<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Aslan DEĞİRMENCİ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<atom:link href="https://www.yorungedergi.com/author/aslan-degirmenci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<description>&#34;Türkiye’nin Entelektüel Aklının Buluşma Noktası&#34;</description>
	<lastBuildDate>Wed, 31 Jan 2018 21:22:09 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.6.10</generator>

<image>
	<url>https://www.yorungedergi.com/wp-content/uploads/2020/05/cropped-logo-favico-32x32.png</url>
	<title>Aslan DEĞİRMENCİ &#8211; Yörünge Dergisi</title>
	<link>https://www.yorungedergi.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Belgeler Işığında Apoletli Medya ve BÇG</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/belgeler-isiginda-apoletli-medya-ve-bcg/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslan DEĞİRMENCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Wed, 31 Jan 2018 21:32:54 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Haber Analiz]]></category>
		<category><![CDATA[5. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aslan Değirmenci]]></category>
		<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[Şubat 2018]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1589</guid>

					<description><![CDATA[O günleri hatırlarsak Çiller’in mitingde söylediği sözler üzerine TSK’nın başlattığı kampanya devreye sokulmuştu. Askerliğini çavuş olarak yapan bazı vatandaşlar Çiller hakkında dava açmış, bazı dernekler tepki açıklamaları yapmıştı. 28 Şubat medyası da kampanyaya sınırsız destek vermişti. Karargâhta Hazırlanan Haberler! 28 Şubat davasında karar yaklaştıkça, cunta karargâhı üyeleri suçlarını perdelemek için savunmalarında her türlü yalana başvurmaya devam ediyor. Yasadışılık ise ortada ve hiçbir yalan bunu perdeleyemez. Perdelenmesi mümkün olmayan bir gerçek de malum medya ile BÇG’nin ittifakı. Şöyle ki Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri Raporu, 28 Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeliyor. Faaliyet raporunda yer alan ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı TSK’nın kendini deşifre etmesine yetiyor. ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı altında Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi’nin malum medya ile derin ilişkisi de ortaya çıkıyor. Raporda, Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medyaya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyor. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyor. En fazla yararlanılan gazetecinin ise F.Ç. olduğu belirtiliyor. Ancak darbenin askeri ayağı yargı önünde hesap verirken; onlara zemin hazırlayan söz konusu isimler halen köşelerinde millete parmak sallamaya devam ediyor. Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeleyen faaliyet raporunda öne çıkan başlıklara bakalım: -“Refah partisi aleyhine &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>O günleri hatırlarsak Çiller’in mitingde söylediği sözler üzerine TSK’nın başlattığı kampanya devreye sokulmuştu. Askerliğini çavuş olarak yapan bazı vatandaşlar Çiller hakkında dava açmış, bazı dernekler tepki açıklamaları yapmıştı. 28 Şubat medyası da kampanyaya sınırsız destek vermişti.</strong></p>
<p>Karargâhta Hazırlanan Haberler!</p>
<p>28 Şubat davasında karar yaklaştıkça, cunta karargâhı üyeleri suçlarını perdelemek için savunmalarında her türlü yalana başvurmaya devam ediyor. Yasadışılık ise ortada ve hiçbir yalan bunu perdeleyemez. Perdelenmesi mümkün olmayan bir gerçek de malum medya ile BÇG’nin ittifakı. Şöyle ki Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi Faaliyetleri Raporu, 28 Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeliyor. Faaliyet raporunda yer alan ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı TSK’nın kendini deşifre etmesine yetiyor. ‘Yasal Olmayan Faaliyetler’ başlığı altında Genelkurmay Harekât Başkanlığı’na bağlı olan Psikolojik Harekât Dairesi’nin malum medya ile derin ilişkisi de ortaya çıkıyor. Raporda, Genelkurmay’da Refah Partisi aleyhine masa başı üretilen haberlerin malum medyaya verildiği ve yayınlatılmasının sağlandığı belirtiliyor. Genelkurmay’a yakın gazetecilere sipariş üzerine yazılar yazdırıldığı da açıkça ifade ediliyor. En fazla yararlanılan gazetecinin ise F.Ç. olduğu belirtiliyor. Ancak darbenin askeri ayağı yargı önünde hesap verirken; onlara zemin hazırlayan söz konusu isimler halen köşelerinde millete parmak sallamaya devam ediyor. Şubat döneminde TSK’nın yasadışına çıktığını belgeleyen faaliyet raporunda öne çıkan başlıklara bakalım:</p>
<p><strong>-“Refah partisi aleyhine bazı haberler hazırlayarak basına vermek ve yayınlanmasını sağlamak. Şu ana kadar bu dairede hazırlanan 20’den fazla haber gazetelerde yayınlandı.”</strong></p>
<p>(O haberler arşivlerde. Haberlerde imzası bulunanlar aramızda. Sadece 28 Şubat sürecinde hesap sorulmadığı için Gezi kalkışması, 7 Şubat MİT krizi, 17/25 Aralık küresel operasyonunda da aktif görev aldılar. Dün olduğu gibi bugün de isnat etme, yaftalama, sahte istatistik/veriler üzerinden toplumun düşünce sistemini etki altına almaya çalışıyorlar. Halkı kışkırtmaya, galeyana getirmeye, manipüle etmeye, etkilemeye ve algı oluşturmaya yönelik organize haberlere imza atmaya devam ediyorlar.)</p>
<p><strong>-“Genelkurmay’a yakın olarak görülen bazı gazetecilere konu verilerek ‘yazın’ ricasında bulunuldu. RP’nin kapatılmasını destekler mahiyette yazarlara kullanabilecekleri psikolojik harekât temaları verildi. F.Ç. her hafta bir gün mutlaka Genelkurmay’a uğruyor. Kesinlikle Genelkurmay’ın sözünden çıkmıyor. Ayrıca S.Ö. da Genelkurmay’a yakın olarak biliniyor.”</strong></p>
<p>(Topluma ise bu isimler halen gazeteci olarak sunuluyor. Doğal olarak onlar da halen ulusal güvenliği tehdit eden, milli iradenin tecellisini engellemeye yönelik her türlü faaliyeti haberleştiriyor, köşelerine taşıyor, seçilmiş hükümeti ortadan kaldırmak ve işlevsiz kılmaya yönelik yazılan tüm senaryolarda rol alıyorlar.)</p>
<p><strong>-“Refah Partisi için raporlar hazırlanıyor. Bu konudaki bilgiler basına sızdırılıyor. Geçen yıl Refah Partisi hakkında bir broşür hazırlanarak basına gönderildi.”</strong></p>
<p>(Halen hepsine tanıklık etmiyor muyuz? İçeriği boşaltılmış, gerçekten uzaklaştırılmış, dezenformasyona uğramış bilgiler geniş kitlelere ulaştırılarak, AK Parti hedef alınmıyor mu?)</p>
<p>Genelkurmay’ın 28 Şubat postmodern darbesindeki işbirlikleri ve hizmetleri dolayısıyla teşekkür belgesi gönderdiği 40 gazeteci var ki isimlerini tek tek yazmayalım.</p>
<p>Teşekkür belgesi de üst yazısı da isimleri de savcıların elinde var.</p>
<p><strong>Topyekün Çiller’e Saldırı</strong></p>
<p>Yine belgeler incelendiğinde, eski DYP lideri Tansu Çiller’in, 1997’de Samsun’daki bir mitingde kullandığı sözleri sonrasında TSK’nın büyük bir kampanyaya imza attığı görülüyor. Çiller, 24 Eylül 1997 tarihli mitingde, dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz’ı hedef alarak, ‘Bugüne kadar ara rejim oldu, atanmışlar oldu, ama hiçbir zaman seçilmiş bir siyasi partinin genel başkanı, onbaşı olma şerefsizliğini göstermedi.’ demişti. Bu sözler üzerine harekete geçen Genelkurmay’ın birliklere kampanya kontrol formu gönderdiği görülüyor. Kontrol formunda Çiller’e karşı yapılacak kampanyada izlenecek yol haritası anlatılıyor. Kampanyaya emekli subay ve astsubay dernekleri ile gazi derneklerinin iştiraklerinin sağlanması talep ediliyor. Bu derneklerin yanı sıra evlatları askerde olan aileler, onbaşılar, subay ve astsubaylar, onbaşılar ve çavuşlu isimli köylere ulaşılarak tepki göstermelerinin sağlanması isteniyor. Yapılacak açıklamalar hakkında da detaylı bilgi verilirken, DYP Genel Merkezine ait tüm iletişim bilgileri de veriliyor.</p>
<p>O günleri hatırlarsak Çiller’in mitingde söylediği sözler üzerine TSK’nın başlattığı kampanya devreye sokulmuştu. Askerliğini çavuş olarak yapan bazı vatandaşlar Çiller hakkında dava açmış, bazı dernekler tepki açıklamaları yapmıştı. 28 Şubat medyası da kampanyaya sınırsız destek vermişti.</p>
<p><strong>BÇG’yi Deşifre Etti, Hedef Oldu</strong></p>
<p>Cuntacıların, 19 Eylül 1997 tarihinde bir gazetede yer alan demecinden dolayı eski Bakanlardan Mehmet Gölhan hakkında da psikolojik harekât başlattığı biliniyor. Genelkurmay 2. Başkanının emri olduğu ortaya çıkan skandal belgede Mehmet Gölhan’ın gazeteye verdiği demeçte, “Devlet içinde örgüt var. İşte size çete: BÇG (Batı Çalışma Grubu)” dediği belirtiliyor, Genelkurmay II. Başkanının emri hatırlatılarak, bu sözler üzerine ivedi mektup kampanyası başlatılması isteniyor. Bu konudaki mektupların akşam saat 16:00’ya kadar komutanlığa ulaştırılması istenen belgede, psikolojik harekatta kullanılacak temaların da çıkartıldığı görülüyor. Belgede, yazılacak olan mektuplarda “Kullanılacak Temalar”ın ilk maddesinin “Milli Savunma Bakanlığı yapmış bir kişi olarak nasıl böyle bir ithamda bulunabilirsiniz?” sorusu olduğu görülüyor. Mektuplar basına sızdırılıyor; karalama kampanyası medya eliyle de yürütülüyor.</p>
<p><strong>Direnen Medyaya Psikolojik Harekât Emri</strong></p>
<p>Cunta karargâhının medyaya yönelik psikolojik harekât talepleri ise hiç bitmedi. “İrtica İle Mücadele Stratejisinin Belirlenmesi” konulu belgede, darbe sürecine direnen sağduyulu gazetelerin üstüne gidilmesi isteniyor. Belgede, “Söz konusu medya için kapsamlı bir psikolojik harekât uygulanması, bunun için gerekli teşkilatın kurulması gerekiyor.” ifadelerine yer veriliyor.</p>
<p>1998 yılının Haziran ayında yayınlanan emirde, mütedeyyin kesimin takibi ve sağduyulu gazetelerin etkinliğini azaltmak için ise yapılması gerekenler şu şekilde ifade ediliyor: “Başbakanlıkça kurulmuş olan Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu ile il ve ilçelerdeki Denetim Kurullarının güçlendirilmesinin uygun olacağı mütalaa edilmektedir.”</p>
<p><strong>Tek Tek Medyayı Fişlemişler</strong></p>
<p>Elbette bu kadar da değil. Bu işin uygulamasına da şahitlik ediyoruz. Elimizdeki belgeye göre TV kanalları askeri istihbarat tarafından takip altına alındığını ve yöneticilerinin tek tek fişlendiğini görüyoruz. Yayın akışında dini programlara yer veren kanalların “tehlikeli” olarak yansıtıldığına, İçişleri Bakanlığına gönderilen yazı ile haklarında işlem yapılması istendiğine şahitlik ediyoruz. Dönemin İstihbarat Başkanı Korgeneral Çetin Saner imzalı “RTÜK tarafından yerel TV’lere frekans tahsisi” konulu belge ile televizyon kanalları hakkında yapılan fişlemenin İçişleri Bakanlığına gönderildiği görülüyor. Söz konusu kanalların sahipleri ve çalışanları hakkında kişisel bilgilere yer verilen belgede, yayın politikalarıyla alakalı geniş kapsamlı bilgi verildiği görülüyor. Korgeneral Saner tarafından İçişleri Bakanlığına gönderilen belgede, “Konunun öneminden dolayı gerekli işlemin yapılmasının ülke menfaatine olacağı değerlendirilmektedir.” ifadelerine yer veriliyor. Söz konusu kanallar hakkında düşülen notların ise, “Siyasi İslam yanlısı”, “Muhafazakar”, “Milliyetçi Muhafazakar”, “Dini yayın yapar”, “Refah Partisine yakın”, “DYP desteği var”, “Ülkücü” ve “PKK sempatizanı” şeklinde olduğu görülüyor.</p>
<p>Bu kanalların yakinen takip edilmesi ve haklarında işlem yapılması istenen belgede, tersten fişlemelerin yapıldığı da görülüyor. Adeta TSK tarafından kefil olunan söz konusu kanalların yayın politikası anlatılırken şu ifadelere yer veriliyor:</p>
<p>-Çağdaş, demokrat ve laik.<br />
-Bağlantısı yok, liberal bir yayın politikası benimsenmiş.<br />
-Sosyal demokrat, illegal yapılarla ilgisi yok.<br />
-Magazin ve müzik programlarına yer verir, illegal unsurlarla ilişkisi tespit edilmedi.</p>
<p>TSK tarafından İçişleri Bakanlığına gönderilen belgede, söz konusu kanalların tahmini izleme potansiyeli çıkartılmış, kaç bin nüfusa sahip olan bir bölgeye yayın yaptığı kayıt altına alınmış, ihale bedellerine yer verilmiş ve ödeme yapılırken hangi bankalardan kredi çekildiğine kadar bildirilmiş. TV yöneticilerinin haklarında açılan davalar hakkında da detaylı bilgilere yer verilirken, TV sahiplerinin maddi kaynakları gözlem altına alınmış. Yazık. Bugünlerde sıkça basın özgürlüğünden söz edenlerin gündemine ise bu fişlemeler hiç girmemiş.</p>
<p><strong>Emniyet Boş Durmamış</strong></p>
<p>Şunun da altını çizelim, fişleme yapıp mağduriyet üreten tek kurum TSK değil. O dönem Emniyet de var. Tüm illerdeki emniyet müdürlüklerine gönderilen 07 Temmuz 1998 tarihli ‘Gizli’ mühürlü planda, fişleme faaliyetlerinde eğitim öğretim kurumlarında görevli bazı personelden faydalanıldığı görülüyor. “Yavuz PH Planı”nın uygulamaya sokulduğu belirtilen belgede, planın devreye sokulma gerekçesi laikliği korumak olarak açıklanıyor. Emniyet mensupları tarafından icra edilecek faaliyet programının neler olduğunun bildirildiği belgede, gönderilen fişleme formlarının ivedi doldurulup rapor haline getirilerek Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele ve Harekât Daire Başkanlığına teslim edilmesi isteniyor.</p>
<p>Belgede, planın uygulanmasında sürecin zedelenmemesi için gizliliğe riayet edilmesi, yetkisiz şahıs ve kurumlara açıklanmaması isteniyor.</p>
<p>“Yavuz PH Planı” kapsamında yapılacak faaliyetlerden bazıları şunlar:</p>
<p>-İrticaya karşı personelin bilgilendirilmesi.<br />
-Kamuoyunun aydınlatılması.<br />
-Laiklik konusunda personele eğitim.<br />
-Yapılacak tüm faaliyetlerde TV, radyo, gazete, seminer gibi yöntemlerden faydalanılması.<br />
-Aydınlatma için bilim adamlarından destek alınılması.<br />
-İrticai faaliyetlere karışanlar hakkında yasal işlem yapılması.<br />
-Kıyafet genelgesinin uygulanmasının sağlanması.<br />
&#8211; İrticai faaliyetlerde bulunan vakıf, dernek, yurt, Kur’an Kursu, şirket ve camilerin takibi ve kontrolü.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kahraman Pelerinli Vesayet Bekçisi!</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kahraman-pelerinli-vesayet-bekcisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslan DEĞİRMENCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 01 Dec 2017 11:30:21 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[3. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aslan Değirmenci]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1288</guid>

					<description><![CDATA[Siyasi pazarlama ve toplum mühendisliği ile 28 Şubat’ta askeri vesayete karşı direnç gösterdiği iddia edilen Meral Akşener üzerine yeni projeler inşa edilmeye devam ediliyor. Ancak temel sağlam olmayınca, inşaat sağlıklı yürümüyor, umutlarda artçı sallantılar sürüyor. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla beraber deprem ve yıkım kaçınılmaz! O gerçeklerden biri de Akşener’in 28 Şubat’ın kahramanlarından değil, aktörlerinden birisi olduğudur! Siyasi pazarlama ve toplum mühendisliği ile 28 Şubat’ta askeri vesayete karşı direnç gösterdiği iddia edilen Meral Akşener üzerine yeni projeler inşa edilmeye devam ediliyor. Ancak temel sağlam olmayınca, inşaat sağlıklı yürümüyor, umutlarda artçı sallantılar sürüyor. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla beraber deprem ve yıkım kaçınılmaz! O gerçeklerden biri de Akşener’in 28 Şubat’ın kahramanlarından değil, aktörlerinden birisi olduğudur! Yıl 1997… Çankaya Köşkü’nde MGK toplantısı başlamıştır. Gerilim yüksektir. Direnen Erbakan Hoca yalnız da olsa sözünü esirgememekte; askeri vesayetin sunduğu materyallere itiraz etmektedir. Tutanaklar bu tezimizi doğruluyor. Tutanaklar yıllarca kahraman kostümü giydirilen Akşener için aksini gösteriyor. Direnmek Yerine Destek Akşener’in 28 Şubat 1997 günü öğleden sonra başlayan ve 9.5 saat süren tarihi MGK toplantısında cuntanın dayattığı 18 maddeye ve cunta yapısına karşı sarf ettiği sözler gündemden kaçırılıyor. İrtica üzerine cunta heyeti akla mantığa sığmayan iddialar gündeme getirirken, rejim aleyhtarı olduğu öne sürülen faaliyetler masaya getirilirken, toplantıda olan İçişleri Bakanı Meral &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Siyasi pazarlama ve toplum mühendisliği ile 28 Şubat’ta askeri vesayete karşı direnç gösterdiği iddia edilen Meral Akşener üzerine yeni projeler inşa edilmeye devam ediliyor. Ancak temel sağlam olmayınca, inşaat sağlıklı yürümüyor, umutlarda artçı sallantılar sürüyor. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla beraber deprem ve yıkım kaçınılmaz! O gerçeklerden biri de Akşener’in 28 Şubat’ın kahramanlarından değil, aktörlerinden birisi olduğudur!</strong></p>
<p>Siyasi pazarlama ve toplum mühendisliği ile 28 Şubat’ta askeri vesayete karşı direnç gösterdiği iddia edilen Meral Akşener üzerine yeni projeler inşa edilmeye devam ediliyor.</p>
<p>Ancak temel sağlam olmayınca, inşaat sağlıklı yürümüyor, umutlarda artçı sallantılar sürüyor. Gerçeğin ortaya çıkmasıyla beraber deprem ve yıkım kaçınılmaz! O gerçeklerden biri de Akşener’in 28 Şubat’ın kahramanlarından değil, aktörlerinden birisi olduğudur!</p>
<p>Yıl 1997… Çankaya Köşkü’nde MGK toplantısı başlamıştır. Gerilim yüksektir. Direnen Erbakan Hoca yalnız da olsa sözünü esirgememekte; askeri vesayetin sunduğu materyallere itiraz etmektedir. Tutanaklar bu tezimizi doğruluyor. Tutanaklar yıllarca kahraman kostümü giydirilen Akşener için aksini gösteriyor.</p>
<p><strong>Direnmek Yerine Destek</strong></p>
<p>Akşener’in 28 Şubat 1997 günü öğleden sonra başlayan ve 9.5 saat süren tarihi MGK toplantısında cuntanın dayattığı 18 maddeye ve cunta yapısına karşı sarf ettiği sözler gündemden kaçırılıyor. İrtica üzerine cunta heyeti akla mantığa sığmayan iddialar gündeme getirirken, rejim aleyhtarı olduğu öne sürülen faaliyetler masaya getirilirken, toplantıda olan İçişleri Bakanı Meral Akşener, sessiz kalmayı, başını sallayarak desteklemeyi tercih ederken, toplantı sonuna doğru; “Biz, yeni atanan emniyet müdürlerine talimatları verdik. </p>
<p>Aynı şekilde gelecek haftalarda da valilerle bir toplantı yapıp dikkatlerini tekrar çekeceğiz, konuyu hassasiyetle, dikkatle takip edeceğiz” diyordu. Bu sözleri ile Akşener’in cuntaya direnmek yerine, destek verdiği, yeni atadığı emniyet müdürlerini askeri vesayetin dayattığı baskıyı millete uygulamaları için kodladığı, cuntanın taleplerini valilerle de paylaşıp; gereğini yapacağını beyan ettiği anlaşılıyor.</p>
<p><strong>MGK Toplantısında Kurabiye Keyfi</strong></p>
<p>MGK toplantısında MGK Genel Sekreteri Emekli Orgeneral İlhan Kılıç’a yakın oturan Akşener, masada gerilim tırmandığında müdahil olmak yerine kurabiye yiyordu. Üstelik İlhami Kılıç’ın ikram ettiği kurabiyeleri büyük bir iştahla yiyor; yetmiyor yıllar sonra bir söyleşisinde “İlhami Kılıç çok babacan biriydi.” diyordu. Türkiye tarihine “post modern darbe” olarak geçen ve toplum ile siyaset üzerinde derin postal izleri bırakan 28 Şubat’ın mimarlarından olan Kılıç’ı öve öve bitiremiyordu!</p>
<p><strong>Örtülü ve Açık Operasyonlar</strong></p>
<p>Hatırlanacağı üzere; Necmettin Erbakan’ın başbakanlığında kurulan REFAHYOL koalisyon hükümeti, dönemin komutanları ve Cumhurbaşkanı Demirel’in verdiği destek ile iktidardan indirilmişti. Demirel örtülü operasyonlarda cunta karargahının hep yanında durmuş, yürütülen psikolojik harekâtın bir parçası olmuştu. </p>
<p>Akşener de, Demirel ile oldukça yakınlaşmıştı! Hatta Emniyet müdürleri taslak kararnamesini Erbakan’a onaylatan Akşener, Demirel’in isteği üzerine gizlice değiştirmişti. Bu o günlerde büyük krize neden olsa da karmaşık sosyal ve siyasal atmosferden dolayı medyanın dikkatini çekmemişti! Akşener, sessiz sedasız, emniyet teşkilatının yapısında Başbakan Erbakan’dan habersiz önemli değişikliklere imza atmaya devam etti. Devlet teamüllerine aykırı şekilde emniyette görevden almalar aralıksız sürdü.</p>
<p><strong>Hiç Boş Durmadı</strong></p>
<p>MGK’nın aldığı skandal kararların savunuculuğunu hemen her platformda üstlenen Akşener, gazetecilerin sorularına, “kesinlikle askerin bir dayatması olarak görülmemelidir.” şeklinde cevaplar verdi. “İrtica ile mücadele” adı altında milletin değerlerine savaş açan kararları meşru gören Akşener, İmam Hatip okullarını vesayet altına almak için de boş durmadı. İlk ve orta dereceli okullar için 25 Kasım 1996’da Bakanlar Kurulu’na sunduğu taslak düzenleme ile harekete geçti. Planı gören ve anlayan Refah Partisi’nin karşı koyuşu sayesinde düzenleme hayata geçirilmedi.</p>
<p><strong>Akşener’in Verdiği Uygulama Emri</strong></p>
<p>Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in 28 Mart günü valilik ve emniyet müdürlüklerine yazdığı uygulama emri var ki; cuntanın “Şeriat geliyor!” şeklindeki sun’i korku politikasına tam destek anlamına geliyordu. Uygulama emrinde tarikatlara baskı isteniyor, okullarına müdahale, yurtlarına işlem yapılması emri veriliyordu. (O dönem tüm tarikat ve cemaatler bu operasyonlara maruz kalırken FETÖ’nün de önü açılıyordu.) </p>
<p>Medreselerin, Kur’an Kursları’nın da mülki amirlerce yakından izlenmesi, gerektiği takdirde kapatılması istenen uygulama emrinde; dernek ve vakıfların derhal gözlem altına alınması, irticai faaliyette bulunan yöneticiler hakkında yasal takibata girişilmesi emri yer alıyordu. </p>
<p><strong>Milleti Kafese Alma Girişimi</strong></p>
<p>Hatta söz konusu emirde, “Kamu kurum ve kuruluşları ile belediyelere, aşırı dinci kesimden veya yasa dışı örgütlerden muhtemel sızmaların önlenmesi için, personel alımı ve çalıştırılmasının devamlı takip edilmesi, sızan bu tip personelin işine son verilmesi…” ifadelerine yer veriliyor, “Ülke sorunlarının çözümünü “millet” kavramı yerine “ümmet” kavramı bazında ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendirici girişimler önlenmelidir.” denilerek, Müslümanlar bölücü ilan ediliyordu!</p>
<p>Söz konusu genelge, İçişleri Bakanı Meral Akşener tarafından Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa, Bakanlığının tüm birimleri ile illerin valiliklerine gönderiliyordu. </p>
<p>Kısa süre sonra İçişleri Bakanlığı tarafından Refah Partisi’ne ait belediyelere soruşturma başlatılıyordu. </p>
<p>Refah Partisi, ‘irtica’ ve ‘laiklik karşıtlığı’ gibi abes iddialarla linç edilmeye çalışılıyorken, Akşener imzalı genelge ile yüzlerce Refah Partili belediye emniyet tarafından gözlem altına alınıyordu. </p>
<p>Tepkiler yükseliyordu. Haklarını arayanlar doğal olarak eylemler düzenliyor, küçük çaplı toplantılarda bir araya geliyorlardı.  Yürüyüşler ve hatta toplantılar da Akşener tarafından yasaklanıyor, hak mücadelesi verenler hakkında 15 Hazirandan itibaren soruşturmalar açılıyordu.</p>
<p><strong>Tanklara Direnmek Yerine Siyasete Direndi</strong></p>
<p>28 Şubat’ın sembol isimlerinden Bekir Yıldız meselesi var birde… </p>
<p>Yıldız, 30 Ocak 1997’de Sincan Belediyesi “Kudüs Gecesi”nde sahneye konulan oyundaki “cihat” vurgusuyla hedef oldu. Tanklar, Sincan sokaklarında yürürken Bekir Yıldız belediye başkanıydı. </p>
<p>İçişleri Bakanı Meral Akşener, tanklar siyasetin üzerinden geçerken, Bekir Yıldız’ı görevden uzaklaştırdı. Daha sonra ise Bekir Yıldız tutuklanarak cezaevine konuldu. </p>
<p><strong>Sivil Siyasete İhanet</strong></p>
<p>Gelelim 28 Şubat ile yüzleşme ve hesaplaşma dönemine. Cunta mahkeme önündeydi. Yargılama sürecinde, 28 Şubat sürecinde sürekli gündeme getirilen Emekli Korgeneral Çetin Saner’in Akşener’e yönelik “Yağlı Kazığa Oturturum.” sözleri mahkeme gündemine getirildi. </p>
<p>Tabii Akşener’e o sözler hatırlatılıp, “Şikâyetçi misiniz?” diye soruldu. İddianamede mağdur müşteki gözüken 28 Şubat sürecinin İçişleri Bakanı, Çetin Saner’den “yağlı kazık” sözleri nedeniyle şikayetçi olmadı. </p>
<p>Algılar çöktü, gerçek o gün daha da belirginleşti. Sivil siyaseti savunduğu iddia edilen Akşener, kayıt dışı siyasete hizmet ettiğini, bu yolda gerektiği takdirde en ağır hakaretleri bile sindirebileceğini görmemizi sağladı! </p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kuşatma Delindi ABD Panikledi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/kusatma-delindi-abd-panikledi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/kusatma-delindi-abd-panikledi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslan DEĞİRMENCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 31 Oct 2017 21:18:42 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kapak]]></category>
		<category><![CDATA[2. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[Kasım 2017]]></category>
		<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/?p=1156</guid>

					<description><![CDATA[ABD ile yaşanan vize krizi gündeme getirilirken, perde arkasında yaşanan gelişmeler es geçiliyor. Krizi tek başına ABD İstanbul Başkonsolosluğu irtibat görevlisi FETÖ’cü Metin Topuz’un tutuklanmasına bağlamak gerçeğin görülmesini engelliyor. Evet, Metin Topuz sıradan bir FETÖ’cü değil; kuvvetli suç delilleri ortaya çıkan profesyonel bir ajan. Topuz’un 17-25 Aralık yargı-emniyet darbesi girişimi, MİT tırlarına düzenlenen illegal operasyon, Halkbank’a düzenlenen kumpas operasyonu, 15 Temmuz başarısız işgal girişimi, FETÖ mensuplarının yurtdışına kaçışı ve devletin gizli bilgilerinin servis edilmesine aracılık ettiği açık. 121 üst düzey FETÖ mensubu ile irtibatlı olduğu da kayıtlar arasında. Sadece irtibat değil, 120 kez yurtdışına onlarla birlikte çıktığı da deşifre edildi. Buna rağmen ABD, söz konusu tutuklamayı hukuki bulmadı; tüm delilleri görmezden geldi. Çünkü biliyor ki gizli inlere yeni girildi, hücreler deşifre edildi ve soruşturma kararlılıkla yürütülürse işin ucu kendisine kadar uzanacak. İşte bunun için ABD tersten propaganda yürütüyor; FETÖ’ye yönelik verilen mücadeleyi sulandırmaya çalışıyor, psikolojik manipülasyon olarak bilinen algı operasyonuyla kelimeleri silah olarak kullanıp, insanları kendi doğrularına zorluyor. Oysa doğru tek! FETÖ bir terör örgütüdür. Metin Topuz, FETÖ üyesidir, ABD ajanıdır. ABD, 12 Eylül’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da darbecilerin yanındadır. Bu yaşanan krizin sadece bir yönüdür. ABD’nin Elinden Terör Kartı Alınıyor Bir başka nokta ise Türkiye’nin İdlib operasyonudur. ABD, &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>ABD ile yaşanan vize krizi gündeme getirilirken, perde arkasında yaşanan gelişmeler es geçiliyor. Krizi tek başına ABD İstanbul Başkonsolosluğu irtibat görevlisi FETÖ’cü Metin Topuz’un tutuklanmasına bağlamak gerçeğin görülmesini engelliyor.</strong></p>
<p>Evet, Metin Topuz sıradan bir FETÖ’cü değil; kuvvetli suç delilleri ortaya çıkan profesyonel bir ajan. Topuz’un 17-25 Aralık yargı-emniyet darbesi girişimi, MİT tırlarına düzenlenen illegal operasyon, Halkbank’a düzenlenen kumpas operasyonu, 15 Temmuz başarısız işgal girişimi, FETÖ mensuplarının yurtdışına kaçışı ve devletin gizli bilgilerinin servis edilmesine aracılık ettiği açık. 121 üst düzey FETÖ mensubu ile irtibatlı olduğu da kayıtlar arasında. Sadece irtibat değil, 120 kez yurtdışına onlarla birlikte çıktığı da deşifre edildi. Buna rağmen ABD, söz konusu tutuklamayı hukuki bulmadı; tüm delilleri görmezden geldi. Çünkü biliyor ki gizli inlere yeni girildi, hücreler deşifre edildi ve soruşturma kararlılıkla yürütülürse işin ucu kendisine kadar uzanacak. İşte bunun için ABD tersten propaganda yürütüyor; FETÖ’ye yönelik verilen mücadeleyi sulandırmaya çalışıyor, psikolojik manipülasyon olarak bilinen algı operasyonuyla kelimeleri silah olarak kullanıp, insanları kendi doğrularına zorluyor. Oysa doğru tek! FETÖ bir terör örgütüdür. Metin Topuz, FETÖ üyesidir, ABD ajanıdır. ABD, 12 Eylül’de olduğu gibi 15 Temmuz’da da darbecilerin yanındadır. Bu yaşanan krizin sadece bir yönüdür.</p>
<p>ABD’nin Elinden Terör Kartı Alınıyor</p>
<p>Bir başka nokta ise Türkiye’nin İdlib operasyonudur. ABD, ısrarla bir süredir terör örgütlerinin sığınağı olarak İdlib’i işaret ediyor. İdlib’teki terör örgütlerinden rahatsızlık duyduğunu ifade ediyor. Ancak Türkiye kalıcı barış için sorumluluk alıp İdlib’e doğru ilerleyince de karşı çıkıyor. Söz konusu terör örgütlerinin taşeron olduğunu, işverenin kendisi olduğunu bu tavrıyla anlamamızı sağlıyor. Terör kartının Türkiye tarafından elinden alınmasını engellemeye çalışıyor, hukuku tamamıyla hiçe sayıyor. Şöyle ki; Türkiye, ÖSO ile birlikte Astana sürecinde garantör ülkelerce mutabık kalınan angajman kuralları çerçevesinde hareket ediyor. Hareket kapsamında Türkiye, tüm terör örgütlerini bölgeden temizlemeyi, bölgede düzeni ve barışı yeniden tesis edip bir daha terör örgütlerinin bölgeye yerleşmesini engellemeyi hedefliyor. Ayrıca hayati öneme sahip olan, Suriye’nin bölünmesinin önüne geçmek için büyük sorumluluk alıyor. Amerika Birleşik Devletleri ise bundan rahatsızlık duyuyor. Bu rahatsızlığını açıkça dile getirmek yerine; isnat etme, yaftalama, sahte istatistik/veriler üzerinden toplum mühendisliği yapıyor. Operasyonun sonunda terör örgütü PKK/PYD’nin Akdeniz’e doğru bir terör koridoru oluşturmasını engellemek isteyen Türkiye’yi hedef alıyor. Çünkü sözü boşa çıktı.</p>
<p>Türkiye’yi Güneyden Kuşatacaklardı!</p>
<p>PYD kontrolündeki Ayn el-Arab’ı 21 Mayıs 2016’da ziyaret eden ABD’li General Joseph Votel, Suriye PKK’sına Akdeniz’e açılma sözü vermişti. Joseph Votel’in verdiği söz üzerine Suriye’nin kuzeyinde Türkiye’yi güneyden kuşatacak koridora ABD tüm gücüyle desteğe başlamıştı. Plana göre koridor; Dar İzze, Atme, Bab el-Hava, Sermede, Harem, Salkin, Derkuş, Zerzor, Hirbet el-Cüz, Ayn el-Beyda, Burç el-Kasap, Kast el-Maaf ve el-Basit’ten geçecekti. Ama artık geçemeyecek. ABD’nin sözü de, PKK/PYD’nin kanlı işgal planı da İdlib operasyonuyla boşa çıkacak, emperyalizmin stratejik kuşatma taktiği böylelikle yerle bir olacaktı. Emperyal strateji boşa çıkınca kriz derinleşecekti. Öyle de oldu. Türkiye’nin darbeci FETÖ ile mücadele girişimlerini akamete uğratmak isteyen Washington, Akdeniz’e doğru bir terör koridorunun açılmasını da istiyordu. Koridorun ardından ise terör örgütü PKK/PYD aracılığıyla Suriye’yi bölmeyi hedefliyordu.</p>
<p>ABD’nin bunu ifade etmesine gerek yoktu. ABD’nin terör örgütü PKK/PYD-YPG’ye 3 bin tır silah yardımı yaparak, verdiği desteği gizlemeyerek görmemize yardımcı oldu. Uyarıldı. Dinlemedi. Ve vazgeçmedi.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 2. Sayısında (Kasım/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/kusatma-delindi-abd-panikledi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İttifakın Gri Rengi</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/ittifakin-gri-rengi/</link>
					<comments>https://www.yorungedergi.com/ittifakin-gri-rengi/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslan DEĞİRMENCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 18:36:49 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Aslan Değirmenci]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2017]]></category>
		<category><![CDATA[İttifakın Gri Rengi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/_demo/?p=1038</guid>

					<description><![CDATA[12 Eylül’den tanıyorduk biz onları. Kontrgerilla eylemlerinde üstlendikleri figüranlıklarını, manşetlerle sokakları ele geçirmelerini unutmadık. 28 Şubat dün gibi aklımızda. Faiz lobisi ile birlikte hareket edip, beşli çeteyi örgütleyip değerlerimizi nasıl hedef aldıklarını hatırlıyoruz. İnsanlar kendi özgürlüğünün peşine düşmelidir. Haklarını aramalı, onurunu korumalı ve doğrularını savunmalıdır. Hak, onur ve doğrunun olduğu yerde medya da üzerine düşeni yapmalıdır. Konu hak, onur ve doğru olduğunda “medya” sahada bulunmalıdır. İnsanlığın değişmez üç ilkesi konusunda taraf olmalı, din, millet, ırk ve renk ayrımı yapmaksızın, bu değerleri kuşanmalıdır. Medyanın Kontrgerilla Yüzü Temel İlkeler Etrafında Toplanmak Hak, insanlara doğuştan verilmiştir. İnsan hakları ile ilgili kabul edilen ilk yazılı metin (1789) “İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesi’nden 1157 yıl önce İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Veda Haccı esnasında Arafat dağında yaptığı konuşma (Veda Hutbesi) bunun belgesidir. Onur, izzettir, değerdir; ahlaki bir erdemdir. İnsan, onurlu bir varlıktır. Onur tükendi mi, özden kopuş başlamıştır. Her insan tükenişe karşı direnmeli, insanlığın onurlu bir ferdi olarak toplumda yer almak için mücadele etmelidir. Doğru, yalan olmayandır. Fitneden uzak, yönü değişmeyen, gerçektir. Bunlardan dolayıdır ki medya konu hak, onur ve doğru olduğunda sahada olmalıdır. İnsanlığın değişmez üç ilkesi konusunda taraf olmalı, din, millet, ırk ve renk ayrımı yapmaksızın, bu değerleri kuşanmalıdır. Kuşandığı değerler gereği zayıf-kuvvetli, fakir-zengin &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>12 Eylül’den tanıyorduk biz onları. Kontrgerilla eylemlerinde üstlendikleri figüranlıklarını, manşetlerle sokakları ele geçirmelerini unutmadık. 28 Şubat dün gibi aklımızda. Faiz lobisi ile birlikte hareket edip, beşli çeteyi örgütleyip değerlerimizi nasıl hedef aldıklarını hatırlıyoruz.</strong></p>
<p>İnsanlar kendi özgürlüğünün peşine düşmelidir. Haklarını aramalı, onurunu korumalı ve doğrularını savunmalıdır.</p>
<p>Hak, onur ve doğrunun olduğu yerde medya da üzerine düşeni yapmalıdır.</p>
<p>Konu hak, onur ve doğru olduğunda “medya” sahada bulunmalıdır. İnsanlığın değişmez üç ilkesi konusunda taraf olmalı, din, millet, ırk ve renk ayrımı yapmaksızın, bu değerleri kuşanmalıdır.</p>
<p><strong>Medyanın Kontrgerilla Yüzü</strong><br />
<strong>Temel İlkeler Etrafında Toplanmak</strong></p>
<p>Hak, insanlara doğuştan verilmiştir. İnsan hakları ile ilgili kabul edilen ilk yazılı metin (1789) “İnsan ve Vatandaşlık Hakları Beyannamesi’nden 1157 yıl önce İslam Peygamberi Hz. Muhammed’in Veda Haccı esnasında Arafat dağında yaptığı konuşma (Veda Hutbesi) bunun belgesidir.</p>
<p>Onur, izzettir, değerdir; ahlaki bir erdemdir. İnsan, onurlu bir varlıktır. Onur tükendi mi, özden kopuş başlamıştır. Her insan tükenişe karşı direnmeli, insanlığın onurlu bir ferdi olarak toplumda yer almak için mücadele etmelidir.</p>
<p>Doğru, yalan olmayandır. Fitneden uzak, yönü değişmeyen, gerçektir. Bunlardan dolayıdır ki medya konu hak, onur ve doğru olduğunda sahada olmalıdır.</p>
<p>İnsanlığın değişmez üç ilkesi konusunda taraf olmalı, din, millet, ırk ve renk ayrımı yapmaksızın, bu değerleri kuşanmalıdır. Kuşandığı değerler gereği zayıf-kuvvetli, fakir-zengin farkı gözetmeksizin adaletin yanında yer almalıdır.</p>
<p>Adalet, zulme ve bozgunculuğa karşı koyuş, zalimlerin yaptıklarından hesap sormak, dost ve düşman ayırt edilmeksizin herkese eşit yaklaşmaktır.</p>
<p><strong><em>Devamı Yörünge Dergisi 1. Sayısında (Ekim/2017)</em></strong></p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.yorungedergi.com/ittifakin-gri-rengi/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Yeni Pensilvanya : Almanya</title>
		<link>https://www.yorungedergi.com/yeni-pensilvanya-almanya/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Aslan DEĞİRMENCİ]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 12 Oct 2017 18:20:24 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dış Politika]]></category>
		<category><![CDATA[1. Sayı]]></category>
		<category><![CDATA[Ekim 2017]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://www.yorungedergi.com/_demo/?p=1029</guid>

					<description><![CDATA[Ankara-Berlin hattındaki gerilim devam ediyor. Almanya Cumhurbaşkanı Gauck’un MİT TIR’ları davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Can Dündar’ı saraya davet etmesi ile başlayan gerilim, seçime doğru Merkel’in ırkçı politikalara savrulmasıyla tavan yaptı. Popülizm, Almanya’yı baştan aşağıya kuşattığında ilişkiler kopma noktasına geldi. Peki neler yaşandı? 1915 Olayları Üzerinden Gerçeği Perdelemek Almanya, önce sözde Ermeni soykırım tasarısını onayladı. Tarihi siyasileştiren, geçmişin özgürce konuşulmasını engelleyen, bir tabu haline getirilen Ermeni anlatısını tartışılmaz bir gerçek gibi dayatmaya çalışan, cehalet ve hukuka saygısızlık örneği olan kararla, kendi soykırım sicillerini perdelemeye kalktılar. Türkiye’den yükselen tepkiye rağmen, Almanya kendi çerçevesinde 102 yıl önce yaşanmış tarihi bir konuyu siyasileştirmiş oldu. 1915 olayları konusunda Almanya tek sesli ve baskıcı bir ortam meydana getirerek, müttefiklik ilişkisini de zedeledi. Anayasa Değişikliği Referandumu Almanya’yı Tedirgin Etti 15 Temmuz sonrasında Köln’deki mitinge telekonferans yöntemiyle katılacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu izninin iptal edilmesiyle, Almanya’nın düşmanlığı örtülemez bir hal aldı. Almanya 16 Nisan referandum sürecinde ise Türk bakanların programlarına izin vermedi. Referanduma ilişkin, terör örgütü PKK’nın ‘Hayır’ kampanyasına ise izin verildi. Almanya, anayasa değişikliği referandumu için devlet televizyonu eliyle, Türkçe ‘hayır’ kampanyası yürüttü. Bu düşmanlığın arkasında ise değişen Türkiye’nin AB’nin değişmeyen yüzünün maskesini düşürme kaygısı vardı. Biraz açalım: Dünyanın ekonomik büyüklüğü belli ve herkes bu büyüklükten &#8230;]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Ankara-Berlin hattındaki gerilim devam ediyor. Almanya Cumhurbaşkanı Gauck’un MİT TIR’ları davasında hakkında yakalama kararı çıkarılan Can Dündar’ı saraya davet etmesi ile başlayan gerilim, seçime doğru Merkel’in ırkçı politikalara savrulmasıyla tavan yaptı. Popülizm, Almanya’yı baştan aşağıya kuşattığında ilişkiler kopma noktasına geldi. Peki neler yaşandı?</strong></p>
<p>1915 Olayları Üzerinden Gerçeği Perdelemek</p>
<p>Almanya, önce sözde Ermeni soykırım tasarısını onayladı. Tarihi siyasileştiren, geçmişin özgürce konuşulmasını engelleyen, bir tabu haline getirilen Ermeni anlatısını tartışılmaz bir gerçek gibi dayatmaya çalışan, cehalet ve hukuka saygısızlık örneği olan kararla, kendi soykırım sicillerini perdelemeye kalktılar. Türkiye’den yükselen tepkiye rağmen, Almanya kendi çerçevesinde 102 yıl önce yaşanmış tarihi bir konuyu siyasileştirmiş oldu. 1915 olayları konusunda Almanya tek sesli ve baskıcı bir ortam meydana getirerek, müttefiklik ilişkisini de zedeledi.</p>
<p>Anayasa Değişikliği Referandumu Almanya’yı Tedirgin Etti</p>
<p>15 Temmuz sonrasında Köln’deki mitinge telekonferans yöntemiyle katılacak olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu izninin iptal edilmesiyle, Almanya’nın düşmanlığı örtülemez bir hal aldı. Almanya 16 Nisan referandum sürecinde ise Türk bakanların programlarına izin vermedi. Referanduma ilişkin, terör örgütü PKK’nın ‘Hayır’ kampanyasına ise izin verildi. Almanya, anayasa değişikliği referandumu için devlet televizyonu eliyle, Türkçe ‘hayır’ kampanyası yürüttü. Bu düşmanlığın arkasında ise değişen Türkiye’nin AB’nin değişmeyen yüzünün maskesini düşürme kaygısı vardı. Biraz açalım:</p>
<p>Dünyanın ekonomik büyüklüğü belli ve herkes bu büyüklükten gücü nispetinde, hızı ve kararlılığı nispetinde pay alıyor. Bu ölçütler, aldığınız payın büyüklüğüne ve küçüklüğüne zemin oluşturuyor. Türkiye ekonomisini büyütmeye, mikro ve makro verilerini olumluya doğru evirmeye, kamu maliyesi disiplini yanında ekonominin paydaşları arasında adil bir bölüşüm sistemi geliştirmeye fırsat sağlayacak bir siyasal dönüşümü gerçekleştirmenin son aşamasında iken yani referandum sürecinde ipler iyice gerildi.</p>
<p>Almanya’nın, AB ülkelerinin bu konuyu sorun etmesi de, engellemeye yeltenmesi de ve bu amaçla Hayır kampanyalarının gönüllü destekçisi ve planlayıcısı olması da bu bağlamda anlaşılabilir bir durum. Almanya ve AB ülkelerinin hantallaşması, kamplaşması hatta İngiltere’yle birlikte hızlanan kopmalar yaşaması AB’nin, ekonomik açıdan ve finans noktasında sarsılmasına, telaşa kapılmasına aracılık etti. Almanya ve AB, bu anlamda sadece EVET çıkmasını engellemek için değil kendisinin mali açıdan çöküşünü, siyasi açıdan çözülmesini engellemek için de Hayır kampanyalarının büyük ve gönüllü ortağı olmaktan çekinmedi.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
