<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Lütfü Ramazanoğlu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/hasan-lutfu-ramazanoglu/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Thu, 08 Jul 2021 13:21:07 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Hasan Lütfü Ramazanoğlu &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Prof. Dr. Osman Öztürk Hocamızın Selâm Şoklaması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-osman-ozturk-hocamizin-selam-soklamasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-osman-ozturk-hocamizin-selam-soklamasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Lütfü Ramazanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 08 Jul 2021 13:21:05 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[selam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17482</guid>

					<description><![CDATA[Merhûm Prof. Dr. Osman Öztürk hocamızla birlikte, İstanbul ve ilçeleri yanında, Trakya ve Anadolu’nun birçok il ve ilçesine, sohbetlere ve konferanslara gittik. Belediyeler, müftülükler, üniversiteler ya da bâzı vakıf ve derneklerin dâveti üzerine gittiğimiz bu programlara bendeniz, hocamızın yayıncısı olarak ve hocamızın kitaplarını sergilemek üzere gidiyordum. Konferanslar ve sohbetler, genellikle yoğun katılımlı ve coşkulu olarak gerçekleşiyordu. Programların başlangıcında, genellikle programın takdimcisi tarafından Osman hocamızın özgeçmişi okunur ve akabinde de hocamız, konuşmalarını yapmak üzere kürsüye dâvet edilirdi. Osman hocamız, her zaman şık giyimli olmaya ve kıyâfetlerinin sâde olmakla berâber, tertemiz ve muntazaman ütülü olmasına özen gösterirdi. Ayakkabılarının boyasından, arabasının ve ofisinin düzen ve temizliğinekadar, her ayrıntıya dikkat eden prensip sâhibi bir İstanbul beyefendisi idi. Talebeleri dâhil olmak üzere, kendisini ziyârete gelen tüm misâfirlerini en güzel bir şekilde ağırlar ve uğurlardı. Sehâvet ehli, ikrâm ve kerem sâhibi, nümûne-i imtisâl bir büyüğümüz idi. Hocamızı ziyâret edip de, yerine göre yemeğini yemeyen, çayını kahvesini içmeyen, çikolata ve kolonyasından nasiplenmeye varıncaya kadar, hocamızın misâfirperverliğine şâhitlik etmeyen ve memnûn kalmayan bir Allah kulu göremezsiniz. Hattâ bu bâzen genç talebeleri ve genç misâfirleri için mahcûbiyet boyutuna varacak bir hâl alırdı. Hocamızdaki bu âl-i cenâplık ve hassâsiyet aslında onun hâl dili ile ve uygulamalı olarak yaptığı bir âdâb-ı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Merhûm Prof. Dr. Osman Öztürk hocamızla birlikte, İstanbul ve ilçeleri yanında, Trakya ve Anadolu’nun birçok il ve ilçesine, sohbetlere ve konferanslara gittik. Belediyeler, müftülükler, üniversiteler ya da bâzı vakıf ve derneklerin dâveti üzerine gittiğimiz bu programlara bendeniz, hocamızın yayıncısı olarak ve hocamızın kitaplarını sergilemek üzere gidiyordum.</p>



<p>Konferanslar ve sohbetler, genellikle yoğun katılımlı ve coşkulu olarak gerçekleşiyordu. Programların başlangıcında, genellikle programın takdimcisi tarafından Osman hocamızın özgeçmişi okunur ve akabinde de hocamız, konuşmalarını yapmak üzere kürsüye dâvet edilirdi.</p>



<p>Osman hocamız, her zaman şık giyimli olmaya ve kıyâfetlerinin sâde olmakla berâber, tertemiz ve muntazaman ütülü olmasına özen gösterirdi. Ayakkabılarının boyasından, arabasının ve ofisinin düzen ve temizliğinekadar, her ayrıntıya dikkat eden prensip sâhibi bir İstanbul beyefendisi idi.</p>



<p>Talebeleri dâhil olmak üzere, kendisini ziyârete gelen tüm misâfirlerini en güzel bir şekilde ağırlar ve uğurlardı. Sehâvet ehli, ikrâm ve kerem sâhibi, nümûne-i imtisâl bir büyüğümüz idi. Hocamızı ziyâret edip de, yerine göre yemeğini yemeyen, çayını kahvesini içmeyen, çikolata ve kolonyasından nasiplenmeye varıncaya kadar, hocamızın misâfirperverliğine şâhitlik etmeyen ve memnûn kalmayan bir Allah kulu göremezsiniz. Hattâ bu bâzen genç talebeleri ve genç misâfirleri için mahcûbiyet boyutuna varacak bir hâl alırdı.</p>



<p>Hocamızdaki bu âl-i cenâplık ve hassâsiyet aslında onun hâl dili ile ve uygulamalı olarak yaptığı bir âdâb-ı muâşeret eğitimi idi. Oturup kalkması, misâfirlerine karşı hitâp şekli, beden dili, göz temâsı vd. her hâli ile güzel bir örneklik teşkîl ederdi hocamız. Başta merhûm muallim Mahir İz hoca olmak üzere, derslerinde ve sohbetlerinde bulunduğu hocalarından tevârüs ettiği bu bilgi ve görgüyü, âdetâ onları temsîl edercesine tatbîk eder ve etrâfına yansıtırdı.</p>



<p>Hocamızın üstün ahlâkî meziyetleri ve örnek şahsiyeti, şüphesiz kitap hacminde bir anlatım gerektir. Yazımızın asıl amacı bu olmadığından burada, bu kadarı ile iktifâ ediyorum.</p>



<p>Osman hocamız bir medeniyet târihi profosörü olarak, her şeyden önce iyi bir hoca ve iyi bir hatipti. Osman hocamıza talebe olan ve hocamızın sohbet ve konfetanslarından birini bile olsun dinleyenler, hocamızın bu konuda hakkını teslîm edeceklerdir.</p>



<p>Hocamız konuşmalarında, ilâhiyatçı olmamasına rağmen âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfleri yerinde ve gereğince, arapça orjinallerini de okuyarak bolca kullanır, bir kısmı farsça olan, dîvân edebiyâtından arûz ölçüsü ile yazılmış şiirleri ve halk edebiyâtından da hece ölçüsü ile yazılmış pek çok şiiri, beyiti ve mısrâ-i bercesteyi ezberden okumak sûretiyle konuşmalarını bunlarla zenginleştirir ve fikirlerini bu edebî müktesebâtı ile güçlendirirdi.</p>



<p>Yine eski hocaların sohbetlerinden hatırında kalan, bir çok hikmetli kıssa, fıkrâ ve anekdotları konuyla bağlantılı olarak, konuşmalarının arasına serpiştirirdi.<br>Hocamızı can kulağı ile dinleyenlerin hem kitâbî, hem edebî, hem tasavvufî, hem irfân ve hem de aktüel bilgi ve görgüsü muhakkak artmış olurdu.</p>



<p>Şimdi müsaadenizle, yazımızın başlığına dönerek sadede gelmek ve mevzûyu toparlamak istiyorum. Takdimcinin anonsu ile kürsüye yönelen hocamız bâzen ayakta, bâzen de oturarak konuşmalarını gerçekleştirirdi.</p>



<p>Hocamız sohbet ve konferanslarında genellikle günlük hayattaki konuşma sesi tonunu kullanır ve istisnâlar dışında sesini pek yükseltmezdi O sesinden ziyâde sözünü, mesajını ve dâvâsını yükseltmenin gayretinde idi.</p>



<p>Hocamız konuşmalarına salonu şöyle bir süzdükten sonra, besmele, hamdele ve salvele ile başlar, sonra da salonu Allâhın selâmı ile Esselâmualeyküm diyerek selamlardı. Hocamızın bu selâmı, salondakiler tarafından ya içlerinden, ya da genellikle çok cılız bir ortak ses ile alınır ve aleykümselâm diye mukâbele edilirdi.</p>



<p>İşte tam da bu esnâda Osman hocamız, tüm salonun dikkatlerini teksîf etmeyi temîn sadedinde ve salonun tamâmına tartışmasız bir hâkimiyet sağlamak üzere, şu meşhur hamlesini yapardı.</p>



<p>Selâmın cılız alınmasından duyduğu memnuniyetsizlikle:</p>



<p>“- Olmadı!” derdi Osman hocamız.</p>



<p>“- Bu selam alma şekliniz, ne bu salondaki kalabalık cemâata yakıştı, ne de yüce kitâbımız Kur&#8217;ân-ı Kerîme uydu” der ve arkasından da hemen şu can alıcı açıklamayı yapardı her seferinde:</p>



<p>“- Mâlûmunuz olduğu üzere selamı vermek sünnet, almak ise farzdır.Ama bu şekilde sizin gibi değil. Peki ya nasıl?</p>



<p>Önce aşağıda meâlini verdiğim, Nisâ Sûresi&#8217;nin 86.âyet-i kerîmesini okur ve sonra da mânâsını verirdi: Size bir selâm verildiğinde ya daha güzeli ile veya dengi ile karşılık verin. Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.</p>



<p>“- Şimdi sizleri yeniden selamlıyacağım ve sizden, okuduğum bu âyet-i celîlenin mânâsına uygun bir mukâbele bekliyorum!.” der ve yeniden salonu selamlar:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Esselâmu aleyküm.</li></ul>



<p>Bu defâ tüm salon daha güçlü bir şekilde hep berâber şöylece alırlardı hocamızın selâmını:</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Ve aleykümselâm ve rahmetullâhi ve berâkâtühü.</li></ul>



<p>Bunun üzerine Osman hocamız:</p>



<p>“- Hah işte böyle. Bak şimdi oldu. Artık konuşmamıza başlayabilirim!.” der ve ilân olunan konu çerçevesinde konuşmalarını yaparlardı. Bu hocamızın, insanların dikkatlerini toplayarak hatibe ve konuşmasına konsantre olmalarını ve odaklanmalarını sağlayan bence çok başarılı ve çok etkili bir yöntem ve bir taktik idi. Bu taktiğe müsaadenizle bendeniz, yazımıza başlık yaptığım şekliyle, Prof. Dr. Osman Öztürk hocamızın selam şoklaması diyorum.</p>



<p>İsterseniz sizler de bir deneyiverin bakalım nasıl bir netîce alacaksınız? Ben şahsen tecrübe ettim ve muvaffak oldum.</p>



<p>Bu vesîleyle, yerleri dolmayacak, her biri ehl-i sohbet, ehl-i hâl ve ehli dil olan, gerçek münevverlerimizden biri, muhterem Prof. Dr. Osman Öztürk hocamızı rahmetle ve özlemle yâd ederken, siz değerli Osman hoca dostlarından, tüm göçmüşlerimizle berâber, hocamızın rûhu için de, üç ihlâs ve bir fâtiha okumanızı istirhâm ediyorum.</p>



<p>Rûhu şâd, menzili mübârek. mekânı cennet ve derecesi âlî olsun…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/prof-dr-osman-ozturk-hocamizin-selam-soklamasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Hakikaten Dindar Mıyız?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/hakikaten-dindar-miyiz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/hakikaten-dindar-miyiz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Lütfü Ramazanoğlu]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2021 08:50:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[İman]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16924</guid>

					<description><![CDATA[Nedense daha çok gençlerin dinden uzaklaşmalarına vurgu yapılıyor. X kuşağı, Y kuşağı ve Z kuşağı ve hattâ imam-hatip ve ilâhiyat gençliği. Gençlerimizin bu konudaki tutum ve yönelişleri elbette ki çok önemli ve yakından tâkip edilmeli. Bu konuda projeler hazırlanmalı, programlar geliştirilmeli eyvallah. Peki orta yaş ve yaşlılarımızda durum nasıldır acaba?Daha da önemlisi gerek ilâhiyat fakültelerimizde ve gerekse de diğer fakültelerdeki, etrâfı tarafından muhâfazakar ve dindar olarak bilinen akademisyen hocalarımızda durum nedir? Yaş ve kariyerin ilerlemesiyle ve bu arada ekonomik refah düzeyinin de artmasıyla, dindarlık kat sayısı artıyor mu, yoksa tersi bir durum mu söz konusudur? Kimsenin imânını ya da amelini, hele ki ihlâsını ve samîmiyetini ölçüp biçmek ya da sorgulamak elbette ki bize düşmez amma, en azından meselâ zâhirî anlamda birer dindarlık göstergesi kabul edilebilecek aşağıdaki hususlarda bahsettiğim değerli hocalarımızın ve âilelerinin durumu nicedir? 1- Bu değerli hocalarımız cuma dışında câmiye ve cemaata hangi periyotlarla uğramaktadırlar? 2- Bu muhterem hocalarımız câmiye ve cemaate gidemediklerinde, evlerinde âilece cemaatle namaz kılmakta mıdırlar? Toplumun bâzı kesimlerinde rastlandığı üzere bu kıymetli hocalarımızın evlerindede hâne halkının kıbleyi bilmeme durumu söz konusu olabilir mi? 3- Bu değerli hocalarımızın evlerinde her gün az ya da çok Ku&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den bir bölüm okunmakta mıdır? 4- Bu kıymetli hocalarımızın Ramazan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Nedense daha çok gençlerin dinden uzaklaşmalarına vurgu yapılıyor. X kuşağı, Y kuşağı ve Z kuşağı ve hattâ imam-hatip ve ilâhiyat gençliği. Gençlerimizin bu konudaki tutum ve yönelişleri elbette ki çok önemli ve yakından tâkip edilmeli. Bu konuda projeler hazırlanmalı, programlar geliştirilmeli eyvallah.</p>



<p>Peki orta yaş ve yaşlılarımızda durum nasıldır acaba?<br>Daha da önemlisi gerek ilâhiyat fakültelerimizde ve gerekse de diğer fakültelerdeki, etrâfı tarafından muhâfazakar ve dindar olarak bilinen akademisyen hocalarımızda durum nedir? Yaş ve kariyerin ilerlemesiyle ve bu arada ekonomik refah düzeyinin de artmasıyla, dindarlık kat sayısı artıyor mu, yoksa tersi bir durum mu söz konusudur?</p>



<p>Kimsenin imânını ya da amelini, hele ki ihlâsını ve samîmiyetini ölçüp biçmek ya da sorgulamak elbette ki bize düşmez amma, en azından meselâ zâhirî anlamda birer dindarlık göstergesi kabul edilebilecek aşağıdaki hususlarda bahsettiğim değerli hocalarımızın ve âilelerinin durumu nicedir?</p>



<p>1- Bu değerli hocalarımız cuma dışında câmiye ve cemaata hangi periyotlarla uğramaktadırlar?</p>



<p>2- Bu muhterem hocalarımız câmiye ve cemaate gidemediklerinde, evlerinde âilece cemaatle namaz kılmakta mıdırlar? Toplumun bâzı kesimlerinde rastlandığı üzere bu kıymetli hocalarımızın evlerindede hâne halkının kıbleyi bilmeme durumu söz konusu olabilir mi?</p>



<p>3- Bu değerli hocalarımızın evlerinde her gün az ya da çok Ku&#8217;ân-ı Kerîm&#8217;den bir bölüm okunmakta mıdır?</p>



<p>4- Bu kıymetli hocalarımızın Ramazan orucu dışında düzenli ya da düzensiz olarak nâfile oruç tutma durumları nedir?</p>



<p>5- Bu değerli hocalarımızın hac farîzası ve umre konusundaki ilgi ve alâlâkaları nasıldır?</p>



<p>6- Bir çoğu öğrenci iken kıt imkanlarla belli vakıfların ve hayır sâhiplerinin bursları ile okuyabilen bu değerli hocalarımız, şimdiki ortalama aylık maaşları on bin lira ve üzeri iken zekat ve sadaka dışında bir ya da bir kaç öğrenciye burs veriyorlar mıdır?</p>



<p>Bu soruları daha da çoğaltmak elbette ki mümkündür ancak, ben burada Kurân tilâveti dışında sorularımı, islâm&#8217;ın beş şartı ile sınırlı tuttum. Tesettür, moda, flört, tâtil ve eğlence kültürü vd. mevzûlara hiç girmiyorum ve kendimi de kimseden ayırmıyorum.</p>



<p>Eğer burada sayılan ibâdet ve hayırlar, bâzı modernistlerin zaman içerisinde evrildikleri sakat düşüncelerinde ve tatbîkatlarımda olduğu gibi, âdetâ sâdece avâmın işleri değil de avâm ve havâsıyla birlikte cümle müslümanların işleri ise, bu konularda tek tek her birerlerimizin durumu nedir?</p>



<p>Hepimiz bu soruları kendimize samîmiyetle sormalı ve dindarlık algımız ve dindarlık seviyemiz ile ilgili değerlendirmelerimizi, şapkalarımızı da önümüze alarak derin bir tefekkürle bir daha gözden geçirmeliyiz. Bunu bizim yerimize ya da bizim adımıza kimse yapamaz.</p>



<p>Yapacağımız bu değerlendirme, bir yönüyle de hesâba çekilmeden önce kendimizi hesâba çekmenin bir provası olarak değerlendirilebilir.</p>



<p>Yazımızın girişinde konuya gençlerle girdiğimize göre, yine gençleri merkeze alarak kendimize soracağımız şu iki soru ile yazımı bitirmek istiyorum.</p>



<p>1- Yukarıdaki sorulara ve benzerlerine vereceğimiz gerçekçi cevaplar istikâmetinde biz yetişkinlerin durumu çok iyi olduğu halde gençlerin durumları iyi değilse bunun sebepleri neler olabilir?<br>2- Yine yukarıdaki sorulardan hareketle aslında biz yetişkinleri durumları pek te iç açıcı olmadığı halde geriden gelen genç kuşakların durumunun iyi olmasını nasıl umabiliriz ve nasıl bekleyebiliriz?</p>



<p>Allah bizlerin de, geriden gelen nesillerimizin de âhir ve âkibetimizi hayr eylesin…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/hakikaten-dindar-miyiz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
