<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Gökhun Göçmen &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/gokhun-gocmen/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Fri, 08 May 2020 21:14:36 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Gökhun Göçmen &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye’nin Asya Açılımı: Fırsatlar ve Meydan Okumalar</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-asya-acilimi-firsatlar-ve-meydan-okumalar/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-asya-acilimi-firsatlar-ve-meydan-okumalar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökhun Göçmen]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 30 Sep 2019 20:22:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Asya]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12628</guid>

					<description><![CDATA[Financial Times gazetesi kapsamlı çalışmalar neticesinde yayımladığı “Asya Yüzyılı Başlamak Üzere” isimli makalede “Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın belirttiği gibi Asya ekonomisi dünyanın geri kalanının toplamından 19. yüzyıldan bu yana ilk kez daha büyük olacak. Rakamların gösterdiğine göre Asya yüzyılı seneye başlıyor.” ifadesini kullandı. Bundan tam 600 yıl öncesine geri gidebilseydik muhtemelen Çin imparatorluğunun yaşadığı zenginlik gözlerimizi kamaştırırdı. Tarihçi Niall Ferguson, “Uygarlık” isimli kitabında 1400’lü yıllarda Pekin’den İstanbul’a uzanan hattaki yaşam kalitesinin İpek Yolu sayesinde eşsiz bir seviyeye ulaştığını aktarmıştı. Buna karşın 15. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avrupa’nın yelkenlerini okyanusa aşması “Batı çağının” başladığı haber vermişti. 1913 yılına gelindiğinde Avrupa kökenli devletler, Amerika kıtasını da sömürgeleştirmeleri sayesinde dünya topraklarının yüzde 58’i, dünya nüfusunun yüzde 57’si ve küresel Gayrisafi Hasıla’nın (GSH) yüzde 79’unu oluşturur hale gelmişti. Gelecek Geçmişin mi? Tarihçiler her ne kadar geleceğe ilişkin projeksiyon tutmayı sevmeseler de ekonomistlerin ve siyaset bilimcilerin kayda değer çoğunluğu bugün uluslararası güç dengesinde geçmişe dönüşü tartışıyor. Financial Times gazetesi kapsamlı çalışmalar neticesinde yayımladığı “Asya Yüzyılı Başlamak Üzere” isimli makalede “Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın belirttiği gibi Asya ekonomisi dünyanın geri kalanının toplamından 19. yüzyıldan bu yana ilk kez daha büyük olacak. Rakamların gösterdiğine göre Asya yüzyılı seneye başlıyor” ifadesini kullandı. Asya’nın lokomotif gücü &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Financial Times gazetesi kapsamlı çalışmalar neticesinde yayımladığı “Asya Yüzyılı Başlamak Üzere” isimli makalede “Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın belirttiği gibi Asya ekonomisi dünyanın geri kalanının toplamından 19. yüzyıldan bu yana ilk kez daha büyük olacak. Rakamların gösterdiğine göre Asya yüzyılı seneye başlıyor.” ifadesini kullandı.</strong></p>
<p class="p1">Bundan tam 600 yıl öncesine geri gidebilseydik muhtemelen Çin imparatorluğunun yaşadığı zenginlik gözlerimizi kamaştırırdı. Tarihçi Niall Ferguson, “Uygarlık” isimli kitabında 1400’lü yıllarda Pekin’den İstanbul’a uzanan hattaki yaşam kalitesinin İpek Yolu sayesinde eşsiz bir seviyeye ulaştığını aktarmıştı. Buna karşın 15. yüzyılın sonlarına gelindiğinde Avrupa’nın yelkenlerini okyanusa aşması “Batı çağının” başladığı haber vermişti.</p>
<p class="p1">1913 yılına gelindiğinde Avrupa kökenli devletler, Amerika kıtasını da sömürgeleştirmeleri sayesinde dünya topraklarının yüzde 58’i, dünya nüfusunun yüzde 57’si ve küresel Gayrisafi Hasıla’nın (GSH) yüzde 79’unu oluşturur hale gelmişti.</p>
<p class="p1"><b>Gelecek Geçmişin mi?</b></p>
<p class="p1">Tarihçiler her ne kadar geleceğe ilişkin projeksiyon tutmayı sevmeseler de ekonomistlerin ve siyaset bilimcilerin kayda değer çoğunluğu bugün uluslararası güç dengesinde geçmişe dönüşü tartışıyor. Financial Times gazetesi kapsamlı çalışmalar neticesinde yayımladığı <b>“Asya Yüzyılı Başlamak Üzere”</b> isimli makalede “Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı’nın belirttiği gibi Asya ekonomisi dünyanın geri kalanının toplamından 19. yüzyıldan bu yana ilk kez daha büyük olacak. Rakamların gösterdiğine göre Asya yüzyılı seneye başlıyor” ifadesini kullandı.</p>
<p class="p1">Asya’nın lokomotif gücü Çin Halk Cumhuriyeti ise şimdiden birçok alanda 20. yüzyılın sahibi olarak anılan Amerika Birleşik Devletleri’ni geride bırakmış durumda. Wayne M. Morrison <b>“Çin’in ekonomik yükselişi: Tarih, trendler, meydan okumalar ve ABD’ye etkileri”</b> isimli kitabında Çin’in 1979’dan 2017’ye kadarki süreçte yılda ortalama 9,5 gibi rakamla büyüdüğünü kaydetmiş ve üretimin 2015 senesinde ABD’yi geride bıraktığını vurgulamıştır.</p>
<p class="p1">Satın alma gücü paritesi bakımından da Çin’in dünya ekonomisindeki payı 1980 yılında yüzde 2,3 iken 2017’de bu oran yüzde 18,3’e taşınmıştır. Aynı yıllar arasındaki karşılaştırmada Amerika ise yüzde 24,3’ten yüzde 15,3’e gerilemiştir.</p>
<p class="p1">Benzer şekilde iki ülke arasındaki ticarette de ibre Pekin yönetimini göstermektedir. Geçtiğimiz sene yayımlanan Çin Gümrük İdaresi raporuna göre, Beijing Washington ile olan ticaretinde 282,1 milyar dolar fazla vermektedir.</p>
<p class="p2"><b>Asya’nın “İri ve Diri” ittifakları</b></p>
<p class="p1">Asya’nın ticaretteki dinamizmi kadar kıtada kurduğu ittifaklar da küresel sahnede değişen güç dengesini gözler önüne sermektedir.</p>
<p class="p1">Asya ülkeleri çok sayıda platformda bir araya gelse de Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Asya Alt Yapı Kalkınma Bankası öne çıkarken güvenlik başlığında ise Şanghay İşbirliği Örgütü (ŞİÖ) göze çarpıyor.</p>
<p class="p1">Dünyanın en büyük 5 ekonomisine ev sahipliği yapan ve 2.8 trilyon dolar barındıran ASEAN toplamda 10 ülkeyi içinde barındırırken, Uluslararası Para Fonu’na (IMF) rakip olarak bilinen Asya Altyapı Kalkınma Bankası da 69 ülkenin kredilendirme kuruluşuna dönüştü. 2015 yılı sonunda faaliyete geçen bankayı domine eden devlet ise 30 milyar dolar sermaye yatırımıyla Çin Halk Cumhuriyeti.</p>
<p class="p1">1996 yılında Çin, Rusya, Tacikistan, Kırgizistan ve Kazakistan’ın katılımı ile “Şanghay Beşlisi” adıyla tarih sahnesine çıkan Şanghay İşbirliği Örgütü ise 2017 yılında Pakistan ve Hindistan’ı içine alarak genişleyerek güvenlik konularında Asya’nın ana aktörlerinden biri haline gelmiştir.</p>
<p class="p1"><b>Açılıma Giden Yol</b></p>
<p class="p1">Asya’daki muazzam ivmenin yarattığı etkinin Türkiye’de yankı bulması gecikmemiş <b>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 2016 senesinde Türkiye’nin kendisine Şanghay Beşlisi içinde yer edinmek istediğini </b>şöyle dile getirmişti:</p>
<p class="p1">“Mesela, ‘Şanghay Beşlisi içerisinde Türkiye niye olmasın?’ diyorum. Bunu Sayın (Rusya Devlet Başkanı Vladimir) Putin’e olsun, (Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan) Nazarbayev’e olsun, şu anda Şanghay Beşlisi’nin içerisinde olanlara da söyledim.</p>
<p class="p1">Başlangıçta beş ülkenin kurduğu Şanghay İşbirliği Örgütü’ne daha sonra Özbekistan, Pakistan, Hindistan gibi ülkeler de dahil oldu. İran da girmek istiyor. Sayın Putin, ‘Bunu değerlendiriyoruz’ gibi bir ifade de kullandı. Temenni ederim ki orada olumlu bir gelişme olması halinde, yani Türkiye’nin Şanghay Beşlisi içerisinde yer alması, bu konuda çok daha rahat hareket etmesini sağlayacaktır diye düşünüyorum.”</p>
<p class="p1">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Şanghay İşbirliği Örgütü’ne ilişkin açıklamaları Pekin ve Moskova’da da gündeme gelmiş, Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Geng Şuang, Türkiye’nin ŞİÖ’ye üyelik başvurusu yapması durumunda bu başvuruyu değerlendirmekte istekli olduklarını açıklamıştı. Moskova’dan gelen yanıtta ise Türkiye’nin NATO üyeliği hatırlatarak katılım için Avrasya Ekonomik Birliği işaret edilmişti.</p>
<p class="p2"><b>“Asia New” ya da Yeniden Asya</b></p>
<p class="p1">Türkiye, 2002 senesinde dönemin bürokratı Öztürk Yılmaz’ın Dışişleri Bakanlığı bünyesinde hazırladığı <b>“Asya Pasifik Açılım Belgesi”</b> örneğinde olduğu gibi coğrafyaya ilgisiz kalmasa da kurumsal olarak Türkiye’nin yönelimi 2019’un Ağustos ayında ilan edilmiştir. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 11.Büyükelçiler Konferansı’nda <b>“Asya Açılımı”</b>nı şu ifadelerle duyurmuştur:</p>
<p class="p1">“21. yüzyılda ekonomide ve diplomaside, sahada ve masada etkili olmak, Asya ile el-ele olmayı gerektirir. Asya dünyanın ekonomik merkezi haline gelmektedir. Uluslararası toplum Asya’da daha fazla yer almak için bir rekabet halindedir. Türkiye’nin Asya politikası başarılı olmuştur. Şimdi ise, mevcut yaklaşımımızı zamana uyduracak ve geleceğe taşıyacak yeni bir açılıma ihtiyaç vardır. Asya’nın farklılıklarını gözeten, ancak bölgeye bütüncül bakabilen yeni bir politikayı oluşturma zamanı gelmiştir. ‘Yeniden Asya’ (Asia Anew) adını verdiğimiz açılımı bugün buradan ilan ediyoruz. İlişkilerimizi, bundan sonra bütüncül bir çerçeve dâhilinde daha da ilerleteceğiz.”</p>
<p class="p2"><b>Amerika ile Kendi Sahasında Karşılaşmak</b></p>
<p class="p1">Çavuşoğlu, Asya Açılımı’nın “eksen kayması” olarak yorumlanmaması gerektiğini vurgulamasına rağmen konuşmanın Ankara ve Washington hattındaki Münbiç ve S-400 tartışmaları gölgesinde gerçekleşmesi tartışmaları beraberinde getirdi. Benzer şekilde Cumhurbaşkanı Erdoğan da Şanghay önerisini sunduğu konuşmasının içinde Avrupa Birliği’nin Türkiye ile yaşadığı anlaşmazlıkları hatırlatarak “AB Türkiye için hiçbir zaman hayırlı rüya görmedi” diye konuşmuştu.</p>
<p class="p1">Asya Açılımı sonrasında da Türkiye’nin Batı ile hesaplaşmasının bu kez kendi coğrafyasında değil aksine Washington’ın kendi oyun sahası olarak gördüğü Asya Pasifik bölgesinde devam etmesi bekleniyor. Zira kendisini “Pasifik ulusu” olarak tanımlayan Amerika, Beyaz Saray’da kimin olduğundan bağımsız olarak özellikle 2010 yılından beri hesaplaşma alanını Asya olarak belirlemiş durumda.</p>
<p class="p1">Eski ABD Dışişleri Hillary Clinton 2010 yılının Mayıs ayında yazdığı “Amerika’nın Pasifik Yüzyılı” isimli makalesinde Asya’nın yükselen ekonomilerinin ABD’nin çıkarları için hayati önemde olduğunu belirttikten sonra Washington’ın politikalarının merkezinde Irak ya da Afganistan değil, Asya Pasifik olacağının altını çiziyordu.</p>
<p class="p1">2012 yılına gelinde de Clinton’ın Foreign Affairs dergisinde taslak olarak duyurduğu plan Amerika’nın Ulusal Güvenlik Belgesi’nde kurumsallaşıyor ve güvenlik yönelimi olarak istikamet Asya Pasifik’i gösteriyordu.</p>
<p class="p1">Eski ABD Başkanı Barack Obama’nın Ortadoğu’da “ulus inşasına” son vererek askerlerini Afganistan ve Irak’tan geri çekmek istemesinin de altında yatan en önemli neden buydu.</p>
<p class="p2"><b>Trump’ın Obama’dan Devraldığı Bayrak</b></p>
<p class="p1">Obama yıllarında kendisini hissettiren bu yönelim kendisinin “anti tezi” olarak bilinen Donald Trump döneminde de vites artırarak kendisine Beyaz Saray’da yer buldu. 2017 yılında yayımlanan Ulusal Güvenlik Bölgesi’nde Çin “meydan okuyan revizyonist güç” olarak tanımlanırken Washington yönetimi Pekin’e uyguladığı baskılama ve çevreleme (kuşatma) siyasetine yeni bir sayfa ekledi.</p>
<p class="p1"><span class="s1">Ticaret ve teknoloji savaşı Pekin ve Washington arasındaki doğrudan gerilimi teşkil ederken taraflar Kuşak ve Yol İnisiyatifi’nin geleceği, Hong Kong’daki gösteriler, Güney Çin Denizi’ndeki egemenlik tartışması, Taiwan adasına yapılan tarihi büyüklükteki askeri yardım, Keşmir krizi, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin nükleer silahlardan arındırılması, bölgeye yerleştirilmek istenen orta menzilli füzeler gibi sayısız başlıkta karşı karşıya gelmektedir.</span></p>
<p class="p1">Öte yandan Amerika bir yandan Çin’i baskılama ve kuşatma siyasetini hayata geçirmeye çalışırken diğer yandan da müttefikleri arasındaki ihtilaflar ile uğraşmaktadır. Japonya ve Güney Kore arasındaki İkinci Dünya Savaşı dönemindeki eski defterlerin açılması ile başlayan hesaplaşma ticaret savaşına dönüşmüş ve taraflar birbirlerini “imtiyazlı ticaret ortakları” listesinden çıkarmıştır. Bununla Tokyo yönetimi, Güney Kore’ye akıllı telefonların üretiminde kullanılan nadir bulunan ürünlerin ihracatını kısıtlarken Güney Kore ise Japonya’nın karanlık sömürgeci tarihi ile mücadele etmeye hazır olduğunu vurgulamıştır.</p>
<p class="p2"><b>Asya’dan Gelen Tarihi Fırsat</b></p>
<p class="p1">Amerika ve Çin Halk Cumhuriyeti arasında devam eden ve sayfalarca üzerine kalem oynatılabilecek rekabet, Asya Açılımı bağlamında değerlendirildiğinde Türkiye’ye çok sayıda fırsat sunmaktadır. Ankara’nın Asya açılımındaki en önemli fırsat ise şüphesiz Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2013 senesinde dünyaya duyurduğu Kuşak ve Yol İnisiyatifi’dir.</p>
<p class="p1">Pekin’in 40 milyar dolarlık fon ile kurduğu inisiyatif, dünya nüfusunun yüzde 65’ini ve küresel gayrisafi hasılanın yüzde 40’ını kapsayan 900’ün üzerindeki projeden oluşmaktadır. ABD’nin ünlü Marshall Planı’na 130 milyar dolarlık yatırım yapılırken Kuşak ve Yol’a şimdiye kadar 1 trilyon dolar paraca harcandığını anımsamak inisiyatifin büyüklüğünü açıklamak açısından faydalı olacaktır.</p>
<p class="p2"><b>Türkiye’nin Eşsiz Konumu</b></p>
<p class="p1">Çin’i İran körfezi, Orta Asya, Hint Okyanusu ve Akdeniz üzerinden Avrupa’ya bağlamak üzere tasarlanan İpek Yolu Ekonomik Kuşağı ve 21. Yüzyıl İpek Yolu Deniz Kuşağı olmak üzere iki hattan oluşan devasa projenin “Orta Koridor’ bölümündeki Türkiye ise oldukça önemli bir noktada yer alıyor.</p>
<p class="p1">Modern İpek Yolu Dergisi’ne konuşan uluslararası danışmanlık şirketi Reanda International’ın yöneticisi Tayfun Zaman, Türkiye’nin inisiyatifteki eşsiz konumunu şu ifadelerle açıklıyor:</p>
<p class="p1">“Türkiye hem ekonomik hem de deniz ipek yolu kuşaklarının birleştiği, Asya ve Avrupa arasında doğal, kültürel, ticari ve ekonomik bir kesişim noktasında olmak avantajının yanı sıra Avrupa Gümrük Birliği üyesi olmak, Karadeniz Ekonomik İş Birliği Anlaşması gibi bölgesel ticaret anlaşmalarına taraf olmak, Asya Altyapı Kalkınma Bankası’nın kurucu üyelerinde olmak ve 80 milyona yaklaşan dinamik nüfusu ile Kuşak ve Yol üzerindeki en yüksek potensiyelli pazarlardan biri olması gibi birçok avantaja sahip.”</p>
<p class="p1"><b>Yapılması Gerekenler</b></p>
<p class="p1">Komşu ülkelerdeki çatışma ortamının sona ermesiyle bölgenin yeniden geleceğini belirleyecek olan Türkiye’de ise henüz Kuşak ve Yol’un önemi hem devlet hem de kamuoyu düzeyinde yeterince anlaşılabilmiş değil. Örneğin geçtiğimiz sene Çin’de düzenlenen Kuşak ve Yol’un ikinci zirve toplantısına Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, İtalya Başbakanı Giuseppe Conte, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz gibi liderler katılırken Türkiye’yi ise Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan temsil etti.</p>
<p class="p1">Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Çin medyası için kaleme aldığı makalede Kuşak ve Yol İnisiyatifi’ni “Çin ve Türkiye’nin ortak rüyası” olarak tanımlasa da atılması gereken çok sayıda adım olduğu ortadır.</p>
<p class="p1">Ticaretin Kolaylaştırılması Anlaşması’nın gereği olan uygulamaların hayata geçirilmesi, Orta Kuşak hattındaki alt yapının güçlendirilmesi, e gümrük ve ticaret pencesi gibi uygulamaların devreye sokulması gibi adımların atılması şüphesiz Türkiye’nin Kuşak ve Yol’daki pozisyonu güçlendirecektir.</p>
<p class="p2"><b>Asya’daki İki Düğüm Noktası: Keşmir ve Sinciang</b></p>
<p class="p1">Dünya ticaretinin güzergahını yeniden tanımlayacak Kuşak ve Yol İnisiyatifi Türkiye’ye sunduğu fırsatlar kadar kimi meydan okumaları da beraberinde getirmektedir. Bunlardan Keşmir ve Uygur konusu Türkiye’de anlaşılır biçimde duygusal biçimde ele alınmasına karşılık jeopolitik gerçekler bizleri Kuşak ve Yol hattındaki ABD ve Çin rekabetine götürmektedir.</p>
<p class="p1">Zira, Uygur Bölgesi’nin Kaşgar şehrinden Batı’ya açılan Kuşak ve Yol İnisiyatifi 3 bin kilometrenin sonunda Pakistan’ın Gwadar limanı üzerinden denize inmektedir. Çin nihai olarak Gwadar’a ayırdığı 62 milyar dolar neticesinde ABD denetimindeki Malaka Boğazı’nı aradan çıkarmayı hedeflemekte ve günlük 13 milyon dolarlık petrol geçisinin yaşandığı Hürmüz Boğazı’na yakın olmayı amaçlamaktadır.</p>
<p class="p1">Tersten bakacak olursak Kuşak ve Yol’un kalbi olarak adlandırılan hattaki istikrarsızlık günün sonunda Amerikan statükosunun devamı anlamına gelecektir. Bu bağlamda Suriye’deki radikal unsurların Çin’e komşu ülkelere sevk edilmesi, Beyaz Saray’dan Pakistan’a giden tehditler ya da Trump yönetiminin Keşmir’i terörize eden Hindistan’ı “Ana Savunma Ortağı” ilan etmesi önem kazanmaktadır. Trump yönetimi 2017 tarihli Ulusal Strateji Belgesi’nde Asya Pasifik bölgesini Hint-Pasifik olarak değiştirmesi ve Hindistan’ı staretejik ortak olarak tanımlaması uzun vadeli bir gerilimin ipuçlarını vermektedir.</p>
<p class="p1">Bu tablo içinde Türkiye’nin bir yandan etik sorumluluklarını yerine getirirken diğer yandan da ülkelerin egemenlik haklarını vurgulaması gelecekteki en iyi senaryo olarak değerlendirilebilir. Nitekim Cumhurbaşkanı Erdoğan Çin gezisinde, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu ise 57.ASEAN Zirvesi sırasında Ankara’nın Uygur konusundaki tutumunu “Çin’in egemenliği altında Uygurların mutluluğu” ifadesi ile formüle etmiştir.</p>
<p class="p2"><b>Uzaklığın Sağladığı Kolaylık</b></p>
<p class="p1">Asya Açılımı’nda Kuşak ve Yol İnisiyatifi ya da Washington ve Pekin hattındaki yüksek tansiyon hesaba katılmak zorunda olmasına rağmen bahsi geçen iki unsurun tek belirleyen olmadığı ortadır.</p>
<p class="p1">Türkiye için Asya’ya olan uzaklığının (kulağa garip gelse de) Ankara’nın hanesine artı olarak dönmesi muhtemeldir.</p>
<p class="p1">Asya’ya “jeopolitik bir aç gözlülükle” ile yaklaşmayan Türkiye hem Batı’nın bir parçası hem de Avrasya’nın en güçlü aktörü Rusya’nın partneri olması sebebiyle bölgede güvenilir bir ortak imajını tesis edebilir. Bunun içinse yapılması gereken Asya Açılımı’nın kağıt üstünde kalmaması ve elçilik açmaktan öteye gitmesidir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/turkiyenin-asya-acilimi-firsatlar-ve-meydan-okumalar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yetmişinci Yılında Çin’in İki Zorlu Sınavı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yetmisinci-yilinda-cinin-iki-zorlu-sinavi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/yetmisinci-yilinda-cinin-iki-zorlu-sinavi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Gökhun Göçmen]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 01 Sep 2019 13:29:02 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Çin]]></category>
		<category><![CDATA[ticaret savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[Trump]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=12340</guid>

					<description><![CDATA[ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi çok sayıda alana yayılsa da konunun genişliği itibariyle ticaret savaşının dışında kalan iki gerilim merkezine ışık tutmaya çalışacağız. Listenin başında Hong Kong yer alırken diğer fay hattını ise ittifaklar ilişkisi yer alıyor. Yetmişinci yılını kutlamaya hazırlanan Çin Halk Cumhuriyeti, çok sayıda meydan okuma ile karşı karşıya. Bunların en başında şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yaşanan gerilim geliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşları taraflar arasındaki çatışmanın en belirgin hali olsa da Washington yönetimi Ulusal Startejisi Belgesi’nde ‘revizyonist’ güç olarak tanımladığı Pekin’i her alanda baskılamak istiyor. Beyaz Saray’ın bu stratejisinin altında yatan neden ise Çin’in Amerika’yı tahtından etme ihtimalinin gün geçtikçe belirginleşmesi. Tukidides Tuzağı Pekin yönetimi her ne kadar “hegemon” olma niyeti taşımadığını beyan etse de uzmanlar tarihte “Tukidides tuzağı” olarak bilinen duruma işaret ediyorlar. Yükselen yeni bir gücün eski hakim kuvvette yaratacağı endişenin savaşları tetikleyeceğini savunan teori bugüne kadar 12 kez savaş sahasında kanıtlanmasına rağmen 4 kez barışçıl bir geçişin olduğu göze çarpmakta. ABD Başkanı Donald Trump’ın kişiliği göz önüne alındığında Washington ve Pekin arasındaki gerilimin alacağı şekil tahmin edilemese de iki ülke arasındaki mücadelenin devlet başkanlarından bağımsız olarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor. Ticaret Savaşıyla Paralel İki Fay Hattı Zira; eski ABD &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi çok sayıda alana yayılsa da konunun genişliği itibariyle ticaret savaşının dışında kalan iki gerilim merkezine ışık tutmaya çalışacağız. Listenin başında Hong Kong yer alırken diğer fay hattını ise ittifaklar ilişkisi yer alıyor.</strong></p>
<p class="p1">Yetmişinci yılını kutlamaya hazırlanan Çin Halk Cumhuriyeti, çok sayıda meydan okuma ile karşı karşıya. Bunların en başında şüphesiz Amerika Birleşik Devletleri (ABD) yaşanan gerilim geliyor.</p>
<p class="p1">ABD Başkanı Donald Trump’ın başlattığı ticaret savaşları taraflar arasındaki çatışmanın en belirgin hali olsa da Washington yönetimi Ulusal Startejisi Belgesi’nde ‘revizyonist’ güç olarak tanımladığı Pekin’i her alanda baskılamak istiyor.</p>
<p class="p1">Beyaz Saray’ın bu stratejisinin altında yatan neden ise Çin’in Amerika’yı tahtından etme ihtimalinin gün geçtikçe belirginleşmesi.</p>
<p class="p1"><b>Tukidides Tuzağı</b></p>
<p class="p1">Pekin yönetimi her ne kadar “hegemon” olma niyeti taşımadığını beyan etse de uzmanlar tarihte “Tukidides tuzağı” olarak bilinen duruma işaret ediyorlar. Yükselen yeni bir gücün eski hakim kuvvette yaratacağı endişenin savaşları tetikleyeceğini savunan teori bugüne kadar 12 kez savaş sahasında kanıtlanmasına rağmen 4 kez barışçıl bir geçişin olduğu göze çarpmakta.</p>
<p class="p1">ABD Başkanı Donald Trump’ın kişiliği göz önüne alındığında Washington ve Pekin arasındaki gerilimin alacağı şekil tahmin edilemese de iki ülke arasındaki mücadelenin devlet başkanlarından bağımsız olarak devam etmesine kesin gözüyle bakılıyor.</p>
<p class="p2"><b>Ticaret Savaşıyla Paralel İki Fay Hattı</b></p>
<p class="p1">Zira; eski ABD Başkanı Barack Obama ülkesinin Asya Pasifik karakterine vurgu yaparken, Obama dönemi Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ise Foreign Policy’e yazdığı “Asia Pivot” isimli makalesinde Washington’ın gücünü Asya Pasifik’e kaydırması gerektiğini belirtmişti.</p>
<p class="p1">ABD ve Çin arasındaki güç mücadelesi çok sayıda alana yayılsa da makalemizde konunun genişliği itibariyle ticaret savaşının dışında kalan iki gerilim merkezine ışık tutmaya çalışacağız.</p>
<p class="p1">Listenin başında Hong Kong yer alırken diğer fay hattını ise ittifaklar ilişkisi olarak ele alacağız.</p>
<p class="p2"><b>Ticaret Savaşlarını Gölgede Bırakan Kriz: Hong Kong</b></p>
<p class="p1">Doğu’nun incisi olarak bilinen Hong Kong sokakları haziran ayından bu yana giderek artan eylemlere sahne oluyor.</p>
<p class="p1">Suçluların Çin’e iadesini öngören yasa süresiz olarak dondurulmasına rağmen sokakları terk etmeyen göstericiler yerel meclisten gelen diyalog çağrılarını reddediyor.</p>
<p class="p1">Batılı gözlemcilere göre “Pandora’nın kutusunun” açıldığı Hong Kong’da özellikle genç kuşak Çin’in değerler sistemini redderken bağımsız gözlemciler de halkın başta barınma olmak üzere çok sayıda sorunla boğuştuğuna dikkat çekiyor.</p>
<p class="p1"><b>Renkli Devrim Provası</b></p>
<p class="p1">Hong Kong’daki olayları renkli devrim provası olarak okuyan Çin Halk Cumhuriyeti ise 22 yıl önce “anavatana bağlanan” topraklara Amerikan tarafından müdahale edildiğinde ısrarcı.</p>
<p class="p1">Dış politikada temkinli tavrı ile bilinen Pekin yönetiminin doğrudan Washington’ı sorumlu tutacak kimi kanıtlara sahip olduğu da söylenebilir.</p>
<p class="p1">Amerikan istihbaratı CIA bağlantılı Ulusal Demokrasi Vakfı’nın (NED) milyonlarca dolar harcadığı ortaya çıkan Hong Kong’da eylemcilerin Amerikalı diplomat Julie Eliah ile otel lobisinde toplantı yaptığı da ortaya çıkmıştı. Bu toplantının, yapılan çok sayıda toplantıdan sadece biri olduğu belirtiliyor.</p>
<p class="p2"><b>Amerikan Bayrağı Taşıyan Protestocular</b></p>
<p class="p1">Yerel meclisi basan, Çin bayrağını gönderden indiren ve Amerikan bayrağı taşıyan grupları “çete” olarak tanımlayan Pekin yönetimi, Washington ile giriştiği enformasyon mücadelesinde ise bir dizi engelle karşılaşıyor.</p>
<p class="p1">Bunların başında Amerikan merkezli sosyal medya devlerinin uyguladığı yaptırımlar geliyor.</p>
<p class="p1">Geçtiğimiz ay Twitter binlerce Çin hesabını Hong Kong eylemlerinin politik itibarına zarar verdiği gerekçesiyle kapatırken Youtube da 210 kanalı kapattığını duyurdu.</p>
<p class="p2"><b>Trump Krizi Uluslararası Hale Getirme Niyetinde</b></p>
<p class="p1">Twitter üzerinden Çin’e yüklenmeye devam eden Trump ise, Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping ile Hong Kong konulu yeni bir müzakere sayfası açabileceğini belirterek krizi uluslararası hale getirmek istediğini saklamıyor.</p>
<p class="p1">Benzer şekilde Amerikan Başkan Yardımcısı Mike Pence de Hong Kong’daki durumun ticaret anlaşmasına varılmasını zorlaştıracağı belirterek krizin geniş bir alana yayılacağı sinyalini verdi.</p>
<p class="p1">Bu zamana değin Pekin ile sorunları farklı kompartımanlara ayıran Beyaz Saray’ın tüm kartlarını masaya yatırmaya başlaması Çin siyasetini anlatması bakımından önem kazanıyor.</p>
<p class="p1"><b>Pekin’in Kırmızı Çizgisi</b></p>
<p class="p1">Hong Kong’u kırmızı çizgi olarak tanımlayan Pekin, kamu düzenini kurmak için güç kullanmaya hazır olduğu defalarca vurgulamış olsa da bunun son seçenek olduğunu eklemeyi ihmal etmiyor.</p>
<p class="p1">“Barışçıl yükselen güç” imajına zarar vermek istemeyen Pekin yönetiminin ulusal egemenlik ve uluslararası imaj dengesi ile yeni bir formül aradığını söylemek yanlış olmayacaktır.</p>
<p class="p2"><b>İkinci Fay Hattı: İttifaklar Siyaseti</b></p>
<p class="p1">Dış politikada liberalizmi terk eden ABD yönetimi realizm ilkesi uyarınca ittifaklarını Çin merkezli olarak revize ediyor.</p>
<p class="p1">Son olarak Tayvan adasına yapılan tarihi büyüklükteki silah sevkiyatı bu durumun en çarpıcı örneğini teşkil ederken Washington yönetimi Çin’i kuşatma stratejisi gereği bölge ülkelerine füze yerleştirme planı yapıyor.</p>
<p class="p1">Planda kimlerin yer alacağı belirsizliğini korurken Çin’in Global Times gazetesi Güney Kore ve Japonya’nın ismini verdi.</p>
<p class="p1">Çin Komünist Partisi’nin gazetesine göre Orta Menzilli Nükleer Kuvvetler Anlaşması’ndan ayrılan Amerika’nın atacağı adım yeni bir silahlanma yarışını da beraberinde getirecek.</p>
<p class="p2"><b>Washington’un Bölgedeki Müttefikleri Arasında Çatlaklar</b></p>
<p class="p1">Washington, her ne kadar Asya Pasifik’te ateşe benzin dökecek türden adımlar atsa da dostları arasında yaşanan ayrılıklar yeni yönelimin önündeki en büyük engel olarak okunuyor.</p>
<p class="p1">Japonya ve Güney Kore arasındaki ticaret savaşı günden güne büyürken Avustralya ise ülkesine ABD füze sistemleri yerleştirilmesine sıcak bakmadığı kamuoyuna duyurdu.</p>
<p class="p1">Bununla birlikte kendisine Asya Pasifik’te yeni dostlar arayan Amerika’nın ne derece güvenilir bir ortak olduğu yanıtlanması bekleyen sorular içinde yer almaktadır.</p>
<p class="p1"><b>Çin’in Eli Güçlü</b></p>
<p class="p1">Trump yönetimi ile birlikte moral değerler konusundaki üstünlüğünü kaybeden Washington’a karşı Çin ise ittifaklar siyasetinde üstünlüğü elinde tutuyor.</p>
<p class="p1">Çin Cumhurbaşkanı Xi Jinping’in 2013 yılında ilan ettiği Kuşak ve Yol İnisiyatifi yeni ortaklıklar için önemli bir platform sunarken Pekin yönetimi Moskova ile dostluğa özel bir önem atfetmekte.</p>
<p class="p1">Putin’i “En iyi dostum” olarak tanımlayan Çin sadece ticari olarak değil askeri anlamda da Rusya’dan beklentilerini gizlemiyor.</p>
<p class="p1">S-400 hava savunma sistemleri gibi teknolojileri Moskova’dan temin eden Çin bu ülke ile yaptığı tatbikatların sayısını da artırmakta.</p>
<p class="p1"><b>Tersten Nixon Hamlesi</b></p>
<p class="p1">İki büyük güç ile aynı anda mücadele etmek istemeyen Washington’deki elitler ise Çin’le Rusya arasındaki dostluğa kama sokmanın yollarını arıyor.</p>
<p class="p1">The Economist dergisi son sayısında kapağa taşıdığı düşüncenin özünde Rusya’yı ABD yanına çekmek fikri yer alıyor.</p>
<p class="p1">Soğuk Savaş döneminde ABD Devlet Başkanı Richard Nixon’ın Rusya’ya karşı Çin ile yakınlaştığını anımsatan elitler şimdi ise bu durumun tersten uygulanabileceği konusunda ısrarcı.</p>
<p class="p1">Nitekim ABD Başkanı Trump’ın G7 zirvesine Rusya’yı dahil etme önerisi Beyaz Saray’ın deyim yerindeyse “tersten Nixon” siyasetinin parçası olarak göze çarpmakta.</p>
<p class="p2"><b>Trump Muhalifleri Bile G-7 Hamlesini Destekledi</b></p>
<p class="p1">Bu siyasetin Trump’a neredeyse her konuda muhalefet eden The New York Times tarafından dahi onaylanması dikkat çekici.</p>
<p class="p1">Buna karşın küresel düzlemde “oyun kurucu” rolü aşınan Amerika’nı “oyun bozucu” olması bugünkü şartlar itibariyle gerçekçi gözükmüyor.</p>
<p class="p1">Sonuç olarak bu makalemizde incelediğimiz iki fay hattının birinde ibre Washington yönetimini gösterirken uzun vadede belirleyiciliği bulunan ittifaklar zincirinde kozlar Pekin yönetiminin elinde bulunuyor.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/yetmisinci-yilinda-cinin-iki-zorlu-sinavi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
