaktı ve öyle de oldu. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir önceki köşe yazımda, “Aşıyı Biz Neden Bulamadık” başlığıyla geldiğimiz noktada zihniyet çarpıklığına dikkat çekmiş, bu durumun da daha çok eğitim ve kültür alanından kaynaklandığını tespit ederek çözüme dönük bazı ipuçları vermeye çalışmıştım.</p>



<p>Bugünkü yazımda bu konuyu biraz daha açarak irdelemeye çalışacağım. Zira, bu konu asırların getirdiği birtakım sorunları üzerinde barındıran, devletimizin ve milletimizin bekası için üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir konudur.</p>



<p>Batılı devletler, dogmatik unsurlar ve çarpık uygulamalarla dolu Hıristiyanlık karşısında çareyi din ile bilimi; kilise ile sanayiyi birbirinden ayırmakta buldu. Neticede kilisenin tasallutundan kurtulan bilim insanları aklın ışığında yeni keşifler ve buluşlarla modernizmin yolunu açtılar.</p>



<p>Aynı zihniyeti ve yaklaşımı bizim için de arzulayan Batı, bu yolla İslam’ı kendi dinleriyle bir tutup akılları sıra Müslümanları da geri kalmışlıktan kurtaracaklarını ima ediyorlardı.</p>



<p>Oysa unuttukları bir şey vardı. O da İslam’ın kutsal kitabı olan Kur’an’a kendi kitapları İncil’de olduğu gibi dışarıdan müdahale edilmemiş olması yani beşer sözü katılmamış olmasıydı.</p>



<p>Bundan dolayı İslam, her türlü entrikaya rağmen asırlarca ayakta durabildi. Tek sorun, o yüce kitabın değişen ve gelişen çağlara uygun yorumlanmasındaydı.</p>



<p>Bu yüce kitaba göre, alemlerinin rabbinin değişmez yasaları vardı. Bu yasaları, yasa koyucu olan Rab gerek afaki (kozmolojik) gerekse enfüsi (kişisel ve toplumsal) olarak insanlık alemine sunacaktı ve öyle de oldu. (Fussilet/53)</p>



<p>Bu anlamda, tabiatın kevni yasalarını koyan ile toplumların teşri yasalarını koyan Zat aynı olması hasebiyle bilimleri ayırmanın; birini dini ilan ederken öbürünü ladini (din dışı) ilan etmenin hiçbir anlamı yoktu.</p>



<p>Bir bilim insanımızın ifadesiyle; bilimler arasında bir üstünlük derecesi kurmak ve hatta bilimleri dini bilimler ve din dışı bilimler diye ayırmak yanlıştı. (Şaban Ali Düzgün, Aydınlanmanın Keşif Araçları, s. 136)</p>



<p>Kur’an bırakın bilimleri birbirinden ayırmayı, ilmin artması ile Allah’ı hakkıyla tanıma arasında doğrudan bir ilişki kuruyor ve Allah&#8217;ın kulları içerisinde O’dan en çok haşyet duyanların bilginler olduğunu deklare ediyordu. (Fatır, 28)</p>



<p>İslam bilginlerinin ittifakla belirttiği gibi akıl, bütün insanlara Allah tarafından verilen evrensel bir hidayet kaynağı idi. İmam Cafer’in deyimiyle, “peygamber insanın dışındaki akıl; akıl insanın içindeki peygamber” idi.</p>



<p>İslam bilim geleneğinde, &#8220;alim&#8221; ve &#8220;bilim adamı&#8221; sıfatlarının kullanımında bir ayrışma yoktu. Örneğin ilk kelamcılar, aynı zamanda ilk fizikçilerdi. İslam filozofları, aynı zamanda bir tıpçı yahut matematikçi idi. (Düzgün, a.g.e., 182)</p>



<p>Peki ne oldu da bu bağlantı koptu? Bu bağlantı sağlam olduğu dönemlerde zirve yapan İslam alemi, bağlantı koptuğunda nasıl bir düşüşe sürüklendi?</p>



<p>Sorunun cevabı aslında kedisinde gizli. Kendince doğru yolu bulan Batının bize yutturduğu zokayı maalesef yuttuk. Yani biz de onların yaptığı gibi ‘din ile bilimi; cami ile cemiyeti; mektep ile medreseyi; akıl ile vahyi birbirinden ayırırsak kurtuluşa ereriz’ anlayışına kapıldık.</p>



<p>Nitekim, Kur’an ve dini ilimleri ilahiyatın konusu yaparken; fen ve teknoloji ilimlerini ladini (beşeri) ilimler kategorisine soktuk.</p>



<p>Geçmişte çocuklarımızı medreselere vererek onları ‘dinsizlik’ten koruyacağımızı düşündük. Aydınlanmanın dinden ve dini değerlerden uzaklaşıp bilime yönelmekte olduğu zehabına kapıldık.</p>



<p>O yüzden bir imamı/din görevlisini gördüğümüzde dini hatırlarken, bir bilim insanını gördüğümüzde seküler bir payeyi hatırlar olduk.</p>



<p>Halbuki işin aslı; ne din bilimin alternatif idi, ne de bilim dinin zıddı ve muhalifi idi. İkisi de aynı kaynaktan fışkıran farklı gözelerin görünümünden ibaretti.</p>



<p>Asırlar var ki bu anlamda kaht-ı rical (kaliteli insan) sıkıntısı çeken Osmanlı devletinde arayışlar hiç durmadan devam etti. Cumhuriyet’le birlikte kurulan ilahiyat fakülteleri ve sonrasında kurulan İmam-hatip Liseleriyle çözüm aranmaya çalışıldı.</p>



<p>Günümüzde hala tartışılan konuların başında gelen; kimilerine göre “laiklik elden gidiyor”, kimilerine göre de “din elden gidiyor” paranoyasının arka planında yatan da bu zihniyettir.</p>



<p>Şimdilerde daha iyi idrak ediyoruz ki aslında elden giden ne laikliktir ne de dindir. Elden giden maalesef, yanlış ve eksik eğitim programları ve müfredatlarıyla yetiştirilen evlatlarımızdır, yani geleceğimizdir.</p>



<p>Çözüm ise, diğer yazımda da ifade ettiğimi gibi tedaviyi ve reçeteyi bizim bünyemize hiç uygun olmayan yerlerde aramak yerine; kendi referanslarımıza ve tarihi gerçekliklerimize uygun olan bir zemin üzerinden aramaktır.</p>



<p>Bu zeminde akıl ile vahiy, din ile bilim, fikir ile zikir, seccade ile laboratuvar buluşacak; dinsiz bilim insanları yerine dindar bilim insanları, bağnaz din görevlileri yerine münevver/aydın ilim insanları yetişecektir.</p>



<p>Bunun için de dediğim gibi din ve dindarlık anlayışımızı; ibadetlerin tasnifi ve topluma yansıyan bakış açımızı; insani değer ve erdemlerin toplumsal hayattaki yeri ve önemi noktasını yeniden gözden geçirmekte fayda görüyorum.</p>



<p>Şunu unutmayalım; ferdi olarak yaptığımız ibadetlerin ecri kendimizedir ve Allah ile bizim aramızdadır. Toplumsal ibadetlerin, hayır ve iyiliklerin, toplum yararına yapılan hizmetlerin ecri ve geri dönüşü ise kendimizden öte tüm insanlığadır.</p>



<p>Merak etmeyin, bu bakış açısı ve zihniyet değişimi bizi aşıyı buldurmaya yetecektir.</p>



<p>Laboratuvarda insanlık için hizmet üreten dindar nesiller, geçirdiği bu zaman diliminin ibadet olduğu bilinciyle kozmolojik ayetleri gün yüzüne çıkarmaya devam edeceklerdir.</p>



<p>Selam ve dua ile…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asiyi-nasil-bulacagiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Aşıyı Biz Neden Bulamadık?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/asiyi-biz-neden-bulamadik/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/asiyi-biz-neden-bulamadik/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[İhsan ÜNLÜ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 03 May 2021 06:58:37 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Aşı]]></category>
		<category><![CDATA[Medeniyet]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17203</guid>

					<description><![CDATA[Nasreddin Hoca’nın meşhur yüzük fıkrasını bilirsiniz. Hocanın bahçede bir şeyler aradığını görenler ne aradığını sorarlar. Kaybettiği yüzüğünü aradığını söyleyen Hoca’ya yüzüğü nerede kaybettiği sorulunca verdiği cevap tuhaftır: “Samanlıkta kaybettim.” “Samanlıkta kaybettiğin yüzüğü burada niye arıyorsun?” diye sorulunca Hoca’nın verdiği cevap en saf akılları bile hayrete düşürecek cinstendir: “Burası aydınlık da onun için.” Her fıkrasında olduğu gibi Hoca’nın bu fıkrasında da toplumsal olaylara ve sorunlara ironik bir bakış açısıyla gönderme vardır. Ömrünü geçirdiği 13. Yüzyılın çok önemli siyasal ve toplumsal olaylarını görüp yaşayan ve çözümü için kendince önemli tespitlerde bulunup çareler arayan Hoca’nın fıkraları günümüz sorunlarına da projektör tutmaktadır. Fıkrada da altı çizildiği gibi bugünkü sorunlarımızın önemli bir bölümü, kaybettiğimiz değerleri ve hakikatleri yanlış yerde ve zamanda aradığımızdan kaynaklanmaktadır. İnsanın bir şeylerini kaybetmesinin farkına varması önemlidir ama bundan daha önemlisi nerede kaybettiğinin farkına varıp aramaya koyulmasıdır. Bunun gibi, millet olarak kaybettiğimiz ve mumla arar hale geldiğimiz değerlerimizi de doğru yerde ve doğru zamanda aramak durumundayız. Yaklaşık 3 asırdır hakikati yanlış yerde ve zamanda arayan İslam aleminin geldiği nokta düşündürücüdür. Analitik düşünme, sorgulama, metotlu çalışma yerine ezberci ve tekdüze bir eğitim anlayışı ve stratejisiyle olmamız gereken ligin çok altında bir yerlerde yerimizde sayıyoruz. Maddi-manevi imkanlar, jeopolitik konumlar fırsat vermesine rağmen adeta varlık &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nasreddin Hoca’nın meşhur yüzük fıkrasını bilirsiniz. Hocanın bahçede bir şeyler aradığını görenler ne aradığını sorarlar. Kaybettiği yüzüğünü aradığını söyleyen Hoca’ya yüzüğü nerede kaybettiği sorulunca verdiği cevap tuhaftır:</p>



<p>“Samanlıkta kaybettim.”</p>



<p>“Samanlıkta kaybettiğin yüzüğü burada niye arıyorsun?” diye sorulunca Hoca’nın verdiği cevap en saf akılları bile hayrete düşürecek cinstendir:</p>



<p>“Burası aydınlık da onun için.”</p>



<p>Her fıkrasında olduğu gibi Hoca’nın bu fıkrasında da toplumsal olaylara ve sorunlara ironik bir bakış açısıyla gönderme vardır.</p>



<p>Ömrünü geçirdiği 13. Yüzyılın çok önemli siyasal ve toplumsal olaylarını görüp yaşayan ve çözümü için kendince önemli tespitlerde bulunup çareler arayan Hoca’nın fıkraları günümüz sorunlarına da projektör tutmaktadır.</p>



<p>Fıkrada da altı çizildiği gibi bugünkü sorunlarımızın önemli bir bölümü, kaybettiğimiz değerleri ve hakikatleri yanlış yerde ve zamanda aradığımızdan kaynaklanmaktadır.</p>



<p>İnsanın bir şeylerini kaybetmesinin farkına varması önemlidir ama bundan daha önemlisi nerede kaybettiğinin farkına varıp aramaya koyulmasıdır.</p>



<p>Bunun gibi, millet olarak kaybettiğimiz ve mumla arar hale geldiğimiz değerlerimizi de doğru yerde ve doğru zamanda aramak durumundayız.</p>



<p>Yaklaşık 3 asırdır hakikati yanlış yerde ve zamanda arayan İslam aleminin geldiği nokta düşündürücüdür.</p>



<p>Analitik düşünme, sorgulama, metotlu çalışma yerine ezberci ve tekdüze bir eğitim anlayışı ve stratejisiyle olmamız gereken ligin çok altında bir yerlerde yerimizde sayıyoruz.</p>



<p>Maddi-manevi imkanlar, jeopolitik konumlar fırsat vermesine rağmen adeta varlık içinde yokluk yaşıyor, bir türlü istenilen hamleleri yaparak daha üst liglere taşınamıyoruz.</p>



<p>Bana öyle geliyor ki bir yerlerde yanlış ve stratejik hatalar yapıyoruz.</p>



<p>Çözüm nedir? Sorusunun cevabı öyle çok kolay ve hemen şurada denecek cinsten değil elbette.</p>



<p>Ancak bir eğitimci olarak çözümün önemli bir kısmının eğitim ve kültürel alandan geçtiğinin farkındayım.</p>



<p>Kaliteli bir hayatın yolunun kaliteli insanlardan geçtiği aşikardır. Sanırım bizim eğitim sistemimizin ta birkaç asırdan bu yana önemli sorunlarının temelinde bu eksiklik vardır.</p>



<p>Gerek din eğitiminde olsun gerek örgün ve yaygın diğer eğitim modellerinde olsun ezberci ve pragmatik metotlar ve uygulamalar yerine, daha rafine ve hayata dönük, insana dokunan bir anlayışa evirilmemiz gerektiği kanaatindeyim.</p>



<p>Bugün insanlığın covid illetiyle müptela olduğu şu çağda gönül isterdi ki aşıyı bizim insanımız bulsun ve geliştirsin.</p>



<p>Bu buluşun eğitim anlayışı kadar ekonomik alt yapıyla da çok yakından ilişkisini olduğunu biliyorum; lakin insana ve insanlığa bakış açısının burada çok daha ön planda olduğunu düşünüyorum.</p>



<p>Aslında bizim kültürümüz bu bakış açısına imkân veren bir yapıdadır ki bu yapıda halka (insanlığa) hizmet Hakk’a hizmet olarak algılanır.</p>



<p>Bu anlayışa göre, “ilim/hikmet Müslümanların nerede bulurlarsa almaları gereken yitiğidir.”<br>Bu kültürde “ilim, Çin gibi uzak diyarlarda bile olsa gidip almak” ve insanların yararına kullanmak esastır.</p>



<p>Bunun yanında ibadetler noktasındaki bakış açımızın da sorunlu olduğunu düşünüyorum; ibadeti yalnızca abdest, namaz, oruç, hac gibi şekilsel birtakım ritüellere bağlamanın sonucudur bu aslında.</p>



<p>Elbette bu sayılanlar yerine getirilmesi gereken farzlardır ancak; düşünmek, çalışmak, üretmek, analiz etmek, insanlara karşı dürüst ve sorumlu davranmak, adaletli ve merhametli olmak vb. değerler de en az onlar kadar farzdır ve yaşatılması gereken hususlardır.</p>



<p>“Kim insanların ihtiyacını giderirse Allah da onun ihtiyacını giderir” diyen bir peygamberin ümmetine yakışan, bugün insanlığın ihtiyacı olan icatlar peşinde koşmasıdır.</p>



<p>Bunu gerçekleştirebilmenin yolu seccade ile makinayı birleştirmekten; akıl ile vahyi uzlaştırmaktan; ilim ile bilimin ikiz olduğundan hareketle inanan bilim insanlarını yetiştirmekten geçiyor.</p>



<p>Aksi takdirde bu kafayla inançsız bilim insanları, bağnaz ilim insanı ve softa hocalar yetişmesine zemin hazırlarız.</p>



<p>Einstein ’in sözünü burada hatırlayalım; “Bilimsiz din kör, dinsiz bilim topaldır”</p>



<p>Sonuç olarak; “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer/9) buyuran Kur’an’ın; “bir saatlik tefekkür, bir yıllık nafile ibadetten üstündür” diyen Hz. Peygamberin mensupları olarak tekrar düşünmenin zamanıdır artık.</p>



<p>Hacı Bektaş Veli’nin sekiz asır önce söylediği söz boşuna değil; “(b)ilimden gidilmeyen sonu karanlıktır”</p>



<p>Aklın ve vahyin rehberliğinde aydınlık günler dileğiyle…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/asiyi-biz-neden-bulamadik/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
