<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Cem ÇALIŞICI &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/cem-calisici/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Sun, 23 May 2021 07:38:08 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.9</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Cem ÇALIŞICI &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Harzemşahlı Terken Hatun Hakkında&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/harzemsahli-terken-hatun-hakkinda/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/harzemsahli-terken-hatun-hakkinda/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 23 May 2021 07:38:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17306</guid>

					<description><![CDATA[Selçuklularda Melikşah&#8217;ın ve Sencer&#8217;in hatunları gibi Harzemşah İl Arslan’ın (1156-1172) karısı da Terken unvanını taşımaktaydı. Kocası 1172’de vefat edince, kendi oğlu olan Sultan-şah’ı tahta oturtmuş, ancak İl Arslan’ın öteki oğlu Alaaddin Tokuş (Tekiş) Kara Hıtaylardan yardım isteyerek, bunlara karşı çıkmıştı. Nihayet aralarındaki kavgalar bittiğinde, Alaaddin Tokuş (1173-1200) üvey annesini öldürtmüştü (1174). Alaaddin Tokuş’un eşi de bir Kıpçak Türkü’ydü ve o da Terken Hatun diye anılmıştır. Gayet nüfuzlu olan bu Türk hatununun tesiri oğlu Muhammed üzerinde oldukça fazlaydı.. Onun yedi katipten oluşan bir inşa divanının, vezirinin, sarayının ve tamamen kendine bağlı Kıpçak Türklerinden oluşan bir ordusunun bulunduğunu biliyoruz.. Mührünün üzerinde &#8221; din ve dünyanın koruyucusu, Türklerin prensesi, bütün kadınların melikesi&#8221; yazıldığı söylenir.. İlerlemiş yaşına rağmen oldukça güzel bir kadın olan Terken Hatun&#8217;un hiçbir emrine oğlu karşı gelemiyordu. Ordu komutanları, valiler, hatta devletin harici siyasetine dahi o karar veriyordu. Bazen, hükümdarın sarayından ve kendi sarayından bir konu hakkında ayrı ayrı ferman çıkıyor, neticede Terken Hatun&#8217;un isteği oluyordu.. Sultan, annesine karşı kendisini ispatlamak için Azerbaycan&#8217;ı ve Irakı Acemi elegeçirmiş, hatta Bağdat&#8217;a Abbasi Halifesinin üzerine dahi yürümüştü (Bu esnada Çingis Han, güçlenmektedir).. Bağdat&#8217;ı Harzemşah ordusunun gazabından aniden bastıran kar yağışı ve tipi kurtarmış, Harzemşah ordusu kamilen donarak ölmüştü.. Terken Hatun, (kendi kabilesinden olduğu için &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Selçuklularda Melikşah&#8217;ın ve Sencer&#8217;in hatunları gibi Harzemşah İl Arslan’ın (1156-1172) karısı da Terken unvanını taşımaktaydı. Kocası 1172’de vefat edince, kendi oğlu olan Sultan-şah’ı tahta oturtmuş, ancak İl Arslan’ın öteki oğlu Alaaddin Tokuş (Tekiş) Kara Hıtaylardan yardım isteyerek, bunlara karşı çıkmıştı. Nihayet aralarındaki kavgalar bittiğinde, Alaaddin Tokuş (1173-1200) üvey annesini öldürtmüştü (1174). Alaaddin Tokuş’un eşi de bir Kıpçak Türkü’ydü ve o da Terken Hatun diye anılmıştır. Gayet nüfuzlu olan bu Türk hatununun tesiri oğlu Muhammed üzerinde oldukça fazlaydı.. Onun yedi katipten oluşan bir inşa divanının, vezirinin, sarayının ve tamamen kendine bağlı Kıpçak Türklerinden oluşan bir ordusunun bulunduğunu biliyoruz.. Mührünün üzerinde &#8221; din ve dünyanın koruyucusu, Türklerin prensesi, bütün kadınların melikesi&#8221; yazıldığı söylenir.. İlerlemiş yaşına rağmen oldukça güzel bir kadın olan Terken Hatun&#8217;un hiçbir emrine oğlu karşı gelemiyordu. Ordu komutanları, valiler, hatta devletin harici siyasetine dahi o karar veriyordu. Bazen, hükümdarın sarayından ve kendi sarayından bir konu hakkında ayrı ayrı ferman çıkıyor, neticede Terken Hatun&#8217;un isteği oluyordu.. Sultan, annesine karşı kendisini ispatlamak için Azerbaycan&#8217;ı ve Irakı Acemi elegeçirmiş, hatta Bağdat&#8217;a Abbasi Halifesinin üzerine dahi yürümüştü (Bu esnada Çingis Han, güçlenmektedir).. Bağdat&#8217;ı Harzemşah ordusunun gazabından aniden bastıran kar yağışı ve tipi kurtarmış, Harzemşah ordusu kamilen donarak ölmüştü..</p>



<p><br>Terken Hatun, (kendi kabilesinden olduğu için ) Sultan Alaeddin&#8217;in Kıpçak hanımından olan 5 yaşındaki Uzluk&#8217;u veliaht tayin etmiş, her yönden yetişkin olan, lakin anası bir Hintli cariye olan Celalettin Harzemşah&#8217;ın hakkı yenmişti.. Terken Hatun, oğlu Sultan Alaeddin Muhammed, Vezir ve Kıpçaklar koskoca Harzemşah devletinin içini oymuşlar, koca devlet Çingis hanın bir vuruşuyla darmadağın olmuştu. Alaeddin Muhammed Şah devletini savunamamış, Moğolların önündenn kaçarak Hazer Denizinde bulunan Abiskun adasına sığınmış burada korkakça vefat etmişti.. (Bu arada Harzemşahlar ile Moğolların arası Terken Hatun&#8217;un atadığı, aynı zamanda da amcası oğlu, Otrar Valisi İnalcık Hayır Han, Çingis Hanın himayesinde ticaret yapan çoğu Müslüman büyük bir tüccar kafilesini öldürtmesi sebebiyle açılmıştı.)</p>



<p><br>Terken Hatun yanında bulunan diğer hanedan üyeleri ve şehzadeler ile beraber, Moğol işgal ve tahribatından Kuzey İran&#8217;da Hazer denizi sahillerinde bulunan İlan kalesine sığınmış lakin senenin çoğu yağmurlu geçen bölgede bir damla su düşmemiş, kale şiddetli susuzluk sebebiyle teslim olmuştur.. Kümahi Şah adındaki en küçüğü müstesna, tüm şehzadeler derhal öldürüldüler. Sultanın kızları, vezir, hazine ve Terken Hatun esir olarak Cingiz Han&#8217;a Karakurum&#8217;a gönderildiler.. İhtiyar Terken Hatun&#8217;un durumu o derece sefihane idi ki günlük yiyeceğini bile Çingiz Han&#8217;ın sofrasının artıklarından bizzat gelerek toplamak suretiyle temine mecbur bulunuyordu..</p>



<p><br>İkbal devrinde irtikap ettiği hataların, cinayetlerin, binlerce insanın kanının dökülmesiyle intaç (neticelelen) eden hakimiyet teşneliğinin (susamışlığını) böyle akıbetini böyle acı bir şekilde gören bu kadın 1232-33&#8217;te vefât etmiştir..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/harzemsahli-terken-hatun-hakkinda/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Terken Ünvanı ve Harzemşah Melikesi Terken Hatun</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/terken-unvani-ve-harzemsah-melikesi-terken-hatun/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/terken-unvani-ve-harzemsah-melikesi-terken-hatun/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 14 Apr 2021 13:42:40 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=17112</guid>

					<description><![CDATA[Türk tarihinde belli bir zaman geçtikten sonra hükümdar ünvanlarında olduğu gibi katun ünvanında da değişiklikler olmuştur.. Kağan, hakan, han, sultan , padişah, idikut gibi ünvanlar hükümdara aitken, terken, sultan, bike ve begüm de katun, hatun ünvanlarındandır. Tabi bu değişikliklerin en önemli sebebi, değiştirilen coğrafya ve kabul edilen din ve medeniyet dairelerinin etkisidir. TRT&#8217;de iktidarın siyasetine paralel olarak tarihi diziler yapılmış bu dizilerde Türk tarihinin çeşitli yönleri işlenilmiştir.. En son yayınlanan Uyanış Selçuklu dizisi özellikle Türk televizyonlarında Osmanlı odaklı anlayışı değiştirmiştir. Dizide en fazla rağbet gören karakter Melikşah&#8217;ın eşi Terken Hatun&#8217;dur.. Orhun Kitabelerine baktığımızda hükümdar ünvanlarının başında bilge kelimesine rastlıyoruz. Bunun yanında hatunluk makamındaki kadına da İl Bilge Hatun deniliyordu. Bu durum Kitabelerde semavi bir gerekçe ile açıklanmıştır. &#8216;Yukarıda Türk Tanrısı, Türk’ün kutlu ülkesini bu şekilde düzenlemiş. Türk milleti yok olmasın, millet olsun diye İl-teriş Kagan ve İl Bilge Katun’u (Tanrı) halk içerisinden çekip yükseltmiştir&#8221;.. Yine Uygur beyi Moyen Çor taht mücadelesini kazandığında eşine İL Bilge Hatun ünvanını vermişti.. İslami dönemde İl Bilge Hatun ünvanı Terken Hatun&#8217;a çevrilmiştir..Bu ad ile anılan meşhur Türk hanımlarından bazılarınıtanıtmak gerekirse; hiç şüphesiz bunların başında Selçuklu hükümdarı Melik-şah’ın (1072-1092) eşi Terken Hatun gelir. Bir Kara Hanlı kızı olan Terken Hatun o kadar hırslıdır ki, kendinden doğan &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Türk tarihinde belli bir zaman geçtikten sonra hükümdar ünvanlarında olduğu gibi katun ünvanında da değişiklikler olmuştur.. Kağan, hakan, han, sultan , padişah, idikut gibi ünvanlar hükümdara aitken, terken, sultan, bike ve begüm de katun, hatun ünvanlarındandır. Tabi bu değişikliklerin en önemli sebebi, değiştirilen coğrafya ve kabul edilen din ve medeniyet dairelerinin etkisidir.</p>



<p><br>TRT&#8217;de iktidarın siyasetine paralel olarak tarihi diziler yapılmış bu dizilerde Türk tarihinin çeşitli yönleri işlenilmiştir.. En son yayınlanan Uyanış Selçuklu dizisi özellikle Türk televizyonlarında Osmanlı odaklı anlayışı değiştirmiştir. Dizide en fazla rağbet gören karakter Melikşah&#8217;ın eşi Terken Hatun&#8217;dur..</p>



<p><br>Orhun Kitabelerine baktığımızda hükümdar ünvanlarının başında bilge kelimesine rastlıyoruz. Bunun yanında hatunluk makamındaki kadına da İl Bilge Hatun deniliyordu. Bu durum Kitabelerde semavi bir gerekçe ile açıklanmıştır. &#8216;Yukarıda Türk Tanrısı, Türk’ün kutlu ülkesini bu şekilde düzenlemiş. Türk milleti yok olmasın, millet olsun diye İl-teriş Kagan ve İl Bilge Katun’u (Tanrı) halk içerisinden çekip yükseltmiştir&#8221;.. Yine Uygur beyi Moyen Çor taht mücadelesini kazandığında eşine İL Bilge Hatun ünvanını vermişti..</p>



<p><br>İslami dönemde İl Bilge Hatun ünvanı Terken Hatun&#8217;a çevrilmiştir..Bu ad ile anılan meşhur Türk hanımlarından bazılarını<br>tanıtmak gerekirse; hiç şüphesiz bunların başında Selçuklu hükümdarı Melik-şah’ın (1072-1092) eşi Terken Hatun gelir. Bir Kara Hanlı kızı olan Terken Hatun o kadar hırslıdır ki, kendinden doğan çocuğunu tahta çıkarabilmek için kocasıyla vezir Nizam’ül-mülk’ün arasını açmış, hatta bu ikisinin vefatına sebep olmuştur. Kendisi de bu gaileler içinde 1094’te ölmüştü. Harzemşah İl Arslan’ın (1156-1172) karısı da Terken unvanını taşımaktaydı. Kocası 1172’de vefat edince, kendi oğlu olan Sultan-şah’ı tahta oturtmuş, ancak İl Arslan’ın öteki oğlu Alaaddin Tokuş (Tekiş) Kara Hıtaylardan yardım isteyerek, bunlara karşı çıkmıştı. Nihayet aralarındaki kavgalar bittiğinde, Alaaddin Tokuş (1173-1200) üvey annesini öldürtmüştü (1174). Alaaddin Tokuş’un eşi de bir Kıpçak Türkü’ydü ve o da Terken Hatun diye anılmıştır. Gayet nüfuzlu olan bu Türk hatununun tesiri oğlu Muhammed üzerinde oldukça fazlaydı.. Onun yedi katipten oluşan bir inşa divanının, vezirinin, sarayının ve tamamen kendine bağlı Kıpçak Türklerinden oluşan bir ordusunun bulunduğunu biliyoruz.. Mührünün üzerinde &#8221; din ve dünyanın koruyucusu, Türklerin prensesi, bütün kadınların melikesi&#8221; yazıldığı söylenir.. İlerlemiş yaşına rağmen oldukça güzel bir kadın olan Terken Hatun&#8217;un hiçbir emrine oğlu karşı gelemiyordu. Ordu komutanları, valiler, hatta devletin harici siyasetine dahi o karar veriyordu. Bazen, hükümdarın sarayından ve kendi sarayından bir konu hakkında ayrı ayrı ferman çıkıyor, neticede Terken Hatun&#8217;un isteği oluyordu.. Sultan, annesine karşı kendisini ispatlamak için Azerbaycan&#8217;ı ve Irakı Acemi elegeçirmiş, hatta Bağdat&#8217;a Abbasi Halifesinin üzerine dahi yürümüştü (Bu esnada Çingis Han, güçlenmektedir).. Bağdat&#8217;ı Harzemşah ordusunun gazabından aniden bastıran kar yağışı ve tipi kurtarmış, Harzemşah ordusu kamilen donarak ölmüştü..</p>



<p><br>Terken Hatun, (kendi kabilesinden olduğu için ) Sultan Alaeddin&#8217;in Kıpçak hanımından olan 5 yaşındaki Uzluk&#8217;u veliaht tayin etmiş, her yönden yetişkin olan, lakin anası bir Hintli cariye olan Celalettin Harzemşah&#8217;ın hakkı yenmişti.. Terken Hatun, oğlu Sultan Alaeddin Muhammed, Vezir ve Kıpçaklar koskoca Harzemşah devletinin içini oymuşlar, koca devlet Çingis hanın bir vuruşuyla darmadağın olmuştu. Alaeddin Muhammed Şah devletini savunamamış, Moğolların önündenn kaçarak Hazer Denizinde bulunan Abiskun adasına sığınmış burada korkakça vefat etmişti.. (Bu arada Harzemşahlar ile Moğolların arası Terken Hatun&#8217;un atadığı, aynı zamanda da amcası oğlu, Otrar Valisi İnalcık Hayır Han, Çingis Hanın himayesinde ticaret yapan çoğu Müslüman büyük bir tüccar kafilesini öldürtmesi sebebiyle açılmıştı.)</p>



<p><br>Terken Hatun yanında bulunan diğer hanedan üyeleri ve şehzadeler ile beraber, Moğol işgal ve tahribatından Kuzey İran&#8217;da Hazer denizi sahillerinde bulunan İlan kalesine sığınmış lakin senenin çoğu yağmurlu geçen bölgede bir damla su düşmemiş, kale şiddetli susuzluk sebebiyle teslim olmuştur.. Kümahi Şah adındaki en küçüğü müstesna, tüm şehzadeler derhal öldürüldüler. Sultanın kızları, vezir, hazine ve Terken Hatun esir olarak Cingiz Han&#8217;a Karakurum&#8217;a gönderildiler.. İhtiyar Terken Hatun&#8217;un durumu o derece sefihane idi ki günlük yiyeceğini bile Çingiz Han&#8217;ın sofrasının artıklarından bizzat gelerek toplamak suretiyle temine mecbur bulunuyordu..</p>



<p><br>İkbal devrinde irtikap ettiği hataların, cinayetlerin, binlerce insanın kanının dökülmesiyle intaç (neticelelen) eden hakimiyet teşneliğinin (susamışlığını) böyle akıbetini böyle acı bir şekilde gören bu kadın 1232-33&#8217;te vefât etmiştir..</p>



<p><br>Terken ünvanına geri dönersek Satuk Bugra Han’ın büyük kızı Nısb Türkan, üçüncü kızının adı da Hediye Türkan’dır. Özellikle Selçuklu ve Harzemşahlarda “Terken” unvanlı kişiler oldukça boldur..</p>



<p><br>Kaşgarlı Mahmut ünlü eserinde Tengri kelimesini açıklarken tengriken deyimine değinmektedir..Kaşgarlı, “Gayr-i Müslim Türklerin bilgin kimseye tengriken dediklerini” söylüyor.Yani “Tanrıya tapan, bilgin, dindar, ileriyi gören” manalarına geliyor olmalıdır. Yani sıfattır. Bu sıfat Orhun Kitabelerinde de sık sık geçer. Özellikle hükümdarlar anlatılırken.. Tabi aynı sıfat daha sonra kadınlar içinde kullanımıştır ki R.Genç, “Terken” adlı makalesinde;<br>“başlangıçta yalnız hükümdarlar için kullanılırken, sonradan Osmanlılardaki sultan unvanı gibi, hatunlara da verilmiştir. Yani tengrikenden terkene bir geçiş söz konusudur..</p>



<p><br>Aynı kelime Moğollara da geçmiş, Töregene, Turkay, Turakay isimleri de bu ünvandan türemiş kelimelerdir..</p>



<p><br>Terken kelimesinin kökeni Tengri kelimesidir..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/terken-unvani-ve-harzemsah-melikesi-terken-hatun/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sultan Sencer&#8217;e Dair</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sultan-sencere-dair/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sultan-sencere-dair/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 15 Dec 2020 07:35:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Selçuklu]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16415</guid>

					<description><![CDATA[Dandanakan Ovası&#8217;nda 1040 senesinde kurduğumuz devletin 6. devlet başkanı olan Sultan Sencer 1086 senesinde doğdu.. Annesi Taceddin Seferiye Hatun&#8217;du.. Melikşah&#8217;ın diğer bütün şehzadeleri gibi mükemmel bir eğitim gördü.. Doğumundan itibaren ona kutsiyet yüklendi.. Hazreti Peygamber efendimiz: &#8221;Ahir zamanda bir insan zuhur edecek. Ceyhun sahillerine ve Şark haricine büyük ordu ile yürüyecek. Horasan sahibini bozguna uğratacak. Bu adam esmer yüzlü, büyük karınlı ve kafalı, gür sesli ve çiçek bozuğudur. Sağ elinde bir ya da iki ben vardır; Horasan’a galip gelecek, bunun ismi Cezire’de bulunan bir memleket ismidir. Merv’e nazil olacak, onun süvarileri ve piyadeleri burayı istila ve melikleri kahredecek ise de sonra Doğu’dan ve Çin’den gelen askerler onu kahredecekler, bilâhare zaafa uğrayacak ve Horasan’da karışıklık ortaya çıkacak” şeklindeki hadisiyle Sencer’i tarif etmişti. Çok güzel bir çocuk olan Sencer, küçüklüğünde pek çok çocuğu öldüren çiçek hastalığı geçirmiş, Ömer Hayyam tarafından tedavi edilmiş, bu hastalık yüzünde izler bırakmıştı.. 1092&#8217;de henüz 6 yaşındayken babası Melikşah aniden ölüvermiş, devlet büyük bir buhrana düşmüştü. Üvey abisi Berkyaruk, ana bir abisi Muhammed Tapar, üvey annesi Terken Hatun ve 2 yaşındaki kardeşi Mahmut&#8217;la beraber Selçuklu hanedanı taht peşinde koşmuştu.. Terken Hatun, 2 yaşındaki oğlu Mahmut&#8217;u sultan, Abbasi halifesinden olan torunu Cafer&#8217;i de halife yaparak, hem dini hem de &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Dandanakan Ovası&#8217;nda 1040 senesinde kurduğumuz devletin 6. devlet başkanı olan Sultan Sencer 1086 senesinde doğdu.. Annesi Taceddin Seferiye Hatun&#8217;du.. Melikşah&#8217;ın diğer bütün şehzadeleri gibi mükemmel bir eğitim gördü..</p>



<p>Doğumundan itibaren ona kutsiyet yüklendi.. Hazreti Peygamber efendimiz: &#8221;Ahir zamanda bir insan zuhur edecek. Ceyhun sahillerine ve Şark haricine büyük ordu ile yürüyecek. Horasan sahibini bozguna uğratacak. Bu adam esmer yüzlü, büyük karınlı ve kafalı, gür sesli ve çiçek bozuğudur. Sağ elinde bir ya da iki ben vardır; Horasan’a galip gelecek, bunun ismi Cezire’de bulunan bir memleket ismidir. Merv’e nazil olacak, onun süvarileri ve piyadeleri burayı istila ve melikleri kahredecek ise de sonra Doğu’dan ve Çin’den gelen askerler onu kahredecekler, bilâhare zaafa uğrayacak ve Horasan’da karışıklık ortaya çıkacak” şeklindeki hadisiyle Sencer’i tarif etmişti.</p>



<p>Çok güzel bir çocuk olan Sencer, küçüklüğünde pek çok çocuğu öldüren çiçek hastalığı geçirmiş, Ömer Hayyam tarafından tedavi edilmiş, bu hastalık yüzünde izler bırakmıştı..</p>



<p>1092&#8217;de henüz 6 yaşındayken babası Melikşah aniden ölüvermiş, devlet büyük bir buhrana düşmüştü. Üvey abisi Berkyaruk, ana bir abisi Muhammed Tapar, üvey annesi Terken Hatun ve 2 yaşındaki kardeşi Mahmut&#8217;la beraber Selçuklu hanedanı taht peşinde koşmuştu..</p>



<p>Terken Hatun, 2 yaşındaki oğlu Mahmut&#8217;u sultan, Abbasi halifesinden olan torunu Cafer&#8217;i de halife yaparak, hem dini hem de dünyevi yetkileri elinden tutmak, Atlas Okyanusu&#8217;ndan Çin Seddine kadar olan coğrafyada milyonlarca Müslümanın kaderine hakim olmak istemişti..</p>



<p>En büyük rakibi olan Berkyaruk&#8217;u bertaraf etmek için , Berkyaruk&#8217;un dayısı&nbsp; evlilik ve saltanata ortaklık teklif etmiş, bu muazzam teklif kabul edilmişti.. Diğer yandan da Muhammed Tapar ile uğraşıyordu..</p>



<p>Melikşah öldüğünde Sencer yanındaydı.. Biz zaman sonra Sencer, Terken&#8217;in yanından öz abisi Mehmet Tapar&#8217;ın yanında kaçıvermişti.</p>



<p>Mamafih muradına erememiş, hastalanarak İsfahan&#8217;da vefat etmiş, üzerine titrediği oğlu Mahmut da kısa bir süre sonra çiçekten vefat edecektir.</p>



<p>Nihayetinde Berkyaruk sultan olmuş fakat genç yaşta 26 yaşında 1105&#8217;te vefat etmişti. Yerine kardeşi Muhammet Tapar sultan olmuş kardeşi Sencer&#8217;i de Horasan&#8217;a melik olarak atamıştı..</p>



<p>Tapar vefat edince yerine oğlu Tuğrul sultan olmuş, Sencer sıranın kendisine geldiğini düşünerek yeğeninin üzerine yürümüştü.&nbsp; Tacettin Seferiye Hatun torunu ile oğlunun savaşmasına müsade etmemiş, Sencer sultan olmuş, Sencer&#8217;in kızı ile Tuğrul evlendiği gibi, Sencer&#8217;e de veliaht olmuştu.. Doğan erkek çocukları yaşamamıştı. Tuğrul daha sonra amcasına bağlı olarak Irak Selçuklu Devletini kurmuştu..</p>



<p>Bu şekilde tahta geçen Sencer, Selçuklu devletini küllerinden yeniden canlandırmış, eski haşmetli günlerine döndürmüştü.. Öyle ki Selçuklu tarihinin en önemli uzmanlarından Prof. Dr. Mehmet Altay Köymen, Sencer dönemini &#8221;İkinci İmparatorluk Dönemi&#8221; olarak kabul etmişti.. Halife tarafından kendisine “es-Sultanü’l-âzâm” (Kudretli Sultan) ve “es-Sultânü’s-Selâtin” (Sultanların Sultanı) unvanları verilmişti.</p>



<p>Ahmed Gazzâlî, Kalenderi dervişi Zâhid-i Âbapûş, zahid ve fakih kimliğiyle tanınan Abdurrahman b. Abdüssamed, Ebû İshak Kâzerûnî ve Ahmed Yesevî’nin şeyhi Yusuf Hemedânî Sultan’ın saygı duyduğu ve zaman zaman ziyaret ettiği mutasavvıflardı.</p>



<p>Yusuf Hamedani hazretleri ile ilişkisini her zaman taze tutmuş, Şeyh&#8217;ten sık sık dua istemişti..</p>



<p>İç isyanları bastırmış devletin sınırlarını genişletmiş, Haşhaşilerle mücadele etmiş lakin bu mücadelede veziri Ebu Nasır Ahmed&#8217;i kaybetmişti..</p>



<p>Kazandığı bu başarıya rağmen Selçukluların son hükümdarı oldu. Saltanatının son senelerinde ard arda stratejik hata yapmış bir yandan devletin asıl kurucu unsur olan Türkmenlerle diğer yandan da komşuları Moğol Karahitaylarla münasebetler bozulmuştu.</p>



<p>1141 senesinde Karahitaylılarla Katvan Savaşı yapılmış fakat büyük bir mağlubiyet yaşanmıştı. Hatta Sencer&#8217;in bir Karahanlı prensesi olan eşi Terken Hatun ( Selçuklularda gelenek herhalde bu Karahanlı prensesi almak) Karahitaylara esir düşmüştü..</p>



<p>Türkmenler Selçuklu sarayına her sene 24 bin koyun vergi veriyorlar bu koyunlar, saray mutfağından halka kesilip dağıtılıyordu.. Dini inancı ne olursa olsun herkes saraydan yemek yiyebiliyordu.. Eski Türk hükümdarlarının ve boy beylerinin arada bir halka ziyafet vermeleri,&nbsp; saraylarını ve çadırlarını halka yağmalatması hadisesi&nbsp; bu şekilde devam ediyordu ( Yani devletin malı&nbsp; deniz yemeyen domuz lafı hem sosyolojik hem de tarihi bir hakikattir.).</p>



<p>Verginin 30 bin koyuna yükseltilmesi ve bunun tahsili sırasında Türkmenlere incitici davranılması neticesinde&nbsp; Türkmenler, biz Sultan&#8217;ın sarayında bir aş bile yiyemedik&nbsp; diyerek isyanlarını da aynı zamanda meşrulaştırmışlar, üzerlerine gelen Sencer&#8217;i esir ederek, 3 seneye yakın ellerinde tutmuşlardır. Türkmendir elbette, kabadır, sabadır ama sultanlarına da saygıda kusur etmemişlerdir. Bu arada valiler, emirler, saray görevlileri de yağmaya çıkmış, ele geçirdikleri yerlerde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.</p>



<p>Yakın adamlarından Müeyyed Ayaba tarafından kurtarılmış, devletini derleyip toparlamak isterken 72 yaşında 1157&#8217;de Merv&#8217;de ecel şerbetini içmiştir.</p>



<p>Sağlığında Merv&#8217;de yaptırdığı, Dar&#8217;ül Ahire ( ahiret yurdu) ismini verdiği türbesine defnedilmiştir..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sultan-sencere-dair/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Karabağ Azatlık Harekâtı Büyük Azerbaycan’a Dönüşür Mü?</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/karabag-azatlik-harekati-buyuk-azerbaycana-donusur-mu/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/karabag-azatlik-harekati-buyuk-azerbaycana-donusur-mu/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 13 Dec 2020 08:49:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Ermenistan]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16402</guid>

					<description><![CDATA[Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın Bakû&#8217;da törenlerde okuduğu rahmetli Bahtiyar Vahapzade&#8217;ye ait Aras şiiri ki geçen gün paylaştım, İran rejimini oldukça rahatsız etti. Tahran Büyükelçimiz Prof. Dr. Derya Örs ki İranoloji uzmanıdır, Dışişleri Bakanlığına çağrıldı, izahat istendi. Aynı zamanda İran Dışişleri Bakanlığı açıklama yaparak Türkiye&#8217;yi Osmanlı yayılmacılığı yapmakla (!) suçladı. Bazı vekiller Safevi devleti haritaları yayınlayarak, sınırlarının Kafkasya&#8217;ya kadar uzandığını belirttiler.. Bahtiyar Vahapzade ile 2000 senesinde Malatya’da tanıştım. Bir Mayıs akşamı aslen Azerbaycanlı olan Yavuz Bülent Bakiler ile beraber Türkçe ve Türk Dünyası üzerine uzun bir söyleşi gerçekleştirdiler. Salon tıklım tıklımdı. 4 saat boyunca ayakta pürdikkat kendilerini dinledim..2 saat sürmesi planlanan söyleşi 4 saat sürdü. Sabah saat 4’te kalkıp sınıfça daha evvel planladığımız Doğu ve Güney Doğu Anadolu gezisine çıkmıştık. Lakin gece 4 saatlik ayakta kalmak daha evvel gündüzden de gezi planlaması için sağa sola koşturmaktan mütevellid bayağı yorulmuş, gezi de şişen ayaklarımdan epey çekmiştim.. Bahtiyar bey bu söyleşisinde Araz şiirini de okumuştu…Ki bu şiir Sovyet Akademiyalarında Türkçü Turancı olarak yaftalanmasına (!) sebep olmuştu, muhtemelen Stalin devrinde bir aydın olsaydı direk kurşuna dizilirdi… Aras nehri Türkiye’den doğduktan sonra Türkiye-Ermenistan, Türkiye Nahçivan ve Azerbaycan-İran sınırının bir bölümünü oluşturduktan sonra Kura nehri ile birleşip Hazar Denizine dökülür. Bu nehir aynı zamanda iki Azerbaycan’ı da ayıran &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Sayın Cumhurbaşkanı&#8217;nın Bakû&#8217;da törenlerde okuduğu rahmetli Bahtiyar Vahapzade&#8217;ye ait Aras şiiri ki geçen gün paylaştım, İran rejimini oldukça rahatsız etti. Tahran Büyükelçimiz Prof. Dr. Derya Örs ki İranoloji uzmanıdır, Dışişleri Bakanlığına çağrıldı, izahat istendi. Aynı zamanda İran Dışişleri Bakanlığı açıklama yaparak Türkiye&#8217;yi Osmanlı yayılmacılığı yapmakla (!) suçladı. Bazı vekiller Safevi devleti haritaları yayınlayarak, sınırlarının Kafkasya&#8217;ya kadar uzandığını belirttiler..</p>



<p>Bahtiyar Vahapzade ile 2000 senesinde Malatya’da tanıştım. Bir Mayıs akşamı aslen Azerbaycanlı olan Yavuz Bülent Bakiler ile beraber Türkçe ve Türk Dünyası üzerine uzun bir söyleşi gerçekleştirdiler. Salon tıklım tıklımdı. 4 saat boyunca ayakta pürdikkat kendilerini dinledim..2 saat sürmesi planlanan söyleşi 4 saat sürdü. Sabah saat 4’te kalkıp sınıfça daha evvel planladığımız Doğu ve Güney Doğu Anadolu gezisine çıkmıştık. Lakin gece 4 saatlik ayakta kalmak daha evvel gündüzden de gezi planlaması için sağa sola koşturmaktan mütevellid bayağı yorulmuş, gezi de şişen ayaklarımdan epey çekmiştim..</p>



<p>Bahtiyar bey bu söyleşisinde Araz şiirini de okumuştu…Ki bu şiir Sovyet Akademiyalarında Türkçü Turancı olarak yaftalanmasına (!) sebep olmuştu, muhtemelen Stalin devrinde bir aydın olsaydı direk kurşuna dizilirdi…</p>



<p>Aras nehri Türkiye’den doğduktan sonra Türkiye-Ermenistan, Türkiye Nahçivan ve Azerbaycan-İran sınırının bir bölümünü oluşturduktan sonra Kura nehri ile birleşip Hazar Denizine dökülür. Bu nehir aynı zamanda iki Azerbaycan’ı da ayıran bir nehirdir. Üzerinde binlerce senelik köprülerin olduğu (Xüdafer), Azerbaycan milliyetçiliği güdenlerin üzerine şiirler yazdığı bir nehirdir.</p>



<p>Aras bir sınır olarak , ilk defa 1813 senesinde İran ile Rusya arasında imzalanan Golestan (Gülistan) Antlaşması ile kabul edildi.. Bu tarihle Azerbaycan ikiye ayrıldı.. hemen şunu söyleyelim ki tarihte Azeri diye bir halk yoktur. Azerbaycan ismi de Azeri ismi de 19. Yyda ortaya çıkan sömürgeciliğin bir yansıması. Bölge 1000’li senelerden buyana bir Türk yurdudur. Halkı Oğuz Türklerinden inmedir.Ki bu halk bölgede Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi hanedanı, Kaçar hanedanı gibi devletler de kurmuşlardı. Önemli oymakların liderliğinde devlet ve hanedan kurulmuştu. Safevi devleti 18. Yyda taht kavgaları neticesinde çökünce tahtı Avşar boyu liderli Nadir Şah devraldı.. İran’da düzeni sağlamak istediği gibi, İslam dünyasında Şİİ-Sünni ihtilafına son vermek istedi.. Babürleri yenip Delhi’yi yağmaladı, bu durum Babürlerin 30 senede İngilizler tarafından sömürgeleşmesine sebebiyet verdi. Osmanlı ile de savaştı. Şiiliğin İmamiye fırkasının Osmanlı makamlarınca 5. hak mezhep olarak kabul edilmesini istedi. Ülkede Şeyhayn olarak bilinen Hazreti Ebubekir ve Hazreti Ömer ile bu sahabelerin kızları olan müminlerin anneleri Hazreti Aişe ve Hazreti Hafsa validelerimize küfredilmesini yasakladı. Şii mollalar bu duruma direndiler. Ülkede bulunan aşiret reisleri ve de eski Safevi hanedanından kişiler ayaklandılar. Ülke parçalandı. De fakto olarak ülkenin kuzeyinde bugün Azerbaycan olarak bilinen bölgede Türk aşiretleri ufak devletler kurdular. Baku, Şeki, Talış, Gence, Karabağ, Revan, Nahçivan, Şirvan ve Kuba hanlıklıkları olarak bu devletler, Kaçar hakimiyeti esnasında İran’ı metbu olarak tanıyorlardı..İşte bugün Azerbaycan olarak bilinen ülkenin kuruluş aşaması bu hanlıklara dayanmaktadır.Bu hanlıklar kendi aralarında da anlaşamamakta birbirinin sınırlarına tecavüz de etmekteler. Halkları tamamen Türk olmasına rağmen..</p>



<p><br>Bu dönemde Rusya Kafkaslar’dan güneye doğru sarkmaya başlayacak bu hanlıkların da iç işlerine karışmaya başlayacaktır. Bölge İran’ın hakimiyet sahası olduğu için Rusya ile çatışma ister istemez mukadderdi. 1813’te yapılan savaşta, Rusya yenmiş, taraflar arasında Golestan Antlaşması imzalanmış , Revan ve Nahçivan Hanlıkları dışında bütün hanlıklar Rusya’ya terk edilmişti.</p>



<p>Böylece Azerbaycan’a giden yol açılmıştı. Rusya, Türk ülkelerini yönetmek adına, hakim olmak adına böl, parçala ve yönet düşüncesi gereği bölge tarihinde İslam öncesi bir yer ismi olan ve ateş ülkesi manasına gelen Azerbaycan ve Azeri ismi bölgede kabul edilmiştir. Bölgenin Türklüğü unutturulmak istenmiştir.</p>



<p>Rusya’nın emperyalist politikası neticesinde 1826-28 Savaşını da Rusya kazanmış, 1828’de Türkmençay Antlaşması imzalanarak Nahçivan ve Revan hanlıkları da Rusya’nın hakimiyetine girmiş, bu anlaşma ile şiirlere konu olan Aras nehri Azerbaycan’ı ikiye bölmüş, Azerbaycan’ın kuzeyi Rus hakimiyetinde kalırken güneyi de İran’a bırakılmıştır. Revan Hanlığı’nın Ruslara bırakılması bölgede Ermenistan devletinin de temellerinin atılmasına sebep olmuştur. Rusya’nın amacı Osmanlı Türkleri ile Türkistan Türkleri arasında , icabında kullanacağı tampon bir devlet kurmaktı. Bu amaçla bölgeden yüzbinlerce Türk sürülmüş, katledilmiştir.</p>



<p>Bu hanlıkların her biri bölgede bulunan Türk oymakları tarafından kurulmuş, daha evvel bir devlet kurma, yaşatma tecrübeleri olmamıştır. Dış politika deneyimleri yoktur. Ateşli silahlardan mücehhez, düzenli bir orduları da bulunmamakta olup yek diğeri diğer hanlıklarla mücadele içindedirler. Yani son, kaçınılmazdır…</p>



<p>1925’te İran’da Kaçar hakimiyeti son bulup yerine Fars egemenliği başladı. Rıza Han, Hazreti Ömer’den bu yana İran’da hakimiyet kuran ilk Fars asıllı kişidir. Tabi burada İran Türklüğünün rolü ne olur? Tabi bu dönemde Azeri Türklerinin önderliğinde Türk hakları için mücadele edildiği gibi, içlerinde Fars milliyetçiliğinin doktrineri olan, Azerilerin Fars kökenli olduklarını ve Selçuklu ve İlhanlılar döneminde zorla Türkleştirildiklerini savunan Ahmet Kesrevi gibi Azeriler de ortaya çıktı. İran Azerileri kendilerine Türk dedikleri halde ısrarla Azeri kavramı ön plana çıkartıldı.İran&#8217;ın başkenti Tahran’dır ama Tebriz’in evet demediği hiçbir iş yapılmaz gibi saçma sapan düşünceleri halk arasında yayarak baş kaldırmaları engellendi. Bu dönemde Azeriler, İran toplumuna süratle eskisinden daha fazla Fars milliyetçiliğinin parçası olarak entegre olmaya başladılar. Pehlevi hanedanına güzel Azeri kızları gelin olarak gitti. Farah Diba’nın hazin hikayesini hepimiz biliriz.</p>



<p>Kum’un mollaları ile Şah arasındaki iktidar mücadelesinde Azeri Türkleri en ön planda yer aldılar. Ayetullah Ali Şeriat Medari, Ali Hamaney’den Şiilik hiyerarşisinde yüksek olmasına rağmen Devrim neticesine Ayetullah Humeyni tarafından pasifize edilerek devrimin başta bir Fars devrimi ve ülkenin de bir Fars devleti olduğunu açıkça ilan etti. Humeyni sonrası Molla rejimi bir Azeri olan Ali Hamaney’i dini lider yaparak, Azeri Türklerinin ağzına bir parmak bal çaldılar.</p>



<p>Ülkede bulunan anadili Farsça olmayanlara ana dilde eğitim bir hak olmasına rağmen bu hak sadece Azeri Türklerinden esirgendi.</p>



<p>İran basınında İran Türkleri ile hakaret dolu yayınlar yapıldı.<br>Karabağ hadiselerinde Ermenistan açıkça desteklendi..<br>Rejim hiçbir zaman Azeri Türklerine güvenmedi..</p>



<p>Garip olan bu hadiselere İran Azerilerinden açıkça bir tepki verilmemesi.. Birkaç cılız tepki sadece o kadar. Toplumun neredeyse tamamı İran içinde bir Türk milliyetçiliğine evrilmekte. Kendileri İran Türk’ü, bölge İran’ın Türk bölgeleri. İran Türklerinin çoğunluğunda İran’dan ayrı bir Azerbaycan devleti hayali yoktur. Kendilerini Azeri olarak gören İran için bu bile bir başarı.</p>



<p><br>Söylediği her sözü tartarak, bilerek söylediği ve geri vitesi olmadığı söylenen Cumhurbaşkanı&#8217;nın, hem de Bakû&#8217;deki bu şiiri boş yere okumadığı aşikar.. Kaldı ki Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen&#8217;de çıkarlarımız da çatışırken..Bu arada Molla rejimi, Türkiye&#8217;yi emperyalizm ile suçlamaktayken bu ülkelerde ne hakla asker bulundurduklarına yönelik açıklama yapmadı..</p>



<p>En az 25 milyonu Azeri, 35 milyona yakın Türk vatandaşı olan İran&#8217;ın en önemli kırılma noktası, içindeki bu Türk nüfus. Lakin korkmasınlar.. İran&#8217;ın parçlanması bizim de işimize gelmediği gibi 45 milyonluk Büyük Azerbaycan da işimize gelmez. Büyük Azerbaycan&#8217;ın ilk işi , bundan emin olalım, Kars, Iğdır ve Ağrı&#8217;yı bizden istemek, daha evvel Safevi ataları gibi içimizdeki Alevi nüfusu teşeyyü (şiileştirme) etmek olacaktır ( İran zaten çalışmaya 1980 ile başladı)..Bunun yanında bir de serbest kalan İran Kürtlerinin kurduğu Batı Kürdistan (!) belası.. Yani İran&#8217;ın parçalanması bize, Suriye&#8217;nin parçalanmasından daha fazla zarar verir.</p>



<p>Devletlerinin parçalandığını gören Fars unsurun can havliyle bölgeyi bir ateş topuna çevirip, milyonlarca insanın can derdine düşmesi de cabası tabi..</p>



<p>Yani bunu istemiyoruz.. Maksadımız İran&#8217;ın diken üstünde durması, yaptıklarının yapacaklarının bir karşılığının olduğunu görmesini istiyoruz.. Bazen patlayan bir bomba da bir iki Aceme zarar verebilir. Köklerine kıran girmez ya..</p>



<p>(Bu arada Türk Hariciyesi&#8217;nde son 10 senede yapılan değişikliler oldukça önemli. Türkiye dünyanın dört bir yanında misyon açıyor.. Sadece Afrika&#8217;da büyükelçiliklerimiz üç katına çıktı.. Türkiye&#8217;nin bu elçiliklere muhatap ülkenin uzmanlarını ataması da bizim bu işi kıvırmaya başladığımızı gösteriyor.. Derya bey, İranolog, Ahmed Kavas emperyalizm, İslam birliği üzerine uzman ve daha niceleri..)<br>İran&#8217;a dönersek, Molla pardon şeytan azapta gerek vesselam..</p>



<p>Helal olsun Reis&#8217;e..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/karabag-azatlik-harekati-buyuk-azerbaycana-donusur-mu/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sencer&#8230;</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/sencer/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/sencer/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 18 Nov 2020 08:35:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Sultan Sencer]]></category>
		<category><![CDATA[Tarih]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16211</guid>

					<description><![CDATA[Ahmed SencerSelçuklularda, Tuğrul ve Çağrı beylerle beraber en uzun yaşayan sultanlardan.. Dedesi Alparslan 43 babası Melikşah 38 sene ömür sürdü..Ağabeyleri Berkyaruk 26 yaşında , ana bir ağabeyi olan Mehmed Tapar 36 yaşında vefat etti.. Tapar&#8217;ın vefatından sonra oğlu Mahmud başa geçince (amcası) Sencer bunu kabul etmedi.. Araya valide Taceddin Seferiye Hatun girdi.. Amca-yeğen savaşını önledi. Seferiye Hatun&#8217;un girişimi ile oğlu Sencer Büyük Selçuklu sultanı, torunu Mahmud da amcasına bağlı olarak Irak Selçuklu sultanı oldu.. Sencer&#8217;in kızı ile Mahmud evlendi..Sultan Sencer 72 yaşında Merv&#8217;de vefat etti.. İslam dünyası bir yandan Haçlı kefereleri ile uğraşırken diğer yandan Batını Haşhaşilerle uğraşırken ki Batıniler, Selçuklu devleti zamanında var olan bozuk fırkalardan sadece biriydi, diğer yandan Selçuklu sultanları taht kavgaları ile uğraşıyorlardı.. Bir yandan da Türkmen isyanları ile..Devlet bir türlü Türkleşemedi..Şehir sünnettir deyu şehirleşemedi.. (Türk şehir kur(a)madı)Osmanlı işte Türk olan bir devletti..Selçuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi , Memlûk ise Türkmen..Devleti at üstünde kurdular, at üstünde idare edilir sandılar..Türkiye Selçuklularının başlattığı Türkleşme hareketini Osmanlı hitama erdirdi.. Nasıl Osmanlı, taht kavgası problemini vakti geldiğinde ulemaca cevaz verildiği gibi tereyağından kıl çeker gibi geçmiş tecrübelere bakarak çözdü..(Bu arada Türkmen aynı Türkmen, hala başa bela 🙂 )Türk&#8217;ün Ötüken dağlarından başlattığı yürüyüşün, en iyileri ileriye giderek, son noktası, Anadolu idi..Osmanlı idi… &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Ahmed Sencer<br>Selçuklularda, Tuğrul ve Çağrı beylerle beraber en uzun yaşayan sultanlardan..<br></p>



<p>Dedesi Alparslan 43 babası Melikşah 38 sene ömür sürdü..<br>Ağabeyleri Berkyaruk 26 yaşında , ana bir ağabeyi olan Mehmed Tapar 36 yaşında vefat etti.. Tapar&#8217;ın vefatından sonra oğlu Mahmud başa geçince (amcası) Sencer bunu kabul etmedi.. Araya valide Taceddin Seferiye Hatun girdi.. Amca-yeğen savaşını önledi. Seferiye Hatun&#8217;un girişimi ile oğlu Sencer Büyük Selçuklu sultanı, torunu Mahmud da amcasına bağlı olarak Irak Selçuklu sultanı oldu.. Sencer&#8217;in kızı ile Mahmud evlendi..<br>Sultan Sencer 72 yaşında Merv&#8217;de vefat etti..<br></p>



<p>İslam dünyası bir yandan Haçlı kefereleri ile uğraşırken diğer yandan Batını Haşhaşilerle uğraşırken ki Batıniler, Selçuklu devleti zamanında var olan bozuk fırkalardan sadece biriydi, diğer yandan Selçuklu sultanları taht kavgaları ile uğraşıyorlardı..<br></p>



<p>Bir yandan da Türkmen isyanları ile..<br>Devlet bir türlü Türkleşemedi..<br>Şehir sünnettir deyu şehirleşemedi.. (Türk şehir kur(a)madı)<br>Osmanlı işte Türk olan bir devletti..<br>Selçuklu, Akkoyunlu, Karakoyunlu, Safevi , Memlûk ise Türkmen..<br>Devleti at üstünde kurdular, at üstünde idare edilir sandılar..<br>Türkiye Selçuklularının başlattığı Türkleşme hareketini Osmanlı hitama erdirdi..<br></p>



<p>Nasıl Osmanlı, taht kavgası problemini vakti geldiğinde ulemaca cevaz verildiği gibi tereyağından kıl çeker gibi geçmiş tecrübelere bakarak çözdü..<br>(Bu arada Türkmen aynı Türkmen, hala başa bela 🙂 )<br>Türk&#8217;ün Ötüken dağlarından başlattığı yürüyüşün, en iyileri ileriye giderek, son noktası, Anadolu idi..<br>Osmanlı idi…<br></p>



<p>Günümüz Türkiyesi&#8217;nin her ne meselesi var ise , tarihe bakmakta fayda var..<br>Tarih ilmi ve tarihçiler toplumların hekimleridir..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/sencer/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Özal Adına Bir Düzeltme</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ozal-adina-bir-duzeltme/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ozal-adina-bir-duzeltme/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 07:54:04 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Eleştiri]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Azerbaycan]]></category>
		<category><![CDATA[Özal]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özal]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16166</guid>

					<description><![CDATA[Azerbaycan&#8217;ın topraklarını kurtarma adına başlattığı harekatla beraber Türkiye&#8217;de çok şey konuşuldu, tartışıldı. Bunlardan biri de bugün Soner Yalçın&#8217;ın yazısına başlık olarak da koyduğu rahmetli Özal&#8217;ın Hocalı hadiseleri esnasında söylediği iddia edilen &#8221;Onlar Şii biz Sünni&#8217;yiz, bize ne &#8221; sözleridir.. Gene çoğu hesaplar Karabağ&#8217;da şehirlerin işgal edildiği tarihte Özal liderliğindeki Türkiye&#8217;nin hiç bir şey yapmadığından, Özal&#8217;ın Türklük düşmanı olduğundan bahsetti.. Yukarıda söylediği iddia edilen sözleri 20 sene var ki araştırırım, lakin nerede, kime ne söylemiş halâ çıkartamadım..Adriyatik&#8217;den Çin Seddi&#8217;ne Türk dünyası kavramı Özal&#8217;ın buluşu iken bu sözler muhtemelen yakıştırma. Peki Özal neden yardım etmedi veya edemedi?Karabağ&#8217;da işgalin başladığı 92-93 senelerinde Özal Cumhurbaşkanı idi. Türkiye&#8217;yi de Demirel-İnönü liderliğindeki DYP-SHP koalisyonu yönetiyordu. Anayasaya göre yürütme kani kanunları uygulama yetkisi hükumette idi. Şimdi farz edelim Özal meclise başvurup (ABD-ordu ve AB&#8217;den bağımsız olarak düşünüyorum) harp tezkeresi çıkartabilir miydi? Hükumette Özal&#8217;a seni her şartta oradan indireceğiz diyen biz Demirel ve partisi ile Özal&#8217;ın temsil ettiklerini duyduklarında tüyleri diken gibi olan, cin çarpmışa dönen SHP böyle bir tezkereye rey verirler miydi? DYP&#8217;nin 178 ve SHP&#8217;nin 88 vekili olduğu halde.. Kaldı ki Özal&#8217;ın anayasaya göre velev ki böyle bir hakkı olsa, meclise karar gelse, koalisyon hükumeti ortalığı ayağa kaldırmaz, devlet işleyişini durdurmaz mıydı? İşgallerin en azılı senesi &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Azerbaycan&#8217;ın topraklarını kurtarma adına başlattığı harekatla beraber Türkiye&#8217;de çok şey konuşuldu, tartışıldı. Bunlardan biri de bugün Soner Yalçın&#8217;ın yazısına başlık olarak da koyduğu rahmetli Özal&#8217;ın Hocalı hadiseleri esnasında söylediği iddia edilen &#8221;Onlar Şii biz Sünni&#8217;yiz, bize ne &#8221; sözleridir.. Gene çoğu hesaplar Karabağ&#8217;da şehirlerin işgal edildiği tarihte Özal liderliğindeki Türkiye&#8217;nin hiç bir şey yapmadığından, Özal&#8217;ın Türklük düşmanı olduğundan bahsetti.. Yukarıda söylediği iddia edilen sözleri 20 sene var ki araştırırım, lakin nerede, kime ne söylemiş halâ çıkartamadım..<br>Adriyatik&#8217;den Çin Seddi&#8217;ne Türk dünyası kavramı Özal&#8217;ın buluşu iken bu sözler muhtemelen yakıştırma.<br></p>



<p>Peki Özal neden yardım etmedi veya edemedi?<br>Karabağ&#8217;da işgalin başladığı 92-93 senelerinde Özal Cumhurbaşkanı idi. Türkiye&#8217;yi de Demirel-İnönü liderliğindeki DYP-SHP koalisyonu yönetiyordu. Anayasaya göre yürütme kani kanunları uygulama yetkisi hükumette idi. Şimdi farz edelim Özal meclise başvurup (ABD-ordu ve AB&#8217;den bağımsız olarak düşünüyorum) harp tezkeresi çıkartabilir miydi? Hükumette Özal&#8217;a seni her şartta oradan indireceğiz diyen biz Demirel ve partisi ile Özal&#8217;ın temsil ettiklerini duyduklarında tüyleri diken gibi olan, cin çarpmışa dönen SHP böyle bir tezkereye rey verirler miydi? DYP&#8217;nin 178 ve SHP&#8217;nin 88 vekili olduğu halde.. Kaldı ki Özal&#8217;ın anayasaya göre velev ki böyle bir hakkı olsa, meclise karar gelse, koalisyon hükumeti ortalığı ayağa kaldırmaz, devlet işleyişini durdurmaz mıydı? İşgallerin en azılı senesi olan 93&#8217;te Türkiye&#8217;deki durumu biliyoruz. Uğur Mumcu, Eşref Bitlis, Adnan Kahveci, aynı senede Özal, Sivas Madımak olayları.. Var da vardı..<br></p>



<p>Gene rahmetlinin &#8221;Ermenistan&#8217;a kazara bir iki bomba düşse&#8221; sözlerini de hatırlatırım..<br></p>



<p>Özal&#8217;ın dini ve milliyetçiliğini kimse tartışamaz. Hadlerine değil. Söz buraya gelmişken Arvasî hocadan bir hatıra nakledeyim, ardından devam ederiz..<br>Arvasî hoca 1980 ihtilalinde tevkif edilir bu esnada rahatsızlık geçirir, Ankara Askeri Mevki Hastanesine kaldırılır. Yan tarafta da rahmetli Korkut Özal yatar. Bir gün Korkut bey koltuk değneklerine dayanarak 70-75 yaşlarında bir hanım efendi ile Arvasi Hocanın ziyaretine gelirler. Hanımefendi Özal kardeşlerin anneleri rahmetli Hafize Özal&#8217;dır. Sohbet esnasında hanım efendi şunu der : &#8221; İslam benim herşeyim. Bunun yanında ben milliyetçiyim de.. Bunun için oğullarımın adını Turgut, Korkut ve Bozkurt koydum..&#8221; ( Seyyid Ahmed Arvasi, Hasbihal V, Burak Yayınevi, sayfa 197)<br></p>



<p>İşte rahmetli böyle bir ananın evlâdı idi.. Böyle bir terbiye ikliminin rahle-i tedrisinden geçmişti Özal..<br></p>



<p>Bilge Kağan&#8217;dan, Alp Arslan&#8217;dan daha az Türk değildir, rahmetli Özal. Onların takipçisi ve ideallerinin savunucusudur.<br>Bu arada bir iki kelam da rahmetli Elçibey adına etmek isterim.<br>Kaliteli bir tarihçi lakin kötü bir siyaset adamı idi rahmetli.. İdealistti.. Hayalleri vardı.. Lakin bunları yerli yerinde kullanmadı..<br>Art arda bağımsızlıklarına kavuşan Türk cumhuriyetlerinin olduğu bir dönemde Pan-Türkist siyaseti başına dert açtı desek yanlış olmaz. Yeni bağımsız olup, yaptığın mitingde Büyük Azerbaycan, birleşik Azerbaycan naraları atarsan, seni daha doğmadan öldürürler.. Kaldı ki Azerbaycan topraklarına göz diken Ermenistan&#8217;ın en büyük destekçisi molla rejimi idi. Rusya&#8217;da cabası..<br></p>



<p>Kimsenin yeni bir Enver Paşa istemediği dönemde cumhurbaşkanı oldu. Petrol ve doğal gaz zengini bir ülkede Türkiye&#8217;ye ki Özal&#8217;ın gayretleri neticesinde oldu, %35 pay verdi. Her iki ülke %70 hisse ile petrol ve doğal gaza hakimdi.<br></p>



<p>Daha 2 sene evvel petrol sebebi ile Irak ile savaşan Batı bunu hazmeder miydi? Suret Hüseyinov isyan etti.. Karabağ&#8217;da komutanları kendi vatanlarını Azerbaycan&#8217;ı sattılar, Tankların arkasında Ermenistan ile pazarlık ettiler.. (Boşuna dememişler Çeçen&#8217;den canını, Azeri&#8217;den paranı koruyacaksın diye).<br></p>



<p>Devletine bile hakim değildi, Büyük Azerbaycan rüyalarını görüyordu..  (Allah Allah kime benziyor acaba) Kimse acımadı.. Enerjide de pay, akabinde Türkiye&#8217;ye 1.75, Azerbaycan&#8217;a 30 olarak taksim edildi. Azeriler sonra kendi paylarından 5 puan bize verdiler..<br></p>



<p>Rahmetli Elçibey, kaliteli bir ilim adamı idi.. Lakin kötü bir devlet adamı idi.. Türk dünyası üzerine büyük hayalleri vardı.. Hayal kurmak güzel.. Hayal kurarsın, rüya görürsün, sonra bir bakmışsın koskoca bir devlet olmuşsun.. Osmanlı da Şeyh Edabali&#8217;nın meşhur rüyası kurulmadı mı? Kuruldu lakin Osman bey akıllı adamdı.. Herkesin Konya tahtını ele geçirmek istediği bir dönemde o Bizans ile uğraştı.. Bir hayal üzere koca bir cihan devletinin temelini attı. Aklın ve siyasetin önderliğinde..<br></p>



<p>Bu arada Türk milliyetçisi olup da şu yaşananlara karşı helal olsun diyemeyenlere.. Efendiler 92-93 Demirel hükumetleri döneminde devlet kadrolarına siz hakimdiniz.. Ne yaptınız? Karabağ işgal edildi.. Başka ne yaptınız? Haa bir de Azerbaycan&#8217;da darbe girişiminde bulundunuz.. Ordu gene Ermenilerle dövüşürken..<br>İttihatçılık kötü be..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ozal-adina-bir-duzeltme/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Rusya İstediğini Aldı</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/rusya-istedigini-aldi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/rusya-istedigini-aldi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Nov 2020 07:48:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Dünya]]></category>
		<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Karabağ]]></category>
		<category><![CDATA[Rusya]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=16159</guid>

					<description><![CDATA[Rus helikopterinin vurulması aslında Azeri tarafına bir uyarıydı, bu kadar yeter, dövdün, hıncını aldın artık dünyaya dön demekti. Anlaş demekti.. Daha evvelki bir paylaşımımda Rusların aslında 7 rayonun Azerilerce ele geçirildikten sonra kendisi de Dağlık Karabağ&#8217;a yerleşeceklerini söylemiştim. Azeri tarafı ol sebepten alabildiğince toprağı özellikle Dağlık Karabağ&#8217;da 1989&#8217;daki özerklikte olan bölgeden alabileceği kadar toprağı ele geçirmek istedi.. Rusya hem Azerileri küstürmek istemedi hem de Ermenistan&#8217;a ben olmadan bir hiçsin, bana muhtaçsın, Batı&#8217;dan hele de Soros&#8217;tan sana hiç bir yardım gelmez dedi..Tabi Ermenistan&#8217;ın daha fazla ezilmesi de işine gelmedi.. Azeriler bunu gördü.. 7 rayon zaten bize verilecek, ses çıkartılmayacak, ses çıkartılana kadar da Dağlık Karabağ&#8217;dan ne kadar tırtıklasak kârdır dediler.. Önce Hadrut, ardından da Şuşa ele geçirildi.. Hocavent&#8217;in pek çok köyü de cabası. İşgalden evvel 4400 km kare olan Dağlık Karabağ özerk bölgesi, daha da küçüldü ki oldukça stratejik bir yerde yer alan Şuşa&#8217;nın Azerbaycan&#8217;da kalması büyük bir avantaj. Rus askerinin bölgede olması hele de Laçin&#8217;de 5 kmlik bir alan da kontrol sahibi olması. Tabi olumsuz. Lakin burada şunu göz önüne almak gerekirse 2 ay evvel de yukarıdaki kazanımlar da yoktu..Her halükarda Rus ayısı, bu savaşı durduracaktı.. Rus gücünün 5 seneliğine sınırlandırılması ve daha evvelden (tarafların) haber vererek faaliyetlerine son verdirmeleri &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Rus helikopterinin vurulması aslında Azeri tarafına bir uyarıydı, bu kadar yeter, dövdün, hıncını aldın artık dünyaya dön demekti. Anlaş demekti.. Daha evvelki bir paylaşımımda Rusların aslında 7 rayonun Azerilerce ele geçirildikten sonra kendisi de Dağlık Karabağ&#8217;a yerleşeceklerini söylemiştim. Azeri tarafı ol sebepten alabildiğince toprağı özellikle Dağlık Karabağ&#8217;da 1989&#8217;daki özerklikte olan bölgeden alabileceği kadar toprağı ele geçirmek istedi.. Rusya hem Azerileri küstürmek istemedi hem de Ermenistan&#8217;a ben olmadan bir hiçsin, bana muhtaçsın, Batı&#8217;dan hele de Soros&#8217;tan sana hiç bir yardım gelmez dedi..Tabi Ermenistan&#8217;ın daha fazla ezilmesi de işine gelmedi.. Azeriler bunu gördü.. 7 rayon zaten bize verilecek, ses çıkartılmayacak, ses çıkartılana kadar da Dağlık Karabağ&#8217;dan ne kadar tırtıklasak kârdır dediler.. Önce Hadrut, ardından da Şuşa ele geçirildi.. Hocavent&#8217;in pek çok köyü de cabası. İşgalden evvel 4400 km kare olan Dağlık Karabağ özerk bölgesi, daha da küçüldü ki oldukça stratejik bir yerde yer alan Şuşa&#8217;nın Azerbaycan&#8217;da kalması büyük bir avantaj.<br></p>



<p>Rus askerinin bölgede olması hele de Laçin&#8217;de 5 kmlik bir alan da kontrol sahibi olması. Tabi olumsuz. Lakin burada şunu göz önüne almak gerekirse 2 ay evvel de yukarıdaki kazanımlar da yoktu..Her halükarda Rus ayısı, bu savaşı durduracaktı.. Rus gücünün 5 seneliğine sınırlandırılması ve daha evvelden (tarafların) haber vererek faaliyetlerine son verdirmeleri de eksi..<br>Türk tarafında bazı hayal perestlerin beklediği gibi Zengezur&#8217;da Nahçivan&#8217;a koridor verilmedi, verilmesi de mümkün değildi zaten. Bunu Ermeniler elbette istemezler aynı zamanda Ruslar, İran, Çin ve Batı da kabul etmez.. Azeriler olayı 1920&#8217;lerde kaybettiler.. Neriman Nerimanov resmen Azerilerin kıçını verdi..<br></p>



<p>Dağlık Karabağ&#8217;ın özerk bölgesinden kaçan 40 Bin Azeri Hocalı&#8217;ya geri dönecek. Ermeniler bu sefer kolay kolay soykırım işleyemezler..<br>Tüm aramalarıma rağmen anlaşma metninde Aliyev söylese de Türk gücü maalesef yok…<br></p>



<p>Anlaşma iyi.. Eksik ama iyi. Yapılabilecek en güzel anlaşma..<br>Bunun yanında Ermenistan&#8217;ı bir erken genel seçim bekliyor.. Peşinyan gidici. Rusya&#8217;ya da büyük öfke var..<br></p>



<p>Ermeniler gaza gelmeyi seven bir millet.. 5-10 sene sonra ikinci bir Peşinyan daha gelir, geri kalan topraklar da azad olur..<br></p>



<p>Bu arada Ermeni tarafının anlaşmayı bozma ihtimali de var ki, o zaman Hocavent de ellerinden gider.. Hankendi&#8217;ne girmelerine Ruslar müsade etmez.. Lakin Hankendi&#8217;nin tepesi Şuşa&#8217;da Azeri bayrağı da güzel..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/rusya-istedigini-aldi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İTC Düşünceleri</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/itc-dusunceleri/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/itc-dusunceleri/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 10 Oct 2020 08:36:11 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Düşünce]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[İttihat Terakki]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15929</guid>

					<description><![CDATA[Dün Balkan Harpleri&#8217;nin 108. senesi idi. Seçime Hınçak ve Taşnak Ermenileri ile ittifak ederek giren İttihatçılar, bir Kiliseler Kanunu ile Baba Saltuk&#8217;dan bu yana 750 senede vatan olan Koca Balkanları, milyonlarca Türk&#8217;ü bir o kadar mevlasız kalan dindaşı (Balkanlarda İslam Osmanlı&#8217;dan da evveldir. Bilinen ilk cami 1260&#8217;lardır. El Hamevi Şam medreselerinde okuyan sarışın, mavi gözlü Efrenc diyarından gelen talebeleri anlatır) Yunan&#8217;a, Bulgar&#8217;a, Sırb&#8217;a peşkeş çekmiştir.. 168 bin kmkare. Selanik, Tiran, Üsküp, Piriştina gibi Türk şehirleri, elin olmuştur..Aynı İTC hızını alamamış ki, şartlarını Rus büyük elçiliğinin hazırladığı Yeniköy Antlaşmasına (1913) imza koymuştur. 1. Vilayeti Sitte ( Sivas, Elazığ, Diyarbakır, Erzurum, Van ve Bitlis) tek vilayet olacak, başına da Hıristiyan bir vali atanacaktır. 2. Bu vali bölgedeki tüm adli, idari ve askeri memurları seçebilecektir. 3. Ermeniler ve Müslümanların eşit sayıda temsil edileceği bir meclis oluşturulacak bu meclis vilayet kanunlarını çıkaracaktır. 4. Bölgede Ermenice de resmi dil olacaktır.(Ermeni nüfus oranının sadece ve sadece %10 olduğunu (!) unutmuş olarak) Yani az daha Doğu Anadolu&#8217;nun da çıkmasına sebep olacaklardı. Doğu Anadolu elden gitmedi şükür ama milyonlarca Türk ve Müslüman katledildi. 250-300 bin civarında da Ermeni.Ne yapacaktık ki, alın devlet kurun mu diyecektik? Başımıza ne belalar açtılar.. Sonra, işte sevemiyorum arkadaş, sevmiyorum..Onları da, güler yüzlü, sözüm &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><br>Dün Balkan Harpleri&#8217;nin 108. senesi idi. Seçime Hınçak ve Taşnak Ermenileri ile ittifak ederek giren İttihatçılar, bir Kiliseler Kanunu ile Baba Saltuk&#8217;dan bu yana 750 senede vatan olan Koca Balkanları, milyonlarca Türk&#8217;ü bir o kadar mevlasız kalan dindaşı (Balkanlarda İslam Osmanlı&#8217;dan da evveldir. Bilinen ilk cami 1260&#8217;lardır. El Hamevi Şam medreselerinde okuyan sarışın, mavi gözlü Efrenc diyarından gelen talebeleri anlatır) Yunan&#8217;a, Bulgar&#8217;a, Sırb&#8217;a peşkeş çekmiştir..<br></p>



<p>168 bin kmkare. Selanik, Tiran, Üsküp, Piriştina gibi Türk şehirleri, elin olmuştur..<br>Aynı İTC hızını alamamış ki, şartlarını Rus büyük elçiliğinin hazırladığı Yeniköy Antlaşmasına (1913) imza koymuştur.</p>



<p>1. Vilayeti Sitte ( Sivas, Elazığ, Diyarbakır, Erzurum, Van ve Bitlis) tek vilayet olacak, başına da Hıristiyan bir vali atanacaktır.</p>



<p>2. Bu vali bölgedeki tüm adli, idari ve askeri memurları seçebilecektir.</p>



<p>3. Ermeniler ve Müslümanların eşit sayıda temsil edileceği bir meclis oluşturulacak bu meclis vilayet kanunlarını çıkaracaktır.</p>



<p>4. Bölgede Ermenice de resmi dil olacaktır.<br>(Ermeni nüfus oranının sadece ve sadece %10 olduğunu (!) unutmuş olarak)<br></p>



<p>Yani az daha Doğu Anadolu&#8217;nun da çıkmasına sebep olacaklardı.<br></p>



<p>Doğu Anadolu elden gitmedi şükür ama milyonlarca Türk ve Müslüman katledildi. 250-300 bin civarında da Ermeni.<br>Ne yapacaktık ki, alın devlet kurun mu diyecektik?<br></p>



<p>Başımıza ne belalar açtılar..<br></p>



<p>Sonra, işte sevemiyorum arkadaş, sevmiyorum..<br>Onları da, güler yüzlü, sözüm ona hakkaniyetli konuşan günümüz uzantılarını da sevmiyorum. Dünkü seçim ittifakının tazminatı Gabriel Nuradungyan&#8217;dı. Hariciye Bakanı… Balkanlardan eminim diyen.. Yeniköy Anlaşması&#8217;ıydı… (Nedense bir konuşmayı hatırladım)</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/itc-dusunceleri/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Eğitimci-Yazar Mahmut Haldun Sönmezer: “Yahudilik Sosyal Bir Kimliktir”</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/egitimci-yazar-mahmut-haldun-sonmezer-yahudilik-sosyal-bir-kimliktir/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/egitimci-yazar-mahmut-haldun-sonmezer-yahudilik-sosyal-bir-kimliktir/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 05 Aug 2020 07:34:41 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[Kültür - Sanat - Tarih]]></category>
		<category><![CDATA[Yahudilik]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=15359</guid>

					<description><![CDATA[Eğitimci-yazar Mahmut Haldun Sönmezer’in “Modernleşme Sürecinde İstanbul Yahudileri” adlı kitabı, kültürel&#160;muhîtlerde&#160;beklenenin fevkinde bir alâkaya mazhar oldu. Toplumun yakından tanıdığı birçok ilim-kültür adamı ve gazeteci, sahasında bir ilk olan Sönmezer’in kitabından sitâyişle bahsettiler. Türkiye vatandaşı olan İstanbul Yahudilerini daha yakından tanımak için kitabın yazarı Sosyolog Mahmut Haldun Sönmezer ile Yörünge okurları için konuştuk: 1- Kitabınızda&#160;Mûsevîlik&#160;yerine Yahudilik kelimesini kullanmışsınız. Yahudilik nedir? Irk mı, din mi?&#160;&#160; Târih boyunca Yahudi milletini tanımlayan dört kavram olmuş: İbrânî, İsrailoğulları, Mûsevî ve Yahudi…&#160; İbrânî ve İsrail&#160;kavramlarının geçmişi Hz. Musa öncesine, Mûsevî kavramı ise Hz. Musa’nın nebiliği dönemine dayanıyor. Moşe Rabenu’nun (Hz. Musa) şerîatına bağlı olan kişiye Mûsevî deniyor. Kısacası Mûsevî tabîri bağlı olunan şerîatı, yani dini ifâde ediyor. Yahudi kavramı ise henüz Hz.&#160;Musa (M.Ö. XIII. yüzyıl)&#160;devrinde bilinmiyor. Târihî veriler kavramın Hz. Musa’dan çok sonra ortaya çıktığını gösteriyor bize. Kavram, M.Ö. VI. yüzyılda, İsrailoğulları Babil sürgününden döndükten sonra&#160;zuhûr ediyor.&#160;Yani kelimenin&#160;yaklaşık&#160;2600 yıllık bir mâzîsi var.&#160;Yahudi kelimesi, Yakup Aleyhisselâm’ın 12 oğlundan 4’ncüsü olan Yahuda’dan geliyor. Zaman içinde&#160;de&#160;İsrailoğullarının&#160;bütününü tanımlayan bir kavrama dönüşüyor.&#160; Yahudilik kelimesinin dinden&#160;ziyâde&#160;ırka gönderme yapan bir arka plana sahip olduğunu görüyoruz.&#160;Târihî&#160;veriler ışığında bu böyle. Fakat bugün Yahudilik tam anlamıyla ne ırktır ne de din… Hayatın içindeki farklı çağrışımlarıyla beraber düşünüldüğünde, yerine göre her ikisini de kucaklayan fakat gerçekte her &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p><em>Eğitimci-yazar Mahmut Haldun Sönmezer’in “Modernleşme Sürecinde İstanbul Yahudileri” adlı kitabı, kültürel&nbsp;muhîtlerde&nbsp;beklenenin fevkinde bir alâkaya mazhar oldu. Toplumun yakından tanıdığı birçok ilim-kültür adamı ve gazeteci, sahasında bir ilk olan Sönmezer’in kitabından sitâyişle bahsettiler. Türkiye vatandaşı olan İstanbul Yahudilerini daha yakından tanımak için kitabın yazarı Sosyolog Mahmut Haldun Sönmezer ile Yörünge okurları için konuştuk:</em></p>



<p><strong>1- Kitabınızda&nbsp;Mûsevîlik&nbsp;yerine Yahudilik kelimesini kullanmışsınız. Yahudilik nedir? Irk mı, din mi?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Târih boyunca Yahudi milletini tanımlayan dört kavram olmuş: İbrânî, İsrailoğulları, Mûsevî ve Yahudi…&nbsp;</p>



<p>İbrânî ve İsrail&nbsp;kavramlarının geçmişi Hz. Musa öncesine, Mûsevî kavramı ise Hz. Musa’nın nebiliği dönemine dayanıyor. Moşe Rabenu’nun (Hz. Musa) şerîatına bağlı olan kişiye Mûsevî deniyor. Kısacası Mûsevî tabîri bağlı olunan şerîatı, yani dini ifâde ediyor. Yahudi kavramı ise henüz Hz.&nbsp;Musa (M.Ö. XIII. yüzyıl)&nbsp;devrinde bilinmiyor. Târihî veriler kavramın Hz. Musa’dan çok sonra ortaya çıktığını gösteriyor bize. Kavram, M.Ö. VI. yüzyılda, İsrailoğulları Babil sürgününden döndükten sonra&nbsp;zuhûr ediyor.&nbsp;Yani kelimenin&nbsp;yaklaşık&nbsp;2600 yıllık bir mâzîsi var.&nbsp;Yahudi kelimesi, Yakup Aleyhisselâm’ın 12 oğlundan 4’ncüsü olan Yahuda’dan geliyor. Zaman içinde&nbsp;de&nbsp;İsrailoğullarının&nbsp;bütününü tanımlayan bir kavrama dönüşüyor.&nbsp;</p>



<p>Yahudilik kelimesinin dinden&nbsp;ziyâde&nbsp;ırka gönderme yapan bir arka plana sahip olduğunu görüyoruz.&nbsp;Târihî&nbsp;veriler ışığında bu böyle. Fakat bugün Yahudilik tam anlamıyla ne ırktır ne de din… Hayatın içindeki farklı çağrışımlarıyla beraber düşünüldüğünde, yerine göre her ikisini de kucaklayan fakat gerçekte her ikisinin de üstünde olan bir sosyal kimliktir.&nbsp;Zîrâ&nbsp;Yahudi dendiğinde ilk anda aklımıza, zekâ, kurnazlık,&nbsp;ticâret, borsa spekülasyonları, finans kapital gibi kavramlar geliyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>2- Modernite Batılı bir kavram. 15. yüzyılda coğrafi keşiflerle&nbsp;beraber&nbsp;başlayan bir süreç. Ticâretin beynelmilel sınırları aştığı, okyanuslara ulaştığı, az emek çok para döneminin bir ürünü. Kitabınızda modernizmin Yahudi toplumunun dine bakışını değiştirdiğinden bahsetmişsiniz. Oysa Yahudiler şehirli&nbsp;bir toplum ve ticâretin,&nbsp;paranın üstâdı&nbsp;diyebileceğimiz bir topluluk. Yahudiler mi modernizmden etkilendiler ya da modernizmi Yahudiler mi meydana getirdi, ön ayak oldu?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p><strong>&#8211;&nbsp;</strong>Sizin de ifâde ettiğiniz gibi&nbsp;modernite,&nbsp;coğrafi keşiflerle beraber XV. yüzyılda İtalyan şehir devletlerinde başlayıp bütün Avrupa’ya yayılan yeni ticâri ilişkiler sürecinin&nbsp;Sanayi Devrimi sonrasında almış olduğu şekil.&nbsp;Bütün bunları Yahudilerin başlatmış olması düşünülemez. Bu,&nbsp;zamanın seyri içinde&nbsp;târihin&nbsp;almış olduğu bir istikamet. Ve belki&nbsp;bunda en fazla payı olan millet de Türkler. Bilinen ticâret yollarını uhdelerine alıp Batılıları yeni imkânlar aramaya zorlayan onlar çünkü.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Şüphesiz&nbsp;son beş yüz yılın târihi yazılırken Yahudiler çok etkili oldular.&nbsp;Modern zamanların bazı ticâri imkân ve kolaylıklarının ortaya çıkmasında öncü oldular. Ama bütün bu süreci onların&nbsp;kurguladığını&nbsp;söylemek zor. Onlar târihin hangi istikamete doğru aktığını&nbsp;gördüler ve gemilerini o istikamete doğru sürerek yelkenlerini modernizmin&nbsp;rüzgârıyla doldurdular. Sahip oldukları&nbsp;şartlar da buna hayli&nbsp;uygundu zaten. Kitabımda “Yahudi Modernleşmesini Hazırlayan Unsurlar” bölümünde bunu tafsilâtıyla anlattım.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>Yahudiler Türkiye’de Kendilerini Emniyette Hissediyorlar</strong>&nbsp;</p>



<p><strong>3-&nbsp;Yahudiler asırlardır devleti olmayan, tebaası oldukları devletlerde azınlık olarak yaşayan&nbsp;bir topluluk.&nbsp;Onlar&nbsp;için bunun avantaj ve dezavantajları nelerdir?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Dezavantajları ortada. Bir kere emniyet hissinden yoksunlar. Her an başlarına ne geleceği belli değil.&nbsp;Sürgün, kovulma gibi durumlarla karşılaştıklarında ise&nbsp;gidebilecekleri bir vatanları,&nbsp;arkalarında duracak&nbsp;bir devletleri de&nbsp;yok. Avantajları ise bence çok fazla.&nbsp;İçinde bulundukları durum onları sürekli olarak dinamik bir yapıda olmaya sevk ediyor. Tembel, uyuşuk&nbsp;olmak gibi bir şansları yok&nbsp;kesinlikle. Ayrıca bu durum onları&nbsp;ticâret yapmaya&nbsp;da&nbsp;sevk etmiş. Bu sahadaki üstünlükleri, târihin onlara bir hediyesi.&nbsp;Yoksa genetik olarak&nbsp;târih sahnesine çıktıkları günden itibâren&nbsp;tüccâr değil onlar. Kenan’da yaşadıkları devirde zirâat ve çobanlıkla meşguller. Biliyorsunuz, Halide Edip Adıvar’ın “Kenan Çobanları” adını taşıyan bir piyesi&nbsp;vardır hattâ. Bu özellik târih içinde&nbsp;genetiklerine eklenmiş.&nbsp;Ayrıca çok tedbîrliler.&nbsp;Gayrimenkul ile değil, menkul ile meşguller&nbsp;daha ziyâde. Bu da bir ülkedeki geleceklerinden emin olmamaları sebebiyle alınmış bir önlem. Çünkü gayrimenkulü elden çıkarmak zor. Ellerindeki nukutu alıp göçmekse&nbsp;daha kolay.&nbsp;Para işleriyle meşgul olmalarının, finans sektöründe varlık göstermelerinin en önemli sebebi bu bence.&nbsp;Kendilerini yaşadıkları ülkede emin hissetmiyorlar, o yüzden de kök saçak salmıyorlar.&nbsp;Fakat Türkiye Yahudileri böyle değil. Aralarından sanayici olanlar çıkıyor. Bu da bu ülkedeki geleceklerinden endişe etmediklerini gösteriyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>4-&nbsp;Tora ve Talmud kaynaklı&nbsp;çok az ibâdetleri var. Lâkin târihî&nbsp;hâtıralarına binâen çok fazla ibâdet&nbsp;ve bayramları var. Yeryüzünde târihleriyle bu kadar iç içe olan&nbsp;bir&nbsp;başka&nbsp;topluluk yoktur sanırım. Târih ya da târihleri Yahudiler için ne ifâde ediyor?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Yahudilik&nbsp;Tora ile başladı,&nbsp;Talmud ile kalıplaştı ve&nbsp;de&nbsp;târih içinde bugünkü hâlini aldı. Târihleri onlar için çok önemli.&nbsp;Ve o&nbsp;târihin&nbsp;büyük&nbsp;bir kısmı da vatan bildikleri diyârdan&nbsp;uzakta,&nbsp;sürgünde geçmiş.&nbsp;Yahudiler bir dünya vatandaşı.&nbsp;İçinden geçtikleri târih, onlara bugünkü beynelmilel Yahudi&nbsp;kimliğini kazandırmış. 2000 yıla&nbsp;yakın vatansız yaşayan bu milletin&nbsp;uzun&nbsp;bir diaspora geçmişi var.&nbsp;Bugünkü Yahudi kimliği o dönemde şekillendiği için de ister istemez din, kültür ve geleneklerine o dönemden&nbsp;birçok&nbsp;unsur eklenmiş.&nbsp;Bayramlarında isyânın, başkaldırının, imkânsızlıklar içinde&nbsp;mücâdele edebilme azminin&nbsp;izlerine rastlanıyor.&nbsp;Böyle bir târihin içinden geliyorlar&nbsp;çünkü.&nbsp;Ve bu&nbsp;târih onlara dünyanın en dirençli toplumu olma özelliğini kazandırmış. En olumsuz koşullarda bile asimile olmadan varlıklarını sürdürebilmişler. Bu,&nbsp;başarılması kolay bir iş değil.&nbsp;Meselâ, bizim millet olarak böyle bir özelliğimiz yok&nbsp;ne yazık ki…&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>5-&nbsp;Yurtlarından kovuluşlarından sonra asimile olmadılarsa, İbrânîceyi unutmadılarsa bunda târihin rolü nedir?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Bu yanlış bir bilgi.&nbsp;Yahudiler&nbsp;uzun&nbsp;diaspora döneminde hangi ülkenin vatandaşı olmuşlarsa o dili konuşmuşlardır.&nbsp;İbrânîce sadece bir bilim&nbsp;ve ibâdet dili olarak varlığını sürdürmüştür.&nbsp;Sokaktaki vatandaş tarafından&nbsp;ise&nbsp;unutulmuştur.&nbsp;Onu sokak ve günlük konuşma dili hâline getiren&nbsp;Beyaz Rusya doğumlu bir Yahudi olan&nbsp;Eliezer Ben Yehuda’nın olağanüstü gayretleri olmuştur. Yani&nbsp;İbrânîce&nbsp;XIX. yüzyılın&nbsp;sonlarında&nbsp;başlayıp&nbsp;XX.&nbsp;yüzyılda&nbsp;da devam eden&nbsp;hummalı&nbsp;bir&nbsp;gayret&nbsp;ve faâliyet&nbsp;netîcesinde&nbsp;yeniden canlılık kazandırılmış&nbsp;olan bir lisândır.&nbsp;Bu dilin XX. yüzyılda yeniden hayat bulduğunu söyleyebiliriz.&nbsp;Halk&nbsp;tarafından unutulmuş,&nbsp;entelektüeller tarafından&nbsp;korunmuş, geçtiğimiz yüzyılda ise yeniden&nbsp;canlandırılarak&nbsp;kitlelere mal edilmiştir.&nbsp;Dil hassâsiyeti olan bir toplum değil. Onların asimile olmamalarının sebebini başka özelliklerinde aramak gerekiyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>Sabataistler</strong><strong>&nbsp;Yahudi Olarak Görülmüyorlar</strong>&nbsp;</p>



<p><strong>6-&nbsp;</strong><strong>Cemâatten</strong><strong>&nbsp;ayrılanlara,&nbsp;meselâ&nbsp;Sabatay Sevi&nbsp;ve cemâatine&nbsp;karşı&nbsp;bakış açıları nedir? Yahudi&nbsp;olarak mı görüyorlar,&nbsp;yoksa ne?</strong>&nbsp;</p>



<p>Bu, yapmış olduğum araştırmanın kapsamı dâhilinde olan bir mesele&nbsp;değil. Ama konuyla ilgili bildiklerimi sizinle paylaşayım. Sabataistler,&nbsp;Yahudiler tarafından Yahudi&nbsp;olarak görülmüyorlar. Bu,&nbsp;sadece Türkiye’de değil, İsrail’de de böyle.&nbsp;İsrail Hahambaşılığı onları Yahudi&nbsp;kabul etmiyor. Hattâ&nbsp;yıllar önce Etiyopya’dan&nbsp;İsrail’e&nbsp;getirilen zenci Falaşaları bile Yahudi kabul eden dinî kurul,&nbsp;onları dışarıda bırakıyor. Dönmeleri, târihin bir döneminde&nbsp;ana kütleden ayrılmış&nbsp;heretik bir unsur olarak görüyorlar.&nbsp;</p>



<p><strong>7-&nbsp;Türkiye’de Sefarad, Aşkenaz, Romaniot ve Karaim Yahudilerinin yaşadıklarını görüyoruz. Sefaradlar diğer Yahudi grupları üzerinde oldukça baskın ve çoğunu asimile etmiş, eritmiş. Bunun sebebi nedir? Sefaradların İspanya tecrübesi bildiğimiz kadarıyla oldukça kozmopolit, çoğulculuk üzerine…</strong>&nbsp;</p>



<p>Sefaradların 1492’de İspanya’dan&nbsp;Osmanlı ülkesine&nbsp;göçmesiyle birlikte, bugünkü Türkiye&nbsp;Yahudi toplumunun&nbsp;temelleri atılmıştır.&nbsp;Tabîî&nbsp;Sefarad kökenli Yahudilerin ilk göçü değil&nbsp;bu. Daha önceki dönemde&nbsp;de Sefaradlar, bu topraklara göç ediyorlar. Fakat İspanya’dan&nbsp;gelenler birçok şeyi değiştiriyor. Bunun sebebi ise hem kemiyet hem de keyfiyet itibâriyle çok güçlü olmaları.&nbsp;XV. yüzyılın sonlarında&nbsp;çok&nbsp;donanımlı bir Yahudi topluluğu Türkiye’ye ayak basıyor.&nbsp;İstanbul’daki ilk Yahudi matbaası (aynı zamanda ilk matbaa) onlar geldikten&nbsp;hemen&nbsp;sonra açılıyor. Ve peşi sıra yeni matbaalar&nbsp;da&nbsp;devreye giriyor.&nbsp;Bizdeki gibi açıldıktan&nbsp;kısa&nbsp;bir süre sonra kapanmıyor. Kapanmadığı gibi, yenileri açılıyor. Avrupa’daki en kaliteli baskılar onlar tarafından gerçekleştiriliyor. İstanbul, bu açıdan merkez hâline geliyor.&nbsp;Sefaradlar, Avrupa dillerine vakıf oldukları için ticâri hayatta kilit&nbsp;bir&nbsp;rol oynamaya başlıyorlar. Yeni maden dökümü tekniklerinden, bazı yeni kumaş dokumalarına kadar&nbsp;birçok&nbsp;yenilik onların patronajı altında Türkiye’ye giriyor.&nbsp;Güçlü bir yaşam tecrübesine ve kültürel dinamizme sahipler.&nbsp;Güçlü ve dinamik kültür, daha zayıf olan kültür ve yaşam formlarını kendi içinde eritir. Büyük yangınlarda umûmiyetle Romaniotlara ait havraların yanması gibi bazı hâdiseler&nbsp;de&nbsp;Sefaradların lehine oluyor.&nbsp;Zaman içinde Romaniotların ve Aşkenazların Sefaradlar içinde erimesini&nbsp;buna bağlamak lazım. Bu tabîî bir süreç. Baskı yok, olması da mümkün değil zaten.&nbsp;Zamanın rûhuna&nbsp;âşinâ, kendini güncelleyen&nbsp;ve de&nbsp;daha ileri bir yaşam formuna sahip&nbsp;olan&nbsp;güçlü kültürün zayıf olana galebe çalmasıdır bu.&nbsp;</p>



<p>Fakat bugün dünyada Sefaradların değil, Aşkenazların hâkimiyeti var. Dünya Yahudi nüfusunun&nbsp;yaklaşık&nbsp;beşte dördü Aşkenaz. ABD, Avrupa ve İsrail’de hem kemiyet hem de keyfiyet olarak hâkim güç&nbsp;onlar. Sefaradlar sadece Türkiye’de güçlü&nbsp;konumdalar.&nbsp;Bunları bilmek gerekiyor.&nbsp;</p>



<p><strong>Alliance</strong><strong>&nbsp;</strong><strong>Israélite</strong><strong>&nbsp;</strong><strong>Universelle’in</strong><strong>&nbsp;Hedefleri</strong>&nbsp;</p>



<p><strong>8-&nbsp;</strong><strong>Alliance</strong><strong>&nbsp;</strong><strong>Israélite</strong>&nbsp;<strong>Universelle</strong><strong>&nbsp;cemiyetinin amacı bir Yahudi devleti mi kurmak ya da Yahudi olamayanları da bünyelerinde okutarak Yahudileşmiş bireyler mi oluşturmak,&nbsp;yoksa&nbsp;her ikisi&nbsp;de&nbsp;mi?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Doğu Avrupa menşeli bir ideolojik hareket olan ve Yahudilere müstakil bir vatan inşâ etmeyi hedefleyen Siyonizmden farklı&nbsp;bir yapı&nbsp;olan&nbsp;Alliance Israélite Universelle’in en önemli amacı, Yahudileri vatandaşı oldukları ülkelerde etkin bir konuma getirmek.&nbsp;Meslek sahibi yaparak bulundukları ülkelerde güçlenmelerini sağlamak.&nbsp;Alliance, bu özelliğiyle ilk bakışta&nbsp;Siyonizm’den&nbsp;ayrılan bir karakter arz ediyor.&nbsp;Fakat 1948’de İsrail Devleti’nin kuruluş aşamasında yaşananlara baktığımızda, dünya Yahudiliğinin bu işe&nbsp;nasıl&nbsp;destek verdiğini gördüğümüzde, Alliance’ın da dolaylı yoldan bu gayeye hizmet ettiğini söyleyebiliriz.&nbsp;Bu okulların bir gayesi de Yahudilerin&nbsp;yaşadıkları ülkelerde&nbsp;toplumla bütünleşmelerini sağlamak.&nbsp;Bu açıdan bakıldığında da yetiştirmeyi hedeflediği insan modelinin dindar değil de kozmopolit ve seküler bir karaktere sahip olduğunu fark ediyoruz.&nbsp;Bu okullarda Türk çocukları da eğitim görmüş.&nbsp;Hattâ bunlardan birisi&nbsp;de 3. Cumhurbaşkanımız Celâl Bayar.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Kanaatimce&nbsp;Alliance Israélite Universelle, açık ve gizli hedefleri olan bir kuruluş. Açık hedeflerin gerçekleşmesi, dolaylı yoldan gizli hedeflerin&nbsp;de gerçekleşmesine yardımcı oluyor.&nbsp;&nbsp;Fakat bu kuruluşun, doğrudan doğruya Yahudilere müstakil bir vatan inşâ etmek, Siyonist yetiştirmek gibi hedefleri yok.</p>



<p><strong>9-&nbsp;İsrail’in eski Dışişleri Bakanı&nbsp;</strong><strong>Liberman</strong><strong>, Hz. Musa&nbsp;için; “Bizi getire getire bu topraklara getirdi, Benelüx ya da Galya bölgesine götürseydi ya…” sözleri hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu sözler, Yahudiler nezdinde ne ifâde edebilir?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Yahudiler, iyi eğitim almış Batılı bir toplum.&nbsp;İsrail bugün Ortadoğu’da kurulmuş bir devlet olsa da nüfus yapısı ve mantalite itibâriyle Batılı bir anlayışa sahip.&nbsp;İsrail’in bugünkü nüfusunun çoğunluğu Batı ülkelerinden&nbsp;İsrail’e&nbsp;göç ettirilmiş nüfustan oluşuyor.&nbsp;Kısacası,&nbsp;devlet ve toplum yapısı itibâriyle çevresindeki ülkelerden çok farklı.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Liberman, burada&nbsp;özlemini dile getiriyor anladığım kadarıyla.&nbsp;Ortadoğu gibi târihin en sıkıntılı kavşak noktasında,&nbsp;adeta&nbsp;diken üstünde&nbsp;yaşamaktansa, modern değerlerle huzûrun&nbsp;hâkim olduğu bir Batı ülkesinde olmayı tercîh edeceğini îmâ ediyor&nbsp;münâsibince.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>Ortodoks Yahudiler İsrail Devletini Kabul Etmiyorlar</strong>&nbsp;</p>



<p><strong>10-&nbsp;</strong><strong>İbâdetlere</strong><strong>&nbsp;karşı oldukça lâkaytlar.&nbsp;Yaşlılar da olmasa neredeyse ibâdetini yapan yok gibi…&nbsp;Lâkin millî konulardaki&nbsp;hassâsiyetleri yüksek. Ne düşünüyorsunuz&nbsp;bu konuda?&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Öyle olmak zorundalar. Zîrâ bu,&nbsp;onlar için bir hayat-memat meselesi. Varlıklarını devam ettirmeleri bu konudaki duruşlarına bağlı.&nbsp;O yüzden olsa gerek…&nbsp;Fakat bu meselede,&nbsp;sanılanın aksine&nbsp;Yahudilerin birlik-bütünlük&nbsp;içinde&nbsp;olmadıklarını görüyoruz.&nbsp;Meselâ, Ortodoks Yahudilik,&nbsp;1948’de kurulan İsrail Devleti’ni Mesih henüz dünyaya teşrîf etmediği için, meşrû&nbsp;kabul etmiyor.&nbsp;Hâlbuki bu devletin varlığı Yahudiler için bir emniyet supabı.&nbsp;Bu yaklaşım tarzının millî varlıkları&nbsp;açısından yanlış olduğunu düşünüyorum.&nbsp;Buna rağmen farklı düşünenler var.&nbsp;Hattâ Hasidiklerin&nbsp;içinden bir grup,&nbsp;bu toprakların Filistinlilere ait olduğunu&nbsp;bile&nbsp;söylüyor.&nbsp;Yani gaye ve maksat&nbsp;açısından&nbsp;bile müttehid&nbsp;bir Yahudi tavrı&nbsp;yok ortada.&nbsp;&nbsp;</p>



<p><strong>11- Biraz da fısıltı gazetesi… Meşhur On Emir… On Emir konusunda yasaklar&nbsp;sadece&nbsp;Yahudileri mi kapsıyor? Yahudi olmayanların canları, malları ve ırzları Yahudilere helâl mi? Tevrat’a baktığımızda oldukça acımasız cümleler var.&nbsp;</strong>&nbsp;</p>



<p>Tevrat’ta geçen ifâdeler hepimizin malûmu. Biz bugüne bakalım.&nbsp;Aslen&nbsp;Polonya doğumlu bir Yahudi olan ve&nbsp;İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da&nbsp;İsrail’de yaşamaya başlayan bilim adamı&nbsp;Israel Shahak&nbsp;da&nbsp;yazmış olduğu eserlerde sizin bahsettiğiniz duruma işâret ediyor.&nbsp;Hattâ yazmış olduğu “Yahudi Tarihi Yahudi Dini” isimli eserinde Talmud’da geçen şu ifâdenin durumu îzâh ettiğini söylüyor: “Kuyuya düşmek üzere olan gentile, ne kurtarılır, ne de içine itilir.”&nbsp;Gentile, Yahudiler tarafından Yahudi olmayanlara verilen isim.&nbsp;&nbsp;</p>



<p>Muhakkak ki “On Emir” de geçen hükümler herkes için geçerli. Zîrâ Yahudilik semâvi dinlerin ilki. Yani Yahudiler&nbsp;vahyi ilâhiye mazhar&nbsp;olmuş bir millet. Fakat daha sonra kutsal metnin tahrîf edilişi sürecinde din bambaşka bir&nbsp;şekil&nbsp;alıyor.&nbsp;Evet, bugünkü Yahudiliği soruyorsanız&nbsp;eğer,&nbsp;uygulama aşamasında&nbsp;Yahudiler için ayrı, Yahudi olmayanlar (gentile) içinse ayrı bir hukuk geçerli.&nbsp;Bu hukuk da ciddî bir ayrımcılık içeriyor.&nbsp;&nbsp;</p>



<figure class="wp-block-image size-large"><img decoding="async" width="1024" height="1024" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya-1024x1024.jpg" alt="" class="wp-image-15360" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya-1024x1024.jpg 1024w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya-300x300.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya-150x150.jpg 150w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya-768x768.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya-65x65.jpg 65w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/haldun-1-Kopya.jpg 1191w" sizes="(max-width: 1024px) 100vw, 1024px" /></figure>



<div class="wp-block-image"><figure class="aligncenter size-large"><a href="https://www.eflatunkitap.com/modernlesme-surecinde-istanbul-yahudileri-326194?"><img loading="lazy" decoding="async" width="960" height="960" src="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/KİTAP-KAPAĞI.jpg" alt="" class="wp-image-15361" srcset="https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/KİTAP-KAPAĞI.jpg 960w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/KİTAP-KAPAĞI-300x300.jpg 300w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/KİTAP-KAPAĞI-150x150.jpg 150w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/KİTAP-KAPAĞI-768x768.jpg 768w, https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/08/KİTAP-KAPAĞI-65x65.jpg 65w" sizes="(max-width: 960px) 100vw, 960px" /></a><figcaption>Satın almak için kitap resminin üzerine tıklayınız&#8230;</figcaption></figure></div>



<p></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/egitimci-yazar-mahmut-haldun-sonmezer-yahudilik-sosyal-bir-kimliktir/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttihatçılar Ölür, İttihatçılık Ölmez</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittihatcilar-olur-ittihatcilik-olmez/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittihatcilar-olur-ittihatcilik-olmez/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Cem ÇALIŞICI]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 15 Jun 2020 06:30:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Politika]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[Darbe]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.yorungedergi.com/?p=14849</guid>

					<description><![CDATA[İttihatçılığın en bariz özelliği kendileri de darbe ile geldikleri için darbe sever olmalarıdır. Türk ordusuna yakın zamanlara kadar hâkimdirler. 1960 darbesinin net bir şekilde içinde yer almışlar, bizzat desteklemişlerdir.Diğer bir nokta da mazilerinin bir tenkidini yapmamışlardır. Mesela İTC&#8217;nin Taşnak ve Hınçak ile 1908 ortaklığını, Bulgar çeteci Sandanski&#8217;nin İTC listesinden meclise girmesini, Trablusgarp Savaşı evveli parlamentoyu, Balkan Harbini, 1913 Babı Âli baskınını, Cihan Harbine girmemizi hiç bir şekilde tenkit etmemişlerdir.Torunları da aynen öyle, hükumeti Habur, Megri Megri teraneleri ile eleştiren torunlar, yerel seçimlerde HDP ile örtülü ittifaka ses çıkartmamışlardır. Yok kabul etmişlerdir.Ha burada meğer ki iktidara gelirlerse 1908&#8217;i örnek alıp, seçimlerden sonra 24 Nisan&#8217;a giden yolu açarız şeklinde düşünüyorlarsa onlara şunu hatırlatalım. 1909 Bulgaristan, Girit ve Bosna Hersek&#8217;i kaybettik, 1911 İtalya Libya ve 12 Adamızı işgal etti, 1912 Balkanlarda koca bir ülke ve mazi elden çıktı, milyonlarca Türk muhacir oldu, 1914 Cihan Harbi ve 1919 ülke işgal edildi. Az daha Doğu Anadolu&#8217;yu da kaybedecektik.İttihatçılığın Genç Osmanlıları da sayarsak 170 senenin bir mazisinin bir tenkidini yapmaları elzem.Yoksa günümüz Türkiye&#8217;sinin kaybedeceği çok şey var. Daha fazla ricat edersek, Türkistan&#8221;a dönecek 400 çadırı bile bulamayız..]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>İttihatçılığın en bariz özelliği kendileri de darbe ile geldikleri için darbe sever olmalarıdır. Türk ordusuna yakın zamanlara kadar hâkimdirler. 1960 darbesinin net bir şekilde içinde yer almışlar, bizzat desteklemişlerdir.<br>Diğer bir nokta da mazilerinin bir tenkidini yapmamışlardır. Mesela İTC&#8217;nin Taşnak ve Hınçak ile 1908 ortaklığını, Bulgar çeteci Sandanski&#8217;nin İTC listesinden meclise girmesini, Trablusgarp Savaşı evveli parlamentoyu, Balkan Harbini, 1913 Babı Âli baskınını, Cihan Harbine girmemizi hiç bir şekilde tenkit etmemişlerdir.<br>Torunları da aynen öyle, hükumeti Habur, Megri Megri teraneleri ile eleştiren torunlar, yerel seçimlerde HDP ile örtülü ittifaka ses çıkartmamışlardır. Yok kabul etmişlerdir.<br>Ha burada meğer ki iktidara gelirlerse 1908&#8217;i örnek alıp, seçimlerden sonra 24 Nisan&#8217;a giden yolu açarız şeklinde düşünüyorlarsa onlara şunu hatırlatalım. 1909 Bulgaristan, Girit ve Bosna Hersek&#8217;i kaybettik, 1911 İtalya Libya ve 12 Adamızı işgal etti, 1912 Balkanlarda koca bir ülke ve mazi elden çıktı, milyonlarca Türk muhacir oldu, 1914 Cihan Harbi ve 1919 ülke işgal edildi. Az daha Doğu Anadolu&#8217;yu da kaybedecektik.<br>İttihatçılığın Genç Osmanlıları da sayarsak 170 senenin bir mazisinin bir tenkidini yapmaları elzem.<br>Yoksa günümüz Türkiye&#8217;sinin kaybedeceği çok şey var. Daha fazla ricat edersek, Türkistan&#8221;a dönecek 400 çadırı bile bulamayız..</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittihatcilar-olur-ittihatcilik-olmez/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
