<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cevat YEK &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/cevat-yek/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 14 Sep 2022 08:50:00 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cevat YEK &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>ABD Sıraya Koydu &#8211; (Ukrayna &#038; Avrupa &#038; Yunanistan)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/abd-siraya-koydu-ukrayna-avrupa-yunanistan/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/abd-siraya-koydu-ukrayna-avrupa-yunanistan/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cevat YEK]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Sep 2022 07:48:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Savunma]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Nato]]></category>
		<category><![CDATA[Savaş]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18458</guid>

					<description><![CDATA[ABD dünyanın tek horozu olma işini kafaya iyice takmış vaziyette. Önce Ukrayna’ya verdiği gaz ve kısmi ve sözde destek ile onun başını yemeye odaklandı. Ardından aynı programın devamı mahiyetinde Avrupa’yı gazladı adamlar gaz sıkıntısı çekmeye başladı. Bu süreçte yaşanan gelişmeler Türkiye’yi ve stratejisini haklı çıkardı. Sadece ABD merkezli bir dış politikanın sonuçları her iki adres için de pahalıya mal oldu, olmaya devam ediyor. Rusya’nın karşısında olmaktan başka bir strateji olmamasının en ilginç bahanesi de NATO. NATO bir silah gücü ortaklığı olarak işlevini kaybedeceği için tedbir almak zorunda kalan ABD derin devleti tüm bu planları yaparken arada kendi başkanına da sürprizler yapabiliyor. Yani başkana rağmen kararlar ya da uygulamalar olabiliyor. Çünkü ABD de en az diğer ülkeler kadar hatta belki de daha fazla bir derin yapıdan mustarip. Başkanların aldıkları birkaç siyasi karar dahi eninde sonunda ABD derin devletinin hesaplarıyla örtüşecek şekle, hüviyete kavuşup sonra yürürlüğe giriyor. Hele bir temsilciler meclisi var ki iktidarın ona muhalif karar alması neredeyse imkânsız. Tramp döneminde daha çok göze batan bu süreçler şimdilerde daha nahif bir hal almış durumda. O da başkanın öncekine göre biraz daha ağır davranan bürokrat yapısından kaynaklanıyor. Şimdi sırada Yunanistan var. Bir yanda adalar, bir yanda deniz mili meselesi bir yanda Kıbrıs. &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>ABD dünyanın tek horozu olma işini kafaya iyice takmış vaziyette. Önce Ukrayna’ya verdiği gaz ve kısmi ve sözde destek ile onun başını yemeye odaklandı. Ardından aynı programın devamı mahiyetinde Avrupa’yı gazladı adamlar gaz sıkıntısı çekmeye başladı. Bu süreçte yaşanan gelişmeler Türkiye’yi ve stratejisini haklı çıkardı. Sadece ABD merkezli bir dış politikanın sonuçları her iki adres için de pahalıya mal oldu, olmaya devam ediyor. Rusya’nın karşısında olmaktan başka bir strateji olmamasının en ilginç bahanesi de NATO.</p>



<p>NATO bir silah gücü ortaklığı olarak işlevini kaybedeceği için tedbir almak zorunda kalan ABD derin devleti tüm bu planları yaparken arada kendi başkanına da sürprizler yapabiliyor. Yani başkana rağmen kararlar ya da uygulamalar olabiliyor. Çünkü ABD de en az diğer ülkeler kadar hatta belki de daha fazla bir derin yapıdan mustarip. Başkanların aldıkları birkaç siyasi karar dahi eninde sonunda ABD derin devletinin hesaplarıyla örtüşecek şekle, hüviyete kavuşup sonra yürürlüğe giriyor.</p>



<p>Hele bir temsilciler meclisi var ki iktidarın ona muhalif karar alması neredeyse imkânsız. Tramp döneminde daha çok göze batan bu süreçler şimdilerde daha nahif bir hal almış durumda. O da başkanın öncekine göre biraz daha ağır davranan bürokrat yapısından kaynaklanıyor. Şimdi sırada Yunanistan var.</p>



<p>Bir yanda adalar, bir yanda deniz mili meselesi bir yanda Kıbrıs. Diğer tarafta Akdeniz ve gaz araştırma alanı mavi vatan. İsrail, Mısır ve Yunanistan bu konuda çelme takmaya çalıştı ama başaramadılar ve abilerini çağırdılar. ABD hem Yunanistan’da hem de Suriye’de terör yapılarıyla ortak tatbikatlar yaparak acemi Yunan yöneticilerini gazlayarak adeta kışkırtma yapıyor. Gelinen noktada bu coğrafyada az savaş varmış gibi bir de çift cepheden Türkiye’yi sıkıştırarak netice almayı hedefliyor.</p>



<p>Maalesef Türkiye muhalefeti bunları görmüyor ya da özellikle gözlerden kaçırmak istercesine Çanakkale köprüsünde geçen araç muhalefetiyle iki bin yirmi üç için hazırlık yaparken ABD’ye göz kırpıyor. Sosyalist ve Marksist PKK ve uzantıları ile aynı cenahın başka bir evladı merkez sol ve uç sol partiler bile bu konuda ABD yanlısı bir tutum sergilemekten imtina etmiyor.</p>



<p>Savaş kendi topraklarından binlerce kilometre uzakta olacağı için sadece silah satarak değil güç olan ya da olma yolunda ilerleyen herkesi bir şekilde savaşla zayıf düşürmek isteyen bir ABD’nin tek derdi kendi menfaati. Ve bunu sadece Türkiye devletinin fark ediyor oluşu hem Avrupa için hem de tüm dünya için inanılmaz bir tehlikeyi de barındırıyor.</p>



<p>Ufku dar devlet yöneticilerinin önce kendi ülkelerine zarar verdikleri bu kadar ortadayken sorumsuzlukla siyaset yapan devlet adamları sorun çözmek yerine üretmeye odaklanınca elbette her an bir savaş daha patlak verebilir. Bir gece ansızın gelebiliriz cümlesini tüm dünyaya öğretmek zorunda kalmak pek hoş olmasa da özellikle adaların durumunu yeniden ele almayı gerektirecek bir sürece evirilmesi mümkün olabilir mi bilinmez.&nbsp;</p>



<p>O halde şöyle söyleyelim. </p>



<p>Wait and see…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/abd-siraya-koydu-ukrayna-avrupa-yunanistan/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sapık Gülşen</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sapik-gulsen/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sapik-gulsen/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cevat YEK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 25 Aug 2022 08:31:13 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[gülşen]]></category>
		<category><![CDATA[Sapık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=18419</guid>

					<description><![CDATA[Dünyanın her yerine ifsat karakolları kurmuş bir zihniyetin mensubu olarak senden bundan başkası beklenemezdi zaten Gülşen. ‘’ Onlar öyleleridir ki onlara fesat çıkarmayın dendiğinde biz ıslah edicileriz derler.‘’ En acısı da bu ya. Hasta ama farkında bile değil. Ya da sapık ama karşısında gördüğü, düşman bellediği kim varsa kime işaret edilmişse ona yafta yaparak sürdürüyor hayatını. Önce çağlar üstü ya da çağlar ötesinden kalma / gelme LGBT-İ yi reklam yaptı. Anlaşılan kendisini fonlayan şey kemikleyenler yeterli bulmamış olacak ki nereye ve hangi kelimelerle saldıracağının suflesi de verilmiş. Ha yok eğer ben sufle, fon ya da kemik almıyorum diyorsa o daha fena. Bu sapkınca ve saldırganca tutumları tedavilik olduğunu gösterebilir. Neyse biz işimize bakalım. Şimdi sapık kelimesi nedir ona bakalım önce. Ama onunla beraber sapık olmayanın kimliği ya da ne olduğu da belirtilmelidir. Sapık yani sapmış olan. Tıpkı yanık yani yanmış olan gibi. O zaman sapmayan yani normal nedir? Norm kelimesi yabancı uyruklu olsa da artık bizim için öğrenilmiş ve herkesçe bilinir bir kelimedir. Norm / normal. Norm; uygun olan, doğru olan ya da esas olan anlamındadır. Yani yanlış ya da sapılmış olan değil.&#160;&#160; &#160; Birkaç norm / normal örneği verelim. Mesela hırsızlık normal değildir. Yasal değildir. Bir şey helal iken &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dünyanın her yerine ifsat karakolları kurmuş bir zihniyetin mensubu olarak senden bundan başkası beklenemezdi zaten Gülşen. ‘<em>’ Onlar öyleleridir ki onlara fesat çıkarmayın dendiğinde biz ıslah edicileriz derler.</em>‘’ En acısı da bu ya. Hasta ama farkında bile değil. Ya da sapık ama karşısında gördüğü, düşman bellediği kim varsa kime işaret edilmişse ona yafta yaparak sürdürüyor hayatını. Önce çağlar üstü ya da çağlar ötesinden kalma / gelme LGBT-İ yi reklam yaptı. Anlaşılan kendisini fonlayan şey kemikleyenler yeterli bulmamış olacak ki nereye ve hangi kelimelerle saldıracağının suflesi de verilmiş.</p>



<p>Ha yok eğer ben sufle, fon ya da kemik almıyorum diyorsa o daha fena. Bu sapkınca ve saldırganca tutumları tedavilik olduğunu gösterebilir. Neyse biz işimize bakalım. Şimdi sapık kelimesi nedir ona bakalım önce. Ama onunla beraber sapık olmayanın kimliği ya da ne olduğu da belirtilmelidir. Sapık yani sapmış olan. Tıpkı yanık yani yanmış olan gibi. O zaman sapmayan yani normal nedir? Norm kelimesi yabancı uyruklu olsa da artık bizim için öğrenilmiş ve herkesçe bilinir bir kelimedir. Norm / normal. Norm; uygun olan, doğru olan ya da esas olan anlamındadır. Yani yanlış ya da sapılmış olan değil.&nbsp;&nbsp; &nbsp;</p>



<p>Birkaç norm / normal örneği verelim. Mesela hırsızlık normal değildir. Yasal değildir. Bir şey helal iken çalınırsa haram olur normaldir. Ama bunun normali çalmamaktır. Kelim oyunu değil bu. Dikkat buyurun lütfen. Mesela bir erkek morm/al olarak erkektir, ben erkek değilim diye kendisini paralasa da normali budur iddiası sapıklıktır. Kadın için de aynısı geçerlidir. Bir şehirde yakalanan hırsız neden hırsızlık yaptığını soran TV muhabirine aynen şunu söylüyordu. Herkes gündüz işe gidiyor. Ben gece. Diğerlerine de neden işe gidiyorsun diye soruyor musun? Ona göre gece mesaisi olan hırsızlık normaldi. Ama cezaevine gitti.</p>



<p>Şimdi gelelim Gülşen’in sapkınlığına. Bugün bir vesileyle öğrendiğim bir fıkrayla devam edeceğim.</p>



<p>Cezayirli Arap bir ailenin çocuğu olan 7 yaşındaki  Mahmud, okul çağı gelince Paris’te okula başlamış.. Okulun ilk günü Fransız hoca tek tek çocukların isimlerini soruyormuş&#8230; Sıra Mahmud ’a gelip de, çocuk;</p>



<p>&#8220;Benim adım Mahmud&#8221;&nbsp; deyince, hocası;</p>



<p>“Hayır, senin adın bundan sonra Jean Fransuva” demiş&#8230;</p>



<p>Okul sonrası eve dönen Mahmud ’a annesi; “Mahmud hoş geldin&#8230; nasıldı okulun ilk günü” diye sormuş&#8230;</p>



<p>Mahmud, “Benim adım Mahmud değil. Jean Fransuva&#8230; Mahmud deme bana” deyince, annesi Mahmud ’u terlikle bir güzel evire çevire dövmüş&#8230; Akşam baba eve gelmiş&#8230;, o da “Nasıldı okulun ilk günü Mahmud” diye sormuş.. Mahmud babasına da aynı tepkiyi vermiş&#8230;</p>



<p>&nbsp;“Benim adım Mahmud değil&#8230; Jean Fransuva” demiş&#8230; Tabi bu cevap üzerine baba da Mahmud ‘u iyice okşamış&#8230; Ertesi gün Fransız öğretmen Mahmud ’a “Günaydın, nasılsın Jean Fransuva” diye sormuş&#8230;</p>



<p>Mahmud;</p>



<p>“Hocam hiç sormayın.. Akşam iki Arap’ın saldırısına uğradım” diye cevap vermiş&#8230;.</p>



<p>İşte bu Gülşenler, Ayşenler, Ahmetler, Kemaller hepsi bizim Mahmutlarımızdır. Yani Jean Fransuvalarımızdır. Onlara karşı yapabileceğimiz fazla bir şey olmadığı için çok ama çok üzgünüz. Onlar beyinleri silah zoruyla değil eğitim yoluyla iğdiş edilmiş evlatlarımızdır. Acımak ve üzülmek ise bir işe yaramamaktadır. Peki, ne yapmalı?</p>



<p>Kendi ahlaksızlıklarını normal gören böyleleri için elbette hukuki ve sosyopolitik mücadele devam edecektir. Çünkü koskoca bir camiayı aşağılamıştır ve gereken karşılığı görmelidir hukuk çerçevesinde. Ancak bazı sorular sormadan da durmamalıyız.</p>



<p>Edebinden tüm vücudunu örten mi yoksa anadan üryan sahne alan mı sapıktır?</p>



<p>Eşinden başkasının vakıf olamadığı bedeni detayları koruyan mı yoksa gazetelerde boy boy frikik adı altında paylaşılan mıdır sapık?</p>



<p>Nikâhlı eşinden başkası ile özel (?) vakit geçirmeyen mi yoksa her gece kiminle olduğu belli olmayan mıdır sapık olan?</p>



<p>Evlenmesi insani ve hukuki olarak sakıncalı olandan uzak duran mı yoksa kendi yeğeniyle aşk yaşayan mıdır sapık olan?</p>



<p>Tüm çalışma ortamlarında hanım arkadaşlarına saygıda kusur etmeyeneler mi yoksa kendilerine ait her bir işletme, kurum ya da kuruluşlarında her bir yetkilisi ayrı taciz, tecavüz ve mobbing skandalı çıkaranlar mı sapıktır. Bu soruların ne sonu gelir ne de durum değişir. Biz kimin ne olduğunu da kendimizin ne olduğunun da iyi farkındayız. Ya siz? Bu açıklamalar için dışa vurumu olmasın sakın? Lut kavminin Peygamberi ve müminleri suçladığı gibi bizi temiz olmakla da mı suçlayacaksınız? Çünkü biliyorsunuz. Sizin hayal edemeyeceğiniz, o küçücük beyinlerinizle anlayamayacağınız kadar temiz bir topluluktur İmam Hatipler.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sapik-gulsen/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Muhafazakârlık AKP ya da AK Parti (Kadem Ne Ayak?)</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/muhafazakarlik-akp-ya-da-ak-parti-kadem-ne-ayak/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/muhafazakarlik-akp-ya-da-ak-parti-kadem-ne-ayak/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cevat YEK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 02 Aug 2020 14:43:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15328</guid>

					<description><![CDATA[Bu ülke ne çektiyse yüzüne gülenlerden çekti. Muhafazakarlık sıkışan sistemin imdadına yetişti. Yatırımlar yaptı. Çok çalıştı ve toplumu her geçen gün sisteme daha fazla alıştırdı hatta angaje etti. AKP tanımlaması başlarda gazetelerde, konuşmalarda muhaliflerin tanımlaması olarak arzı endam etti. Daha sonra Ak Parti’ye oy verenler de kendi içinde AKP’liler ve Ak Partililer şeklinde bir ayrım yapmaya başladılar. Bu kesim sanki biraz verdiği oyu iyi değerlendiremediğini düşünenler veya azıcık ta olsa daha iyisini bulsam ona verirdim diyenlerden oluşuyor. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; İktidar her zaman yıpratır normal şartlarda. Bunun Cumhuriyet tarihinde neredeyse tek istisnası Ak Parti oldu. Hatta ilk zamanlar özellikle her seçim öncesi içeriden ya da dış dünyadan yapılan birtakım yanlışlar Ak Parti iktidarının ömrünü uzatmak konusunda son derece başarılı oldu. Adamlar iktidar partisine değil de sanki millete muhalefet eder gibi siyaset yapınca ve neredeyse her alanda hem eylemlerini hem de söylemlerini birçok açıdan yanlışlar üzerine bina edince ister istemez halk makul bir tercih yapma yoluna gitmiş ve çalışanı ödüllendirmiş oldu. &#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160;&#160; Bütün bu yaşananlar zaten siyaseti çok uzun yıllar boyunca farklı kademelerde yapmış bir lider olan Erdoğan’ı vaz geçilmez ve alternatifsiz kılmaya yetti de arttı bile. Muhalefetin hiçbir zaman gerçek bir umudu kuşanamadığını gördük. Dolayısıyla kendi seçmeni önünde madara olmaya başlamışlardı. Uzun &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bu ülke ne çektiyse yüzüne gülenlerden çekti. Muhafazakarlık sıkışan sistemin imdadına yetişti. Yatırımlar yaptı. Çok çalıştı ve toplumu her geçen gün sisteme daha fazla alıştırdı hatta angaje etti. AKP tanımlaması başlarda gazetelerde, konuşmalarda muhaliflerin tanımlaması olarak arzı endam etti. Daha sonra Ak Parti’ye oy verenler de kendi içinde AKP’liler ve Ak Partililer şeklinde bir ayrım yapmaya başladılar. Bu kesim sanki biraz verdiği oyu iyi değerlendiremediğini düşünenler veya azıcık ta olsa daha iyisini bulsam ona verirdim diyenlerden oluşuyor.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; İktidar her zaman yıpratır normal şartlarda. Bunun Cumhuriyet tarihinde neredeyse tek istisnası Ak Parti oldu. Hatta ilk zamanlar özellikle her seçim öncesi içeriden ya da dış dünyadan yapılan birtakım yanlışlar Ak Parti iktidarının ömrünü uzatmak konusunda son derece başarılı oldu. Adamlar iktidar partisine değil de sanki millete muhalefet eder gibi siyaset yapınca ve neredeyse her alanda hem eylemlerini hem de söylemlerini birçok açıdan yanlışlar üzerine bina edince ister istemez halk makul bir tercih yapma yoluna gitmiş ve çalışanı ödüllendirmiş oldu.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Bütün bu yaşananlar zaten siyaseti çok uzun yıllar boyunca farklı kademelerde yapmış bir lider olan Erdoğan’ı vaz geçilmez ve alternatifsiz kılmaya yetti de arttı bile. Muhalefetin hiçbir zaman gerçek bir umudu kuşanamadığını gördük. Dolayısıyla kendi seçmeni önünde madara olmaya başlamışlardı. Uzun süredir iktidar olan bir partinin her yaptığını eleştirmek suretiyle vatandaşa gerçek olmayan ve cebe dayalı vaatleler vermek suretiyle bir başarı ihtimali tüm muhaliflerce ortak vuruşla denenmeye başladı. En son belediye seçimlerinde bunu fırsata çeviren ve yalan da olsa eksik te olsa alanda paylaştıkları cümlelerle iktidarın elinden özellikle iki büyük şehri kapmayı başardılar. Milletin büyük çoğunluğunun ciddi boyutta rahatsızlık duyduğu meseleler İktidarıyla muhalefetiyle son derece gayri ciddi bir şekilde ele alınınca da itirazlar yükselmeye başladı.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Son günlerin en netameli işlerinden birisi iktidarın kendi ayağına sıkması formunda olan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı kanunlar. Büyük oranda kendi tabanından sert eleştiriler yapılan bu yasa ve anlaşmaları yine kendi kuruluşu olduğu bilinen KADEM gibi STK’lar savununca ortaya akla hayale sığmaz bir siyasi polemik ve iç çelişki çıkmaya başladı. Biri gerekirse usulüne uygun olarak Türkiye bu sözleşmeden çekilir diyerek milletin gazını alır diğeri iler tutar yanı olmayan beyanlarla on altı maddelik manifesto gibi bu yasa ve sözleşmeleri koruyucu açıklamalar yapar. Bu açıklamaları hem toplumsal dinamikleri incitecek şekilde yaparlar hem dini meseleleri de hadleri olmadan yorumlamak suretiyle zemini sağlamlaştırmaya çalışırlar.&nbsp; &nbsp;</p>



<p>Sema Maraşlı linç edilirken Ak Partili troller tarafından seyirci kalanlar, aynı kulvarda koştukları mor ve sair renklerde ki dış destekli derneklerin saygısızca ve fütursuzca Hükümeti ilzam ve tehdit eden açıklamaları görmezden gelinir. Sayın Dilipak yazdığı yazıda ne demiş te böyle bir hücum var onu da kısaca ifade edelim. Daha doğrusu Fahişe kelimesini nasıl ve hangi amaca matuf kullanmıştır ya da kullanılabilir ona bir bakalım. Normal TDK tanımında para karşılığı ilişki kuran kişi. Ancak kelimenin kökü ne? İlk dönemlerde hangi anlamı daha maruf; kimse buna bakmıyor. Ben şahsen yazıyı okudum ve rahatsızlık duyulan bu kelimenin herhangi bir kesimi direkt muhatap almadığını gördüm. Peki neden o ifadeyi kullanmış olabilir.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fahişe kelimesi Arapça Fahiş kelimesi ile aynı olup sadece biri eril diğeri dişil. Yani Fahiş dendiğinde haddi aşan anlaşılır ki bir ürün gereğinden fazla bir fiyatta olunca fahiş fiyat deriz. Yani fahiş / fahişe haddi aşmak anlamında bir kelime aslen. Peki Allah’ın sınırlarını aşan bir insana fahişe denmesi sıradan bir tanımlama olmaz mı? Haddi aşan, günahkâr ya da başka bir tanımlama sadece tanımlamadır. Öyleyse bunu çok rahat her yerde kullanabiliriz anlamında değil elbette bu söylemimiz. Bizim derdimiz haddi aşan kimseyi savunarak başka bir haddi aşma işi yapanlarla ilgili.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Fahiş fiyatı savunmak ta fahişe / fuhşiyat içerisinde bir yaşamı savunmak ta benzer çirkinliktedir. Allah Fahşa’yı, Fuhşiyat’ı yasaklamışken sen kim oluyorsun da muhafazakarlık yapıyorsun. Ha işte şimdi geldik asıl maksadımıza. Toplumun bir kesimini aşağılamak filan gibi ilginç bir dayanak ile karşımıza çıkacak olan siyasi yapı Ayasofya’yı açmış olan siyasi irade olunca işler Arap saçına dönüyor değil mi? Korkmayın bişeycikler olmaz. Kimse kulağımızı çekmeye kalkmaz. Kalkan olursa da cevabını alır oturur oturduğu yere. Toplumun fuhşiyat ’tan korunması görevi olan bir iktidarın fuhşiyat ’ı ifşa edeni yargılama ve sindirme çalışması bugüne kadar hiçbir zaman lehlerine olmamıştır.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kısaca hızlı bir özet yapalım. İktidar partisi İslamcı gelenekten gelerek muhafazakarlaşan böylelikle iktidara layık görülen bir parti. Muhafazakarlık bir inançtır. Sistemi muhafaza eder en çok ta. Sistemin çarkları arasına sıkışmış olan birtakım çakılları temizleyerek onların kırılmadan daha uzun ömürlü olmalarını sağlar. Nasıl ki bir Müslüman Laik olamaz diye açıklamaları olan bu kardeşlerimizin şunu da öğrenmeleri gerektiğini söyleyelim. Bir Müslüman muhafazakâr da olamaz. Geçen zaman içerisinde genel başkan yardımcılarından ve İslamcı çizgiden gelen bir vatandaş Laikliği bu milletin içine sindirmesinde önemli bir rolümüz oldu demeci birçok şeyi izah ediyor zaten.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Kimse kendini kandırmasın. Yok içimizde ki AKP’liler şöyle yaptı, şunu yapıyor diyerek kimse kendi paçasını kurtarmaya çalışmasın. Makam, yetki, imza gücü, helal haram demeden kazanç vb. elde edenlerin dışında herkes Ak Partili diğerleri AKP’li. Pışşıık. Hele gözümün içine bakın. Yok öyle yağma. Hem oy verip hem kıvırmanın alemi yok. Efendim Reis’in çevresi yanlış kişilerce kuşatılmış onun için İstanbul Sözleşmesi, CEDAW, 6284 vb. yanlışlar yapılıyor. Bunlar züğürt tesellisidir, bir partinin bir öbeğin iyilikleri onun hatalarını görmenizi engelliyor ve siz kendinizi körkütük aşık halde buluyorsanız orada siyasi bir aidiyetten çok bağımlılıktan söz edilebilir.&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sayın Dilipak’ın şahsını istisna tutarak şunu rahatlıkla ifade edebilirim. Bir partiye mensup olmak ya da partili olmak genel bir kabul anlamına gelir ve sorumluluk gerektirir. Ya oy verip destek olduğunuz partiye adam gibi bir istikamet verin ya da partiyi sağa sola kaptırdık ayaklarını bırakıp sahip çıkın. Çünkü nereyse sadece Erdoğan ve hiçbir organik bağı ve menfaati olmayan seçmen dışında Ak Partili kalmamış gibi davranarak ne kendinizi ne de başkalarını aldatamazsınız. Belki kendinizi ama başkalarını asla. AKP’liler ve Ak Partililer ayrımı henüz menfaat beklentisi devam edenlerin bir şekilde vicdanen kendini rahatlatma seanslarını içermektedir.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Sevaplarına ortak olup günahlarından beri olma gayreti içerisinde ki bu türler her zaman ve zeminde bulunduğu ortamın rengine uyum sağlama başarısı gösterenlerle birleşince ortaya inanılmaz çirkin bir seçmen modeli çıkıyor. Kendi menfaatine uygun işler yapınca eksiklerini, yanlışlarını tecviz eden bir anlayışla ne partili olunur ne de dava eri. Zaten muhafazakâr bir parti mensubu insanlar içerisinde dava adamı aramak çölde su aramakla eş değer olacaktır. Dilipak’ın Parti tüzel kişiliği adına açıklama yapılarak mahkemeye verilmesi sürecinin kendi adına kazancının ne olacağı ise malum. Kendisine oy verme ihtimali dahi olmayan ve LGBT, İstanbul Sözleşmesi vb. icraatlarında işlerine geldiği için destek olanlarla kol kola vaziyeti.</p>



<p>&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp;&nbsp; Muhafazakarlık kavramsal olarak sadece solun karşına yerleşmekle bir tanıma kavuşmuş ve siyasi olarak hiçbir şey söylemeyen daha doğrusu mevcut sistemin supaplarını ayarlayarak toplumun gazını alma görevi ile arzı endam eden bir düşüncedir. Müslüman devrimcidir. Peygamberler mevcut sistemi muhafaza edenlerle mücadele etmiştir. Dolayısıyla her bir Müslüman bilmelidir ki oy verdiği organizasyonun her eyleminden sorumludur. Bireysel kazanç ya da kayıplarla bir siyasi oluşumu, düşünceyi değerlendirme beğeni ya da eleştiri ancak memleket sevdası bilmeyen zavallıların işidir. Kendi menfaatini millet yararının üstünde görmenin çeşitlerinden ibarettir sağ, sol, muhafazakâr vs.</p>



<p>Vesselam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/muhafazakarlik-akp-ya-da-ak-parti-kadem-ne-ayak/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sarhoş Kız Hem de LGBT’li: Mabel Matiz’in Kim’liği Üzerine</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sarhos-kiz-hem-de-lgbtli-mabel-matizin-kimligi-uzerine/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sarhos-kiz-hem-de-lgbtli-mabel-matizin-kimligi-uzerine/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cevat YEK]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 28 Jun 2020 07:35:43 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[lgbt]]></category>
		<category><![CDATA[YÖK]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14980</guid>

					<description><![CDATA[Bugün itibariyle dış siyasette, sağlıkta, askeri operasyon kabiliyetinde, istihbarat faaliyetlerinde ve hatta nispeten ekonomide başarılı olduğunu söyleyebileceğimiz bir iktidara sahip olmanın mutluluğunu doyasıya yaşamaktan bizi endişeye gark eden bir gün. Ne oluyor nasıl oluyorsa yatırımlardan iç güvenliğe her konuda başarı öyküsü yazmaya emin adımlarla ilerlediğini düşündüğümüz ya da sandığımız hükumetimizin başı yine eğitimle dertte. Ben adı geçen şahsın kendi tercih ettiği isimle değil de sözlükte ya da Google da araştırdığım zaman karşıma çıkan anlamıyla hitap edeceğim. Dünya ne zaman bu hale geldi diye sormayacağım. Hz. Lut ’un kavminin siz pek temiz/lenen insanlarsınız diyerek kendi necaset durumlarını tescil ettiği asırlar geçmiş tasdikli, onaylı durumu olan acınasıların sapkınlığı, onur kelimesini kirleterek kullandığı bir ters bakışı yaşıyor dünya. Sapkınlığın karanlık olarak tüm insanlık açısından bilindiği bir zeminde sapkınlar aydınlık kavramının dahi içini boşaltmayı başardılar. Halbuki hidayettir aydınlık olan, sair tüm batıllar ve sapkınlıklar ise karanlıktır. YKS’de sorulan soru ile ilgili olarak ÖSYM’nin attığı tweet ise tam bir fecaat. Yaşanan ayıbın utancından hareketle kamuoyuna yönelik bir özür beyanı yerine paylaşan masum bir öğrenciden nasıl intikam alacağını açıklayan bu tweet günümüzün utanç abidesi olmaya hak kazanmıştır. Kamusal olarak zorla dayatılan ve halkın büyük reaksiyon gösterdiği İstanbul Sözleşmesi, Cedav ve benzeri çalışmaların izlerini taşıyan soru skandalının &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bugün itibariyle dış siyasette, sağlıkta, askeri operasyon kabiliyetinde, istihbarat faaliyetlerinde ve hatta nispeten ekonomide başarılı olduğunu söyleyebileceğimiz bir iktidara sahip olmanın mutluluğunu doyasıya yaşamaktan bizi endişeye gark eden bir gün. Ne oluyor nasıl oluyorsa yatırımlardan iç güvenliğe her konuda başarı öyküsü yazmaya emin adımlarla ilerlediğini düşündüğümüz ya da sandığımız hükumetimizin başı yine eğitimle dertte.</p>



<p>Ben adı geçen şahsın kendi tercih ettiği isimle değil de sözlükte ya da Google da araştırdığım zaman karşıma çıkan anlamıyla hitap edeceğim. Dünya ne zaman bu hale geldi diye sormayacağım. Hz. Lut ’un kavminin siz pek temiz/lenen insanlarsınız diyerek kendi necaset durumlarını tescil ettiği asırlar geçmiş tasdikli, onaylı durumu olan acınasıların sapkınlığı, onur kelimesini kirleterek kullandığı bir ters bakışı yaşıyor dünya. Sapkınlığın karanlık olarak tüm insanlık açısından bilindiği bir zeminde sapkınlar aydınlık kavramının dahi içini boşaltmayı başardılar. Halbuki hidayettir aydınlık olan, sair tüm batıllar ve sapkınlıklar ise karanlıktır.</p>



<p>YKS’de sorulan soru ile ilgili olarak ÖSYM’nin attığı tweet ise tam bir fecaat. Yaşanan ayıbın utancından hareketle kamuoyuna yönelik bir özür beyanı yerine paylaşan masum bir öğrenciden nasıl intikam alacağını açıklayan bu tweet günümüzün utanç abidesi olmaya hak kazanmıştır. Kamusal olarak zorla dayatılan ve halkın büyük reaksiyon gösterdiği İstanbul Sözleşmesi, Cedav ve benzeri çalışmaların izlerini taşıyan soru skandalının hesabını yine sadece paylaşan öğrenci ye da tüm problemlerde hedefe konan Cumhurbaşkanı’mı verecek merak ediyorum.</p>



<p>Her sorunda, ben bilmiyorum ama bunlar sorum/n/lu bürokratik kıvraklığı ihmal etmemeyi öğreten bir kurs mu alıyor veya üniversite falan mı okuyor merak ediyorum. Bürokrat dediğin bu kadar büyük s…..ca en azından istifa etmelidir. İstifa sonrası da gerekli hukuki süreçlere muhatap olmalı ki bir sonra gelen aklını başında tutsun. Hadi istifa etmedin en azından millete duyduğun azıcık saygı varsa bir küçük özür beyan etsen ölür müsün? Şimdi herkes bu soru nasıl oldu da sınava girdi diye veya bunun sorumlusunun kim olduğunu sorarken karşıya geçmiş izleyen sarhoş kız da kıvırtık Tweet atarak ‘’ neler oluyor ‘’ diye soruyor, ardından ‘’ evet bir şeyler oluyor ‘’ diye oh canıma değsin hareketi çekiyor.</p>



<p>Şimdi bu gençliğe yazar ve şairlerden Necip Fazılı okutup sarhoş kızı sorduğun zaman ya da azıcık ta olsa Nazım Hikmet şiiri gösterip onun değerlisi Rusya’nın bile ahlaki bulmadığı için uygulamadığı İstanbul Sözleşmesinin berhayat olduğunu ve LGBT mensubu bir ibnenin şiirini önüne koyarak ne demiş oluyorsun. Hayır toplum yararına ne sağda ne de solda ol. İşte sana en doğru yol mu demek istiyorsun ey ÖSYM. Bak bu gençler belki bilmez ama biz ‘’ ne sağdayız ne solda HAK yoldayız HAK yolda ‘’ diye boğaz patlatırcasına meydan okuduğumuz düzeni değiştirmek üzere iktidara getirdiğimiz insanların ensesinde boza pişirmenize müsaade etmeyeceğiz.</p>



<p>Eğer bu konuda gerekli çalışmayı yapmaz ise ona da gereken dersi veririz millet olarak. Ama bu işin altında bir gaflet aramak hamakatını kimse bize yutturmaya kalkmasın. Bu iş ciddi anlamda bir operasyondur. Hem de hiçbir zaman umudunu yitirmeyecek olan ve çok komplike çalışan bir örgütlenmenin neticesidir. Aklı başında vatan, millet ve maneviyat endişesi taşıyan hiç kimseye böyle bir şeyi zorla, tehditle ya da parayla kimse yaptıramaz. İçinde ihanet duygusu olmayan bir kamu görevlisine ya da şantaj yapılabilecek açığı olmayan kimse böyle bir şeye tevessül edemez. Geriye sadece bu işe gönül rızası veya ahlaksız bir ilişki kalır.</p>



<p>Tunus’ta ki bir darbeyi önleyen Türkiye burada mevcut iktidara en ağır darbeyi vurma gayreti anlamına gelecek böyle bir icraatın sorumlusunu ve uygulama sürecinde ki gelişim muhtevasını ortaya çıkarmakta zorlanmayacaktır. Bizim çocuklarımız ülkeyi yönetenlere emanettir. Bu emaneti korumak sınırları korumaktan daha evlâ bir vazifedir. Sınırlarını koruyup beyinlerini elin sarhoşuna emanet ettiğiniz zaman emanete ihanet etmiş olursunuz. Vazifenizi yapmamış olursunuz.</p>



<p>Her gün bir açılış her gün bir başka büyük yatırım. Seviniyorduk bitti. Artık kendinize gelin ey bürokratlar, ey siyasiler. Benim gözümden sakındığım körpecik dimağlarıma bunu yapmaya hiç kimsenin hakkı yoktur. Ya kendinize gelin ya da biz yapacağımız biliriz. Bizim elin LGBT ’lisine bağışlayacağımız bir tek tane çocuğumuz olabilir mi? Kim ise bunun sorumlusu hesabını en ağır şekilde sormazsanız iki elimiz hem dünya da hem ahirette yakanızdadır.</p>



<p>Bir siyasi yapı iktidar olmak için bu memleketin yüzde elli birine kendini anlatmak zorunda. Ya şuursuz bir ya da birkaç bürokrat sizin bütün emeklerinizi hak ile yeksan ediyorsa ne demeli? Suç kimin? Size güvenip oy verenlerin mi? Yoksa senelerdir bir türlü düzeltip rayına oturtamadığınız eğitim meselelerinin sorumluları mıdır? Ya da ne idüğü belirsiz ve aileyi yerle bir etmek isteyen mor veya rengarenk sapkın dernek ve oluşumların emrine amade aile bakanlığı ve bunun hukuki ayağını her an uygulamak için hazır kıta bekleyen Adalet (!) bakanlığı mıdır?</p>



<p>Dindar nesil istemiyoruz. Dindarın dini de dar olur, dünyası da. Biz Müslüman bir nesil istiyoruz. Her türlü melun sapkınlıktan korunmak ve Allah’ın razı olacağı aileler, ebeveynler ve nesiller istiyoruz. Helikopter silahlı saldırıya yarar sağlar. Ama daha dün çocuklarımızın oynadığı bir oyunda ki tapınma seremonisi hakkında ne yaptınız? Hangi tedbirleri aldınız? Bizim bu memleketin çocuklarından bir tek tanesini feda etme lüksümüz var mıdır? Değil çoluk çocuğumuz bu insanlık düşmanı sapıklara feda edilecek bir tek tane fındık faremiz bile olamaz.</p>



<p>Son söz yerine isterseniz bildiğinizi okuyun. Elimden gelse çocuklarımı / torunlarımı okula göndermem diyen düşünürlerimizin varlığını duymuşsunuzdur. Ben bir eğitimci olarak öğrencilerimin maneviyatı için canımı dişime takayım ama benim olmadığım ortamda benim çocuklarıma devlet eliyle LGBT reklamı yapılsın. Bu yenilir yutulur bir şey değildir. Artık yeter. Düşmanın maskarası olacak bu türden saçmalıklara bir son verin. Sapkın insanlara gençliğe örnek ödülü vermişliğiniz unutulmadan bir adım daha ileri gidip çocuklarımızın zihinlerini daha fazla kurcalamayın. Hesap var hesap. Hem sandıkta hem de ahirette…</p>



<p>Vesselam</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sarhos-kiz-hem-de-lgbtli-mabel-matizin-kimligi-uzerine/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sağ ve Sol Muhafazakârlığın Utanç Tarihi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sag-ve-sol-muhafazakarligin-utanc-tarihi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sag-ve-sol-muhafazakarligin-utanc-tarihi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cevat YEK]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 18 Jun 2020 10:27:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[muhafazakarlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14883</guid>

					<description><![CDATA[Bir devletin, rejim ya da yönetimin ne olduğunu anlamak için onun kendini tanımlama biçimlerine bakmak ne derece doğru olur? Bir yönetim biçiminin kendi tanımlamaları kendisini meşrulaştırma ve uluslararası alanda konumlandırma amacına matuftur. Halbuki en belirgin ayrıştırıcı ya da kendisini iyot gibi açığa çıkaran özelliği muhaliflerinin ne durumda olduğu ile ilişkilidir. Taraftarların, destekçilerinin, sisteme angaje olmuş siyasilerin, sistemden beslenen ekonomi ve medya örgütlerinin, ya da sisteme muhalefet etme becerisi eğitim, yıldırma ve kanıksatma süreçlerinden sonra tüketilmiş olan bireylerin değerlendirmeleri bu anlamda pek de bir kıymeti haiz olmayacaktır. Türkiye Cumhuriyeti devleti / rejimi kurulduğu günden itibaren çeşitli muhalif yapılarla muhatap olmuştur. Yönetim modeli olarak Cumhuriyet ve iş başına gelme yöntemi olarak Demokrasi yönetim süreçlerinin sevk idaresi bakımından sosyal ve hukuk devleti tanımlamaları anayasada yer almasına rağmen reel politikte ve gündelik hayatta ne sosyal adalet ne eşitlik ne hukuk ne de başka herhangi bir alanda kendini gösterememiştir. Mevcut sistemin her zaman seçtikleri, yanında tuttukları, korudukları ve korunmasını gerekli kıldığı bağlılık temelleri, iman esasları olagelmiştir. Muhalif yapılarla ilgili de bir şeyler söylemek gerekir. Başta Şeyh Sait ayaklanması olmak üzere demokratik bir ülkenin halkının seçimleri ile işbaşına gelmiş Başbakan ve o günkü Cumhurbaşkanı, ülkenin sosyal adaletini sağlamak adına inandıkları sosyalizmi ülkesinde yeşertmek için mücadele edenler, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bir devletin, rejim ya da yönetimin ne olduğunu anlamak için onun kendini tanımlama biçimlerine bakmak ne derece doğru olur? Bir yönetim biçiminin kendi tanımlamaları kendisini meşrulaştırma ve uluslararası alanda konumlandırma amacına matuftur. Halbuki en belirgin ayrıştırıcı ya da kendisini iyot gibi açığa çıkaran özelliği muhaliflerinin ne durumda olduğu ile ilişkilidir. Taraftarların, destekçilerinin, sisteme angaje olmuş siyasilerin, sistemden beslenen ekonomi ve medya örgütlerinin, ya da sisteme muhalefet etme becerisi eğitim, yıldırma ve kanıksatma süreçlerinden sonra tüketilmiş olan bireylerin değerlendirmeleri bu anlamda pek de bir kıymeti haiz olmayacaktır.</p>



<p>Türkiye Cumhuriyeti devleti / rejimi kurulduğu günden itibaren çeşitli muhalif yapılarla muhatap olmuştur. Yönetim modeli olarak Cumhuriyet ve iş başına gelme yöntemi olarak Demokrasi yönetim süreçlerinin sevk idaresi bakımından sosyal ve hukuk devleti tanımlamaları anayasada yer almasına rağmen reel politikte ve gündelik hayatta ne sosyal adalet ne eşitlik ne hukuk ne de başka herhangi bir alanda kendini gösterememiştir. Mevcut sistemin her zaman seçtikleri, yanında tuttukları, korudukları ve korunmasını gerekli kıldığı bağlılık temelleri, iman esasları olagelmiştir.</p>



<p>Muhalif yapılarla ilgili de bir şeyler söylemek gerekir. Başta Şeyh Sait ayaklanması olmak üzere demokratik bir ülkenin halkının seçimleri ile işbaşına gelmiş Başbakan ve o günkü Cumhurbaşkanı, ülkenin sosyal adaletini sağlamak adına inandıkları sosyalizmi ülkesinde yeşertmek için mücadele edenler, %90’ı Müslüman olan bir ülkede inandığı gibi yaşamak arzusundan başka bir derdi olmayan ve rejimin İslamcılar olarak tanımladığı kişiler, nihayet kurulduğu günden itibaren çıbanbaşı gibi görülen ve farklı şekillerde öfkelenildiği, dışlandığı hissettirilen Kürtler. Bu arada bireysel ve küçük gruplar halinde olan muhalif yapıların, kişilerin ismini ve detaylarını zikretmeye ihtiyaç hissetmiyoruz.</p>



<p>Şeyh Sait ayaklanması hem askeri anlamda hem hukuki anlamda kanlı bir şekilde bastırıldı. Araya Dersim olayları da girdi. İnanç, kültür, felsefe, ideal ve mücadeleye yönelik tanımlama açısından birbirine taban tabana zıt olan bu iki öbek rejim için açık düşman olmuşlardı. Bunlar geçmişte kaldığı için mahkeme dosyalarındaki metinler ve isnatlar çerçevesinde ve bugün ki nesillerin gözünden uzak tutulmak suretiyle gündemden düşmüştür. Ancak bireyler yaşadıklarını kendilerinden sonraki nesillere aktarmaktan imtina etmemişlerdir. Ciddi anlamda muhalif görülen ve cadı avlarıyla kökü kurutulmak istenen sol kimlik, kabuk ve fikir değiştirmek suretiyle iktidar ve muktedir olmuştur.</p>



<p>İlginç olan özgürlük ve sanayileşme temalı sosyalizm, ulaşılan iktidar nimeti dolayısıyla devraldığı devletin değerlerini yüklenmek suretiyle cebbar baskıcı, yıldırmacı ve Kemalist dogmaların sahibi, hamisi bir celladına aşık zümre profili ile sistemin devamında bir çarklıya dönüştü. İlk kurulduğu günden itibaren dine, maneviyata, milli değerlere karşı mesafeli olmanın yetmeyeceğini fark ederek sert tedbirler alan devletin sürdürücüleri artık muhalefetin özgürlük şarkılarını söyleyen ama iktidarın ceberutu olan sol kafalardır. Aslında Rusya’daki devrimden sonra Türkler ve Müslüman coğrafyalarda Rusya’nın yaptığından başka bir şey değildi bu.</p>



<p>Doksanlı yıllarda başlayan İslami siyaset mücadelesi dönemin solcularının uğradığından farksız olmayan bir tutumla karşı karşıya kaldılar. Artık düzenin, rejimin, sistemin sahipleri olan özgürlük fedaileri solcular, gerek fikir anlamında gerek gerçek anlamda babalarının yolundan gitmeyi ve kendi yaşadıkları cadı avını, uğradıkları baskı ve dayatmayı günün en güçlü muhalifi olan İslamcılar’a yöneltiyordu. Rejim, teslim olduğu ile teslim aldığını aynılaştırmayı başarmıştı. Böylelikle eski muhalifleri eliyle yeni muhalifleri bertaraf ediyor ortaya koymuş olduğu tartışılamaz devrim (iman) ilkelerini onlar eliyle berhayat kılıyordu. Kurucularının komünizme savaş açtığı bir ülkede komünist manifestolardan ilham alan ve Bilderberg toplantılarını kaçırmayan, zihinde (itikatta) Sosyalist, eylemde (amelde) kapitalist olan yöneticiler artık özgürlük değil kurallar, kanunlar, yasalar, teamüller kavramlarıyla toplumun düşünmesine, inandığı gibi yaşamasına ve özgürce nefes almasına müdahale eder hale geldiler.</p>



<p>İslamcıları köşeye sıkıştırmak için Demokrat mısınız? Demokrasiye inanıyor musunuz? Mustafa Kemal’i seviyor musunuz? Laik misiniz? İktidara gelirseniz kadınların başını kapatacak mısınız? Kişi muhatabını kendi gibi bilir. Kendileri zorla başını açtıkları kadınların bir gün kendilerine karşı bir devrim gerçekleştireceğini ve mutlaka böyle bir şeyi başaracaklarını düşünüyorlardı. Çünkü yine özel sohbetlerde iktidara geldiklerinde yine aynı şeyleri yapacaklarını hatta bu sefer çok daha profesyonelce yapacaklarını ifade etmekten de imtina etmemektedirler. Güya bu kötü soru ve sıkıştırmalarla devletin imkanlarını gücünü ellerinde tutmalarını başarabileceklerini sanıyorlardı. Halbuki kendilerine bu uygulamaları yapanlardan devir almışlardı bu imkanları bu gücü.</p>



<p>Artık yirmi yıldır alışamadıkları, yargıladıkları, yadırgadıkları, beğenmedikleri, dışladıkları, saygı bile duymadıkları bir düşünce dünyasının yönetimi altındalar. Şimdi benzer bir şeyi farklı bir kanalda gözlemliyoruz. 90’ların İslamcıları iktidardalar. Selefleri gibi baskı yapmadıklarını, ülkeyi iyi bir noktaya getirdiklerini, özgürlük ve düşünce planında iyileşmeler görüldüğünü ifade ediyorlar biz de gözlemliyoruz. Yaşanan süreçlerin tahlillerini yapmaktan imtina eden bir muhafazakâr kesim üretildi. Aslında merak edilmesi gereken çok önemli bir iki soru var. Şimdi mevcut iktidarın devredileceği muhalif yapı kim olacak? İktidarların düşünsel değişiminde ya da el değiştirilmesinde dış güçlerin ve farklı saiklerin etkisi planlaması yönlendirmesi hangi seviyededir?</p>



<p>Şimdilerde özellikle HDP üzerinde bir takım biçimlendirme ve forma sokma çalışmalarını gözlemliyoruz. Türkiye Partisi olması gerektiği, Türkiye’nin ulusal ve tartışılmaz devrim ilkelerinin karşısında nasıl bir pozisyon alması gerektiği, varlık sebebi olan Kürt Siyasetini Ülke Siyaseti olarak geliştirmesi ya da değiştirmesi gerektiği, var olmaklığını, fikri temellerini borçlu olduğu ve varlığını devam ettirme sürecinde can damarın niteliğinde olan PKK ‘yı terör örgütü olarak kabul etmesi gerektiği gibi sorgulamalarla bitirmeye tüketmeye ve siyasi alandaki denklemi bozmaya yönelik çalışmalar görüyoruz. Bunu iktidar direkt yapmıyor olabilir. Devlet olarak terörle mücadele de yaşanan acıları, halk olarak kayıpları çok iyi biliyoruz. Özellikle son yıllarda yaşanan mücadeledeki yüksek başarı bu anlamda ülke açısından gelinen en iyi aşama olarak değerlendirilebilir.</p>



<p>Ancak bugün ki siyasilere, ekonomik güç odaklarına ve sahip oldukları medya iletişim imkanlarına dayanarak Türkiye siyasetine ve HDP’ye istikamet vermek isteyen, temelinde düşünce ve iyi niyet olmayan, kazanmayı değil karşı olmayı, uzlaşmayı değil restleşmeyi dil ve yöntem olarak kullananlara söyleyeceğimiz birkaç sözümüz var. Bu yapılanlar üçüncü devir teslim süresinin HDP çizgisine yönelmesine hizmet etmekten başka bir şeye yaramayacaktır. Her ne kadar toplumda Kürt seçmen sayısı çok olmasa da siyasi zemin itibari ile sol siyasi düşünce CHP’den vazgeçecek gibi görünmese de CHP’yi HDP ’leştirmek suretiyle bu iktidarı devir teslim sürecine doğru taşınmasına hizmet ediyorsunuz.</p>



<p>Her düşünce her siyasi akım baskıya uğradıkça çok daha fazla kavileşir kenetlenir. Bu mesele tekrar tekrar yaşanmış tecrübe edilmiş olmasına rağmen devletin ya da rejimin hamisi kesilen Sağ ve Sol muhafazakârlar bilmelidirler ki kendi devraldıkları iktidar ve nimetleri kendilerinde kalıcı değildir. Bir gün veda etmek zorunda kalacaklar. Mesele devleti ve onun değişmez ilkelerinin uğruna insanları feda etmek suretiyle sivil örgütleri yıpratmak suretiyle yapılan yanlışların gün gelip tümüyle devletin beğenilmeyen, istenmeyen, dışlanan, reddedilen siyasi organizmalara teslim edilmesinin önünü açmasıdır. Ne olursa olsun ister şu tehlike ister bu tehlike merkeze insanı, özgürlüğü, hakları, düşündüğünü yaşama ve yayma imkânlarını almayan bütün siyasetler iflas etmek durumundadır. Keçinin sevmediği ot burnunun dibinde bitermiş. PKK bitince, FETÖ bitince ne devletin ne de devletçilerin elinde bir düşman kalmayacaktır. O zaman ne yapacaksınız? Totaliter kafa yapısı, totaliter rejimler kendi düşmanlarının yoktan da var etmek için elinden geleni yapacaktır / yapmaktadır. Dolayısıyla insanı, aklı, düşünceyi, özgürlük ve eşitliği yaşam standardı haline getirmediğiniz sürece mutlaka istismar edilecek, terörize edilecek bir takım muhalif yapılar olmaya devam edecektir. Ve kendisini düzeltmeyen bir yönetim anlayışı var olduğu sürece bunun sonu gelmeyecektir. O halde gelin insanların dinleyelim, yargılamayalım. Herkes siyasi parti kursun, herkes konuşsun. Aksi halde sadece bizden öncekiler ve bizler değil gelecek nesillerimiz de bu tür sıkıntılarla uğraşmaya, boğuşmaya devam edecektir.</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sag-ve-sol-muhafazakarligin-utanc-tarihi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
