<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Halit ÇALIŞ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/halit-calis/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Tue, 25 Jan 2022 08:10:57 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Halit ÇALIŞ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Herkesin Özgürlük Anlayışı Kendisine/Kendisince</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/herkesin-ozgurluk-anlayisi-kendisine-kendisince/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/herkesin-ozgurluk-anlayisi-kendisine-kendisince/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 25 Jan 2022 08:10:55 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Suç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18052</guid>

					<description><![CDATA[İslam’a ve kutsallarına yönelmiş aşağılık saldırı özgürlük (!), başka inanışlara ve kutsallara yönelen suç. Diyanete, imam hatibe, ilahiyata ve mensuplarına yapılan itibar suikasti özgürlük (!); medreseye, tekkeye ve mensuplarına yapılanlar hadsiz ve haksız. Akademisyenin hezeyanı akademik özgürlük (!), akademi dışındakininki cahillik ve had bilmezlik. (Bu ve öncekinin tam tersi de geçerli) Bazı dini kabuller, pratikler, düşünce ve siyasi tercih bakımından muhalif olduklarımıza yönelen oklar özgürlük (!), bize ve bizden olana yönelenler katliam teşebbüsü. “Bizden olan”ın hezeyanı özgürlük (!), olmayanınki deli saçması, en hafif ifadeyle terbiyesizlik. İktidara ve mensuplarına iftira ve hakaretin her türlüsü özgürlük (!), muhalefete ve mensuplarına ahlaksızlık ve suç ya da tam tersi. Çocuğun ebeveynine, öğrencinin hocasına karşı kaba, çirkin söz ve tavırları özgürlük (!), anne-babanın veya öğretmenin basit uyarısı bile şiddet… Anlaşılan o ki, ahlak değerlerinin yeşermesinin ve erdemli toplum inşasının vazgeçilemez gereği olan özgürlük, bu gidişle başımıza çok dert açacak. Çünkü herkesin özgürlüğü kendisine/kendisince. Bütün bunlarla birlikte bir ittifak noktası da yok değil. Başkalarına özgürlük, tahammül, müsamaha çağrılarında bulunanların doğrudan kendilerine veya menfaatlerine dokunun, görün özgürlük neymiş!]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İslam’a ve kutsallarına yönelmiş aşağılık saldırı özgürlük (!), başka inanışlara ve kutsallara yönelen suç.</p>



<p>Diyanete, imam hatibe, ilahiyata ve mensuplarına yapılan itibar suikasti özgürlük (!); medreseye, tekkeye ve mensuplarına yapılanlar hadsiz ve haksız.</p>



<p>Akademisyenin hezeyanı akademik özgürlük (!), akademi dışındakininki cahillik ve had bilmezlik. (Bu ve öncekinin tam tersi de geçerli)</p>



<p>Bazı dini kabuller, pratikler, düşünce ve siyasi tercih bakımından muhalif olduklarımıza yönelen oklar özgürlük (!), bize ve bizden olana yönelenler katliam teşebbüsü.</p>



<p>“Bizden olan”ın hezeyanı özgürlük (!), olmayanınki deli saçması, en hafif ifadeyle terbiyesizlik.</p>



<p>İktidara ve mensuplarına iftira ve hakaretin her türlüsü özgürlük (!), muhalefete ve mensuplarına ahlaksızlık ve suç ya da tam tersi.</p>



<p>Çocuğun ebeveynine, öğrencinin hocasına karşı kaba, çirkin söz ve tavırları özgürlük (!), anne-babanın veya öğretmenin basit uyarısı bile şiddet…</p>



<p>Anlaşılan o ki, ahlak değerlerinin yeşermesinin ve erdemli toplum inşasının vazgeçilemez gereği olan özgürlük, bu gidişle başımıza çok dert açacak. Çünkü herkesin özgürlüğü kendisine/kendisince.</p>



<p>Bütün bunlarla birlikte bir ittifak noktası da yok değil. Başkalarına özgürlük, tahammül, müsamaha çağrılarında bulunanların doğrudan kendilerine veya menfaatlerine dokunun, görün özgürlük neymiş!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/herkesin-ozgurluk-anlayisi-kendisine-kendisince/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Mecburi Bir Yazı: Mehdi Meselesi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/mecburi-bir-yazi-mehdi-meselesi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/mecburi-bir-yazi-mehdi-meselesi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 18 Jan 2021 06:17:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16620</guid>

					<description><![CDATA[Madde madde yazarsam kendimi daha iyi ifade edebilirim sanırım: Mehdiyle ile ilgili hadisler çoktur. Çoğu zayıf olsa da içlerinde makbul olanları da vardır.Hadislerin ortak noktası yeryüzünün zulümle dolu olduğu bir zamanda adalet için mehdinin geleceğidir. İsim, soy, ten özellikleri, kalış süresine dair bilgiler ahaddır.Mehdi hadislerindeki anlayış Kur&#8217;an tarafından desteklenmemektedir. Hz. İsa&#8217;nın nuzulü, şefaat, kabir azabı Kur&#8217;an tarafından desteklenmekte ama &#8220;bir&#8221; kişinin &#8220;kurtarıcı&#8221; olmasına dair bir hususa işaret Kur&#8217;an&#8217;da yer almamaktadır. Olsa olsa Peygamber&#8217;in görevlerini devralan &#8220;ümmet&#8221;in kurtarıcılığına vurgu vardır; o da tebliğ ve irşad yoluyla…Kur&#8217;an&#8217;da buna işaret olmaması bu hadislerin reddedilmesini gerektirmez; ama başka türlü anlaşılmaları da mümkündür.Mehdi hadislerini gelecek bir mehdiye değil, mehdi olmaya bir teşvik şeklinde anlamak mümkündür. Bir tane deccal olmayabileceği gibi bir tane de mehdi olmayabilir. Buna göre İslam her zamanda mehdi kıvamında insanlar yetiştirmeye vurgu yapmaktadır. Mehdi, şahs-ı manevi de olabilir. Ama asla falan kişi veya topluluk bu anlamda ben mehdiliği temsil ediyorum demez, dememelidir. Mürşidin, ben mürşidim; muttakinin ben muttakiyim dememesi gibi.Mehdi hadisleri ilk akaid kitaplarında geçmez. el-Fıkhu&#8217;l-ekber&#8217;de de, Tahavî&#8217;nin akaidinde de, Nesefî&#8217;nin akaidinde de yoktur. Nesefi&#8217;nin şerhi Şerhu&#8217;l-akaid&#8217;de de mehdi meselesi bulunmamatadır.Mehdi meselesi, temel akaid konusu değildir, akaidin fer&#8217;i bir konusudur. Hatta şefaatin dahi fer&#8217;î bir konu olduğu dikkate alınırsa mehdi meselelesi fer&#8217;in &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Madde madde yazarsam kendimi daha iyi ifade edebilirim sanırım:</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Mehdiyle ile ilgili hadisler çoktur. Çoğu zayıf olsa da içlerinde makbul olanları da vardır.</li><li>Hadislerin ortak noktası yeryüzünün zulümle dolu olduğu bir zamanda adalet için mehdinin geleceğidir. İsim, soy, ten özellikleri, kalış süresine dair bilgiler ahaddır.</li><li>Mehdi hadislerindeki anlayış Kur&#8217;an tarafından desteklenmemektedir. Hz. İsa&#8217;nın nuzulü, şefaat, kabir azabı Kur&#8217;an tarafından desteklenmekte ama &#8220;bir&#8221; kişinin &#8220;kurtarıcı&#8221; olmasına dair bir hususa işaret Kur&#8217;an&#8217;da yer almamaktadır. Olsa olsa Peygamber&#8217;in görevlerini devralan &#8220;ümmet&#8221;in kurtarıcılığına vurgu vardır; o da tebliğ ve irşad yoluyla…</li><li>Kur&#8217;an&#8217;da buna işaret olmaması bu hadislerin reddedilmesini gerektirmez; ama başka türlü anlaşılmaları da mümkündür.</li><li>Mehdi hadislerini gelecek bir mehdiye değil, mehdi olmaya bir teşvik şeklinde anlamak mümkündür. Bir tane deccal olmayabileceği gibi bir tane de mehdi olmayabilir. Buna göre İslam her zamanda mehdi kıvamında insanlar yetiştirmeye vurgu yapmaktadır. Mehdi, şahs-ı manevi de olabilir. Ama asla falan kişi veya topluluk bu anlamda ben mehdiliği temsil ediyorum demez, dememelidir. Mürşidin, ben mürşidim; muttakinin ben muttakiyim dememesi gibi.</li><li>Mehdi hadisleri ilk akaid kitaplarında geçmez. el-Fıkhu&#8217;l-ekber&#8217;de de, Tahavî&#8217;nin akaidinde de, Nesefî&#8217;nin akaidinde de yoktur. Nesefi&#8217;nin şerhi Şerhu&#8217;l-akaid&#8217;de de mehdi meselesi bulunmamatadır.</li><li>Mehdi meselesi, temel akaid konusu değildir, akaidin fer&#8217;i bir konusudur. Hatta şefaatin dahi fer&#8217;î bir konu olduğu dikkate alınırsa mehdi meselelesi fer&#8217;in de fer&#8217;isidir.</li><li>Mehdi meselesini inkar eden, yani hadislerin hepsine uydurma diyen dinden çıkmaz, bid&#8217;at işlemiş olur. Aslında böyle düşünenler açısından bu tür hadisler hakkında uydurma demektense tavakkuf etmeleri daha iyi olurdu. Bazen susmak da güzeldir. Hadisleri -içerdiği bir takım problemlerden dolayı- te&#8217;vil eden ise bid&#8217;atçı olmaz. Te&#8217;vil edip kendinin veya cemaatinin mehdi olduğunu söyleyen şık bir harekette bulunmuş değildir. Nitekim, te&#8217;vil edildiğinde zaten özel bir insan veya grubun mehdi olmadığı söylenmektedir. Böyle olduğunda kalkıp birinin kendine işaret etmesi en azından edep dışıdır. Belki niyetiyle bu edep dışılıktan beri olmak mümkün olur.</li><li>Müslümanların bu meseleden dolayı birbirine sert bir dil kullanması üzücüdür, kabulü mümkün değildir. Mehdi&#8217;yi gelecek bir kurtarıcı olarak bekleyen de olabilir. Buna saygı duyulur. Mehdi&#8217;yi, şahs-ı manevî kabul edenler de bulunabilir, buna da saygı duyulur. Mehdi hadislerini inkar edene saygı duyulmasa bile fikrinden dolayı kendi haline bırakılır. Şahsını hedef yaparak &#8220;sen bid&#8217;atçısın&#8221; denmez, denmemeli. Mehdi meselesi hararetli bir tartışmanın konusu yapılmamalıdır.</li><li>Bu mecburi bir yazı idi. Aslında bu meseleyi gündemde tutmanın fazla bir anlamı da yoktur. Gelecek bir mehdiyi bekleyenlerin de bunu sürekli gündem yapmaları gerekmez. Müslümanların hiç bir derdine çare değildir.</li></ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/mecburi-bir-yazi-mehdi-meselesi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Meal Dindarlığı/Müslümanlığı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/meal-dindarligi-muslumanligi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/meal-dindarligi-muslumanligi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 15 Jan 2021 06:47:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kuran]]></category>
		<category><![CDATA[meal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16588</guid>

					<description><![CDATA[Modern dönemde baş gösteren dini akımlardan birisini, meal dindarlığı oluşturmaktadır. Bu dindarlık anlayışına göre, siyer, fıkıh, fıkıh usulü, akaid-kelam, ahlak, hadis, tefsir ilimlerini tahsile gerek yoktur. Arapça bilmek de zorunlu değildir, meal ve tercüme yeterlidir. Zira Kur&#8217;an ve Sünnet hükümleri, okuma yazma bilen herkesin anlayabileceği açıklıktadır. Diğer taraftan sahih İslamî bilgiye ulaşmak için, her şeyden önce, mezhep eksenli geleneksel bilgilerden/kabullerden zihnin arındırılmış olması gerekir. Fıkıh, kelam, tefsir, hadis kitapları, İslam&#8217;ın doğru öğrenilmesinin önünde engel oluşturur. Bu dindarlık biçiminin farklı tezahürleri olabilmektedir. Kimileri sırf Kur&#8217;an mealiyle yetinirken (Kur&#8217;an mealciliği), dinin kaynakları arasında Sünnet&#8217;e de yer verenler buna, hadis kitaplarının tercümesini de dahil etmektedirler (hadis mealciliği). Meal dindarlığı/Müslümanlığı şeklinde ifade ettiğimiz bu tür yönelişlerin somut tezahürü, mealini/tercümesini okuduğu sırf bir ayet veya hadisten hareketle, Ebu Hanife ve İmam Maturidi gibi alimleri ve onların görüşleri etrafında şekillenen mezhep kabullerini, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e aykırılıkla, kendi şahsi görüşlerini din edinmekle itham şeklinde göstermektedir. Bu anlayışta olanlara göre fıkıh usulü, alimlerin ve mezheplerin keyfi din yorumlarını Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;in önüne geçirerek tahkim amacıyla uydurulmuştur. Bütünlükten, metodolojiden, tarih ve medeniyet aidiyetinden tamamen uzak oluşu açık olduğundan, meal dindarlığının ayrıntılı tahliline esasen gerek duymuyorum. Ancak bu tür anlayışlara/yönelimlere zemin oluşturan ve onu besleyen bazı sebepler üzerinde durmakta fayda &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Modern dönemde baş gösteren dini akımlardan birisini, meal dindarlığı oluşturmaktadır. Bu dindarlık anlayışına göre, siyer, fıkıh, fıkıh usulü, akaid-kelam, ahlak, hadis, tefsir ilimlerini tahsile gerek yoktur. Arapça bilmek de zorunlu değildir, meal ve tercüme yeterlidir. Zira Kur&#8217;an ve Sünnet hükümleri, okuma yazma bilen herkesin anlayabileceği açıklıktadır. Diğer taraftan sahih İslamî bilgiye ulaşmak için, her şeyden önce, mezhep eksenli geleneksel bilgilerden/kabullerden zihnin arındırılmış olması gerekir. Fıkıh, kelam, tefsir, hadis kitapları, İslam&#8217;ın doğru öğrenilmesinin önünde engel oluşturur.</p>



<p>Bu dindarlık biçiminin farklı tezahürleri olabilmektedir. Kimileri sırf Kur&#8217;an mealiyle yetinirken (Kur&#8217;an mealciliği), dinin kaynakları arasında Sünnet&#8217;e de yer verenler buna, hadis kitaplarının tercümesini de dahil etmektedirler (hadis mealciliği).</p>



<p>Meal dindarlığı/Müslümanlığı şeklinde ifade ettiğimiz bu tür yönelişlerin somut tezahürü, mealini/tercümesini okuduğu sırf bir ayet veya hadisten hareketle, Ebu Hanife ve İmam Maturidi gibi alimleri ve onların görüşleri etrafında şekillenen mezhep kabullerini, Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e aykırılıkla, kendi şahsi görüşlerini din edinmekle itham şeklinde göstermektedir. Bu anlayışta olanlara göre fıkıh usulü, alimlerin ve mezheplerin keyfi din yorumlarını Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;in önüne geçirerek tahkim amacıyla uydurulmuştur.</p>



<p>Bütünlükten, metodolojiden, tarih ve medeniyet aidiyetinden tamamen uzak oluşu açık olduğundan, meal dindarlığının ayrıntılı tahliline esasen gerek duymuyorum. Ancak bu tür anlayışlara/yönelimlere zemin oluşturan ve onu besleyen bazı sebepler üzerinde durmakta fayda var.</p>



<p>Bu hususta, ana belirleyen konumunda bulunduğunu düşündüğüm birkaç sebebe dikkat çekmek istiyorum. Aslında bu sebeplerden her birinin başlı başına ve ayrıntılı olarak tahlili gerekmektedir. Burada birkaç cümlelik işaretle yetinilecektir.</p>



<p>a. İctihad ve selef dönemine dönüş çağrıları</p>



<p>Mezhep eksenli bilgi üretimini ve devasa ilmi müktesebatı yok sayarak ıslah, tecdid, ihya, ictihad gibi kavramlar üzerinden, doğrudan Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;e dönüş çağrıları, hesabı verilebilir bir iddia olmadığı gibi, ilmi bakımdan meşru da değildir. İlim, her defasında ilkten/yeniden üretilmez. Meşruiyet için, bir medeniyet içerisinden konuşmak şarttır. Ayrıca bu çağrı, kendisini din hakkında söz söylemeye yetkin gören herkesin keyfi biçimde görüş açıklamasına yol açmaktadır. Nitekim iş, bir meal ya da hadis kitabı okuyanın bütün dini konularda ahkam kesmesine kadar varabilmiştir.</p>



<p>b. Ölçüsüz gelenek eleştirisi</p>



<p>Geleneği hırpalamanın sonucu, denetim ya da otokontrol mekanizmalarını devre dışı bırakmak suretiyle hayatı boşluğa terk etmektir. Bu, hayat gerçekliği bakımından mümkün olmadığından, gerçekte insanlar ve toplum, nice faktörün etkisiyle şekillenen hevanın tasallutuna terk edilmiş olmaktadır. Geleneksel bağlarından koparılmış, sağlam bir zemin de bulamamış/oluşturamamış bir toplum ve dini hayat tablosu ortaya çıkmakta, bu da farklı şekillerde savruluşları doğurmaktadır.</p>



<p>c. Yanlış rehberlik</p>



<p>Rehberliğin ilk kuralı, muhatabın seviyesini göz önünde bulundurmaktır. İlim, aşama aşama tahsil edilir, oluşur ve gelişir. Başlangıç düzeyinde bir ilmihal, akaid, siyer bile okumamış kişilerin eline Kur&#8217;an meali veya hadis tercümesi vermek, ilk düğmeyi yanlış iliklemektir. Meal ve tercümesinden okuduklarıyla camide, okulda, mahallede hocaların söyledikleri ve kitaplarda yazılanlar arasında farklar bulunduğunu gören bir Müslümanın, nasıl bir durumla karşı karşıya bırakıldığı maalesef düşünülmemiş ya da önemsenmemiştir. Haliyle bu durum, hocalara ve dini kitaplara güvensizlik oluşturmakta, zamanla bu hal, hadis kitaplarına da güvenilemeyeceği noktasına kadar varmaktadır.</p>



<p>Yapılması gereken ise, yanlış yapılanın doğrusunu yapmaktır. Üç madde için de birer cümleyle ifade etmek gerekirse;</p>



<ul class="wp-block-list"><li>Klasik ilim mirasının kıymeti bilinmeli, mezhepleri kötüleyen dil terk edilmeli, ilmin süreklilik gerektiren karakteri ve usul olmadan ilmi faaliyetten ve meşruiyetten söz etmenin mümkün olmadığı üzerinde titizlikle ve önemle durulmalıdır.</li><li>Geleneğin, değerleri somutlaştırarak sürekliliğini sağlayan koruyucu zemin olma keyfiyeti her daim göz önünde bulundurulmalı, değer aşınması ve yozlaşma mahiyetinde veya dönemsel şartların ürünü olan telakkiler ayıklanıp yenilenirken, fevkalade özenli olunmalıdır.</li><li>Dini bilgi edinme süreçleri, kişilerin ilmi seviyelerine uygun olmalıdır. Her Müslümanın edinmesi gereken ilk ilim, ilm-i hal yani itikad, ahlak, ibadetler, helaller-haramlar ve siyer bilgisidir.</li></ul>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/meal-dindarligi-muslumanligi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Ezgilerimiz Marşlarımız Vardı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ezgilerimiz-marslarimiz-vardi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ezgilerimiz-marslarimiz-vardi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 06 Jan 2021 07:12:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Ayasofya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<category><![CDATA[Kudüs]]></category>
		<category><![CDATA[mekke]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16545</guid>

					<description><![CDATA[Seksenli doksanlı yıllarda ezgilerimiz, marşlarımız vardı, Müslüman gençlerin dilinden düşürmediği. Mekke özlemi, Kudüs&#8217;ün-Mescid-i Aksa&#8217;nın esaretten kurtarılması, Ayasofya&#8217;nın ibadete açılması, Hindikuş dağlarının özgürlük savaşçıları, Afgan cihadı, üzerine bombalar yağan Bağdat, İslam davası, ümmet bilinci, cihad şuuru… Alnımızın yazısıydı iman ve cihat, söz verirdik bir gün döneceğimize Mekke&#8217;ye, ahdederdik Ayasofya&#8217;yı özgürleştireceğimize, düşsek de kalkıp dirilerek menzile yürümeye&#8230; Gençlerimiz ezgilerle bilinçlenir, bilenir, şuurlanırdı. Ümmetin onurlu bir ferdi olduğunun idrakine erer, İslam coğrafyasını tanır ve Müslümanların dertlerini ezgilerle terennüm ederek büyürdü, tıpkı bebeğin ninnilerle büyümesi gibi. Konferans, panel, açık hava toplantısı gibi etkinliklerin vaz geçilmeziydi bu ezgiler. Müslüman coğrafyaya dair bir sorun olsun ve onunla ilgili bir ezgi, marş bulunmasın. Bu mümkün değildi. Yeni bir ezgi ya da marş kasedi çıkmış haberi ne büyük muştu idi. Ya şimdi! Özellikle ikibinli yılların başından itibaren ezgiler, marşlar, suyu çekilen değirmen gibi çekildi toplumumuzdan. Yeni neslimiz, bilinç oluşturan, ruhu coşturan, öfkeyi bileyen, saf olup kenetlenmeyi telkin eden, ideallerini hatırlatıp hedefe kilitlenmeye yönlendiren ezgilerden mahrum kaldı.Alem-i İslamın sorunları, işgaller, talanlar, benliğinden koparmalar azalmadı, belki arttı. Ama genç Müslüman gönüller ve diller bunların hissinden ve terennümünden epey mahrum kaldı. Bu arada destansı başarılarımız da oldu. Fakat acı ve ızdıraplar gibi bu başarı hikayelerinin de destanlarını yazmada, marşlara dökmede başarılı &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Seksenli doksanlı yıllarda ezgilerimiz, marşlarımız vardı, Müslüman gençlerin dilinden düşürmediği. Mekke özlemi, Kudüs&#8217;ün-Mescid-i Aksa&#8217;nın esaretten kurtarılması, Ayasofya&#8217;nın ibadete açılması, Hindikuş dağlarının özgürlük savaşçıları, Afgan cihadı, üzerine bombalar yağan Bağdat, İslam davası, ümmet bilinci, cihad şuuru…</p>



<p><br>Alnımızın yazısıydı iman ve cihat, söz verirdik bir gün döneceğimize Mekke&#8217;ye, ahdederdik Ayasofya&#8217;yı özgürleştireceğimize, düşsek de kalkıp dirilerek menzile yürümeye&#8230;</p>



<p><br>Gençlerimiz ezgilerle bilinçlenir, bilenir, şuurlanırdı. Ümmetin onurlu bir ferdi olduğunun idrakine erer, İslam coğrafyasını tanır ve Müslümanların dertlerini ezgilerle terennüm ederek büyürdü, tıpkı bebeğin ninnilerle büyümesi gibi.</p>



<p><br>Konferans, panel, açık hava toplantısı gibi etkinliklerin vaz geçilmeziydi bu ezgiler.</p>



<p><br>Müslüman coğrafyaya dair bir sorun olsun ve onunla ilgili bir ezgi, marş bulunmasın. Bu mümkün değildi.<br></p>



<p>Yeni bir ezgi ya da marş kasedi çıkmış haberi ne büyük muştu idi.</p>



<p><br>Ya şimdi!</p>



<p><br>Özellikle ikibinli yılların başından itibaren ezgiler, marşlar, suyu çekilen değirmen gibi çekildi toplumumuzdan. Yeni neslimiz, bilinç oluşturan, ruhu coşturan, öfkeyi bileyen, saf olup kenetlenmeyi telkin eden, ideallerini hatırlatıp hedefe kilitlenmeye yönlendiren ezgilerden mahrum kaldı.<br>Alem-i İslamın sorunları, işgaller, talanlar, benliğinden koparmalar azalmadı, belki arttı. Ama genç Müslüman gönüller ve diller bunların hissinden ve terennümünden epey mahrum kaldı.</p>



<p><br>Bu arada destansı başarılarımız da oldu. Fakat acı ve ızdıraplar gibi bu başarı hikayelerinin de destanlarını yazmada, marşlara dökmede başarılı olunduğunu söylemek bihayli zor.</p>



<p><br>Edebiyatçılara, sanatçılara, yapımcılara çok ama çok ihtiyacımız var. Nesillerimiz, filizlendikleri zaman diliminin hikayelerini, destanlarını, şiirlerini okuyarak ve ezgilerle, marşlarla terennüm ederek büyüsün, gelişsin. </p>



<p><br>Onları bu can suyundan mahrum etmemeli.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ezgilerimiz-marslarimiz-vardi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Müslüman Şerrin ve Fesadın Yayılmasına Alet Olmaz (Yılbaşı Özelinde)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/musluman-serrin-ve-fesadin-yayilmasina-alet-olmaz-yilbasi-ozelinde/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/musluman-serrin-ve-fesadin-yayilmasina-alet-olmaz-yilbasi-ozelinde/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 24 Dec 2020 08:00:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[noel]]></category>
		<category><![CDATA[Yılbaşı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16484</guid>

					<description><![CDATA[Müslüman belki her zaman hayır işleyemez, toplumda hayrın yayılmasına katkı sunamaz ama şerden mutlaka uzak durmalıdır. Esasen şerden ve fesattan uzak durmak, başlı başına hayırdır; hayrın yayılarak toplumu kuşatmasının başlangıç noktasıdır. Miladi yılbaşının yaklaştığı şu günlerde, Müslüman kimliğine, İslami değerlere ve Müslüman topluma zarar verebilecek tutum ve tavırlardan uzak durma hususunda daha bir hassasiyet gerekmektedir. Bu tür zaman dilimlerinde, iyi niyetle de olsa, etkileri bakımından şerrin ve fesadın yayılmasına hizmet eden fevri, hamasi, ilim ve hikmetten yoksun açıklama ve tavırlarla daha fazla karşılaşılabilmektedir. Bu vesileyle fevkalade önemli gördüğüm bazı hususlara dikkat çekmek isterim. Tebliğ, davet ve irşat dili, nezih bir dildir, öyle olmak zorundadır. Yılbaşı vesilesiyle, Müslümana yakışmayan, onun inanç, ahlak ve amel değerlerine aykırı tutum ve tavırlar konusunda toplumu bilinçli olmaya davet eden yazı ve paylaşımlarda; kaba, suçlayıcı, ayrıştırıcı ifadelerden sakınılmalı; nezih, gönle işleyen bir dil ve üslup benimsenmelidir.İslam ahlak ve ebep ölçüleri bakımından çirkin mahiyete sahip görseller kesinlikle paylaşılmamalıdır. Neyi amaç edinirse edinsin, bu tür paylaşımlarda bulunmak, çirkinliğin zihinlerde yer etmesine, yayılmasına ve sıradanlaşarak tabii görülmesine sebep olduğundan meşru da değildir.Dindarlığın şekle indirgenmesini, değerlerden kopuşun ve sekülerleşmenin hangi düzeylere ulaştığını göstermek niyetiyle, &#8220;rengarenk ışıklarla süslenmiş çam ağacı başında poz veren makyajlı tesettürlü kadın&#8221; görseli gibi görsel paylaşımlarında bulunulmamalıdır. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Müslüman belki her zaman hayır işleyemez, toplumda hayrın yayılmasına katkı sunamaz ama şerden mutlaka uzak durmalıdır. Esasen şerden ve fesattan uzak durmak, başlı başına hayırdır; hayrın yayılarak toplumu kuşatmasının başlangıç noktasıdır.</p>



<p>Miladi yılbaşının yaklaştığı şu günlerde, Müslüman kimliğine, İslami değerlere ve Müslüman topluma zarar verebilecek tutum ve tavırlardan uzak durma hususunda daha bir hassasiyet gerekmektedir. Bu tür zaman dilimlerinde, iyi niyetle de olsa, etkileri bakımından şerrin ve fesadın yayılmasına hizmet eden fevri, hamasi, ilim ve hikmetten yoksun açıklama ve tavırlarla daha fazla karşılaşılabilmektedir. Bu vesileyle fevkalade önemli gördüğüm bazı hususlara dikkat çekmek isterim.</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Tebliğ, davet ve irşat dili, nezih bir dildir, öyle olmak zorundadır. Yılbaşı vesilesiyle, Müslümana yakışmayan, onun inanç, ahlak ve amel değerlerine aykırı tutum ve tavırlar konusunda toplumu bilinçli olmaya davet eden yazı ve paylaşımlarda; kaba, suçlayıcı, ayrıştırıcı ifadelerden sakınılmalı; nezih, gönle işleyen bir dil ve üslup benimsenmelidir.</li><li>İslam ahlak ve ebep ölçüleri bakımından çirkin mahiyete sahip görseller kesinlikle paylaşılmamalıdır. Neyi amaç edinirse edinsin, bu tür paylaşımlarda bulunmak, çirkinliğin zihinlerde yer etmesine, yayılmasına ve sıradanlaşarak tabii görülmesine sebep olduğundan meşru da değildir.</li><li>Dindarlığın şekle indirgenmesini, değerlerden kopuşun ve sekülerleşmenin hangi düzeylere ulaştığını göstermek niyetiyle, &#8220;rengarenk ışıklarla süslenmiş çam ağacı başında poz veren makyajlı tesettürlü kadın&#8221; görseli gibi görsel paylaşımlarında bulunulmamalıdır. Zira bunun hiç kimseye faydası yoktur. Dahası, bu tür zaaf ve anlayış içerisinde olanların, ölçüsüz/nezaketsiz tepkilerine ve inadına tavırlar geliştirmesine sebep olmaktadır.</li></ol>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/musluman-serrin-ve-fesadin-yayilmasina-alet-olmaz-yilbasi-ozelinde/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terimler Değer Yüklüdür, Tasavvurdan Soyutlanamaz</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/terimler-deger-yukludur-tasavvurdan-soyutlanamaz/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/terimler-deger-yukludur-tasavvurdan-soyutlanamaz/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 18 Dec 2020 07:23:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[inanç]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16454</guid>

					<description><![CDATA[Her terim, üretildiği/ait olduğu kültür ve medeniyetin değerlerini taşır, ona vücut veren temel kabullerden ve tasavvurdan soyutlanamaz. Bu husus göz önünde bulundurulmadan bir terimin doğru anlaşılması mümkün değildir. Bu duruma bağlı olarak başka bir medeniyetin terimlerine (demokrasi, laiklik, liberalizm gibi),&#160; kendince anlam yüklemesinde bulunulamaz. Ya olduğu gibi benimsenir ya da reddilir, fakat ayıklama ve yakıştırmada bulunarak içi boşaltılamaz. Bu açık bir çarpıtma ve tahrif oluşturur. Şayet bir terimin ilgili olduğu alanda ifadelendirme ihtiyacı duyuluyorsa, yapılması gereken, kendi medeniyet değerleriniz çerçevesinde terim üretmektir. Sezai Karakoç bu meselede bakın ne diyor: &#8220;İslâm&#8217;da devlet idaresi ve siyasî rejim, demokratiktir veya antidemokratiktir, totaliterdir ve antitotaliterdir demek yanlıştır. Bu bir medeniyeti, başka bir medeniyetin terimleriyle açıklamak ve hükümleriyle değerlendirmek olur ki, ancak değerlendiren medeniyetin üyeleri için bir anlam taşır.&#8221; (Farklar, 2. Baskı 1975, s. 58). Terimler değer yüklüdür, inançtan ve tasavvurdan soyutlanamaz.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Her terim, üretildiği/ait olduğu kültür ve medeniyetin değerlerini taşır, ona vücut veren temel kabullerden ve tasavvurdan soyutlanamaz. Bu husus göz önünde bulundurulmadan bir terimin doğru anlaşılması mümkün değildir.</p>



<p>Bu duruma bağlı olarak başka bir medeniyetin terimlerine (demokrasi, laiklik, liberalizm gibi),&nbsp; kendince anlam yüklemesinde bulunulamaz. Ya olduğu gibi benimsenir ya da reddilir, fakat ayıklama ve yakıştırmada bulunarak içi boşaltılamaz. Bu açık bir çarpıtma ve tahrif oluşturur.</p>



<p>Şayet bir terimin ilgili olduğu alanda ifadelendirme ihtiyacı duyuluyorsa, yapılması gereken, kendi medeniyet değerleriniz çerçevesinde terim üretmektir.</p>



<p>Sezai Karakoç bu meselede bakın ne diyor: &#8220;İslâm&#8217;da devlet idaresi ve siyasî rejim, demokratiktir veya antidemokratiktir, totaliterdir ve antitotaliterdir demek yanlıştır. Bu bir medeniyeti, başka bir medeniyetin terimleriyle açıklamak ve hükümleriyle değerlendirmek olur ki, ancak değerlendiren medeniyetin üyeleri için bir anlam taşır.&#8221; (Farklar, 2. Baskı 1975, s. 58).</p>



<p>Terimler değer yüklüdür, inançtan ve tasavvurdan soyutlanamaz.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/terimler-deger-yukludur-tasavvurdan-soyutlanamaz/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Fetvada Tercihin Müsteftiye Bırakılması</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/fetvada-tercihin-musteftiye-birakilmasi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/fetvada-tercihin-musteftiye-birakilmasi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2020 08:45:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Fetva]]></category>
		<category><![CDATA[İslam]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16396</guid>

					<description><![CDATA[Fetva konusunda zaman zaman karşılaşılan tutumlardan birisini, meseleyle ilgili ictihadların/fetvaların sıralanıp, kararın soru sahibine bırakılması oluşturmaktadır (tahyîru&#8217;l-mukallid/tahyîru&#8217;l-müsteftî). Bilhassa mahiyeti bakımından biraz netameli bulunan hususlarda (genellikle aile ve tıbbi müdahaleyle ilgili sorunlar) böyle bir yola başvurulduğu görülmektedir. Bu şekilde bir tutum benimsenmesinde, sorumluluk altına girmekten, vebal üstlenmekten kaçınma düşüncesi de etkili olmaktadır. Öncelikle bir insanın, uzmanlığı bulunmayan konularda fetva vermesinin caiz olmadığını belirtmek gerekir. Gerekli ilmi liyakate sahip olduğu hususlarda fetva vermesinin ise, niyetinde bozukluk, gayretinde eksiklik/ihmal bulunmadığı sürece vebal doğurması söz konusu değildir. Bu noktaları ifade ettikten sonra, bir Müslüman, karşı karşıya olduğu bir halin dini hükmünü öğrenmek üzere bir alime müracaat ettiğinde; Fakih/müftü, muhatabın/müsteftinin idrak düzeyine uygun açık ve kesin bir cevap/fetva vermelidir.Şayet konuyla ilgili kanaatinin netleşmemiş olması ya da başka sebeplerden ötürü görüş belirtmek istemiyorsa; a. Konuya hiç girmeden, müsteftiyi bir fetva kuruluna veya o konuda özel müktesabatı bulunan emanet ve ehliyet sahibi bir alime yönlendirmelidir. b. Bunu yapmak yerine, konuyla ilgili görüşleri açıklamakla yetinip, tercihi müsteftiye bırakmak ise, isabetli bir tavır değildir. Zira bu durumda müstefti, nefsi istek ve arzularının etkisi altında bir tercihte ve uygulamada bulunacaktır. Oysa bir bilenin ilmine başvurması, Yaradan&#8217;ın razı ve hoşnut olmayacağı bir davranışta/eylemde bulunmama hassasiyetinden kaynaklanıyordu. Alimin bu tavrı onu, nefsiyle &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Fetva konusunda zaman zaman karşılaşılan tutumlardan birisini, meseleyle ilgili ictihadların/fetvaların sıralanıp, kararın soru sahibine bırakılması oluşturmaktadır (tahyîru&#8217;l-mukallid/tahyîru&#8217;l-müsteftî).</p>



<p>Bilhassa mahiyeti bakımından biraz netameli bulunan hususlarda (genellikle aile ve tıbbi müdahaleyle ilgili sorunlar) böyle bir yola başvurulduğu görülmektedir. Bu şekilde bir tutum benimsenmesinde, sorumluluk altına girmekten, vebal üstlenmekten kaçınma düşüncesi de etkili olmaktadır.</p>



<p>Öncelikle bir insanın, uzmanlığı bulunmayan konularda fetva vermesinin caiz olmadığını belirtmek gerekir. Gerekli ilmi liyakate sahip olduğu hususlarda fetva vermesinin ise, niyetinde bozukluk, gayretinde eksiklik/ihmal bulunmadığı sürece vebal doğurması söz konusu değildir.</p>



<p>Bu noktaları ifade ettikten sonra, bir Müslüman, karşı karşıya olduğu bir halin dini hükmünü öğrenmek üzere bir alime müracaat ettiğinde;</p>



<ol class="wp-block-list"><li>Fakih/müftü, muhatabın/müsteftinin idrak düzeyine uygun açık ve kesin bir cevap/fetva vermelidir.</li><li>Şayet konuyla ilgili kanaatinin netleşmemiş olması ya da başka sebeplerden ötürü görüş belirtmek istemiyorsa;</li></ol>



<p>a. Konuya hiç girmeden, müsteftiyi bir fetva kuruluna veya o konuda özel müktesabatı bulunan emanet ve ehliyet sahibi bir alime yönlendirmelidir.</p>



<p>b. Bunu yapmak yerine, konuyla ilgili görüşleri açıklamakla yetinip, tercihi müsteftiye bırakmak ise, isabetli bir tavır değildir. Zira bu durumda müstefti, nefsi istek ve arzularının etkisi altında bir tercihte ve uygulamada bulunacaktır. Oysa bir bilenin ilmine başvurması, Yaradan&#8217;ın razı ve hoşnut olmayacağı bir davranışta/eylemde bulunmama hassasiyetinden kaynaklanıyordu. Alimin bu tavrı onu, nefsiyle baş başa bırakmış oldu. İşbu noktada, müsteftinin, hevasına uygun düşecek şekilde davranmaya yönlenmesinde, bilgisine başvurulan ilim ehlinin de vebalinin bulunduğu söylenebilir.</p>



<p>Sonuç itibariyle, bir alimin, kendisine arzolunan ve dini hükmünü beyan etmesi istenilen bir hususta, konuyla ilgili görüşleri sıralayıp bunlar arasından uygun olanı tercih işini, sorunun sahibine bırakması caiz değildir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/fetvada-tercihin-musteftiye-birakilmasi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İlahiyatları Olumsuz Şöhretler Üzerinden Değerlendirmek Haksızlıktır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ilahiyatlari-olumsuz-sohretler-uzerinden-degerlendirmek-haksizliktir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ilahiyatlari-olumsuz-sohretler-uzerinden-degerlendirmek-haksizliktir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 10 Dec 2020 07:56:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[fakülte]]></category>
		<category><![CDATA[ilahiyat]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16369</guid>

					<description><![CDATA[Bir toplumun ilimde, düşüncede, sanatta, edebiyatta… düzeyini ve derinliğini şöhret sahibi kişiler üzerinden değerlendirmek eksik ve yanıltıcıdır. Biraz yorulmak, kütüphanelere uğramak, literatürün zenginleştirilmesine sunulan katkıyı masaya yatırmak, yetiştirdikleri öğrencilere, geliştirdikleri projelere, hizmet birimlerindeki etkinliklere bakmak gerekir. Bu yapıldığında, şöhretten uzak bir şekilde, kendisini işine adamış nice büyük değerle ve ortaya koydukları eşsiz ürünlerle karşılaşılacaktır. Dahası, kamuoyunda tanınırlığı bulunanların esasen geneli temsil etmekten ne kadar uzak oldukları fark edilecek, değerlendirmeler daha hakkaniyetli olacaktır. Dijital çağda bu husus, çok daha önemli hale gelmiştir. Teorik olarak ifade edilen bu durumun, ülkemiz özelinde en açık örneğinin ilahiyat alanında yaşandığını söylemek mümkündür. İlmi kökleriyle bağı koparılmış, uzun yıllar ilim tahsil ve tedrisi yasaklanmış, bir asrı bulan siyasi-sosyal baskı ve dayatmalardan yakasını kurtaramamış olmalarına rağmen ilahiyat fakültelerinin elde ettiği kazanımlar, ulaştığı seviye ve derinlik, insaflı ve adil değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. İlahiyat fakülteleri ve hocaları, kamuoyunda oluşturulan algının çok ötesinde bir ilmi donanıma, zihniyet duruluğuna, sağlam şahsiyete sahiptirler. İftiharla ifade etmek gerekir ki, İslam coğrafyasında eşine az rastlanır nitelikte ilmi eserler telif etmişlerdir. Yetiştirdikleri ve hem ülkemizde hem de insanın hayat sürdüğü bütün coğrafyalarda yüz akıyla hizmet eden, gönüller fetheden, hidayetlere vesile olan erdem abidesi ilahiyatçılar ise, en büyük salih amellerini oluşturmaktadır. Dijital ortamlardan biraz uzaklaşarak sahaya &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir toplumun ilimde, düşüncede, sanatta, edebiyatta… düzeyini ve derinliğini şöhret sahibi kişiler üzerinden değerlendirmek eksik ve yanıltıcıdır. Biraz yorulmak, kütüphanelere uğramak, literatürün zenginleştirilmesine sunulan katkıyı masaya yatırmak, yetiştirdikleri öğrencilere, geliştirdikleri projelere, hizmet birimlerindeki etkinliklere bakmak gerekir. Bu yapıldığında, şöhretten uzak bir şekilde, kendisini işine adamış nice büyük değerle ve ortaya koydukları eşsiz ürünlerle karşılaşılacaktır. Dahası, kamuoyunda tanınırlığı bulunanların esasen geneli temsil etmekten ne kadar uzak oldukları fark edilecek, değerlendirmeler daha hakkaniyetli olacaktır. Dijital çağda bu husus, çok daha önemli hale gelmiştir.</p>



<p>Teorik olarak ifade edilen bu durumun, ülkemiz özelinde en açık örneğinin ilahiyat alanında yaşandığını söylemek mümkündür. İlmi kökleriyle bağı koparılmış, uzun yıllar ilim tahsil ve tedrisi yasaklanmış, bir asrı bulan siyasi-sosyal baskı ve dayatmalardan yakasını kurtaramamış olmalarına rağmen ilahiyat fakültelerinin elde ettiği kazanımlar, ulaştığı seviye ve derinlik, insaflı ve adil değerlendirmeye ihtiyaç duymaktadır. İlahiyat fakülteleri ve hocaları, kamuoyunda oluşturulan algının çok ötesinde bir ilmi donanıma, zihniyet duruluğuna, sağlam şahsiyete sahiptirler. İftiharla ifade etmek gerekir ki, İslam coğrafyasında eşine az rastlanır nitelikte ilmi eserler telif etmişlerdir. Yetiştirdikleri ve hem ülkemizde hem de insanın hayat sürdüğü bütün coğrafyalarda yüz akıyla hizmet eden, gönüller fetheden, hidayetlere vesile olan erdem abidesi ilahiyatçılar ise, en büyük salih amellerini oluşturmaktadır.</p>



<p>Dijital ortamlardan biraz uzaklaşarak sahaya inip yerinde tespitlerde bulunan, zihinlerde yer edinmiş şöhretler ve onların söylemleriyle özdeşleştirme ve öylece takdim etme hatasına düşmeyen, kalıp önyargılardan uzak her ehl-i insaf, bu hakikati teslim edecektir.</p>



<p>Bu durum, sadece ilahiyatlar için değil, bütün kurumsal yapılar ve oluşumlar için geçerlidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ilahiyatlari-olumsuz-sohretler-uzerinden-degerlendirmek-haksizliktir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kutsallarımıza Sahip Çıkma Bilinci ve Tepki Üzerine</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kutsallarimiza-sahi%cc%87p-cikma-bi%cc%87li%cc%87nci%cc%87-ve-tepki%cc%87-uzeri%cc%87ne/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kutsallarimiza-sahi%cc%87p-cikma-bi%cc%87li%cc%87nci%cc%87-ve-tepki%cc%87-uzeri%cc%87ne/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 09 Dec 2020 09:20:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[İslam Alemi]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[Kutsal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16362</guid>

					<description><![CDATA[Peygamber Efendimiz&#8217;e hakaret etmek, Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim&#8217;i beşeri unsurlar ihtiva eden bir kitap olarak takdim etmek, sahabe-i kiramla alay eden bir dil-tavır takınmak gibi söylemler söz konusu olduğunda Müslümanların, kalp atışları hızlanır, öfkesi kabarır. Daha doğrusu böyle olmalıdır. Aksi takdirde Müslüman kimliğimizi ciddi biçimde sorgulamak gerekir. Zira kutsallarımız bizim canımızdan aziz bildiğimiz, onsuz varlığımızın anlam kazanamayacağı değerlerimizdir. Dolayısıyla tepkisizlik diye bir durum söz konusu olamaz. Bu nevi durumlar karşısında nasıl bir tepki gösterilmesi gerektiği hususunda başlıca üç yaklaşma şahit olunmaktadır: &#8211; Muhatap kabul etmemek gerekir. &#8211; İddia ilmi verilerle çürütülmeli ve bununla yetinilmelidir. &#8211; Açık ve kesin bir şekilde tavır ortaya konulmalı, Müslüman toplum uyarılmalı ve bilinçlendirilmelidir. İnternet çağında, özellikle sosyal medya gerçeği ortadayken, muhatap kabul etmeme, cevap vermeme, ademe mahkum etme tezinin hala geçerliliğini koruduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun için, tek bir hadsizlik üzerine kamuoyunda cereyan eden gelişmelere, yazılıp çizilenlere bakmak bile yeterli olacaktır. Bilakis vaktinde ve kararında olmak üzere gerekli tepkinin ortaya konulması, geciktirilmeden açıklamada bulunulması zorunluluk halini almıştır. Zira sosyal medya zaten isteyenin istediği amaca ulaşmasını sağlayacak şekilde akıp gitmekte, sadece ilim ve basiret ehlinin yerinde tepki ve açıklamalarla topluma rehberlik etmesinden mahrum kalınması sebebiyle, isabetli tutum geliştirilememiş veya sürecin tahrip edici etkisinin azaltılmasına katkı sunulamamış olmaktadır. Müslümanların &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Peygamber Efendimiz&#8217;e hakaret etmek, Kur&#8217;an&#8217;ı Kerim&#8217;i beşeri unsurlar ihtiva eden bir kitap olarak takdim etmek, sahabe-i kiramla alay eden bir dil-tavır takınmak gibi söylemler söz konusu olduğunda Müslümanların, kalp atışları hızlanır, öfkesi kabarır. Daha doğrusu böyle olmalıdır. Aksi takdirde Müslüman kimliğimizi ciddi biçimde sorgulamak gerekir. Zira kutsallarımız bizim canımızdan aziz bildiğimiz, onsuz varlığımızın anlam kazanamayacağı değerlerimizdir. Dolayısıyla tepkisizlik diye bir durum söz konusu olamaz.</p>



<p>Bu nevi durumlar karşısında nasıl bir tepki gösterilmesi gerektiği hususunda başlıca üç yaklaşma şahit olunmaktadır:</p>



<p>&#8211; Muhatap kabul etmemek gerekir.</p>



<p>&#8211; İddia ilmi verilerle çürütülmeli ve bununla yetinilmelidir.</p>



<p>&#8211; Açık ve kesin bir şekilde tavır ortaya konulmalı, Müslüman toplum uyarılmalı ve bilinçlendirilmelidir.</p>



<p>İnternet çağında, özellikle sosyal medya gerçeği ortadayken, muhatap kabul etmeme, cevap vermeme, ademe mahkum etme tezinin hala geçerliliğini koruduğunu söylemek mümkün değildir. Bunun için, tek bir hadsizlik üzerine kamuoyunda cereyan eden gelişmelere, yazılıp çizilenlere bakmak bile yeterli olacaktır. Bilakis vaktinde ve kararında olmak üzere gerekli tepkinin ortaya konulması, geciktirilmeden açıklamada bulunulması zorunluluk halini almıştır. Zira sosyal medya zaten isteyenin istediği amaca ulaşmasını sağlayacak şekilde akıp gitmekte, sadece ilim ve basiret ehlinin yerinde tepki ve açıklamalarla topluma rehberlik etmesinden mahrum kalınması sebebiyle, isabetli tutum geliştirilememiş veya sürecin tahrip edici etkisinin azaltılmasına katkı sunulamamış olmaktadır.</p>



<p>Müslümanların kutsallarıyla ilgili kabul edilemez iddia ve yorumların, ilmi açıdan herhangi bir geçerliliği bulunmadığının ortaya koyulması, şüphesiz ilgili alan uzmanları için sorumluluk oluşturur. Fakat bu tür gelişmeler üzerine söz konusu olan, o an itibariyle yapılması gerekenin ne olduğudur. Zira ortada kamuoyuna mal olmuş, infiale sebep olan/olabilecek, tepkisiz kalınmaması gereken bir hal bulunmaktadır. Kaldı ki, gündeme getirilen iddialar yeni olmadığı gibi, birçok uzman tarafından farklı zaman ve ortamlarda defaatle geçersizliği ortaya konulmuştur. Bununla birlikte tekrar ilmi değerlendirmelerle iddianın çürütülmesi gerekli ve faydalıdır. Fakat sırf ilmi reddiye ile yetinilmesi teklifi; halin vehameti, toplum psikolojisi ve yeni bir durum olarak sosyal medya gerçekliği karşısında eksik ve yetersiz kalmaktadır.</p>



<p>Geriye üçüncü tavır/teklif kalıyor ki, şahsen isabetli bulduğum da budur. Hadsiz tavır ve söylemler gündeme düştüğünde öncelikle ilim ve basiret ehli tepki göstermelidir. Bu tepkiler gerekli ilmi açıklamaları da içerecektir. Böylece tepkinin nasıl olması gerektiği hususunda örnek/ler oluşur, daha sonraki tepkilerin bu tür örnekler üzerinden geliştirilebilme imkanına kavuşulmuş olur. Diğer yandan ilim ve basiret ehli, böylesi önemli meselelerde Müslüman kitlenin yanında yerini almış, örnek ve öncü rolünü icra etmiş olur ki, bu oldukça önemlidir. Bu durum aynı zamanda ölçüsüz tepkilerden kaynaklanan fesadın azaltılmasına olumlu etki eder. Bu tür faydalar daha çoğaltılabilir. Esasen ilim ve basiret ehli gerekli tepkiyi gösterdiğinde, toplumun geri kalan kesiminin bir şey yapmasına gerek kalmamış olur.</p>



<p>Üç önemli hususa dikkat çekerek bitirelim.</p>



<p>1. Müslümanların kutsallarına yönelik açık ve kesin bir inkar, şirk hatta alay ve hakaret biçiminde dahi olsa, sırf inancını/görüşünü belirtenlere karşı küfür, tehdit gibi tepkiler doğru değildir, faydadan ziyade zarar vermektedir.</p>



<p>2. Münker, fesat, kutsala hakaret mahiyetine sahip tavır ve söylemlere her Müslümanın yazılı-sözlü tepki göstermesi şart değildir. Bazıları kalben buğz etmekle, şerlerinin bertaraf edilmesi, hidayet ve ıslahları için duada bulunmakla yetinmeli, sözlü-yazılı tepkiyi ehline bırakmalıdır.</p>



<p>3. Günümüz Müslümanlarının en acil ve temel meselelerinden birisini, belki başta gelenini, sosyal medya yönetimi oluşturmaktadır. Denetimsiz bir alanda katliamlar yapılmakta, iyi ve hızlı organize alan gruplar toplumsal nüfuz ve konum elde etmekte, nice insan saf duygularla İslam&#8217;a ve Müslümanlara ağır zararlar vermekte, fesat adeta ışık hızıyla yayılmaktadır. Bu alanda uzmanlığı bulunanlardan müteşekkil ve sadece bu mecrada hizmet verecek ekiplere ihtiyaç bulunmaktadır.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kutsallarimiza-sahi%cc%87p-cikma-bi%cc%87li%cc%87nci%cc%87-ve-tepki%cc%87-uzeri%cc%87ne/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Tarihselcilik, Sosyal Düzen Kurallarına Dini Karıştırmamaktır</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/tarihselcilik-sosyal-duzen-kurallarina-dini-karistirmamaktir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/tarihselcilik-sosyal-duzen-kurallarina-dini-karistirmamaktir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Halit ÇALIŞ]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2020 08:11:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Din]]></category>
		<category><![CDATA[islam]]></category>
		<category><![CDATA[Tarihselcilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16337</guid>

					<description><![CDATA[Tarihselcilik kısaca şu şekilde ifade edilebilir: Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te yer alan hukuki normların bir kısmı evrensel bir kısmı ise tarihseldir. Özgürlük, adalet, eşitlik, temel hak ve hürriyetler, bireysel sorumluluk, suç ve cezanın şahsiliği, denklik, caydırıcılık, hukuki işlemlerde rızailik… Bunlar evrensel ilke ve değerlerdir. Nitelikli hırsızlık suçunun cezası olarak elin kesilmesi, iffete iftira suçu işleyenlere seksen celde vurulması, evlilik birliği sona ermiş kadının yeni bir evlilik yapabilmek için iddet beklemesi, miras payları… Bu tür hükümler tarihseldir. Yapılması gereken ise, tarihi tecrübeyi, hukuki kazanımları ve toplumsal şartları göz önünde bulundurarak, uzman ilim adamlarının evrensel ilke ve değerlerden hareketle sosyal düzen kuralları belirlemesidir. Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te yer alan ilke ve değerler sabit, somut hukuki normlar değişkendir. Tarihselcilik iddiası kısaca bu şekildedir. Acaba bu iddia nasıl bir sonuç doğurur? Ayrıntılı ilmi-akademik tahlillere girmeden sırf bu iddianın çözümlemesiyle nasıl bir tablo/sonuç ortaya çıkmaktadır? Her şeyden önce evrensel kabul edilen ve somut hukuki norm belirlemede göz önünde bulundurulması ve bağlı kalınması zorunlu görülen üst değer, ilke ve amaçları tespit için, ilahi bildirim zorunlu değildir. Zira bunlar, inanç ve ideolojilerden bağımsız olarak insanoğlunun tarihin her döneminde bildiği ve benimsediği ortak ilke ve değerlerdir. Bunlardan herhangi birisini doğru ve gerekli görmeyen, karşı çıkan bir topluluk gösterilemez. Dolayısıyla bu &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Tarihselcilik kısaca şu şekilde ifade edilebilir:</p>



<p>Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te yer alan hukuki normların bir kısmı evrensel bir kısmı ise tarihseldir. Özgürlük, adalet, eşitlik, temel hak ve hürriyetler, bireysel sorumluluk, suç ve cezanın şahsiliği, denklik, caydırıcılık, hukuki işlemlerde rızailik… Bunlar evrensel ilke ve değerlerdir.</p>



<p>Nitelikli hırsızlık suçunun cezası olarak elin kesilmesi, iffete iftira suçu işleyenlere seksen celde vurulması, evlilik birliği sona ermiş kadının yeni bir evlilik yapabilmek için iddet beklemesi, miras payları… Bu tür hükümler tarihseldir.</p>



<p>Yapılması gereken ise, tarihi tecrübeyi, hukuki kazanımları ve toplumsal şartları göz önünde bulundurarak, uzman ilim adamlarının evrensel ilke ve değerlerden hareketle sosyal düzen kuralları belirlemesidir. Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te yer alan ilke ve değerler sabit, somut hukuki normlar değişkendir.</p>



<p>Tarihselcilik iddiası kısaca bu şekildedir.</p>



<p>Acaba bu iddia nasıl bir sonuç doğurur? Ayrıntılı ilmi-akademik tahlillere girmeden sırf bu iddianın çözümlemesiyle nasıl bir tablo/sonuç ortaya çıkmaktadır?</p>



<p>Her şeyden önce evrensel kabul edilen ve somut hukuki norm belirlemede göz önünde bulundurulması ve bağlı kalınması zorunlu görülen üst değer, ilke ve amaçları tespit için, ilahi bildirim zorunlu değildir. Zira bunlar, inanç ve ideolojilerden bağımsız olarak insanoğlunun tarihin her döneminde bildiği ve benimsediği ortak ilke ve değerlerdir. Bunlardan herhangi birisini doğru ve gerekli görmeyen, karşı çıkan bir topluluk gösterilemez. Dolayısıyla bu yaklaşım biçimine göre, sosyal hayatın tanzimi konusunda vahiy, fıtrat ve vicdan gereği olan bu ortak kabulleri teyit etmek ve bir kez daha hatırlatmakla sınırlı bir işlev üstlenmektedir.</p>



<p>Madem ki evrensel kabul edilen ilke, değer ve amaçlar dini olmaktan önce beşeridir, bu durumda sosyal düzen kuralları çerçevesinde Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te yer verilen somut hukuki normlar nasıl anlaşılacak ve açıklanacaktır?</p>



<p>Tarihselcilik iddiasının bu soruya verdiği cevap şöyledir: Vahiy, tasdik ve teyit ettiği ortak insanlık ilke ve değerlerini, ilk muhataplarının sosyo-kültürel şartlarında somutlaştırmış, böylece insanoğluna somut hukuk normu belirleme hususunda örnek oluşturmuştur. Ancak onun bu somutlaştırması, ilk muhataplarının sosyo-kültürel gerçekliğiyle sınırlıdır. Örnektir fakat bağlayıcı değildir.</p>



<p>Böylece Kur&#8217;an ve Sünnet&#8217;te yer alan somut hukuki normlar, bağlayıcı olmaktan çıkarılmış oldu. Geriye her toplumun, kendi sosyal düzen kurallarını belirlemesi kaldı. Bunu da üst ilke ve değerlerden hareketle, tarihi tecrübe ve hukuki kazanımlardan yararlanarak dönemin uzman hukukçuları yapacaktır. Bunun tabii bir gereği olarak aynı zaman diliminde, söz gelimi bir suç için tatbik edilecek ceza, bölgelere/devletlere göre farklılık gösterebilir. Bu durum, sosyo-kültürel şartların farklılığıyla açıklanacaktır.</p>



<p>Sonuç itibariyle tarihselcilik, vahye gerek olmadan da insanoğlunun ortak aklı, vicdanı ve tecrübesiyle bilinen/bilebileceği genel külli ilkeleri (adalet, eşitlik, rızailik, dokunulmazlık…) evrensel kabul edip, bunun toplum düzleminde nasıllığı konusunda yetkiyi beşere vermektir. Dolayısıyla sosyal düzen kuralları, dinin düzenleme alanı dışında tutulmaktadır.</p>



<p>Peki bu iddia kabul edilebilir mi?</p>



<p>Allah Teala, evlilik birlikteliğinin sonlandırılması (talak) ve varislerin miras hisseleriyle ilgili hükümleri ayrıntılı olarak beyan ettikten sonra, bunlar Allah&#8217;ın tayin ve tespit ettiği sınırlardır/ölçülerdir/hükümlerdir, sakın ola Allah&#8217;ın hükümlerini çiğnemeyiniz buyururken, bu ahkamı tarihsel görmek ne mümkün!</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/tarihselcilik-sosyal-duzen-kurallarina-dini-karistirmamaktir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
