<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hasan Boynukara &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/hasan-boynukara/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 19 Feb 2021 14:34:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Hasan Boynukara &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Emoji Kullanımı ve Dil</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Boynukara]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 19 Feb 2021 14:34:23 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[anlatım]]></category>
		<category><![CDATA[Dil]]></category>
		<category><![CDATA[Teknoloji]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16786</guid>

					<description><![CDATA[Dilin öncelikle bir iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Eğer bir takım kavramları ve olguları açıklamak zorunda olmasaydık, çok büyük bir ihtimalle gelişmiş/zengin bir dilden bahsetmiyor olacaktır. Yine büyük ihtimalle dilimiz bozuldu, bozuyorlar gibi yakınmalar da olmayacaktı. Dil tarihine bakıldığında, örneğin orta cağa ait metinlerde bu türden şikayetlere rastlıyoruz. Soyut kelimelerin artması, kültürlerin genişlemesiyle doğrudan bağlantılır. Dilin doğuşuna ilişkin kuramlarda, ilkel dillerin çoğunlukla tek heceli ve somut kelimelerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Dünün insanının ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda, iddianın makul olduğu söylenebilir. Dillerin canlı ve değişime açık oldukları, çeşitli alanlardaki gelişmelere (üretim, tüketim, araçlar) paralel olarak yeni kelimeler kazandıkları, bazen yeni kelimelerin uydurulduğunu, başka dillerden ödünç alındığını herkes bilir. Bu anlamda hiç bir dil saf değildir, hiçbir etnisitenin saf olmadığı gibi. Öyleyse dilimizin ne kadar saf olduğundan çok, kendimizi ne kadar iyi ifade ettiğimize odaklanmamız gerekir. Arabanın motoru arıza yaptı cümlesinde araba, motor ve arıza kelimelerin hepsi yabancı kaynaklı ama Türkçe bilen hiç kimse bu kelimeleri anlamakta, cümle içinde kullanmakta, muhatabı tarafından anlasilmakta bir zorluk yaşamaz. Dilimizin yabancı kelimelerin istilası altında olduğu iddiası ise yersiz ve anlamsız bir korkudan ibarettir. Korkunun kaynağı yabancı kelimelerde değil, yeni kelimelerin ortaya çıkmasına vesile olacak sanat, edebiyat, psikoloji, fen alanlarındaki üretimsizlikte aranmalıdır. Radyoya radyo demek, bujiye buji &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dilin öncelikle bir iletişim aracı olduğunu biliyoruz. Eğer bir takım kavramları ve olguları açıklamak zorunda olmasaydık, çok büyük bir ihtimalle gelişmiş/zengin bir dilden bahsetmiyor olacaktır. Yine büyük ihtimalle dilimiz bozuldu, bozuyorlar gibi yakınmalar da olmayacaktı. Dil tarihine bakıldığında, örneğin orta cağa ait metinlerde bu türden şikayetlere rastlıyoruz.</p>



<p>Soyut kelimelerin artması, kültürlerin genişlemesiyle doğrudan bağlantılır. Dilin doğuşuna ilişkin kuramlarda, ilkel dillerin çoğunlukla tek heceli ve somut kelimelerden oluştuğu ileri sürülmektedir. Dünün insanının ihtiyaçları göz önünde bulundurulduğunda, iddianın makul olduğu söylenebilir.</p>



<p>Dillerin canlı ve değişime açık oldukları, çeşitli alanlardaki gelişmelere (üretim, tüketim, araçlar) paralel olarak yeni kelimeler kazandıkları, bazen yeni kelimelerin uydurulduğunu, başka dillerden ödünç alındığını herkes bilir. Bu anlamda hiç bir dil saf değildir, hiçbir etnisitenin saf olmadığı gibi. Öyleyse dilimizin ne kadar saf olduğundan çok, kendimizi ne kadar iyi ifade ettiğimize odaklanmamız gerekir.</p>



<p>Arabanın motoru arıza yaptı cümlesinde araba, motor ve arıza kelimelerin hepsi yabancı kaynaklı ama Türkçe bilen hiç kimse bu kelimeleri anlamakta, cümle içinde kullanmakta, muhatabı tarafından anlasilmakta bir zorluk yaşamaz.</p>



<p>Dilimizin yabancı kelimelerin istilası altında olduğu iddiası ise yersiz ve anlamsız bir korkudan ibarettir. Korkunun kaynağı yabancı kelimelerde değil, yeni kelimelerin ortaya çıkmasına vesile olacak sanat, edebiyat, psikoloji, fen alanlarındaki üretimsizlikte aranmalıdır. Radyoya radyo demek, bujiye buji demek yabancı kelimelere iltifat değil zarurettir. Özellikle teknolojideki gelişmeler, dilimize (ya da başka dillere) yüzlerce yeni kelimenin katılmasına yol açmıştır. Drone&#8217;a, pipet&#8217;e, alkali&#8217;ye Türkçe ne diyeceğiz? Illa Türkçe bir karşılık bulma gayretkeşliğinin anlamı ne?</p>



<p>Yabancı kökenli kelimeleri anadile çevirmede en önemli sorun (sorun olarak görülüyorsa tabii) kültürel farklılıklardır. Teknoloji kültürü olmayan bir kabilenin diline böyle bir kültüre ait kelimeleri nasil cevireceksiniz? Felsefe, dilbilimi, astronomi gibi alanlarda ciddi mesafeler katletmiş bir kültürden ödünç aldığınız kelimeleri anadile çevirme, kimi zaman komik sonuçlar doğurmaktadır. E-mail kelimesini &#8216;elektronik posta&#8217; olarak Türkçeleştirdik mesela. Elektronik yabancı, posta yabancı. Türkçe bunun neresinde! Sizin icat ettiğiniz ve isimlendirdiğiniz ne varsa, çoğunlukla bir başka dile ayni adla girecektir. Şiş kebap, döner, lokum, ayran gibi. Öyleyse yapılacak şey kültürü zenginlestirmektir, yabancı kelimeler dilimizi istila etti diye dövünmek değil.</p>



<p>Dilde zorlama ile dinde zorlama benzer sonuçlar doğuruyor. Her ikisinde de istenmeyen sonuçlarla karşılaşırız. Öztürkçeleştirme ile asırlar önce, belli bir sınıfa aitlik hissi veren ağdalı bir dilde ısrar etmek arasında fark yoktur. Aslolan dili doğal akışına bırakmaktır. Artik hiçbirimiz uçağa tayyare demiyoruz, muvaffakiyet yerine başarı dediğimizde kadim kültürümüzle bağımız kopmuş olmuyor. Yabancı bir dil öğrenerek, bir başka kültürü öğrenme çabasının onda biri bir çabayla kadim kültürümüzü öğrenmenin önünde bir engel yoktur. Ingilizler dört beş yüz yıl önce yazılmış metinleri rahatça okuyabiliyorlar, oysa biz Akif&#8217;i bile anlamıyoruz savı ise hamaset ve ezber tarafı ağır basan bir bakış açısından başka bir şey değildir. Her İngiliz Shakespeare&#8217;i sular seller gibi okuyup anlamaz ama Dickens&#8217;ı anlar. Bırakınız beş yüzyılı çağdaşı Joyce&#8217;u bile anlamakta zorlanır.</p>



<p>Dilimiz berbat oldu diyenler hangi derin düşüncelerini ifade etmekte zorlanıyorlar, merak ediyorum. Öyleyse ne kadar kültür, o kadar dil! Kasmayalım</p>



<p>Emojilere gelince; tamamı emojilerden oluşan diller var. Günlük hayatımızda bilinçli veya bilinçsiz emojiler kullanıyorduk, kullanıyoruz. Bunları modern hayatın getirdiği zorunluluklar olarak da görebiliriz. Dışımızda ve içinde bulunduğumuz dünyada hızla akan ve değişen bir hayat var. Bu tempoyu yakalamak, senkronize olmak için en kısa yoldan kendimizi ifade etme ve bunu muhatabımıza iletme mecburiyetimiz var. Takdir veya tekdir ifademizi bir emojiyle bildirmenin kimsye bir zararı yok.</p>



<p>Kullanın gitsin, günahı boynuma!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/emoji-kullanimi-ve-dil/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Boğaziçi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/bogazici/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/bogazici/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Hasan Boynukara]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2021 09:55:31 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Atama]]></category>
		<category><![CDATA[boğaziçi]]></category>
		<category><![CDATA[rektör]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16689</guid>

					<description><![CDATA[Onsuz İstanbul, İstanbul değildir. Her şeye rağmen yeşil alanları, yalıları, yeme içme mekanları ile herkesin görmek istediği, görenlerin de tadını çıkardığı altın gerdanlık… Boğaziçi Üniversitesi ülkemizin iyi üniversitelerinden biri. Sürekli olarak buradaki öğrencilerin Türkiyenin en zeki öğrencilerinin bulunduğu yer olarak vurgulanması haksızlık. Aynı düzeyde epeyce üniversitemiz var. Bunları tek tek sayacak değiliz. Ama basit bir örnek verebiliriz. Tıp Fakülteleri en yüksek puanla öğrenci alan yerler ve halen 110 civarında Tıp Fakültemiz var. Yani zeki öğrenciler sadece burada toplanmıyor. Son olaylar dolayısıyla zeka tarafının vurgulanması kısmen ve göreceli olarak doğrudur. Varsayalım ki hepsi Türkiye’nin en zeki öğrencileri. Bu Boğaziçinde yaşanan olayların ana nedeni değildir ve olayların çözümüne bir katkısı da yoktur. Olay politik bir mecraya taşınmış durumdadır. Bundan sonrası partilerin tutumlarıyla biçimlenecektir. Atama konusuna gelince; atama yasaldır. İki yüz küsur üniversiteye atamalar aynı yöntemle yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı uygun bulduğu birini iş başına getirmektedir. Iktidar partisi eski milletvekilleri, eski mkyk üyeleri, eski il veya ilçe başkanları vs. rektör olarak atanabilmektedir. Bir mani var mı? Yoktur Malum, daha önce üniversitelerde sıkıntılı da olsa bir seçim vardı. Bunun da sağlıklı işlemediği görüldü; karalamalar, iftiralar, suçlamalar, dargınlıklar yaşandı. İktidar-muhalefet rektör atamalarını neden bu kadar önemser? Birinci kaygı, bence, kadrolaşmadır. Bu da her konuda sınırsız yetki sahibi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Onsuz İstanbul, İstanbul değildir. Her şeye rağmen yeşil alanları, yalıları, yeme içme mekanları ile herkesin görmek istediği, görenlerin de tadını çıkardığı altın gerdanlık…</p>



<p>Boğaziçi Üniversitesi ülkemizin iyi üniversitelerinden biri. Sürekli olarak buradaki öğrencilerin Türkiyenin en zeki öğrencilerinin bulunduğu yer olarak vurgulanması haksızlık. Aynı düzeyde epeyce üniversitemiz var. Bunları tek tek sayacak değiliz. Ama basit bir örnek verebiliriz. Tıp Fakülteleri en yüksek puanla öğrenci alan yerler ve halen 110 civarında Tıp Fakültemiz var. Yani zeki öğrenciler sadece burada toplanmıyor. Son olaylar dolayısıyla zeka tarafının vurgulanması kısmen ve göreceli olarak doğrudur.</p>



<p>Varsayalım ki hepsi Türkiye’nin en zeki öğrencileri. Bu Boğaziçinde yaşanan olayların ana nedeni değildir ve olayların çözümüne bir katkısı da yoktur.</p>



<p>Olay politik bir mecraya taşınmış durumdadır. Bundan sonrası partilerin tutumlarıyla biçimlenecektir.</p>



<p>Atama konusuna gelince; atama yasaldır. İki yüz küsur üniversiteye atamalar aynı yöntemle yapılmaktadır. Cumhurbaşkanı uygun bulduğu birini iş başına getirmektedir. Iktidar partisi eski milletvekilleri, eski mkyk üyeleri, eski il veya ilçe başkanları vs. rektör olarak atanabilmektedir. Bir mani var mı? Yoktur</p>



<p>Malum, daha önce üniversitelerde sıkıntılı da olsa bir seçim vardı. Bunun da sağlıklı işlemediği görüldü; karalamalar, iftiralar, suçlamalar, dargınlıklar yaşandı.</p>



<p>İktidar-muhalefet rektör atamalarını neden bu kadar önemser? Birinci kaygı, bence, kadrolaşmadır. Bu da her konuda sınırsız yetki sahibi kılınan rektörler marifetiyle yapılmaktadır. Sorun bugüne özgü değildir, bu düzenlemeyi yapan da mevcut iktidar değildir. YÖK&#8217;ün kuruluşundan beri devam eden bir uygulamadır. Darbe sonrası çıkarılan 2547 sayılı yasa ile amaç şirazesinden (sağ-sol çıkan) çıkan universiteleri zapt-u rapt altına almaktı ve amaçlanan da oldu.</p>



<p>Sonrasındaki bütün iktidarlar bu &#8220;anti-demokratik&#8221; kurumu lağvetme vaatlerinde bulundular. Buna mevcut iktidar da dahildir. Ancak iktidar-muhalefet partileri için getirisi götürüsünden fazla olan bu yasayı küçük ilaveler veya çıkarmalarla uygulamakta bir sakınca görmediler.</p>



<p>Peki bir öğretim üyesi neden rektör olmak ister? İtibarlı bir makam sahibi olmak. Yönetme arzusunu tatmin etmek. Zaman zaman akrabaya eşe dosta el uzatabilmek (gazete haberleri ortada). Asıl önemlisi ise, özellikle Tıp Fakültesi olan üniversitelerde döner sermayeden rektörlere ciddi bir maddi katkının sağlanması. Aksi halde bir Üniversitenin rektörlüğü için 84 aday neden başvursun?</p>



<p>Hizmet mi? Bir bilim insanı olarak hizmet etmenin önünde bir engel yok ki. Aziz Sencer&#8217;in ya da Özlem Türeci ve Uğur Şahin&#8217;nin tek başlarına yaptıkları &#8220;hizmeti&#8221; kaç idareci yapabilmiştir!</p>



<p>Şunu açık yüreklilikle söylemek gerekir. Bu makamlar rant makamı olmaktan çıkarılır, demokratik bir yönetim biçimi benimsenirse, hizmet için yanıp tutuşanların sayısı yüzde yetmiş, üniversitedeki akademik kurullar yetkilendirilirse yüzde doksan düşer. Hatta rektör olunduğunda gelirin az da olsa düşmesi söz konusu olursa, gerçekten hizmet aşkı olanlar dışında kimse aday olmayacaktır.</p>



<p>Boğaziçinde olan ne? Bu bir rektör atamasından farklı bir durum. Atama sadece bir vesile. Rektörün istifa etmesi sorunu çözer mi? Hiç sanmam. Bu (haklı ya da haksız olup olmadığına karar vermek bana düşmez) birikmiş bir öfke veya muhalefetin dışa vurumudur.<br></p>



<p>Sükunetle ve suhuletle bir çözüme ulaştırılması ülkemiz hayrına olacaktır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/bogazici/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
